Macaristan Büyükelçisi Viktor Mátis: “Türkiye ikinci memleketim, Ankara ikinci evim oldu”
Yazar Hakkında
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
Ayrancı’nın dostu Viktor Mátis’e veda ediyoruz. “Viszlát (Hoşçakal) Viktor Mátis“
Ankara’daki görev süresinin son günlerinde, Macaristan’ın Türkiye Büyükelçisi Viktor Mátis’i Ayrancı’daki tarihi Macaristan Rezidansı’nda ziyaret ettik. Diplomasi, mahalle kültürü, Ankara’ya dair anıları ve Ayrancı’ya duyduğu bağlılık üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Büyükelçi Mátis, geride bıraktığı yılların izlerini ve başkentten ayrılırken yanında götüreceği duyguları bizimle paylaştı.
Ankara’daki diplomatik görevinizin sonuna geldiniz. Buradaki görev süreniz nasıl geçti, Ankara hayatınızda nasıl bir iz bırakacak?
Bu benim Ankara’daki üçüncü diplomatik görevim. İlk kez 2010 yılında geldim ve 2014’e kadar kültür ateşesi ve basın ateşesi olarak çalıştım. O dönemde Ayrancı’da yaşamadım; Sancak’ta kaldım. Ardından 2,5 yıl misyon şefi yardımcısı, yani büyükelçi yardımcısı olarak görev yaptım. O dönemde de aynı yerde yaşamaya devam ettim. 2019 yılının Şubat ayında ise Ankara’ya Büyükelçi olarak atandım ve o tarihten bu yana Macaristan’ın Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapıyorum. Bu sürenin büyük bölümünü Ayrancı’da, Kuğulu Park’ın tam karşısındaki büyükelçi konutunda geçirdim. Bu nedenle, Ankara’da geçirdiğim sürede Ayrancı’nın çok önemli bir yeri var.
Türkiye ikinci memleketim, Ankara da ikinci evim oldu. Kentin bazı köşelerini çok iyi bilirim; fırsat buldukça yürümeye ve gezmeye çalışıyorum. Ankara benim için hâlâ keşfedilmeyi bekleyen ve hayatımı en olumlu yönde etkileyen bir şehir. Hatta ikinci oğlum Ankara’da dünyaya geldi. Bu nedenle Ankara’nın ailemizde her zaman çok özel bir yeri olacak. Oğlumun kimliğinde doğum yeri olarak Ankara’nın yazıyor olması da bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Kısacası Ankara, kalbimizde her zaman özel bir yere sahip olacak.
Buradan ayrılırken, Ankara’ya dair yanınızda götüreceğiniz en güçlü duygu ne olur?
“Özlem”, çünkü burada gerçekten çok güzel yıllar geçirdik. Hareketli dönemlerimiz de oldu; birlikte yaşadığımız, paylaştığımız pek çok güzel anı biriktirdik. Bu yüzden Ankara’yı her zaman büyük bir özlemle hatırlayacağım. Buradaki hayatım sık sık aklıma gelecek. Sanırım Ankara’yı düşündüğümde hissedeceğim en baskın duygu da kesinlikle özlem olacak.

Ayrancı’nın en karakteristik yapılarından biri olan Macaristan Rezidansı’nda ağırlıyorsunuz bizi. Sizin için buranın anlamı nedir?
Macaristan Rezidansı bizim için sadece bir ikametgâh değil, aynı zamanda güçlü bir tarih ve kültür taşıyıcısı.
Macaristan’ın 1923’te Ankara’yı başkent olarak tanımasıyla başlayan diplomatik ilişki, kısa sürede çok güçlü bir bağa dönüşüyor. O dönemde, özellikle Atatürk’ün liderliğinde Türkiye’nin bağımsızlığını kazanması ve yeni bir devlet olarak ortaya çıkması, Macaristan için de önemli bir referans oluyor. Bu yakınlık iki ülke ilişkilerinin temelini oluşturuyor. Bu binanın 1930’da tamamlanması ve Giulio Mongeri’nin mimarisi de bu sürecin bir parçası.
Burada yıllar içinde çok önemli isimler ağırlanmış. Bunlardan en bilineni Béla Bartók. Bugün gördüğünüz piyano da onun Ankara’da çaldığı orijinal enstrümanlardan biri.
Ayrıca “Gül Baba’nın Ölümü” gibi iki ülkenin ortak tarihine ve kültürel bağlarına ışık tutan çok kıymetli eserler de burada yer alıyor.
Kısacası burası sadece bir rezidans değil; Türkiye ile Macaristan arasındaki ortak hafızayı ve kültürel bağı temsil eden, yaşayan bir mekân.

Buranın yakın zamanda bir restorasyon geçirdiğini biliyoruz. Restorasyon sırasında ‘mutlaka korunmalı’ dediğiniz şeyler oldu mu?
Kuğulu Park’ın karşısındaki arazimizde uzun süren kapsamlı bir restorasyon ve inşaat çalışması yürüttük. Bu süreçte çevremize verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dilemek isterim. Bu çalışmalar iki büyük projeyi kapsıyordu. Birincisi, tarihi rezidansın aslına uygun şekilde restore edilmesiydi. İkincisi ise Paris Caddesi tarafında, artan diplomatik ihtiyaçları karşılayacak yeni büyükelçilik binasının inşa edilmesiydi. Restorasyon sırasında en büyük önceliğimiz yapının özgün karakterini korumaktı. Hatta bazı bölümlerde 1930 yılındaki orijinal detayları yeniden ortaya çıkardık. Bunun en güzel örneklerinden biri de binanın dış cephesi. Çalışmalar sırasında yapının özgün taşlarını ve gerçek rengini tespit ettik. Bu nedenle daha önceki sarı ton yerine, 1930’lardaki gri tonlarına uygun dış cepheyi yeniden oluşturduk.
Bugün Kuğulu Park’tan baktığınızda, bu tarihi yapıyı neredeyse ilk inşa edildiği haliyle görebiliyorsunuz. Elbette modern kullanımın gerektirdiği bazı teknik düzenlemeler yapıldı, ancak hem dışarıda hem de içeride yapının tarihî dokusunu mümkün olduğunca korumaya özen gösterdik.
Elçilik binaları dışarıdan gizemli görülür. Macaristan Büyükelçiliği halka açılıyor mu, ziyaret mümkün mü?
Arazimiz iki bölümden oluşuyor. Atatürk Bulvarı tarafında tarihi rezidans, Paris Caddesi tarafında ise büyükelçilik binamız yer alıyor. Büyükelçilik binası aktif bir çalışma ofisi ve konsolosluk hizmetlerinin verildiği alan olduğu için güvenlik nedeniyle ziyarete açık değil. Rezidans ise belirli etkinliklerde ziyaret edilebiliyor. Özellikle Avrupa Kültür Günleri gibi organizasyonlarda kapılarımızı açarak mümkün olduğunca fazla kişiyi burada ağırlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde de benzer etkinliklerle Ankaralıları yeniden burada görmek istiyoruz.
Bunun dışında, rezidansın mimari detaylarını daha fazla kişiyle paylaşmak için yeni bir proje hazırlıyoruz. Bir grup ressamın yapıya ait özgün ayrıntıları resmettiği eserleri büyüterek dış çitlere yerleştirmeyi planlıyoruz. Böylece içeriye giremeyenler de bu tarihi yapının güzelliklerini dışarıdan keşfedebilecek.
Geçtiğimiz aylarda bahçenizde Turul Kuşu heykeli açılışı yaptınız. Bu sembol sizin için ne anlam taşıyor?
Turul Kuşu, Macar mitolojisinde Macarların kökenine dair önemli bir semboldür. “Turul” (Türkçedeki Tuğrul’a yakın bir okunuşla) Orta Asya bağlantılarına işaret eden mitolojik bir kuş olarak kabul edilir. Bu nedenle Macaristan’da çok sayıda Turul heykeli bulunur.
Türkiye’de ise uzun süre böyle bir sembolün olmaması bizim için bir eksiklikti. Bu nedenle Ankara’da, Ayrancı’da Atatürk Bulvarı’na bakan noktada bir Turul Kuşu yerleştirme fikri ortaya çıktı. Bu heykel hem Macarların birlik ve dayanışmasını hem de Orta Asya kökenlerine dair kültürel hafızayı temsil ediyor. Bizim için Turul Kuşu’nun en güçlü anlamı, “kanatları altında bir arada olma” fikri. Yani birlikte olmayı, korunmayı ve dayanışmayı simgeliyor.
Aynı zamanda bu tür eserlerin bulunduğu alanlar sadece diplomatik mekânlar değil, kültürel buluşma noktalarıdır. Burada amaç, yalnızca Macar sanatını göstermek değil; Türk ve Macar kültürlerinin kesiştiği ortak bir sanat dili oluşturmak. Çünkü bu yapı, bulunduğu çevreden kopuk değil; yaşadığı şehirle etkileşim halinde olmalı.
Ayrancı da tam olarak böyle bir yer: Diplomasiyle mahalle kültürünün iç içe geçtiği, yaşayan bir alan.
Ayrancı ile ilgili görüşleriniz nedir?
Yaklaşık 13 yıl Ankara’da yaşadım ve bu süre içinde Sancak, Gaziosmanpaşa ve Ayrancı olmak üzere üç farklı mahallede bulundum. En çok Ayrancı’da vakit geçirmeyi sevdim. Çünkü Ayrancı’nın hem canlı hem de sakin bir yapısı var; insanı yormayan, yaşanabilir bir mahalle.
Burada dikkatimi çeken en önemli şeylerden biri de komşuluk ilişkileri oldu. Nereye giderseniz gidin insanlar birbirine yakın, tanımadıkları kişilere bile selam verebiliyorlar. Bazen “Merhaba Sayın Büyükelçi” gibi hitaplarla karşılaşınca şaşırıyorum çünkü ben de burada yaşayan sıradan bir sakinim aslında.
Günlük hayatım da oldukça normal akıyor. Bazen resmi kıyafetle, bazen daha spor şekilde, bazen de bahçedeki işler nedeniyle oldukça rahat bir halde dışarı çıkıyorum. Yani herkes gibi burada çok sıradan bir hayat yaşıyorum. Bu doğallığın içinde, benim gibi yaşayan çok sayıda insan olduğunu görmek de beni ayrıca mutlu ediyor.
Buradan ayrıldıktan sonra Ayrancı’yı size en çok hatırlatacak şey ne olacak?
Kuğulu Park, sadece pencereden gördüğümüz bir manzara olduğu için değil; aynı zamanda çok canlı bir yaşamın parçası olduğu için bizim için özel. Atatürk Bulvarı’ndaki yoğun trafik içinde bile parkta çocukların nasıl oynadığını, güldüğünü ve bazen ağladığını duyabiliyoruz. Bu sesler, mahallenin ne kadar yaşayan bir yer olduğunu bize gösteriyor
Gerçekten Ayrancı açısından ya da Ankara açısından baktığınızda bunu unutamam dediğiniz böyle bir an var mı?
Tabii ki en şok edici 15 Temmuz idi. 15 Temmuz’da maslahatgüzar olarak burada çalıştım. Ankara’da böyle şeylerin olmasını hiç düşünmedim. Olabileceğini hiç düşünmedim önceden. Ama oldu geçti. Ama en komik hikaye benim için, Covid’in tam ortasında, işte dışarıya çıkmanın yasak olduğu zamanlarda; bir gün bir kargomu almak için Cinnah Caddesi’nde yürüyerek kargo şubesine gittim. Kocaman bir kutuyu omzuma koydum. Dışarıda neredeyse hiç kimse yoktu; sadece kargo çalışanları vardı. O sırada bir genç sigara içiyordu. Bana baktı -maske taktığım için yüzüm de tam görünmüyordu- “Abi, sen Macaristan Büyükelçisi’ne benziyorsun” dedi. Ben de kendisine, “keşke” dedim.
Neden öyle dediğimi ben de bilmiyorum. Sonra ben gülmeye başladım, o da bana biraz şaşkınlıkla baktı. Daha sonra bu olayı Twitter’da anlattığımda bana inanmayıp “Böyle bir şey kesinlikle olmamıştır” diyenler de oldu ama gerçekten yaşandı ve hâlâ hatırladıkça gülüyorum.
Elbette Ankara’daki en büyük anım ise ikinci oğlumuzun burada doğması. Gece yarısı arka sokaklardan yakındaki hastaneye telaşla koştuğumuz o an, ailemiz için unutulmaz ve macera dolu bir hatıra olarak hafızamızda kaldı.
Ayrancı’da en sevdiğiniz şeyler neler?
Ayrancı’da net bir yerden daha çok bir rutinim var.Hafta sonu 6.30–7.00 civarında Güvenlik Caddesi’ne gidip kahvaltılık bir şeyler alıyorum. O saatlerde şehir neredeyse tamamen sessiz oluyor; çok az insanla karşılaşıyorum. Bu sessizlik benim için çok özel ve rahatlatıcı. Zamanla bu bir alışkanlığa dönüştü. Sabah o saatlerde caddeyi, Atatürk Bulvarı çevresini ya da küçük bir kafeyi izlemek; insanların ve trafiğin yavaş yavaş başlamasını seyretmek bana rahatlatıcı geliyor. Şili Meydanı’ndaki ağaç da benim için ayrı bir nokta. Oğlum da orada vakit geçirmeyi çok seviyor. Ayrancı’nın en güzel yanı da aslında bu: şehirle bu kadar iç içe, doğal ve yaşanabilir bir hayat sunması.

Bazı şehirler insanı bırakmaz. Ankara’ya geri dönmek istemenizin nedeni ne olurdu?
Ankara aslında benim gözümde çok hızlı değişen bir şehir; Hem gelişiyor hem de sürekli dönüşüyor. Mekânlar, dükkânlar ve binalar kısa sürede farklılaşıyor.
Eğer Ankara’ya geri dönecek olsam, özellikle yaşadığım üç evi yeniden görmek isterdim: Sancak’taki, Gaziosmanpaşa’daki ve bu bina. Özellikle burasının değişmeden kalmasını umut ediyorum, çünkü tarihi kimliğiyle zaten korunması gereken bir yapı. Bunun dışında Ankara’nın sokak düzeni ve şehir içi hareketliliği de ilgimi çekiyor. Hangi yoldan nasıl gidileceği, şehir içinde nasıl hareket edildiği her zaman dikkatimi çeken bir konu oldu. Kaldığım bu üç yerin dışında, Ankara’yı bu yönleriyle yeniden keşfetmek isterim.
Ayrancım Gazetesi’ni ayrıca tebrik etmek isterim. Bazen bilmediğim birçok detayı orada görmek beni mutlu ediyor. Yaşadığım yeri daha iyi tanımak ve anlamak benim için gerçekten önemli. Ayrancı’da bir gazetenin ve böyle bir derneğin olması çok değerli bir girişim çünkü insanın en çok ilgilendiği şey, yaşadığı çevrede neler olup bittiğidir. Dernekte ve gazetede emek veren insanların, yaşadıkları yeri gerçekten önemseyen ve burası için zaman ayırmaya hazır, iyi niyetli insanlar olduğuna inanıyorum.

































