Blog

Güvenevler muhtarımız Seviye Ardıç Çelik Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı seçildi.

Yazar Hakkında

Web |  + Yazarın diğer yazıları

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu 5. Olağan Genel Kurulu 12 Ekim 2024 tarihinde Altındağ Belediyesi 29 Ekim Şair Baki Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Başkanlık seçiminin de yapıldığı genel kurul kapsamında 323 delege oy kullandı. Oylama sonucu İstanbul Muhtarlar Federasyonu Başkanı Kadir Delibalta, konfederasyonun yeni genel başkanı oldu.

Delegelere teşekkür eden Delibalta, muhtar olmaktan dolayı övündüğünü belirterek, genel kurulun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Türkiye’deki 50 bin muhtarı temsil edecek olan konfederasyonun yeni yönetim kurulu da seçimlerle belli oldu. Güvenevler muhtarı Seviye Ardıç Çelik yeni yönetim kurulunda görev aldı. Yapılan görev dağılımda Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçilen Çelik önceki dönemlerde konfedarasyonun genel sekreteri olarak da görev yapmıştı.

Yeni dönem için konuşan Seviye Ardıç Çelik hem başkentimizin muhtarlarını hem de kadın muhtarlarımızı temsilen buradayım, onları en iyi şekilde temsil etmek için çalışacağım” dedi.

Ayrancı’dan doğaya dönüş çağrısı

Yazar Hakkında

2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.

Ayrancı’da Kentsel Isı Adası Çalıştayı tamamlandı: Isınan kentlere mahalleden çözüm: Doğaya dönün

Ayrancım Derneği, kentsel ısı adası etkisine dikkat çekmek amacıyla bir çalıştay düzenledi. 16 Kasım 2024 cumartesi günü Ankara Midi Hotel’de yapılan çalıştay akademisyenler, mahalle sakinleri, mahalle muhtarları ve yerel yönetim temsilcilerinden oluşan yaklaşık 40 katılımcı ile gerçekleşti. Etkinlik Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’nın katkılarıyla ve Kent-Lab-Kentsel Stratejiler ve Yerel Uygulamalar Derneği ile Doğa Koruma Merkezi’nin desteğiyle gerçekleştirildi.

Kentsel dönüşüm bahçeleri yok ediyor

Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak, açılış konuşmasında kentsel yenileme alanlarında yıkılan eski binaların arka bahçelerinde yer alan yetişkin ağaçların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Koçak, “Konut bahçelerinin yerel iklimi düzenlemedeki rolünü güçlendirmek için bu alanlardaki ağaçların korunmasını temel bir ilke olarak kabul ediyoruz” dedi. Koçak ayrıca, Ayrancı ile Seyrantepe semtlerini karşılaştıran çalışmaya dikkat çekerek, benzer gelişim süreçlerine sahip bu iki semt arasındaki sıcaklık farkının, apartman bahçelerinin büyüklüğü ve ağaç varlığına dayandığını vurguladı. Doğa Koruma Merkezi’nin çalışmasından ilham aldıklarını belirten Koçak, kent içindeki yeşil alanların ihmal edilen değerine dikkat çekti.

Şehir Plancıları Ezgi Acar ve Hilal Öztürk, mahalle sakinlerinin kentsel ısı adası konusunda bilgi ve farkındalık düzeyini ölçen anket sonuçlarını sunumlarının ardından Siyaset Bilimci Irmak Dalgıç kentsel ısı adası projesinin önemine vurgu yaptı ve projenin içeriğinden bahsetti. Şehir Plancısı Sercan Sevgili, proje sürecinde modellenen “Ayrancı Isı Haritası“nın sürecini ve içeriğini katılımcılarla paylaştı.

Isı adasına ekolojik çözümler

Kent-Lab’dan E. Serdar Karaduman’ın moderatörlüğünde devam eden çalıştayda, uzmanlar ekolojik çözümler üzerine sunumlar gerçekleştirdi.

Gözde Güldal (Doğa Koruma Merkezi), “Şehir Planlama Aracı Olarak Ekosistem Hizmetleri – Çankaya İlçe Örneği” başlıklı konuşmasında, ekosistem hizmetlerinin kent planlamasında nasıl değerlendirilebileceğini anlattı.

Doç. Dr. Ayşe Kalaycı Önaç (İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü), İzmir’in Çiğli ilçesinden örnekler sunarak, “Kentlerde Yüzey Sıcaklıklarını Düşürmeye Yönelik Doğa Tabanlı Çözümler” konulu sunum yaptı.

Dr. Öğr. Gör. Ufuk Özkan (İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Orman Mühendisliği Bölümü), iklim değişikliğine hazırlıkta mavi/yeşil altyapının rolünü vurguladı.

Prof. Dr. Nilgül Karadeniz ve Doç. Dr. Zuhal Dilaver (Kent-Lab / Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü), Ankara İmrahor Projesi çerçevesinde doğa tabanlı çözümleri ele aldı.

Mahallenin yaşam kalitesini arttırmalıyız

Çalıştayın kapanış tartışmalarında, Ankara’nın önemli bir su merkezi olduğu ve sulak alanlarının korunması gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, dere ve vadilerin imara açılarak rant alanlarına dönüştürülmesinin ciddi bir sorun olduğunun altını çizdi.

Çalıştayda, merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında iletişimsizlik ve koordinasyon eksikliği olduğu da tartışıldı. Katılımcılar, kent konseyi ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek ortak bir akıl oluşturmaları gerektiğini vurguladı. Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak etkinliğin ardından, “Mahalle sakinlerimizin yaşam kalitesini artırmak ve iklim değişikliğine karşı duyarlılığı yükseltmek adına çalışmalarımıza devam edeceğiz” diyerek, sürdürülebilir çevre politikalarının önemine dikkat çekti.

Denizsiz kentin kendinden memnun sahil semti

Yazar Hakkında

Orası neresi?

Herkesin, yaşadığı yerle gönlü hoş olmayabiliyor. Peki halimden memnunum ya da burayı seviyorum diyenleri farklı yapan ne? Orası, oralılar için ne zaman güzelleşiyor? Sanıyoruz her şey, yaşanan yeri temsil edenlerle bağ kurarak başlıyor.

Bir insanla, ağaçlar ya da hayvanlarla… belki bir mekan, bir koku ya da deneyimle ilişkilendikçe sokaklar, semtler ve kentlerle de ilişkiler geliştiriyoruz. Bir öğlen güneşi, bir arkadaş sohbeti ya da kendi kendimize yürüyüşe çıktığımız yarım saatin sonunda eskisinden daha çok ora’lı gibi hissediyoruz.

İstanbul için bu işi genelde denizin yaptığını söyler ve Ankara’yı da denize uzaklığı yüzünden başka şehirlerle epey kıyas ederler. Bu, gülümseten bir klişedir. Hatta Ankaralıların deniz yerine birbirlerine baktıkları, bu yüzden de birbirlerini daha güzel anladıkları, daha güzel çalıştıkları ve dayanıştıklarını da anlatırlar. Buna da fazla romantize edilmiş bir düşünce, diyenler çıkabilir.

Biz de şiirli sözlerin ve genellemelerin ötesinde olanı merak ettik; başkentin, gençlerin okul yıllarından sonra taşınmayı en çok seçtiği semtlerden Ayrancı’ya gittik. Burası bir yandan şehrin pek çok noktasına yakın oluşuyla merkezde duran öte yandan da kendini metropol hengamesinden özenle saklamış, kendi ruhunu korumuş bir alan. 50 binlik nüfusa sahip olduğuna inanmak zor çünkü aslında terzisi, yufkacısı, tamircisi, sokak kedilerini kısırlaştırmak için dayanışan komşuları ve yaşlı ağaçların etrafında kurulmuş sokak kahveleriyle özlenen mahalle kültürünü yaşatan yerlerden Ayrancı. Hem yeni şeyleri kucaklayan hem de eski şeylere hürmet eden bir tarafı var.

Ayrancım Derneğinden Necati Koçak bunu, semtin nüfusunun yüzde 20’ye yakınının 60 yaş ve üstü, yine aynı aynı yüzdede bir kısmının da 30 yaş altında oluşuyla açıklıyor.

Bu da tesadüf değil, diyor Necati.

Ayrancı’da boş zaman etkinlikleri ya da sosyalleşmek için çok fırsat var. Seramik atölyeleri, kafeler, restoranlar… Ya da sanat galerileri örneğin. Belki de Ankara’nın en fazla antika ve eski eser dükkanına sahip yerleşkesi burası.

Bu canlılık bir yana dursun; TRT gibi, Yargıtay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi çevresinde konumlanmış bürokrasinin ağır seyrini, mesafesini de yansıtıyor semt. Bu kurumların çalışanları için de yaşam alanı oluşu, bölgenin eğitim düzeyi ve okur yazarlık çizgisini epey yükseltmiş.

“Gençler bu iklime hem çekildi hem de bu iklimi daha da besledi aslında. Yani Ayrancılılar gündemi takip eden, kitap okuyan; yazan, çizen, tiyatrosuna giden, dolayısıyla kente karşı duyarlılığı çok yüksek bir profile sahip.”

Denizsiz olmak en çok Ayrancılılara yaramış diyebilir miyiz, diye soruyoruz. Gülüyor.

Orada ne değişti?

Her şey bu kadar yolundaysa Ayrancım Derneği neden var, diye sormak farz oluyor. Güzide semtlerin de dertleri var mıdır, diyoruz Necati’ye.

Derneği 2019’da kurmuşlar ve yola çıkarken üç dernekten ilham almışlar: Bunlardan ikisi Kavaklıderem ve Çiğdemim Derneği bugün 27, Bahçelievler Derneği ise 22 yaşında. Üçünün de ortak noktası somut bir soruna odaklanmak olmuş. Çiğdemim Derneği, mahalledeki ulaşım problemine; Kavaklıderem, Tunalı Hilmi Caddesindeki esnafın taleplerine bir cevap olabilmek ümidiyle doğmuş. Yine Bahçelievler, 7. Cadde ve etrafını bir çekim merkezi haline getirmek yolunda belediyeden daha çok hizmet alabilmeyi hedefleyerek açılmış.

Bu hedefler gerçekleştikçe derneklerin asıl kuruluş amaçları ortadan kalktı, o zaman da birer mahalle güzelleştirme derneği olarak hizmete döndüler. Ama gelin görün ki 1930’lardan 1970’lere kadar kapatılıp açılarak yola devam eden güzelleştirme dernekleri, siyaset için oy potansiyeli olarak görülmüşler. O zamanlar kentin en büyük meselelerinden biri kırdan kente göçmüş, dolayısıyla imar düzenlemelerine dair verilen vaatlerin aracısı olmuş bu dernekler. Ancak bugün hepimiz farkındayız; birden fazla krizle mücadele gerektiren bir çağdayız. Özellikle Gezi zamanında gördük bunu; dünyanın sorunları çetrefilli hale geldikçe kentlerin meseleleri de karmaşıklaştı, çeşitlendi. Ve artık kentin yaşayanı kentinde, mahallesinde yapılacak değişiklikler, alınacak kararlar için muhatap alınmak, kararlarda söz sahibi olmak istediğini dile getirmeye başladı.

İşte tüm bu noktaları birleştirince ortaya Ayrancım Derneğinin yol haritası çıkıyor.

Necati Koçak 2019’da belediye meclis üyesi olarak görev aldığı sırada yakın çalıştığı muhtarlar, neden bizim de bir araya gelebileceğimiz bir ortak yapımız yok, diyorlar. Onların itici gücüyle kuruluş gerçekleşirken tüzüğe Ayrancım’ı diğer semt oluşumlarından farklı yapan şu ifade giriyor:

Ayrancım Derneği Avrupa kentsel şartını kabul eder ve kent hakkı konusunda çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur.

Ayrancım’ın bu açık beyanı bir ilk oluyor çünkü o yıllarda kent hakkı henüz mahalle-semt dernekleri ya da kent konseyleri düzeyinde kendisine çok fazla ifade alanı bulamadığı bir noktada. Bu yüzden ekip, kent hakkının hayata geçmesini sağlayacak mekanizmalar için çalışmadan evvel bu hakkın herkes tarafından iyice anlaşılması ve hayatın içinde somutlaşması yolunda çaba harcamakta anlaşıyor. Sözlerini ve işlerini daha görünür kılmak için de Sivil Düşün’ün kapısını çalıyorlar.

Nasıl değişti?

Ayrancım Derneğinin aylık olarak çıkardığı ve üç bin adet basıp ücretsiz dağıttığı bir gazeteleri var.

“Mahalleli sabah kalkıyor; fırına gidiyor, iki ekmek alıyor, çantasına Ayrancım Gazetesini de koyup evine öyle gidiyor. Kırtasiyeye fotokopi çektirmeye gittiğinde gazeteyi orada görüyor.

Kafede çayını, kahvesini içerken gazetesini orada görüyor. Kasaba, markete gittiğinde, hastaneye gittiğinde yine gazetelerimizle orada denk geliyor. Gazeteyi alarak, gazeteyi okuyarak, gazeteyi alıp evine götürerek tüm mahalleyle buluşmuş oluyor.” 

Bu yayın hem Ayrancı’nın kültürel iklimini daha da çiçeklendirmiş hem de Derneğin asli kuruluş unsuru olan kent hakkı meselesinin gündelik yaşamın parçası haline gelmesine aracı olmuş. Ekip her ay konuyu ele alan yazıların gazetede yer almasına titizlenmiş örneğin. Hemen hemen her sayıda sağlıklı bir çevrede bulunmaktan kültürel mirasın korunmasına şehirde yaşamaktan doğan ama hayatın içinde yeterince tanınmayan hakları başlıklara taşımış, bunları görselleştirip mahallenin farklı alanlarında afiş olarak sergilemişler.

Mahalleli sıkça karşılaştıkları ve artık hem gözlerinin hem zihinlerinin alıştığı kent hakkını zamanla söz dağarcıklarına, kendilerini ifade biçimlerine de taşımış. Belediyeden, muhtardan ya da kamu kurumlarından talepte bulunur ya da haklarını savunurken tavırları daha kendinden emin hale gelmiş. Hatta Çiğdemim, Bahçelievler ve Kavaklıderem Dernekleri de konuyu gündemlerine alıp konuşmaya başlamış. Çiğdemim Derneği kent hakkı başlığı altında uzmanları davet edip fikir paylaşımı için alan açtığı etkinlikler düzenlemiş. Çankaya Kent Konseyi içinde yer alan Ayrancılılar, bir dilekçeyle Konseye başvurmuş ve burada tamamen kent hakları üzerine faaliyet gösterecek bir çalışma grubu kurulmasına aracı olmuş.

Bu grup iki buçuk yıldır aktif olarak çalışıyor, diyor Necati Koçak. Bu ilk adımın başka iş birliklerine de vesile olduğunu söylüyor.

“Konseyle birlikte Çankaya Kent hakkı okulunu açtık. Altı derslik bir programdı. Eğitimler yüz yüze oldu. Her yaş grubuna, eğitim düzeyinden insana açıktı. Farklı belediyelerden ve kamu kurumlarından, örneğin Mahalli İdarelerden çalışanlar, uzmanlar, eski belediye başkanları, halen aktif olarak görev yapan kent konseyi başkanları gelip eğitimler verdiler. Katılımcılarımıza sertifika da verdik.”

Bu okuldan haberimiz yoktu açıkcası, epey güzel bir gelişme bu, şaşkınlığımızı gizleyemiyor ve Derneğin çabalarını kutluyoruz. Çünkü katılımcıların, sertifikaların ötesinde kent hakkını somut biçimde yaşamlarında var olan bir şeye dönüştürdüklerini öğreniyoruz.

Kent hakkı okuluna katılmadan evvel akıllarından belediyede görev almayı hiç geçirmeyen  üç mezun, 2023 Yerel Seçimlerinde aday olmuş ve Mamak ile Çankaya’da belediye meclis üyesi olarak görev almaya başlamış. Daha öncesinde hem bu işin neyi gerektirdiğini bilmiyor hem de adım atmaya cesaret edemiyorlarmış.

E bu güzel haberleri kutlamak lazım o zaman, diyoruz. Aslında kutlamalar da olmuş, biz kaçırmışız. Ekibin geçen sene Cumhuriyetin yüzünci yılı vesilesiyle Portakal Çiçeği Parkında düzelendikleri Ayrancı Festivalinden de haberdar oluyoruz. Stand-up gösterilerinden çocuk şenliklerine ne kadar renkli bir program olduğunu dinliyor, çekilen fotoğraflara bakıyoruz. Bu senenin festivaline katılmak için sözümüzü verip semtten ayrılıyoruz.

Klişelere ve fazla romantize edilmiş sözlere mesafeli bir ekibiz ama Ankara’yı da Ayrancı’yı da seviyoruz. Hem insanın canı arada bir deniz havası çekiyor. O zaman denizsiz kentlerin Ayrancı gibi sahil semtleri imdada işte böyle yetişiyor. 

İllüstrasyonlar: Ilgın Ataş 

Yazı Sivil Düşün sayfasında yayınlanmıştır.

Ayrancım Derneği gönüllüsü olmak istiyorum

Merhaba! Ayrancım Derneği olarak daha güçlü, dayanışma içinde ve yaşanabilir bir toplum yaratmak için çalışıyoruz. Amacımız sadece mahallemizde değil, daha geniş bir çevrede de fark yaratmak. Bu yolda, gönüllülerimizin enerjisi, fikirleri ve katkıları bizim için çok değerli. Siz de ister yakın çevremizden olun ister uzaktan, aramıza katılabilirsiniz ve birlikte güzel işler başarabiliriz! Aşağıdaki sorulara verdiğiniz yanıtlar, yeteneklerinizi ve ilgi alanlarınızı tanımamıza yardımcı olacak. Şimdiden ilginiz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.

Gönüllü Formunu doldurmak için tıklayın

Ayrancı’da Kentsel Isı Adasına Karşı Doğa Tabanlı Çözümler

Kentlerimiz giderek ısınıyor. Küresel iklim krizi nedeniyle ısınan kentlerde günlük yaşantımız da etkileniyor.
* Mahalleniz eskisinden daha mı sıcak?
* Artan sıcaklar sağlığınızı tehdit mi ediyor?
* Semtiniz daha mı az yağış alıyor?
* Mevsimler eskiden daha mı farklıydı?
* Klimalar yüzünden yazın daha fazla mı elektrik parası ödüyoruz?
#birnedenivar

Bütün bunları ve daha fazlasını konuşmak için sizi mahalle toplantılarımıza davet ediyoruz.
.
26 Ekim 2024 Cumartesi
11.00 Remzi Oğuz Arık Mahalle Toplantısı
13.00 Güvenevler Mahalle Toplantısı
15.00 Ayrancı Mahalle Toplantısı
.
27 Ekim 2024 Pazar
13.00 Aziziye Mahalle Toplantısı
15.00 Güzeltepe Mahalle Toplantısı
.
Kayıt ve ayrıntılı bilgi için
0532. 227 05 68 Ali Necati Koçak
.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı tarafından desteklenmektedir.

Eskilerin ve yenilerin Ayrancısında bir köşebaşı: Güz Sahaf

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi mezunu. Aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Doktora çalışmaları devam ediyor.

Ayrancı semti antikacıları, eskicileri, sahafları, ikinci el dükkanları ile birlikte eski kültürünü yaşatmaya devam eden bir semt. Özünde semt kültürünün de bir parçası olan eski, geçmişin günümüze taşınması için bir vesile. Benzer şekilde kitaplar da zamanı ve mekanı birbiriyle buluşturan nesnelerken eskilerin ve yenilerin birlikte yaşadığı Ayrancı’da eski kitap satıcıları üzerine konuşmamak olmazdı.

Eskilerin ve yenilerin Ayrancısı

Semtimizdeki bu sahaflardan biri Güz Sahaf. 1984 yılından beri Adil Han eski halindeyken Zafer Çarşısında ve sokakta stand açarak kitap satışı yapan Ali Cevat Paloğlu, 5 yıl önce semtimize geldi. Önceleri kitapçılar Ulus’ta yoğunlaşmaktaydı özellikle Kediseven Sokakta. Kentin kayışıyla birlikte 2000 sonrasında Ziya Gökalp, Konur, Karanfil Sokak kitapçıların mekanı oldu. Buralar nüfusun hareketli olduğu yerler. Dolayısıyla kitap satışının daha çok olması ve kitapçıların burada yer alması normal. Güz Sahaf ise Ayrancı’da Kuzgun Sokak ve Tomurcuk Sokak’ın kesiştiği bina da dükkanı açan Ali Cevat Bey o binanın satılması üzerine Güz Sahaf kendisiyle aynı adı taşıyan Güz Sokak’a taşındı.

Güz Sahaf’ın Ayrancı’ya taşınması hem Ali Cevat Bey’in evinin burada olması hem de Ayrancı’da eski kitap potansiyelinin yüksek olması ve okur yazar nüfusun fazla olması. Ali Cevat Bey: “Her evde bir kütüphane var. İyi kitap ve iyi plak dolu. Bizim dükkana gelip kitap satanlar da oluyor ancak ücretsiz aldığımız şeyleri satmamayı tercih ediyoruz. Önceleri bizim en iyi kitap kaynağımız kağıt toplayıcılarıydı ama şimdi kendileri satıyorlar internet üzerinden. Genellikle çeşitli sebeplerle özellikle de kentsel dönüşüm dolayısıyla evlerini kapatan, boşaltan, değiştiren insanların kitap ve plaklarını alıyoruz. Bir ev boşaltılırken antikacılarla da haberleşiyoruz ve biz kitapları alırken antikacılar da diğer eşyaları alıyor. Bu işin en heyecanlı kısmı da bir evden ne çıkacağı merakı. Yarın bir kütüphaneye gideceksem akşam uyuyamam. Hatta bu tutkumu Fenerbahçe’ye olan tutkuma benzetiyorum. Daha önceden görmediğim bilmediğim bir kitabı ilk kez görmek çok güzel. Bir kütüphaneden kişilik analizi yaparız. Yaklaşık olarak bütün özelliklerini çözeriz. Kütüphane insanın kişiliğini verir.” diyor.

Ali Cevat Paloğlu

Ayrancı sahaflar için oldukça yeterli bir semt

Gün içinde 11-19 saatleri arasında açık olan Güz Sahaf Türkçe ve yabancı dillerde 20 bine yakın kitap ve eski plak satışı yapıyor. Günde ortalama 20 kitap satılıyor olsa da ciro ve kitap satışı pek orantılı değil. Örneğin bir kitabın ilk baskısı yüksek fiyatlı oluyor ve bir günlük ciro bir kitapla sağlanmış oluyor. “Bir mahallede sahafların tutunabilmesi o mahallenin sosyo-kültürel yapısını gösterir.” diyor Ali Cevat Bey. Bu anlamda Ayrancı sahaflar için oldukça yeterli bir yer. Kentsel dönüşümün semt profilini de değiştirdiğini söyleyen Ali Cevat Bey: “genç nüfus semti tercih etmeye başlamış olsa da buranın oku profili çok değişmez. Burada kitap okuma oranı çok yüksek. Özellikle yabancı kitap satışı çok yüksek. Çoğu kişi ikinci bir dil biliyor. Elçiliklerin de burada olması bu durumun sebebi.” diyor. Güz Sahaf’ın semtte açılan Ayrancı Antika Pazarına gidip gitmediğini sorduğumuzdaysa gitmediğini çünkü kitapları oraya taşıdığında dükkanın düzeninin bozulduğunu söylüyor.

Plaklar ve kitapların kardeşliği

Güz Sahaf’ta satılan plaklar da kitaplar kadar değerli. Yeni yapılan plak ve pikaplar dijital kayıt sistemine sahip olduğu için satışı tercih edilmiyor. Yerine analog kayıt sistemine sahip eski plakları satıyorlar. Dönem plağı olan bu plakların semtte alıcısı da oldukça fazla.

Ali Cevat Bey’e sahaf olmanın ne ifade ettiğini sorduğumuzda: “Pek de önemli bir şey değil. Zaten eski kitap satıcısı ve sahaf ayrımı da önemli. Eski kitap satıcıları Osmanlıca çalışırlardı ancak yeni sahaflar kitap alışverişi yapıyor. Bizlere sahaf diyebiliriz.” diyor. Tıpkı antika ve eski eşya satıcılığı ayrımında olduğu gibi. Ayrancı semtinde eski eşyaların, ikinci ellerin, antikaların kıymeti biliniyor dolayısıyla da Ali Cevat Bey Ayrancı’da sahaflık yapmaktan çok memnun olduğunu ifade ediyor.

Bir Ankara hayali: Vasat belediyecilikten, etkin belediyeciliğe

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

2024 yerel seçimleri sonuçları açısından pek çok ezberi bozan, cam tavanı kıran bir etki yarattı. Bu etkinin Ankara açısından önemi pek çok yeni ilçe belediyesinin büyükşehir belediyesi ile aynı partiden seçilmesi oldu. Bu neden önemli? Birincisi 1989 yerel seçimlerinde Murat Karayalçın’ın Ankara’yı bütün ilçeleriyle birlikte kazandığı seçimden sonra ilk kez ilçelerin çoğunluğu CHP’ye geçti. İkincisi ise ilçe belediyelerinden gelen belediye meclis üyeleri nedeniyle büyükşehir belediyesinin meclis profili değişti. Geçen dönem Mansur Yavaş büyük projeler için gerekli belediye meclis çoğunluğuna sahip değildi. Bu dönem artık bu sorun ortadan kalktı. Belediye meclisinin onayını gerektiren işler için artık çoğunluk sağlandı.

Artık yeni bir Ankara hayali kurmak için tam zamanı!

Artık çağdaş bir başkentin nazım imar planlarını birlikte yapabiliriz. Ankara artık amblemini aramaktan kurtulur ve sevdiğimiz hitit figürlü ambleme dönüş yapabiliriz. Artık başkentimizi metro hatlarıyla örebiliriz. Ulaşımı ucuzlatmak için, ücretsiz toplu taşımayı denemek için tam zamanı. Artık kent merkezini, Ulus ve Kızılay’ı araçsızlaştırmayı konuşabiliriz. Kaldırımların işgaline son vermek için bir bahanemiz de kalmadığından köftecileri, taksi duraklarını, büfeleri yayaların önünden çekebiliriz. Çocuk parklarımızı petrol atığı plastik oyuncaklardan kurtarabiliriz. Sokakları güvenli hale getirecek aydınlatmaları hayata geçirebiliriz. Evdeki musluklarımızdan içilebilir suya ulaşmak için gerekli altyapı yatırımlarını planlayabiliriz.

Bütün bunlar hayal gibi gelebilir. Ama artık 1989 Ankara vizyonunu aşabilecek bir başkenti kurabilmeliyiz.   

Vasat belediyecilik tuzağı

Kent yönetimleri meselesi 1994’ten bu yana “vasat belediyecilik” girdabında kayboldu. Kentler yönetilmekten uzaklaştı. Kentlerde vizyon ortaya koyan, kentlerin geleceğini tasarlayan, yön veren belediyecilik yerine günlük rutin işlerini yapan, çöp toplamayı, asfalt döküp konser yapmayı başarılı belediyecilik görüp, akıl dışı mega projelerini medyada köpürten bir belediyecilik anlayışıyla karşı karşıya kaldık.

Yeni dönemin artık en belirgin özelliği vasatın iktidarına son vermek olmalıdır.

Etkin belediyecilik örnekleri

Yeni dönem için bir Ankara hayali kuracaksak, bu hayali gerçek kılacak etkin bir tutuma ihtiyaç var. Şairin dediği gibi “Belki şehre bir film gelir, Bir güzel orman olur yazılarda, İklim değişir, Akdeniz olur“. Yani bir film ile şehrin iklimini değiştirecek bir anlayışa…

Yaşadığımız şehirlerin nasıl bir siyasi anlayışla yönetildiğini şunlara bakarak anlayabilmeliyiz artık. 1- Toplu taşıma ucuz mu? 2- Musluklardan akan su içilebiliyor mu? 3- Yollar temiz ve gece aydınlık mı? 4- Parklar gerçekten park mı yoksa apartman arka bahçesinden hallice mi? 5- Şehrin vizyonu günlük yaşam kalitesinden anlaşılabiliyor mu?

Vedat Dalokay’ın “belediye bir para basamaz bir de adam asamaz” dediği noktada etkin belediyecilikle belki bir film, belki de şehrin gerçek aktörleri sayesinde tanışabiliriz. Şehrin hemşerileri olarak vasat iktidar, vasat hizmet kıskacından etkin, gerçekçi ve cesur bir belediyecilikle kurtulabiliriz.

Ankara için artık bu bir hayal değil. 

Bir Ankara hayali: Parklarla kentleşmek

Yazar Hakkında

2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.

Yaşanabilir ve yaşayan kentler her kent sakinin hakkı olmakla birlikte kent sakinlerinin düşlediği kentten beklentileri dönemsel olarak farklılık göstermektedir. Kentleşmenin ilk süreçlerinde kentten en büyük beklenti ekonomik faaliyetlere ortam hazırlamasıyken sonraki dönemlerde sosyal ve kültürel beklentiler oluşmaya başlamıştır. Toprak ve yeşile temas etmenin insanlara hissettirdiği huzur, kır hayatından kente geçiş sürecinden sonra da devam etmiştir. Kent yaşamında, açık yeşil alanlar toprak ve yeşile en kolay temas edebileceğimiz bölgeler olmalıdır.

Hiç düşündük mü, bugün kentsel açık alanlar hayatımızın neresinde ve biz bu alanların neresindeyiz? Yüksek ve çapraşık binaların arasında sıkışmış birkaç yüz metrekarelik kentsel boşluklar yaratıp bu alanlara ‘park’ adı verilince ‘kişi başına düşen açık yeşil alan’ miktarını artırdığını gururla kamuoyu ile paylaşan belediye başkanlarına nicelik ve nitelik arasındaki ilişkiyi nasıl anlatabiliriz? Çoğumuz yoğun hayat temposunda evlere, okullara ya da ofislere kapandıktan kısa süre sonra dinlenmek için kentsel açık yeşil alanlara ihtiyaç duymaktayız. Özellikle pandemi dönemi, insanların açık yeşil alanların değerini anlayıp bu alanlarda daha fazla vakit geçirmesine sebep oldu. Covid-19 Krizi tarihe karışırken bizlere de sırtında katlanır sandalyeleri, elinde termoslarıyla oturup vakit geçirecek alan arama alışkanlığını miras bıraktı.

Kuğulu Park (Sinan Tankut Gültekin, 2022 Haziran)

Dikkat çekici kentsel çalışmalarıyla bildiğimiz Gazeteci Jane Jacobs, şehir parklarının başarısını insanların onu kullanması ile ilişkilendirmiştir. Bir semti parklarıyla öldürebilir ya da yaşatabilirsiniz. Ankara özelinde düşündüğümüzde hangi meydanların, açık alanların ya da parkların içinden geçerken bizlere korku dolu anlar yaşattığını ya da tam tersi kendimizi huzurlu ve güvende hissettiğimizi en iyi biz biliriz. Son zamanlarda bebek kuğularla beraber popülerliğini artırmaya devam eden Kuğulu Park’ı bu kadar eğlenceli ve canlı yapan unsurlar nelerdir? Karanlık bir vakitte bizleri çoğu zaman sarhoş ya da uyuşturucu kullanıcılarının işgal ettiği semt parkımızın içinden geçmekten alıkoyan şey nedir? Bugün meydan ve park olarak sınırladığımız açık yeşil alanlarımızın asıl sahiplerinin kimler olduğunu ve bu alanların kimlere nasıl hizmet etmesi gerektiğinin cevabını bulduğumuzda nitelikli alanları nasıl inşa edeceğimizin de cevabını bulacağız. 

Park olarak tanımlanan alanlar yalnızca çocuklar ve ebeveynleri için ayrılmış, birkaç plastik park mobilyasının yerleştirildiği alanlardan ibaret bir anlayışla tasarlanmamalı. Bu şekilde tasarlanmış parklar hedef kullanıcıların ilgisini çekmediği için pasif kalmış alanlara dönüşmekte ve suç işleme potansiyeli olan grupların işgaline de ortam hazırlamaktadır.

Peki, Nasıl Olmalı?

Bir alanda karma kullanımlar hem o mekâna farklı ruhlar katar hem de kent sakinleri için farklı grupların günün farklı zaman dilimlerinde birbiriyle rastlaşmasına zemin hazırlayan eşik mekânları oluştur. Çocuğunu parka getiren bir ebeveyn, yaşıtlarıyla sohbet etmeye gelen emekliler, çimlerde oturup sakince kitabını okumak isteyen genç ya da günlük alışverişini bitirdikten sonra bir bankta dinlenmek isteyen insanlar… Örneğin Kuğulu Park’ta evcil hayvan parkının, su ögesi, kuğular ve sanatsal heykellerin varlığı alanda birçok grubun ilgisini çekerek kalabalıklığını her dönem sürdürmüş ve gruplar arası etkileşimi artırmayı da başarmıştır. Bulunduğu lokasyon itibarıyla parkın çevresinde konutlarla da iç içe geçmiş farklı iş kolları ve işlevleri barından kullanımlar, alana günün her saati aktiflik katmış böylece çevresine rahatsızlık yaratabilme potansiyelindeki grupların parkı işgal etmesi engellenmiştir. Elbette, bir parkın aktif kullanımını sadece bulunduğu lokasyonla sağlamak mümkün değildir. Tasarım kurallarına ek olarak kullanıcıların hem görsel hem de dokunsal açıdan peyzaj ögeleriyle (yürüyüş yolları ve patikalar, göletler, çim alanlar, oyun alanları, ağaçlar ve çalılar) temas etmesine imkân sağlaması parkların temel amaçlarından olmalıdır. Alanın her köşesi yarattığı sürpriz mekânlarıyla, karşılaştırdığı heykelleriyle ve sıcak havalarda yarattığı ağaç gölgeleriyle kullanıcılara farklı sahneler sunabilmelidir.

Kuğulu Park (Olcay Kabaktepe)

Jane Jacobs’a göre parklar iyi bir yerde ve nitelikli bir biçimde tasarlanmışsa çevresine değer katabilir ama tersi olduğunda tüm bölgeyi ziyan etmesi de mümkündür. 

Kentlerimize baktığımızda yapılan en büyük hata, politika üretmeden mekân üretme çabasına girilmesidir. Ankara’da bunun en somut örneğini yaklaşık 1,3 milyon m2 alana inşa edilmiş şimdilerde atıl durumda bekleyen Ankapark’a baktığımızda görebiliriz. Kısa mesafeli bir kent turuna çıktığımızda çoğumuzun çevresinde benzer örnekleri göreceğine de eminim. Merkezi ve yerel yönetimler açık yeşil alan planlaması konusunda kamuoyu ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde belli bir politika üreterek ya da geçmişte farklı ülkelerde üretilen politikaları inceleyip kendi kentine uyarlayarak, kentsel alandan ‘tırtıklanarak’ parçacıl park ve bahçe üretme çabasından çıkıp sürekliliği olan ve kent ile bütünleşen alanlar yaratmaya özen göstermelidir. Bu konuda Ebenezer Howard’ın 19. yüzyılın sonlarında, endüstriyel kentlerin sorunlarını çözmek amacıyla doğal ve kırsal yaşamla kentsel yaşamı birleştiren şehirler kurulmasını önerdiği “Bahçe Şehirleri” yaklaşımını incelemekte fayda var.