Yazar Hakkında
Yıkılmaya terk edilmiş binalarda karşımıza çıkan bir kelime, bir cümle; kimi zaman bir duvarı, kimi zaman bir kapıyı sarsıcı bir karşılaşmaya çeviriyor. Bu izler, kentsel dönüşümün hızla yok ettiği apartmanlara Özbir Erciyas’ın söylediği kişisel cümleler ve şehre yönelttiği içsel bir tepki olarak karşımıza çıkıyor. Dönüşüm adı altında yok edilen mimari miras ve mahalle ruhu karşısında, onun bıraktığı küçük jestler şehre yön veren zihniyete örtük bir itiraz, şiirsel bir direnç gibi aslında. Ayrancım için Özbir’le bir araya geldik; kente ve belleğine yazdığı bu notları, sokakta sanat üretmenin anlamını ve kaybolan mekanlara bakışını konuştuk.

Tanımayanlar için biraz kendinden bahseder misin? Özbir kimdir, neler yapar? Hem sokakta karşımıza çıkan yazıların ardındaki kişi olarak, hem de kişisel hikayenle.
Çok uzun bir süredir belediyede çalışıyorum, 23 yıldır. Aslında tiyatro oyuncusu olarak başladığım belediye hayatımı şu an kültür sanat projelerinde çalışarak devam ettiriyorum. Ankara’da yaşıyorum uzun zamandır. Ankara’yı çok seviyorum, topraklanıyorum burada. Öğrencilikle başlayan Ankara maceram da ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendiğim bu şehir beni her anlamda çok mutlu ediyor. Sanata ilgimse ailemden geliyor; annem ve teyzem ressam, çocukluğum resim odalarında geçti. Sinemaya gitmek, konser dinlemek, sergi gezmek, sokakta olmak en sevdiğim şeyler. Başka türlü hayatın tadı yeterince çıkmıyor bence.
Kentsel dönüşüme giren binaların üzerine yazılar yazma fikri nasıl doğdu? Bu pratiğin ilk kıvılcımı neydi?
Bilkent’te grafik tasarım hocası olan arkadaşım Ekin’le birlikte Molektif’i kurduk. O kediler çizmeye başladı ben de onunla beraber sokakta bir şeyler çizmeye başladım, duvar resimleri yaptık beraber. Sokakta yürürken her şey dikkatimi çekiyor. Boş boş yürüyemiyorum, birinin bıraktığı iz mutlaka dikkatimi çekiyor ve onun fotoğrafını çekip paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Kitsch objeler bile bana ilham veriyor. Bu merak zamanla yıkılan binaların eski kapılarının inşaat çevresinde kullanılmasıyla beraber ne kadar da iyi bir tuval diye düşündürdü bana ve üzerine yazı yazmaya başladım.
Sokaktaki adın da Özbir mi? Yoksa bir mahlasın var mı?
Hayır, işlerimi Özbir olarak paylaşıyorum. Gösteri sanatlarından geldiğim için görünürlük benim pratiğimin bir parçası. Gizli çalışanlara çok saygı duyuyorum herkes nasıl istiyorsa o şekilde kendini ifade etmeli.

Sokaktaki yazıların tek kişinin ürünü gibi görünüyor ama arkasında bir danışma hikayesi var aslında değil mi? Ankara Apartmanlarıyla galiba. Bu ortaklaşma nasıl kuruldu?
Zaten Ankara apartmanları bu konularda Ankara için ilk farkındalık yaratan hesaplardan. Hikayeleri çok iyi biliyor, sokakla çevreyle ve sanatla ilgili biri o da. Tanışıp konuşunca yürüyüşler yaptık ve ilk kez inşaatın çevresindeki kapılara sevdiğim şarkı sözlerini yazdım o da fotoğrafları çekti. Çok sakin bir enerjisi çok iyi bir gözü var. Özgür ve iyi hissediyorum beraber gezerken. Desteği benim için çok anlamlı.
Yazıların için özellikle hangi semtleri veya binaları tercih ediyorsun?
Scooter’la Çankaya’yı geziyorum, binalara bakıyorum. Bazen sosyal medyadan birileri burada kapı var diyor bazen de ankaraapartmanları burda kapılar var diye haber veriyor. Mesela Atakule’nin yanında yıkılmış bir apartmanda taşları dizip “Adaletin yok ama seni seviyorum” yazmıştım. Ekin yazalım mı bu cümleyi demişti sonunda da Ankara olacaktı ama benim için öyle genelleşti ki bu cümle bir insana bir şehre ya da tam olarak Türkiye’yi anlatan cümle olduğunu düşünüp o şekilde yazdım.

Yani aslında hazır malzemeyle enstalasyon yaratıyorsun.
Aynı şekilde inşaat alanında bulduğum aynaları yerleştirip üzerine yazılar yazıyorum. O anda ortaya çıkan bir enstalasyon aslında.
Kentsel dönüşüm sadece binaları değil, mahalleleri ve toplumsal ilişkileri de dönüştürüyor. Bu süreci, şehirdeki değişimi ve insanların yaşam alanlarının dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsun?
Hüzünle bakıyorum. Kırgınlıkla. Depremden sonra bambaşka amaçla başlayan dönüşüm hikayesi şimdilerde rant ve aç gözlülükle birleşti gözümde. Koca bir inşaata döndü ülke. Ankara’da deprem riski düşük olmasına rağmen, eski mimarisi olan evler yok ediliyor ve birbirinin aynısı kutular yapılıyor. Hepimizin hayali bahçeli bir evken şimdilerde upuzun resepsiyonlu beton yığınları ne estetik ne de vaad ettiği kadar güven veriyor bana. Ankara gri değil ama binalar maalesef gri.
Yaşadığın ilginç bir olay ya da unutamadığın bir anın var mı?
Tunalı’da girdiğimiz bir binada yığınların arasından yukarı çıkarken bi katın temizlenmiş olduğunu gördük. İçerde pencereye asılmış bir battaniye, yatak, ayna, yıkanıp asılmış bir dantel çamaşır ve makyaj malzemeleri vardı. Birisinin orada kendine bir alan kurması güvenliksiz kapısız penceresiz bir yerde hem de bunu yapması çok tuhaf hissettirdi. Aynaya bir kalp çizip duvara kendine iyi bak lütfen yazdım. Aslında gördüm ve selam veriyorum demekti. Ve kim bilir ne yaşıyor da buraya geldi diye düşündüm. Çocukken de yürürken pencerelere bakar her evde farklı bir hayat yaşandığını bilir ve tuhaf hissederdim.
Kamusal alanda sanat üretmenin etik veya hukuki açıdan tartışmalı yönleri hakkında ne düşünüyorsun?
İlk duvar resimleri, yazıları yaklaşık 40.000 yıl önce başladı. İlk insanların mağara duvarlarına kazıdığı her figür bir mesajdı. Günümüzde kapitalist düzen ve mülk hakkıyla artık her duvar ya devlete ya da birine ait. O sebeple gençlerin o duvarlara grafiti yazması resim yapmak istemesi bana bir çığlık gibi geliyor. Bazen çok kirli görünse de bazı yerler asla sahipsiz bırakılmış tabelalar kadar kirletmiyor ortalığı. Yasal olmamasını anlıyorum ama “illegal” işler de beni heyecanlandırıyor açıkçası.

Sokak resimlerinin üzerinin zaman zaman kapatıldığını görüyoruz. Sen böyle bir sansüre maruz kaldın mı hiç?
Belki kapatılmıştır ama hiç önemli değil bunu bilerek yazıyorum, çiziyorum.
Ankara’nın dışında da duvar yazıları yazdığın şehirler var mı?
Bodrum’da bir kaç yere yazı yazmışlığım var. Şimdi malzeme işini daha net çözdüğümden çantamda taşıyorum marker ve boyaları. Gittiğim başka yerlerde de yazarım belki diye.
Gelecekte Ayrancı’da veya başka semtlerde yeni planlar var mı?
Aslında bir yıldır hep Ayrancı ve Esat civarındaydık ama belki bundan sonra başka yerlere de gideriz. Göçmenlerin olduğu ve farklı bölgelere gitmeyi istiyorum. En son Gölbaşı’na kahvaltıya gitmiştik, dönerken çok acayip bi alana rastladık ve hemen aklıma gelen bir şeyi yazıverdim oraya. Çok da iyi bir fotoğraf çıktı. Belki arabayla daha çok gezeriz bundan sonra.
ÖZBİR ERCİYAS
Instagram: @ozbirerciyas
@molektif
#photocredit @ankaraapartmanlari

