Yazar Hakkında
Hem derneğimizin hem gazetemizin gönüllüsü, sevgili arkadaşımız iktisat tarihçisi İhsan Seddar Kaynar ile aylar önce mahallenin tarihine ve neler yapılabileceğine ilişkin bir sohbet sırasında bana bu okul müzesinin varlığından bahsetti. Elbette varlığından bihaber olduğum ve daha önce duymadığım için çok şaşırmıştım. Hemen müzenin kurulumu konusunda büyük emek veren, her şeyiyle birebir ilgilenen Meryem Kaya hocamız ile görüşmek, bu okul müzesinin hikâyesini bir de kendisinden dinlemek istedim.
İhsan ile Meryem Hocamız’a uygun bir gün belirleyip okula ziyarete ve müzeyi yerinde görmeye gittik.
Bir öğretmenin hayali, bir ailenin bağışı
Mahallemizde, yanı başımızda çoğumuzun bilmediği, önünden öylece geçip gittiği bir okul değildi burası. Sadece müfredat derslerinin verildiği bir okul değil, öğrencilerin geçmişle gelecek arasında daha kolay bağ kurabilmelerini sağlamak için gündelik yaşama, eğitim, siyasi ve sanat tarihine dair eserlerin sergilendiği küçük bir müzeye de sahip lise: Ayrancı Aysel Yücetürk Anadolu Lisesi!
“Mazisi olmayanın atisi olmaz” şiarıyla yola çıkan ve emekli bürokrat Yavuz Yücetürk’ten gelen bağış eserlerle okul içerisine müze açılmasına ön ayak olan eğitimcilerden Meryem Kaya hocamızla bu fikrin nasıl geliştiği, nasıl ilerlediği ve öğrenciler üzerindeki etkilerini konuştuk.

Nasıl başladı?
Meryem Kaya hocamız okulun tarih öğretmenlerinden. Bize kısaca okulun tarihinden, 1979 yılında Ayrancı Lisesi adını alan okulun 2010/2011 eğitim öğretim yılında yüzde yüz eğitime destek projesi kapsamında Ayrancı Aysel Yücetürk Anadolu Lisesi adını aldığını anlattı. Aslında hikâyenin kahramanı ve okulun fiziksel değişiminde elinden gelen hiçbir desteği esirgemeyen Yavuz Yücetürk.
1943 yılında İnegöl’de dünyaya gelen Aysel Yücetürk, İstanbul Çamlıca Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1964’te öğrenimini tamamlayana kadar İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Zooloji bölümünde okumuş. Aynı fakültede kısa bir süre asistanlık yaptıktan sonra öğretmenliğe başladığı 1965 yılından 2000 yılına kadar, çeşitli kentlerde ve okullarda Biyoloji öğretmeni olarak yeni nesillerin yetişmesinde emek vermiş. 2009 yılında hayatını kaybeden Aysel Yücetürk hocamızın anısını yaşatmak üzere sevgili eşi Yavuz Bey, ömrünü gençlerin eğitimine adamış eşinin adının yine bir okulda yaşamasını istemiş ve bu çerçevede Ayrancı Anadolu Lisesi’nin sağlıklı bir bina olarak yenilenmesine büyük katkı sunmuş.

Evden okula taşınan bir hafıza
İşte bu noktada yaptığı işe aşkla bağlı olan tarih öğretmeni Meryem Kaya hocamızla sık sık okulu ziyarete gelen Yavuz Bey’in yolları kesişmiş. Yavuz Bey’i evinde ziyaret eden Meryem Hoca aileye ait ve o güne kadar biriktirilmiş tüm antika eserleri yerinde görünce acaba bağış yolu ile bunlar da okula kazandırılamaz mı diye düşünmüş. O yıllarda bir proje yapmak isteyen Meryem Hoca;
“Tarihi, geçmişi, hafızası ile ilgili eserler toplanır sergilenir ve muhafaza edilir” diyen bir okul müzeleri yönetmeliği var. Bu yönetmelik çerçevesinde okula verilen madalyalar ve kupalar bir yerde sergilenir. Ben Yavuz Amca ile yaptığım görüşmeden sonra acaba bu olabilir mi yapabilir miyiz diye kafamdan kurguladım. Sonra bu fikrimi paylaştım müdire hanımla. Yavuz Amca diyorum çünkü o kadar hukukumuz oluştu. Sonra bu fikir bir müzeye dönüştü. Bir tarih öğretmeni olarak derslerin böyle çok sıkıcı, dört duvar arasında işlenmesi beni hep üzerdi. Ve acaba daha farklı olabilir mi çocuklar görerek yaşayarak öğrenirse daha kalıcı olabilir mi diye düşünürdüm. Görseller kullanıyoruz ama yeterli değil. Dolayısıyla böyle bir şeyle başladık. Yavuz Amca sağ olsun bütün mal varlığıyla, her şeyiyle destek oldu” diyor.
Sonra okul olarak bakanlığı aramışlar, bakanlık örnek müzelere yönlendirmiş. Atatürk Lisesi’nin arkasında yer alan 75. Yıl Eğitim Müzesi’ne giderek bilgi almışlar. Sonrasında bakanlığa başvuruda bulunmuşlar. Müze olarak düşündükleri yeri göstermişler ve hemen akabinde bakanlıktan arkeologlar, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yetkili kişiler gelmiş ve müzenin kurulumu ile ilgili bir heyet oluşturulmuş. Bu heyet, eserleri incelemiş ve koleksiyoner bazlı eserler ile kültür değeri taşıyan eserlerin varlığını tespit etmişler. Yavuz Yücetürk, kültür değeri taşıyan eserleri de müzeye bağışlamak istediğini, okulun dışında kimseye vermek istemediğini belirtmiş. Bu çerçevede yedi adet ata yadigârı Yavuz Bey’in ailesinden kalma paha biçilemez kültür değeri taşıyan eser de okula kazandırılmış. Aile yadigârlarının dışında sahaflardan, ya da antika dükkânlarından okul için toplanan eserlere de hamilik yapmış Yavuz Bey. Çünkü diyor Meryem Hoca;
“Burası bir okul müzesi, ben özellikle eğitimle ilgili eserler olsun istedim. Aklımdaki hep cumhuriyet tarihimizi, yakın tarihimizi burada işlemekti, burada ders yapmak istedim. Buradaki kitapların bir kısmı Yavuz Amca’nın ve eşinin kendi okudukları kitaplar ya da ailesinden kalan. Bir kısmı sahaflarda gezerken gördükleri. Bir de hiçbir şeyi atmamış. Saat koleksiyonları var. Yurt dışında yaşamışlar kumbaralar almışlar. Çocuklarının oyuncaklarını hiç atmamışlar. Kendisi bir koleksiyoner olduğu için eserlere hep titizlikle yaklaşmış. Biz ilk başladığımızda 354-355 eser varken şimdi 1058 kayıtlı eserimiz var. Çocuklar zamanda bir yolculuk yapsın istedim. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde çocuklara ne okutuluyordu, hangi dersler vardı. Hendese nedir, cebir nedir? Ben artık burada çok rahat anlatıyorum çocuklara” diyor gururla.
Bu müzede yer alan eserler saymakla bitmez ama kısaca şöyle özetleyebiliriz; 1833 yılına ait bakır tas, divitlikler, kütük defterleri, yıllıklar, diplomalar, fotoğraflar, daktilolar, 1876 yılına ait Kur’anı Kerim, Osmanlı dönemine ait tartılar, 1925-1950 yılına ait süreli yayınlar, ders kitapları, romanlar, haritalar, taş plaklar, fotoğraf makineleri, gramofonlar, radyolar, dikiş makineleri, kömürlü ütüler ve daha neler…


Zamanın içinde bir derslik
“2011’de müzeyi kurduk sonra 2012’de dersler işlemeye başladım burada. İşlediğim derslerle ilgili anketler yaptım. Müze öncesi müze sonrası şeklinde, dersin kalıcılığı ile ilgili. Bu verileri topladım. Yakın Tarihimizi Okul Müzemizde Öğreniyoruz Projesi ile TÜBİTAK’ta İç Anadolu Bölge Birincisi olduk. Finalde de Türkiye’de ilk dokuz proje içinde kaldık. O zaman bölge sergisinde Ankara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi fuaye salonu oluyor TÜBİTAK’ın. Oraya müzemizde yer alan kimya kitabını götürdüm. Orada da küçük bir müze kurdum fuaye salonunda. Müzemizin küçük bir örneğini sergilemek için. Kimya Bölüm Başkanı hoca geldi ‘Bu bizde de yok!’ dedi”.
Türkiye’ye yayılan bir model
“Bakanlığın okul müzeleri ile ilgili farklı ve gelişmiş projeler yapması çok önemli. Müzeyi beraber kurduğumuz kurucu müdürümüz Sibel Akbıyık Hocamız bakanlığa gitti. Bakanlık’ta da İl Eğitim Tarihi Müzeleri için bizim müzemizi prototip olarak almışlar ve bütün illere yaymışlar. Her ildeki en eski okulda böyle bir müze açıldı. İl Eğitim Tarihi Müzeleri oldu… Buralarda çalışan hocalara da Millî Eğitim Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi Disiplinlerarası Müze Eğitimi Anabilim Dalı’nın akademisyenleri ile bu müzelerden sorumlu olan ve müze eğitimi almak isteyen öğretmenler ile Erzurum’da hizmet içi eğitimlere katıldım. Bu çerçevede Konya Seydişehir ve Elazığ’da da benden bilgi ve destek alarak okul müzeleri kuruldu”.
Yüksek Lisans eğitiminin sonunda “Okul Müzelerinin ve İl Eğitim Müzelerinin Aktif Kullanımı Üzerine” başlığı ile Meryem Hoca tüm yaşadıklarını bitirme tezine de dönüştürmüş aynı zamanda.

Gönüllülükle ayakta duran bir müze
Gönlünü bu işe vermiş, amatör olarak başlayıp uzmanlığa doğru yol alan sevgili Meryem Hocamız müzedeki eski yazılı objeleri okuyabilmek için sonradan Osmanlıca da öğrenmiş. Tek başına büyük bir emekle sürdürdüğü müzenin işleri konusunda zorlandığı zamanlarda Ankara Üniversitesi’nin de çok büyük desteğini gördüğünü belirtiyor. Eser Koruma Bölümü’ne gittiğini, oradaki hocaları buraya getirdiğini anlatıyor;
“Ben gönüllülük esası ile bunu yapıyorum. Kendi çapımda yavaş yavaş öğrendim bazı şeyleri. Bazı şeyleri Bakanlık’ta, Olgunlaşma Enstitüsü’nde müze var ya oradaki arkadaşlardan bilmediklerimi öğrendim. 75. Yıl Müzesi’nden öğrendim. Geride kalanı da ben kendi kendime ekleyerek öğrendim. Burada bir kulübümüz var. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Okul Müzesi Kulübü kurduk. Bu kulüp müzenin işlerini de aktif yürütüyor. Başta okul müdürümüz Mehmet Tahir Altun olmak üzere her yıl okuldaki öğretmen arkadaşlardan bir tanesi de bana destek oluyor. İki öğretmen devam ettiriyoruz. Her hafta Cuma günleri müzeyi açıyoruz. Bu konuda eğitim verdiğimiz bir öğrenci gelenleri gezdiriyor. Çocuklar kendi içlerinde müzeyi yaşıyorlar. Yavuz Amca’nın yüce gönüllülüğü ile kuruldu burası. Ben de elimden geldiğince yaşatmaya çalışıyorum” diyor büyük bir tevazu içinde.
Mahallenin araştırma merkezi
Kayıtların da Meryem Hoca tarafından tutulduğu büyük bir emekle, gönüllü olarak devam eden Yavuz Yücetürk Okul Müzesi’nin aslında neredeyse küçük bir araştırma merkezine dönüşebileceğini de konuşuyoruz. Çünkü öyle eserler var ki paha biçilemez. Serveti Fünûn Dergisi’nin Ankara sayısından tutun da daha neler…
Hafızayı yaşatmak hepimizin sorumluluğu
Yavuz Yücetürk Okul Müzesi’nde yer alan matbu eserlerin dijitale aktarılarak araştırmacıların kullanımına açılması Meryem Hoca’nın şu anda gündemindeki mesele. Yavuz Bey’in yüce gönüllülüğü, okulu her anlamda sahiplenmesi ve Meryem Hocamızın kıymetli emekleri ile hayata geçirip yaşatmaya çalıştıkları bu müzeyi bir üst aşamaya taşımak ancak yeni gönüllülerin destek ve katılımlarıyla mümkün olacaktır. Kim bilir belki bu yeni gönüllüler müzeye, ihtiyacı olan gelişmiş bir tarayıcı teminini de sağlayabilirler.

Ayrancı E-Bülteni’ne Abone Olun
Merhaba, yazılarımızı beğeniyorsanız, bizi takip etmek ve her hafta e-postanıza yeni içerikler almak için ücretsiz bültene kaydolun

