Yazar Hakkında
Kimi insanlar vardır, bulundukları yeri sadece güzelleştirmez; oranın ruhuna işlenirler. İşte Fevziye Aydın, nam-ı diğer “Fevziye Anne” de onlardan biri. 40 yıla yakın süredir Ayrancı’daki okullarda kantin işletmeciliği yapan Fevziye Aydın ile çocuklara olan sevgisini, mahalle kültürünü ve hafızasında yer eden anıları konuştuk. Buyurun, bu mahalle efsanesini bir de kendi ağzından dinleyin…

Fevziye Teyzeciğim, seni biraz tanıyabilir miyiz?
1964 doğumluyum. Kantin işine 1985-86 yıllarında başladım. İlk olarak Dikmen Lisesi’nde çalıştım. Tam 10 yıl orada kaldım. Daha sonra 1994 yılında Salih Alptekin İlköğretim Okulu’na, yani bugünkü okuluma geçtim. 31 yıldır Ayrancı’dayım ve buradayım.
Öğrencilerle kurduğun bağı bu kadar özel kılan neydi?
Ben çocukları çok seviyorum. Onlar benim her şeyim. Aç kaldıklarında içim rahat etmiyor. Onlar doyunca ben de doyuyorum. Bu işi sevmek zorundasın, özellikle çocukları. Yoksa bu kadar yıl sabredemezsin. Her biriyle bir bağ kuruyorsun. Kimisi hâlâ arayıp sorar, kimisi sokakta görür kucaklar.
Kantinci olmaya nasıl karar verdin?
Eşim fırıncıydı. Kantincilik fikri ondan geldi. “Gel birlikte yapalım” dedi. Ben de girdim bu işe. İlk başta tereddütlüydüm ama sonra çocukların arasında olmaktan öyle keyif aldım ki bir daha kopamadım.
Çocuklarla yaşadığın unutamadığın anılar var mı?
Saymakla bitmez… Kimi zaman çocuklar para veremedi ama ben yine de aç göndermedim. Kimi zaman bir mektup geldi, “Bu kızı severim ama sen ver” diye, çöpçatanlık bile yaptım!
Bir keresinde biri kavga edecek diye okula bıçak getirmişti. Ekmek bıçağıydı ama yine de tehlikeliydi. Olay çıkmadan elimden aldım, babasını aradım, tatlıya bağladık. Bazen de sivil polislerle tartıştım çünkü okul çevresinde izinsiz satış yapıyorlardı. Çocukları korumak için ne gerekiyorsa yaptım.
Çocuklar en çok hangi yiyecekleri seviyordu?
En çok hamburger ve patates kızartması. Ama patates kızartması yasaklandı. Eskiden her şey daha doğaldı, daha samimiydi. Şimdi kurallar çok fazla. Kola, cips, gazlı içecekler, top sakız bile yasak artık. Ama çocuklar yine de gelir, “Fevziye Anne hamburger var mı?” diye sorar.
Bu kadar öğrenci içinden nasıl bu kadar çok şeyi hatırlıyorsun?
Hafızam kuvvetlidir. Mesela biri “ben o saz çalan çocuğun arkadaşıydım” deyince hemen tanırım. Zaten onlar da beni unutmuyor. Hâlâ “anneanne” diyen var, karnını doyurduğum öğrenciler bugün kendi çocuklarını okula getiriyor. “Sen bizim annemiz gibiydin” diyorlar. Bu en büyük mutluluk.
Ayrancı ile bağını nasıl tanımlarsın?
Ayrancı benim evim. Sessiz, sakin bir mahalle. Gençler huzurlu, sokaklar güvenli. Komşuluk ilişkileri çok güçlü. Herkes birbirini tanır, kimin ne derdi varsa sahip çıkar. Marketimiz az, asansörsüz eski binalarımız var, evet… ama Ayrancı’da yaşam huzurlu.
Mahalle kültürü sence değişti mi?
Evet, bazı şeyler değişti. En çok da saygı azaldı. Çocuklar artık kararsız, büyük-küçük ilişkisi zayıfladı. Aileler özgüven vereceğim derken saygıyı unutturuyor. Bu da toplumda bir çözülmeye neden oluyor. Ama ben hâlâ çocuklara “aşkım, kuzum” diye hitap ederim. Sevgi ve saygıyla yaklaşırsan, karşılığını alırsın.
Ayrancı’da yaşamın en güzel yanı nedir?
Güven. Çocuklar sokağa çıkabiliyor, yaşlılar komşusundan destek alabiliyor. Eczacısından bakkalına kadar herkes tanıdık. Mahalle gruplarımız var, bir sorun yaşanınca hemen herkes örgütleniyor. Bir eczane haksızlık yaptı mı, bütün mahalle ayağa kalkar. İşte bu mahalle bilincidir.
Son olarak, Fevziye Anne’den bir mesaj?
Ben çocuklar için yaşıyorum. Onlarla gülüp oynamadan duramam. Bir gün kantini bırakırsam bile, yine bir şekilde çocuklarla olurum. Çünkü onların enerjisi beni hayatta tutuyor. Şunu unutmasınlar: Fevziye Anne her zaman onların yanındaydı, hâlâ da öyle.
Ayrancı E-Bülteni’ne Abone Olun
Merhaba, yazılarımızı beğeniyorsanız, bizi takip etmek ve her hafta e-postanıza yeni içerikler almak için ücretsiz bültene kaydolun
