Ben Cengiz Köse, makine mühendisi ve akademisyenim. Ayrancı mahallesinde oturan bir semt sakini olarak Ayrancıyla ilgili problemi anlatmak ihtiyacı duydum.
Yıllardır Hoşdere’de bulunan Ayrancı taksi durağının kendisinin prefabrik bir binası ve yeterli araç park yerleri olmasına rağmen hemen durağın arkasında bulunan, Ayrancı Muhtarlığı ile arasındaki Çankaya Belediyesi’ne ait alana Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden inşaat başlatıldı. Buraya Ayrancı taksi durağını genişleterek betonarme bir bina yapılacağını öğrendim.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin taşeronu tarafından aceleyle zemin betonları ve kolonları dökülmeye başlandı. Belediye çevreye verdiğimiz rahatsızlık dolayısıyla diyerek bir bilgi tabelası astı.
Çankaya Belediyesi’ne ait bir yerin, bedeli Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından üstlenilerek ticari bir hizmet için kullanılmasını doğru bulmuyorum. Belediye bütçesinin halk ve toplum yararına kullanılması gerekirken ihtiyaç olmadığı halde taksi durağına tahsis edilmesini düşündürücü buluyorum. Taksi ticari bir işletmedir ve kamu hizmeti değildir.
Bu konuda Ayrancı mahallesi muhtarına, Çankaya Belediyesi’ne ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne dilekçe verdim. Buranın taksi durağına tahsisinin durdurularak, inşaatın sonlandırılmasını istedim. Bu konuda da bir vatandaş olarak gerekli yasal müracaatları yaptım. Taksi durağı inşaatından vazgeçilmesini, bu konuda tarafıma ve Ayrancı sakinlerine yazılı olarak gerekçelerini içeren bir bilgi verilmesini talep ediyorum.
2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.
2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Türkiye’nin ve dünyanın iklim değişikliğine karşı çözüm önerilerinin sunulduğu çalışmalara katıldı. Gazi Üniversitesi, Planlamada Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde yüksek lisans yapmakta ve Kahramankazan Belediyesi, İmar ve Şehircilik Müdürlüğünde şehir plancısı olarak çalışmaktadır. Ayrancım Gazetesi’nde ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.
Kentsel yaşam sağladığı konfor ve kolaylıklarıyla hayatımızı şekillendirirken, artan sıcaklıklar, azalan yeşil alanlar ve betonarme yapılarla iklim değişikliğinin yükünü de ağırlaştırıyor. Şehirlerde, özellikle binaların yoğun ve yeşil alanların az olduğu yerlerde sıcaklıklar daha yüksektir, bu durum “kentsel ısı adası” olarak bilinir. Bu sorun sadece dünya çapında değil, Ayrancı semtinde de hissediliyor. Yaz mevsiminin en sıcak döneminde kaldırımda yürürken niçin gölge alanlar arıyoruz? Parklarda zaman geçirirken niçin gölge alanlar seçip rahatlıyoruz? Tüm bu soruların cevabı bizlere ısı adası etkisine karşı yeşil alanların önemini gösterir nitelikte. Hem küresel hem de yerelde kendini hissettiren ısı adası sorununa dikkat çekmek ve çözümler üretmek için 16 Kasım 2024 tarihinde düzenlenen Kentsel Isı Adası Çalıştayı önemli bir adım oldu. Çalıştay, Ayrancı’nın hem yeşil alanlarıyla öne çıktığını hem de hızlı şehirleşme, artan betonlaşma ve altyapı sorunları gibi modernleşmenin getirdiği zorluklarla mücadele ettiğini gösterdi.
Ayrancı’daki çevresel sorunları ve kentsel ısı adası etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek için 89 mahalle sakininin katılımıyla online bir anket yaptık. Anket sonuçlarına göre, mahalle sakinleri çevresel sorunlardan endişe duyuyor ancak “kentsel ısı adası” kavramı hakkında çok fazla bilgiye sahip değiller. Bu durum, daha fazla farkındalık çalışmasının gerekli olduğunu gösteriyor.
Isı adası sebepleri ve çözümleri
Çalıştay ve anketin sonuçlarına göre, ısı adasının etkisini artıran en önemli faktörler “betonlaşma”, “rüzgar hareketlerini engelleyen yüksek yapılar” ve “azalan yeşil alanlar”dır. Katılımcılar, ağaçlandırma projelerinin hızlandırılmasını, yeşil çatılar gibi doğa dostu uygulamaların yaygınlaştırılmasını ve sürdürülebilir enerji projelerinin desteklenmesini öneriyor. Bu öneriler, sadece Ayrancı değil, aynı zamanda Ankara’nın diğer mahalleleri için de örnek olabilir. Anketin sonuçları, yüksek sıcaklıkların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri konusunda da endişe yaratıyor. Katılımcılar, sıcak çarpması, solunum sıkıntısı ve uyku sorunları yaşadıklarını söyledi. Bu, kentsel yenileme projelerinin hem estetik hem de insan sağlığı göz önünde bulundurarak yürütülmesi gerektiğini gösteriyor.
Çözüm için çalışma ve sorumluluklar
Ankette çözümün farklı aktörlerin işbirliği ile mümkün olduğu belirtiliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, belediyeler, semt meclisleri, sivil toplum kuruluşları ve mahalle sakinleri bu aktörler arasında yer almaktadır. Özellikle belediyelerin, betonlaşmayı azaltılması, yeşil alanların korunması ve genişletilmesi, toplu taşıma altyapısının güçlendirilmesi gibi somut adımlar atması bekleniyor. Mahalle sakinlerinin de sorumluluklarını yerine getirmeye hazır olması gerektiği vurgulanıyor. Sürece katkıda bulunanlar, ağaçlandırma projelerine katılım, enerji tasarrufu ve çevre dostu yaşam alışkanlıkları geliştirebilir.
Ayrancı’nın çevresel sorunları, sadece yöneticilerin değil, tüm insanların ortak çabasıyla çözülebilir. Çalıştay ve anket sonuçları, mahalle ölçeğinden başlayarak daha büyük bir değişimin gerçekleşebileceğini gösteriyor. Ayrancı’da ısı adası etkisini azaltmak ve daha sağlıklı bir gelecek için işbirliği, sürdürülebilir projeler ve farkındalık sayesinde mümkündür.
Ne durumdayız?
Ayrancı, sahip olduğu doğal ve sosyal yapısıyla kentsel sorunlarla mücadele açısından birçok avantaja sahip. Yeşil alanların diğer mahallelere kıyasla daha fazla olması, Dikmen Vadisi gibi serinletici doğal bölgelerin varlığı ve genel bina yüksekliklerinin düşük olması mahallemizin diğer alanlara kıyasla daha fazla nefes alabilmesini sağlıyor. Burada kent sorunlarıyla mücadelede önemli bir faktör olan farkındalık açısından mahalle sakinlerinin çevreye duyarlılığı da çözüm odaklı projeler için önemli bir fırsat yaratıyor.
Öte yandan, hızlı betonlaşma, eski binalardaki yalıtım eksiklikleri ve trafik yoğunluğu gibi sorunlar, ısı adası etkisini artırıyor. Yeşil alanların azalması da mahallemizin doğal serinletici gücünü zayıflatıyor. Bu sorunlar, hem çevre koşullarını hem de mahalle sakinlerinin yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.
Ancak, çevre dostu projeler için büyük bir potansiyele sahibiz. Mahallemizde daha fazla yeşil çatı, dikey bahçe gibi uygulamalar yapılabilir ve eski binalar modern yöntemlerle iyileştirilebilir. Toplumsal farkındalığın artırılması ile birlikte daha fazla kişinin bu sürece katılımı sağlanabilir.
Elbette, iklim değişikliği, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi sorunlar bizleri zorlamaya devam ediyor. Ancak mahalle sakinleri olarak birlikte hareket edersek bu sorunların etkilerini azaltabilir ve Ayrancı’yı yaşam kalitesi daha yüksek bir mahalle haline getirebiliriz.
Küresel sorunlara yerelden çözüm
Kentsel ısı adası etkisi, yalnızca Ayrancı’nın değil, dünyanın pek çok yerinin sorunu. Ancak bu küresel soruna, mahallemizden başlayarak yerel çözümler üretmek mümkün. Unutmayalım ki küçük ölçekli projeler, büyük değişimlerin ilk adımıdır. Bizler, yaşadığımız mahalleye sahip çıkarak, doğaya daha fazla yer açarak ve modern yaşamın getirdiği sorunlarla mücadele ederek sadece kendimiz için değil, gelecek nesiller için de daha sağlıklı bir çevre yaratabiliriz.
Birlikte daha serin bir gelecek
Çalıştaydan ve anketten çıkan sonuçlar, mahalle ölçeğinde başlayarak daha geniş çaplı bir değişim yaratabileceğimizi gösteriyor. Kamu, sivil toplum ve birey iş birliği ile Ayrancı’da kentsel ısı adasının etkisini azaltabilir, mahallemizi geleceğe daha sağlıklı bir şekilde taşıyabiliriz. Her bireyin çabası bir fark yaratır. Gelin, hep birlikte Ayrancı’da bu farkı yaratalım.
Ayrancı, sahip olduğu mevcut yeşil altyapı, diplomatik ve sosyal donatı alanları ile Ankara için bir model oluşturma potansiyeline sahiptir. Çalıştayda geliştirilen öneriler ve hazırlanan politika metni, yalnızca Ayrancı’nın sorunlarına çözüm üretmekle kalmıyor; aynı zamanda bu semti Ankara’nın diğer bölgeleri için bir model haline getiriyor. Mahalle ölçeğinde başlatılan bu adımlar, kentsel ısı adası etkisi ile mücadelenin başarılı bir örneği olma yolunda ilerlemektedir. Ayrancı, güçlü toplumsal yapısı ve doğal varlıklarıyla Ankara’nın yeşil geleceğini şekillendirecek öncü bir mahalle olarak öne çıkmaktadır.
Politika Metni
Bu politika metni, Ayrancı’daki kentsel ısı adası etkisi ve iklim krizi ile mücadelede bilimsel, sosyal ve yönetimsel bir çerçeve sunmaktadır. Doğa tabanlı çözümler, toplumsal katılım, altyapı geliştirme ve yönetimsel iş birliği ile sürdürülebilir bir şehir vizyonu mümkün kılınabilir. Bu öneriler, yalnızca Ayrancı için değil, benzer sorunlar yaşayan diğer kentler için de örnek teşkil edecek niteliktedir.
Ankara’nın Ayrancı semtinde düzenlenen “Kentsel Isı Adası Etkisi ve İklim Krizi ile Mücadele” temalı çalıştay, kentsel çevre sorunlarına yönelik kapsamlı ve bütüncül çözümler geliştirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalıştay, Türkiye’nin ulusal hedefleri, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin vizyonu ve ilgili kamu kurumlarının politikalarıyla uyumlu bir şekilde, 12. Kalkınma Planı, Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planları (SECAPlar) ve 2053 Net Sıfır Emisyon hedeflerini destekleyen somut öneriler sunmayı amaçlamıştır.
Ayrancı, yoğun kentsel yapılaşmaya rağmen zengin yeşil alan potansiyeline sahiptir. Ancak, mahalledeki yeşil alanlar üzerindeki tehditler, kentsel dönüşüm süreçleriyle birlikte artmaktadır. Çalıştay sırasında yapılan analizler ve tartışmalar, kentsel ısı adası etkisinin nedenlerini, çözüm yollarını ve bu etkilerin mahalle sakinleri üzerindeki sosyal, sağlık ve çevresel sonuçlarını kapsamlı bir şekilde ele almıştır.
Yoğun yapılaşma, betonlaşma ve asfalt yüzeylerin artışı, mahalledeki sıcaklık farklılıklarını tetiklemektedir. Yeşil alan eksikliği, yaz aylarında sıcaklık artışlarını kontrol edilemez düzeye getirmekte ve mikro iklim üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Trafik yoğunluğu ve endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan atık ısı, kentsel sıcaklık seviyelerini artırmaktadır.
Tropik gün sayısındaki artış (23°C’nin üzerinde gece sıcaklıkları) ve düzensiz yağış rejimleri, yerel altyapının sınırlarını zorlamaktadır. Yağmur suyu yönetimi eksikliği, sel ve taşkın risklerini artırırken, yeraltı su kaynaklarının tükenmesine yol açmaktadır. Biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal ekosistem hizmetlerini zayıflatmaktadır.
Kalkınma Planı, çevre ve sürdürülebilirlik konularına öncelik vermektedir. Plan, kentsel alanlarda doğal varlıkların korunmasını ve iklim değişikliğine karşı dirençli altyapı sistemlerinin geliştirilmesini öngörmektedir. Bu bağlamda, Ayrancı çalıştayı kapsamında önerilen doğa tabanlı çözümler ve yeşil altyapı projeleri, planın hedefleri ile örtüşmektedir. Ayrıca, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda, enerji verimliliği ve karbon salınımını azaltmaya yönelik politikalar, çalıştay sonuçlarında belirgin bir şekilde yer almıştır.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, SECAP doğrultusunda, kentsel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğine uyum konularında aktif bir rol üstlenmiştir. Belediye, yeşil alanların artırılması, enerji verimliliği projelerinin teşvik edilmesi ve toplumsal farkındalık kampanyalarının yürütülmesi gibi uygulamalarla, kentsel ısı adası etkisini azaltmayı hedeflemektedir. Ayrancı semtindeki mevcut yeşil alanların korunması ve yeni alanların yaratılması, bu hedeflere ulaşmada kritik öneme sahiptir.
Doğa tabanlı çözümler, çalıştayda vurgulanan ana strateji olarak öne çıkmıştır.
Betonlaşmış alanlarda doğal serinletici etkiler yaratmak için yeşil çatı uygulamaları ve dikey bahçeler teşvik edilmelidir. Ankara’nın ekolojik koşullarına uygun bitki türleri seçilerek yeşil alanlar artırılmalı ve karbon tutma kapasiteleri artırılmalıdır. Yağmur suyu toplama sistemleri yaygınlaştırılarak suyun etkin kullanımı sağlanmalı ve taşkın riski azaltılmalıdır.
Mevcut ağaç varlıklarının envanteri çıkarılmalı ve dijital olarak izlenebilir hale getirilmelidir. Yeni yapılaşmalarda yeşil altyapı standartları zorunlu hale getirilmelidir. Kentsel planlamada geçirimsiz yüzeyler yerine su geçiren materyaller tercih edilmelidir.
Mahalle sakinleri, kentsel ısı adası etkisi ve doğa tabanlı çözümler konusunda bilinçlendirilmelidir. Yeşil alanların erişilebilirliği artırılmalı, dezavantajlı gruplar için özel düzenlemeler yapılmalıdır. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik etkinlikler ve bilgilendirme çalışmaları artırılmalıdır.
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kamu kurumları arasında güçlü bir koordinasyon sağlanmalıdır. Avrupa Birliği projeleri ve dış kaynaklı fonlar kullanılarak doğa tabanlı çözümler finanse edilmelidir. Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları, bilimsel araştırmalar ve toplumsal projelerle sürece dahil edilmelidir.
2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda, kentsel alanlarda karbon salınımının azaltılması büyük önem taşımaktadır. Ayrancı’daki doğa tabanlı çözümler ve kentsel planlama önerileri, bu hedefin gerçekleşmesine katkı sağlayacak niteliktedir. Özellikle, yeşil altyapı projeleri ve enerji verimliliği uygulamaları, kentsel sürdürülebilirlik için kilit rol oynamaktadır.
Ayrancı’da Kentsel Isı Adası Etkisi Çalıştayı, kentsel ısı adası etkisi ve iklim krizi ile mücadelede yenilikçi ve uygulanabilir çözümler sunmuştur. Türkiye’nin ulusal politikaları ve 2053 hedefleriyle uyumlu olan bu öneriler, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve diğer paydaşlar için önemli bir rehber niteliğindedir. Doğa tabanlı çözümler, toplumsal katılım, altyapı geliştirme ve yönetimsel iş birlikleriyle sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek mümkündür.
Bu çalıştayda belirlenen stratejiler, yalnızca Ayrancı için değil, Türkiye genelinde benzer sorunlar yaşayan tüm şehirler için örnek teşkil etmektedir.
Doğa Koruma Merkezi tarafından 2020 yılında yayınlanan “Şehir Planlama Aracı Olarak Ekosistem Hizmetleri: Çankaya İlçesi Örneği” çalışması, Ayrancı’daki ekolojik yapıyı anlamada ve semtteki kentsel ısı adası etkisini değerlendirmede bir ilham kaynağı olmuştur. Ayrancım Derneği, bu çalışmadan yola çıkarak AB Sivil Düşün Programı desteğiyle Ayrancı özelinde kentsel ısı adası etkisini ele alan bir çalıştay düzenledi. Çalıştayda mahalledeki doğal varlıkların korunması, yeşil altyapının güçlendirilmesi ve yerel yönetimlerin bu konuda üstlenmesi gereken roller üzerine odaklanıldı.
Mahalle sakinleri, yerel uzmanlar, akademisyenler ve şehir plancılarının katılımıyla gerçekleştirilen çalıştayda, şu başlıklar altında detaylı tartışmalar yapılmıştır:
• Ayrancı’daki yeşil alanların korunması ve genişletilmesi,
• Kentsel ısı adası etkisinin azaltılması için çözüm önerileri,
• Merkezi ve yerel yönetimlerin bu süreçteki sorumlulukları.
Çalıştaydan elde edilen veriler ışığında, Ayrancı özelinde hazırlanan politika metni, semtin mevcut sorunlarına çözüm önerileri geliştirmeyi ve Ankara genelinde uygulanabilecek bir model oluşturmayı hedeflemektedir.
Ankara’nın merkezinde yer alan Ayrancı semti, tarihi ve kentsel dokusuyla, başkentin en dikkat çeken mahallelerinden biridir. Semt, yaklaşık 50 bin kişilik bir nüfusa sahip olup, Remzi Oğuz Arık, Güvenevler, Güzeltepe, Aziziye ve Ayrancı mahallelerinden oluşmaktadır. Nüfus yoğunluğu ve hareketliliğiyle dikkat çeken Ayrancı, sadece konut alanlarıyla değil, aynı zamanda kamu binaları, elçilikler ve yeşil alanlarıyla da öne çıkmaktadır.
Ayrancı’nın öne çıkan özellikleri
Ayrancı, diplomatik bir merkez olarak, pek çok ülkenin elçilik binasına ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerin büyükelçilik binaları semtin prestijini artırmaktadır. Bunun yanında, kamuya ait önemli yapılar ve sosyal donatılar da semtin işlevselliğini artıran unsurlar arasındadır. Eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve sosyal tesislerin yoğunluğu, Ayrancı’yı hem yaşam hem de çalışma alanı olarak cazip hale getirmektedir.
Semt, aynı zamanda parklar ve rekreasyon alanları açısından da zengin bir yapıya sahiptir. Kuğulu Park ve Seğmenler Parkı gibi Ankara’nın simgesel yeşil alanları, Ayrancı’nın sınırlarında yer almakta ve kentin nefes almasını sağlayan doğal alanlar sunmaktadır. Cadde ağaçlandırmaları ve apartman bahçeleri de mahalledeki mikro iklim düzenlemesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, bu yeşil dokunun kentsel dönüşüm süreçleri nedeniyle tehdit altında olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Ayrancı’da kentsel sorunlar ve çözüm arayışları
Yoğun nüfus ve yapılaşma, Ayrancı’nın ekolojik dengesini zorlayan unsurlar arasında yer almaktadır. Semtin özellikle merkezi konumu nedeniyle trafik yoğunluğu ve çevresel baskı artmaktadır. Bununla birlikte, konut bahçelerindeki ağaçlar ve mahalle içindeki yeşil alanlar, kentsel ısı adası etkisini azaltmada kritik öneme sahiptir. Ancak bu unsurlar, kentsel yenileme süreçleriyle tehdit altında olduğundan, korunmaları ve geliştirilmesi büyük bir öncelik olarak ele alınmalıdır.
Ayrancı özelinde çözüm önerileri
Hazırlanan politika metni, Ayrancı’nın mevcut sorunlarını ele almak ve sürdürülebilir bir kent modeli oluşturmak için somut öneriler sunmaktadır:
1. Yerel Yönetimlerin Sorumlulukları:
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi arasında daha etkin bir iş birliği sağlanmalıdır. Mahalle bazında kentsel ısı adası haritaları hazırlanmalı ve bu verilere dayalı projeler uygulanmalıdır. Ayrıca, imar ve fen işleri birimlerinin bu konuda farkındalığını artıracak eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.
2. Toplum Temelli Çözümler:
Mahalle sakinlerinin apartman bahçelerindeki yeşil alanların korunması ve yerel projelere aktif katılım göstermesi teşvik edilmelidir. Ayrancı Semt Meclisi ve Çankaya Kent Konseyi’nin kentsel ısı adası etkisiyle ilgili çalışmalarda daha aktif rol alması sağlanmalıdır.
3. Merkezi Yönetimin Rolü:
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, kentsel ısı adası etkisini azaltmaya yönelik ulusal politikalar geliştirmeli ve bu politikaların mahalle düzeyinde uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar oluşturmalıdır. Ayrıca, fon ve kaynak yönetimiyle ilgili belediyelere destek sağlanmalıdır.
4. Yeşil Altyapının Geliştirilmesi:
Yeşil çatılar, dikey bahçeler ve sokak ağaçlandırmaları gibi projelerle mahalledeki doğal varlıklar artırılmalı ve mevcut yeşil alanların sürekliliği sağlanmalıdır.
Ayrancı neresi?
En sık karşılaştığımız ve cevabı en çok bilinen soru budur; Ayrancı neresi? Biz bunu Ayrancı’nın kentsel ısı adası etkisine dikkat çekmek için yeniden soruyoruz.
Ayrancı aslında yandaki haritadan da görüleceği gibi bir su damlasına benzetilen alanda etrafı yeşil bir kuşakla çevrilmiş bir alandır. Giriş kapısını TBMM’nin geniş bahçesi olarak alırsak Dikmen Caddesi boyunca Ayrancı pazarının karşısına denk gelecek şekilde Kara Harp Okulu bahçesi gibi büyük yeşil alanı ile çevrilmiştir. Bunun bittiği Çetin Emeç Bulvarı göbeğinde Dikmen Vadisi başlar ve Güzeltepe mahallemizin arkasını yeşil ve sulak bir kuşakla çevirir. Vadinin bittiği yerden Portakal Çiçeği Vadisi, Botanik Parkı ikilisi büyük iki kent parkı olarak yerini alırlar. Botanik Parkı aslında arkasını Çankaya Köşkü‘ne yaslamıştır ki, bölgenin en büyük yeşil öbeğini buralar oluşturur. Botanik Parkı’nın bitiminde Seymenler Parkı, İsveç ve Polonya Elçilikleri’nin büyük bahçeleri yetişir ve Kuğulu Park ile buluşturur. Buradan itibaren ise Fransa, Almanya, eski ABD elçilikleri’nin büyük bahçeleriyle tekrar TBMM’nin önündeki Milli Egemenlik Parkı‘na ulaşır.
Görüleceği gibi Ayrancı etrafı büyük yeşil kuşaklarla çevrilmiş fakat en büyük desteğini Ayrancı’nın içindeki apartman arka bahçelerinin oluşturduğu yeşil alanlarla kendisine uygun bir ekosistem oluşturmuş ve kentsel ısı adasının oluşmasına doğal bir engel yaratmıştır.
Kent-Lab Derneği’nin yürütücülüğünü yaptığı Ankara Kent Konseyi’nin eş başvuran olarak yer aldığı ve UNDP SGP GEF Küçük Destek Programı tarafından desteklenen uygulama projesinin Atölye çalışmaları 25 Aralık 2024 tarihinde Ankara Kent Konseyi Salonu’nda yapıldı.
Ayrancım Derneği’nin de Ali Necati Koçak ile katılım gösterdiği programın açılış konuşmaları, Kent-Lab Genel Sekreteri E. Serdar Karaduman, AKK Başkanvekili Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin, AKK Çevre ve İklim Meclisi Sözcüsü Ömer Şan tarafından yapıldı.
Prof.Dr. Nilgül Karadeniz’in moderasyonunu yaptığı “Doğa Tabanlı Kentsel Tasarım ve Peyzaj Uygulamaları Atölyesi”nde, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nden Doç.Dr. Şule Kısakürek “Kavramsal Çerçeve: Doğa Tabanlı Çözümler ve Örnekler” Kent-Lab Proje ekibi “DTÇ Gösterge Setleri” ve Bursa Uludağ Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Volkan Müftüoğlu “Su Hasadı” başlıklı sunumlar yaptı. Atölye Ankara’da yeşil alanlarda su hasadı ihtiyaçlarının konuşuldu.
Atölye çalışmasının Doç.Dr. Zühal Dilaver’in yönettiği 2.oturumunda, Doç.Dr. Ayşe Kalaycı Önaç video kaydı aracılığıyla “Kentsel Tasarımda DTÇ”, Doç.Dr. Zühal Dilaver “DTÇ ve Bitki İlişkisi” başlıklı sunumlar yaptılar. Atölyede Ankara’da yeşil alanlarda yerel bitki türleri kullanımının ihtiyaçları tartışıldı.
E.Serdar Karaduman tarafından moderasyonu yapılan Kaynak Kullanımı ve Katılımcılık Atölyesi moderatörün “Katılımcılık ve DTÇ Ağı” sunumu ile başladı, ardından Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin AKK Deneymi başlıklı bir sunum yaptı. Ardından Cem Nuri Aldaş “DTÇ Ağı-Dijital Katılım Platformu ve Gül Akkaya “Yeşil Alanlarda Ankara Deneyimi” başlıklı sunumlar yaptılar. Atölye “Yerel Yönetimlerde DTÇ: Güçlükler” konulu bir tartışma ile son buldu.
Atölye çalışmalarının sürprizi Bursa Teknik Üniversitesi Ekolojik Farkındalık Topluluğu üyesi 15 öğrencinin Araş. Gör. Buse Nur Çırak ile Bursa’dan gelerek toplantıya katılması oldu. Atölyede AKK Çevre İklim Meclisi bileşenleri, ABB Çevre Koruma Daire Başkanlığı Yeşil Alanlar Şube Müdürlüğü ve Afet İşleri Daire Başkanlığı temsilcileri, Ayrancım Derneği ve diğer sivil toplum örgütü temsilcilerinin yanı sıra Türkiye Belediyeler Birliği uzmanları ve AÜ Peyzaj mimarlığı öğrencileri katıldı.
Son zamanlarda Kızılay’ı bir yerden başka yere gitmek dışında ne zaman kullandınız? Ben pek sık uğramadım. Ama yakında aynı kaderi paylaşacağını düşündüğüm Ulus’a sık giderim hâlâ. Her ne kadar şimdilerde eski cazibesini yitirmiş ve yoğun yapılaşmalarla kimliğinden uzaklaşmış olsa da Ulus, Ankara’nın kalbiydi. Ulus Meydanı’nda gezmek, bana her zaman kentin içinde kendince saklı barındırdığı alanlarla her zaman Ankara’yı hissettirir. Zevkler ve renkler gibidir mekânlar da, buranın benim için ayrı bir yeri her zaman vardı. Aslında eskiden herkes için vardı aynı Kızılay gibi. Bana yer yer distopik gelen kendince saklı yerleri olan bu mekân, ne zaman herkes için yeri olan bir mekândan sadece kentsel ulaşımın aktarma noktası haline geldi? Bir fikir çerçevesinde oluşturulan bu mekâna n’oldu? İşte bu; Ulus’un düşüş hikâyesi, elimden geldiğince sizlere aktarayım.
Ulus ne anlam ifade etmeli?
Ulus mekândan ziyade bir fikirdir aslında. İstanbul’un hegemonyasından çıkışın arzulanan çağdaş ulusun mekânıydı burası. Ulus, Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte şekillenen bir mekândı. Erken Cumhuriyet döneminde, Ulus, yeni ulus-devletin modernleşme hamlelerinin merkezinde yer alıyordu. Planlı bir gelişim sürecinin parçası olarak tasarlanan bu bölge, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş şehircilik anlayışının en önemli örneklerinden biriydi. Atatürk’ün devrimlerinin ve sekülerleşme çabalarının mekânsal karşılığını bulduğu Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılar, Türkiye’nin modern yüzünü temsil ediyordu. Peki, böyle anlamlı bir mekâna ne oldu?
Düşüşün başlangıcı
1980’lerden itibaren benimsenen neoliberal politikalar ve uluslararası sermaye gruplarının artan etkinliği, Türk müteahhitlik sektörünü güçlendirmiş ve büyük ölçekli inşaat projelerine öncülük etmiştir. Bu dönemde kentlerdeki konut sorunları, trafik yoğunluğu ve çevre sorunları gibi zorluklar artarken, Türkiye, kentsel dönüşüm politikalarını hayata geçirerek bu sorunları çözme çabasına girişti.
Kentleşme sürecinde dikkat çeken bir nokta, kentin saçaklanarak büyümesidir. Büyükşehirlerdeki genişleme ve gelişme eğilimi, kent merkezlerinde konumlanmış olan gecekondu alanlarının da değerlenme potansiyelini artırmıştır. Kent saçaklandıkça, merkezi iş alanlarına yakın bölgelerde yer alan gecekondu alanları, yatırımcıların ve gayrimenkul geliştiricilerin ilgisini çekmiş, bu da bu bölgelerin değer kazanmasına yol açmıştır. Ülkenin genel ekonomik durumu, büyük ölçekli inşaat projelerine olan talebi artırmış ve bu da kentleşme süreçlerini hızlandırmıştır.
Çılgın projelerle yaratılmaya çalışılan bir distopya
Bugün Ulus, ne geçmişin kültürel ve sosyal yaşamını barındırıyor ne de bir merkez olma özelliğini sürdürebiliyor. Zamanla iş merkezleri başka bölgelere kayarken, Ulus giderek boşaldı ve eski görkeminden uzaklaştı. Son yıllarda yapılan kentsel dönüşüm projeleri de bu süreci hızlandırdı. Ulus’un sokaklarında gezen biri, artık sadece tarihi bir alanda değil, aynı zamanda mekânsal bir yok oluşun ortasında bulunuyor. İşte bana distopik gelen noktası Ulus’un tam da burası. 1986 yıkında Raci Bademli çevresinde atılan olumlu adımlar yani mekânı kurtaracak bu çaba ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır.
Daha sonrasında atılan adımlar bilimsel korumadan uzak, şekilci uygulamalardı. 2005 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile alınan Ulus için “Yenileme Alanı” tanımı işleri daha da kötüye götürmüştür. 2018 yılında Ulus’ta trafiğin yer altına alınması projesi ise bu tarihi merkezin çılgın projelere maruz kalmasının başlangıcı olmuştur. Sözde, meydanın yayalaştırılmasının sağlanacağı öngörülse de kent ölçeğinde araç trafiğinin teşvik edildiği bu proje, yayalaştırma konusunda kente bir fayda sağlamayacaktır. İller Bankası ve Gençlik Parkı önünden trafiğin alta alınarak bir meydan oluşturma yaklaşımının Ulus’un var olan değerlerini yerle bir eden, özellikli yapılarını yıkan bir yıkım ve yok etme anlayışı Ulus’un karakterini değiştirmek üzerine kurgulanmıştır. Bu proje tarihi yapıları ve özellikle Roma Hamamı kalıntılarını olumsuz etkileyecek. Üst ölçekli planlarda ve Ulaşım Ana Planı’nda yer almayan bu yol proje, kentin en değerli alanlarını bir köprülü kavşağa dönüştürecekti, az kalsın. Eski tarihi eserlerden yeni-tarihi eserler üretilen Hamamönü ve Hacıbayram restorasyonu ise bu çöküşü perçinlemiştir.
Benim için farklı bir anlamı olan Ulus’un kaybı, sadece mekânsal bir kayıp değil, aynı zamanda bir kimlik kaybıdır. Bir zamanlar Cumhuriyet’in simgesi olan bu bölge; plansızlık, yanlış politikalar ve rant odaklı projelerle Ankara’nın hafızasından silinmeye devam ediyor. Sadece ulaşım sürecinde bir aktarma noktasına dönüşen bu alanın kaderini Kızılay da uzun bir süredir paylaşıyor. Bu süreçte Ulus’un tarihi ve kültürel dokusunun bozulması, sadece fiziksel bir yok oluş değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir kayıp anlamına geliyor.
Mekânlar, sadece beton yapılar değildir; onlar bir ulusun hafızasını, kimliğini ve ruhunu barındırır. Özellikle ülkenin kuruluşunu simgeleyen Ulus gibi bir yer. Ankara’nın başkent oluşunun simgesi olan Ulus, bu önemli misyonunu korumaya devam etmelidir.
2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.
Mikromobilite, kelime anlamı olarak mikro hareketliliği ifade eden bir kavramdır ve paylaşıma açık scooter ve bisiklet gibi araçları kapsamaktadır. Ancak, gelişen teknoloji bu alanda yeni araçların tasarımına da olanak tanıyacaktır. Günümüzde, kısa mesafeleri mikromobilite araçlarıyla özgürce dolaşan geniş bir kullanıcı kitlesi bulunmaktadır. Başta minimal tasarımlarıyla dikkat çeken bu araçlar, dünyada 1990’lı yıllardan itibaren kullanılmaya başlanmış olsa da GPS sistemleri, mobil ödeme çözümleri ve şarj edilebilir batarya gibi gelişmeler sayesinde kentsel mobilite için önemli araçlar haline gelmiştir. Kontrolsüz biçimde büyüyen kentler, artan nüfus artışıyla beraber başta trafik olmak üzere ciddi altyapı sorunlarına sebep olmaktadır. Bir yerden bir yere ulaşmak isteyen vatandaşlar toplu taşıma ya da özel araçlarını kullansalar da trafikten kaçamamaktadır.
Ulaşım alışkanlıkları üzerine yapılan araştırmalar dünya genelinde insanların kişisel yolcuklarının %35’inin 2 km’den az, %75’inin de 10 km’den az olarak gerçekleştiğini gösteriyor.(1)
Bu durum göz önüne alındığında, mikromobilite araçları yolcular için kullanışlı bir alternatif haline gelmiştir. Kentlerde mikro hareketliliğin yaygınlaşmasıyla birlikte, ‘paylaşımlı scooter’ konsepti yeni bir girişim sektörü oluşturmuş ve Türkiye’de birçok alternatif ortaya çıkmıştır. Bu alandaki en bilinen markalardan bazıları Martı, BinBin, Palm, Hop! ve Beam’dir.
Türkiye özelinde, paylaşımlı scooterların fiyat politikaları genellikle açılış ücretine ek olarak dakika başına yaklaşık 4-7 TL arasında değişmektedir. Taksi ücretleriyle karşılaştırıldığında, scooterlar genellikle daha ekonomik bir seçenek sunmaktadır. Scooter paylaşımına olan yüksek talep göz önüne alındığında, çeşitli firmalar bireysel elektrikli scooter satışına da başlamıştır. Bu scooterların fiyatları 12 bin-30 bin TL arasındadır. Başta kullanışlı ve makul fiyatlı görünen bu araçların kullanım şartları her zaman kolay olmayabilir. Olumsuz hava koşulları, eğimli arazi ve koruyucu ekipman eksikliği gibi faktörler, çeşitli kazalara yol açabilmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2022 yılı verilerine göre elektrikli scooter ile yapılan 1.840 kazadan 8’inde sürücüler hayatını kaybederken, 1.554 sürücü de çeşitli şekillerde yaralandı.
Ankara’dan gözlemlerimi aktarmam gerekirse; caddelerde direklere park edilmiş olan bu minimal scooterları ilk gördüğümde, sadece gençler tarafından eğlence amaçlı kullanılacağını düşünmüştüm. Ancak, geçtikçe bu araçları her sokakta ve caddede daha sık görmeye başladım. Özellikle metro istasyonları gibi aktarma noktalarında daha yaygın bir şekilde park edildiklerini fark ettim. Bu durum, scooterların kentteki yolculuk ihtiyaçlarını karşılayarak geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından tercih edildiğini gösteriyor.
Mikromobilite, kentler, yolcular ve girişimciler için muazzam bir fırsat sunarak, kentlerin karşılaştığı ulaşım sorunlarının giderilmesine yardımcı olacak adımlar atıyor ancak kentlerimizin buna ne kadar hazır olduğu tartışılır.
1 Kaldırım işgalleri Foto: Elif Deniz Acar (Ağustos 2024)
Kentlerimizin tasarımında yayalar için yeterli kaldırımların bulunmaması, scooterların popülerleşmesiyle daha da belirgin hale gelmiştir. Birkaç metre genişliğindeki kaldırımlar, çoğunlukla yayalar ve scooter kullanıcıları tarafından paylaşıldığından, bu durum çeşitli güvenlik sorunlarına yol açmaktadır. Bisiklet yollarının yetersizliği hem yaya hem de sürücülerin emniyetini riske atmaktadır. Scooter kullanıcıları, bazen araçlarla aynı şeridi paylaşmak zorunda kalmakta; bu da ciddi trafik kazalarına ve can mal kayıplarına neden olabilmektedir. Ayrıca, açık kamusal alanlarda bisiklet ve scooter park yerlerinin eksikliği, bu araçların düzensizce park edilmesine ve yaya sirkülasyonunun aksamasına yol açmaktadır. Vandalizm ise, kentlerin karşı karşıya olduğu bir diğer sorun olarak mikromobilite araçlarını olumsuz şekilde etkilemektedir.
Yönetmelik ne diyor?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından 14 Nisan 2021 tarihinde yayımlanan Elektrikli Scooter Yönetmeliği, şu düzenlemeleri içermektedir:
Ayrı bisiklet yolu veya bisiklet şeridi varsa, e-scooterların sadece bu alanlarda kullanılmasını,
Yaya yollarında sürülmesini,
Kamu düzenini bozacak, özel mülkiyeti ihlal edecek ve yayalar, engelliler ya da hareket kısıtlılığı olan kişilerin güvenli ve bağımsız hareketlerini, araç ve yaya trafiğini engelleyecek şekilde park edilmesini yasaklamaktadır.
Ancak, bu kurallara rağmen, kaldırımda sakince yürüyen insanların hızla yanından geçen veya engelliler için ayrılmış alanları işgal eden scooterlar oldukça yaygındır.
Yönetmelikte ayrıca, e-scooterların gece diğer araç sürücüleri ve yayalar tarafından rahatça fark edilebilmesi için şu ekipmanlarla donatılmaları gerektiği belirtilmiştir:
Önde beyaz ışık veren ve en az 20 metreyi aydınlatan bir far,
Arkada kırmızı ışık veren bir lamba ve kırmızı reflektör,
30 metreden duyulabilecek bir ses çıkarabilen zil, korna veya benzeri bir ses aleti.
Bisiklet sürücüleri için koruyucu kask takma zorunluluğu yönetmelikle belirlenmişken, elektrikli scooter kullanıcıları için böyle bir zorunluluk bulunmaması, kazaların daha ağır yaralanma ve ölümle sonuçlanma riskini artırmaktadır.
2 Kaldırım işgalleri Foto: Elif Deniz Acar (Ağustos 2024)
Madde 21 gereğince:
Paylaşımlı e-scooter işletmeciliği yapanlar ve bu faaliyetlerden yararlananlar, Yönetmeliğin kendilerine yüklediği görevleri doğrudan yerine getirir ve kullanırlar.
E-scooterların, 2918 sayılı Kanun kapsamında belirtilen kurallara uygun olarak kullanımı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından denetlenir.
Bu hükümlerden, elektrikli scooterların denetim ve yetki işlemlerinin yerel yönetimler ve kolluk kuvvetleri iş birliğiyle yürütülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bazı yerel yönetimlerin bu konuda somut adımlar atmış olması umut verici olsa da mevcut düzenlemelerin ve uygulamaların yeterli olmadığı görülmektedir.
Onlar ne yaptılar?
Paris, Fransa: Paris, sokaklarda kiralık elektrikli scooter kullanımını yasaklayan ilk Avrupa başkenti oldu. Özellikle kaldırım işgali ve hız sınırlarına uyulmaması gibi sorunlar, şehir yönetimini düzenlemeler yapmaya yönlendirdi.
San Francisco, ABD: San Francisco’da scooterların aşırı kullanımı ve düzenlemelere uyulmaması nedeniyle bazı kısıtlamalar getirildi ve bazı bölgelerde tamamen yasaklandı.
Melbourne, Avustralya: Melbourne’da belediye meclisinde, güvenlik tehlikesi oluşturduğu gerekçesiyle paylaşımlı scooter’ların yasaklanması için oylama yapıldı. Meclis üyeleri, 4’e karşı 6 evet oyuyla paylaşımlı scooterların toplatılmasına karar verdi.
İstanbul, Türkiye: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe’nin açıklamasına göre kentte scooter park alanları kurularak bu alanları kullananlara yüzde 10-15 arası indirim yapılmasına karar verildi. Ayrıca yerel yönetimler ve hizmet sağlayıcıların iş birliği içerisinde hareket etmesini sağlayan ‘E-Skuter Komisyonu’ kurulacağı duyuruldu.
3 Kaldırım işgalleri Foto: Elif Deniz Acar (Ağustos 2024)
Biz ne yapabiliriz?
Tüm bu sorunların çözümü, her bölge için farklılık gösterebilir ancak, GPS sistemleri, gelişen teknoloji ve yerel iş birliği sayesinde, kullanıcıları ve sağlayıcıları koruyacak etkili politikalar ve yaptırımlar geliştirilmesi mümkündür. Yerel yönetimlerin, bulundukları bölgenin olanaklarına göre mikro hareketliliği destekleyen ve kullanıcıları koruyan politikalar oluşturması gerektiği kadar, bazı bölgelerde sınırlama ya da yasaklama gibi önlemler alması da zorunlu olmalıdır.
Mikromobilite araçları, Covid-19 pandemisinin ardından kullanışlı bir alternatif olarak öne çıkmıştır. Bu araçlar kentlerde kısa mesafeli yolculukları uygun fiyatla ve trafik sorunlarından etkilenmeden yapabilmek için pratik bir çözüm sunar. Yaşam koşullarımızın her geçen gün değişmesiyle birlikte mikro hareketlilik araçları da evrim geçirecektir. Kent yönetimlerinin görevi, mikro hareketliliği destekleyen ve kullanım koşullarını düzenleyen gerekli altyapı iyileştirmelerini yaparak, bu araçları ulaşım ağlarımıza entegre etmektir. Bu entegrasyon sürecinin temel amaçları güvenliği artırmak, sürdürülebilirliği sağlamak ve erişilebilirliği kolaylaştırmak olmalıdır.
(1) Daniel Schellong, Philipp Sadek, Tyler Barrack. The Promise and Pitfalls of E-Scooter Sharing. BCG.16 May 2019. https://www.bcg.com/publications/2019/promise-pitfalls-e-scooter-sharing (Erişildi: Mart 21, 2021).
Başvurular
Daniel Schellong, Philipp Sadek, Tyler Barrack. The Promise and Pitfalls of E-Scooter Sharing. BCG. 16 May 2019. https://www.bcg.com/publications/2019/promise-pitfalls-e-scooter-sharing (erişildi: March 21, 2021).
Elektrikli Scooterlar, Elif Deniz ACAR Ağustos 2024
FiscaoeconomiaDergisi tarafından 2018’den itibaren her yıl düzenlenen FSCONGRESS (Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi) Çankaya Belediyesi paydaşlığında 23-24 Aralık 2024 tarihlerinde Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleştirildi. Kongrenin genel teması “Türkiye’de ve Dünyada Yerel Yönetimler, Ekonomi ve Toplum” olup “Cumhuriyetin Kuruluşundan Günümüze Başkent Ankara” özel teması kapsamında da bildiriler sunuldu.
Kongre`de Yerel medyanın kent hakkı bilinirliği üzerine etkisi: Ayrancım Gazetesi örneği başlıklı bildiriyi sunan, Ayrancım Gazetesi Yazı İşleri MüdürüIrmak Dalgıç Bulut, kent hakkı ve yerel medya kavramlarını tarihçesiyle birlikte ele aldıktan sonra Ayrancım Gazetesi`ni değerlendirdi. Ayrancım Gazetesi`nin yaptığı kent hakkı projeleri, semtin sorunlarına ilişkin mahalleliye sorduk bölümleri ve Gazete’ye erişimin kolaylığı hususları üzerinde duruldu. İçerisinde hak kavramının doğrudan yer aldığı yazıların tıklanma sayılarının veri olarak kabul edildiği çalışmada Ayrancım Gazetesi`nin kent hakkını duyurmada ve semte ilişkin sorunlara dikkat çekmede yerel medya organı olarak etkili olduğu sonucuna varıldı.