Ayrancım Derneği, semtte yaşayan çocuklarda mahalle ve kente dair farkındalık oluşturmak, nasıl kentlerde yaşamayı hayal ettiklerini ortaya çıkarmak ve çocuklarda kent ve mimarlık kültürünü oluşturmak amacıyla “Çocuk ve Mimarlık Okulu” yapmayı hedeflemiştir.
Çocuk ve Mimarlık Kış Okulu (7-12 yaş grubu) 1-2 Şubat 2024 (Perşembe-Cuma) 13:00-17:00 Ayrancı Baharevi
Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Ayrancım Derneği’nin birlikte düzenlediği Çocuk ve Mimarlık Kış Okulu 1-2 Şubat 2024 tarihlerinde 13.00-17.00 saatleri arasında Çankaya Belediyesi Ayrancı Baharevi’nde düzenlenecektir. Hayallerim-Kentim-Mahallem teması ile yapılacak etkinlik ücretsiz olup 15 kişilik kontenjanla sınırlıdır. Bilgi almak ve kayıt olmak için ayrancimdernegi@gmail.com adresine e-posta atabilirsiniz.
Ayrancım Derneği, çalışmalarını anlatmak üzere Ankara Bilim Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü Dekanı Prof. Dr. Özlem Erdoğdu Erkaslan’ın yönetimindeki “Ankara Dersi”ne konuk oldu. Dernek başkanı Ali Necati Koçak “Semt Dernekleri ve Ayrancım Derneği” başlığında, genel sekreter Irmak Dalgıç ise “Kent Hakkı ve Ayrancım Gazetesi” başlığında sunum yaptılar.
Ayrancım Derneği başkanı Koçak, Ayrancı semtinin tarihinden ve yapısından bahsederken Ankara’daki semt dernekleri arasında kuruluşunda “kent hakkı” konusunda savunuculuk yapmak gibi bir amacı önlerine koyan tek dernek olduğundan bahsetti. Ayrancı semtinden bahsedilirken “buralar eskiden hep bağlıktı” cümlesinden yola çıkarak Ayrancı semtini, bağları ve derelerini anlattı. Şimdilerde unutulmaya yüz utan Kavaklı Dere, Hoş Dere ve Dikmen Deresi arasındaki Ayrancı semtinin gelişmesini ve bugün gündemde tutmaya çalıştıkları kent kültüründen bahsetti.
Kent hakkı ve bu bağlamda Ayrancım Gazetesi hakkında sunum yapan Irmak Dalgıç öncelikle kent hakkının ortaya çıkma ve gelişme evresinden bahsederek, kent hakkını diğer insan haklarıyla bütünsel olarak ele almanın önemini vurguladıktan sonra insan haklarının tarihçesi ele aldı.
Üçüncü kuşak hakların ortaya çıkışı ve bu hak içinde değerlendirilen kent hakkından bahseden Irmak Dalgıç, Avrupa Kentsel Şartı ve bu bağlamda kent hakkının savunuculuğunu ve duyuruculuğunu yapmak üzere yayınlanan Ayrancım Gazetesi’nin öneminden bahsetti.
Etkinliğin sonunda katılımcılarla birlikte fotoğraf çektiren Ali Necati Koçak ve Irmak Dalgıç Ankara Dersi’nin sözcük bağışı çalışmasında ise üniversiteye bağışladıkları “KOMŞU” sözcüğü karşılığında hazırlanan sözcük bağış belgesini aldılar.
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
25 Temmuz 2024 günü Ayrancı Reşat Nuri Caddesi’ndeki bir apartmanın en üst katındaki dairede sabah saatlerinde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
Evde bulunan anne H.D. ile büyük oğlu K.Ö.D, kısa sürede büyüyen yangından komşuların yardımıyla kurtarıldı. Ailenin küçük oğlu E.D. ise balkonda mahsur kaldı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. E.D. itfaiye ekibinin çalışmalarıyla kurtarıldı.
Mahalle sakinlerinden Ramazan Özkök, gelen bağırma seslerinin ardından dışarı çıktığı sırada yangın çıktığı evdeki camların patladığını söyledi. Olay yerine gelen bir vatandaşın o sırada evin çatısına çıkarak çocuğa su verdiğini belirten Özkök, “Çocuğu balkonun önünde tutmaya çalıştık ama itfaiye gecikmeli geldi. Biz de kendini atarsa diye apartman önünde battaniye ve yorgan açtık. Şükürler olsun atmadı, orada bekledi” diye konuştu.
Özkök, dumandan fazla etkilenmemesi için çocuğu yönlendirdiklerini anlatarak, “Gelen itfaiye çocuğu kurtardı” dedi.
İtfaiye’nin kurtarma çalışmaları sırasında olay yerine gelen Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner kurtarma çalışmalarını izledi ve olay yerinden çekilen fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaştı.
Mahalleli endişeli
Yangın Ayrancı’da pek çok evde konuşuldu tabii. Yeşilyurt Sokağında işletmesi bulunan bir esnaf ise aynı şeyin kendi sokağında olması durumunda nasıl müdahale edileceğini düşünüp endişelendi ve durumu CİMER’e yazdı. Ayrancı’da Yeşilyurt Sokağı gibi pek çok dar sokak olduğunu, buralarda çift taraflı araç parkı nedeniyle çoğu zaman normal araçların bile geçmekte zorlandığını belirterek olası bir acil durumda itfaiye ve ambulansın bu sokaklardan nasıl geçeceğini sordu ve sorunun çözülmesini talep etti.
CİMER’den kendisine bir yanıt gelmedi fakat tam da onun endişelendiği gibi bir durum 2 Ekim 2024 tarihinde gerçekleşti. Bir ihbara müdahale etmek için Ayrancı’ya Cinnah caddesi üzerinden gelen itfaiye aracı Yeşilyurt Sokağına çift taraflı araç parkı nedeniyle giremediler. İtfaiye aracı sirenlerini açmasına rağmen kimse aracını yoldan çekmedi. Çaresiz kalan itfaiye geri dönerek kendisine başka bir yol aradı.
Sokaklarda nasıl park edileceğine kim karar veriyor?
Böyle acil durumlarda sormadan edemiyoruz; caddelere, sokaklara nasıl park edileceğine kim, nasıl karar veriyor? Büyükşehir olan illerde, sokaklara ve caddelere nasıl araç parkı yapılacağına dair kararlar, temel olarak yerel yönetimler tarafından alınıyor, ancak bu kararlar çeşitli yasal düzenlemeler ve yönetmelikler doğrultusunda şekilleniyor.
Büyükşehir Belediyeleri, şehir içindeki trafik düzenlemeleri ve park alanları ile ilgili ana yetkili mercidir. Belediye Meclisi, şehrin genel ulaşım planları ve sokak düzenlemeleri ile ilgili kararlar alır. Büyükşehirlerdeki imar planları, sokaklardaki park düzenlemelerinin temelini oluşturur. İmar planlarında belirlenen bölgeler, park alanları, yollar, caddeler ve otoparklar, belediyelerin kararlarının dayanağınıdır. Park yerlerinin ve araç parkı düzenlemelerinin yerel ihtiyaçlara ve şehir altyapısına uygun olmasını sağlar.
Büyükşehir belediyelerindeki yetkiyi şimdi hükümet kullanıyor
UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi), büyükşehir belediyelerinde ulaşımın etkin, güvenli ve düzenli bir şekilde sağlanabilmesi için özellikle şehir içi ulaşım, trafik düzenlemeleri, toplu taşıma, park yönetimi ve trafik güvenliği gibi alanlarda kararlar alır ve uygulamalar konusunda yetkilidir. Ulaşım altyapısının, acil durumlar karşısında ne şekilde işleyebileceği konusunda planlamaları yapar.
UKOME, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan bir kuruldur ve üyeleri belediyenin çeşitli daire başkanlıkları, trafik uzmanları, ulaşım mühendisleri, şehir planlamacıları gibi uzmanlardan oluşur. 2020’de UKOME’nin yapısına hükümetin kararı ile Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ait temsilciler eklendi. Bu değişiklik sonucunda büyükşehir belediyesine ait temsilcilerin sayısı azınlık konumuna geçerken, hükûmet tarafından atanan üyeler çoğunluğa sahip oldu. UKOME, son yıllarda özel halk otobüsleriyle ilgili krizlerle gündeme gelmişti.
Şimdi sorununun çözülmesi için UKOME’nin değerlendirmesini bekleyeceğiz. Fakat sokaklara, kaldırımlara park eden, park yasaklarını ihlal eden vatandaşlar olarak da bu itfaiyenin ya da ambulansın bizim evimize de gelmek üzere yola çıkabileceğini aklımızda tutmamız gerekiyor.
Ankara itfaiyesi hangi olaylara müdahale ediyor?
İtfaiyenin sadece yangınlara müdahale ettiğini düşünüyoruz genelde. Fakat itfaiyenin görev ve yetki alanının ne kadar çeşitli olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız.
Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı her ay “Ankara İli İtfai Olayları Raporu” yayınlıyor. Bu rapora göre itfaiyenin müdahale ettiği olaylar şöyle sınıflandırılmış: Yangınlar (konut, işyeri ve diğer tüm yangınlar), su baskını, kurtarma (asansörde mahsur kalma, hayvan kurtarma, intihar girişimi vs), trafik kazası.
2024 yılının ilk 10 aylık olay tablosu aşağıda. Burada ilginç veriler var. Mesela itfaiyenin müdahale ettiği olaylar içerisinde konut yangını %3, işyeri yangını %1 gibi küçük bir rakam. Yangınlar içerisinde asıl büyük rakam ise ot yangını, samanlık yangını, çöp ve çöplük yangını ve anız yangını gibi daha çok kırsalda ve boş alanlardaki yangınlar oluşturuyor.
Olay
Sayı
Yüzde
Yangınlar
9822
%35
Konut yangını
713
(%3)
İşyeri yangını
355
(%1)
Diğer yangın (Ot, anız, çöp vs)
8754
(%31)
Su baskını
3943
%14
Kurtarma (asansörde mahsur kalma, hayvan kurtarma, intihar girişimi vs)
11094
%39
Trafik kazası
967
%3
Diğer (Asılsız ihbar vs)
2623
%9
Toplam
28.449
Tablo: 2024 yılı ilk 10 ay Ankara itfaiyesi olay sayıları
Kurtarma vakaları ise toplam itfaiye müdahalesinin %39’unu oluşturmuş. Bunların içerisinde asansörde mahsur kalanların kurtarılması, insan kurtarma, hayvan kurtarma, intihar vakalarına müdahale gibi olaylar var. Burada ilginç bir rakam var; kedi kurtarma olayı 4445 olay ile toplam müdahalenin %16’sını oluşturmuş
Çoğunlukla gözardı ettiğimiz su baskınları ise %14 civarında ve bunların tamamına yakını mayıs ve haziran aylarında gerçekleşmiş.
Son yıllarda intihar vakalarının da çok yükseldiği verilen bilgiler içerisinde. 2024 yılının ilk 10 ayında toplam 624 intihar girişimine itfaiye ekipleri tarafından müdahale edilmiş.
2023 yılında 27 bin 934 olaya müdahale eden Ankara itfaiyesi 2024 yılının ilk 9 ayında bu rakamları aşmış görünüyor.
Ankara itfaiyesi kasım ayında yeni personel alımına çıkarak 300 yeni itfaiye eri alacak. Bunların çoğunluğu ise meslek liselerinin itfaiyecilik bölümünü bitirenler tercih edilecek.
Ankara İtfaiyesi araç filosunu da yeniliyor; 4 yılda 130 yeni alınan araç sayısı alarak ve toplam araç sayısını 264’e yükselttiler.
Ayrancı ve Dikmen semtlerinin arasında bakımlı gür bir orman, doğal bir oksijen çadırı olarak uzanıp giden Dikmen Vadisi’nde bir zamanlar gece yarısına kadar hizmet veren restoranlar, kafeler ve büfeler bulunuyordu.Farklı türlerdeki yüzlerce ağacı, çalısı, sarmaşıkları ve çiçekleriyle ruha esenlik ve huzur veren bu büyülü mekân geç vakitlere kadar ziyaretçilerle dolar taşardı.
Havuzlar su kaçırıp öylece kupkuru bırakılınca Vadi’nin çekim cazibesi azalmaya başladı. Mansur Yavaş başkan seçilince tüm havuzların ve vadinin yeniden eski günlerine dönmesi için gereken çalışmaları başlattı. Havuzların kenarına tamiratların tamamlanacağına dair bilgi levhaları asıldı. Ancak tam bu sıralarda ortaya pandemi çıkınca Vadi de sessizliğe gömüldü. Vadideki lokantalar ve kafeler de kapanmak zorunda kaldı.
Şimdi bu kafelerden ikisi direnerek hizmet vermeye çalışıyor diğerleri ise hâlâ kapalı. Boş kalan ve açık tutulabilen kafeler hayatta kalmak için çaba sarf ediyorlar. İsterseniz vadideki açık ve kapalı işletmelere birlikte göz atalım.
Faaliyetteki işletmeler
Dikmen Emekliler Lokali
Dikmen Emekliler Lokali
Aralık 2013’te Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan Dikmen Emekliler Lokali yaklaşık 2000 üyesiyle emekliler cenneti olarak görülüyor. Salı günleri dışında kış mevsiminde 17.00, yaz günlerinde 19.00’a kadar 55 yaş üstüne uygun jimnastik, yüz ve sandalye yogası, kondisyon, nefes yogası, kahkaha terapisi ile çeşitli kültürel, sosyal ve sanatsal etkinlik, konser ve geziler düzenleniyor.
Burada çay ve su belediyemizin ikramı olarak bedelsiz sunuluyor. Bu lokalin açık alanına açılır kapanır tente kurulması ve yetersiz sandalye sayısının artırılması gerekiyor.
Mandam Kafe&Bistro
Mandam Kafe&Bistro
Vadiye Şair Baki Sokağından inince, eski Yörük Çadırı’na varmadan piknik masalarıyla dolu bol ağaçlı bu geniş mekân önceleri Balıkçı restoranı, Şençam köftecisi ve Hasbahçe köftecisi olarak hizmet vermişti. Sonra kiralayan olmayınca açık mekan olarak bırakılmıştı.
Şimdi Müge Hanım kır bahçesi huzuru veren bu yeri atıştırmalıklar ve kahvaltının da bulunduğu bir kafe olarak işletmeye açtı. Manda ürünleri de sattığı için MANDAM adı verilen bu mekân direnişini sabırla sürdürüyor ve müşterilerini bekliyor.
Eskiyen yapının üstüne düşüp hasar yaratan ağaçların budanması, vadinin otomatik sulama sisteminin bu bahçeyi de kapsaması, gece bahçedeki eşyaların vadi güvenliğinin gözetiminde bulunması gerekiyor.
Vadi Park Kafe Restoran (Eski Yörük Çadırı)
Vadi Park Kafe Restoran (Eski Yörük Çadırı)
1.Etap sonunda bulunan, vadinin açılışı yıllarında işletmecisi tarafından otantik dekorlarıyla yaptırılan ve uzun yıllar hizmet veren Yörük Çadırı sonraki yıllarda imajını yenileyerek masa düzeni işletmeciliğine geçti.
Emekli lokalinden etkilenmiş olsa gerek, belediyenin ücretsiz çay yerine Emekli Kartı vererek hizmetin yürütebileceğini de ifade ediyorlar. Büyük alan kaplayan, bakımı ve onarımı masraflı olduğu için boş kalan havuzların yeşil alana dönüştürülmesini de öneriyorlar. Vadide etkinliklerin yeniden başlamasını 3000 kişilik Amfi Tiyatro’nun aktif hale getirilmesini istiyorlar.
Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği Lokali
Vadide boş kalmayan yapılardan biri de hukukçu futbolseverlerin takımları için kurdukları derneğin mekânı olmuş. Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği Ankara Şubesi olarak kullanılan vadideki bu mekanda derneğin üyeleri aralıklar halinde toplantılar yapıyor.
Kapatılmış işletmeler
Söğütaltı Kafe
Dikmen Emekliler Lokali’nin karşısında, çağlayan yanında yer alan bu sevimli şirin yer şimdilerde kaderine boyun eğmiş durumda. Sıcak günlerin serin yaz akşamlarında dolup taşan Söğütaltı Kafe, yeniden canlanmayı bekliyor.
Dikmen Vadisi Cafe
3. Etap Dikmen Vadisi Cafe
3. Etap, Çelik Asma Köprü alt yanında, havuzlar içinde bulunan, bir zamanlar albenili ışıltılar içinde davetlerin yapıldığı “Dikmen Vadisi Cafe” de metruk hale gelen işletmelerden biri oldu.
Amfi Tiyatro
Dikmen Vadisi’nin en güzel yerinde yer alan amfi tiyatro yaklaşık 3000 dolayında kişiye hizmet vermeye elverişli bir kültür mekânı olarak öylece sessizlik içinde bekliyor… Burada eski yıllarda çok az etkinlik düzenlenmiş.
Vadi Kafe Restoran
Pandemi öncesinde bir sahil kenarı mekânı konseptinde popülerlik kazanan Yeni Vadi Kafe uzun süre boş kaldıktan Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından sanat galerisi yapılmak amacıyla restore ediliyor. Yakın zamanda çok amaçlı hizmet için açılacak mekan heyecanla bekleniyor.
Mesnevi Sokak Çiçekçisi
Dikmen Vadisi başlangıcında Mesnevi Sokak üzerinde bulunan Vadi Çiçek Evi ayakta kalmaya çalışıyor. Eski yıllarda atıştırma büfesi olarak çalışırken, müşteri azalınca kapanmıştı. Vadi Çiçek Evi yaz mevsiminde bazı günler kapalı tutuluyor.
İnsanlar ve kentler birbirlerini hatırlar, birbirlerinin kimliklerinin oluşmasına etkide bulunurlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmayı hatta onları geçmeyi hedeflediği ülkenin başkentidir, Ankara. Sanatın bu kadar ticarileşmediği dönemlerde Türkiye’de sanatın da başkentiydi, Ankara. Benim gençlik yıllarım, sinemalar açısından günümüzden çok farklıydı.
Korkarım yakın bir gelecekte AVM’ler dışında çok az sinema ayakta kalmayı başaracak. Evet, bu alışveriş merkezlerindeki sinemaların bir kısmı gerçekten çok yeni teknoloji ile donanmış, ses ve görüntü kalitesi iyi olan salonlar. Bu alışveriş merkezlerinde film izlemek ayrı bir keyif olabiliyor zaman zaman. Ama maalesef eski sinemaların kokusu ve dokusu bulunmuyor. Eskiden biz de sinemaya giderken evden tamamen bu amaçla çıkardık. Hangi filme gideceğimizi önceden belirlemiş ve günlerce belki haftalarca bunun hayalini kurmuş olurduk, Sinema sadece eğlence aracı değil bir kutsal bir ritüeldi bizim kuşak için.
Gençlik ve olgunluk yıllarım Ankara’da geçti. 70’li, 80’li yıllarda en önemli sosyalleşme aracı büyük ve özenle inşa edilmiş ihtişamlı salonlarda sinema seyretmekti. Amacım nostalji yapmak ya da geçmiş yıllara bir güzelleme değil. Bizden bir üst kuşağın döpiyes ve takım elbise giyerek tiyatroya gittikleri gibi, benim gençlik yıllarımın en önemli sosyal faaliyeti olan sinemalara giderken yaşadığımız bizim kuşağın heyecanını aktarmak.
Günler öncesinden gazetelerdeki ilanlara bakarak, hangi filme gideceğimizi belirler, arkadaşlarla durumu tartışarak bir karar verir, biletlerin bulunmama ya da iyi yerlerden olma ihtimali için birini erkenden sinemaya gönderirdik. Sinemanın önünde buluşma saatimizi belirler, gişedeki takım elbiseli yaşlı amcaya bakarak kapıdaki yelekli ve papyonlu biletçiye tüm biletler uzatılır ve kişi sayımız söylerdik. Numaraların tek mi, çift mi oluşuna göre sinemanın fuayesinde konum alır, saatine daha çok varsa bir sigara yakar, teşrifatçıya doğru yönlenilirken bahşişi hazırlardık. Koltuklara yerleşirken etraftakilere bakar, tanıdıklar görülürse onlar selam verir, ilk gong çalıp, kadife perde ağır ağır açılırken kendimize bir çeki düzen verir, film izleme moduna geçerdik.
1967 yılında Elazığlı müteahhit Mehmet ve Refik Erdoğan kardeşler tarafından Ankara Paris Caddesi, Şili Meydanı’nda açılan Çankaya Sineması 1987 yılına kadar Ankaralılara hizmet vermişti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün katıldığı açılış ile hayata başlayan Çankaya Sineması 850 kişilik koltuk kapasitesi ile dönemin en gözde mekânlarından birisi olmuştu.
Çankaya Sineması’nın içi başka bir hayal dünyası. Görkemli avizesi ve ferah yan balkonlarıyla Ayrancı’nın sinemasıydı, Çankaya. Kocaman bir salonu vardı ya da bana öyle gelirdi. Balkonu yoktu ama her iki yanından basamağa benzer balkon gibi iki bölüm yükselirdi. Çankaya Sineması gong ile açılır, ilk gongun ardından üzerinde Ziraat Bankası yazan kalın, ağır, kadife perdeleri yavaş yavaş açılırdı. Ankara’nın birçok sinemasında olduğu gibi, Çankaya Sineması’nda cumartesi sabahları Ziraat Bankası Çocuk Filmleri oynardı. Her cumartesi günü sinemanın önünde anne ve babalarıyla bir sürü çocuk.
O yıllarda, Atatürk Bulvarı’ndan Cinnah’a doğru çıkarken meydanın oradaki boş arsada, hep Çankaya Sineması’nın vizyondaki filmleri tahta panolara asılmış halde olurdu. Önünden her geçişimde mutlaka afişlerine bakıp hayal kurardım. 70’li yıllarda en güzel Türk filmleri; Türkan Şoray’ın “Buğulu Gözler”i, tüm Yumurcak filmleri ve Kartal Tibetli Tarkan filmleri. Yanılmıyorsam ‘84 yılıydı. O zamanların gözde aktristi Brooke Shields’in, Ankara’da ilk kez gösterilecek olan “Sahara” filmi için Çankaya Sineması’na gitmiştik. Erkenden sinemaya gelmemize rağmen bırakın o seansı, o günü, üç gün sonrasının bile biletlerinin bittiğini öğrenince hayretler içinde kalmıştık. Ama Spilberg’in Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, Sam Peckinpah’in Şeref Madalyası filmini Çankaya Sineması’nda izlemiştim. O yılların gençliğini hayli etkileyen Grease filmi de Çankaya sinemasındaydı.
Yine 80’li yıllarda Hüsnü Kuruntu oyununa bilet almıştım. Gazanfer Özcan’ı ilk kez sahnede izleyişim. Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın kurduğu tiyatro topluluğu olan Devekuşu Kabare, Kent Oyuncuları, Haldun Dormen bu sahnede oyunlarını seyirciyle buluşturdular. 80 darbesinin karanlık dönemlerinde hayranı olduğum Timur Selçuk Çankaya Sineması’nda verdiği konseri izlemiştim. Öyle yaşayan bir salon daha görmedim. İnsan seli Şili Meydanı’na taşmıştı. Karantinalı Despina, İspanyol Meyhanesi, Beyaz Güvercin, Ekonomi Tıkırında. Gidemediğim ve gazetelerden takip ettiğim Barış Manço konserini de hatırlıyorum.
Bazı mekânlar bulundukları yerle özdeştirler. Çankaya Sineması’nı da Ayrancı’dan, Paris Caddesi, Şili Meydanından, hele hele Kilim Pastanesinden ayıramaz, koparamazsınız. Çankaya Sineması ve Kilim Pastanesi yapışık iki kardeş gibiydiler. En lezzetli sunumu kazandibiydi, bana sorarsanız bozası da çok nefisti.
Güven Turan’ın ilk romanı Dalyan, bir pastanede başlar. Aslında romanda bir şehir adı filan anılmaz. Romanın başlangıcı; “… her zaman geldiği, her şeyini çok iyi bildiği bu pastane, kokularıyla, ışıklarıyla, kişileriyle, daha önceki günlerin bir benzerini yaşıyor.” Roman kahramanı tek başına oturmuş, pastanede kitap okuyor. Sonra birdenbire hareketlenecek ortalık “Sinemadan çıkanlar dolduruyor pastaneyi.” Hangi sinema bu, hangi pastane?
Çankaya Sineması ve Kilim Pastanesi, adeta onun bir parçasıydı. Sinemaya gitmek için buluşanlar, filmin başlamasını bekleyenler, sinemadan çıkanlar, daha çok gençlerin toplandığı bir yerdi Kilim. Güven Turan’dan birkaç cümle daha; “Sinemadan çıkanlar dolduruyor pastaneyi. Müzik dolabı birbiri ardından gümbürdetiyor, müzik dolabı en yeni parçaları çalıyor. Hemen herkes çok genç, uzun saçlı kızlar, oğlanlar blue-jeanler, koyun postu kaftan benzeri uzun mantoları, paltolarıyla, bağıra çağıra konuşuyor, müzik dolabının çevresinde toplanıyorlar.”
Evet, jukebox vardı bir köşede. Sinemayla bağlantılı ikinci kapının yanında dururdu, Kilim Pastanesi’nde. Yirmi beş kuruş atılır, kutunun önündeki butonlara basılır, plağın A ya da B yüzündeki parça seçilir, biraz da oradakilere hava olsun diye bak, ben neleri dinliyorum, edalarıyla pastanedeki masanıza dönülürdü.
Çankaya Sineması; 1986 yılının son aylarına kadar açık kalmış önemli sinemalardan biriydi. Sahipleri de bir süre sonra perdeyi indirdiler. Televizyon ve video kaset çağı başlamış, bağımsız sinema salonları çağı sona ermişti. Belki, o olay da tuzu biberi olmuş bir süre sonra da Kilim Pastanesi de kapanmıştı. Bir dönem Airport Disko olan sinema binası, en son Çakıl Gazinosu olarak kullanıldı. Kısaca; sinema önce diskotek, sonra gazino;, pastane de meyhane oldu. Çağa ayak uydurmak bu olsa gerek.
Yapının özüne dönerek, tekrar sanatsal faaliyetlerde kullanılması için yapılan girişimler sonucunda, 2019 yılının son çeyreğinden itibaren Çankaya Sahne adını alarak başta tiyatro olmak üzere çeşitli kültür sanat etkinlikleriyle Ankaralıların hizmetine tekrar girdi. Yeni haliyle sahneyi ilk gördüğümde, yakın bir dönemde inşa edilmiş olmasına rağmen, bulunduğu yerin nostaljik yapısına oldukça uygun olarak düzenlendiğini gözlemledim. Şimdi güzel bir tiyatroya dönüşmüş sinema, umarım uzun yıllar da öyle kalır.
İnsanlar ve kentler birbirlerini hatırlar, birbirlerinin kimliklerinin oluşmasına etkide bulunurlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmayı hatta onları geçmeyi hedeflediği ülkenin başkentidir, Ankara. Sanatın bu kadar ticarileşmediği dönemlerde Türkiye’de sanatın da başkentiydi, Ankara. Benim gençlik yıllarım, sinemalar açısından günümüzden çok farklıydı. Çünkü sinema salonları kaliteli değildi. O yıllarda en büyük amaç sinemaya gidip filmi izleyebilmekti. Şimdiki gibi AVM’lerde yemek arası sinema anlayışı yoktu.
Korkarım yakın bir gelecekte AVM’ler dışında çok az sinema ayakta kalmayı başaracak. Evet, bu alışveriş merkezlerindeki sinemaların bir kısmı gerçekten çok yeni teknoloji ile donanmış, ses ve görüntü kalitesi iyi olan salonlar. Bu alışveriş merkezlerinde film izlemek ayrı bir keyif olabiliyor zaman zaman. Ama maalesef eski sinemaların kokusu ve dokusu bulunmuyor. Eskiden biz de sinemaya giderken evden tamamen bu amaçla çıkardık. Hangi filme gideceğimizi önceden belirlemiş ve günlerce belki haftalarca bunun hayalini kurmuş olurduk, Sinema sadece eğlence aracı değil bir kutsal bir ritüeldi bizim kuşak için.
Benim gençliğimin sinemaları çocuklarımın AVM sinemaları ile rekabet edemeyerek yenik düştü. Benim çocuklarımın sineması olmadı, onların AVM’leri vardı. Oysa benim gençliğimin sinemaları; Ankara’nın ünlü AVM’lerinde, tuvaletlerde ihtiyaç giderirken göz hizanıza ekran koyarak salonlarında oynayan filmlerin fragmanını gösteren modern sinemalara karşı hâlâ direniyorlar. Başkentte bir zamanlar kapılarında bilet kuyruklarının olduğu, yerlerin fenerle gösterildiği, arada filmin kopması, bazı sahnelerin alkışlanması gibi ilginçliklerin yaşandığı, çalınan “gong” sesinden sonra, gazozlar, kuruyemişler eşliğinde filmlerin izlendiği tarihi sinemalar artık gerçekten “tarih” oldu.
Oysa ne kadar keyifli sinemaydı.
Ayrancı’nın sineması; Çankaya.
Özledim, çok özledim…
KAYNAKLAR
BOZYİĞİT Ali Esat, “Eski Ankara Sinemaları”, Kebikeç, Sayı; 9, 1999
Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu 5. Olağan Genel Kurulu 12 Ekim 2024 tarihinde Altındağ Belediyesi 29 Ekim Şair Baki Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Başkanlık seçiminin de yapıldığı genel kurul kapsamında 323 delege oy kullandı. Oylama sonucu İstanbul Muhtarlar Federasyonu Başkanı Kadir Delibalta, konfederasyonun yeni genel başkanı oldu.
Delegelere teşekkür eden Delibalta, muhtar olmaktan dolayı övündüğünü belirterek, genel kurulun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Türkiye’deki 50 bin muhtarı temsil edecek olan konfederasyonun yeni yönetim kurulu da seçimlerle belli oldu. Güvenevler muhtarı Seviye Ardıç Çelik yeni yönetim kurulunda görev aldı. Yapılan görev dağılımda Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçilen Çelik önceki dönemlerde konfedarasyonun genel sekreteri olarak da görev yapmıştı.
Yeni dönem için konuşan Seviye Ardıç Çelik “hem başkentimizin muhtarlarını hem de kadın muhtarlarımızı temsilen buradayım, onları en iyi şekilde temsil etmek için çalışacağım” dedi.
2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.
Ayrancım Derneği, kentsel ısı adası etkisine dikkat çekmek amacıyla bir çalıştay düzenledi. 16 Kasım 2024 cumartesi günü Ankara Midi Hotel’de yapılan çalıştay akademisyenler, mahalle sakinleri, mahalle muhtarları ve yerel yönetim temsilcilerinden oluşan yaklaşık 40 katılımcı ile gerçekleşti. Etkinlik Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın katkılarıyla ve Kent-Lab-Kentsel Stratejiler ve Yerel Uygulamalar Derneği ile Doğa Koruma Merkezi’nin desteğiyle gerçekleştirildi.
Kentsel dönüşüm bahçeleri yok ediyor
Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak, açılış konuşmasında kentsel yenileme alanlarında yıkılan eski binaların arka bahçelerinde yer alan yetişkin ağaçların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Koçak, “Konut bahçelerinin yerel iklimi düzenlemedeki rolünü güçlendirmek için bu alanlardaki ağaçların korunmasını temel bir ilke olarak kabul ediyoruz” dedi. Koçak ayrıca, Ayrancı ile Seyrantepe semtlerini karşılaştıran çalışmaya dikkat çekerek, benzer gelişim süreçlerine sahip bu iki semt arasındaki sıcaklık farkının, apartman bahçelerinin büyüklüğü ve ağaç varlığına dayandığını vurguladı. Doğa Koruma Merkezi’nin çalışmasından ilham aldıklarını belirten Koçak, kent içindeki yeşil alanların ihmal edilen değerine dikkat çekti.
Şehir Plancıları Ezgi Acar ve Hilal Öztürk, mahalle sakinlerinin kentsel ısı adası konusunda bilgi ve farkındalık düzeyini ölçen anket sonuçlarını sunumlarının ardından Siyaset Bilimci Irmak Dalgıç kentsel ısı adası projesinin önemine vurgu yaptı ve projenin içeriğinden bahsetti. Şehir Plancısı Sercan Sevgili, proje sürecinde modellenen “Ayrancı Isı Haritası“nın sürecini ve içeriğini katılımcılarla paylaştı.
Isı adasına ekolojik çözümler
Kent-Lab’dan E. Serdar Karaduman’ın moderatörlüğünde devam eden çalıştayda, uzmanlar ekolojik çözümler üzerine sunumlar gerçekleştirdi.
Doç. Dr. Ayşe Kalaycı Önaç Gözde Güldal
Gözde Güldal (Doğa Koruma Merkezi), “Şehir Planlama Aracı Olarak Ekosistem Hizmetleri – Çankaya İlçe Örneği” başlıklı konuşmasında, ekosistem hizmetlerinin kent planlamasında nasıl değerlendirilebileceğini anlattı.
Doç. Dr. Ayşe Kalaycı Önaç (İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü), İzmir’in Çiğli ilçesinden örnekler sunarak, “Kentlerde Yüzey Sıcaklıklarını Düşürmeye Yönelik Doğa Tabanlı Çözümler” konulu sunum yaptı.
Dr. Öğr. Gör. Ufuk Özkan (İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Orman Mühendisliği Bölümü), iklim değişikliğine hazırlıkta mavi/yeşil altyapının rolünü vurguladı.
Prof. Dr. Nilgül Karadeniz ve Doç. Dr. Zuhal Dilaver (Kent-Lab / Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü), Ankara İmrahor Projesi çerçevesinde doğa tabanlı çözümleri ele aldı.
Dr. Öğr. Gör. Ufuk Özkan Prof. Dr. Nilgül Karadeniz ve Doç. Dr. Zuhal Dilaver
Mahallenin yaşam kalitesini arttırmalıyız
Çalıştayın kapanış tartışmalarında, Ankara’nın önemli bir su merkezi olduğu ve sulak alanlarının korunması gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, dere ve vadilerin imara açılarak rant alanlarına dönüştürülmesinin ciddi bir sorun olduğunun altını çizdi.
Çalıştayda, merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında iletişimsizlik ve koordinasyon eksikliği olduğu da tartışıldı. Katılımcılar, kent konseyi ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek ortak bir akıl oluşturmaları gerektiğini vurguladı. Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak etkinliğin ardından, “Mahalle sakinlerimizin yaşam kalitesini artırmak ve iklim değişikliğine karşı duyarlılığı yükseltmek adına çalışmalarımıza devam edeceğiz” diyerek, sürdürülebilir çevre politikalarının önemine dikkat çekti.
Herkesin, yaşadığı yerle gönlü hoş olmayabiliyor. Peki halimden memnunum ya da burayı seviyorum diyenleri farklı yapan ne? Orası, oralılar için ne zaman güzelleşiyor? Sanıyoruz her şey, yaşanan yeri temsil edenlerle bağ kurarak başlıyor.
Bir insanla, ağaçlar ya da hayvanlarla… belki bir mekan, bir koku ya da deneyimle ilişkilendikçe sokaklar, semtler ve kentlerle de ilişkiler geliştiriyoruz. Bir öğlen güneşi, bir arkadaş sohbeti ya da kendi kendimize yürüyüşe çıktığımız yarım saatin sonunda eskisinden daha çok ora’lı gibi hissediyoruz.
İstanbul için bu işi genelde denizin yaptığını söyler ve Ankara’yı da denize uzaklığı yüzünden başka şehirlerle epey kıyas ederler. Bu, gülümseten bir klişedir. Hatta Ankaralıların deniz yerine birbirlerine baktıkları, bu yüzden de birbirlerini daha güzel anladıkları, daha güzel çalıştıkları ve dayanıştıklarını da anlatırlar. Buna da fazla romantize edilmiş bir düşünce, diyenler çıkabilir.
Biz de şiirli sözlerin ve genellemelerin ötesinde olanı merak ettik; başkentin, gençlerin okul yıllarından sonra taşınmayı en çok seçtiği semtlerden Ayrancı’ya gittik. Burası bir yandan şehrin pek çok noktasına yakın oluşuyla merkezde duran öte yandan da kendini metropol hengamesinden özenle saklamış, kendi ruhunu korumuş bir alan. 50 binlik nüfusa sahip olduğuna inanmak zor çünkü aslında terzisi, yufkacısı, tamircisi, sokak kedilerini kısırlaştırmak için dayanışan komşuları ve yaşlı ağaçların etrafında kurulmuş sokak kahveleriyle özlenen mahalle kültürünü yaşatan yerlerden Ayrancı. Hem yeni şeyleri kucaklayan hem de eski şeylere hürmet eden bir tarafı var.
Ayrancım Derneğinden Necati Koçak bunu, semtin nüfusunun yüzde 20’ye yakınının 60 yaş ve üstü, yine aynı aynı yüzdede bir kısmının da 30 yaş altında oluşuyla açıklıyor.
Bu da tesadüf değil, diyor Necati.
Ayrancı’da boş zaman etkinlikleri ya da sosyalleşmek için çok fırsat var. Seramik atölyeleri, kafeler, restoranlar… Ya da sanat galerileri örneğin. Belki de Ankara’nın en fazla antika ve eski eser dükkanına sahip yerleşkesi burası.
Bu canlılık bir yana dursun; TRT gibi, Yargıtay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi çevresinde konumlanmış bürokrasinin ağır seyrini, mesafesini de yansıtıyor semt. Bu kurumların çalışanları için de yaşam alanı oluşu, bölgenin eğitim düzeyi ve okur yazarlık çizgisini epey yükseltmiş.
“Gençler bu iklime hem çekildi hem de bu iklimi daha da besledi aslında. Yani Ayrancılılar gündemi takip eden, kitap okuyan; yazan, çizen, tiyatrosuna giden, dolayısıyla kente karşı duyarlılığı çok yüksek bir profile sahip.”
Denizsiz olmak en çok Ayrancılılara yaramış diyebilir miyiz, diye soruyoruz. Gülüyor.
Orada ne değişti?
Her şey bu kadar yolundaysa Ayrancım Derneği neden var, diye sormak farz oluyor. Güzide semtlerin de dertleri var mıdır, diyoruz Necati’ye.
Derneği 2019’da kurmuşlar ve yola çıkarken üç dernekten ilham almışlar: Bunlardan ikisi Kavaklıderem ve Çiğdemim Derneği bugün 27, Bahçelievler Derneği ise 22 yaşında. Üçünün de ortak noktası somut bir soruna odaklanmak olmuş. Çiğdemim Derneği, mahalledeki ulaşım problemine; Kavaklıderem, Tunalı Hilmi Caddesindeki esnafın taleplerine bir cevap olabilmek ümidiyle doğmuş. Yine Bahçelievler, 7. Cadde ve etrafını bir çekim merkezi haline getirmek yolunda belediyeden daha çok hizmet alabilmeyi hedefleyerek açılmış.
Bu hedefler gerçekleştikçe derneklerin asıl kuruluş amaçları ortadan kalktı, o zaman da birer mahalle güzelleştirme derneği olarak hizmete döndüler. Ama gelin görün ki 1930’lardan 1970’lere kadar kapatılıp açılarak yola devam eden güzelleştirme dernekleri, siyaset için oy potansiyeli olarak görülmüşler. O zamanlar kentin en büyük meselelerinden biri kırdan kente göçmüş, dolayısıyla imar düzenlemelerine dair verilen vaatlerin aracısı olmuş bu dernekler. Ancak bugün hepimiz farkındayız; birden fazla krizle mücadele gerektiren bir çağdayız. Özellikle Gezi zamanında gördük bunu; dünyanın sorunları çetrefilli hale geldikçe kentlerin meseleleri de karmaşıklaştı, çeşitlendi. Ve artık kentin yaşayanı kentinde, mahallesinde yapılacak değişiklikler, alınacak kararlar için muhatap alınmak, kararlarda söz sahibi olmak istediğini dile getirmeye başladı.
İşte tüm bu noktaları birleştirince ortaya Ayrancım Derneğinin yol haritası çıkıyor.
Necati Koçak 2019’da belediye meclis üyesi olarak görev aldığı sırada yakın çalıştığı muhtarlar, neden bizim de bir araya gelebileceğimiz bir ortak yapımız yok, diyorlar. Onların itici gücüyle kuruluş gerçekleşirken tüzüğe Ayrancım’ı diğer semt oluşumlarından farklı yapan şu ifade giriyor:
Ayrancım Derneği Avrupa kentsel şartını kabul eder ve kent hakkı konusunda çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur.
Ayrancım’ın bu açık beyanı bir ilk oluyor çünkü o yıllarda kent hakkı henüz mahalle-semt dernekleri ya da kent konseyleri düzeyinde kendisine çok fazla ifade alanı bulamadığı bir noktada. Bu yüzden ekip, kent hakkının hayata geçmesini sağlayacak mekanizmalar için çalışmadan evvel bu hakkın herkes tarafından iyice anlaşılması ve hayatın içinde somutlaşması yolunda çaba harcamakta anlaşıyor. Sözlerini ve işlerini daha görünür kılmak için de Sivil Düşün’ün kapısını çalıyorlar.
Nasıl değişti?
Ayrancım Derneğinin aylık olarak çıkardığı ve üç bin adet basıp ücretsiz dağıttığı bir gazeteleri var.
“Mahalleli sabah kalkıyor; fırına gidiyor, iki ekmek alıyor, çantasına Ayrancım Gazetesini de koyup evine öyle gidiyor. Kırtasiyeye fotokopi çektirmeye gittiğinde gazeteyi orada görüyor.
Kafede çayını, kahvesini içerken gazetesini orada görüyor. Kasaba, markete gittiğinde, hastaneye gittiğinde yine gazetelerimizle orada denk geliyor. Gazeteyi alarak, gazeteyi okuyarak, gazeteyi alıp evine götürerek tüm mahalleyle buluşmuş oluyor.”
Bu yayın hem Ayrancı’nın kültürel iklimini daha da çiçeklendirmiş hem de Derneğin asli kuruluş unsuru olan kent hakkı meselesinin gündelik yaşamın parçası haline gelmesine aracı olmuş. Ekip her ay konuyu ele alan yazıların gazetede yer almasına titizlenmiş örneğin. Hemen hemen her sayıda sağlıklı bir çevrede bulunmaktan kültürel mirasın korunmasına şehirde yaşamaktan doğan ama hayatın içinde yeterince tanınmayan hakları başlıklara taşımış, bunları görselleştirip mahallenin farklı alanlarında afiş olarak sergilemişler.
Mahalleli sıkça karşılaştıkları ve artık hem gözlerinin hem zihinlerinin alıştığı kent hakkını zamanla söz dağarcıklarına, kendilerini ifade biçimlerine de taşımış. Belediyeden, muhtardan ya da kamu kurumlarından talepte bulunur ya da haklarını savunurken tavırları daha kendinden emin hale gelmiş. Hatta Çiğdemim, Bahçelievler ve Kavaklıderem Dernekleri de konuyu gündemlerine alıp konuşmaya başlamış. Çiğdemim Derneği kent hakkı başlığı altında uzmanları davet edip fikir paylaşımı için alan açtığı etkinlikler düzenlemiş. Çankaya Kent Konseyi içinde yer alan Ayrancılılar, bir dilekçeyle Konseye başvurmuş ve burada tamamen kent hakları üzerine faaliyet gösterecek bir çalışma grubu kurulmasına aracı olmuş.
Bu grup iki buçuk yıldır aktif olarak çalışıyor, diyor Necati Koçak. Bu ilk adımın başka iş birliklerine de vesile olduğunu söylüyor.
“Konseyle birlikte Çankaya Kent hakkı okulunu açtık. Altı derslik bir programdı. Eğitimler yüz yüze oldu. Her yaş grubuna, eğitim düzeyinden insana açıktı. Farklı belediyelerden ve kamu kurumlarından, örneğin Mahalli İdarelerden çalışanlar, uzmanlar, eski belediye başkanları, halen aktif olarak görev yapan kent konseyi başkanları gelip eğitimler verdiler. Katılımcılarımıza sertifika da verdik.”
Bu okuldan haberimiz yoktu açıkcası, epey güzel bir gelişme bu, şaşkınlığımızı gizleyemiyor ve Derneğin çabalarını kutluyoruz. Çünkü katılımcıların, sertifikaların ötesinde kent hakkını somut biçimde yaşamlarında var olan bir şeye dönüştürdüklerini öğreniyoruz.
Kent hakkı okuluna katılmadan evvel akıllarından belediyede görev almayı hiç geçirmeyen üç mezun, 2023 Yerel Seçimlerinde aday olmuş ve Mamak ile Çankaya’da belediye meclis üyesi olarak görev almaya başlamış. Daha öncesinde hem bu işin neyi gerektirdiğini bilmiyor hem de adım atmaya cesaret edemiyorlarmış.
E bu güzel haberleri kutlamak lazım o zaman, diyoruz. Aslında kutlamalar da olmuş, biz kaçırmışız. Ekibin geçen sene Cumhuriyetin yüzünci yılı vesilesiyle Portakal Çiçeği Parkında düzelendikleri Ayrancı Festivalinden de haberdar oluyoruz. Stand-up gösterilerinden çocuk şenliklerine ne kadar renkli bir program olduğunu dinliyor, çekilen fotoğraflara bakıyoruz. Bu senenin festivaline katılmak için sözümüzü verip semtten ayrılıyoruz.
Klişelere ve fazla romantize edilmiş sözlere mesafeli bir ekibiz ama Ankara’yı da Ayrancı’yı da seviyoruz. Hem insanın canı arada bir deniz havası çekiyor. O zaman denizsiz kentlerin Ayrancı gibi sahil semtleri imdada işte böyle yetişiyor.