Kış uykusu

Roma hükümdarı Julius Sezar, Güneş yılını esas alan bir takvim hazırlatarak önemli işler yapar. Sezar, Ocak ayına da önem verir ancak hakkını teslim edemez. Ocak ayının yıl başı olması 1582’de Gregoryan (Miladi) takvimin kullanılmaya başlanmasıyla olacaktır.

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Karı ve soğuğu ile aramızda; Ocak ayının hikayesi

Çocuklar uykuda… Öyle bir uyku ki 6 aylık bir dalış, öyle bir uyku ki görenler onları öldü sanır. Kalan zamanda daha sağlıklı olabilmek için 6 ay boyunca tüm yaşam fonksiyonlarını en az seviyeye indiriyorlar. Buna kış uykusu deniyor. Kış uykusuna yatan birçok canlı var. Bu kış, Covid19 salgını sebebiyle bizler de bir çeşit uykudayız ve nedenlerimiz diğer canlılara benziyor. Kış uykusunun ve aslında tüm uykuların temel nedeni, hayatta kalmaya çalışmak. Öyle ya Ocak ayı çetin, sert, soğuk. Bir yandan da günler uzamaya başlıyor bu ayda. O zaman Ocak ayı yenilenme ve uyanışı da simgeliyor. Bu ikilikler ne olursa olsun en nihayetinde yaşam döngüsünün bir yerinde Ocak, karı ve soğuğu ile aramızdadır. Kış mevsiminin en has ayı. Gerçekten de öyledir. 

Dönüp takvime, takvimlerin çok eski tarihine baktığımızda görürüz ki Ocak ve Şubat ayları, öyle sert geçer ki halk ekip biçemez, hükümdar vergi alamaz; tek gayeleri hayatta kalmaktır, öyleyse bu günleri saymanın kime ne faydası vardır? Roma’nın ilk hükümdarı Romolus, MÖ.738’de ayın hareketi esas alınarak hazırlanmış tarihin ilk takvimine Ocak ve Şubat aylarını koymaz. Ona göre yıl, Mart ayı ile başlar ve Aralık ayı ile biter. MÖ.713’te başa gelen hükümdar Numa ise bu durumu düzeltir ve Ocak ile Şubat aylarını takvimin sonuna ekler. Mart ilk ay iken Şubat sondadır. Sonraları Roma hükümdarı Julius Sezar, Güneş yılını esas alan bir takvim hazırlatarak önemli işler yapar. Ocak ayına da önem verir ancak hakkını teslim edemez. Yılın en uzun gecesinin yaşandığı 21 Aralık sonrası Ocak ayı, günlerin uzamaya başladığı, uyanışın başladığı aydır. Ama yılın başı olamaz. Derken Gregoryan (Miladi) takvimin 1582’de kullanılmaya başlanması ile 1 Ocak yıl başı olacaktır.

Ocak ayının bu hüzünlü hikayesi en nihayetinde mutlu sonla biter; duvarınızda yeni yılın takvimi, en baş köşede Ocak ayı, yeni yıldan da bir bir eksiltmeye başladığımız günler. Sayılsın veya sayılmasın, zihnimizde Ocak ayı güzel anlamlar taşıyor. Bizi evlere hapsetse de gece uğultulu sesler boş sokaklarda yankılansa da, güzel. Kimimiz derinden gelen o sesi, loş bir ışığın altında sıcak bir yudumla ninni gibi dinlemeyi seviyor. 

Bir de kar var, bu çetin mevsimin en güzel armağanı. Onun bembeyaz lapa lapa yağdığı yıllar aklımızda, albümlerde, galerilerde. Bir fotoğraf açıyorum; 2017 Ocak ayı, 2016’dan kalma kar hala sokakta. Kuzgun Sokağı’nda, Mesnevi ile Portakal Çiçeği arasında oturuyorum, saat geç olmuş, karşıda apartman görevlisi kaldırımdaki karı kürüyor, sonra tuz döküyor. Başka bir fotoğraf başka bir yıl, yine Ocak ayı, yine Kuzgun sokağı. Bu defa orada oturmuyorum. Portakal Çiçeği’nden Mesnevi’ye doğru inerken Barış Apartmanı önündeki kaplumbağalar aklıma geliyor. Ankara’nın merkezinde, bir apartman bahçesinde, kaplumbağa besleyen bir sakin oturuyor. Bahçenin önünde durup, çalıların arasına bakıyorum. Evini sırtında taşıyan bu canlılar, çok kolay kamufle olabiliyorlar. Kabuklarına çekilip kuytu köşelerde derinlerde bir yerlerde uyuyorlar. Ekim gibi uykuya dalıp, Mart gibi uyanıyorlar. Evrenin uzun yaşayan misafirlerinden, efsanevi, ilham kaynağı. Kış uykusuna yatan evcil bir hayvan. Onlara yazının başında “çocuk” dedim ya, ne büyük gaflet değil mi? Evimizde, bahçemizde, sokaklarda beraber olduğumuz, evleri, bahçeleri, sokakları paylaştığımız hayvanlara karşı sorumluluğu, hayvan sever bir semt olarak Ayrancı’da yaşayan herkes paylaşıyor. Ancak bazılarımız var ki bunu daha derinden yaşıyor. Gününü gecesini hayvanlara vakfeden kahramanların hikayesini anlatmaya elbette bu sayfalar yetmez. İşte onlardan bir tanesi de toprak rengi giyinmiş kaplumbağaların koruyuculuğunu üstleniyor. Ağaçların çiçeklenmesi, bir meyvenin vaktinin gelmesi, kar yağması, güneş açması… Bunlar bize, nasıl dünyanın döndüğünü hatırlatıyor ise, kış uykusuna yatan bir cinsi Ankara’nın merkezinde, sokakta yürürken güvenli alanında görmek, havaların soğumaya başlaması ile göremeyince “dünya dönüyor” demek, dünyanın döndüğünü bir de böyle hatırlamak, ne güzel…

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir