10 bin yıllık gelenek: Aşure

Aşura

Tarihsel akış içinde Aşura’ya ait iki adet temel inanış bulunmaktadır. İlk inanış, Nuh Peygamber’den İbrahim Peygamber’e, oradan Cahiliye Araplarına kadar uzanan süreçte bu günde oruç tutulduğudur. İkinci olarak ise, Musa Peygamber ve ona inananların Firavun’un zulmünden kurtuldukları için bir şükran göstergesi olarak Yahudilerin bu orucu tuttuğudur.

Aşura’nın mühimliği hakkında bu iki temel inanışın dışında elbette pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Öyle ki bu günde “Adem Peygamber’in tövbesinin kabul edildiği, Yunus Peygamber’in balığın karnından çıkarıldığı, Musa Peygamber ve İsa Peygamber’in doğduğu, Süleyman Peygamber’e mülkün verildiği, Davud Peygamber’in tövbesinin kabul edildiği, Muhammed Peygamber’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğini müjdeleyen bir gündür.”[1] Lakin bu inanışlar çoğunlukla rivayettir. Velhasıl kelam, Aşura, tüm Sami dinleri ortak paydada buluşturabilmiş oldukça önemli bir gündür.

İlk olarak, Nuh Peygamber döneminden kalan Aşura gününde oruç tutmak, Yahudilere ait bir inançtı. Yahudilerin yedinci ayı olan Tişrin’in onuncu gününe rastlayan Aşura, onlar için hem bayram hem de yıllık günahlarının temizlendiği ilahi bir gündü. Bununla birlikte Muhammed Peygamber’in de Cahiliye Dönemi’nde Aşura orucunu tuttuğu ve Müslümanlara bu orucu tutmalarını önerdiği bilinmektedir.

Gelelim, İslam tarihinin en acımasız olaylarından birinin Aşura ile ilgisine. Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de Kerbela’da şehit edilmesinden sonra bu gün, müjdeleri ve sevinçlerinden ziyade yerini yasa ve mateme bırakmıştır.

Bir Tatlı Olarak Aşure:

Farsça aşure, “karışık aş” manasına gelen “aşur”dan türetilmiştir. İnsanlık tarihinin en önemli hububatlarından biri olan buğdayın ana kahramanı olduğu aşure, bereketle çok yakından ilişkilidir. Köken tartışmalarında bu yiyeceğin aslında tarımın icadına dayandığına dair pek çok önemli görüş bulunmaktadır. Bereketli Hilal’in dünya mirasına katkısı olan buğday ve buğday kültürü etkisini geniş sınırlar içinde göstermiştir ve aşure de bu mirasın bir sonucudur.

Aşureye benzer içinde buğdayın olduğu yemekler, genellikle çoğu ülkelerde bayram yemeği olarak tüketilmiştir. İslamiyet öncesi Araplarda da kutsal sayılan onuncu gün olan Aşura’nın yenildiği yemeğe bu isim verilmiştir.

Elbette bir diğer hikaye ise tufanda kalan Nuh Peygamber’in Cudi Dağı’na oturur oturmaz gemide neyi var neyi yoksa hepsini katarak aşureyi yaptığıdır.

Anadolu topraklarında ise aşure geleneğini üstlenen her zaman Osmanlı sarayı idi. Muharrem ayının 10. gününe denk gelen günde, Topkapı Saray’ı aşure hazırlıklarına günler önceden başlardı. Helvacıbaşıların pişirdiği bu aşureden ilk olarak padişaha, ardından harem halkına, bu iki önemli kademeden sonra ise devlet ileri gelenlerine, imaretlere ve en son olarak halka dağıtılması büyük ve önemi bir gelenekti. Aşure dağıtma geleneğinin ilk aşamasında yüksek rütbeliler bulunurdu. Saray testilerine konulan aşureleri tablakarlar bu hanelere götürür, ertesi gün ise bu kase ve testilerin içine hane sahipleri tarafından çikolata, badem şekeri, fıstık gibi ikramlar doldurulurdu. Ardından konak ağaları bu kapları saraya iade ederdi.

Mary Işın’ın Osmanlı Mutfak Sözlüğünde belirttiği üzere, 1870’de Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan’ın pişirttiği miskli aşure için bir buçuk ton malzeme kullanılmıştı!

İkinci ve esas olan ise halka aşure dağıtımıydı. “Daneli” olarak adlandırılan, yani içinde buğday, incir, üzüm, kayısı, nohut, bakla ve çeşitli hububatlar olan aşureler kazanlar içinde Yıldız Talimhane Meydanı’na götürülür ve halka dağıtımı yapılırdı.

Türk mutfağında aşurenin 41 çeşidinin yapıldığı söylenir. Bazı yörelerde aşure etli ve tuzlu da yapılır. Bunun en büyük sebebi, Anadolu coğrafyasının insanlara sunduğu ürün çeşitliliğidir.

Eski yemek kitaplarından aşure tarifleri

1844 tarihli Melceü’t-Tabbâhîn’den aşure tarifi:

Tarîk-i tabhı: Matlûbü’l-mikdâr kabuğu çıkmış buğdayı ba’det-tathîr tencere içine koyub bolca su ile bir taşım kaynatub altına kömür tozu döküb az ateş ile beş on sâ’at terk itdikden sonra yine altına odun yakub kaynadıkda içine kaynamış fasulye ve bakla ve pirinc her ne murâd olunur ise ilâve ve tatlu olacak mikdârı asel veya şeker koyub bir taşım dahî kaynatub indireler. Eğer pek koyu olur ise bir mikdâr sıcak su ile alışdırub tabaklara vaz’birle üzerine kavrilmuş badem dizub tenâvül buyrula. Adisi budur.

1880 tarihli Yeni Yemek Kitabı’ndan bir Aşure tarifi:

Bir miktar aşurenin buğdayını tencerede bolca suyla bir taşım kaynattıktan sonra az ateşte beş on saat durduktan sonra tekrar altına keskin ateşi yakıp kaynatmalı ve içine üzüm, fındık vesaire koyup kararınca şeker ekleyip bir taşım daha kaynatıldıktan sonra aşağı alınmalı. İçine ceviz, badem de konur.

1924’te yazılmış Tatlı Ustası kitabından alışık olmadığımız bir tarif, Frenk Arpası Aşuresi:

Lüzumu miktar frenk arpası akşamdan ılık suda ıslatılıp ertesi sabah aşure buğdayı gibi kafi miktar su ile ateşte kaynatılır. Arpalar yarılıp helmesini koyuverinceye kadar pişirilir. Sonra diğer aşurelerde olduğu gibi şekeri vesairesi ilave edilip bir taşım daha kaynatılıp tabaklara ve kaselere tevzi olunur.

Bunun da üstüne diğer aşurelerde olduğu gibi ceviz, fındık, fıstık, kuş üzümü koymak adettir.

Arzu olunduğu halde su yerine süt konulur ve gayet nefis bir şey olur.

Kaynaklar:

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/asura

Hadiye Fahriye, Tatlı Ustası (Tatlıcıbaşı), Cinius Yayınları, İstanbul, 2019.

Özge Samancı, Yeni Yemek Kitabı, Çiya Yayınları, İstanbul, 2017.

P. Mary Işın, Osmanlı Mutfak Sözlüğü, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2017.

Mehmet Kamil, Melceü’t-tabbahin (Aşçıların sığınağı), Çiya Yayınları, İstanbul, 2016.

Eyüp Baş, “Aşure Günü, Tarihsel Boyutu ve Osmanlı Dini Hayatındaki Yeri Üzerine Düşünceler.”, AÜİFD XLV (2004), sayı.1, s.167-190.

Zeynel Özlü, “Osmanlı Sarayında Aşure Geleneğinin Uygulanmasına Dair”, Millî Folklor, 2014, Yıl 26, Sayı 101.

https://islamansiklopedisi.org.tr/asura

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/a%C5%9Fure

Ayrancı aşkına: OAK Coffee

Ayrancı Kuzgun Sokak’taki kahvehanenin yerine yeni bir kafe açıldı; OAK Coffee Co. OAK İngilizce kelime anlamı olarak meşe demek. Bu ismi kullanırken özel bir anlam yüklememişler. “Co” da İngilizce “company” kelimesinin kısaltması. 2021 yılı Mart ayında tam da pandemi süreci devam ederken açılan bu kafe oldukça dikkat çekiciydi. Sadece gel-al şeklinde hizmet veren kafede onlarca müşteri kahve almak için bekliyordu. Daha sonra araya uzun bir kapanma süreci girdi, yaz geldi ve Ayrancı Ahalisi Facebook sayfasında bir duyuru yapıldı; “Şeker Hamurlu Cupcake Atölyesi”. Böylece bu kafenin üretimi teşvik eden farklı konsepte sahip bir mekan olduğunu anladık ve kendileriyle tanışmak istedik. OAK Kafe işletmecileri; Burak Bey, kardeşi Samet Bey ve arkadaşları Ahmet Bey. Burak Bey ile yaptığımız bu sohbetten dolayı kendisine teşekkür ederiz. 

OAK Kafe dışarıdan bakılınca oldukça büyük ve ferah bir bahçeye sahip. Ferah ve açık olması size sokakta oturuyormuş izlenimi veriyor. Burak Bey’le sohbet ederken uzunca bir süredir böyle bir kafe projeleri olduğunu ve özellikle de Ayrancı’da işletmek istediklerini öğreniyoruz. Bu durum oldukça ilgimizi çekiyor. Burak Bey, yaklaşık beş yıldır Ayrancı’da ikamet ediyor ve semtin sokaklarından dönünce deniz görecekmiş hissine kapıldığını söylüyor. Üniversite için Ankara’ya gelmiş ve kendisine Ankara’yı Ayrancı sevdirmiş. OAK, sokak arasında bir yer ve Burak Bey kafe için burayı özellikle istemiş. Zaten eskiden de kahvehane olan mekanın kafeye dönüşümü çok zor olmamış. Tadilatların yüzde 80’ini kendileri yapmışlar. Kafe ilk açıldığında çoğunlukla kendi arkadaşları gelirken zaman geçtikçe yeni insanlar gelmeye başlamış. “Biz felsefe olarak enerjinin çok önemli olduğuna inanıyoruz” diyor Burak Bey ve onlara göre amaç sadece ticaret yapmak değil. Özellikle mahalleliden güzel yorumlar aldıkça çok mutlu ve motive olmuşlar:  “Hatta bir gün karşı apartmanda oturan bir komşumuz geldi, ‘dün gece sesler geldi’ dedi ve biz de rahatsız olduğunu düşündük ama komşumuz aksine ‘biz burada böyle seslere alışkın değiliz, güzel oldu’ deyince çok sevindik.

Kafeye gelen kişilerin profili aslında saat dilimine bölünmüş durumda, işe giderken kahve alanlar, öğle saatlerinde oturmaya gelenler ve iş çıkış saatlerindeki müşteriler. Ek olarak bir de atölye çalışmalarına katılmak için gelenler oluyormuş. 

“OAK’ın yaşayan bir yer olmasını istiyoruz”

Burak Bey 2014-2015 yıllarında ahşaba ilgi duymaya başlamış ve ürettiği şeyleri instagram sayfasında satmış. Bu tecrübesinden yola çıkarak kafede atölye çalışmaları için büyük bir oda ayrılmış. Bu ay için takvimde 18 tane atölye çalışması var. Kendi alanında uzmanlaşmış eğitmenler atölye çalışmalarına eşlik ediyor. Atölye çalışmalarının yanında seminerler, toplantılar ve söyleşiler de yapmayı planlıyorlar, OAK’ın yaşayan bir yer olmasını istiyorlar. “Graffiti, Urban Sketchers, tasarım ürünler, sihirbaz&jonglar, sokak müzisyenleri, siyah&beyaz film ve banyo atölyeleri” gibi alışılmışın dışında, her yaş grubuna hitap eden etkinliklerle bir yandan Kuzgun Sokağı’nın canlandırılmasını bir yandan da semt kültürünün gelişimine katkıyı amaçlıyorlar. 

Burak Bey, “amacımız bizi de mutlu eden, eğlendiren şeyleri yapmak” diyor. Bu nedenle kafede satılan ürünlerin reçetelerini kendileri oluşturuyorlar. Üçüncü dalga demleme tekniklerinin kullanıldığı kahveler mevcut. Samet Bey’in kendi reçetesi olan kahveleri var; 10’a yakın kahve kokteyli, limonata ve milkshake reçeteleri, pek çok tatlı çeşidi… OAK Kafe, Ayrancı sakinlerini misafir etmekten mutluluk duyacağını söylüyor. Biz de kendilerinden yaratıcı fikirlerini semtimizde daha da görünür hale getirmelerini istiyor ve sohbet için teşekkür ediyoruz.