Ayrancı’nın yüzleri, sokakları ve hikâyeleri

Ankara için de uzun yürüyüşlerin ve parkların kenti diyebiliriz. Bir yere gitmenin en kolay yolu yürümektir burada. Dört mevsim yokuşlar aşınır, sokaklar geride bırakılır; herkes hep bir yürüme halindedir.

Yazar Hakkında

“Ankara’nın olağanüstü özelliklerini göstermedeki bu isteksizliğinin de belli bir evrensel niteliği vardır. Ankara’da gezinirken nerede olduğunuzu hiç bilemezsiniz: Çankaya Buenos Aires’teki bir alışveriş semti olabilir; Tunalı civarı Manhattan’ın üst doğu yanını andırır; şehir merkezine doğru indikçe Ulus insana Paris’in Gare du Nord’unun arkasındaki telaşı hatırlatır; köyümsü canlı Kızılay, Berlin’deki sakin, iki yanı ağaçlı Kreuzberg’i getirir akla. Ama daha derinden bakmaya, daha yavaş yürümeye başladığınızda (yürümenin mümkün olduğu yerlerde, çünkü Ankara’nın öyle büyük bölümü arabalar tarafından devralınmış ki), bir kafede oturup insanları gözlediğinizde, Ankara kendini başka bir şey olarak ortaya koyar, Ankara’nın ayırt edici özellik eksikliği, kendi içinde ayırt edici bir hal alır”.
A. Manguel-Tanpınar’ın İzinde: Beş Şehir, s.16

Bana kalırsa Ankara için de uzun yürüyüşlerin ve parkların kenti diyebiliriz. Bir yere gitmenin en kolay yolu yürümektir burada. Dört mevsim yokuşlar aşınır, sokaklar geride bırakılır; herkes hep bir yürüme halindedir. Çoğu zaman kaotik olmayan, kendi halinde bir rutini olan bir yürüyüş ritmiyle. Yürümenin halleri en çok edebiyatta kendini belli eder. Ankaralı has edebiyatçı Barış Bıçakçı’nın karakterleri mesela önemli bir karar arifesinde hep yürüyüş halindedirler, “Herkesin Herkesle Dost” olduğu ve tüm karşılaşmalara açık alanlarda birbirlerinin hayatlarına teğet geçerler. Tüm bu anlar Ankara sokaklarında ve yürüyüş halinde gerçekleşir. Geniş bulvarlar, kaldırımlar ve uzun, kesintisiz güzergahlar… Dolayısıyla Ankara bir yanıyla yürüyüş rotalarıyla da meşhurdur. Örneğin, Cebeci’den Kızılay’a yürümenin her daim farklı bir güzelliği vardır. Bu hat üzerinden gerçekleşen kesintisiz yürüyüş anında, kafada biriken sorulara yanıt bulabilir ve sonrasında Kurtuluş Parkı’nda bir ağaç gölgesi altına dinlenebilir.  Bir başka yürüyüş rotası hiç kuşkusuz Ayrancı semtidir. Ankara’nın en eski ve henüz tam olarak bozulmamış semtlerinden biridir burası. Yukarısı ve Aşağısı olmak üzere iki ayrı istikameti vardır. Bir rivayete göre bölgenin ismi eskiden burada yaşamış Rumlara Ayrancı denilmesinden geliyormuş. Peki şimdi Rumlar neredeler? Artık yoklar sanırım, olsa muhakkak yolda karşılaşırdık. 

Yürüme için mevsim seçimi önemlidir.

Ayrancı, Meclis Parkı’ndan başlayıp, Hoşdere’nin devasa yokuşuyla kesişen Atakule’yi de içine alan büyük bir alana yayılmıştır. Yeşilliği bol, çok katlı apartmanların yer almadığı, kafayı yukarı kaldırınca gökyüzünün görülebileceği nadir semtlerinden birisidir. Burası için iyi bir yürüyüş rotası demiştik. Doğrudur, geniş kaldırımlar ve uzun kesintisiz yollara sahiptir. Ayrancı; yokuş sevmeyenler için zaman zaman bir işkenceye dönüşse de yürümek ve parklarında dinlenmek için en güzel rotalardan birine sahiptir. Hem de Hoşdere’nin dik yokuşunu tırmanmayı başaranlar, yolun sonunda Ankara’nın en özel mimari yapılarından Danyal Çiper imzalı “Gemi Ev”le karşılacaklar. “Gemi Ev” modernist bir üslupla yapılmış ilhamını Frank Lloyd Wright’tan alan bir yapıdır. Yani binaya bakınca kıtalararası mimari bir yolculuğa çıkmak da mümkündür. Laf aramızda Danyal Çiper, binanın “Gemi Ev” olarak anılmasından pek de hoşlanmazmış. İşin özü Ankara’da deniz yoktur ama Gemi Ev vardır; zaten böyle şeyler sadece Ankara’da olur. 

Gemi ev
Ankara’nın özel mimari yapılarından Mimar Danyal Çiper imzalı Gemi ev

Yürüme için mevsim seçimi önemlidir. Bilenler bilir, Ankara ayazı meşhurdur aylak yürüyüşe engeldir. Nietzsche’i çileci ve varoluşçu yürüyüşçülere engel değildir elbette bu. Onlar çıktıkları bu derin içsel yolculukta istikametlerini yaz-kış fark etmeden Kuğulu Park’a oradan da Cinnah yokuşuna doğru götürebilir, yolun çaprazında kalan boş Yunanistan Büyükelçiliği topografyasına bakıp, varoluşsal bir sorgulamaya gidebilirler. Büyükelçilik tabelası yerinde lakin içeride bina yok. Geldik bulamadık.  Sonra da soluğu Botanik Park’ta alabilir, soğuktan ıssızlığa gömülmüş parkta yolculuklarına bir mana arayabilirler. 

Botanik Parkı
Botanik Parkı

Lakin herkesin bildiği yürüyüşün keyfi bahar mevsiminde çıkar. Güneşin tepede hükümranlığını ilan ettiği güzel hafta sonu Meclis Parkı’nda ağaçların altında yazan kimlik bilgileri ezberlenebilir. Hava bu kadar güzel iken yürüyüş bitmez hiç şüphesiz. Güvenlik Caddesi’nden biraz aşağıya inilip her ayın ilk günü kurulan Çankaya Antika Pazarı’na gezmeye gidilebilir. Plaklardan, kitaplara, eşi benzeri bulunmayan antika eşyalara hatta Deniz Baykal’ın yer aldığı SHP seçim afişine varana dek birçok şeyle karşılaşılabilir burada. Murat Meriç ve Hakan Kaynar buranın müdavimleri arasındadır, dikkatli gözler kendilerini asla kaçırmazlar.

Ayrancı Antika Pazarı

Hem Ankara’da eskiden sokağa kravatsız çıkılmazdı.  

İlla bir şey yapmak için yürünmez elbette, aylaklık etmek, hareket etmek ya da biriken zihinsel yorgunluklara çare bulunması için de yürünür. Ayrancı belki de bu yüzden en iyi yürüyüş rotalarından biridir. Hem herkesin herkesle cidden dost olduğu, tanışık olduğu bir yer olması, hem eski Ankara’nın izlerini bir şekilde koruyabilmesi hem de yürüyüşçü dostu mekânlara ve parklara sahip olmasından ötürü kıymetlidir. Zaman burada farklı akar bir anlamda. Sokaklarını arşınladığınız yerler sizleri bir başka zaman dilimine de götürebilir. Örneğin Paris Caddesi’nde Fransız Büyükelçiliği’nin önünden Bastille Günü kutlamaları esnasında geçiyorsanız kendinizi 1789’da Fransız Devriminin tam ortasında bulabilir; yolun biraz aşağısına yürüdüğünüzde ise bu sefer de Amerikan Büyükelçiliği önüne gelirsiniz. Her daim Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılmasına, küresel krize ve Trump’ın tivitleri aklınıza gelebilir. Beş adımda dünyayı dolaşabilirsiniz. Bu rota da sizi ister istemez ciddiyete davet eder. Hem Ankara’da eskiden sokağa kravatsız çıkılmazdı.  

Her yürüyüş farklı anların deneyimlerine açık bir eylemdir. Zamanın rutin akışı içerisinde yürüyorsanız göreceğiniz şeyler de bir o kadar biriciktir o ana mahsustur. En nihayetinde yürümek sadece hareket değil aynı zamanda zihinsel de bir yolculuktur. Felsefe tarihinin pek çok ismi uzun yürüyüşlerle de anılmaktadır. Gerek doğa yürüyüşleri gerekse de kentin içerisinde gerçekleşen gezintiler, felsefecilerin olmaz olmaz rutinlerinden biridir. Bu doğrultuda kentler ve yürüyüşçü arasında da kopmaz bir bağ vardır. Baudelaire’in kahramanı Paris’in içerisinde aylaklık eder, önüne konulan rutinin dışında özgürce gezer mesela. İlhami Algör’ün Müzeyyen’e meftun kahramanı peki, o da kafasının içerisinde binlerce imgeyle tüm kaotik zihin bulanmalarıyla İstanbul’u arşınlar.

Her sokakta, her mekânda insan kendi hikâyesini yaratır, saklar, yürürken geleceğe kendinden ufacık izler bırakır, biri gelir bulur okur diye… Ayrancı da böyle bir yer; arşınlanan her sokak yeni hikâyeler biriktirdiği gibi eskileri de peşine takıyor, hikâyeler birbirine karışıyor. Yeni yürüyüşçülerin adımlarını bekliyor.

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir