Ayrancı “Sünger Semt” olabilir mi?

Ayrancı’da mesele yalnızca suyu hızla uzaklaştırmak değil; onu doğru yerde tutabilmek. Her yağmur damlasını kaynağında yakalayan ‘sünger semt’ yaklaşımı hem iklim krizine uyum sağlamak hem de daha dirençli bir kent yaşamı kurmak için güçlü bir fırsat sunuyor. Bu dönüşüm, büyük projeler kadar gündelik ve yerel adımlarla da mümkün.

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.

Hoşdere’den aşağı yürürken Ayrancı’nın kot farkından yararlanılarak inşa edilmiş apartmanları incelerken birkaç yıl önceki su baskınlarını hatırladım. Hızlı nüfus artışına bağlı kentleşme ve yetersiz altyapı planlamaları, çevresel bozulmaları hızlandırarak benzer sorunların günümüzde ve gelecekte de tekrarlanabileceğine işaret ediyor. Bir gün kuraklıkla boğuşurken, ertesi gün ani bir yağmurla sokaklarımızın göle dönüşmesini izliyoruz. Yağmur suları kimi zaman üstü asfaltla kapatılan dere yataklarını bulup aşağıya süzülüyor kimi zaman da battı-çıktılarımızın altında birikerek trafik güvenliğini tehlikeye atıyor, en kötüsü de kot farkından yararlanılarak yapılmış alt katlarda bulunan konutlardan içeri sızarak su baskınlarına sebep oluyor. Durum böyleyken, gökten bedava yağan bu bereketi yalnızca ‘sel baskını’ olarak görüp kanalizasyona göndermek zorunda mıyız? Semt ölçeğinde, binalarımızın çatısından akan her damlayı biriktirerek parklarımızı ve bahçelerimizi kendi suyumuzla yeşertmek daha doğru bir yaklaşım olmaz mı? Tam da bu noktada, dünyada modern şehirciliğin yeni rotası olarak öne çıkan ‘Sünger Şehir’ kavramı karşımıza çıkıyor. 2013 yılında Çin’de geliştirilen bu yaklaşım, kentleri geçirimsiz beton yüzeyler olmaktan çıkararak suyu emen, depolayan ve ihtiyaç duyduğunda geri veren bir yapıya dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Böylelikle yağmur suyunu borularla yeraltına hapsedip uzaklaştırmak yerine, geçirgen yüzeyler ve yeşil altyapı çözümleriyle olduğu yerde tutarak ya da yeraltı kaynaklarını beslemek yoluyla sürdürülebilir bir su yönetimi sağlanmış olacaktır. 

Ayrancı gibi eğimli bir bölgede, suyu sadece en aşağıya, Akay Kavşağı’na ya da apartmanların zeminlerine akıtıp orada felakete dönüşmesini izlemek yerine, her bir apartman bahçesinde, kaldırım kenarında bu suyu yakalamamız ve kaynağında yönetmemiz gerekiyor. 

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, bu konuda oldukça net adımlar atmış durumda. 2026’dan itibaren yürürlüğe giren Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ile 2.000 m2 ve üzeri parsellerde veya 1.000 m2 üzeri çatı alanına sahip yeni binalarda zorunlu hale getirilmiştir. Bakanlığın yayımladığı rehberlerde filtreden geçirilen yağmur suyunun, bahçe sulaması ve tuvalet rezervuarlarında kullanılmasıyla önemli ölçüde su tasarrufu sağlanacağına dikkat çekilmiştir. Söz konusu yönetmelik, sadece bir zorunluluk getirmekle kalmıyor; aynı zamanda şehirlerimizin ‘iklim değişikliğine uyum’ kapasitesini artıracak teknik bir dönüşümün de önünü açıyor. Ancak mesele sadece yeni binalarla sınırlı kalmamalı. Belediyelerin, parklarımızı ve kaldırımlarımızı sadece görsel birer peyzaj elemanı olarak değil; suyu sızdıran geçirimli yüzeyler, yol kenarlarında akışı yavaşlatan bitkilendirilmiş hendekler ve yokuş aşağı koşan suyu yerinde dindiren yağmur bahçeleri olarak yeniden kurgulaması gerekiyor. Özellikle Ayrancı gibi eğimli dokularda, sert zeminlerden kurtulup suyu toprağın derinliklerine davet eden bu ‘mavi-yeşil altyapı’ çözümleri, sel riskini önlemekle kalmayıp yokuşlardan akıp giden her damlayı semtimizin toprağına, ağacına ve geleceğine geri kazandıracaktır. Elbette tüm bunlar için karar vericilerin atacağı adımları beklemek de bir seçenek ancak şehrin kaderini sadece yönetimlere bırakmak yerine, biz de bir şeyler yapmaya kendi kapımızın önünden başlayabiliriz. Bu farkındalık Ayrancı’nın o kendine özgü karakterini oluşturan, onlarca yıllık geçmişe sahip apartmanları için de bir fırsat olabilir. 

Bina ölçeğinde neler yapılabilir?

Apartmanlarımızın çatı oluklarının ucuna yerleştireceğimiz dekoratif yağmur varilleri sayesinde depoladığımız yağmur suları yazın o meşhur Ankara sıcağında bahçemizdeki ağaçlara, çiçeklere can suyu olabilir. Üstelik klorlu şebeke suları yerine yağmur suyu ile buluşmak bitkilere de iyi gelebilir.

Ayrancı’nın o meşhur arka bahçeleri, aslında binalarımızın arkasında saklı kalmış birer doğa hazinesidir. Komşu apartmanlarla sırt sırta veren bu güzel alanlarda; duvar diplerindeki betonları aralayıp buraları çiçekli çakıl yataklarına dönüştürerek veya olgun ağaçlarımızın dibini kuru yaprak ve ağaç kabuklarıyla bir battaniye gibi örterek büyük bir fark yaratabiliriz. Bahçelerimizde bir köşeyi hafifçe çukurlaştırıp, orayı suyu seven bitkiler ve çakıl taşlarıyla süsleyerek mini bir yağmur bahçesi elde edebiliriz. Bu sayede sokaktan veya beton zeminden akan su, doğrudan kanalizasyona gidip alt katları basacağına, bu süngerimsi bölgeye dolar ve yavaş yavaş toprağa süzülür.

Otoparklarımızı veya apartman girişlerimizi betonla kaplamak zorunda değiliz. Aralarında boşluk olan ve içinden çimlerin çıkabildiği delikli parke taşları (çim taşı) kullanarak, toprağın nefes almasını ve yağmur suyuyla buluşmasını sağlayabiliriz.

Yerel yönetimlere bir çağrı: ‘Sünger Semt’ Ayrancı

Son olarak, semtimizin kaderini belirleyen yerel yönetimlerimize de birkaç sözüm var. Bugün dünyada şehirlerin dayanıklılığını ölçen en önemli kriterlerden biri olan “Sünger Kent” kavramını, henüz pek çok komşumuz bilmiyor. Vatandaşla kurulan her iletişim kanalında ekolojik farkındalık çalışmaları yürütülmelidir ancak bilinçlendirme tek başına yetmez. Kent yönetiminde, birbirinden kopuk ve sadece görsel amaçlı parçacıl projeler yerine; ekolojiyi merkeze alan, bütüncül bir ‘mavi-yeşil altyapı’ vizyonuna ihtiyacımız var. İnanın bu konu, sadece birkaç yeni park açmakla veya refüjleri yeşillendirmekle çözülecek bir mesele değildir.

Bugün dünyada bu vizyonun öncüsü olan Wuhan, Xiamen ve Chongqing gibi şehirlerin yağmuru nasıl yönettiklerini inceleyebiliriz. Kuşkusuz Ayrancı bir Wuhan değil; içinden dev nehirler geçmiyor, uçsuz bucaksız gölleri yok ancak iklim krizi kapımıza dayandığında, gökten düşen her damla bizim için en büyük su kaynağı haline geliyor. Çin’in dev metropollerinde uygulanan o devasa ‘Sünger Şehir’ mantığını, biz Ayrancı’nın dar sokaklarına ve dik yokuşlarına göre ‘mikro’ ölçekte uyarlayabiliriz. Hedefimiz yokuş aşağı kontrolsüzce akan suyun hızını kesmek ve o suyu toprağımızla buluşturmak olmalı.

Ayrancı, sahip olduğu kot farkı, eski bahçe kültürü ve bilinçli semt sakini profiliyle Ankara’nın ilk “Sünger Semti” pilot bölgesi olmaya adaydır. Gelin, sokağımızdaki ızgaraların kapasitesini artırmakla yetinmeyelim; sokağın kendisini suyu emen bir sisteme dönüştürelim.

  • 239.710
  • 124

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir