Çevre hakkı bağlamında kentsel dönüşüm

Kent nüfusunun hızlı artışı ve çevre sorunlarının görünür hale gelmesi uluslararası örgütleri de harekete geçirdi. 1972 Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Stockholm Bildirgesi’yle çevre hakkı ilk kez uluslararası bir konferansın gündemi oldu ve üçüncü kuşak (dayanışma) haklar kategorisinde insan hakkı sayıldı. Avrupa Kentsel Şartı’nda da yer alan “Kirletilmemiş Sağlıklı Bir Çevre Hakkı”:

  • Doğal yaşamın, flora ve faunanın korunmasını,
  • Toprak, su ve havanın temiz olarak muhafazasını,
  • Kimyasal sanayi atıklarının uygun şekilde imha edilmesini,
  • Estetik bir çevre yaratma ve kültürel varlıkların korunmasını,
  • Savaş gibi çevreye zararı yüksek duruma karşı barışın talep edilmesini kapsıyor.

Bu hak çerçevesinde yaşanabilir kentler için “kentsel dönüşüm” de imar planları ile yaklaşık 50 yıllık sürelerle yapılan değişime alternatif olarak daha kısa süreli ve hızlı çözüm aracı olarak ortaya çıktı. Özellikle hızlı kentleşmenin başladığı dönemlerde gecekondulaşma ve sağlıksız konut miktarı artmış, bu durum hem o konutun kullanıcısı hem de diğer insanlar için sorun teşkil etmeye başlamıştı. Dolayısıyla amacına uygun olarak yapılacak kentsel dönüşüm projeleri gerekli fakat burada ‘amacına uygun’ demek önemli. Çünkü kentsel dönüşüm aynı zamanda rant konusu haline de geldi. Kentsel dönüşümünün Türkiye’deki gelişimi aslında şöyle:

Sağlıklı, kaliteli ve erişilebilir konut şart

Anayasa’nın 56. Maddesi’nde bu durum “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” şeklinde belirtiliyor. Buna göre tüm vatandaşlar çevreden yararlanma hakkına ve çevreyi koruma yükümlülüğüne sahip. 1983 yılında yürürlüğe giren Çevre Kanunu’nun amacı da bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak. Çevre kavramı sadece doğal yaşamı değil fiziksel olan her yapıyı yani konut alanlarını da içine alıyor. Dolayısıyla sağlıklı, kaliteli ve erişilebilir konut şart. 

Konutların inşası ya da düzenlenmesi ise bazı kriterlere göre yapılıyor; 1985’te yayınlanan İmar Kanunu yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendi. Bu şartlara uygun olmayan yapılar kentsel dönüşüme tabii tutulur, özellikle afet riski olan bölgelerde risk potansiyeli çok az da olsa kentsel dönüşüm uygulanır. 2005 Belediye Kanunu’nun 73. Maddesi; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulanabileceğini söyler. Belediye sınırları içerisinde ise bu yapılara ilişkin çalışmalar belediye tarafından yürütülür. 

Ekonomik ömrünü tamamlamış yapılar

Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine ilişkin kanun da 2012 yılında yürürlüğe girdi. Kanunun amacı afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek. Kanunda da yer alan afet riski dışındaki alanlar yani “ekonomik ömrünü tamamlamış” yapılar ise muğlak bir kavram. Zira yönetmelikte ekonomik ömre ilişkin net bir zaman belirtilmemesi rant için kullanıma da oldukça açık. Ankara’da ekonomik ömrünü tamamlamış riskli yapıların yıkımı için kentsel dönüşüm projeleri uygulanabiliyor. 

Ayrancı semti de bu kapsamda kentsel dönüşüme tabii tutulmuş ve son birkaç yılda bazı binalar dönüştürülmüş. Ancak kentsel dönüşüm kent ve kent kültürü açısından oldukça önemli olması sebebiyle çok boyutlu olarak ele alınmalı. Ayrancı’nın fiziksel yapısı, parkları, eski binaları ile şahsına münhasır bir kent dokusuna sahip. Kentsel dönüşüm sadece fiziksel bir proje değildir, kentin sosyal yönünü de göz önünde bulundurarak yapılması gereken, özellikle kullanılmaz hale gelmiş ve çöküntü olmuş alanları yenileme çalışmasıdır. Ancak Ayrancı’da binaların genellikle 4-5 katlı olması dikkate alınmaksızın yüksek rezidansların yapılması, kentsel dönüşüme tabii tutulmuş apartmanların çok yüksek fiyatlara satılması sonucu Ayrancı sakinlerinin başka semtlere taşınmak zorunda kalması semtin sosyal yapısına da zarar veriyor. Aynı zamanda Ayrancı gibi bölgelerde kentsel dönüşüm projeleri uygulanırken yıkılan sadece apartmanlar değil. Ön ve arka bahçelerin tamamen inşaat alanı içinde kalması nedeniyle tüm ağaçların kesilmesi ve bu ağaçlarda yaşayan hayvanların göç etmesi ya da yaşam alanı bulamayıp ölmesi de çevre hakkına uygun değil. Ayrıca kentsel dönüşüm projesinde göz ardı edilen yeşil alan zorunluluğunun da mevcut yeşil alanlara zarar vermeden sağlanması konusu da gözden kaçmamalı.

Kentsel dönüşüm kansere dönüşmesin

Dikkat: eski binalar yıkılırken hepimiz kanser soluyoruz

Türkiye’de eski binaların yıkımı sırasında hiçbir önlem alınmıyor

Asbest yıllardır sessiz sedasız hayatımızın her alanında kullanılmış olsa da çoğumuzun hakkında çok az şey bildiği bir madde. Isı yalıtımı özelliği olan, ateşe ve sürtünmeye dayanıklılığından ötürü ‘mucize madde’ olarak başta denizcilik, inşaat, otomotiv, tekstil olmak üzere pek çok yerde kullanılan asbestin yaklaşık 3 bin malzemede karşımıza çıktığı söyleniyor. Asbestli su boruları, eternit çatı kaplaması, çatı izolasyon malzemesi, dış cephe sıvası, fasarit boyalar, kombiler vs diye uzayıp gidiyor asbestin kullanım listesi.

Tabii burada ‘talk’ mineralinde de bahsetmek gerek. Pudralardan tutun da kozmetik, ilaç, plastik sanayi ve hatta suluboyalara kadar kullanılan talk minerali, hammadde olarak bulunduğu doğal alanlardan çıkarılırken bir başka mineral ile karışıyor ve bu mineralin adı maalesef, asbest. Asbest yatakları ile çoğu zaman yakın olan talk mineral yataklarının pek çoğu asbest bulaşması nedeniyle zehirli hale geliyor.

Londra’da eski bir binanın yıkımı sırasında alınan önlemler

Ankara asbesti havagazı fabrikasıyla duydu

Birkaç yıl önce ABD’de Johnson&Johnson firması, ürettiği talk pudrasının kansere neden olduğu gerekçesiyle açılan davalarda milyonlarca dolar tazminata mahkum edilmişti. Suçlu olan talk değil içine bulaşmış asbest mineraliydi.

Asbest tehlikesi Maltepe Havagazı Fabrikası’nın yıkımında gündeme gelmişti.

Ankara’da ise asbest tehlikesi ilk olarak Maltepe’de bulunan Havagazı fabrikasının yıkımı sırasında gündeme geldi. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan, fabrikanın inşaatı sırasında tonlarca asbest kullanıldığını ve yıkım sırasında bunların toz haline gelerek kentin üzerine yağdığını kamuoyuna açıklamış, dönemin büyükşehir belediye başkanı da yükselen kamuoyu tepkisinin ardından yıkım tedbirleri almak zorunda kalmıştı. Ancak bu arada bölgede yaşayan insanlar, civar okullardaki öğrenciler haftalarca asbest tozu solumuşlardı. Asbest şimdilerde ise kentsel dönüşüm nedeniyle büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Kontrolsüz yıkımın önüne geçilmeli

Mahallemizde eski binalarda yoğun olarak kullanılmış olan asbestli malzemeler ne yazık ki kontrolsüzce yıkım sırasında milyarlarca küçük zerreye dönüşerek havaya karışıyor ve çok hafif olması nedeniyle havada uzun süre askıda kalan asbest tozu, rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınabiliyor. Sonuç olarak yıkılan her binadan yayılan asbest tozları önce mahalleye sonra tüm kente yağıyor.

Ayrancı’da kontrolsüz yıkımlarda hepimiz asbest soluyoruz.

Peki ne yapar asbest tozu insana? Doğrudan ciğerlere giren bu mineral başta mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) ve akciğer kanseri olmak üzere solunum yolu hastalıklarının en önemli nedeni maalesef. Pandemi nedeniyle taktığımız maskelerin bizleri korumadığını da söylüyor uzmanlar. O halde bu felaketi durdurmanın tek yolu, yıkımdan önce binalarda kullanılan asbestli malzemenin uzmanlar tarafından kanunlara uygun bir şekilde tespitinin yapılarak ve sökülerek, özel bertaraf alanlarına gönderilmesi.

Tüm bu işlerde sorumluluk ilgili belediyelere düşüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın geçmiş yıllarda belediyelerin denetimine bıraktığı bu konuda acaba Ankara belediyeleri ne gibi tedbirler alıyor? Örneğin içme suyu borularının önemli bir kısmı hala asbestli eski borulardan oluşuyor. Polatlı içme suyu borularının değiştirilmesi için bütçe ayrılması önergesinde Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde AKP/MHP üyelerinin projeyi sekteye uğrattığını hatırlarsak asbest konusunun siyasi çekişmeler arasında kaybolduğunu görürüz. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş eski borulardan Polatlı’yı kurtarsa da çalışmalar sırasında asbeste dair önlem alınmamış, çalışanlar da asbest tozu solumuşlardı habersizce. Bu olay da iyi niyetli olmanın yetmediğinin, asbest konusunda tamamen bilgisiz ve tedbirsiz olduğumuzun bir başka örneği idi. 

Mehmet Şeyhmus Ensari

Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı’ndan belediyelere çağrı

Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, asbest konusundaki bilgisizliğe ve belediyelerdeki vahim duruma dikkat çekiyor. “Isıya ve sürtünmeye dayanıklılığı nedeniyle mucize madde olarak tanımlanan asbest minerali gerçekten mucizevi ama öldürücü” diyen Ensari, asbestin 60’lı yıllardan itibaren yoğun olarak kullanıldığı ancak 2010 yılında yasaklandığını vurguluyor. Fakat günümüzde “amyant” adı altında asbestin aslında hala piyasada yoğun olarak satıldığını belirten Ensari, resmi ihracat ve ithalat verilerinde bile görüldüğünü söyleyerek asbest ticaretinin yasak olmasına karşın devam ettiğine dikkat çekti. 

Ensari, “Asbest, iğnemsi yapısıyla ciğerlerimize girerek, tedavisi olmayan kansere yol açmaktadır. Avrupa’da ülkeler yasakladığı halde geçmişte kullanılan asbest nedeniyle pek çok hastalık davaları açılmaktadır. Mağdur olan binlerce insan asbest nedeniyle ölmeye devam etmektedir. Mutlaka farkındalık yaratılması ve sorumlu kurumların acil önlemler alması gerekmektedir” dedi. 

Kentsel dönüşümde ortaya çıkan asbest tehlikesi üzerine Ankara, Çankaya, Yenimahalle belediyelerine gerekli ziyaret ve uyarılarda bulunduklarını ancak etkili olamadıklarını kaydeden Ensari, “Buradan belediyelerimize sesleniyorum; insanlarımızın hayatı için sizlerle her türlü çalışma ve iş birliği yapmaya hazırız. Asbest konusunda farkındalık oluşturmak ve kanunen sorumlu olduğunuz tedbirleri almanız için derneğimiz tüm olanaklarıyla yardımcı olmaya hazırdır” çağrısında bulundu.

Sahte asbest raporu 

Ankara’da ilçe belediyelerinin tamamında asbest konusunda genel bir bilgisizlik olduğunu, işin vahim kısmının görevi kötüye kullanan bazı uzmanların sahte asbest raporu vererek belediyeleri yanıltması olduğunu belirten Ensari, “Sahte ve mükerrer raporlarla yüzlerce bina yıkılıyor ve tonlarca asbest tozu kentte havaya yayılarak Ankaralıları sessizce zehirliyor. Asbest tozları hemen zehirlemediği için kimse umursamıyor ama 10 ila 30 yıl arasında kanser vakalarının patlayacağını üzülerek söylüyorum” dedi. ASUD Başkanı Ensari şöyle devam etti:

Çankaya, İncesu semtinde temel inşaatı nedeniyle çökme tehlikesi geçiren komşu binaların acil yıkımı konusunda olduğu gibi veya deprem nedeniyle hasarlı binaların yıkıldığı İzmir örneği gibi acil yıkım işlemlerinde de bazı tedbirler alınıyor pek çok ülkede. Toz çıkmasına karşı bizdeki gibi itfaiye hortumuyla etkisiz sulamalar yapmak yerine ileri teknolojiyle geliştirilmiş farklı ve pahalı olmayan cihazlar var. Bizim belediyelerin hiç mi parası yok? Bilgisizlik ve umursamazlığın sonuçlarını yaşıyoruz. Bina yıkılırken seyreden insanlar, yakındaki çocuk bahçesinde oynayan evlatlarımız 30 yaşlarına geldiğinde asbest nedeniyle kanser tehlikesi yaşayacak.”

Yayılan tozların kentin üzerine çökerek, toprağa ve suya karışarak tehlike yaratmaya devam edeceğini de kaydeden Ensari, kentsel dönüşümde oluşan asbest tehlikesi konusunda istişarede bulunmak üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı, Sağlık Bakanlığı’nı yakın zamanda ziyaret ettiklerini ama her bakanlığın topu diğerine attığını belirterek tüm sorumluluğun belediyelere bırakılmış olduğunu gördüklerini ifade etti.

“Sorumluluk karmaşası var”

Ensari, “Sorumluluk karmaşası var kanunen. Herkes birbirine topu atıyor, düzgün bir yıkım yönetmeliği henüz çıkarılmadı Çevre Bakanlığı’ndan. Öte yandan Çevre Bakanlığı 10 Mayıs 2018’de İstanbul belediyelerine, 2 Temmuz 2018’de Ankara belediyelerine, mevcut yönetmeliklere atıfta bulunarak binaların asbest ve tehlikeli maddelerden temizlenmeden yıkılmaması gerektiğine dair tüm sorumluluğu kendilerine verdi. Belediyeler ‘benim cezai ehliyetim yok’ dese de ‘yıkım ruhsatını kim verdiyse sorumluluk ondadır’ ilkesi üzerinden belediyelerin sorumluluğu açıktır. Çok sıkı denetleme ile sahte raporların önüne geçilebilir” diye devam etti.

Yıkılan binalardan çıkan asbestli molozların da usulüne uygun olmayan bir biçimde hafriyat depolama sahalarına döküldüğünü, Çevre Bakanlığı yetkililerinin bu sahaları mutlaka denetlemesi gerektiğini vurgulayan Ensari, Ankaralıların asbest soluduğunu, atıkların da toprağı ve suyu kirlettiğini tekrar tekrar hatırlatırken “Belediyelerin gerek personel ve gerekse bilgi eksikliklerini gidermek için dernek olarak her türlü desteğe hazırız, yeter ki insanlarımız ölümü solumasın” dedi.

Görüyoruz ki, Ankara’nın asbest sorunu büyüyerek devam ediyor. Sorumluluğu üstlerinden atmaya çalışan ilgili kurumların duyarsızlığı devam ettikçe, gelecek yıllarda yüzbinlerce insan bu ilgisizliğin cezasını sağlıklarıyla ödemeye mahkum kalacak ne yazık ki…