Yazar Hakkında
Bir şehrin haritada karşılık bulan çizgisel ifadesi, ister kendi döneminde, isterse ardışık dönemlerde odak alınsın, birdenbire konuşmaya başlar ve bazen de konuşması durdurulamayan uzmanlara benzer.
Haritacılık dünyayı sahiplenme aracıdır
Türkiye söz konusu olduğunda, bizim kültür olarak haritalarla ilişkimizi, somut çıkar umduğumuz alanlarla sınırlı gördüğümüzü söylemek olanaklı. Bu nedenle de yurdumuzda, askerlik mesleğinin, dolayısıyla ordunun önemsediği haritacılık, bir kültürel giriş kanalı oluşturmuş ve diğer disiplinlerdeki önemi ona göre şekillenmiştir. Oysa yazılı kaynakların ve kayda almanın daha fazla önemsendiği başka kültürlerde haritacılık, bir “dünyayı sahiplenme aracı”dır. İster bir toplumsal ve topluluksal mülkiyet, ister tarımsal ya da endüstriyel üretime dayalı sahiplik anlamında olsun, harita, sahip olan özne ile sahiplik nesnesi arasında ilişki kurar. ‘Ne kadar dönüm bağım var; bu yılki rekolte iyi olursa ne kadarlık yemeklik, şaraplık ve sirkelik üzümüm çıkar?’ ‘Kaç kilometrekare toprağımda, ne kadar yurttaşım yaşamakta ve onların sağlığı için bu yıl nasıl yatırımlar yapabilirim?’ ‘Şehrimin akarsularının sayısı, debileri, suyunu taradıkları havzalar nasıl dağılır ve aynı bölgedeki yıllık yağışa göre su kullanım sınırlarını ve kapasitelerini nasıl denetleyebilirim?’ Coğrafya, ekonomi, ticaret, kültür, sanayi, eğitim, sağlık, ve benzeri, dolayısıyla kısacası bir toplumun bütün yaşamsal alanlarını birbirine bağlayabilecek güçte bir veritabanı oluşturan bir kurultudur harita. Haritası olan, önünü görme, geleceği planlama iktidarına da sahiptir. Çünkü bu iktidar, harita üzerinden üretilen bilgiye dayanır ve onunla varolur. Haritayı ne denli ayrıntılı, özelleşmiş bakışlı, tikel konulu, zaman içinde değişimlere açık ve nesnel kabul ve ölçümlere dayalı biçimde dürüst yaparsanız, iktidarınız da o denli sarsılmaz olur.
Dolayısıyla haritacılık, hem dünyada yönümüzü ve ilintilerimizi gösteren, bizi zaman bağlamında gelecekle ilişkilendiren, hem de (zorunlu olarak) günün kaydını alan, kayıt tutan bir etkinlik ve giderek meslek alanıdır. Anadolu’nun en eski uygarlık ve kültürlerinden Hititler, kayıt tutmayı önemsedikleri, kentsel düzeni ilk kez planladıkları ve kurguladıkları halde, (mevsimsel ve savaş-barış zamanları, kıtlık-bolluk yılları, ve benzeri istisnai durumlara ilişkin iradi geçişimleri düzenledikleri halde) niçin haritacılık konusunda adım atmadılar ya da bu çoğunlukla iki, bazen üç boyutlu kayıtçılığa başlamadılar, bu ayrı bir tartışma konusudur. Örneğin Tabula Peutingeriana
4. yüzyılda kullanılan bir yol haritası (itinerarium) olarak 0,34m/6,75m boyutlarında bir Roma kamu yolları (cursus publicus) rehberidir. Ankara’nın yakından tanıdığı İmparator Augustus zamanında ilk örneklerinin üretildiği düşünülen bu haritanın, bugünkü İngiltere’den Hint yarımadasına kadar bütün Roma yollarını ve dolayısıyla 555 şehri ve yüzlerce küçük yerleşimi kapsaması, ‘temellük etme’ ile ‘kullanma, düzenleme ve koruma’ (dolayısıyla sürekli kılma) edimleri arasındaki ilişkileri göstermesi açısından ilginçtir.

Ankara’nın ilk haritaları
Bilindiği gibi Ankara’nın çağdaş dönemdeki ilk haritası, İstanbul’a gelen Prusya Mareşali Helmut Moltke’nin kurmaylarından Baron Von Vincke tarafından 1839 yılında çizilen haritadır. Bu harita, Ankara Kalesi ve çevresiyle o dönem demiryolu öncesi Ankara’sını gösteren ilk ayrıntılı kayıttır; harita 1854 yılında basılarak Ankara Valisi İzzet Paşa’ya sunulmuştur. Ankara’ya ait, askeri kabul edilebilecek yakın dönem haritalarından bir diğeri, ilişikteki 1928 tarihli, 1/25000 ölçekli Erkan-ı Harbiye-i Umumiyye (Genelkurmay Başkanlığı) imzalı haritadır. Yeni gelişmekte olan Ankara’nın Yeni Şehri’ni de gösteren bu harita, kayıtçılık açısından bugün baktığımızda yeşil alanlara yaptığı vurgu ile ortaya çıkmaktadır. Başta Ayvalı, Etlik, Keçiören, Sanatoryum, Kalaba, Çubuk Çayı çevresi, Karapürçek, Mamak olmak üzere Kuzey; yine başta Dikmen, Ayrancı, Kavaklıdere, Çankaya, İncesu, Abidinpaşa, Lakavuz, Frenközü bağları olmak üzere Güney bağlarını ve bağ evlerini, gözle sayılabilecek derecede bir kesinlikle göstermektedir. Haritada, 1932 Jansen Planı ile kullanım tanımı ‘işçi mahallesi’ olarak değiştirilen ovadaki Kazıkiçi Bostanları ile İskitler Bostanları, bugünkü Ziraat Fakültesi kullanım alanlarında kalan bostan ve tarlalar, dikkat çekici biçimde hem topoğrafya ile hem de akarsu yatakları ve kentsel havalandırma olgusuyla uyumlu bir İç Anadolu şehri sınırlarını ve morfolojisini tanımlamaktadırlar. Bilgi üretimi açısından haritalara farklı dönemlerde değişik arayışlarla tekrar tekrar bakmak, yeni nitelik, önem noktaları ve odakları keşfetmemize, görmemize, anlamamıza yaramaktadır.


Harita nedir, plan nedir?
Çok karıştırılan bir durumdur: Harita, bir yerin halihazır durumunu, haritacının o anki zihinsel ve teknolojik donanımına dayanarak, o anki ilgi ve gerekirlikler açısından kayda geçiren bir araçtır. Plan ise, bir yerin haritasından yararlanılarak, o yerin geleceğini, yine bu kez mimar ya da plancının o anki zihinsel ve teknolojik donanımlarına bağlı kalarak, tahayyül edildiği haliyle kayda geçiren ve projeksiyon aracıdır. Birbirlerinin olmazsa olmaz bileşeni ve destekçisi olan bu iki araç, her zaman birbirini beslemektedir.
Unutulmamalıdır: Mimar, şehir plancısı ya da coğrafyacı, sorulduğunda haritayı sözlüğe bakarak anlatıyorsa, kendisine ait bir ‘harita’ tanımı yoksa, ona güvenimiz sarsılır; kuşaklar boyunca bütün bir eğitim ve bilgi akışının getirdiği uzmanlık, anlamsız olur.

