Elvin Beşikçioğlu anlatıyor: Tatbikat Sahnesi

Tiyatrocu Elvin Beşikçioğlu, Güneş Sokağı’nda bulunan Tatbikat Sahnesi’ni anlatırken, mahalle kimliğinin öneminin altını özellikle çiziyor. Beşikçioğlu, “Biz bu sokağa ilk geldiğimizde bu kadar mekân yoktu burada. Önce taksiciler bu sokağı öğrenmeye başladılar, sonra diğer mekanlar açıldı” diyor.

Yazar Hakkında

Hepimizin etkilerinden mustarip olduğu pandemiden sanat kurumları da payını alırken, tiyatrolar da bu zorlu süreçte ayakta kalma gayretinde. Biz de Ayrancım Gazetesi olarak semtimizde bulunan Tatbikat Sahnesi’nden Elvin Beşikçioğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik; pandemi döneminin zorluklarını, sanata etkilerini ve tabi ki Tatbikat Sahnesi’ni konuştuk.

Pandemi sürecinde nasıl bir değişim yaşadınız?

Corona virüsü ilk çıktığında hepimiz şaşkına döndük. Oyunları ertelemek durumunda kaldık. Tatbikat Sahnesi olarak kadrolu çalışanlarımızı zaten sigortaladığımız için en azından virüsün ekonomik etkilerini daha az hissettirdik. Kısa çalışma ödeneğine başvurduk ve 1,5 ay gibi kısa bir süre içinde bu ödenek çalışanlarımıza sağlandı. Erdal’ın (Erdal Beşikçioğlu) oynadığı dizilerden elde edilen gelirin birçoğu da zaten tiyatroya yatırım olarak gidiyordu.

Ancak birçok özel tiyatro bizimki kadar şanslı değildi. Özellikle İstanbul’da birçok özel tiyatro çalışanları sigortasız. Ücretlerini sadece oyun başı alırlar. Dizi piyasası hareketli olduğu için gelirlerini genelde dizi setlerinden temin ederler ve tiyatro onlar için bir yaşam alanıdır. Bu yaşam alanlarımız kayboldukça aslında bizler de nefes alamaz hale geliyoruz. Küçük ölçekli tiyatrolar bu süreçte maalesef kapanma noktasına geldiler, özellikle Kadıköy’de birçok tiyatro perdelerini indirdi.

Online gösterim fikri nasıl ortaya çıktı? 

Tiyatro yaşayan bir organizma. Aynı oyunu o aynılıkla bir daha sergileyemezsiniz. İlla ki ufak bazı değişiklikler (efor gibi) olur. Yoksa sinemaya gidip izlemekten farkı olmazdı tiyatronun. Online oyun gösterimi de bir arşivdir. Online çekebilmenin çeşitli prosedürleri var; mesela yazarından izin, çekim ekibi, yayınlayacağınız link, anlaşmalar. Velhasıl aynı tiyatro eserini yaratmak kadar meşakkatli ve zorlu bir süreç sizi bekliyor. Bunun da önemli bir bütçesi var. Eğer sanatsal ve kalıcı bir eser arayaşındaysanız maalesef bunlar büyük masraf. Ama her iki eserimizden de çok memnunuz. Ve tabi bize gösterilen ilgiden de. Herkes evlerinde normali ararken, tiyatrolar uzaklarındayken değişik bir deneyimle en azından sanattan uzaklaşmamış oldular. Hedef de buydu zaten. Yeni bir deneyim. Zaten hayat bir deneyim.

Ağustos ayında Fişekhane’deki sahne için bir anlaşma yapmıştık. Burada “Fahreneit 451” oyununun prömiyerini 7 Ekim’de gerçekleştirdik. Fahreneit 451 çevrimiçi bir gösterimdi ve en son oyunu da 12 Aralık’ta gerçekleştirdik. Prömiyerde 200 kişilik bir izleyici ile oyunumuzu oynadık. 

Ankara’daki kültür sanat etkinliklerini yeterli buluyor musunuz?

Ben ve Erdal devlet tiyatrosundan emekliyiz. Biz Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’ndan Ankara’ya ilk geldiğimizde Alaçam Sokağı’nda oturduk. Erdal da Atatürk Lisesi’nde okuyordu ve zaten Ayrancı sokaklarında geçiyordu gençliği. İkimiz de Ankaralıyız; Bahçeli’yi de Ayrancı’yı da iyi biliriz. Şimdi Çayyolu tarafına taşındık ama iş yerimiz burada, gördüğünüz gibi Ayrancı’dan ayrılmamışız.

Biz Ankara’ya ilk geldiğimizde Ankara Devlet Tiyatrosu büyük oyuncularla çalışmalarına devam ediyordu. Ancak bir dönem geldi ve belli bir oyuncu grubu İstanbul’a göç etti. Bu yüzden Ankara DT biraz zayıflamaya başladı. Tiyatro bir usta çırak ilişkisidir. Ustalar gidince işler zorlaştı. Biz de bir süre sonra kendi sahnemizi kurduk. Dip Sahne ile başladık. Burası bir müzikhol mekânıydı aslında. İlk olarak “Mojo” oyununu sahneledik, bir de “Tom ve Jerry”i yaptık ancak artık gücümüz yetmemeye başlamıştı müzikholü döndürmeye ve kapattık. Ardından “Behzat Ç.” dizisi başladı. Zaten Erdal’ın başını kaşıyacak zamanı yoktu. Bir yandan da “Bir Deli’nin Hatıra Defterini” oynuyordu DT’de ve derken Erdal emekli oldu. Ben devam ettim DT’deki oyunlarıma. Sonra Cer Modern geldi. O zaman Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde okuyan, Hacettepe’de Bilkent’te okuyan arkadaşlarımızdan bir kadro oluşturduk ve “Hayvan Çiftliği” Binnaz Dorkip’in koreografisiyle, Elvin Beşikcioğlu’nun da reji yardımcığıyla Erdal Beşikcioğlu’nun rejisinde seyirciyle buluştu. Ama Cer Modern’de daha fazla devam edemedik çünkü bizim için kulisinin olmaması zorlayıcıydı ve orayı tiyatro haline getirebilmemiz imkânsız görünüyordu. Bu yüzden bize ait olan bir sahne arayışı başladı bu da 1,5 yıl kadar devam etti. Derken Türk-Amerikan Derneği ile anlaştık ve Tatbikat Sahnesi maceramız başladı 2013 yılında. Açılış oyunumuz “Mezarsız Ölüler”di. Açılışımızı 1 Mayıs’ta gerçekleştirdik ve bu tesadüf değildi çünkü tiyatro emekçileri de birer işçidir.

Ancak maalesef Ankara’dan İstanbul’a ‘sanatçı göçü’ şehrin kültür-sanatını da zayıflatıyor; oyuncuların birçoğu yaşamlarını idame ettirebilmek için İstanbul’a gidiyor. Bu durum uzun yıllardır sürüyor olsa da yeni yeni Ankara’da da özel tiyatrolar açılmaya başladı ve ibre biraz olsun tekrar Ankara’ya kayma eğiliminde. 

Gazetemizi nasıl buldunuz? 

Tasarımını çok beğendim; her sayıda ayrı bir renk var. Mesela ben Kilim Pastanesi’ni bilmiyordum. Yine yazılarınızdan olan Kavaklıdere Sineması’ndan da çıkmıyorduk, mahallenin kimliğini yeniden keşfetmek keyifli.  

Tatbikat Sahnesi’nin olduğu Güneş Sokağı da çok güzel bir sokaktır. Her yerin bağlantı noktası gibi. Biz bu sokağa ilk geldiğimizde bu kadar mekân yoktu burada. Tatbikat Sahnesi’nin açılmasıyla önce taksiciler bu sokağı öğrenmeye başladılar çünkü oyunlarımız vardı ve taksiciler oyunlarımızı öğrenip çıkışlarda birikmeye başladılar. Sonra diğer mekanlar açıldı. Çankaya Sahne’nin de  gelmesiyle sokak daha da gelişti, kültürel faaliyetlerini çoğaltmış oldu, Güneş Sokağı hareketlendi, büyüdü. Cafeler, bistrolar, seramik atölyeleri ile gelişti. Sanat hep donatıcıdır, geliştirir, güzelleştirir. Ekonomiye destek sağlar

Eklemek istedikleriniz…

Su akar yolunu bulur. Kültür dediğimiz şeyi baskılayamazsınız. Bir şekilde dünya gelişiyor, gençlerimiz büyüyor, akıllanıyorlar, özgür yaşamak istiyorlar, iş sahibi olmak istiyorlar. Biz bunu kültürle, en başında da eğitimle yapabiliriz. Müthiş bir beyin göçü yaşıyoruz. Bunu bir yerde artık tutmamız ve engel olmamız gerekiyor.

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir