Blog

Sidal: Semtte dayanışma ağlarının olması anlamlı

Sidal, yaklaşık 15 yıldır Ayrancı’da yaşayan, emekli bir kadın. Sidal Hanım’a göre kentlerde yaşayan bireyler kentlerden eşit olarak yararlanmalı:

“Semtte kadınlar ve çocuklar biraz daha güvende olabilirler. Gece olduğunda kent tehlikeli olabilse de Ayrancı’da daha rahat olabiliyoruz. Eğitim seviyesinin yüksek olması ve Ayrancı’nın geleneği olan bir semt olması nedeniyle yaşam daha kolay. Ulaşım yeterli. Ben çocuğumu Ayrancı’da büyüttüm. Yakında park olması anneleri ve çocukları rahatlatıyor. Ancak kaldırımlar dar ve engebeli. Bu durum engelliler Aynı zamanda Aile Sağlığı Merkezi ve eczaneler yeterince sağlık hizmeti sunuyor. 

Mahallemizde şiddete tanık olmadım. ancak etrafımda şiddet söz konusu olursa Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ALO 183 Sosyal Destek Hattı aranabilir. Semtte dayanışma ağlarının olması anlamlı. Kadınlar kendini güvende hissetmeli.  Mahallemizin muhtarının kadın olduğunu biliyorum. Pandemi sürecinde dünya geneline bakarsak kadınların yönetimde olduğu ülkelerde daha olumlu bir süreç olduğunu görüyoruz. Finlandiya’da vaka sayılarının çok düşük olması kadınların fark yarattığını bize gösteriyor. Ben de kadınların özgür ve mutlu olduğu, ne giydiğine, saat kaçta dışarıda olduğuna karışılmadığı bir kentte ve semtte yaşamak isterim. Semtimizde kadınların birlikte üretim yaptıkları yerler kurabiliriz. Hep birlikte çalışıp üretebiliriz.”

Özlem: Sokaklar fiziksel kısıtlarla dolu ancak özel alanlara müdahale olunmadan tanış olabilmek, mahallemizin avantajı

Gazetemiz yazarlarından Özlem Demirci ise bir Ayrancılı olarak kendi izlenimlerini şöyle anlatıyor:

Özlem Demirci

“Ankara’ya 2011 yılında üniversite için geldim. Üniversite bitince ilk Ayrancı’da eve çıktık.  Arada bir sene Bahçeli’ye geçtim ama sonra yine buraya döndüm. Üç yılı aşkındır da Ayrancı’da yaşıyorum. Özel bir şirkette yazılımcı olarak çalışıyorum. Kentlerden maalesef ne kadınlar ne çocuklar ne de erkekler eşit şekilde yararlanamıyor. Bunun en önemli nedeni insan odaklı düşünmemek. Kadınlar açısından ise maalesef genel olarak kentlerimizi çok güvenli bulmuyorum. Ayrancı ise, Meclis’in, Emniyet’in, çok sayıda elçilik binasının bulunması ve çok merkezi bir yerde ama insan sirkülasyonunun da buna karşın çok olmaması, uzun yıllar burada yaşamış ciddi nüfusu nedeniyle bende güvenlikli bir yer izlenimi bırakıyor. Öyle ki sokakta aynı yüzleri görüp bir zaman sonra selam verir hale geliyorsunuz. Saydığım bu sebeplerden dolayı günün her saati insanların rahatlıkla dolaşabileceği bir yer olarak düşünüyorum burayı. 

Ulaşım açısından ise Kızılay’a yakın olması büyük bir avantaj. Ayrancı içine giren ODTÜ dolmuşu ve 427 Ego dışında özellikle Hoşdere ve Atatürk bulvarından geçen birçok toplu taşıma aracı da Ayrancı’ya ulaşmak için kullanılabiliyor. Güvenli ve yeterli buluyorum. 

Yaşadığım yerde günün hangi saatinde olursa olsun, dışarı çıkmaktan çekinmek istemem. Ayrancı bana o güveni veriyor. Gece yürüyüşleri yapmayı severim ve sokak aydınlatmasını da yeterli buluyorum. Kendimi genelde rahat hissediyorum.

Ayrancı, dar sokakları ve belli saatlerdeki yoğun trafiği nedeniyle çocuklar için çok güvenli değil maalesef. Oyun alanı anlamında da yetersiz buluyorum. Örneğin etrafı telle çevrili basket sahaları, insanların evcil hayvanlarını yürüyüşe çıkardıklarında uğradıkları bir alana dönüşmüş. Öyle olmayan yerler de genelde kalabalık oluyor. Okul bahçelerinde yeterli aydınlatma yok. Bu nedenlerle oyun alanı anlamında ne çocuklar için ne de çocuklu kadınlar için pek bir seçenek görmüyorum Ayrancı’da. Bunun yanında, tek başına yaşayan veya kadın ev arkadaşı ile yaşayanların da rahat olduklarını düşünüyorum. Ben de ev arkadaşım ile yaşıyorum. Tek başına yaşayan komşularımız var. Fiziksel kısıtlarla dolu sokaklarının haricinde güzel yanına bakarsak bence en güzel yanı insanların birbirlerinin özel alanlarına müdahale etmeden tanış olabilmeleri ve bunun verdiği rahatlık. Ben öyle hissediyorum.”

Acil durumlar için semt kapsamında dayanışma ağı kurulması yararlı olur

“Hiç şiddet olayına tanık olmadım ama bu durumda ilk aklıma gelen polisi aramak olurdu. Acil durumlar için dayanışma ağı kurulması da çok yararlı olur. İnsanların dayanışma anlamında, özellikle böyle bir konuda katılımcı olacağını düşünüyorum. –Gerekmemesi dileğiyle– gerektiğinde yardım edecek birinin olduğunu bilmek herkese kendini rahat hissettirir. En nihayetinde şiddetten bahsediyoruz ve bu yardımın da daha tehlikeli bir durum ortaya çıkarmaması için iyi bir organizasyon gerekir. Semt kapsamında bu planlama yapılabilir.

Kentimizde veya mahallemizde, bizi ilgilendiren konularda ne gibi kararlar alındığından pek haberim olmuyor. Karar sürecinde kadınların olması elbette önemli ancak nasıl bir fark yaratacağı tamamen kitlenin süreçlere vs. beraber baktığında farklı ne gördüğüne bağlı olarak değişir. Elbette daha geniş kitleleri içine alan çözüm önerileri gelecektir. Herkesin yararının gözetildiği bir ideale yaklaşırız belki. 

Kadın muhtarlarımızdan ve seçim dönemi sayesinde diğer kadın adaylardan da haberim vardı. Kendi açımdan ayırt edilebilir bir fark olduğunu söyleyemem. Kadın veya erkek muhtar olmasından daha çok isteyebileceğim şey ise daha ulaşılabilir olmaları, iletişime açık olmaları ve zaman zaman da değişmeleridir herhalde.” 

Kadın dostu kent…

“Kadınların yaşadıkları yerde sosyal, kültürel, siyasal hayata katılımında eşitlikçi bir ortam hazırlamayı amaçlayan bir proje. Özellikle küçük şehirlerde/ilçelerde kadınların bir araya gelip üretebilecekleri, sorunlarını dile getirebilecekleri, çözüm bulacakları ve karar alma sürecine katılım sağlayabilecekleri yapıların (STK vb.) kurulması.

Ben de herkesin birbirine saygılı olduğu, eşitlikçi, sınıfsal veya cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmadığı bir kentte yaşamak isterim.

Biz kadınlar mahallemizde bir çok şey yapabiliriz. Yalnız yaşayan, çocuklu yardıma ihtiyacı olabilecek kadınların, yaşlı kadınların, yabancı kadınların, şiddet mağduru kadınların vb ihtiyaç duyduğunda başvurabilecekleri bir dayanışma ağının kurulmasının önemli bir konu olduğuna değinmiştik. Örnek uygulamalar incelenmeli. Geliri olmayan kadınları, olanaklar dahilinde üretime teşvik edecek uygulamalar üzerinde çalışılabilir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına her yaştan ve sosyo-kültürel yapıdan insan/kadın maruz kalıyor. ‘Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı nedir? Cinsiyet temelli şiddet nedir? Kapsamı nedir? Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet nedir?’ gibi konularda farkındalığın artırılması amacıyla etkinlikler planlanabilir.”

İşimizi severek yapıyoruz ama Ayrancı halkının da duyarlı olmasını bekliyoruz

Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusu Cuma Uçar, zorlu işini, Ayrancı’nın çöpünü anlatıyor: 

Ayrancı sokaklarının göze çarpan sorunlarından birisi de özensizce bırakılan çöpler. 24 yıldır Ayrancı’nın temizliği için çalışan Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusu Cuma Uçar, zorlu işini, mahalleliden ve yerel yönetimden beklentilerini anlatıyor: 

Adım Cuma Uçar, Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusuyum. 24 yıldır bu bölgedeyim, Ayrancıdayım. 16 yıl süpürge ve çöp kamyonunda çalıştım. Geri kalanında buranın bölge amirliğindeyim. 24 yılın hepsini Ayrancı’da geçirdim. Dikmen’de oturuyorum, Sivas Şarkışla’lıyım.

Bir süpürgeci 15 sokak temizliyor

Bu bölgede 5 mahalleye bakıyoruz. Ayrancı, Aziziye, Güvenevler mahallelerinin tamamı bize bağlı, Remzi Oğuz, Güzeltepe ve Kavaklıdere’nin de bir kısmı bize bağlı. Geniş bir bölge burası. Burası 27 süpürgeci 2 bölge sorumlusuyla çalışıyordu. 6-7 yıldır 13 kişi çalışıyoruz. Bunların içinde hastası, raporlusu, izinlisi oluyor tam 13 kişi çalışamıyoruz. Son 1 yıldır Cumartesi, Pazar nöbetçi 3’er kişi çalışıyor. Biz kaldırım süpürmesine bakıyoruz. Gece çöp vardiyasına bakmayız, onlar başka ekip. Bölgenin caddeleri, sokakları bize bağlı. Sabah 6’dan öğlen 2 buçuğa kadar sokaktayız sadece 10.00 – 11.00 saatleri arasında dinlenme saatimiz var. İlk önce caddelere çıkıyoruz sonra sokaklara dönüyoruz. Her personelin sorumlu olduğu sokaklar var. Her birine 14-15 sokak düşüyor. 

İsterim ki daha iyi hizmet verelim. 24 yılımı verdim bu bölgeye, sokak sokak bilirim nerede çöp çok çıkar, neresi sıkıntılı olur her bir köşesini bilirim. Önceden taşeronda çalışan personel kadroya geçince yeni personel alımı durdu. Başkanımız personel sorununu çözeceğini söyledi. İnşallah o zaman daha iyi hizmet vereceğiz.

Muhtarlarımız gerçekten çok ilgili sağ olsunlar, devamlı diyalogdayız. Mahalleleriyle çok ilgileniyorlar. Onlar olmasa işimiz çok zor.

Çankaya Belediyesi Temizlik İşleri Ayrancı Bölgesi dinlenme noktası

En kirli bölge Güvenlik Caddesi, en temizi Aziziye Mahallesi

Genelde Güvenlik Caddesi civarı çok kirli oluyor. Esnaf çok, büyük marketler var oralarda. En çok da Şimşek Sokak, Paris Caddesi, Şili Meydanı çok batıyor. 

Aziziye Mahallesi’nde çok sorun çıkmaz, çok şikayet de gelmez. En büyük sıkıntımız Güvenlik Caddesi etrafındaki mahalleler; Remzi Oğuz Arık ve Güvenevler mahallelerinde…

Ayrancı’da da pazar civarı, Uçarlı Sokak o taraflar çok batıyor. Ayrancı Mahallesi’nde en az 4 personel olması gerekiyor ama 2 personelimiz var. Haftada 3 gün pazar kuruluyor, 3 tane de okul var. Okul olunca sokaklar daha çok kirleniyor, bazen okullara da destek veriyoruz, içlerini temizlediğimiz oluyor. Ondan sıkıntımız çok bizim, 2 personelim var orada, yetişmiyor.

Çöpe atılan kanepeler, koltuklar sorun

Koltuk, kanepe, hafriyat atıklarının çöpe atılmaması lazım. Kimse dinlemiyor bunu, eline geçeni çöpe atanlar var. Sokağa çıkmadan, camdan atanlar var. Çöpe atılan kanepeler, koltuklar bizim için sıkıntı oluyor, onlar için haftada bir açık araç istiyoruz. Onları çöp kamyonları alamıyor. Nerede atıldıysa biz not alıyoruz, açık araçları oraya yönlendiriyoruz.

Kağıt toplayıcıları işimizi zorlaştırıyor

Burada aşırı derecede kağıt toplayıcıları var. Güz, Havuzlu, Uçarlı sokaklarında biriktirme yapıyorlar. Toplayıp gittiklerinde her yeri çöp içinde bırakıyorlar, bunların arkasından temizliğini biz yapıyoruz.  Bunlarla ilgili şikayetleri genelde zabıtaya yönlendiriyorlar. Zabıta kaldırıyor, aynı yere yine geliyorlar. Güvenlik Caddesi’nde her marketin önünde kağıtçı var. Bunların bize çok zararı var. Gündüz vakti çöpleri boşaltıyorlar, kağıtları alıp kalanı öylece bırakıyorlar, yerler batıyor. Her yeri bir anda temizlemeye yetişemiyoruz.

Konsolosluk etrafı düzeldi yerini büyük marketler aldı

Alman Konsolosluğu’nun etrafı yıllarca en büyük sıkıntımızdı. Gelip orada dışarıda yatanlar, tuvaletlerini sokağa yapanlar, çayını, yemeğini sokakta yapıp pisliğini bırakanlar, yıllarca temizliği büyük sıkıntı yarattı. Yıllarca buraların pisliğini çok çektim ben. Şimdi düzeldi de rahatladık.

Onların yerini büyük marketler aldı. Şimdi marketler bize çok sıkıntı yaratıyor. Kendileri kirletiyor, dışarı bıraktıklarını toplamak için gelen kağıt toplayıcıları dağıtıyor, batırıyor. Büyük marketlerin çöp sorununun çözülmesi lazım. 

Şimdi yıkama da yapıyoruz. Çöp yerleri pislenirse onları yıkatıyoruz, konteynırları da ayda bir yıkatıyoruz.

Hoşdere’de yeraltı depolamaya geçilecek diye bekliyoruz

Konteynırları koymasaydık daha iyiydi. Konteynır var diye sabah 6’da başlıyor akşama kadar çöp çıkarıyorlar. Hoşdere Caddesi’ne büyük çaça (vinçli) konteynırları kaldırdık artık. Bu bölgede yer altı depolamaya geçilecek diye bekliyoruz.

Apartman görevlileri ya başka işlerde çalışıyor ya da dışarıdan başka apartmanlara bakıyorlar o nedenle ne zaman aklına gelirse o zaman çöp çıkarıyor. Çok sıkıntı oluyor.

Gazel zamanı en çok şikayetin geldiği zamandır. Yere yaprak düşmeye görsün anında telefonlar başlar. Çok mücadele veriyoruz, işimiz aşırı derecede yoğunlaşıyor. Yaprak bitiyor kar geliyor, kar bitiyor çiçekler dökülüyor. Artık çiçeğin, yaprağın şikayetini gerçekten anlamıyoruz.

Adım Cuma Uçar, 24 yıldır Ayrancı’nın temizliği için çalışıyorum. Emekliliğime 3 yıl kaldı, Ayrancıyı seviyorum.

Süpürgeci şikayetinden vazgeçmek lazım

Ayrancı sakinleri temizliğe çok özen gösteriyor, aşırı derecede şikayet ediyorlar ama aynı derecede kendilerinin de duyarlı olmalarını bekliyoruz. Temizlik müdürlüğümüze çok sık şikayet geliyor, şikayetleri hemen çözüyoruz ama camdan çöp atanın, çöpe kanepe bırakanların duyarlı olması lazım. Personel şikayetini çok seviyorlar. Bir süpürgeciyi telefonla konuşurken, bir yerde iki dakika otururken görmesinler hemen telefonlar gelir. Onların da insan olduğunu unutmamak lazım, hastası var, okula giden çocuğu var, derdi var.

Personelin yaş ortalaması genelde genç. Genelde 40 yaş altıdır. Yaptığı işi isteyerek, severek yapıyorlar. İşinden şikayetçi olan personelim yok. Bir personele 15-20 sokak vereceksin ve şikayet etmeyecek… Duyarlı olmasalar bu işi yapmak gerçekten zor.

Mesnevi ile Kuzgun’un köşesinde toplanma noktamız var. Yirmi yıldır burası hizmet veriyor. Sabah gelenler giyinmesini burada yapıp görev yerlerine dağılıyorlar. Ayrancı mahallesinde çalışan personel için pazarın altında yerimiz var, orasını kullanıyorlar. Saat 10.00 olunca hepsi dinlenmek için buraya gelir. Çayını burada içer. Çay, şeker masrafını personel kendi arasında topluyor. Yiyeceklerini kendileri getiriyor. Temizlik malzemesi belediyeden geliyor.

Bulduğumuz kimlik, cüzdanları muhtarlar üzerinden vatandaşa teslim ediyoruz

Süpürgecilerin yolda değerli şeyler bulduğu söyleniyormuş ama biz böyle bir şeye denk gelmedik. Kimlik, cüzdan bulunduğu oluyor. Muhtarlar üzerinden vatandaşı bulup teslim ediyoruz. Gece çöp toplayan ekip sokakta unutulan, çöp atarken unutulan poşetlere, çantalara denk geliyor ama bunda ne var diye kimse bakmaz. Vakit de olmaz bunun için. Ne görürlerse makinaya atarlar.

Süpürge araçları çok iyi oluyor. Buraya da 2 günde bir gelse çok farkı olur. Bir süpürge aracı 10-15 personele bedel. Biz çalı süpürgesiyle çalışıyoruz. Bunlar da ihaleyle alınır, bize dağıtılır, bağlamasını biz burada yapıyoruz. Eski dönemlerde plastik süpürgeler denendi ama başarılı olmadı. Çalıya döndük tekrar, çalıdan başkası sokakları süpürmüyor.

Emekliliğime 3 yıl var. Bir ara burada da oturdum, seviyorum Ayrancıyı. Emekli olsam da gene gelirim, uğrarım buralara.

Koraltan Konutu’nda bir dönem ve bombalarla gelen hazin son

Yeni TBMM’nin inşaası

Türk siyasi tarihinde önemli yeri olan Ulus’taki II. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetersiz kalması üzerine 4 Aralık 1936’da yeni bir bina yapılmasına karar verilmişti. Temeli 26 Ekim 1939’da atılabilen yeni meclis binasının inşaatı ancak 22 yıl sonra tümüyle tamamlanmış ve 6 Ocak 1961 Cuma günü, Kurucu Meclis Toplantısıyla resmi olarak hizmete açılabilmişti. 

Türkiye’nin yeni Millet Meclisi’nin kanatları altında adeta özenle korunan, kimliği meçhul bir Ankara Villası dikkat çekmektedir. Villa,1960 öncesini bilenlerce Koraltan’ın Evi, 1960 sonrasını yaşayanlarca da Halkevleri Genel Merkezi olarak hatırlanır. 

Koraltan’ın Evi, 1960 sonrasını yaşayanlarca da Halkevleri Genel Merkezi olarak hatırlanır.

1939 yılına ait hava fotoğraflarında görülmesi, villanın 1931-39 yılları arasında inşaa edilmiş olabileceğine işarettir. 1934-1949 yılları arasında Vedat Nedim Tör tarafından yayınlanan “La Turquie Kemaliste”in 1939’da yayınlanan bir sayısında fotoğrafının olması da bunu destekleyen bir belgedir.

Villanın gerçekte kim için ve kimin tarafından yapıldığına dair bir ipucu yoktur. Ancak benim kanım bu villanın bir şahıs için inşaa edilip belli bir zamandan itibaren kamulaştırılmış olduğu yönündedir.

İlk İnşaat

1928-29 yıllarında çekilmiş olan eski bir Ankara manzarasında III. TBMM’nin inşaa edileceği büyük boş arazinin doğusunu sınırlandıran Atatürk Bulvarı’nın kenarında bazı evlerin yapıldığı görülmektedir. Bu evlerin içerisinde en belirgin olanı M. Abdülhalik Renda’nın (1881-1957) Maliye Bakanlığı’nı yürüttüğü sırada (Ocak 1924-Mart 1925) satın aldığı bağ içerisine yaptırdığı belirgin sivri çatılı kulesi ile Sarı Köşkü’dür.

Abdülhalik Renda’nın Sarı Köşk’ünün hemen yanındaki boş araziye de daha sonraları Koraltan Evi ya da Halkevleri Genel Merkezi olarak adlandırdığımız “Modern Ankara Villası” inşaa edilir.

Renda, 5 Şubat 1926’da günlüklerine not düşerek köşkün bitişiğindeki bu arsayı da alma niyetinden bahseder. 

Yine günlüklerinden arsayı satın almış olduğunu fakat daha sonra da A. Naci Demirağ’a sattığı anlaşılıyor.

“Mali vaziyetim geçen senekinden iyidir. A. Naci (Abdurrahman Naci Demirağ) arsamın mütebaki kısmını aldı. Bu surette bütün borçlarımı vermiş oldum….”

Notlardan anlaşılan, bu arsanın üzerine konu ettiğimiz “Modern Ankara Villası”  1935 sonrasındaki yıllarda inşaa edilmiştir.

Demirağ Ailesi kimdir?

Abdurrahman Naci Demirağ (1890-1944), Divriği’nin eski ailelerinden Mühürdarzâdeler’e mensup olan Abdurrahman Naci Demirağ, CHP’den VI. ve VII. Dönem Sivas Milletvekili olmuştu.  Demirağ’ın oğlu ünlü sinema yönetmeni, yapımcısı ve senaristi Turgut Demirağ (1921-1987), G. Kaliforniya Üniversitesi Sinema Bölümü’nde eğitim görüp Türkiye’ye döndüğünde adını babasının adının baş harflerinden alan AND Film adlı bir yapım şirketi kurmuştu. Turgut Demirağ’ın ses ve sahne sanatçısı Rüçhan Çamay ile evliliğinden Melike Demirağ, 1970 yılında Milliyet Gazetesinin düzenlediği yarışmada Türkiye Güzeli seçilen Afet Tuğbay (Karacan) ile evliliğinden de Ali Koç’un eşi Nevbahar Demirağ dünyaya gelmişti.

İstimlak edilerek TBMM mülkiyetine geçiş

Abdülhalik Renda’nın Sarı Köşkü ve bir yıl öncesinde aniden vefat eden Demirağ’ın evi (Modern Ankara Villası) 19 Temmuz 1945’te istimlak edilmiş, ancak Renda’nın Sarı Köşkü ve diğer evler yıkılırken bu eve dokunulmamıştır.

Belki de yeni meclis binasının yol projesinde bir değişikliğe gidildiğinden, binanın yıkılmasına gerek kalmamış ve TBMM’nin mülkiyetine geçmişti.

Demokrat Parti’nin kuruluşu ve politik gelişmeler

1945 yılında Toprak Reformu Yasası’na tepkiyle başlayan parti içi muhalefetin huzursuzluğu giderek artmıştı. 21 Eylül günü Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan CHP’den ihraç edilirler. Celal Bayar da önce vekillikten sonra üyelikten istifa eder. Bu tartışmaların sonunda
7 Ocak 1946’da Demokrat Parti siyasi hayatına başlar.

1950 yılında yapılacak genel seçimlerde DP %55,2 ile 416 sandalye, CHP %39,6 ile 69 sandalye kazanır. 22 Mayıs 1950’de Celâl Bayar Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı seçilir ve DP Başkanlığı’ndan ayrılır. Aynı gün Adnan Menderes Başbakan, Mehmed Fuad Köprülü Dışişleri Bakanı olarak atanırken, Refik Koraltan Meclis Başkanı olur.

On yıl boyunca üç kez seçim galibi gelen DP siyasete damgasını vurur. Celâl Bayar Cumhurbaşkanlığı, Adnan Menderes Başbakanlık, Refik Koraltan Meclis Başkanlığı görevlerini kesintisiz sürdürecektir.

Modern Ankara Villası artık TBMM başkanlık konutudur

İstimlak sonrasında nasıl kullanıldığını bilmesek de “Modern Ankara Villası”nın 1951 Nisan ayı öncesinde artık Meclis Başkanlığı Resmi Konutu olarak kullanılmaya başlandığını düşünebiliriz. Çünkü Koraltan ailesi Nisan 1951 öncesi Ziya Gökalp Caddesi üzerindeki kendi küçük apartmanlarını boşaltmış ve Türkiye Jokey Kulübü’ne kiraya vermişlerdi.

İşte bu nedenle biliyoruz ki TBMM Başkanı Refik Koraltan ve ailesi artık “Modern Ankara Villası”nda yaşamaya başlamışlar, bu nedenle de ev o dönemde “Koraltan Evi” olarak anılmaya başlamıştı.

Koraltan ailesine yakın hatta akrabası olan ve o sıralar ilkokulda okuyan bir kız çocuğu Sevgi Yücel, anılarında villanın içini çocuk gözüyle şöyle tanımlamıştı

“…Oraya gitmek için can atardım. Salondaki havuzda yüzen kırmızı balıkları seyredebilmek için. Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan iki katlı bir binaydı ve bir saray gibi döşenmişti. ‘O’ hep biz ziyarete gittikten bir süre sonra gelirdi. Çocuğum diye başımı falan okşamazdı; elimi sıkardı. İnanılmaz heybetli ve yakışıklıydı. Orası TBMM Meclis Başkanının resmi ‘ikametgâhı’ idi ‘O’ da Refik Koraltan’dı. Bina önce Halk Evi oldu, sonra yıkıldı. Bugün aynı yerde küçük ve bakımlı bir park var…”

1950 seçimlerinden sonraki on yıl içinde Menderes ile İnönü sadece bir kez bir araya gelirler. 22 Nisan 1955 tarihli akşam yemeği Meclis Başkanı Refik Koraltan’ın bu evinde tertiplenir.

Yani “Modern Ankara Villası” yine çok nadir ve tarihi bir ana tanıklık etmiştir. Şöyle anlatır Şevket Süreyya Aydemir o buluşmayı;

“…ruhsuz, maksatsız, hayal kırıcı bir buluşma! Öyle denilebilir ki, kaderin elinin bu düğümleri bir gün bir 27 Mayıs İhtilali ile koparıp atmasının fal tal örgüsünde, bu son ve davet sahipleri için biraz da taksirli buluşmanın, galiba bir müdahalesi vardır. Çünkü, Muhalefet Partisi Lideri, o küçük ve son ümit kırıntısını da sanıyorum ki asıl o gece kaybetmiştir.”

DP, mecliste ezici çoğunluk elde etmenin verdiği özgüven ile muhalefet milletvekillerine göz açtırmamaya başlamıştı. 

Bu durum parti içerisinde, hatta Meclis Başkanı Refik Koraltan tarafından da dile getirilir olmuştu. Üstelik Cumhurbaşkanı Bayar bile tarafsızlığını koruyamamış, açık ya da gizli olarak muhalefete karşı cephe almıştı. Yol arkadaşı Menderes’in agresif tutumu ve tırmanan siyasi gerilim Koraltan’ın günlüklerine de yansıyordu.

Tüm bu koşullar altında bir askeri darbenin ayak sesleri duyulmaya başlanmıştı adeta. On yıllık DP iktidarının icraatlarının yarattığı toplumsal muhalefetinin yankılarıydı bunlar. Huzursuzluğa karşı ilk tepkiler yine gençlikten geliyordu. İstanbul ve Ankara’da Sıkıyönetim ilan edilmiş, toplantı ve gösteriler yasaklanmıştı.

5 Mayıs günü “555K” (5. ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da) koduyla toplanan kalabalık bir öğrenci grubunun Kızılay’daki protestosunu yatıştırmak için gelen Menderes, kalabalık tarafından itilip kakılmıştı. 

21 Mayıs’ta Harp Okulu öğrencileri Zafer Anıtı’na kadar “sessiz bir yürüyüş” yapmıştı. “Harbiyeliler’in ayaklanması” olarak nitelendirilen bu gösteride öğrenciler, Zafer Anıtı’nın önünde marş okuduktan sonra dağılmıştı.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 22 Mayıs’ta 5 kişinin beraber dolaşmasını yasaklamış, “haberleşmeye” sansür koymuştu. Olaylar üzerine Cumhurbaşkanı Başyaveri Mustafa Tayyar, Bayar ile birlikte Koraltan’ın evinde buluşurlar. “Modern Ankara Villası”, bir kez daha tarihi bir ana tanıklık etmiştir.

Aynı gün Başbakanlık’taki toplantıda Harp Okulu’nun İzmir’e nakli kararlaştırılmış, karar Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral Sıtkı Ulay’a bildirilmişti. Ancak Ulay da örgüttendi ve bu haberi arkadaşlarına uçurmuştu.

26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan gece 38 kişilik İhtilal Komitesi, Harp Okulu’nda Tümgeneral Cemal Madanoğlu başkanlığında toplanmış ve 27 Mayıs gününün ilk saatlerinde tanklar harekete geçmiş, saat 03’te Ankara Radyosu’nda marşlar çalınmaya başlanmış, ardından da Albay Alparslan Türkeş tarafından bildiri ile “ihtilal” duyurulmuştu.

Menderes Eskişehir’de tutuklanmıştı. Koraltan’ın tutuklanışını ise görevli harp okulu öğrencisinin Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportaj üzerinden okuyoruz; 

“Sabah alaca karanlıkta kapıyı çaldık. Önce uzun bir müddet açmadılar. Havaya birkaç el ateş ettik. Bunun üzerine kapı açıldı. İçerde üç kadın vardı. Biri yaşlı ve hasta idi. Sorduk kimdir diye, ‘eşi’ dediler. Diğer genç Alman kadını ise Türkçe bilmiyordu. Hizmetçi bu kadının Koraltan’ın yakın arkadaşı olduğunu söyledi. O sırada Koraltan gömlek ve pantalon giymiş olarak odasının kapısında gözüktü. Biraz şaşırmış haldeydi. ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. Kendisini alıp Harb Okulunda misafir etmeye götüreceğimizi söyledik. İtiraz etmedi, ceketini giydi. Yalnız tam kapıdan çıkarken bir milli irade lafı etti. O zaman ‘Milli irade orduda’ cevabını verdik. Kolundan tuttuk ve otomobile bindirdik. Yolda hiç bir şey konuşmadı. Harb Okulunda üstlerimize teslim ettik.”

Böylelikle Protokolün bir numarasına, Meclis Başkanı’na tahsis edilmiş ve resmi bina olarak tescillenmiş “Modern Ankara Villası” için bir dönem kapanmıştı. Villa Koraltan ailesi tahliye ettikten sonra, bir süre boş kalacaktı.

Türk-Kültür Dernekleri Merkezi

“Modern Ankara Villası”nın yeni kimliği: Türk-Kültür Dernekleri

Cumhuriyet’in getirdiği değerleri geniş halk kitlelerine ulaştırmak için 1932 yılında açılan Halkevleri’nin sayısı zaman içerisinde büyük bir artış gösterir. Ancak 1950 seçimleriyle iktidara gelen DP’nin girişimiyle 8 Ağustos 1951’de TBMM’de kabul edilen 5830 sayılı kanun ile Türkiye’deki bütün Halkevleri kapatılır ve malları hazineye devredilir.

Başbakanlık Müsteşarı olan Alparslan Türkeş,18 Ağustos 1960 günü 

“Halkevleri ve Türk Ocakları miadını doldurmuştur, faydalı olsalar da politikacı fideliği haline gelmiştir, politikadan bağımsız kültür ocakları ihdas edilmelidir” diyerek Türk-Kültür Dernekleri kurulduğunu ilan eder. 

Koraltan Evi artık Türk-Kültür Dernekleri merkezi olmuştur. Kısa sürede aşırı sağın karargahı haline getirilir. Bu durum Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından da endişeyle takip edilmektedir.

Milli Birlik Komitesi kısa süre içinde yapılacak seçimlerle iktidarın sivillere bırakılmasını reddeden Alparslan Türkeş’in de içinde bulunduğu ve “Ondörtler” olarak adlandırılan 14 subayı TSK’dan da emekli ederek çeşitli görevlerle yurt dışına sürgüne gönderir. 1960 yazının sonlarında Cumhurbaşkanı, şair Behçet Kemal Çağlar’ı Ankara’ya davet ederek derneğin düzeltilmesi talimatını verir. Behçet Kemal Çağlar ve arkadaşlarının özlemi olan Halkevleri’nin yeniden kurulması için bir fırsat doğar.

21 Nisan 1963 günü Olağanüstü Tüzük Kurultayı’nda, Türk Kültür Dernekleri tasfiye edilir. Türkeş’in heyetlerinin yerine aydınlardan oluşan yeni heyetler kurulur ve derneğin Halkevleri adını almasına karar verilir. Genel Başkanlığa da 1960 seçimlerini yapan Kabinenin Milli Eğitim Bakanı Tahsin Bangruoğlu getirilir.

“Modern Ankara Villası” artık Halkevleri Genel Merkezi

Böylelikle 8 Ağustos 1951’de kapatılan Halkevleri 21 Nisan 1963 tarihinde, kapatıldıktan 12 yılın sonra bir dernek statüsünde, bağımsız demokratik kitle örgütü olarak tekrar kurulmuştur. 

Tiyatroya Halkevleri’nde başlayan Erkan Yücel bir söyleşisinde kendini anlatırken, “Modern Ankara Villası”ndan da bahsetmişti; “27 Mayıs sonrası Refik Koraltan’ın evi Halkevi olarak kullanılıyordu. O evin salonunu da tiyatro sahnesi yaptık. Burada iki yıl boyunca çok kapsamlı bir kurs düzenlendi, birçok oyunlar oynadık.”

İhtilal komitesinden Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız, 1976’da Halkevleri Genel Başkanı olur.

İhtilal komitesinden Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız, 1976 yılında yapılan Halkevleri Genel Kurulu’nda “Devrimci Halkevciler” grubunun adayı olarak seçimi kazanmış ve bu görevini 12 Eylül 1980’de Halkevleri kapatılana kadar sürdürür.

1977 yılında Halkevleri, saldırıların ötesinde sürekli tehdit almaktadır. Halkevleri Genel Başkanı Ahmet Yıldız, MHP Ankara İl Başkanı’nın kendilerine telefon ederek, Halkevlerinin kapatılmasını istediğini söyler ve “Siz kapatmazsanız, biz kapatacağız” dediğini öne sürer. Yıldız, bu konuşmadan yarım saat sonra da Sincan Halkevine saldırıldığını ve dört kişinin yaralandığını söyler. Ahmet Yıldız, durumu bir telgrafla İçişleri Bakanı’na bildirmiştir.

28 Mayıs 1977 tarihinde Ankara Valisi Durmuş Yalçın’ın emriyle Halkevleri Genel Merkezi’ni basan polis, bir şey bulamamış ve bir tutanak hazırlayarak Genel Merkezi terk etmişti. Lakin onlarca şubesi basılmaya, üyeleri tutuklanmaya ve derin siyasi baskı artarak devam eder.

Halkevlerine yapılan baskı ve şiddet olaylarının ardında, Halkevlerinin toplumsal muhalefette öne çıkan eylem ve tutumlarını baskılama isteğinin ötesinde,Türkeş’in kurduğu Türk Kültür Dernekleri’nin feshedilerek Halkevlerinin kurulması, başında eski Milli Birlik Komitesi’nden Ahmet Yıldız’ın olması ve bütün bunların üzerine bir de Yeni Delhi’ye sürgün edilmesinin etkin olduğu da akla yakın gelen bir ihtimaldir.    

Hazin son…

Bina, 13 Ocak 1978 Perşembe günü dinamitle tahrip edilir, Meclisin hemen burnunun dibindeki tarihi “Modern Ankara Villası” kullanılamaz hale gelmiştir artık.

“Halkevleri Genel Merkezi, dün gece bombalanmış, olayda 2’si ağır, 3 kişi yaralanmıştır. Tahrip gücü çok yüksek olduğu bildirilen bomba, binayı kullanılamaz hale getirmiş, bina bekçisi Kahraman Aydoğan hafif, Kerem Aslan ve Mustafa Ünaldı ağır yaralanmıştır.”

Zaten daha öncesinde iki kez bombalı saldırıya uğrayan ev artık enkaz halinde bir süre durur. Daha sonra tamamen yıkılarak binanın yeri park haline getirilir. 1930’larda başlayan ve Cumhuriyetin bir dönemine tanıklık eden bir binanın yarım asırlık öyküsü 1980’lerin başında sona erer.

Güvenevler Mahallesi Muhtarı Seviye Ardıç Çelik: Kadın muhtar olmak sorunları tespitte bir avantaj

Güvenevler Mahalle muhtarı Seviye Ardıç Çelik’le görüşmemizi koşullarımız nedeniyle telefonla yapabiliyoruz. 

Güvenevler Mahallesi muhtarı Seviye Ardıç Çelik
Seviye Ardıç Çelik

Seviye Hanım da 50 yıllık mahalleli; çocukluğu, gençliği Ayrancı’da ve hatta uzun yıllar muhtarlık yapan babasının yanında, muhtarlıkla çok iç içe geçmiş, babasına yardımcı olmuş; sonunda insanlarla iç içe olmasını sağlayan bu işi sevdiğini düşünerek, 2009 yılında girdiği muhtarlık seçimini kazanarak, o günden beri muhtarlık yapmaya devam ediyor.

Seviye Hanım eski bir mahalleli, eski bir muhtar kızı ve 12 yıldır da muhtar olması nedeniyle, özellikle uzun süredir Ayrancıyı mesken tutmuş mahalle sakinlerini tanıyor olsa da muhtarların artık kayıt tutmamasının mahallede oturanları eskisi kadar tanımamaları sonucu yarattığını ama kendi muhtarlık mekanı sağlık ocağı ile aynı katta olduğu için, oraya gelenlerle ilişkilenmeyi önemsediğini söylüyor.

Seviye Hanım da hem bir mahalleli hem bir muhtar hem de genç bir kız çocuğu annesi için Ayrancı’da kendisini her zaman daha rahat ve güvende hissettiğini; kentlerin farklı ihtiyaçlara göre tasarlanması önemli ve gerekli olsa da Ayrancı’nın bu anlamda kadınların da ihtiyaçlarına denk düşen bir mahalle olduğunu ama farklı ihtiyaçlara uygunluk anlamında elbette eksiklikler de barındırdığını söylüyor. Seviye Hanım da kadın muhtar olmanın, insanlarla ilişki kurma, ihtiyaçları bu anlamda tespit etme konusunda avantaj yarattığını söylüyor.

Bu hoş sohbetlerden çıkardığımız sonuç, 2007 yılından beri kayıt tutma, belge verme yetkilerinin kalkması ile neredeyse yetkisiz hale gelmiş, en önemli görevleri adrese ulaşamayan tutanakları kabul etmek ve saklamaya dönüştürülmüş muhtarların aslında istenirse kent, mahalle hakkımız üzerinden ihtiyaçlarımızın belirlenmesine, bunun daha etkili ifadesine, mahalle içi ilişkilenmeye, bir üst boyutu olarak dayanışmaya hizmet eden çok önemli bir işlevi olabilir ve bir kenti, mahalleyi oluşturan sakinlerin ihtiyaçlarının farklılığını fark eden bir anlayışla bu işin yapılması yapılacakları farklı kılabilir. Kadın muhtarlarımız onlara tanımlanmış alanla yetinmeyerek mahalleliyle ilişkilenmeyi önemli buluyorlar; her koşulda kadınlar için güvenli ve rahat hissettikleri bir alan olduğunu düşündükleri semtimizde, kadın dostu bir mahalle oluşturma konusunda bir iş birliğine de çok açık ve gönüllü görünüyorlar.

Güzeltepe Mahallesi Muhtarı Nurten İşçi: Sorunların belediyelere iletilmesinde muhtarlık etkili bir konum.

Elif Hanım’dan sonra Güzeltepe Muhtarı Nurten İşçi’yle görüşüyorum. Nurten Hanım da siyasetle farklı düzeylerde uğraşmış ve son olarak, 2009 da seçilerek 12 yıldır yapageldiği muhtarlıktan büyük zevk almış. O da Hoşdere üzerinde, gelen geçen mahallelinin kafasını uzatıp hal hatır sorduğu bir mekan oluşturmayı başarmış. Mahallenin sorunlarının tespit edilmesi ve bunların belediyelere iletilmesi konusunda muhtarlığın önemli ve etkili bir konum olduğunu söylüyor; daha önceki siyasi deneyimleri bu pozisyonunu etkili kılmada önemli bir deneyim oluşturmuş. 

“2009 da seçildim, bir süre sonra adrese dayalı sisteme geçildi; ben zaten önceki sisteme karşı çıkanlardandım, belgelerden para alınmaması lazım; devletin bizi resmi prosedürünün içine alması gerekiyordu. Ama yine de yetkimiz yok belki ama ben muhtar olarak aradığım zaman etkili olduğumuzu biliyorum” diyor.

Elif Hanım da söylemişti, Nurten Hanım da kadın muhtar olmanın, mahallelinin sorunlarını aktarma, dertleşme konusunda avantaj yarattığını söylüyor; “kadın olmanın farklı bir tarafı var, sizle daha rahat iletişim kuruyorlar; her yaştan erkek ve kadın daha rahat derdini anlatıyor, daha nezaketli, saygıya dayalı bir ilişki kuruyorlar.” Şiddet gören bir kadının, ekonomik sıkıntı yaşayanın gelip kendisini kadın bir muhtara daha rahat ifade edebildiğini, nitekim bu tür sorunların kendisine de geldiğini ve doğru yönlendirmelerle destek olmaya çalıştığını söylüyor.

Nurten Hanım’a göre de her geçen gün güvensizleşen ülke ve dünya koşullarında Ayrancı her şeye rağmen sakinlerine, özellikle de kadınlarına güvenli bir alan yaratıyor; ulaşımıyla, sokak güvenliğiyle, sosyalleşme alanlarıyla, komşuluk hukukuyla, farklı yaş gruplarından, farklı konumlarda, koşullarda kadınların pek çok yere göre kendisini burada daha rahat hissettiğini, kendi deneyiminin de bu yönde olduğunu söylüyor. Kreş, büyük yaş grubunun sosyalleşebileceği alanlar ve park ihtiyacı Nurten Hanım’ın da altını çizdiği konular.

Nurten Hanım özellikle muhtarlık kurumunun geliştirilmesi, güçlendirilmesi üzerinde duruyor; iki dönemden fazla muhtarlık yapılmamasını, aktif, dinamik, teknolojiden yararlanabilen daha genç, eğitimli ve duyarlı insanların muhtarlık konusunda teşvik ve destek görmesini önemli buluyor.

Ayrancı Mahallesi Muhtarı Elif Doğan: Mahallemiz kreş imkanı anlamında yetersiz.

İkinci ziyaretimi Ayrancı Mahallesi Muhtarı Elif Doğan’a yapıyorum. 

Elif Hanım, muhtarlık mekanının çevresinde oluşturduğu minik, özenli bahçesi, bostanı ile güzel havalarda belli ki mekanını, yakın çevrede oturan mahalleli için cazibe merkezi haline getirmiş. Sabah erken saatlerde gidiyorum Elif Hanım’ın yanına, sohbetimiz sık sık gelen geçen mahallelinin, çay molası vermek isteyen belediye çalışanı arkadaşların selamıyla, hal hatır sormasıyla kesiliyor.

Elif Hanım eski bir mahalleli olmakla birlikte muhtarlıkta yeni. Siyasetin farklı kademelerinde, vekillik dışında her görevde bulunduğunu ama iki yıldır yaptığı muhtarlığın kendisine ayrı bir zevk verdiğini, muhtarlığın siyasetin en dolaysız biçimlerinden birisi olduğunu söylüyor; “Muhtarlık gönül işi diye düşünüyorum. Aslında yasal görevimiz neredeyse tebligatla sınırlı ama biz gönlümüzü koyarak mahallede bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diyor. Şöyle devam ediyor Elif Hanım:

“Muhtarlığın içini biz dolduruyoruz; pandemi süreci mahalle sakinlerine daha fazla ulaşmak için vesile oldu ama olmasaydı da ben bu ilişkilenmeyi önemsiyorum; bahçemiz, bostanımız bu anlamda önemliydi, birtakım etkinlikler düzenlemek vardı aklımda. Muhtarlık mevzuat üzerinden bizlere çok fazla yetki vermese de ihtiyaç tespiti anlamında çok önemli.

Genelde insanların daha rahat yaşadığı bir semt olsa da salgın sürecinde ekonomik sıkıntılar bizim mahallemizde de görülmeye başlandı; dışarıdan yaşlı bakımı için gelen kadınlar, ev temizliğinde çalışan kadınlar mağdur oldu. Şiddet olayları fark edilir oldu. Ekonomik sıkıntının direk yükü kadına yansıyor, iki gündür buraya gelen 39 yaşında bir kadın var mesela, üç çocuklu ve zor durumda. Eşinden şiddet görüyor ancak bir işi yok, bırakıp gidemiyor da. Ayakları üzerinde durmak ve şiddet uygulayan kocasından ayrılmak istiyor. Kocası işsiz ve bağımlı bir başka genç kadın yine benimle yaşadığı sıkıntıyı paylaşıyor.

Mahallemiz eğitim olarak da ekonomik olarak da Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor ve burada yaşayan kadın sakinlerimiz genelde mahallemizi güvenli buluyorlar. Bir sorun olduğunda da kadınlar bundan daha çok rahatsızlık duyuyorlar ve çözülmesi için ya bizlerle ilişki kuruyorlar ya da ilgili belediyelere doğrudan başvuruyorlar. Geçenlerde Reşat Nuri’nin sokak lambaları arızalanmıştı mesela, kadın mahallelimiz hemen iletti. Öte yandan mahallemizin kreş imkanı anlamında yetersiz olduğunu ve bu yönde talep olduğunu biliyorum. Gündüz bakım evimiz yok. Üst yaş grupları için Bahar Evimiz var ama o da yeterli değil. Bu yönde de yoğun bir talep olduğunu söyleyebilirim. Yetkilerimiz kısıtlanmış olsa da bizim ihtiyaçları tespit edip belediyeye taşımak gibi bir işlevimiz olabiliyor, aslında yapmaya çalıştığım tam da bu.”

Peki şiddete uğrayan kadınların bilgisi mahallemizde muhtarlara ulaşıyor mu?

Listesi bile geliyor diyor Elif Hanım: “Balgat’da İçişleri Bakanlığı’nın bir birimi var, 10 Nisan Karakolu tamamen ev içi şiddet, kadına yönelik şiddete ayrılmış bir karakol; onlar zaman zaman mahallemizde şiddet gören kadınlar konusunda bizden yardım alıyorlar. Şiddet konusunda birebir izlediğim bir aile oldu. Barodan yardım alarak boşanmalarına yardımcı oldum. Binalarında da destek görmüş şiddet gören mahalle sakinimiz kadın. Kızı aile sorunlarından dolayı okuldan ayrılmıştı, şimdi mezun olacak. “Bu konuda mahallenin kadınları ile bir iş birliğini önemli bulduğunu söylüyor Elif Hanım.

Mahalleyle ilgili güzel niyetleri var Elif Hanım’ın; bu yaz muhtarlık bahçesinde açık havada resim kursu organize etmek istiyor, gönüllü resim hocası ile bağlantı kurmuş bile. Salgın öncesi başladığı mahalleliyle geziler düzenleme niyetini koruyor. Bir de “yaşlılara yönelik bir şey yapmamız gerek” diyor, sosyalleşebilecekleri, güzel, anlamlı zaman geçirebilecekleri; bunun Ayrancı için önemli bir ihtiyaç olduğunun altını çiziyor. Yine mahallesindeki çocuklu kadınların gündüz bakım evi, kreş beklentilerini de vurguluyor.

Elif Hanım’a göre muhtarlığın hafızası yok, kişisel çabalarıyla yaptığı işi daha örgütlü hale getirmek istiyor. “Keşke muhtarlıkların kendi bütçesi olsa” diyor, daha örgütlü bir zincir oluşturmak istiyor. “Belediyelerin muhtarlık müdürlükleri var, yasayla kurulmuş, işlerimizin onunla yürümesi gerekiyor. Belediyelerle ilişkide bizim kişisel ilişkilerimiz devreye giriyor, bunun daha yasal bir çerçevesi, kalıcı bir niteliği olmalı” diyor. 

Aziziye Mahallesi Muhtarı Güldane Tenç: Üst yaş grupları için daha fazla merkeze ihtiyaç var.

İlk görüştüğümüz muhtarımız, Aziziye Mahallesi muhtarı Güldane Tenç oldu. 

Güldane Hanım, 1980’li yılların başında evlilik nedeniyle Mersin’den Ankara’ya, Ayrancı’ya gelmiş. Daha önce eşi muhtarmış, eşinin yanında çok zaman geçirir, ona yardım edermiş. Kocasının muhtarlıktan ayrılmasından sonra Güldane Hanım muhtar olmuş. Güldane Hanımla sohbetimize, aslında bir gün önce Ayrancı’da kadın olmak üzerine sohbet ettiğim bir arkadaşımın, “kadın muhtarların mahalleye nasıl katkısı olabilir, bu anlamda bir fark yarattıklarını düşünüyor musun” sorum üzerine ortaya attığı bir karşı soru ile başlamak istedim. Arkadaşım aslında ne beklediğimi söyleyebilmem için muhtarların görev ve yetki alanlarını bilmem gerekir demişti; işte ben de ilk olarak bu soruyu sordum Güldane Hanım’a; muhtarlar ne yapar? dedim.

Güldane Hanım, 2006 da yapılan yasa değişikliği ile muhtarların görevlerinin çok sınırlandırıldığını, daha önce muhtarlar tarafında yapılması zorunlu olan kayıtlar, verilmesi gereken belgelerle ilgili yetkilerin Nüfus Müdürlüklerine geçmesi, online sistemin gelişmesi, e-devletin ortaya çıkmasıyla mahalleli ile tanışıklığa vesile olacak ortamın ortadan kalktığını, şu anda tanımlanmış en önemli görevlerinin adresine ulaşmayan tebligatları kabul etmek ve üç ay boyunca saklamak olduğunu; bunun da yetkiden çok görev olarak ifade edilebileceğini söyledi. Öte yandan mahallede eski olmaktan kaynaklanan ve mahallenin de uzun yıllar burada ikamet eden bir nüfusu barındırmasından ötürü, ikamet edenleri tanıyabildiğini; genel olarak mahalle halkının ihtiyaçları konusunda duyarlı ve bilinçli olduğunu, birçok kez ihtiyaçlarını ve taleplerini ilgili mercilere bildirme konusunda da bu bilince uygun davranabildiğini; kadınlar açısından da kendilerini rahat hissedebildikleri, rahat bir semtte olduğumuzu söyledi. Güldane Hanım’a göre en önemli ihtiyaçlardan birisi belli bir yaş üstünün sosyalleşebileceği, sosyal aktiviteler yapabileceği alanlar, merkezler. Semtimiz sınırları içerisinde, Çankaya Belediyesi’ne ait böyle bir merkez olsa da daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor Güldane Hanım.

Son yıllarda iktidar makamlarının dillerinden düşürmediği, öne çıkardığı, sık sık buluşmalar organize ettiği muhtarlıkların, bir yandan yetki alanlarının her geçen gün daraltıldığı bilgisi şaşırtıyor beni; öte yandan çocukluk yıllarımın muhtarları, muhtarlıkları geliyor aklıma, bir çoğunu çok net hatırladığımı, çünkü çeşitli vesilelerle hep yolumun, yolumuzun muhtarlara düştüğünü hatırlıyorum; bir mahalleye taşınmak, bir mahalleden ayrılmak, okula, işe başlamak, çeşitli başvurular yapmak illa ki yolumuzu muhtarlara, muhtarlıklara düşüren bir neden oluyordu.