Fransız seyyah Charles Texier gözüyle XIX.yy Ankarası

Fransız mimar, arkeolog ve gezgin Charles Texier, Hitit uygarlığına ait Hattuşaş ve Yazılıkaya kalıntılarını bulan kişi olması nedeniyle Türkiye’nin arkeoloji dünyasında da önemli bir yere sahip.

Fransız mimar, arkeolog ve gezgin Charles Texier 1802 yılında Versailles’de doğdu, 1871 yılında Paris’te öldü. Texier, 1833 ve 1843 yıllarında olmak üzere iki kez Fransız Hükûmeti tarafından Anadolu’ya gönderildi. Hitit uygarlığına ait Hattuşaş ve Yazılıkaya kalıntılarını bulan kişi olması nedeniyle Texier, Türkiye’nin arkeoloji dünyasında da önemli bir yere sahip. Anadolu’da yürüttüğü kapsamlı çalışmalarını “Küçük Asya” isimli üç ciltlik kitap olarak yayımlayan Texier’in bu dev eseri, yayınlanır yayınlanmaz bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. İçeriği bakımından özellikle Anadolu’yu ilgilendirmesi sebebiyle Türk aydınlarının da dikkatini çeken eserin, daha Milli Mücadele devam ederken, 1923 yılında Ali Suat Bey tarafından Arap harfleriyle Türkçe’ye tercüme edilerek basımı yapıldı. O eserdeki dikkatimizi çeken notları şöyle aktarıyoruz:

Romalıların kurdukları en güzel eser, şehrin aşağı kısmındaydı. Ankara şehrinin bir hipodromu, hamamları, su kemerleri ve çok sayıda tapınakları vardı. Yunan sanatkarları, bu eserlere İtalya’dakilerde bulunmayan bir incelik ve zarafet verdiler.

Charles Texier Hitit uygarlığına ait Hattuşaş ve Yazılıkaya kalıntılarını bulan kişi olması nedeniyle Anadolu’da yürüttüğü kapsamlı çalışmalarını “Küçük Asya” isimli üç ciltlik bir kitap olarak yayımladı.

Ankara (Ancyre)

Lidyalı coğrafyacı Pausanias’a göre Ankara şehri Gordius’un oğlu Midas tarafından kuruldu ve Jüpiter tapınağında görülen gemi demiri, Rum tarihçiler zamanında, bu hükümdar tarafından keşfedilmiş kabul edilirdi.

Karyalı tarihçi Apollonius, Ankara’nın gemi demirine daha eski bir köken verir. Galler Asya’ya geldikleri zaman, Ariobarzane ve Mithridate ile savaşmışlardı. Ptolemee de bunların üzerine Mısırlılardan bir ordu göndermişti. Bu orduyu yenerek, gemilerine kadar sürmüşlerdi. O zaman Galler, gemilerin demirini bir zafer işareti olarak aldılar, getirdiler ve buna Ancyre adını vererek, şehirlerinde muhafaza ettiler; fakat daha İskender zamanında, bu şehir yine bu adla vardı. Makedonya’nın bu kralı, Gordium’dan gelerek Suriye üzerine giderken, Paflagonya milletvekili heyetini kabul etmek ve kendi hakkındaki görüşlerini anlamak için, bu şehrin önünde durmuştu. İskender’den sonra gelenlerin, zamanında Ankara şehri, Manisa savaşında Gallerden yardımcı birlikler almış olan III. Antiochus’a bağlı olmuştu. Bu şehrin adı, ilk defa Manlius’un seferi sebebiyle Romalı tarihçilerin kayıtlarında görülür. Strabon, bundan sadece Galatların bir müstahkem noktası olarak söz eder.

Galatlar hükümetinin üç başkenti Tavium, Pessinus (Pessinunte) ve Ankara idi. Bu son şehir, İmparator Ogüst (Auguste)’ün onuruna olmak üzere Sebaste adını almıştı. Neron zamanında başkent unvanını aldı.

Şehrin arması, bir gemi demiriyle sembolize edilmişti. Sikkeler ve anıtlarla ispatlandığı üzere bu, Roma İmparatorları zamanında da muhafaza edilmiştir.

Zamanın geçmesiyle bu şehir, Mithridate’e karşı olan savaşta Romalıların kaderine bağlı oldu. Pompee, bu devleti, müttefiki Dejotare’ ye verdi; Galatların Tetrarchie hükümeti, bundan doğdu. Dejotare’nin ölümünden sonra katibi Amyntas yerine geçerek MarcAntoine Kral lakabını aldı. Bu onur unvanı, Ogüst (Auguste) tarafından onaylandı. Amyntas, milâttan önce 25 yılında, Kilikya’da öldü. Oğlu Pylaemenes krallığa geçemedi ve Galatya memleketi, bir vilayet olarak Likonya ile birleşti. Ankara şehrinin bir Roma başkenti olarak parlaması dönemi, bu tarihten itibaren başlar.

Hala var olan yazılara göre Ankara şehrinin bir hipodromu, hamamları, su kemerleri ve çok sayıda tapınakları vardı. Öteye beriye dağılmış yıkıntılara yakılarak karar vermek gerekirse, bu binaların mükemmelliği, Romanınkilerden aşağı kalmaz. Fatihlerin görevlendirdikleri Yunan sanatkarları, bu eserlere İtalya’dakilerde bulunmayan bir incelik ve zarafet verdiler.

Galatya, Hristiyanlığı kabul ettiği zaman, başkentte çok sayıda kilise yaptılar. Bugün yalnız bir kilise kalmıştır; o da Ankara’nın St. Clement’i adına yapılmıştır. Bu binanın resmi ve yapım tarzı, Jüstinyen (Justinien) zamanında sonra olduğunu gösterir. Hemen hepsi Türkler tarafından tahrip edilmiş olan işlemeler ve mozaiklerle süslüydü. 

Ankara’nın Bizans dönemine ait tarihi, o kadar önemli olmayan birkaç olayla özetlenebilir. İmparator Julyen, imparatorluk elbisesini burada giydi. Ankara’dan geçerken, Julyen (Julien) çok büyük saygı gördü. Şu anda var olan zafer sütununun, bu imparator için dikildiği zannedilir. Bu sütun, kesin olarak Bizans dönemine aittir; üzerinde hangi kişiye ya da hangi önemli olaya ait bir eser olduğuna ilişkin hiçbir işaret yoktur.

Augusteum

Zamanın ve insanların verdiği zarar, eski binaların çoğunu yıkmıştır. Yalnız, Galatya hükümdarları tarafından Ogüst (Auguste)’ün ve Romanın onuruna yapılan tek bir tapınak, şimdiye kadar kalmıştır. Güzel sanatların az zaman içinde, Galatya’nın başkentinde ne seviyeye ulaştığı, bu eserden anlaşılır.

İtalya’da klasik tapınakların kapıları nadiren muhafaza edilmiştir ve sadece iki kapı vardır ve bunların detayları Ankara’dakiler kadar güzel değildir.

Mimari süslemelerinin, sütunlar ve sütun başlıkları ile dış kaplamaların kırık döküklüklerine acımakla beraber anlaşıldığına göre, gerek binanın kendi ve gerek süslemeleri, o kadar zevk ve dikkatle yapılmıştır ki eğer bu Ankara tapınağı daha çok tanınmış olsaydı, herhalde Roma mimari tarzım şaheserleri içinde ilk sınıfa girerdi.

Hacı Bayram Camii: Ortada fevkani mahvilini taşıyan kemerli geçit, solda imaret bölümü, sağda türbeye bitişik yaptırılan ahşap çatılı bölüm

XVIII. yüzyılın ortalarında “Hacı Bayram” adında bir zat, Müslümanların tahrip etmiş oldukları kiliseye bitişik bir cami yaptırdı. Bu caminin binasında, tapınağın kemerlerinden çıkan birçok mermerler kullanılmış ve Bizans kilisesi, Müslüman mezarlığına dönüştürülmüştür. Böyle güzel sanatları içeren Ankara tapınağının, bu acınacak hale gelmesinde, faillerini mi hesaba çekmeli bilmem. Zira bu güzel eser, hiç şüphesiz zamanımıza sağlam kavuşamayacaktı. Cami, tapınağı korumuştur ve bu bina, bugün asıl şeklinden çıkarak esassız bir hale gelmiş olmakla beraber, yine bir dini kurumun bir bölümü gibi saygı görmüştür. 

Bu tapınak, direğin üzerindeki Rumca kitabede isimleri geçen Galatya hükümdarları tarafından yapılmıştır. Kitabede tapınağın açılışında yapılan törenler ve kutlamalar da yazılıdır. Auguste’ün ölümünde, tapınağın ön kısım duvarındaki vasiyetnamesi de Latince ve Rumca olarak kaydedilmiştir. 

Bu kitabe, eski zaman insanlarının dini tören hakkındaki bilgilerini içeren tek eser olma önemine sahiptir: “Galatlar halkı, resmi açılış adaklarını sunduktan sonra bu tapınağı ilahi Auguste ve Roma tanrıçasına armağan etti… Gösteriler düzenledi, ziyafetler verdi ve üç yüz çift gladyatör dövüştürdü.Şar arabaları ve atlılarla yarışma yaptırdı; boğa dövüşüyle bir de av yaptı. Şehrin yanındaki Sebasteum’un (yani Auguste tapınağının) inşa edildiği, genel toplantıların ve at yarışlarının yapıldığı araziyi, tapınağa ayırdı.

Romalılar, Galatlara tiyatro, oyun ve koşu zevkini getirdiler. Roma’da daha hararetli bir şekilde yapılan bu kutlamalar, doğu ile Roma arasındaki ilişkileri artırıyordu.

Ankara’nın Augusteum’unu en değerli eski eserler sırasına geçiren sebep, Auguste’ün tunçtan iki levha üzerine yazdırarak Roma’nın ateş tapınaklarının korumasına bıraktığı ünlü vasiyetnamesini içerir olmasıdır.

1834 yılında Hacı Bayram’ın torunlarından birisi tapınağın geriye kalan kısmını yıkarak taşlarıyla evinde özel bir hamam yaptırmak kötü düşüncesine kapılmıştı; fakat bu düşünce uygulamaya konulmadı; yalnız güney taraftaki cepheden birkaç taş çıkarılmıştı. 

Texier, Ankara gezisinde tapınağın yıkılacağına dair bilgisini alınca gezi sonrası hemen Fransa Eğitim Bakanlığı’na olayı rapor eder. Bir sene sonra kendisi gibi araştırmalar için İzmir’de bulunan İngiliz jeolog William John Hamilton’a durumu anlatır, yardım ister. Osmanlı yönetimine yapılan uyarılar sonrası bu yıkımdan vazgeçilir. Augustus Tapınağı kurtulur.

Ankara’nın yeni kurucusu gözüyle bakılan Auguste için bir tapınak yapmakla yetinemeyen Galatlar, imparator Nerva, Trajan ve ıcalla için de tapınaklar inşa ettiler. Ermeni mezarlığındaki bir kitabe Antonin’e ait bir tapınaktaki heykellerden birine benzer.

Kale

Şehir doğudan batıya doğru genişleyen bir tepenin üzerindedir. Bu tepe volkanik bir kayadır. Asıl hisar, bu kayanın tepesini süsleyerek surları dağın orta yerlerine kadar inerdi. Kuzeyde Engürü Suyu, dağın eteklerini dolaşarak batıya doğru akar ve sonra Sakarya nehrine karışır.

Galatia Roma eyaleti olduktan sonra surlar aşağıdaki ovaya doğru uzanmış ve tepe üzerindeki kısımları tekrardan desteklenerek büyük bir sitadel oluşturulmuştur. Roma hamamının kalıntıları hâlâ tanınabilir bir haldedir. Bu harabeler bugünkü şehrin dışında kalmaktadır. Çift sıra surlar hâlâ yerindedir fakat şehre yöneltilmiş olan birçok saldırının izleri görülmektedir ve duvarların birçok yeri antik abidelerden alınmış parçalarla tamir edilmiştir. Surların önünde hendek bulunmamaktadır. Surlar arazinin kıvrımlarını takip etmektedirler ve bu yüzden bazı noktalarda vadi seviyesinden yüzlerce metre yükselirler. 

Kale duvarlarında bol miktarda kişilerin anısına yapılmış ve yüceltici steller bulunmaktadır. Sur duvarlarında aşağıdan yukarıya kadar şehrin idari olaylarını betimleyen yazıtlar yer alır. Romalıların inşa ettiği en güzel yapılar şehrin aşağı kısımlarında bulunmaktadır

Ankara şehrinin, ilim dünyasına en çok tarihi belge verenlerden birisi olduğu şüphesizdir. Bunun üzücü olan tarafı, kale yakınında her gün bulunup çıkarılan eserlerin çoğunun ya büsbütün kırık olması ya da bir sanat tarihçi görmeden önce yok olmasıdır. Çevredeki bütün eserler, Roma mimari tarzındaki şekli bozulmuş parçalarla doludur. 

Kalenin duvarları, hemen hemen tamamen eski eserden oluşmaktadır. Duvarların kaidesinden tepesine kadar her tarafında, az çok korunmuş hâlde kalmış kitabe parçaları görülür. Memleketin yönetimiyle ilgili bilgileri içeren bu parçalar, bir yere toplanınca, eski yazarların bıraktıkları yetersiz belgelerin tamamlanmasına hizmet ederler. Bir hatıra ve dirinin onuruna yapılan dikilitaşlar, orada bol miktarda bulunur. Üzerlerinde bulunan yazılar, bugün görülebilir durumdadır.

Şimdiki Şehir ve Sakinleri

Yüzyıllarca yabancı işgalinden sonra, ilk halkın Osmanlı kanıyla karışması sebebiyle, önemli bir değişim geçireceği açıktır. Böyleyken Ankara’da ikamet etmiş olan Avrupalılar, buranın yine özel bir çehreye ve özelliğe sahip olduğuna dikkat etmişlerdir. Gal kanı, buranın kumral sakallı ve mavi gözlü birçok insanında görülür.

Kelt dili ise Gallerin Asya’da yerleşmelerinden birkaç yüzyıl sonra bile korunmuş halde kalmıştı. 

Onca savaş ve talan yaşamasına rağmen Ankara şehri, Küçük Asya’nın yine de en kalabalık şehirlerinden birisidir. Bu şehir, nispeten rahatlık içinde olmasını, iyi bir yerde olmasına borçludur. İklimi olağanüstü sağlığa elverişli, toprağı verimli ve özellikle tüyleri farklı bir güzelliğe sahip olan keçilerinin sayısız sürüleri, şimdiki nüfusunun iki mislini zengin etmeye yeterlidir.

Memlekette yapı taşı var ise de genel âdet, evleri çiğ kerpiçle yapmaktır. Bu tür bina, eski zaman tarzım en geri dönemine kadar gider. Babil, Ninova şehirleri böyle yapılmış ve bu metot İran, Asur ve Kapadokya’ya kadar yayılmıştır. Bundan başka, binaların dışına hiç itina etmediklerinden, şimdiki Ankara sokakları, diğer yeni şehirlerin tersine, hüzünlü bir görüntü sergiler. Şehrin halkı Türk, Ermeni, Rum ve bir de kilise açmaya izin almış olan bir miktar Ermeni Katoliği’nden oluşur. Bunların toplamı, yirmi sekiz bin tahmin olunuyorsa da şehir, bundan daha fazlasını alacak kadar büyüktür. Bütün büyük ticaretler, Hristiyanların elindedir. Şehir, her yıl serasker paşaya hediye olarak yüz elli bin guruş kadar bir para gönderir; bu paranın en büyük kısmını Hristiyanlardan tahsil ederler.

Müslüman olmayan halkın şikayet sebebi, yalnız bu para değildi. Mütesellimlerin şarap üzerine koydukları vergiyi her yıl artırmaları ve padişahın bundan haberi olmaması da ayrı bir şikayet sebebiydi.

Aslında vergi sistemi kötüdür. Arazinin yükümlülüğü, yalnızca verdiği ürün açısındandır; nadasa bırakılarak dinlendirilen arazi, hiçbir şey vermez. Emlak vergileri çok azdır.

Müslümanlarda bir aile reisi öldüğü zaman, mirasını dağıtmaya molla ile kadı görevlidir. Ölenin karısı sekizde bir ve kızları, oğulların yarısı pay alma hakkına sahiptirler. Ölenin eğer çocuk kardeşi kalmışsa, mirasa girmemek üzere bakılması, o ailenin ortak mükellefiyetine aittir.

Burası kadar hırsızı az bir memleket yoktur. Evlerin kapıları şöylece kapanmış olduğu halde, burada uzun süre ikâmetim sırasında, bu tür olaylardan söz edildiğini hiç duymadım. Burada sanayinin gelişmesine engel olan en büyük zorluk, memleketi yönetenlerin de idare edilenlerin de yeni bir tarzı kabulden korkmalarıdır. Şehrin etrafındaki doğal su akışı çok elverişli olduğu halde, bunu harekete geçiren güç olarak kullanıp bir fabrika kurmayı, hiç kimse düşünmemiştir. Bu şekilde burada pamuktan, yünden, çok bol olan ketenden her tür kumaş yapılabilirken, bu iş ya elle yapılır ya da bunlar, ham madde olarak ihraç edilir. Geçen yüzyılda, burada çok sayıda yabancı kuruluşu varken, şimdi hiçbiri kalmamıştır. O zaman yirmi beş bin balyadan çok kumaş, çorap vb. gibi yünden yapılma eşya ihraç edildiği halde, bu ihracat şimdi beş bin balyaya çıkamaz. 

Ankara paşasının yönetiminde, yüz seksen köy vardır. Bunların toplam nüfusu seksen beş bindir; göçebe takımı bu hesap içinde değildir.

Silahlı kuvvet, çok sınırlı sayıdadır. Bununla beraber paşa, voyvodaları aracılığıyla, Frigya’nın merkezine otuz bin kişilik bir ordu toplayabileceğini söylüyordu. Bize hükümet memurları tarafından verilen bu rakamlara göre, Küçük Asya’nın ortasındaki nüfusun ne kadar zayıf olduğu anlaşılır.

Kaynakça:

Seyyahların Gözüyle Ankara – Ankara Kalkınma Ajansı – 2017

Yabancı Seyyahların Gözlemleriyle Roma ve Bizans Dönemi’nde Ankara – Dr. H. Sinan Sülüner – Ankara Araştırmaları Dergisi (VEKAM)

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları
Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir