Ayaklarınız oldukça taraklı ve büyükse fellik fellik büyük numara ayakkabı ararsınız ya da sipariş verip ustasına yaptırırsınız. “Büyük ayaklar yere sağlam basar” diyerek gönüllere su serpelim. Ülkemizde ‘Kocaayak’, Çin’de ‘Yeti’, Avustralya’da ‘Yowi’ diye sevimli sözlerle hitap edilen büyük ayaklı kişilerin aynı zamanda büyük gönüllü olduğu söylenir.
Zonguldak Ameli Birliği Konukevi karşısında Hoşdere Caddesi 76 numaradaki Büyük Numara Ayakkabı Merkezi sizi ustaya sipariş vermekten kurtararak, el işçiliğiyle yapılmış büyük numara ayakkabılar üretiyor. Bu mağazada erkekler için en küçük ayakkabı 45, en büyüğü ise 50 numara. Kadınlarımız için burada en küçük ayakkabı 36, en büyüğü ise 39 numara olarak bulunuyor.
Büyük Numara Ayakkabı Merkezi’nin işletme müdürü Kadir Hüner
Guinness Dünya Rekorlar kitabına giren en büyük ayaklı kişinin ayaklarının 35 cm dolayında, 56 numara ayakkabı giydiği yazılıyor.. Hoşdere Caddesi’nde 6 yıldır işletilen Büyük Numara Ayakkabı Merkezi’nin işletme müdürü Kadir Hüneririadam.com ağından da online satış yapıyor. Ankara ve İstanbul üretim atölyelerinde özel seçilmiş ustalar durmadan büyük kadın ve erkek ayakkabısı yaptığını söylüyor.
Büyük numara ayakkabıların seçilen derisinin dayanıklılık için daha kalın olduğunu belirten Kadir Hüner, yere sağlam basması için ortopedik niteliklerin önemsendiğini, ücretinin de diğer normal ayakkabılarla aynı olduğunu ve toptan fiyatına sattıklarını, internet üzerinden yoğun ilgi olduğunu sözlerine ekliyor.
Mağazadaki bütün ayakkabılar öyle özenle, sanatsal estetik taşıyan bir ustalıkla üretilmiş ki, kadın ve erkek ayakkabıları ne kadar büyük olsa da hepsi de çok sevimli ve oldukça şık görünüyorlar. Ayakkabılardan hoş bir deri kokusu tüm mağazaya yayılıyor, insan birini alıp duvara süs olarak asmak istiyor. Hoşdere’deki Büyük Numara Ayakkabı Merkezi haftanın her günü 09.00-18.00, Pazar günleri ise 12.00- 19.30 arasında açık bulunuyor. Mağazanın İstanbul ve Ankara Hoşdere’de iki şubesi bulunuyor, her iki şehir atölyesinde de üretim yapılıyor, iriadam.com adresinden iletişim kurulabiliyor.
BÜYÜK NUMARA AYAKKABI Hoşdere Caddesi No:76 Ayrancı – Ankara Tel: 0 544 474 23 26 www.iriadam.com
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
Ayrancı’ya hoş geldiniz. Ne zamandır Ayrancı’dasınız? Neler yapıyorsunuz burada? Biraz Ayrancı’yla başlayalım.
Hoş bulduk. Ben Ayrancı’ya bir buçuk yıl önce geldim. İzmir’de yaşıyordum.
Buraya bir büyükelçilikte iş bulma vesilesiyle geldim. Geldiğim haftalarda Anıttepe’de bir arkadaşımın evinde kalıyordum. Ev aramaya işime en yakın yer olan Ayrancı’dan başladım. Çok tesadüfen Aşağı Ayrancı’da çok güzel, ağaçlara bakan bir ev buldum. Ayrancı’nın bu arka bahçelerinin yeşilliği olsun, binalarının eski mimarisi, mahallenin içinde her şeyi barındırıyor olması, ihtiyacınız olan her şeyin beş dakika mesafede oluşu, mahalle kültürünün canlı ve yaşıyor olması beni evimde hissettirdi. İşimden çıkıp yolumun üzerindeki yogaya gidip, alışverişimi yapmak, sokağımdaki kafelerden birinde mahallenin eski müdavimleri ile sohbet etmek beni mutlu ediyor.
Kendimi bir Ayrancılı gibi hissetme cesaretini gösteriyorum
Mahallede yaşayan insanların tipolojisi, farklılıkları da kendimi buraya ait hissetmemi sağladı. Kendimi çok iyi hissettirdi. Çok kısa süredir Ayrancı’da yaşıyor olmama rağmen kendimi bir Ayrancılı gibi hissetme cesaretini gösteriyorum açıkçası. Şu an herhalde başka bir mahallede, hatta Aşağı Ayrancı dışında bir yerde yaşayamam gibi hissediyorum.
Ben sokaklarda, bilmediğim yerlerde çok yürüyorum. Ve gerçekten dakikalarca bir binanın önünde durup binaya baktığım oluyor. Oranın tarihini, hikayelerini hayal etmek, düşünmek bana keyif veriyor… Kesinlikle büyüleyici, sizi içine alan bir tarafı var Ayrancı’nın. Bana çok iyi geldi.
Kitaplarla, seyahatlerle ve müzikle dolu bir hayatınız var gibi görünüyor, gerçekten böyle mi?
Herhalde sanat olmasa çok keyifsiz olurdu hayat… Müziksiz, kitapsız hayat çekilmiyor. Çünkü hayal kurmamızı, başka hayat tahallüllerini oluşturmamızı sağlayan şeyler bunlar.
Çocukluğumdan beri dil hep hayatımda oldu. Farklı diller öğrenmek hep ilgimi çekti. İngilizce öğretmenliğinden mezun olmuştum. İkibinli yıllardaydı, Ankara’da yaşadım bir süre. Beraber yaşadığım arkadaşlarım müzisyenlerdi ve onlarla beraber biraz müzik öğrenmeye ve enstrüman çalma hevesine girdim. Klarnet çalmaya başladım.
Farklı kültürleri ve insanların değişik yaşamlarını merak ediyordum. Başka ülkelerde insanlar bizim gibi yaşıyor olamaz, acaba nasıl yaşıyorlar, neler yapıyorlar sorusu sürekli kafamda dönüyordu. Ama gitmek, görmek istediğim yer Avrupa değil de daha çok Latin Amerika’daki ülkelerdi. Hem de belki bir dil daha, İspanyolca öğrenirim niyetiyle 2002 yılında müzisyen bir arkadaşımla beraber Arjantin‘e gittik. Orada 10 ay kaldık. Sokak müzisyenliği yaparak hayatımı geçindirmeye çalıştım. Sokakta çalışan jonklörlerden top çevirmeyi öğrenip Arjantin’in kuzeyinden Bolivya‘ya geçtik. Bir ay sokakta tütsü satarak, trafik ışıklarında top çevirerek geçimimi sağladım orada.
Arjantin’de insanlar biraz daha mesafeliydi ve ekonomik koşulların zorluğu da oradan ayrılmaya itti. Bir Latin Amerika ülkesini biraz tanıyacak kadar yani birkaç yıl kalmak istiyordum. Türkiye’ye dönmeden önce Brezilya‘ya da bir uğrayalım, şansımızı bir de orada deneyelim dedik. Brezilya’ya o girişimle kalış o kalış 9 yıl Brezilya’da yaşadım. 3-4 yılım sokak müzisyenliği yaparak geçti. Yani gerçekten evsiz, yataksız, üstsüz başsız, tenceresiz bir şekilde yaşadım.
Brezilya’da sokak müziği yaparken
Orada sokak müziği yaptığımızda gitarist arkadaşımla longaları, sirtoları çalıyorduk. Amacımız, longaları tek sesli değil de çok sesli olarak gitar-klarnet eşliğinde çalarak biraz tanıtmaya çalışmak hem Brezilya müziği öğrenmek hem sokak sanatçılarıyla beraber bir şekilde yaşayabilmekti. Sokakta çalarken, aslında bir Cdniz olsa satarsınız, para kazanmanıza yardımcı olur fikrini verdi birçok kişi bize. Hazırladığımız repertuarı Rio’da bir stüdyoda kaydedip Cdleri sokakta satarak bir yandan gelir elde etmeye çalışıyorduk. “Hora de sonhar” adındaki eski bir choro isminden alan bu albüm aslında tam da durumumuzu özetliyordu: Hayal kurma vakti. Hayatında hiç açlık çekmemiş, zor durumda kalmamış orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak çok büyük bir deneyim yaşadım orada. Çünkü sokakta enstrüman çalarak para kazanıp yaşamaya çalışmak çok büyük bir risk, aç kalma ihtimalini göze almanız gerekiyor. Kahvaltı yapacak parayı bulamadığımız zamanlar olabiliyordu. Oradaki hem Arjantinli jonglörler hem Brezilyalı sokak sanatçıları nasıl hayatta kalınır dersi verdiler yani bir bakıma. Açıkçası hiçbir üniversitede bulamayacağım bu bilgiler müthiş bir deneyim oldu benim için, parayla satın alınamayacak kadar değerliydi.
Dil öğrenmek amacıyla gitmiştim ama deneyimlediğim şeyler bana dilden daha fazlasını öğretti. Dil öğrenmenin yanı sıra farklı hayat biçimleri, insanların nasıl yaşadığı, dünyayı nasıl algıladığı, birbirleriyle, aileyle, çocuklarla, doğayla, şehirle nasıl ilişkilendikleri gibi çok farklı şeyler gördüm, çok etkileyiciydi.
Brezilya’da insanlar sokağı yaşıyor ve hayatın hep içindeler, hayat sokakta akıyor. Sokakta tüm duygular yaşanıyor; dans eden, müzik yapan insanlar, parklar, bahçeler her zaman dolu. Ekonomik anlamda zor durumda çok insan olmasına rağmen yaşam dolular. Her mahallenin kendine has ufak bile olsa bir bandosu, orkestrası veya korosu var ve bunlar parklarda, pazarlarda belirli günlerde çalıyorlar, mahallede yaşayan ve bir enstrüman çalanın hem bir çok şey öğrenebileceği, kendini geliştirebileceği hem de müzik yapabileceği gruplar bunlar.
Bu 9 yıllık süre içerisinde orada birçok yerde müzik çalışmaları yaptım. Doğaçlama dersleri, Brezilya choro, karnaval, samba, jazz müziği eğitimlerine katıldım. Son 5 yılım Rio’da geçti. Çocukluğumdan beri kitap okumaya bayılan bir çocuktum. Orada da Brezilya edebiyatıyla ilgilendim doğal olarak. Rio’dan önce yaşadığım Minas Gerais bölgesindeki Juiz de Fora Üniversitesi’nde Brezilya Edebiyatı kurslarına katıldım ve ülkenin yazın dünyasına da biraz bakıp tanıma fırsatım oldu. Yani hem müzik hem edebiyat aynı anda ilerledi. Türkiye’ye döndüğümden beri de Portekizce edebiyat çevirmenliği yapmaktayım ve Çevbir üyesiyim.
İngilizce biliyordum ama Latin Amerika’da İngilizce bilen insan çok az genel olarak. O yüzden mecbur kaldım İspanyolcuyu öğrenmeye çünkü kimseyle iletişim kuramıyordum. Arjantin’de 6 ayda söktüm İspanyolcayı. Türkler için İspanyolca biraz kolay çünkü yazıldığı gibi okunuyor telaffuz açısından büyük bir kolaylığımız var. Brezilya’daki 9 yılın sonunda da Portekizcem bir Brezilyalı gibi oldu. Çok içselleştirdiğim, çok sevdiğim bir dil. Hem müziğini hem edebiyatını çok seviyorum.
Sokak müziği deneyiminiz planlı mıydı peki? Orada sokak müziği yaparız diye mi gitmiştiniz?
Sokak müziği yaparız diye gitmiştik. Çünkü ben üniversiteyi bitirdiğimde akademik olarak başarılı bir öğrenci olmadığım için yurt dışına, master ya da ikinci bir okul okumak üzere gidemeyeceğim ortadaydı. Benim enstrüman öğrenmemin sebebi de para kazanabileceğim ve her yerde yapabileceğim bir yeteneğimin, bir işimin olmasını istememdi. Bu bakımdan müzik yapmanın daha işlevsel olduğunu düşündüğüm için enstrüman öğrendim.
Yurtdışına da o amaçla gittim. Elimde belli miktar biriktirdiğim bir para vardı ama altı ay sonra bitince sokak müziği yaparak yaşarım diye düşündüm. Ama tabii bu çok büyük bir risk aslında. Çünkü 25 yaşındaydım ve her şeyi kabullenerek, her türlü çileyi çekeceğimi bilerek gitmiştim. O zamanlar burada gördüğüm şeylerden çok sıkılmıştım. Başka şeyler görmek istiyordum ve bunun için her türlü bedeli ödeyebilirdim.
Yokmuşuz gibi davranmamalıyız
Biraz müzikten devam edelim o zaman. Yani bu sokak müziği meselesi enteresan Türkiye için. Burada bir bağını kurabildiniz mi?
Ben 2014 yılında Türkiye’ye döndüm. İzmir’de yaşadım bir süre. O zamanlar tabii İzmir’de de, Ankara’da da çok fazla sokakta müzik yapan vardı, hâlâ var. Türkiye’ye döndükten sonra hiç sokak müziği yapmadım, orada deneyimlediğim anlamda bir bağ kuramadım açıkcası.
Ama 2017 referandum döneminde “Hayırdır Mahmut” diye bir parça yapmıştık kadın arkadaşlarla ve pazar yerlerine gidip pazarın içinde gezerek çalıyorduk. Kafamıza bir yumurta yer miyiz diye çok düşünüyorduk ama genelde halk da esnaf da sempatiyle karşılamıştı. Bir tek o dönemde sokakta çaldım döndüğümde, onun dışında çalmadım. Sokak müzisyenliğini Ankara’da çok görmüyorum ama İzmir’deki biraz kısıtlı bir şeydi. Hep aynı parçaların, aynı türlerin çalındığı bir şey. Bir ses oluyor, müzik oluyor ama çoğu insan için bunaltıcı da olabiliyor.
Ben Brezilya’da genelde Türk müziği çaldım sokakta. Hem Brezilya chorolarını çalıyorduk, hem de Türk müziğinden longalar, sirtolar daha hareketli parçalar olduğu için çok ilgi görüyordu. Bir de orası müziğin sokakta var olduğu bir yer.
Burada devam ediyor mu müzikle mesainiz?
Şu an müzikle ilişkim çok sınırlı maalesef, evde kendi repertuarımı çalışmaktan ibaret, youtube eşlik videolarına çalıyorum, çalacak kişi bulamıyorum, insanların bir şey yapma isteği olsa da sanki gücü yok gibi. Profesyonel müzisyenler de doğal olarak geçim derdinde, sadece müzik yapmak için çalmaya vakitleri yok. İkibinlerde Ankara’da yaşarken arkadaş ortamında öğrenilirdi bir enstrüman çalmak, beraber çalmak, müzik yapmak diye bir şey vardı artık o kalmamış.
Sokakta çalmak çok cesur bir tavır, bizim bu tavra ihtiyacımız var. Bence sokakta çalmak en büyük sahne, bir konser salonundan ya da bir bar sahnesinden çok daha etkili bir şey. Sokaktaki müziğin şöyle güzel bir tarafı var; oradan o an geçen insan duyuyorsizi dinliyor ve sizin müziğiniz ona bir şekilde değiyor, her türlü tepkiyi verebilir, yanına o duyduğundan istediğini alıp götürebilir. Planlı olmayan tesadüfi bir birliktelik. Bu çok değerli bir şey. Benim için en büyük sahne sokak.
Şimdi bunu yaparken para kazanmak amacı olmayan bir mahalle orkestrasının kurulup belli günler, belli saatlerde pazar yerlerinde, parklarda ufak bir repertuarla, amatör bir ruhla hayata geçirme hayalim var. Tabii ki öncesinde uzun sürecek provaların sonucunda buralara gelebiliriz.
Hayatımıza bir ses katmaya ve hep beraber olmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Çünkü son yıllarda çok yalnızlaştırılmış bir durumdayız. Bunun bize iyi geleceğini, birlikte olmanın gücüyle bu sessizliği yırtabileceğimizi düşünüyorum. Çıkışı bulamasak bile hep beraber olmak, paylaşmak, yan yana olmak bile yeter, yaşadığımız semte daha ait hissetmek ayrıca başka bir güzelliği olur.
Bir mahalle orkestrası hayaliniz mi var?
Evet, bir mahalle orkestrası hayalim var. Mahalle çok sessiz, hep aynı parça çalıyor ve ben o parçadan çok sıkıldım.
Nasıl hayata geçer peki bu, var mı planınız?
Mahalle orkestrası derken tabii kimsenin gözünü de korkutmak istemiyorum. Profesyonel müzisyenler de olabilir ama Ayrancı’da yaşayan, işi müzik yapmak olmayan ama enstrüman çalan ya da bir enstrümanla ilgilenenlerin kendini ifade edebilecekleri ve birlikte müzik yapabilecekleri bir ortam olmasını düşünüyorum.
Önemli olan bu. Çünkü bir enstrümanı çok profesyonel çalmadığımızda insanlar çekiniyor birileriyle gidip çalmaya. Müzik beraber yapılan bir şey. Ne kadar evde enstrüman çalsanız da, parça çalışsanız da birkaç kişiyle birlikte çalmanın keyfini tutamaz. O yüzden benim istediğim evlerinde oturan ve kendi kendine enstrüman çalan insanların çıkıp beraber bir parça üzerine çalışması. Yani çok mütevazi başlamayı düşünüyorum.
Bir parça seçeriz, bunu çalışırız. Hemen bir yerde gösteri yapalım hedefli değil. Öğrenmek ve kendimizi ifade etmek üzerinden yürüyerek şekillenecek bir şey bu.
Herhangi bir yaş sınırı yok, enstrüman sınırı yok, nota okumasını bilmek kolaylaştırıcı bir ön koşul olabilir, benim hazırladığım repertuara eklemeler yaparak çalışabileceğimiz, gelenlerin seviyesine, çalışma isteğine göre orkestranın yolda şekilleneceğini düşünüyorum.
Bir piyanist ya da bir gitaristin ilk başta olması bir şans olabilir, armoni enstrümanı çalan bir müzisyenle temeli daha rahat kurabiliriz. Bakır üflemelilerden yaylılara her türlü enstrüman olabilir aslında ama genel olarak batı müziği ağırlıklı çalışacağımız ve sadece enstrümantal olacağı için, batı enstrümanları öncelikte.. Kim gelirse, kim orada çaba harcamak istiyorsa herkese kapılar açık.
Son olarak şunu ekleyebilirim. Bir şekilde var olmaya devam edeceksek eğer yokmuşuz gibi davranamayız. Ben her gün kendime bunu hatırlatıyorum; yokmuşsun gibi davranma. Çünkü biz varız, Ayrancıda çok güzel insanlar var, her gün ben onları görüyorum, istiyorum ki birbirimizin gözünün içine bakalım. Birbirimizi tanıyalım, beraber bir şeyler yapmanın gücü çok büyüleyici bir şey. İhtiyacımız olan biraz göğüs açıklığı, biraz gönül ferahlığı. Bence buna değer, beraber toplanıp müzik yapmaya değer.
AYRANCI MAHALLE ORKESTRASINA KATILMAK İÇİN MAİL ATABİLİR YA DA FORMU DOLDURABİLİRSİNİZ
Ayrancım Derneği amaçları doğrultusunda çalışmalar yaparken çeşitli Avrupa Birliği kuruluşlarından, yabancı ülkelerin büyükelçiliklerinden ve diğer kurum ve kuruluşlardan da destek alarak projeler gerçekleştirmektedir.
Ayrancım Derneği, semtte yaşayan çocuklarda mahalle ve kente dair farkındalık oluşturmak, nasıl kentlerde yaşamayı hayal ettiklerini ortaya çıkarmak ve çocuklarda kent ve mimarlık kültürünü oluşturmak amacıyla “Çocuk ve Mimarlık Okulu” yapmayı hedeflemiştir.
Çocuk ve Mimarlık Kış Okulu (7-12 yaş grubu) 1-2 Şubat 2024 (Perşembe-Cuma) 13:00-17:00 Ayrancı Baharevi
Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Ayrancım Derneği’nin birlikte düzenlediği Çocuk ve Mimarlık Kış Okulu 1-2 Şubat 2024 tarihlerinde 13.00-17.00 saatleri arasında Çankaya Belediyesi Ayrancı Baharevi’nde düzenlenecektir. Hayallerim-Kentim-Mahallem teması ile yapılacak etkinlik ücretsiz olup 15 kişilik kontenjanla sınırlıdır. Bilgi almak ve kayıt olmak için ayrancimdernegi@gmail.com adresine e-posta atabilirsiniz.
Ayrancım Derneği, çalışmalarını anlatmak üzere Ankara Bilim Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü Dekanı Prof. Dr. Özlem Erdoğdu Erkaslan’ın yönetimindeki “Ankara Dersi”ne konuk oldu. Dernek başkanı Ali Necati Koçak “Semt Dernekleri ve Ayrancım Derneği” başlığında, genel sekreter Irmak Dalgıç ise “Kent Hakkı ve Ayrancım Gazetesi” başlığında sunum yaptılar.
Ayrancım Derneği başkanı Koçak, Ayrancı semtinin tarihinden ve yapısından bahsederken Ankara’daki semt dernekleri arasında kuruluşunda “kent hakkı” konusunda savunuculuk yapmak gibi bir amacı önlerine koyan tek dernek olduğundan bahsetti. Ayrancı semtinden bahsedilirken “buralar eskiden hep bağlıktı” cümlesinden yola çıkarak Ayrancı semtini, bağları ve derelerini anlattı. Şimdilerde unutulmaya yüz utan Kavaklı Dere, Hoş Dere ve Dikmen Deresi arasındaki Ayrancı semtinin gelişmesini ve bugün gündemde tutmaya çalıştıkları kent kültüründen bahsetti.
Kent hakkı ve bu bağlamda Ayrancım Gazetesi hakkında sunum yapan Irmak Dalgıç öncelikle kent hakkının ortaya çıkma ve gelişme evresinden bahsederek, kent hakkını diğer insan haklarıyla bütünsel olarak ele almanın önemini vurguladıktan sonra insan haklarının tarihçesi ele aldı.
Üçüncü kuşak hakların ortaya çıkışı ve bu hak içinde değerlendirilen kent hakkından bahseden Irmak Dalgıç, Avrupa Kentsel Şartı ve bu bağlamda kent hakkının savunuculuğunu ve duyuruculuğunu yapmak üzere yayınlanan Ayrancım Gazetesi’nin öneminden bahsetti.
Etkinliğin sonunda katılımcılarla birlikte fotoğraf çektiren Ali Necati Koçak ve Irmak Dalgıç Ankara Dersi’nin sözcük bağışı çalışmasında ise üniversiteye bağışladıkları “KOMŞU” sözcüğü karşılığında hazırlanan sözcük bağış belgesini aldılar.
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
25 Temmuz 2024 günü Ayrancı Reşat Nuri Caddesi’ndeki bir apartmanın en üst katındaki dairede sabah saatlerinde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
Evde bulunan anne H.D. ile büyük oğlu K.Ö.D, kısa sürede büyüyen yangından komşuların yardımıyla kurtarıldı. Ailenin küçük oğlu E.D. ise balkonda mahsur kaldı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. E.D. itfaiye ekibinin çalışmalarıyla kurtarıldı.
Mahalle sakinlerinden Ramazan Özkök, gelen bağırma seslerinin ardından dışarı çıktığı sırada yangın çıktığı evdeki camların patladığını söyledi. Olay yerine gelen bir vatandaşın o sırada evin çatısına çıkarak çocuğa su verdiğini belirten Özkök, “Çocuğu balkonun önünde tutmaya çalıştık ama itfaiye gecikmeli geldi. Biz de kendini atarsa diye apartman önünde battaniye ve yorgan açtık. Şükürler olsun atmadı, orada bekledi” diye konuştu.
Özkök, dumandan fazla etkilenmemesi için çocuğu yönlendirdiklerini anlatarak, “Gelen itfaiye çocuğu kurtardı” dedi.
İtfaiye’nin kurtarma çalışmaları sırasında olay yerine gelen Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner kurtarma çalışmalarını izledi ve olay yerinden çekilen fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaştı.
Mahalleli endişeli
Yangın Ayrancı’da pek çok evde konuşuldu tabii. Yeşilyurt Sokağında işletmesi bulunan bir esnaf ise aynı şeyin kendi sokağında olması durumunda nasıl müdahale edileceğini düşünüp endişelendi ve durumu CİMER’e yazdı. Ayrancı’da Yeşilyurt Sokağı gibi pek çok dar sokak olduğunu, buralarda çift taraflı araç parkı nedeniyle çoğu zaman normal araçların bile geçmekte zorlandığını belirterek olası bir acil durumda itfaiye ve ambulansın bu sokaklardan nasıl geçeceğini sordu ve sorunun çözülmesini talep etti.
CİMER’den kendisine bir yanıt gelmedi fakat tam da onun endişelendiği gibi bir durum 2 Ekim 2024 tarihinde gerçekleşti. Bir ihbara müdahale etmek için Ayrancı’ya Cinnah caddesi üzerinden gelen itfaiye aracı Yeşilyurt Sokağına çift taraflı araç parkı nedeniyle giremediler. İtfaiye aracı sirenlerini açmasına rağmen kimse aracını yoldan çekmedi. Çaresiz kalan itfaiye geri dönerek kendisine başka bir yol aradı.
Sokaklarda nasıl park edileceğine kim karar veriyor?
Böyle acil durumlarda sormadan edemiyoruz; caddelere, sokaklara nasıl park edileceğine kim, nasıl karar veriyor? Büyükşehir olan illerde, sokaklara ve caddelere nasıl araç parkı yapılacağına dair kararlar, temel olarak yerel yönetimler tarafından alınıyor, ancak bu kararlar çeşitli yasal düzenlemeler ve yönetmelikler doğrultusunda şekilleniyor.
Büyükşehir Belediyeleri, şehir içindeki trafik düzenlemeleri ve park alanları ile ilgili ana yetkili mercidir. Belediye Meclisi, şehrin genel ulaşım planları ve sokak düzenlemeleri ile ilgili kararlar alır. Büyükşehirlerdeki imar planları, sokaklardaki park düzenlemelerinin temelini oluşturur. İmar planlarında belirlenen bölgeler, park alanları, yollar, caddeler ve otoparklar, belediyelerin kararlarının dayanağınıdır. Park yerlerinin ve araç parkı düzenlemelerinin yerel ihtiyaçlara ve şehir altyapısına uygun olmasını sağlar.
Büyükşehir belediyelerindeki yetkiyi şimdi hükümet kullanıyor
UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi), büyükşehir belediyelerinde ulaşımın etkin, güvenli ve düzenli bir şekilde sağlanabilmesi için özellikle şehir içi ulaşım, trafik düzenlemeleri, toplu taşıma, park yönetimi ve trafik güvenliği gibi alanlarda kararlar alır ve uygulamalar konusunda yetkilidir. Ulaşım altyapısının, acil durumlar karşısında ne şekilde işleyebileceği konusunda planlamaları yapar.
UKOME, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan bir kuruldur ve üyeleri belediyenin çeşitli daire başkanlıkları, trafik uzmanları, ulaşım mühendisleri, şehir planlamacıları gibi uzmanlardan oluşur. 2020’de UKOME’nin yapısına hükümetin kararı ile Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ait temsilciler eklendi. Bu değişiklik sonucunda büyükşehir belediyesine ait temsilcilerin sayısı azınlık konumuna geçerken, hükûmet tarafından atanan üyeler çoğunluğa sahip oldu. UKOME, son yıllarda özel halk otobüsleriyle ilgili krizlerle gündeme gelmişti.
Şimdi sorununun çözülmesi için UKOME’nin değerlendirmesini bekleyeceğiz. Fakat sokaklara, kaldırımlara park eden, park yasaklarını ihlal eden vatandaşlar olarak da bu itfaiyenin ya da ambulansın bizim evimize de gelmek üzere yola çıkabileceğini aklımızda tutmamız gerekiyor.
Ankara itfaiyesi hangi olaylara müdahale ediyor?
İtfaiyenin sadece yangınlara müdahale ettiğini düşünüyoruz genelde. Fakat itfaiyenin görev ve yetki alanının ne kadar çeşitli olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız.
Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı her ay “Ankara İli İtfai Olayları Raporu” yayınlıyor. Bu rapora göre itfaiyenin müdahale ettiği olaylar şöyle sınıflandırılmış: Yangınlar (konut, işyeri ve diğer tüm yangınlar), su baskını, kurtarma (asansörde mahsur kalma, hayvan kurtarma, intihar girişimi vs), trafik kazası.
2024 yılının ilk 10 aylık olay tablosu aşağıda. Burada ilginç veriler var. Mesela itfaiyenin müdahale ettiği olaylar içerisinde konut yangını %3, işyeri yangını %1 gibi küçük bir rakam. Yangınlar içerisinde asıl büyük rakam ise ot yangını, samanlık yangını, çöp ve çöplük yangını ve anız yangını gibi daha çok kırsalda ve boş alanlardaki yangınlar oluşturuyor.
Olay
Sayı
Yüzde
Yangınlar
9822
%35
Konut yangını
713
(%3)
İşyeri yangını
355
(%1)
Diğer yangın (Ot, anız, çöp vs)
8754
(%31)
Su baskını
3943
%14
Kurtarma (asansörde mahsur kalma, hayvan kurtarma, intihar girişimi vs)
11094
%39
Trafik kazası
967
%3
Diğer (Asılsız ihbar vs)
2623
%9
Toplam
28.449
Tablo: 2024 yılı ilk 10 ay Ankara itfaiyesi olay sayıları
Kurtarma vakaları ise toplam itfaiye müdahalesinin %39’unu oluşturmuş. Bunların içerisinde asansörde mahsur kalanların kurtarılması, insan kurtarma, hayvan kurtarma, intihar vakalarına müdahale gibi olaylar var. Burada ilginç bir rakam var; kedi kurtarma olayı 4445 olay ile toplam müdahalenin %16’sını oluşturmuş
Çoğunlukla gözardı ettiğimiz su baskınları ise %14 civarında ve bunların tamamına yakını mayıs ve haziran aylarında gerçekleşmiş.
Son yıllarda intihar vakalarının da çok yükseldiği verilen bilgiler içerisinde. 2024 yılının ilk 10 ayında toplam 624 intihar girişimine itfaiye ekipleri tarafından müdahale edilmiş.
2023 yılında 27 bin 934 olaya müdahale eden Ankara itfaiyesi 2024 yılının ilk 9 ayında bu rakamları aşmış görünüyor.
Ankara itfaiyesi kasım ayında yeni personel alımına çıkarak 300 yeni itfaiye eri alacak. Bunların çoğunluğu ise meslek liselerinin itfaiyecilik bölümünü bitirenler tercih edilecek.
Ankara İtfaiyesi araç filosunu da yeniliyor; 4 yılda 130 yeni alınan araç sayısı alarak ve toplam araç sayısını 264’e yükselttiler.
Ayrancı ve Dikmen semtlerinin arasında bakımlı gür bir orman, doğal bir oksijen çadırı olarak uzanıp giden Dikmen Vadisi’nde bir zamanlar gece yarısına kadar hizmet veren restoranlar, kafeler ve büfeler bulunuyordu.Farklı türlerdeki yüzlerce ağacı, çalısı, sarmaşıkları ve çiçekleriyle ruha esenlik ve huzur veren bu büyülü mekân geç vakitlere kadar ziyaretçilerle dolar taşardı.
Havuzlar su kaçırıp öylece kupkuru bırakılınca Vadi’nin çekim cazibesi azalmaya başladı. Mansur Yavaş başkan seçilince tüm havuzların ve vadinin yeniden eski günlerine dönmesi için gereken çalışmaları başlattı. Havuzların kenarına tamiratların tamamlanacağına dair bilgi levhaları asıldı. Ancak tam bu sıralarda ortaya pandemi çıkınca Vadi de sessizliğe gömüldü. Vadideki lokantalar ve kafeler de kapanmak zorunda kaldı.
Şimdi bu kafelerden ikisi direnerek hizmet vermeye çalışıyor diğerleri ise hâlâ kapalı. Boş kalan ve açık tutulabilen kafeler hayatta kalmak için çaba sarf ediyorlar. İsterseniz vadideki açık ve kapalı işletmelere birlikte göz atalım.
Faaliyetteki işletmeler
Dikmen Emekliler Lokali
Dikmen Emekliler Lokali
Aralık 2013’te Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan Dikmen Emekliler Lokali yaklaşık 2000 üyesiyle emekliler cenneti olarak görülüyor. Salı günleri dışında kış mevsiminde 17.00, yaz günlerinde 19.00’a kadar 55 yaş üstüne uygun jimnastik, yüz ve sandalye yogası, kondisyon, nefes yogası, kahkaha terapisi ile çeşitli kültürel, sosyal ve sanatsal etkinlik, konser ve geziler düzenleniyor.
Burada çay ve su belediyemizin ikramı olarak bedelsiz sunuluyor. Bu lokalin açık alanına açılır kapanır tente kurulması ve yetersiz sandalye sayısının artırılması gerekiyor.
Mandam Kafe&Bistro
Mandam Kafe&Bistro
Vadiye Şair Baki Sokağından inince, eski Yörük Çadırı’na varmadan piknik masalarıyla dolu bol ağaçlı bu geniş mekân önceleri Balıkçı restoranı, Şençam köftecisi ve Hasbahçe köftecisi olarak hizmet vermişti. Sonra kiralayan olmayınca açık mekan olarak bırakılmıştı.
Şimdi Müge Hanım kır bahçesi huzuru veren bu yeri atıştırmalıklar ve kahvaltının da bulunduğu bir kafe olarak işletmeye açtı. Manda ürünleri de sattığı için MANDAM adı verilen bu mekân direnişini sabırla sürdürüyor ve müşterilerini bekliyor.
Eskiyen yapının üstüne düşüp hasar yaratan ağaçların budanması, vadinin otomatik sulama sisteminin bu bahçeyi de kapsaması, gece bahçedeki eşyaların vadi güvenliğinin gözetiminde bulunması gerekiyor.
Vadi Park Kafe Restoran (Eski Yörük Çadırı)
Vadi Park Kafe Restoran (Eski Yörük Çadırı)
1.Etap sonunda bulunan, vadinin açılışı yıllarında işletmecisi tarafından otantik dekorlarıyla yaptırılan ve uzun yıllar hizmet veren Yörük Çadırı sonraki yıllarda imajını yenileyerek masa düzeni işletmeciliğine geçti.
Emekli lokalinden etkilenmiş olsa gerek, belediyenin ücretsiz çay yerine Emekli Kartı vererek hizmetin yürütebileceğini de ifade ediyorlar. Büyük alan kaplayan, bakımı ve onarımı masraflı olduğu için boş kalan havuzların yeşil alana dönüştürülmesini de öneriyorlar. Vadide etkinliklerin yeniden başlamasını 3000 kişilik Amfi Tiyatro’nun aktif hale getirilmesini istiyorlar.
Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği Lokali
Vadide boş kalmayan yapılardan biri de hukukçu futbolseverlerin takımları için kurdukları derneğin mekânı olmuş. Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği Ankara Şubesi olarak kullanılan vadideki bu mekanda derneğin üyeleri aralıklar halinde toplantılar yapıyor.
Kapatılmış işletmeler
Söğütaltı Kafe
Dikmen Emekliler Lokali’nin karşısında, çağlayan yanında yer alan bu sevimli şirin yer şimdilerde kaderine boyun eğmiş durumda. Sıcak günlerin serin yaz akşamlarında dolup taşan Söğütaltı Kafe, yeniden canlanmayı bekliyor.
Dikmen Vadisi Cafe
3. Etap Dikmen Vadisi Cafe
3. Etap, Çelik Asma Köprü alt yanında, havuzlar içinde bulunan, bir zamanlar albenili ışıltılar içinde davetlerin yapıldığı “Dikmen Vadisi Cafe” de metruk hale gelen işletmelerden biri oldu.
Amfi Tiyatro
Dikmen Vadisi’nin en güzel yerinde yer alan amfi tiyatro yaklaşık 3000 dolayında kişiye hizmet vermeye elverişli bir kültür mekânı olarak öylece sessizlik içinde bekliyor… Burada eski yıllarda çok az etkinlik düzenlenmiş.
Vadi Kafe Restoran
Pandemi öncesinde bir sahil kenarı mekânı konseptinde popülerlik kazanan Yeni Vadi Kafe uzun süre boş kaldıktan Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından sanat galerisi yapılmak amacıyla restore ediliyor. Yakın zamanda çok amaçlı hizmet için açılacak mekan heyecanla bekleniyor.
Mesnevi Sokak Çiçekçisi
Dikmen Vadisi başlangıcında Mesnevi Sokak üzerinde bulunan Vadi Çiçek Evi ayakta kalmaya çalışıyor. Eski yıllarda atıştırma büfesi olarak çalışırken, müşteri azalınca kapanmıştı. Vadi Çiçek Evi yaz mevsiminde bazı günler kapalı tutuluyor.
İnsanlar ve kentler birbirlerini hatırlar, birbirlerinin kimliklerinin oluşmasına etkide bulunurlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmayı hatta onları geçmeyi hedeflediği ülkenin başkentidir, Ankara. Sanatın bu kadar ticarileşmediği dönemlerde Türkiye’de sanatın da başkentiydi, Ankara. Benim gençlik yıllarım, sinemalar açısından günümüzden çok farklıydı.
Korkarım yakın bir gelecekte AVM’ler dışında çok az sinema ayakta kalmayı başaracak. Evet, bu alışveriş merkezlerindeki sinemaların bir kısmı gerçekten çok yeni teknoloji ile donanmış, ses ve görüntü kalitesi iyi olan salonlar. Bu alışveriş merkezlerinde film izlemek ayrı bir keyif olabiliyor zaman zaman. Ama maalesef eski sinemaların kokusu ve dokusu bulunmuyor. Eskiden biz de sinemaya giderken evden tamamen bu amaçla çıkardık. Hangi filme gideceğimizi önceden belirlemiş ve günlerce belki haftalarca bunun hayalini kurmuş olurduk, Sinema sadece eğlence aracı değil bir kutsal bir ritüeldi bizim kuşak için.
Gençlik ve olgunluk yıllarım Ankara’da geçti. 70’li, 80’li yıllarda en önemli sosyalleşme aracı büyük ve özenle inşa edilmiş ihtişamlı salonlarda sinema seyretmekti. Amacım nostalji yapmak ya da geçmiş yıllara bir güzelleme değil. Bizden bir üst kuşağın döpiyes ve takım elbise giyerek tiyatroya gittikleri gibi, benim gençlik yıllarımın en önemli sosyal faaliyeti olan sinemalara giderken yaşadığımız bizim kuşağın heyecanını aktarmak.
Günler öncesinden gazetelerdeki ilanlara bakarak, hangi filme gideceğimizi belirler, arkadaşlarla durumu tartışarak bir karar verir, biletlerin bulunmama ya da iyi yerlerden olma ihtimali için birini erkenden sinemaya gönderirdik. Sinemanın önünde buluşma saatimizi belirler, gişedeki takım elbiseli yaşlı amcaya bakarak kapıdaki yelekli ve papyonlu biletçiye tüm biletler uzatılır ve kişi sayımız söylerdik. Numaraların tek mi, çift mi oluşuna göre sinemanın fuayesinde konum alır, saatine daha çok varsa bir sigara yakar, teşrifatçıya doğru yönlenilirken bahşişi hazırlardık. Koltuklara yerleşirken etraftakilere bakar, tanıdıklar görülürse onlar selam verir, ilk gong çalıp, kadife perde ağır ağır açılırken kendimize bir çeki düzen verir, film izleme moduna geçerdik.
1967 yılında Elazığlı müteahhit Mehmet ve Refik Erdoğan kardeşler tarafından Ankara Paris Caddesi, Şili Meydanı’nda açılan Çankaya Sineması 1987 yılına kadar Ankaralılara hizmet vermişti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün katıldığı açılış ile hayata başlayan Çankaya Sineması 850 kişilik koltuk kapasitesi ile dönemin en gözde mekânlarından birisi olmuştu.
Çankaya Sineması’nın içi başka bir hayal dünyası. Görkemli avizesi ve ferah yan balkonlarıyla Ayrancı’nın sinemasıydı, Çankaya. Kocaman bir salonu vardı ya da bana öyle gelirdi. Balkonu yoktu ama her iki yanından basamağa benzer balkon gibi iki bölüm yükselirdi. Çankaya Sineması gong ile açılır, ilk gongun ardından üzerinde Ziraat Bankası yazan kalın, ağır, kadife perdeleri yavaş yavaş açılırdı. Ankara’nın birçok sinemasında olduğu gibi, Çankaya Sineması’nda cumartesi sabahları Ziraat Bankası Çocuk Filmleri oynardı. Her cumartesi günü sinemanın önünde anne ve babalarıyla bir sürü çocuk.
O yıllarda, Atatürk Bulvarı’ndan Cinnah’a doğru çıkarken meydanın oradaki boş arsada, hep Çankaya Sineması’nın vizyondaki filmleri tahta panolara asılmış halde olurdu. Önünden her geçişimde mutlaka afişlerine bakıp hayal kurardım. 70’li yıllarda en güzel Türk filmleri; Türkan Şoray’ın “Buğulu Gözler”i, tüm Yumurcak filmleri ve Kartal Tibetli Tarkan filmleri. Yanılmıyorsam ‘84 yılıydı. O zamanların gözde aktristi Brooke Shields’in, Ankara’da ilk kez gösterilecek olan “Sahara” filmi için Çankaya Sineması’na gitmiştik. Erkenden sinemaya gelmemize rağmen bırakın o seansı, o günü, üç gün sonrasının bile biletlerinin bittiğini öğrenince hayretler içinde kalmıştık. Ama Spilberg’in Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, Sam Peckinpah’in Şeref Madalyası filmini Çankaya Sineması’nda izlemiştim. O yılların gençliğini hayli etkileyen Grease filmi de Çankaya sinemasındaydı.
Yine 80’li yıllarda Hüsnü Kuruntu oyununa bilet almıştım. Gazanfer Özcan’ı ilk kez sahnede izleyişim. Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın kurduğu tiyatro topluluğu olan Devekuşu Kabare, Kent Oyuncuları, Haldun Dormen bu sahnede oyunlarını seyirciyle buluşturdular. 80 darbesinin karanlık dönemlerinde hayranı olduğum Timur Selçuk Çankaya Sineması’nda verdiği konseri izlemiştim. Öyle yaşayan bir salon daha görmedim. İnsan seli Şili Meydanı’na taşmıştı. Karantinalı Despina, İspanyol Meyhanesi, Beyaz Güvercin, Ekonomi Tıkırında. Gidemediğim ve gazetelerden takip ettiğim Barış Manço konserini de hatırlıyorum.
Bazı mekânlar bulundukları yerle özdeştirler. Çankaya Sineması’nı da Ayrancı’dan, Paris Caddesi, Şili Meydanından, hele hele Kilim Pastanesinden ayıramaz, koparamazsınız. Çankaya Sineması ve Kilim Pastanesi yapışık iki kardeş gibiydiler. En lezzetli sunumu kazandibiydi, bana sorarsanız bozası da çok nefisti.
Güven Turan’ın ilk romanı Dalyan, bir pastanede başlar. Aslında romanda bir şehir adı filan anılmaz. Romanın başlangıcı; “… her zaman geldiği, her şeyini çok iyi bildiği bu pastane, kokularıyla, ışıklarıyla, kişileriyle, daha önceki günlerin bir benzerini yaşıyor.” Roman kahramanı tek başına oturmuş, pastanede kitap okuyor. Sonra birdenbire hareketlenecek ortalık “Sinemadan çıkanlar dolduruyor pastaneyi.” Hangi sinema bu, hangi pastane?
Çankaya Sineması ve Kilim Pastanesi, adeta onun bir parçasıydı. Sinemaya gitmek için buluşanlar, filmin başlamasını bekleyenler, sinemadan çıkanlar, daha çok gençlerin toplandığı bir yerdi Kilim. Güven Turan’dan birkaç cümle daha; “Sinemadan çıkanlar dolduruyor pastaneyi. Müzik dolabı birbiri ardından gümbürdetiyor, müzik dolabı en yeni parçaları çalıyor. Hemen herkes çok genç, uzun saçlı kızlar, oğlanlar blue-jeanler, koyun postu kaftan benzeri uzun mantoları, paltolarıyla, bağıra çağıra konuşuyor, müzik dolabının çevresinde toplanıyorlar.”
Evet, jukebox vardı bir köşede. Sinemayla bağlantılı ikinci kapının yanında dururdu, Kilim Pastanesi’nde. Yirmi beş kuruş atılır, kutunun önündeki butonlara basılır, plağın A ya da B yüzündeki parça seçilir, biraz da oradakilere hava olsun diye bak, ben neleri dinliyorum, edalarıyla pastanedeki masanıza dönülürdü.
Çankaya Sineması; 1986 yılının son aylarına kadar açık kalmış önemli sinemalardan biriydi. Sahipleri de bir süre sonra perdeyi indirdiler. Televizyon ve video kaset çağı başlamış, bağımsız sinema salonları çağı sona ermişti. Belki, o olay da tuzu biberi olmuş bir süre sonra da Kilim Pastanesi de kapanmıştı. Bir dönem Airport Disko olan sinema binası, en son Çakıl Gazinosu olarak kullanıldı. Kısaca; sinema önce diskotek, sonra gazino;, pastane de meyhane oldu. Çağa ayak uydurmak bu olsa gerek.
Yapının özüne dönerek, tekrar sanatsal faaliyetlerde kullanılması için yapılan girişimler sonucunda, 2019 yılının son çeyreğinden itibaren Çankaya Sahne adını alarak başta tiyatro olmak üzere çeşitli kültür sanat etkinlikleriyle Ankaralıların hizmetine tekrar girdi. Yeni haliyle sahneyi ilk gördüğümde, yakın bir dönemde inşa edilmiş olmasına rağmen, bulunduğu yerin nostaljik yapısına oldukça uygun olarak düzenlendiğini gözlemledim. Şimdi güzel bir tiyatroya dönüşmüş sinema, umarım uzun yıllar da öyle kalır.
İnsanlar ve kentler birbirlerini hatırlar, birbirlerinin kimliklerinin oluşmasına etkide bulunurlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmayı hatta onları geçmeyi hedeflediği ülkenin başkentidir, Ankara. Sanatın bu kadar ticarileşmediği dönemlerde Türkiye’de sanatın da başkentiydi, Ankara. Benim gençlik yıllarım, sinemalar açısından günümüzden çok farklıydı. Çünkü sinema salonları kaliteli değildi. O yıllarda en büyük amaç sinemaya gidip filmi izleyebilmekti. Şimdiki gibi AVM’lerde yemek arası sinema anlayışı yoktu.
Korkarım yakın bir gelecekte AVM’ler dışında çok az sinema ayakta kalmayı başaracak. Evet, bu alışveriş merkezlerindeki sinemaların bir kısmı gerçekten çok yeni teknoloji ile donanmış, ses ve görüntü kalitesi iyi olan salonlar. Bu alışveriş merkezlerinde film izlemek ayrı bir keyif olabiliyor zaman zaman. Ama maalesef eski sinemaların kokusu ve dokusu bulunmuyor. Eskiden biz de sinemaya giderken evden tamamen bu amaçla çıkardık. Hangi filme gideceğimizi önceden belirlemiş ve günlerce belki haftalarca bunun hayalini kurmuş olurduk, Sinema sadece eğlence aracı değil bir kutsal bir ritüeldi bizim kuşak için.
Benim gençliğimin sinemaları çocuklarımın AVM sinemaları ile rekabet edemeyerek yenik düştü. Benim çocuklarımın sineması olmadı, onların AVM’leri vardı. Oysa benim gençliğimin sinemaları; Ankara’nın ünlü AVM’lerinde, tuvaletlerde ihtiyaç giderirken göz hizanıza ekran koyarak salonlarında oynayan filmlerin fragmanını gösteren modern sinemalara karşı hâlâ direniyorlar. Başkentte bir zamanlar kapılarında bilet kuyruklarının olduğu, yerlerin fenerle gösterildiği, arada filmin kopması, bazı sahnelerin alkışlanması gibi ilginçliklerin yaşandığı, çalınan “gong” sesinden sonra, gazozlar, kuruyemişler eşliğinde filmlerin izlendiği tarihi sinemalar artık gerçekten “tarih” oldu.
Oysa ne kadar keyifli sinemaydı.
Ayrancı’nın sineması; Çankaya.
Özledim, çok özledim…
KAYNAKLAR
BOZYİĞİT Ali Esat, “Eski Ankara Sinemaları”, Kebikeç, Sayı; 9, 1999