Aziziye’nin merdivenli sokakları

Saat: 09:41

Bürümcük Sokağı merdivenindeyim. Şu ana kadar 56 basamak indim, 9 basamak daha inersem Kuloğlu Sokağı’na varacağım. Burayı, sokaklarda rastgele yürüdüğüm sıcak bir ağustos günü keşfetmiştim. Bir tutam gölge, sığınacak bir kuytu ararken imdadıma bu merdiven yetişmişti. Bilirsiniz, merdivenlerde yapılabilecek üç ana eylem vardır; inmek, çıkmak ve oturmak. Nice çocuk oyunlarına, nice gençlik sohbetlerine ve nice kaçamaklara dekor olmuştur bu oturaklar. Merdivenlerin bu işlevi belediyelerin de işine gelir, merdivenin olduğu bölgeye bank yapmasına gerek kalmaz. Gerçi Roma Belediyesi, ünlü İspanyol Merdivenleri’nde oturmayı yasakladı ama bu bizim merdivenlere olan bakışımızı değiştirmeyecek ve tüm merdivenlerde oturma eylememiz sürecek!

Bürümcük Sokağı merdiveni

Saat: 09:48

Kuloğlu Sokak’tan, Kıbrıs Sokağı’ndaki iki merdiveni kullanarak önce Enis Behiç Koryürek ardından da Dede Korkut Sokağı’na iniyorum. Merdiven inmek genellikle olumlu bir anlam taşır. Rüya tabirlerinde dahi bir işin sonuna gelindiğine ve sıkıntıların biteceğine işarettir. Ben rüyamda hiç merdivenden inmedim ama tıpkı böyle etrafı istila edecek kadar büyümüş ağaçları ve çiçekli balkonları olan bir sokaktan geçtim. O sokakta da yıkılmayı bekleyen eski apartmanlar vardı. Günün birinde kentsel dönüşümün Aziziye’yi de ele geçirmesi kuvvetle muhtemelken mahalle sakinlerinin ise bir şeylere dönüşmek gibi bir arzularının olduğunu pek sanmıyorum, olsa olsa yenilenme isteyebilirler.

Yürüyen merdivenler görevimiz, yetkimiz ve ilgi alanımızın dışında!

Saat: 10.36

Kuzgun Caddesi’ndeki park tabelasına kadar fazla oyalanmadan yürüyorum. Tabelada, Necip Hablemitoğlu’nun resmi var. 2002 yılında, bu mahalledeki evinin önünde öldürülmüştü. Ankara’nın yaşına bakmak isterseniz, sadece burayı değil Bahriye Üçok Parkı, Uğur Mumcu’nun Sokağı, Muammer Aksoy Caddesi’ni de ziyaret edebilirsiniz.

Caddeden bakınca klasik bir tasarım izlenimi veren Kuzgun Sokağı merdivenlerinin ilk basamaklarını çıktıktan sonra basamakların zikzak çizdiğini görmek beni şaşırtıyor.  Bu tasarım, bankları hatta çöp kutularını bile şık gösteriyor. Merdivenin genişleyen kısmında boş bir havuz var. Etrafı inceleyip fotoğraf çektiğimden olacak bazı insanlar beni belediye çalışanı sanıyor ve taleplerini iletiyor. Taleplerin arasında, bu merdivenin kaldırılıp yerine yürüyen merdiven yapılması da var. Yürüyen merdivenlerin görevimiz, yetkimiz ve ilgi alanımızın dışında olduğu cevabını vererek parktan ayrılıyorum.

Saat: 11.02 

Platin Sokağı’na vurdum kendimi. Portakal Çiçeği Caddesi’ne, Kuşkondu Sokağı’nın tam 131 basamaklı merdivenini kullanarak ulaşacağım. Merdivenin başındayım. Buradan karşıya baktığımda, caddeyle kesilen merdivenin yolun karşısında devam ettiğini görüyorum. Bu merdivendeki basamaklar daha dar ve çok, karşıdakilerse daha az ve yayvan duruyor. İnmeye başlıyorum. Eğimin de yardımıyla istemsizce hızlanıyorum. Sahip olduğum hız, beni doğruca karşıdaki merdivenlere atıyor ve aynı hızla basamakları ikişer üçer çıkıyorum. Kendimi antrenman yapan Rocky gibi hissediyorum. Uzmanlar inmenin aksine, merdiven çıkmanın son derece sağlıklı bir egzersiz yöntemi olduğunu belirtiyor. 77 basamağı bir solukta çıktıktan sonra Rocky gibi ellerimi havaya kaldırıyorum. 

Ankara’nın en güzel merdiveni hangisi?

Saat:11.40

Portakal Çiçeği’nin hem sokağı hem caddesi hem de parkı var mahallede. Şu an parkında yürüyorum. Vadi boyunca büyümüş, yapaylıktan uzak, yeşil rengin hakim olduğu ve tüm sakinlerinin huzurla nefes aldığı bu tür parklara çok sık rastlanmıyor. Genelleme yapacak olursak şehir içindeki parklarda beton oranı, bitki oranına ya eş ya da daha fazla. Parktan, Piyade Sokağı’na doğru yöneldiğimde karşıma tasarım harikası bir merdiven çıkıyor. Biçimsel olarak köşe ve dairesel kavramların bir arada kullanıldığı, basamakların hafif kaydırmalı olarak yükseldiği bu merdiven şayet bir sıralama yapılsa Ankara’nın en iyi 3 merdiveni arasına girer diye düşünüyorum. Sahi böyle bir sıralama için anket yapılabilir mi? Hatta sadece merdivenle kalmayıp en güzel park, en güzel heykel, en güzel apartman da sorulsa insanlara.  

Portakal Çiçeği Caddesi merdiveni

Merdivenlerde daha kalıcıdır sararmış yapraklar

Saat: 12.30

Bu kez Portakal Çiçeği Caddesi’ne giriyorum. Önümde Aziziye’ye ait olmadıklarını her halinden belli eden iki tane uzun bina, arkamda ise bu mahallenin nüfusuna dahil olduğu tartışılmayacak Şair Nefi Sokağı’nın merdiveni var. İki apartman arasında uzanmış renkli ve ağaçlı bir merdiven bu. Basamaklarını ağır ağır çıkıyorum, ünlü bir mısrada geçtiği için, buradan öyle geçilmesine inandığım için. 

İnandığım başka bir şey daha var; sadece bu merdivenden değil saydığım tüm merdivenlerden bir de güz vakti geçilmesi gerektiği. Merdivenlerde daha kalıcıdır sararmış yapraklar. Belki ben de onları toplar, Metin Altıok gibi birbirine uhuyla yapıştırır, sehpaya örtü yaparım…

Şair Nefi Sokağı merdiveni

Sokağının adını söyle…

Ayrancım’ın 2. sayısında Özlem Demirci, Şair Nedim Sokağı’nın adı üzerine düşünüyor, sokağın adaşı olan apartmanların hikâyelerinin peşine düşüyordu. 

Sokak adlarında (ve cadde ve park ve semt adlarında da) ben de merak gezdiririm. Gönlüm, adlandırmalar hep “karakterli” olsun ister. Yani özgün olsun, özellikli olsun, bir hikâyesi olsun. “Yerli” olsun – millî değil, sadece yerli! Mahalline mahsus olsun.

Ayrancı’da bu bakımdan fazla talihli değiliz doğrusu. Sokaklarımızda özgün adlar, fazla yok.

Aklıma ilk gelen örnek, Şimşek Sokağı. Google’dan bakmaya başladım: İstanbul-Maltepe’de var, İzmir-Balçova’da, Adana-Kozan’da, Trabzon-Ortahisar’da var, Bursa-Osmangazi’de durdum, eminim daha niceleri vardır. Şimşek, Kuzgun, güzel sokaklardır ama adları harcıâlem.

Elçi, Tezel, Gökdere, Ömür, Güz, Yeşilyurt, Güleryüz, Yaylagül, kulağa hoş gelen adlar, özellikle Yaylagül’ün İstanbul-Bağcılar dışında fazla adaşı da olmayabilir, ama “özel” değiller, adlarının hikâyesi yok ya da biz bilmiyoruz. 

Millî değil yerli dedik ya, ülkenin her semtinde olduğu gibi Ayrancı’da da millî “tınılı” sokak adları eksik değil tabii. Yine birçok şehirde adaşı bulunan Özvatan Sokağı mesela. Kıbrıs Sokağı’nın adının da “harekât” sırasında konduğunu tahmin ediyorum. 

Peki dolmuş hattındaki Tirebolu Sokağı’nın adı neden Tirebolu? 

Gerede Sokağı’nın adı Tirebolu gibi bir başka vilayetin (Bolu’nun) ilçesinden mi geliyor, yoksa erken cumhuriyet ileri gelenlerinden Hüsrev Gerede’den mi?

Buradan, “seri” izlenimi veren adlara geçelim. Pilot’u Hava Sokağı’yla mı Piyade Sokağı’yla mı eküri saymalı? Aslında, üçünü birden semtin en canlı arteri haline gelen Güvenlik Caddemizle de eşleştirebiliriz, “güvenlikçi anlayışı” temsil etmek bakımından! Hep aynı soru: nereden çıkmış bu adlar?

Semt sokaklarımızda en bariz seriyi tabii Özlem Demirci’nin Şair Nedim’inin de dahil olduğu edebî adlar oluşturuyor: Mesnevi, Şair Baki, Farabi, Reşat Nuri, Şair Nazım (bu sonuncusu Nazım Hikmet değil, 17.yüzyıl Mevlevi şairi). İşte bakın bu seride semte özgü bir karakteristik var. Şık duruyor.

Tomurcuk, Bürümcük (evimiz otuz yıla yakındır orada), Meneviş’i de bir seri sayabiliriz değil mi? Çiçekli, bezekli, rengâhenk adlar. Bunlar da özellikli.

Karyağdı-Kuşkondu ikilisi de, pastoral naiflikleriyle özgündürler.

Başkentin göbeğinde, birçok elçiliğin bulunduğu bir semtte, bir diplomasi ve “dünya ve dünya liderleri” serisi olmazsa elbet olmazdı. Paris Caddesi, tabii. Kuveyt, Kişinev, diplomatik jest ürünü adlandırmalar. Cinnah Caddesi de öyle tabii. Cinnah’ın kurucu lideri olduğu Pakistan’la on yıllardır ihtilaf halinde bulunan Hindistan Elçiliği’nin Cinnah Caddesi üzerinde bulunması da hafif tahrik sayılabilir! Onlara kalsa, bu usandırıcı yokuşun adının Jawaharlal Nehru Caddesi olmasını tercih ederlerdi. 

Willy Brandt sokağının tabelasında “Brant” yazıyor, belki bir gün düzeltirler. Ufacık bir sokaktır. Sosyal demokrasinin 2. Dünya Savaşı sonrasındaki belli başlı uluslararası liderlerinden biri olan müteveffaya, “toplumcu belediyecilik” yönetimindeki bir beldede, daha uzun bir sokak yaraşırdı.

Uzun sokaklarımıza gelirsek… Hem uzun, hem de özgün adlı sokaklarımız:  Portakal Çiçeği, Meneviş (ikinci kez anıyoruz) ve Refik Belendir. Refik Belendir adı, benim gibi ad meraklısı arkadaşlarım arasında uzun süre esrarını korumuştu. Kimdi bu Refik Beledir? Kulağa “paşa” adı gibi geliyordu; “Belendir Paşa,” yakışır doğrusu. Sonra ODTÜ Şehir-Bölge Planlama’dan arkadaşım Oğuz Işık sırrı çözmüş, Refik Belendir’in bir vakit Ankara Belediyesi veteriner müdürü olduğunu öğrenmişti. Ekşi Sözlük’te de 2014 Kasım’ında birisi,  Belendir’in bu makamı 1953 yılında işgal ettiği notunu düşmüş. Düşünün ki şu şehirde 1977-1980 arasında nice öncü uygulamayı gerçekleştirerek belediye başkanlığı yapmış Ali Dinçer’in adını taşıyan bir sokak yok ama ta ne zamanların veteriner müdürünün adını taşıyan upuzun bir sokak var. Eh, Ayrancı’nın hatırı sayılır bir hayvansever nüfusu barındırmasıyla uyumludur.

Kenan Evren, Bülent Ecevit, İrfan Özaydınlı ve Ali Dinçer bir yemekte

Biliyorsunuz, sokakların adlarını değiştirmek ülkenin millî sporlarındandır. İnsanın adını değiştirmesi kadar tuhaftır. Manasız, harcıâlem olsa bile, yıllarca kullanılan, bellenmiş, anılarda yer etmiş bir adın değiştirilmesi, kolay kolay içe sindirilemeyecek bir şey. Ayrancı da bazı ad değiştirme darbelerine maruz kaldı. Sonuncusu, Suriye’de ABD’yle hafif gerilerek gerçekleştirilen “Zeytin Dalı” askerî harekâtının adının, ABD Elçiliği’nin önündeki Nevzat Tandoğan Caddesi’ne verilmesi. Sokak adlarının günlük siyaset sembolizmine alet edilmesinin bariz örneği. 1990’ların ortalarında, Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Çevre Sokağı’nın adının Makedonya’nın başkentine selamla Üsküp Caddesi yapılması da öyleydi. 2016 Aralık ayında bir sergi açılışında suikasta uğrayan Rusya Büyükelçisi Andrei Karlov’un adı da, az evvel andığımız Karyağdı Sokağı’na verilmişti hatırlarsınız. Taziyeden öte, “başkentin ortasındaki” güvenlik zaafından ötürü, özür niyetine biraz da. Televizyonda haberi izlerken, oğlum “Rusya’ya bu yetmez, Ankara’nın adını Karlovgrad olarak değiştirmeliler!” diye mavra yapmıştı, gülmüştük. 

Evet, ad değiştirmek, her hal ve şartta, tuhaftır. “Karaktersiz, özgün değil” de desek, yıllanmış sokak adlarımızla halleşeceğiz. O adların (varsa) neden, nasıl konduğunu bilsek, (varsa) hikâyelerini öğrensek bir de… Merak etsek…