Gönderi bulunamadı

Haberler

Gönderi bulunamadı

Yazılar

Dönüşümün gölgesinde Ayrancı: Komüniteden Rezidansa

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Ayrancı’ya taşınalı neredeyse iki yıl oluyor. Bu süre zarfında yalnızca kendi hayatımdaki değişimlere değil, aynı zamanda mahallede var olan Ayrancı komünitesinin dönüşümüne de tanıklık ediyorum. Özellikle son zamanlarda mahallede yürürken her köşede “dönüşüm” adı altında yürütülen yık-yap politikalarına yenik düşmüş ya da düşmek üzere olan binalarla karşılaşıyorum. Bu durum benim için soyut bir kentsel süreç değil; doğrudan gündelik hayatın içinden, somut örneklerle gözlemlediğim bir gerçeklik. Bu mahallede yaşayan birkaç yakın arkadaşım var ve üç kişiden ikisinin bu bahar evlerinin yıkılacağı kesinleşmiş durumda. Evlerini boşaltmak ve yeni bir konut arayışına girmek zorundalar. Dolayısıyla “dönüşüm” denilen bu aracın, pratikte mahallede yaşayan insanları yerinden etme aracına dönüştürüldüğünü birebir, etrafımdaki insanlar üzerinden gözlemleyebiliyorum.

Ayrancı’da kentsel yıkım

Beni en çok düşündüren mesele ise yıkılan bu evlerin yerine gelecek olan ve “rezidans” adı altında pazarlanan yapıların yarattığı tablo. Bu projelerin, insanlara daha iyi bir yaşam sunduğu iddiasıyla sunulan bir pazarlama tuzağı olduğunu düşünüyorum. Elbette bazı binaların teknik eksiklikleri, depreme dayanıklılık sorunları ya da yaşını doldurmuş olması nedeniyle yenilenme ihtiyacı doğabilir. Bu, inkâr edilemeyecek bir gerçek. Ancak ortaya çıkan konut ihtiyacının manipülasyona açık bir zeminde bırakılması, yık-yap politikalarının rant odaklı bakış açısını besleyen rezidans projelerinin çoğalmasına yol açıyor. İhtiyaç ile fırsatçılık arasındaki çizgi bilinçli olarak bulanıklaştırılıyor ve sonuçta mahallede, toplumsal dokudan kopuk, yatırım odaklı yapılar yükseliyor.

Mahallede kimin yaşayacağını inşaat firmaları belirliyor

Ayrancı, kendi içinde bir komünite yaratmayı başarmış bir mahalle. Sokakta karşılaşılan yüzlerin tanıdık olduğu, komşuluk ilişkilerinin hâlâ bir anlam taşıdığı bir yer. Ancak bu mahallede inşa edilen rezidanslar, insanları yine kendi lüks apartmanlarının içine kapatarak izole bir yaşam biçimi üretme girişiminden başka bir şey gibi görünmüyor. Bu dönüşüm sürecinde ortaya çıkan yapıların, hâlihazırda var olan komünite için açık bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorum. Üstelik bu süreç, yalnızca mahalleliyi yerinden etmekle kalmıyor; aynı zamanda esas olarak rant odaklı aktörlere kazanç sağlıyor. Günün sonunda mahallede kimin yaşayacağına, kimin gideceğine; mahalleyle hiçbir bağı olmayan, oraya dair sosyal, kültürel ya da tarihsel bir bilgiye sahip olmayan inşaat firmalarının belirlediği rakamlar karar veriyor. Bu rakamlar, belki de en sevdiğimiz arkadaşlarımızın artık komşumuz olamayacağı bir düzeni mümkün kılıyor.

Konut dokusundaki değişimin yarattığı fiziksel tutarsızlıktan ayrıca söz etmeye bile gerek yok; çünkü mahalleyi ziyaret eden herkes gözle görülür bir uyumsuzluğu fark edebiliyor. Bir yanda eski apartmanların oluşturduğu ölçülü ve insan ölçeğine yakın yapı düzeni, diğer yanda cam cepheli, gösterişli, ışıklandırılmış rezidans blokları. Bu karşıtlık yalnızca estetik bir mesele değil; aynı zamanda mahalle deneyiminin dönüşümü anlamına geliyor. Yeni evde yaşamanın adeta bir fetiş hâline geldiğini düşünüyorum. Sanki “yeni” olmak, tek başına daha iyi bir yaşamın garantisiymiş gibi sunuluyor. Oysa mevcut konut stoğunu koruyarak, yerinde ve nitelikli tadilatlarla teknik sorunları çözmek daha rasyonel ve sürdürülebilir bir yaklaşım olabilir. Bu seçeneğin sistematik olarak geri plana itilmesi, dönüşümün gerçekten kimin yararına işlediği sorusunu daha da görünür kılıyor.

Tamamen camdan yapılmış bir balkonun sunduğu steril ve gösterişli yaşam deneyiminin, daha samimi ve sahici bir mekânsal deneyimden üstün olduğuna inanmıyorum. Rezidansları tercih eden kitlenin bakış açısında, “ev” kavramı ile “iş yeri” kavramı arasındaki çizginin bulanıklaştığını düşünüyorum. Kişisel olarak, samimi bir Ankara apartmanında yaşamak yerine, iş yeri atmosferini andıran, anonim ve mesafeli bir rezidans ortamını tercih etmenin bilinçsizce yapılabilecek bir seçim olmadığını düşünüyorum. Bu tercihin arkasında belirli bir yaşam ideali, belirli bir statü arayışı ve belirli bir mekânsal temsil biçimi var.

Dönüşüm değil parçalama

Sonuç olarak Ayrancı, yalnızca mahalleliyi yerinden eden, yeni malzemelerle inşa edilmiş, şaşaalı ışıklandırmalarla süslenmiş birkaç izole binadan ibaret olmamalı. “Dönüşüm” adı verilen araç, mevcut haliyle mahalleyi dönüştürmekten çok parçalayarak yeniden kurguluyor. Eğer bu süreç aynı mantıkla devam ederse, geriye yalnızca fiziksel olarak yenilenmiş ama sosyal olarak yoksullaşmış bir mahalle kalacak. Oysa Ayrancı’nın değeri, yalnızca binalarında değil; o binaların içinde ve arasında kurulan ilişkilerde, gündelik hayatın sıradan ama anlamlı pratiklerinde yatıyor. Bu nedenle dönüşümün, mahalleliyi yerinden eden ve izolasyonu teşvik eden bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle mesele yalnızca fiziksel bir yenilenme meselesi değil; aynı zamanda mahalle hafızasının, komşuluk ilişkilerinin ve gündelik hayat pratiklerinin nasıl korunacağına dair politik bir tercihtir. Dönüşümün gerçekten kamusal bir fayda üretip üretmediği, ancak yerinde yaşayan insanların ihtiyaçları ve yaşam biçimleri merkeze alındığında anlaşılabilir. Aksi takdirde ortaya çıkan tablo, güvenlik, lüks ve “yeni”lik söylemleriyle paketlenmiş; fakat sosyal bağları zayıflatan, mahalleyi anonimleştiren ve onu yatırım nesnesine indirgeyen bir yapılaşmadan ibaret kalacaktır. Ayrancı’nın geleceği, yalnızca metrekare hesabıyla ya da satış fiyatlarıyla değil, burada kurulan ilişkilerin devam edip edemeyeceğiyle ölçülmelidir. Çünkü bir mahalleyi mahalle yapan şey, cephe kaplaması ya da ışıklandırma değil; o mekânı birlikte deneyimleyen insanların varlığıdır.

Evden okula taşınan bir hafıza: Yavuz Yücetürk Okul Müzesi

“Bir tarih öğretmeninin hayali ve bir eğitim gönüllüsünün desteğiyle Ayrancı Aysel Yücetürk Anadolu Lisesi’nde kurulan “Yavuz Yücetürk Okul Müzesi” bugün hem öğrenciler için yaşayan bir derslik hem de kentin belleğini koruyan bir hafıza mekânı.”

Devamını oku

Edebiyat Meraklısı’ndan Ankara’ya dair bir seçki: Kentle Tanışma Rehberi

Ankara’ya yeni gelenler, kenti keşfetmek isteyenler ya da etkinlik sezonuna nereden başlanır diye düşünenler için…
Edebiyat Meraklısı’nın hazırladığı “Gözden Kaçmasın Dediğimiz Ankara Kitapları” listesi, şehrin kültür nabzını tutan kitapları ve yazarları
bir araya getiriyor.

Devamını oku

Çankaya Köşkü’nde Ayrancı’nın payı

Cumhuriyet’in kalbi Çankaya’da atmaya başlamadan önce, Aşağı Ayrancı’da yaşayan Ankara Müftüsü Börekçizade Rifat Efendi, Bulgurcuzadeler’e ait bağ evinin Mustafa Kemal Paşa için satın alınması için gerekli parayı Ankara eşrafından toplayarak, yalnızca bir konutun değil, yeni ve modern Ankara güzergahının ve Cumhuriyet’in mekânsal yazgısının belirlenmesinde önemli rol üstlenmiştir.

Devamını oku