Blog

Toplumcu Belediyecilik yolunda bir çaba, emek ve girişim olarak Çankaya Belde AŞ (2009-2014)

Yazar Hakkında

Web |  + Yazarın diğer yazıları

1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.

2009 Yerel Seçimleri ve Küresel Kriz Koşulları

2009 yerel yönetim seçimleri ağır bir küresel ekonomik krizin sonuçlarının ülkemizde de yaşandığı bir sürece denk geliyordu. İktidar her ne kadar “teğet geçti” deyip krizin politik sonuçlarından kaçınmaya çalışsa da, işsizlik ve enflasyon bu sonuçlardan iktidarın politik olarak sakınamayacağını gösteriyordu.

Bu süreçte yerel seçimler, okul ve oda yıllarında sürekli dillendirdiğimiz “Toplumcu Belediyecilik” uygulamalarının –“ekonomik krizi”de göz önüne alarak– geniş halk kitleleri için hayata geçirilmesi bağlamında fırsat sunabileceğini düşünüyordum.

Seçimlerde Aday Adayları

Bu çerçevede Bülent Tanık’ın 2009 seçimleri için “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı” olmak için oluşturduğu teknik ekibe dahil olmuştum ve özellikle kentsel dönüşüm konusunda katkı veriyordum. Adaylığa ilişkin siyasi çalışmalar yapmak gerektiğinde de bu süreçte rol almaya başlamıştım. Partinin “Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu” üyesi olmuştum. Belediyecilikle ilgili fikirlerimi hayata geçirmek için Mamak Belediye Meclis Üyeliği için aday adayı olarak da başvurmuştum. 

Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adaylığı için teknik çalışmalarla başlayan süreç Bülent Tanık’ın Çankaya Belediye Başkan adaylığı ile sonuçlandı. Hızlı ve yoğun geçen bir kampanya sürecinden sonra kendimi mazbatalarını alan meclis üyeleri ve belediye başkanı ile Çankaya Belediyesi’nin o günlerde kolej binasında bulunan hizmet binasına girerken bulmuştum. Cahit Sıtkı tabiriyle tam yolun yarısını yeni geçmiş yaşımla, aklımdan, topluma yararlı işler yapmayacaksak bu binaya girmenin anlamsız olduğu geçiyordu. 

2011 yılı Çankaya Belde AŞ Genel Kurul Toplantısı.

Çankaya Belediye Binasında 45 günlük mesai

Makamın devir tesliminde eski ve yeni belediye başkanı, ilçe başkanı, ilçe sekreteri ve özel kalem müdürüyle birlikte yer almıştım. Belediye döneminin başlaması ile birlikte Çankaya Belde AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğünü yapacağım netleşmişti.

Şirket genel kurulu yapılana kadar eski bir başkan yardımcısının odasında envanter çalışması yapıyor, önceki dönem yapılan yıkımın mali, arsa varlığı, personel vb yönlerden boyutlarını tespit etmeye çalışıyordum. 

Bir yandan büyük bir kaos içerisinde gelen gidenle, yeni tanıştıklarım arasında penceremden  Kolejin iç avlusunda her seferinde farklı taşeron yapılarda istihdam edilmiş ve 8 aydır maaşlarını alamayan personelin büyük bir tükenmişlik içinde attığı voltalar dikkatimi çekiyordu. Belediyenin bir biriminden diğer birimine geçerken, tanıyanlar durduruyor, sorunlarına nasıl çözüm bulacaklarını yetkili gördükleri bizlere soruyorlardı.

2009, Mayıs 15; Çankaya Belde AŞ’nde yeni dönemi başlatıyoruz…

Tüm bu karmaşa içerisinde Mayıs’ın 15’inde Çankaya Belde AŞ’nin genel kurulunu yapıp şirket yönetimini devir alarak Reşat Nuri Sokak’taki şirket merkezinde çalışmaya başlamıştım. İlk günler kadro kurma telaşıyla geçiyordu, ama öncelikle acilen çözülmesi gereken üç sorun vardı karşımızda…

Spor kulübünde ve diğer taşeron yapılarda istihdam edilmiş, 8 aydır maaş alamamış ve tükenmişlik sendromuna girmiş yüzlerce personel,

5 yıldır maaş dışında ikramiye vb hiçbir sosyal hakkının ödemesi yapılmamış şirket personeli,

Yeni yönetime devredilmeyen Spor Kulübü’nün yönetimi altındaki Ahlatlıbel ve Lozan tesisleri.

2004-2009 dönemi Çankaya Belediyesi’ni irdelendiğimizde, çalışanların ve Çankayalı yurttaşların insan haysiyet ve onurunu hiçe sayan uygulamaları burada tekrar sıralamak istemem. Dönemin şahitleri iyi hatırlayacaktır. 

Bu süreci tersine çevirecek, yapacağımız işleri temsil edecek Yeni Toplumcu Belediye belediye logosunun altına çoktan yerleştirilmişti ama toplumcu uygulamaları hayata geçirmek sancılı bir süreçti. 

Bu sürecin ağır yükünü yüklenmekte benim yönettiğim şirketin inisiyatifi alması gerekmişti. Belediyecilik döneminin ilk 6 ayı içerisinde şirket için oluşturduğumuz logo, misyon, vizyon çalışmasında şirketin ana yönelimini Yeni Toplumcu Belediyeciliğin Hizmetinde olarak belirlemiştik. Bu bizim TMMOB günlerimizde kullandığımız Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancıları Halkın Hizmetinde… sloganına bir göndermeydi aslında..

Elini Taşın Altına İlk Koyma Halleri

Yukarda saydığım temel sorunlara ilişkin temel politikaları uygulamaya başlamıştık.  

Temmuz ayı itibariyle Spor Kulübü ve tüm diğer taşerondaki Çankaya Belediyesi birimlerinde çalışan işçileri Çankaya Belde Anonim Şirketi’nde almaya başlamış Ekim ayına kadar bu süreci tamamlamıştık. Bu süreçte önceliği belediyenin en önemli hizmetlerinden birisi olan ve Eylül ayında açılacak belediye kreşlerinin öğretmenlerine vermiştik.

Şirketin sermaye arttırımı ve şirketin mevcut işçilerinin geriye dönük 5 yıllık ödemelerini yapılması için belediyeden kaynak aktarılmasının önü açılmıştı.

Çankaya Belediye Meclisi’nin Spor Kulübüne yaptığı Ahlatlıbel ve Lozan Park tahsislerini kaldırması sonrası Belediye ile sözleşme imzalayarak bu tesislerin işletmesini devir almıştık. Spor Kulübü tahsisin iptalini mahkeme kanalında durdurup biraz zaman kazanmıştı ama Eylül ayı itibari ile tesislerin işletmesi şirkete geçmişti. Fakat bu devir o kadar nizami bir koşullarda gerçekleşmedi ne yazık ki… Teslim alındığında arazinin kendisi dışında büyük bir yıkım, boşaltılmış sökülmüş demirbaşları ile adeta tesis olmaktan çıkmış bir yapı idi. Buraları hızla hizmete sokmak gerekiyordu, çünkü o günün şartlarında 600 binin üstündeki nüfusa sahip Çankayalıların en önemli hafta sonu etkinliği buraların açık ağaç ve çim alanlarında bulunmaktı. Bu şekli ile tepkilerin hızla çoğalması ihtimal dahilindeydi. Çankayalılar belediyenin eski yönetimi ile yaşanan problemlerin muhatabı değildi doğal olarak… 

Çankaya Belde AŞ-İmar AŞ, Öveçler TODAM, Ahşap Oyuncak Atölyesi, Satış Mağazası ve Çengel 2 birimlerinden oluşan Sosyal Projeler Merkezi

Mekan Her Şeydir

İlk 6 ayda temel sorunların tespiti ve çözüme dönük yaklaşımlar hayata geçmeye başlaması ile birlikte, şirketin çizilen vizyonuna uygun yaklaşımı temsil edecek mekanlar ve araçlarla donatılması ihtiyacı netleşmişti. Tek apartman dairesinden oluşan bir şirket merkezi yerine şirketin kamusal kimliğini temsil edecek, bulunduğu semtte belediye binası olarak faaliyet gösterecek ve sosyal projelere ev sahipliği yapacak bir mekan arayışını başlattık. Bu Çankaya Belediyesi’nin de Kolej’de bulunan merkez binasının Kızılay merkezine taşınması ile paralel bir anlayışı ifade ediyordu. 

Böyle bir binayı Öveçler’de cadde üstünde epeydir de boş olarak duran bir yerde bulmuştuk. Sahibi bu belediyenin bir belediye binası olarak kullanılmasını çok hoş karşılamış ve uygun bedelle de kiralamıştı. 

Çankaya Belediyesi Sosyal Projeler Merkezi” levhasını taktığımız bina Çankaya Belde AŞ ve Çankaya  İmar AŞ ‘nin merkezlerini, Öveçler Semt Merkezi (TODAM), Ahşap Atölyesi, Ahşap Oyuncak Satış Birimi, Ç’engel Kafe 2 ile engelli erişimine uygun bir bina olarak Mayıs 2010’da faaliyete başlamıştı.

ÇAÇOY Çankaya Ahşap Oyuncak Atölyesi.

İlk Yılın Ardından Toplumcu Uygulamaların Zemini Hazırdı

İlk yıl gerçekten bir restorasyon-yapılanma dönemi olmuştu. Çankaya Belde AŞ bine yaklaşan personeli, hizmet vermeye başladığı sosyal tesisleri ve kurumsal kimliğini yansıtan mekanı ile “Toplumcu Belediyecilik”e hizmet edebilecek bir donanıma kavuşmuştu.

Gazete Çankaya Standı ve Stand yerleri.

Toplumcu Belediyecilik”e hizmet etme misyonu biçtiğimiz Çankaya Belde AŞ’nin vizyonunu “belediye hizmetlerini piyasa rasyonalitelerine göre değil toplumsal ihtiyaçlara göre sunma” olarak belirlemiştik. Bunu sağlamak için en temel unsurun insanların katılımı olduğunun farkındaydık. Çankaya Belde AŞ bir şirket olmasına rağmen bu katılımı sağlayacak bir siyasi perspektifi Belediye Başkanı Bülent Tanık tarafından ortaya konan “Yeni Toplumcu Belediye” programı ışığında şirket yönetim kurulu, profesyonel yöneticileri ve belediyedeki birlikte çalıştığımız bürokratlarla birlikte oluşturmuştuk.   

Personel ve istihdam projeleri, belediye tesisleri ve sosyal projeler başlıkları altında topladığımız şirket faaliyetleri olarak kadın temizlik işçileri, vatandaş refakat görevlileri gibi yeni istihdam projeleri, “Gazete Çankaya” ile ilçe kimliğini yansıtan bir basılı medya ve cankayabelediyesi.tv adlı internet medyasını oluşturma, belediyeye ait kreşlerin personel ve pedagojik olarak yeniden yapılanması, 1000 Çocuk Korosu gibi çocuklara dönük yapılanmalar, engellilere dönük sosyal projeler,  halka açık belediye tesislerinin yeniden yapılanması, şirket personelinin belediye işkolunda sendikalaşması ve daha nice toplumcu-yaratıcı çalışma için Çankaya Belde AŞ’nin yolculuğu başlamıştı artık. 


Çankaya Belde AŞ 2009-2014 Dönem Belgeseli

Çankaya Belde AŞ 2009-2014 Dönemi Sosyal Projesi ÇAÇOY Belgeseli

Çankaya’daki tüm gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Güvenevler mahallesinde gündelik hayat (1950-1980)

Sözlü tarihli bir kent kültürü araştırması 

1950-1980 Ankara Gündelik Hayatının Sözlü Tarih Okuması: Güvenevler Mahallesi” isimli araştırmamızda Ankara’nın 1950-1980 dönemi sosyal ve gündelik hayatını, mahalle sakinlerinin tanıklıkları aracılığı ile anlamaya çalıştık. Erken Cumhuriyet elitinin yerleşmeye imkân bulduğu ilk mahallelerden olan Güvenevler sakinlerini, bugüne değin Ulus–Çankaya aksında tecrübe edildiği yazılan/söylenen kent yaşamına yakınlıkları açısından soruşturduk.

Erken cumhuriyet dönemi akademik literatürünün belirgin özelliği, ulus inşa sürecinin ya da daha doğru bir ifadeyle bu girişimin sebep olduğu düşünsel kopuşun anlatının merkezine yerleşmesidir. Bu eğilim, aynı döneme ilişkin mimarlık çalışmalarına da yansır. Bunun ötesine geçen çalışmalar da, kullanıcı deneyimine değil de, kullanıcıya nasıl yaşayacağını buyurmasa dahi öneren, gazete, aktüel dergi gibi ikincil kaynaklarına yönelmiştir. Söz konusu tutum, anlatılan dönemi yaşayan özneler üzerinde hat safhada bir üstencilik genelleyici çıktıları zorunlu kılmıştır.

Bu sebeple ölçeği küçültüp, kaynaklarımız elverdiği ölçüde incelikli bir araştırmanın ancak bir mahalle ölçeğinde kurgulanabileceğini öngördük ve sahayı küçük tutarak, onu tıpkı kullanıcılar gibi yerinde görerek, gezerek ve mümkünse orada vakit geçirerek anlamaya çalıştık. Katılımcılarımızın anlatıları üstünde yaptığımız inceleme ve tartışmalar sonucu “Kent ve Kent Kültürü”, “Çalışma yaşamı ve Çalışmak” ve “Hafızanın Cinsiyeti: Kadın Görüşmecilerin Ankarası” başlıklarına ulaştık. Bu başlıkta sizlerle “Kent ve Kent Kültürü” temasının çıktılarını paylaşacağız.

Kent ve Kent Kültürü

15 gönüllü katılımcının söz konusu yıllarda farklı şekillerde deneyimledikleri bir başkentin kaydını tuttuk ve literatürde az rastlanır şekilde çeşitlenen anlatıları alt başlıklar halinde ele aldık. Mahalleyi paylaşan insanların çeşitliliğine, eğlence, sanat ve kültür hayatına dair çizilen renkli Ankara portresi bizi bir kozmopolit kültür tartışması yapmaya sevk etti. İkinci tema olarak belirlenen kent mekânları, bir önceki başlıkla oldukça bağlantılı bir içerikte kurgulandı. Görüşmecilerin aidiyetlerini mekânsal olarak işaretlemeye çalıştığımız bir başlık oldu. Üçüncü tema komşuluktu. Görüşmecilerden, yaşadığı muhitteki komşuluk/arkadaşlık ilişkilerinin durumunu anlatmasını istedik ve aldığımız yanıtlar mahallede düzenlenen sosyal ilişkilerin nasıl kurulduğunu anlatırken, süreç içerisinde ne yönde evrildiğine dair de ipuçları sundu. 

Kozmopolitlik: Simmel’e göre, modern şehir insanın büyük sorunu, teorik olarak herkeste bulunan eşit potansiyelini gerçekleştirmesine imkân sağlayacak bir bireysellik alanı için duyulan ihtiyaca karşılık, toplumun ve onun kültürel yükünün bu ihtiyaçla çatışmasıdır. Söz konusu bireyselliğin ifadesi için, modern kentin olmazsa olmazı kozmopolitliğidir. Bu da kent içinde, yalnızca bir aile yahut zümrenin üyesi olmak yerine, farklı sınıftan ve kültürden insanla aynı yaşam alanını paylaşmak anlamını taşır. Literatür içinden bakınca, bu kozmopolitlik meselesi Ankara için tartışmalıdır. Meltem Ahıska’ya göre, fiziksel olarak savunulmasının kolaylığı ve bağımsızlık mücadelesinin buradan yönetilmiş olmasının dışında, Ankara’nın başkent seçilmesindeki diğer etken, onun İstanbul’un kozmopolit, tehlikeli, karmaşık yapısı karşısında korunaklı, yozlaşmamış ve saf olarak yüceltilen benliğidir. Bu tutum elbette bir meydan okumaya da işaret eder; çünkü rejim karşıtı dini yapılanmaların kolaylıkla mobilize olabileceği İstanbul’un aksine Ankara, bilimin ve tekniğin zaferiyle çölden bir yeni hayat yeşertilebileceğinin kanıtı olarak sunulmuştur.

Fakat, görüşmecilerin çevreye ilişkin yaptığı gözlemleri bahsedilen Ankara idealiyle örtüştürmek zor. 1938 doğumlu bir görüşmecinin çocukluğu, Ankara Koleji; ailesinin bu süre zarfında oturduğu Yenişehir; ve lise yıllarında taşınacakları Paris Caddesi’nde geçmiş. Yurtdışı seyahatleri ve eğitimleri dışında başkentten farklı yerde yaşamamış. İlk gençlik yıllarını bu üçgende geçiren görüşmeci, okul yıllarından başlayarak yabancı eğitimcilerin derslerine girmiş. O yıllarda şekillenmeye başlayan hobilerinin müsebbibi olarak gösterdiği kolejdeki ortamı şöyle anıyor:

…İngilizce okutulan derslerin hepsini İngilizce ana dili olan kişiler veriyordu. Native speaker hepsi ve çok ilginçti. Amerikalı, İngiliz, Avustralyalı, Yeni Zelandalı… Böyle bir karma, nerden buldular getirdilerse.

40’lı yıllarda Kızılay’daki Selanik Caddesi’nde oturmuş 4. görüşmecimiz de bu yıllarda dışarıda Björn ve Kathia isimli iki kardeşle arkadaşlık etmiş ve ilkokul yıllarında Soysal Han’daki Madam Marga’nın ritmik danslar ve bale okuluna gitmiş. Bu okulun varlığı, Alman bir vatandaşın 40’ların başkent merkezinde bir dans okulu işletebilecek sayıda talebesi olduğu gerçeği yanında, Ankara’nın o zamanki çok kültürlü yapısına işaret eden tikel bir örnek. 

Mahalledeki Amerikalıların varlığı da, kozmopolitlik teması altında değinilmeyi hak ediyor. 1960’dan beri Çankaya’da ikamet eden 12. görüşmeci, kentin yabancı sakinleri ile olan ilişkilerini, 60’lı yıllarda aynı apartmanda oturan, kendinden yaşça büyük Lorain ile olan uzun yıllar sürecek yakın arkadaşlığı üzerinden örnekliyor.

Şekil 1. Her görüşmecinin Ankara’ya dair mekânsal sınırları çıkarılmış ve çakıştırılmıştır. Kaynak: Gizem Büyücek, 2019

Kent Mekânları: Mahalle sakinlerinin gündelik hayatlarını geçirdikleri mekânlar, retorik bir temsil olarak kalmasın, görsel olarak ulaşılabilir olsun istedik. Görüşmecilerin anlatılarında bahsettiği mekânları harita üzerinde işaretleyip, her görüşmecinin kendi Ankarasının sınırlarını belirledik ve birleştirdik. Böylelikle farklı tekil anlatılar arasında yakalamanın mümkün olmadığı mekânsal verileri netlikle görme şansına eriştik (Şekil 1).

Görüşmecilerin hayatlarının kesişimini oluşturan mekânları tasnifle görselleştirip anlatılar içinde nasıl yer aldığına baktığımızda, Çankaya’nın, Güvenevler sakinlerinin gözünden projenin ilgilendiği otuz yılda ne çeşit bir kültürel odak haline geldiğini düşünmek mümkün. Bu sürede kültür-sanat ve alışveriş mekânlarına ait anlatıların öne çıktığını ve kozmopolitlik temasının içeriğiyle örtüştüğünü söyleyebiliyoruz.

Görüşmecilerimizin çoğu İhsan Şarküteri ve Güven Çiftliği’nden bahsettiler. İlki Yeşilyurt Sokak ve Cinnah Caddesi’nin kesiştiği köşede, diğeri ise bugün Ziraat Bankası’nın yerinde, Şili Meydanı’na hâkim iki katlı bir hanın girişinde bulunan marketlerin ortak özelliği, domuz ürünleri de dahil olmak üzere geniş bir ürün seçkisi sunması.

Başkentin, kültür ve sanat etkinlikleri açısından da olanaklar sunduğunu söylemek mümkün. İncelediğimiz dönem aralığında, sinema en çok tercih edilen kültür-sanat aktivitesi. Şili Meydanı’ndaki Çankaya Sineması’nın görüşmelerin büyük kısmında anıldığını, mahalle sakinlerinin buluşma adresi olduğunu söyleyebiliriz. 15. görüşmeciye göre çoğunlukla yabancı sinema gösteren Çankaya Sineması, 6. görüşmeciye göre Güvenevler sakinleri için büyük hoşlukmuş.

Şekil 2. Güven Çiftliği’nin yerini 15 numaralı görüşmecinin yaptığı çizimden izleyebiliyoruz. Kaynak: 15. görüşmeci

Bale, kadın görüşmecilerimizin hem izleyicisi olduğu, hem de pratikte uğraşı verdiği bir alan. Anlatıların merkezinde bale eğitimi veren iki mekân mevcut; Kızılay’da bulunan Fenmen Bale Stüdyosu ve Madam Marga Bale Kursu. İzleyiciler içinse, Büyük Sinema ve Devlet Opera Balesi sadece yurtta değil, dünyada popüler olanı başkentlilerle buluşturmaya çalışmışlar. Bolşoy Balesi’nin Kasım 1958’de Büyük Sinema’da gerçekleştirdiği temsil, görüşmecilerin kolektif belleklerinde yer eden olaylardan biri (Şekil 3).

Şekil 3. Bolşoy Tiyatrosu Balesi Ankara Temsili Broşürü, 1956 Kaynak: 7. Görüşmeci

Komşuluk: 30 saatten fazla süren sohbetlerimizden genellenemeyecek yaklaşımlar dinledik. İstisnalar dışında görüşmecilerimiz, 50’li yıllardan 80’lere gelinirken komşuluk ilişkilerinin devamlı olarak zayıfladığını anlattı. 5. görüşmecinin anlatısı bu noktada önemli çünkü 1942’den 2006’ya kadar Güneş Sokak’ta oturmuş. Kooperatif evlerinin sokak içindeki dağılımını ve sokağa yapılan ilk apartmanları tarihleri ile birlikte hatırlayan bu görüşmecinin anlatısı, komşuluk ilişkilerinin geçirdiği evrimi özetliyor. Görüşmeci 50’li yılları şöyle anuyor:

Bir kere çok sağlam komşuluk ilişkileri vardı. Herkes birbirini tanırdı. Birbirlerine gider gelir(lerdi)… Şimdi apartman içinde kimin yaşadığının kim farkında acaba? 3-4 yaşında olduğum vakitleri hatırlıyorum desem(?) Ve benim güçlü sesimi kullanırlardı. Ben balkondan çıkardım (gülüyor), “Melihaaa anneannem size gelecek” derdim. O da kendi oğlunu “gelsinleeer” diye bağırtırdı. Büyükler bağırmaz, biz çocuklar bağırarak birbirimize haber verirdik.

Sokağa sonradan anne-babası ile beraber taşındıklarında aynı komşuluk ilişkilerini bulamadıklarını, yalnız bu kez mahallede anne-babasının çok sayıda “eşi-dostu” olduğunu söylüyor; ilişkilerin yokluğuna değil de şekil değiştirdiğine dikkat çekiyor. 

60’larda Güvenevler’de ikamet etmiş 3. görüşmeci, kendisinin neden Çankaya’da oturmayı tercih ettiğini sorduğumuz vakit, oturduğu semti, tıpkı Güvenevler gibi bir kooperatif olarak kurulmuş Bahçelievler ile karşılaştırarak hem buradaki kent kültürü hem de muhitte kurulan sosyal ilişkilere dair anlamlı ve yargı belirten bir tespitte bulunuyor.

Bahçelievler ile Çankaya arasında büyük bir fark vardı. Bahçelievler daha bir komün hayatı. Komşuluk ilişkileri daha sağlam. Her evin bir bahçesi var. Herkes sokaklarda. Eğlencesi bol… Çankaya öyle değil; daha gayri şahsi ve kozmopolit. Onun için Çankaya tercihimiz vardı.

Bu görüşmecinin anlatısıyla aynı sokakta, 15. görüşmecinin anlatısı taban tabana zıtlık gösteriyor. Sokakta 60’ların sonundan 80’lerin sonlarına kadar yaşayan, çocukluk ve gençlik dönemini burada geçiren görüşmeci; mahalle hayatının, bireyin kendini gerçekleştirmesi için ihtiyaç duyacağı bireysellik alanını kısıtladığı fikrini yanlış buluyor. Ona göre sokak, kişinin toplum içinde kullanacağı yetenek ve görgüsünü kazandığı ortak alan, toplum içinde bir birey olarak var olmaya kişiyi küçüklükten hazırlayan yer.

Mahalleye dair yakınlıkları önemseyen görüşmecinin hikayesi ile “yeni hayat” içerisinde komşuluk gibi teklifsiz ilişkilerin yeri olmadığını söyleyen anlatılar komşuluk teması altında birlikte anlatılıyor. Fakat bu karşıt çıktıların konuştuğu ortak bir dil var. Bu ortak dili çözebilmek için, çalışmanın girişinde anlatılan “kopuş” fikrine geri dönmeliyiz. Türk modernleşmesinin “yeni hayat-yeni insan” anlayışı doğrultusunda cemaat–yurttaş ya da mahalle-sokak arasında keskin ikilikler ve kopuşlar yarattığı iddiası görüşmeci denklemimizde karşılık bulmuyor. Anlatılar bize zoraki bir bireyciliğin yeşermediği, ikili ya da çoklu ilişkileri kurgulama süreçlerinde özgün tutumlara olanak sağlayan bir başkentli profili çiziyor.


Bu içerik “1950-1980 Ankara Gündelik Hayatının Sözlü Tarih Okuması: Güvenevler Mahallesi” isimli Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM) destekli çalışmanın çıktılarından üretilmiştir. Gizem Büyücek & Seçkin Büyücek’in ortak çalışmasının tamamına ulaşmak için bkz. https://ankaradergisi.org/jvi.aspx?pdir=jas&plng=tur&un=JAS-59454&look4=

Ayrancı’da varolan Kınacızade konağı restorasyona hazır

Yüzyıllarca pek çok medeniyetin önemli bir kenti olan Ankara, köklü geçmişi olduğu kadar köklü ailelere de sahip oldu. Son iki yüzyıl özellikle tiftik üretimi üzerinde dünyada bir numara olan kent, artan sof ticaretiyle de gelişti, zenginleşti. İhtişamlı konaklar, resmi binalar, camiler, kiliseler, okullar yapıldı. Sokaklar canlandı, güzelleşti. Demiryolunun gelmesiyle birlikte pek çok yabancı tüccarı da bünyesine çeken kentte hatırı sayılır aileler oluştu.

Fakat bu canlılık 1. Dünya Savaşını takip eden yıllarda yerini huzursuzluğa ve ayrışmalara bırakmaya başladığında, kent geri dönüşü olmayan acılar, sürgünler, ölümlerden yakasını kurtaramayacaktı uzun süre. Ve bir yangın o ihtişamı unutturmak istercesine günlerce yaktı, kavurdu sokakları. Eşsiz bir tarih küllerin içinde savrulup gitti. Yüzyılların içinden süzülüp gelen Ankara’nın renkleri artık kül grisine dönmeye mahkum bırakılmıştı.

1997’den beri boş kalan ve giderek harabeye dönüşen bağevi bir ara izinsiz kalanların yaktığı ateş nedeniyle yangın tehlikesi geçirdi.

1923 Ankarası

Falih Rıfkı Atay, kitaplarında Ankara’dan şöyle bahseder “1923’te Ankara’ya geldiğimiz vakit, bağ evleri müstesna, Hıristiyan mahallesinden eser yoktu. Ermeniler ve Rumlarla beraber hayat ve ‘umran’ denecek ne varsa hepsi sökülüp gitmişti. Trenden inince iki taraflı bir bataktan, ağaçsız bir mezarlıktan, kerpiç ve hımış esnaf barakaları arasından geçerek tozuması bir türlü bitmeyen bir yangın yerine sapardık. Şimdi geri bir Anadolu kasabasının bile o günkü Ankara kadar iptidai olduğunu sanmıyorum.” (Çankaya, 1961)

Ankara uzun savaşlar ve sürgün süreçleriyle pek çok ailesini kaybeder. Aydınyan, Kasapyan, Zakaryan, Torbacıyan, Acemyan, Saulyan, Miskçiyan, Mehteryan, Fesliyan, Şişmanoğlu, Küpeloğlu, Epeoğlu, Altıntopoğlu, Kocamanis, Haralambos, Karasulis aileleri yoktur artık. Zanaatkarların, tüccarların, doktor, eczacı, avukat, mühendis, öğretmen gibi tahsilli insanların azaldığı yokluk ve sefalet yıllarında çok zorluk çeker kent halkı.

Tüm bu acılara rağmen hayatta kalanlar, kısa sürede kentin tekrar canlanması için yepyeni bir umutla kalktılar ayağa, elbirliğiyle bir başkent yaratmaya koyuldular.

Cumhuriyet’in doğduğu Ankara, Ankaralıların umutlarıyla adım adım ilerledi. İstanbul’dan Bursa’ya, İzmir’den Trabzon’a kadar dört bir yandan insanların akın ettiği başkent caddeleri, hızla yükselen devlet binaları, palaslar, lokantalar, parklarla donanmaya başlandı. Issız geceler yerini renkli, hareketli bir gece yaşamına bıraktı.

Bu inanılmaz değişimlerde Ankaralı eşrafın emekleri  çabaları önemli rol oynadı. İngiliz, Fransız askerlerinin postallarından kurtarılan sokaklar yeni bir hedefle inşa edilmeye başlandı. Bozkırın talihsiz kasabası haline gelen Ankara, bu ailelerin güçlü azimleriyle canlanmaya başladı yeniden.

Pek çoğu mazbut, gözlerden uzak yaşamı benimsedikleri için çoğumuzun duymadığı, bilmediği ailelerdir onlar. Ankara’nın sayılı ailelerinden olan Koç, Börekçi, Kınacı, Çubukçu, Kütükçü, Toygar, Aktar, Bulgurlu, Tuzcu, Alemdar, Sobacı, Mermerci, Urgancı, Müderris, Nakkaş, Hanif, Helvacıoğlu, Mıhçıoğlu ve Muslupaşa aileleri cumhuriyet Ankara’sını yükseltenlerin ilk akla gelenlerinden.

Yangınla zarar gören bağevi Kültür Bakanlığına devredildi

Daha önce 13. sayımızda Ayrancının bağ evi restorasyon bekliyor() başlığı ile yayınladığımız ve bağ evinin sahibi Şakir Kınacı ile röportaj yaptığımızı hatırlayan okurlarımız olacaktır. O günden bu güne geldiğimiz  süreçte Tarihi bağ evinin Kültür ve Turizm Bakanlığına devir işlemleri tamamlanmış tüm yasal süreç sona ermiştir. 

Kültür Bakanlığı söz konusu alanda kamulaştırma yapmıştır. Kamulaştırma gerekçesi sit alanı ilan edilen alanın restorasyonunu yaparak korumaktır. Bakanlık kamulaştırdığı için parseller otomatikman Milli  Emlak’ın bünyesine geçmiştir. 

Kamulaştırma sonrasında 4, 5, 13, 14 parseller tevhid edilerek birleştirilmiş ve tek tapuya dönüştürülmüştür. Kamulaştırma gerekçesi nedeniyle buranın başkasına satışı mümkün değildir.  Yani burayı korumak ve restorasyonunu yapmak durumunda…

Fakat restorasyonu yaparken aynı Mehmet Kınacı Bağevi ve piramitte olduğu gibi başka bir amaçla kullanılmasına tahsis edilebilir. Örneğin restorasyonu yaptırmak karşılığında buranın özel bir firmaya kiralanması, restoran işletmesi veya yapıya zarar vermeyecek başka bir işlevle kiralanması mümkün olabiliyor. 

Özetle; bağ evi restore edilerek kullanıma açılacak, yıkılması ve yerine yeni bina dikilmesi mümkün değil. Parseller birleştiği için, bir parsel üzerindeki konağı  koruyup diğer taraftan diğer parsel üzerine yeni bina inşa edilmesi de mümkün değil.

Ayrancım Derneği olarak beklentimiz Kültür Bakanlığının bu restorasyonu ivedilikle gündeme alarak Ayrancımıza yakışan bir proje ile halkımızla  buluşturması ve bu güzel bağ evini bizlere kazandırmasıdır.

Kınacızadeler kimdir?

Damat Ferit hükümeti tehcir soruşturmaları nedeniyle Ankaranın ileri gelen ailelerinden birçok genci tutuklayarak İngiliz Divanı Harbi’nde yargılamak üzere İstanbul’a göndermişti. Bunların içinde Kınacızade Şakir, Aktarzade Salih, Bulgurluzade Mehmet, Hacı Bayram şeyhi Şemsettin, Hanifzade Mehmet de vardı. Bu tutuklamalar üzerine şehirde bir çok gösteriler yapılmış, sorumlu olan Muhittin Paşa’yı kaçırmışlardı. Müftü Rıfat Börekçi ve ekibi, hükümetin atadığı yeni vali Ziya Paşa’yı kente sokmayıp, Yahya Galip’i Vali, Ali Kütükçü’yü ise Belediye Reisliğine seçmişlerdi. Gizlice Mustafa Kemal’le iletişime geçilerek Temsili Heyetiye Ankara’ya davet edilmişti.

Mustafa Kemal Ankara’da milli mücadeleye başladığında bu inisiyatifi hiç unutmadı.

Mustafa Kemal Ankara’ya gelmeden önce Namazgah’ta yapılan mitingde,

Kurulan milli bir alayda gönüllü er olmaya talip olmalarında,

Mustafa Kemal’e yardım için 46500 lira toplanmasında

Müdafaa-i Hukuk yöneticileri olarak çalışmalarında,

Kızıl yokuşta Mustafa Kemal’i ilk karşılamada,

1932’de Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinin 13. Yılı kutlamalarında,

1922’de Mustafa Kemal’e hemşerilik verilmesinde

İş bankasının kurulmasında

Ticaret Odası Başkanlığında,

Ankara Milletvekilleri arasında
ve bir çok olayda Şakir Kınacı ve ailesini görüyoruz. (Röportaj yaptığımız Şakir Kınacının dedesi)

Resmi belgelere dayandıramadığımız fakat Kınacı ailesi büyüklerinin nesilden nesile aktardığı sözlü bilgilerle kısaca anlatmaya çalışacağım.

Aslında daha önce röportaj yaptığımız Şakir Kınacı’nın babası Hazim Kınacı’nın yaşamı boyunca tuttuğu notlar ve evraklar varmış fakat hepsi şu anda kayıp.

Büyük büyük dede Şakir Ağa’nın oğlu Mustafa Ağa’nın oğlu Hacı Kerim Efendinin Dodurgalı Kamile hanım ile evliliğinden 5 çocukları olur. Refika, Sıdıka, Şakir, Mehmet ve Sare.

Hacı Kerim Efendi dedelerinden kalan kına ithalatı, sof ihracatı (tiftikten dokunan bir çeşit kumaş) ve manifatura ticareti yaparmış.
1912 yılında Hacı Kerim Efendi ve eşi vefat eder.
En büyük kızları Refika, Abdullah Raci Bademli ile evlenir. Diğer kız Sıdıka, Mustafa Kazım Çubukçu ile evlenir. Osman, Halime, Zehra, Arif ve Hatice isimli çocukları olur. 

Oğulları Şakir Kınacı 1897 yılında Kütükçülerden Fatma ile evlenir ve Mustafa, Ziya, Hazim, Bahri, Nadiye ve Nebahat adında altı çocukları olur. (Hazim Bey Şakir Kınacı’nın babası)

Atatürk’ün kahve içtiği süs havuzunda halası Nebahat Taşkın babası Hazım Kınacının tüfeği ile.

Hazim Kınacı 1944 yılında Ankara Kız Lisesi ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu Cebeci Ortaokulunda Fransızca öğretmenliği yapan Sıdıka Hanım ile evlenir. Bu evlilikten 1946 yılında bu sohbeti gerçekleştirdiğimiz Şakir Kınacı ve şu an İzmir’de yaşayan kızları Nevin Eritenel dünyaya gelir. Hazim Kınacı Cumhuriyetin ilanından sonra fotoğraf makineleri ile çok ilgilenir. Anneannesinden kalan sırma işli kadife bindallıyı satması için kendisine veren annesi sayesinde körüklü bir fotoğraf makinası satın alır ve çektiği fotoğrafları evde kendisi banyo edermiş. Hazim Kınacı 1991 yılında vefat etmiştir. 

Kınacıların bağında Hazim Kınacı’nın çektiği bir fotoğraf; en sağdaki Şakir Kınacı,. önde sağdan üçüncü Mustafa.

1927 yılında Şakir Kınacı’nın kızı Nadiye ile evlenecek olan Arif Çubukçu uzun yıllar Ankara milletvekilliği yapmış maalesef 1953 yılında genç yaşta kalp yetmezliğinden vefat etmiştir.

Kınacızade Şakir Bey (1875-1940), TBMM I.,II.,III.,IV.,V.ve VI. Dönem Ankara milletvekili olarak görev yapmıştır. Rüştiye mezunudur. Tüccarlık, Ankara Ticaret Odası Kurucu Başkanlığı, Türkiye İş Bankası kuruculuğu ve yönetim kurulu üyeliği yapmıştır.

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabında (sayfa445) Kınacızade Şakir Bey ile ilgili şu satırlara yer vermiştir.

‘Çaldağı’nın Yunan kuvvetlerinin eline geçmesi: 

…durumun tehlikeli olmadığını Hüsrev Bey de anlayacaktı, milletvekilleri de. Ama çok telaşlanan milletvekillerinden biri korkuyla “Yani?” diye sordu. Hüsrev Bey’in iyi bildiği kurallara göre savaş yitirilmişti. Raporun devamını okumadan, bu gereği yumuşatarak açıkladı:

“Kanaatimce savaşın birinci kısmını kaybetmiş bulunuyoruz.”

Bu açıklama komisyon odasını dolduran milletvekillerinin büyük bölümünü. .çıldırttı:

“Ne diyorsun sen?”

“Kayıp mı ettik?”

“Kaybettik ne demek?”

“Bir dağ kaybetmekle savaş kaybedilir mi?”

“Zafere imanı olan biri böyle konuşmaz!”

“Zafere inanmayana aramızda yer yok!”

Zaferden başka hiçbir sonuca razı olmayan milletvekilleri zavallı Hüsrev Bey’in yakasına yapıştılar, tartaklamaya, itip kakmaya başladılar. Ortalık karıştı. Ankara Milletvekili Şakir Kınacı, “Sakarya’da tutunamazsak Kızılırmak’ta dövüşürüz, olmazsa Yeşilırmak’ta, o da olmazsa Fırat’ta” diye bağırıyordu.

Rapor masanın üzerinde kalmıştı. Rapora göz atan Bolu Milletvekili Dr. Fuat Umay bir iskemlenin üzerine çıktı:

“Beyler durun! Yenilgi menilgi yok! Raporun devamını okuyorum.”

Okudu.

Ortalık bu kez de sevinçten karıştı.

ÇALDAĞI bunalımını atlatan Türk ordusu rahatlamıştı. Birlikler bugünkü durgunluktan yararlanarak eksiklerini bütünlemeye baktılar. Temizlik yaptılar. Yeni gelen askerler yoğun eğitime alındı. Bazı askerlerin giysileri parça parça olmuştu. Bunlara çamaşır ve .üniformaya benzeyen bir şeyler dağıtıldı. Çaldağı’ndaki düşmanın görüş ve ateşine açık mevziler berkitildi ve korunma hendekleri hazırlandı.

Soldan sağa; Seval Nuray Başgül, Aykut Alyanak, Ali İhsan Başgül, Şehnaz Kınacı ve Şakir Kınacı

Mahalle, mahalle dediğimiz!

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

8. Kültürel Bellek Ankara Sempozyumu, Hacettepe Üniversitesi Tarihi ve Kültürel Mirası Araştırma Merkezi (HÜTKAM) tarafından 28-30 Kasım 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Ankara Kent Konseyi salonunda ve Erimtan Müzesi’nde yapılan oturumlarda Ankara üzerine sunumlarını yapan çok sayıda konuğu ağırladı.

29 Kasım 2023 Çarşamba günü Çankaya’daki semt derneklerinin yer aldığı oturumda; 

Şevket Özgün; Küresel Salgın Sürecinde Bahçelievler Derneği

Fatih Fethi Aksoy; Çağa Uygun Dayanışma, Çağa Uygun Komşuluk: Çiğdemim Derneği

Ali Necati Koçak; Kent Hakkına Mahalle Ölçeğinde Bakmak: Ayrancım Derneği

Halil Yurtkuran; Kültürel Bellek ve Kavaklıderem Derneği

konuşmaları yapıldı.

Kent hakkına mahalle ölçeğinde bakmak: Ayrancım Derneği

Kent hakkı günümüzde artık insan hakları kavramı içerisinde ifade edilen önemli haklardan biri. Sadece ülkemizde değil, dünyanın çoğunluğunda artık insanlar kentlerde yaşıyorlar.

Çeşitli nedenlerle kentlerde yaşıyorlar. Yaşamak için, eğitime daha rahat erişebilmek için, iş bulabilmek, çalışabilmek için, kentlerin sunduğu hizmetlerden yararlanabilmek için kentlerde yaşıyorlar. Bunları daha da artırabiliriz.

Kentlerin sunduğu bu olanaklar nedeniyle doğal olarak bir göçle nüfusları artmış ve kalabalıklaşmış. Kentlerin temel yaşam alanı olan mahalleler bu göçle gelen birikmelerle kurulmuşlar. 

Mahalle kavramının kökeni

Osmanlıya kadar giden tarihçesinde mahallelerin merkezini cami ya da mescid oluşturmuş. Osmanlı şehrinde mahalle yazılı kaynaklarda şöyle ifade ediliyor; Birbirini tanıyan, bir ölçüde birbirlerinin davranışlarından sorumlu, sosyal dayanışma içinde olan kişilerden oluşmuş bir topluluğun yaşadığı yerdir. Yani temelinde dayanışma argümanı var. Birbirinden sorumlu olma durumu var.

Cumhuriyetle birlikte 30’lu yıllarda köyden kente bir göç başlamış. Bu göç hareketi kentlerde “aynı yerden gelenlerin” yanyana yaşadığı mahalleleri oluşturmuş. Bu mahallelerin oluşumunda da dayanışma argümanı var.

50’li yıllarda artık çok partili sisteme geçişle mahalleler kendi mahalle ve hemşeri derneklerini kurmaya başlamışlar.

İlk mahalle derneğinin izine 1948 yılında rastlıyoruz. İsmi tam olarak şöyle; Kazlıçeşme Zeytinburnu Havalisi Gecekondularını Güzelleştirme ve Teşkilatlandırma Derneği

Gecekondular artık büyük kentlerin en önemli olgusu. Gecekondu affı bu dönemde hep gündemde olmuş. Öyle ki, 1948-1976 arasında 6 defa gecekondu affı çıkarılmış. Bu beklentinin bir uzantısı olarak bu dernekler DP’nin oy deposuna dönüşmüş.

1960 askeri müdahalesi ile derneklerin çoğu kapatılmış ama 70’li yılların başında bu defa sol grupların hakimiyetinde yeniden kurulmuşlar.

Öyle ki, 1973 yerel seçimlerinde CHP’nin büyük kentlerdeki başarısının arkasında bu mahalle güzelleştirme dernekleri yoluyla CHP’ye akan oyların büyüklüğü gösteriliyor.

Kent kültürü kentin gündeminde

1980’den sonra büyük kentler artık bir kent kültürü inşasına tanık oluyor. Kent kavramı kadar, kentli, kent kültürü, kent kimliği kavramları bu dönemin ruhunu oluşturuyor.

İşte bizim bugün kent hakkı kavramı üzerinden kurmaya çalıştığımız çalışmaların temeli özetle bu şekilde atılmış.

Kent Konseyleri yeni iklim oluşturdu

Özellikle 2019 yerel seçimlerinden sonra Ankara’nın kent örgütlülüğü ikliminin değiştiğini hepimiz görüyoruz. Ankara Kent Konseyi ve Çankaya Kent Konseyi’nin çalışmaları, hareketliliği bu yerel örgütlenme iklimine çok etki etti. Haklarını teslim etmek gerekiyor. 

İşte bu iklim içerisinde Ayrancım Derneği olarak kent hakkı kavramını kentin gündemine sokmaya çalışıyoruz. Bu kavramı geliştirmeye ve bilinci artırmaya çalışıyoruz.

Kent hakkı çalışmaları

Zaman zaman bu konuda sert eleştirilere maruz kalıyoruz. Gerek mahalle içerisinde gerekse kent ölçeğinde yaşanan kent hakkı ihlallerine karşı özellikle müdahale konusunda bizden çokça aksiyon bekleniliyor ama henüz bu aksiyon konusunda biz meslek odalarının ve baroların biraz gerisindeyiz.

Öncelikle 2 yıldır kent hakkı kavramını gündemde tutmaya çalıştık. Bir duyarlılığın oluştuğunu görüyoruz.2024 yerel seçimleri sürecinde bu kavramı daha çok duyacağız.

Çankaya Kent Konseyi bünyesinde bir Kent Hakkı Çalışma Grubu oluştu.

Herkes İçin Kent Hakkı Okulu başlığıyla bir eğitim programı düzenledik. Çok da ilgi gördü. Üzerine bir sempozyum düzenlendi. Fakat daha önemlisi kent hakkı ihlalleri konusunun yasal boyutu ve kentlinin hak arama yolları konusunda bir hukuksal duyarlılık oluştu.

Ayrancı’nın gündemi

Ayrancı özelinde ise tam da bu konuların gölgesinde Ayrancının 3 gündemi var.

Güven Hastanesi yıllar içerinde büyümüştü şimdi yeni bir blokla yaşlılara yönelik bir hizmet için yeni bir yapılaşmaya gidiyor.

Hemen Ayrancı’nın girişinde yer alan Amerikan Büyükelçiliği bildiğiniz gibi Çukurambara taşındı ve eski yerini satışa çıkarıyor. Oranın nasıl bir yapılaşmaya açılacağı gündemimizde.

Botanik Parkı içindeki cam sera ve etrafı, proje müellifinin izni alınmadan ve Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı çiğnenerek ticari işletmeye açılıyor. 

Büyükşehirlerin sorunu “görmezden gelmek”

Şimdi biz bir taraftan kent hakkı bağlamında bir bilinci geliştirmeye diğer taraftan kent hakkı ihlalleri konusunda bir taraf olmaya çalışıyoruz.

Tabii günlük yaşamın hızı hepimizi birlikte daha büyük, daha büyük işler üretmeye iterken bizi gerçek sorunları görmekten alıkoyuyor. Uzmanlar diyorlar ki, büyükşehirlerin sorunu “görmezden gelmek”tir. Bu hız nedeniyle mahalle ve semt dernekleri olarak bizlere günlük yaşamın küçük ama gerçek sorunlarıyla ilgilenmek düşüyor.

Yermekân: Eylem, Deneyim, Temas üçlemesi 

Ayrancı’nın sokaklarında yürürken düşünmeye üretmeye ve paylaşmaya dair mekanlar karşınıza çıkar. Sanki düşünen ve gerçekten bir şeyler üretmek isteyen insanların bir araya geldiği bir yerdir Ayrancı. Evinizden çıkıp nefes almak istediğinizde hiç düşünmediğiniz fikirlerle bile karşılaşabilirsiniz. İnsan ve çevre ilişkisinin diğer bir deyişle insanın mekanlarla var olduğu ve mekanı kendi yetkinleri ile tekrar tekrar dönüştürdüğü ve şaşırttığı mekanların içerisinde kaybolursunuz. 

İşte bu yerlerden birisi de Yermekân diyebiliriz. Hacettepe Üniversitesi Heykel ve Sosyoloji Bölümü’nden mezun üç arkadaşın Ekin, Hazel ve Zeynep’in bir araya gelip ortak akıl yarattıkları ve tasarladıkları bir mekan; Hoşdere Caddesi No:6/C. Hazel, Ekin ve Zeynep kendi uzmanlık alanlarına göre bir araya gelip hem üretebilecekleri hem de ortak kelimelere sahip olan arkadaşlarla bir araya gelip bulundukları mekanı derin bir yolculuğa çıkarmak istemişler. 

Akademik hayatta öğrendiklerini yaşama uyarlama ve deneyimleme

Yermekân kurucuları Hazel, Ekin ve Zeynep der ki: “Biz, yaratıcılığı ön planda tutarak ortaklaşmayı amaçladığımız, sınırları belirlenmiş bir mekânda herkes için sınırsız hareket alanı oluşturmak istiyoruz. Mekânın dönüştürülebilir, eksiltilebilir, çoğaltılabilir ve elbette paylaşılabilir olduğunu düşünmekle birlikte sanat yapmayı diğer eylemlerden ayrı bir edim olarak görmüyor, sadece yaşıyoruz.

… Öyle bir mekan ki Yermekân, düşünüm, üretim ve paylaşım için hem fiziksel hem de zihinsel bir zemindir.  Alternatiflerin çoğalabileceğine duyduğu inançla mekânı paylaşıma açar, çeşitli atölye çalışmaları yürütür, etkinlikler düzenler ve elbette birlikte yemekler yemeye, şarkılar söylemeye de açıktır.

Söyleşi – Atölye – Sergi 

Hayat ışık hızı akarken hayatı kaydetmek, anı kare kare yaşayıp, kaydetmek ve bunu yaparken de etrafında seninle birlikte yaşayan bitkileri keşfetmek, onların da bu mekanda var olduğunu unutmamak… İşte bu bakış açısıyla Yermekân’ın çalışmalarına bakınca durağanlıktan çıkıp, başka bir boyutta sokak aralarında dolaşmaya başlıyorsun. Aynı zamanda, Yermekân – kimlik çalışması da aynı zamanda kendi kendine güçlenmeye başlıyor…

Ekin Kula’dan Karanlık Oda Atölyesi 

Fotoğraf çekmek, onu karanlık odada basmak ve üzerine anlam yüklemek nasıl bir duygudur? Kendi emeğini hayata geçirmenin tadına varmak ve analiz etmek seni ne kadar mutlu eder? Yer ve mekanların fotoğrafın fotoğrafını çekerken gerçekten hissederek mi çekersin yoksa hiç düşünmeden mi? 

Karanlık oda

Zeynep Üçöz’den Botanik Zihin Atölyesi 

Botanik Zihin Atölyesinde de, saksı bitkilerinin, tropik bitkilerin, kaktüs sukulentlerin bakımları ve yaşam alanlarını gözden geçirir ve bitkilerin gözüyle bitkilere nasıl bakılacağını keşfedersiniz.  Yermekân‘ın yeşil vahasında bitkilere odaklanan, botanik ve sanat ilişkisi üzerine araştırmalar yapan ve bunları yaşam alanlarımıza dâhil etmeyi amaçlayan bir atölye botanik zihin.

Hazel Kılınç’tan Zamanın Kaydı/Kaybı Atölyesi

Yürütücüsü Hazel Kılınç’ın olduğu Zamanın Kaydı/Kaybı Atölye çalışması kapsamında teknik görüntülerin üretiminden, video tarihsel sürecini nedenli sonuçlu incelerken kaydetme refleksinin de günlük hayatta bizi nasıl etkilediğini görebiliyoruz.

PİŞİRGEL; Bütün atölye çalışmaları dışında, herkesin tek bir sofrada buluşup yemek yediği özellikle kendi yaptığı yemeği getirip paylaştığı bir mekan.

AÇIK VİTRİN kapsamında da kendi ürünlerini çalışmalarını sergileyerek çalışmalar üretiliyor. Açık vitrine insanlar tasarım ürünlerini bırakıyor aslında bu şekilde de bahsedebiliriz.

https://www.yermekan.com/

İşbirlikçi Sanat Alanında hem görsel ve plastik sanatlara ev sahipliği yaparken aynı zamanda da mekan kiralama yapabilir ve kendi çalışmalarınız için de mekan yaratabilirsiniz. 

YERMEKAN
Ayrancı Mahallesi,
Hoşdere Caddesi No:6/C
A.Ayrancı/Ankara
Instagram: @yer.mekan
yermekan.info@gmail.com

Ayrancı Çocuk Şenliği’ni yazarlarla, kitaplarla kutladık

Ayrancı Çocuk Şenliği

Cumhuriyetimizin 100. Yılı kutlamaları çerçevesinde, Ayrancım Derneği tarafından 22 Ekim 2023 Pazar günü Portakal Çiçeği Vadisi Çocuk Parkı’nda düzenlenen şenlik, katılımcılar tarafından yoğun ilgi gördü ve coşkuyla kutlandı. Ankara’nın her bölgesinden katılımcı gelen şenlik 13:00-17:00 arasında gerçekleşti.  Ankara Büyükşehir Belediyesi bugüne özel çocuklara ikramlar ve hediyeler gönderdi. 

Ayrancı Çocuk Şenliği Portakal Çiçeği Parkı’nda gerçekleştirildi.

Müzik, Yaratıcı Drama, Satranç, Resim Atölyesi 

Sonbaharın son zamanlarında, öğle saatlerinde başlayan ve gün boyunca süren şenlik; mini konser, yaratıcı drama, yüz boyama, resim, karikatür ve satranç atölyeleri ile devam etti. 

Merve’nin Atölyesi ve Play Up Kitabevi Atölyesi çocuklara resim, bez çanta boyama, yüz boyama atölyesi gerçekleştirdi. 

Çağdaş Drama Derneği, çocuklarla birlikte takım çalışması yaparak eğitici, eğlenceli etkinlikler düzenledi. 

Ulaş Akyol ve ekibi eğlenceli çocuk şarkıları söyledi. Özellikle “Özgürlük Nerede?” şarkısı büyük ilgiyle dinlendi ve çocuklar tarafından şarkı hep birlikte söylendi ve çocuklar özgürlüğün nerede olduğunu bulmaya çalıştı(lar).

Satrançsever Derneği üyeleri parkta çocuklarla satranç atölyesi organize etti. Satranç atölyesine her yaştan katılım oldu ve bir an olsun stratejik düşünmenin keyfine varıldı. 

Yayınevleri çocuklarla buluştu

Şenlikte, İş Bankası Yayınları, Yapı Kredi Yayınları, ODTÜ Yayınları, Pötikare Yayınları,Can Yayınları, Sapiens Yayınları katıldı. 

Yapı Kredi Yayınları’ndan illüstratör Ayşe İnan kitaplarını imzaladı ve çocuklarla çizim ve tasarım üzerine sohbet etti. 

Can Yayınları yazarlarından Mina Tansel çocuklarla yazdığı kitaplara dair çocuklarla ve ailelerle sohbet etti. 

Pötikare Yayıncılık’dan yazarlar Zuhal Özer, Tuğba Can, Mina Tansel, Nazlı Tunalı, Serap Çimenser, Alp Akoğlu,Ayşen Baloğlu katılımcılarla sohbet etti ve kitaplarını imzaladı. 

Ankara Postası – Kasım-Aralık 1933

Yazar Hakkında

1953 Ankara'da doğdu. 1976'da ODTÜ Ekonomi-İstatistik bölümünü bitirdi. 1979-1987 arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Bu arada Ankara Üniversitesi SBF sosyal politika yüksek lisansını tamamladı. 1987-2003 arasında Türk Exinbank'ta görev yaptı, buradan emekli oldu. Yayınlanmış pek çok kitap ve makalesi bulunmaktadır.

Yıl:1 Sayı:3

İmar

Kaçak Evler Yıktırılacak

Ankara’nın Cebeci, İsmetpaşa, Atıfbey mahallelerinde kaçak olarak, arsasının kime ait olduğunu tetkik etmeden, kanunun emrettiği inşaat ruhsatiyesini almadan ev yapanlar çok müşkül bir vaziyet ile karşılaşmaktadırlar…

Şimdiki halde imar kanununun tatbikine geçilmiş ve kaçak evlerin yıktırılmasına başlanmıştır. Bunun neticesi olarak bilhassa isimleri sayılan mahallelerde yüzlerce ev, dükkân, mağaza ve saire yıktırılacaktır. Kaçak inşaatın şimdiki imar plânına göre tadili mümkün ise tadilât yaptırılacaktır.

İnşaat ruhsatiyesi alınmadan yapılan evler arasında imar plânına göre yapılanlardan tapulu evlere tesadüf edilirse, bu ev kanunun şartlarına göre tadil edilecek yalnız inşaat ruhsatiyesinin 4 misli para cezası alınacaktır.

Belediye ruhsatsız yapılan evleri yıktırmağa karar vermekle beraber kış mevsiminde bir çok kimselerin sokak ortasında kalmaması için de tedbir alacaktır. (Akşam, 24 Teşrinisani 1933)

Kültür-Sanat

Sinemalarımız

Ankara’da iki sinema vardır. Daha fazlasına ne imkan ne de lüzum olsa gerektir. Vaziyet, fiilen olmasa dahi (istiyen başka sinema açabilir) bilkuvve [fiilen] bir monopol vaziyettir. Gerek fiatlar, gerek istirahat esbabı, gerek ise filimlerin kalitesi bakımından, yani sinemaların idaresi, Ankara halkını her üç noktadan da, dilerse memnun, dilerse bizar [rahatsız] edebilir. İşin kontroü, tamamen idarenin güzel niyetine havale edilmiştir. Meğer ki, Ankara’nın tek gazetesi Hakimiyeti Milliye, arada sırada, Ankara halkı namına tenkidi yapmakta tereddüt etmesin.

Filimlerin kalitesinden memnun olabiliriz. Fiatlar, malûm olduğu üzere, İstanbul fiatlarından yüksektir. İstirahat esbabı meselesine gelince, Yeni Sinema pekâlâ fakat Kulüp Sineması hazinin de ötesinde bir haldedir. Bir zamanlar, bu son salonda, halka elli yahut altmış kuruşa öyle zehirli bir hava teneffüs ettirilmekte idi ki, baş ağrısı, daha filmin ortalarına doğru başlıyor ve saatlerce devam ediyordu. Hakimiyet, bu hususta nazarı dikkati celbetti ve neticeyi alabildi. Fakat bu sefer, halk salonunun sandalyelerinin pisliğinden ve kokusundan bahsetmek sırası gelmişti. Elli yahut altmış kuruş, şu sıralarda, dünyanın zengin memleketlerinde bile iki saatlik bir seyir için çok paradır. Fakat insanı, bu para ile Kulüp Sineması’nda öyle bir sandalyenin üzerine oturtuyorlar ki, aynı sandalyeyi ‘bitpazarı’ idaresi dahi mezada kabul edemez. Muşambası parçalanmış, otları dışarı bırtlamış, yayları insanın etine doğru tecavüz halinde bir sandalye için kira alınmaz, olsa olsa ceza verilir.

Yerlerle tavanın halinden hiç bahsetmiyelim. Fakat her kapı açılışta içeriye dolan keskin idrar kokusu, insana sigaranın içilmesini meneden sıhhi endişenin tesadüfen acaba ne taraflarda kaldığını hatırlatıyor. Seyircinin sigara içmesi yasak da, mal sahiplerinin seyirciye idrar koklatmaları neden yasak olmuyor?

Dediğimiz gibi iki sinema var. Ve bunlar pek güzel bir para kazanmaktadırlar. İstediğimiz halk hükûmetinin merkezi Ankara’da halktan olan seyircilere insan muamelesi yapılmasıdır. (Hakimiyeti Milliye, 10 İkinci Teşrin 1933)

Sosyal Hayat

Ankara Palas’ta Toplantı Akşamları

Kış mevsimine girme zamanı olan bugünlerde Ankara’nın hayatına bir güzel değişiklik verebilmek için güzide kalabalığı en çok  içinde toplıyan Ankara Palas, bazı yenilikler düşünmüş ve tatbik etmiştir. Bu cümleden olarak bir çok garp şehirlerinde kendisine şöhret yapmış bir orkestrayı angaje etmiştir. Bu vesile ile büyük şehirlerin en güzel eğlence mahallerinden olan kafekonsere kavuşmak suretiyle son eksiklerinden birini de tamamlamış bulunmaktadır. 

Ankara Palas’ta her Salı akşamı hususî ve müsait tarifeli, ahenkli ve eğlenceli akşamlar da tertip olunmuştur. 

(Hakimiyeti Milliye, 20 İkinci Teşrin 1933)

Ankara’da Şarapçılık Gün Geçtikçe Mühim Bir Sanat Haline Giriyor

…Asrî şaraphaneler Ankara’nın en büyük hususiyetlerinden biridir. Ankara’da rakı, çilingir sofrası ve sair rakı içme teferrüatı gittikçe mevkiini kaybediyor. Bunun yerine Ankara şarabı hâkim oluyor. Ankara şaraphanelerinden en meşhuru ‘Orman Çiftliği Şaraphanesi’dir. Buranın şarapları çiftlikte yapılan yüzde yüz üzümden mamul enfes bir şey…

Orta kazançlı esnaf dükkânını kapattıktan sonra, memur daireden çıktıktan sonra şöyle bir  şaraphaneye uğruyor, şık tezgâhın önünde, şık ve uzun bar iskemlelerinin üzerinde 10 kuruşa hem de çiftlikte yapılan bir sürü meze ile Ankara şarabını yuvarlıyor.
(Hikmet Feridun [Es]: Akşam, 14 Teşrinisani 1933)

Ulaştırma

Ankara’da Tramvay Yokluğunu Hissettirmeyen Nakil Vasıtası: “Kaptı Kaçtı”

Son zamanlarda Ankara’da otobüsler, bilhassa “kaptı kaçtı” denilen otobüs yavruları pek çoğalmıştır. Ankara bu kaptı kaçtıların her dakika vızır vızır işlediği kalabalık bir arı kovanına benzer. Ankara’da tramvay yokluğu hiç hissedilmez. Çünkü istediğiniz dakikada otobüsünüz hazırdır. Cebeci mi gideceksiniz? Âla… Yenişehire mi? Mükemmel… İstasyona mı? Çok iyi. Saman pazarına mı? Şu taraftaki otobüsler… Ankara’da hemen her iki, üç dakikada bir, her semt için otobüs, kaptı kaçtı hazırdır…

Bu kaptı kaçtıların bir pratik tarafı var. Birkaç arkadaş kaptı kaçtıları pazarlıkla veya saat hesabına tutuyorlar, istedikleri yere gidiyorlar… Şimdi Ankara’da otobüs ve kaptı kaçtılar tramvay yokluğunu hissettirmiyorlar. (Hikmet Feridun [Es]; Akşam, 18 Teşrinisani 193)

*Kasım ayı, 10 Ocak 1945 tarih ve 4696 sayılı kanundan önce  Teşrin-i sâni, İkinci Teşrin, Son Teşrin olarak adlandırılmaktadır.

Kutlama

Ankara Gazi Gününü Kutladı

Gazi Hazretlerinin Sivas’tan Ankara’ya geldikleri günün yıldönümü olduğundan şehir baştan başa bayraklarla süslenmiş ve gece tenvir edilmiştir [ışıklandırılmıştır].

Halkevinin tertip ettiği müsamerede şair Behçet Kemal [Çağlar] Bey, “14 Yıl ve Ondan Sonraki Her Gün” şiirini okumuş, Halkevleri reisi Necip Ali [Küçüka], Ankara Halkevi reisi Nafi Atuf [Kansu], muallim Enver Behnan [Şapolyo] Beyler birer nutuk irat ederek bu gelişin Ankara için olduğu kadar bütün millet ve memleket ve bütün tarih için olan büyük neticelerini saymışlar ve bu büyük günü kutlulamışlardır.

Nutuklardan sonra Vazife piyesi temsil edilmiş, seymenler millî oyunları oynamışlardır. Halkevi tamamen dolmuş, evin dışında şiir, nutuklar ve temsil hoparlörlerle dinletilmiştir. (Vakit, 28 Aralık 1933)

Belediye Faaliyetleri

Ankara Belediyesi

Ankara dahilinde işliyen otomobil, kamyon, otobüs şoförleri ile istasyon hamallarının bir biçimde elbise giymeleri kararlaştırılmıştır. Şoförlerin elbiseleri ile hamalların giyecekleri elbiselerin şekilleri tesbit olunmuştur. Gerek şoförler, gerekse istasyon hamalları kânunuevvel [Aralık] ayı ortalarına kadar yeknesak [tek tip] elbise giymeğe mecbur tutulmuşlardır. Giymiyenler icrayı sanattan menedilecektir.

Belediyenin stadyom sahasında bir tanzifat [temizlik işleri] hanı vardır. Pek iptidaî bir tarzda ve ihtiyaca gayri kâfi [yetersiz] bulunan bu han yıkılacaktır. Yeni han mezbahanın yanında yapılacak ve asrî [çağdaş] bir tarzda olacaktır. İçinde araba imalâthanesi, otomobil tamirhanesi, fennî ahırlar, arpa, saman, kepek depoları, amele koğuşları ve yemekhane bulunacaktır.

Temizlik işleri müdürlüğü için de bu binadan bir yer tefrik olunacaktır [ayrılacaktır]. Süpürge amelesi asrî bir fabrika amelesi gibi muntazam kovuşlarda yatacaklar ve yemeklerini de gene muntazam bir halde yemekhanede yiyeceklerdir.

Ankara belediyesi dilencilerle pek esaslı bir surette mücadeleye başlamıştır. Bu mücadele neticesi olarak azamî on beş gün sonra ortada dilenci kalmıyacaktır. Belediye dilencileri bir araya toplamak için bir ‘dilenci evi’ açmıştır.

Belediye ceza işleri ile meşgul olmak üzere adliye vekâletince müstakil bir hâkimlik ihdas edilmiştir. Belediyenin ceza işleri bu hâkimlik tarafından tedvir olunacaktır.

Belediye dispanseri fıkara halkın bakımına bir ana şefkatile devam etmektedir. Teşrinievvel [Ekim] ayı içinde dispanserde 237 hasta bakılmış ve tedavi edilmiştir. 963 kişiye de çiçek aşısı tatbik olunmuştur. 

Bazı fırınların hamur ekmek çıkardıkları, bazı su satanların da Ankara suyunu Taşdelen şişelerine doldurarak Taşdelen suyu diye  sattıkları görülmüş ve bu gibi hilebazlar belediyece sıkı bir kontrol altında bulundurulmağa başlanmıştır.
(Akşam, 9 Aralık 1933)

Kültür-Sanat

“Türkiye’nin Kalbi Ankara”

Cumhuriyet Bayramında Ankara’da Maarif Vekâleti hesabına bir film çeviren Sovyet film müessesesi müdürü M. Yutkeviç şu açıklamayı yapmıştır:

“-Cumhuriyet Bayramında Ankara’daki tezahüratı filme aldık. Bir de 1.500 metrelik ‘Türkiye’nin Kalbi Ankara’ mevzulu bir film çevirdik, Bu filmin mevzuu şudur:

Yaşlı bir ihtiyar Cumhuriyet Bayramı münasebetile Ankara’ya geliyor ve genç bir izci kızla tanışıyor. Bu genç münevver Türk kızı ihtiyar köylüye rehberlik ederek Ankara’nın her tarafını, muazzam binaları ve mektepleri gösteriyor.

Filim sesli ve müziklidir. Riyaseticumhur orkestrası şefi Zeki [Üngör] Bey ve Ankara Musiki Muallim Mektebi hocaları filmin musiki kısmı için çalışmışlardır. Filimde resmi geçit, Gazi ve İsmet Paşa hazretlerinin nutukları da vardır. Bu filmi Maarif Vekâleti yaptırmıştır. Filim Şubat ayı içinde Türkiye’de gösterilebilecektir”.
(Cumhuriyet, 11 Aralık 1933)

Sosyal Hayat

Ankara’nın ‘Tabarin’ Barına Dair…

Tabarin bara beş altı basamak merdivenle iniliyor. … Bu basamakları inip paltonuzu vestiyere verdikten sonra eğer buranın acemisi iseniz bir an irkilir, daha çiviye yeni asılan paltonuzla şapkanızı alıp gerisin geriye çıkmak istersiniz. Çünkü kapnın üzerinde ‘davetiyesiz girilmez’ levhası asılıdır. Bu levhanın üzerinizdeki tesirini anlıyan vestiyer çırağı hemen yanınıza sokulur:

– Size göre değil efendim, der, bazıları pek sarhoş, pek kıyafetsiz ve boyunbağsız geliyorlar da onları içeriye sokmamak için bu levhayı astık.

Bu kapıyı da geçtikten sonra bardasınız. Müşterilerin görünürleri dört köşe oturmuşlardır; ortada kalan dört köşe yerde de dansedilir.

Göze görünmiyen müşteriler locadadırlar. Onların bir müddet sonra sesini, kahkahasını, kısık bir sesle şarkı söylediğini, yahut da:

– Mehmet, Nahide hanım meyve istiyor!

– Nüzhet hanımın locasına bir şişe şampanya daha!

Yollu seslendigini duyarsınız.

Bu kendileri görünmeyip sesleri gelenler Tabarin barın bahtiyar müşterileridir. Onlar cazda fokstrot, tango, rumba, blak botom, vals başlayınca hemen yanlarındaki hanımı -eğer şampanya yahut şarap şişesi bitip hanım savuşmamışsa- dansa kaldırabilirler. Oyun da bilmeseler, sarhoşlukla yalpa da vursalar, hanımların rengârenk iskarpinlerine de bassalar şişe bitinceye kadar hoş görülürler. …

Buranın hanımları -kendi rivayetlerine göre- Ankara’da ilham perisi vazifesini de görürler. Meselâ biri çantasında genç şair … bey tarafından kendisi için yazılmış altı, yedi şiir bulunduğunu söyler. Birisi yanağındaki çukur için muharrir … beyin sekiz yüz sayfalık roman yazacağını anlatır.

İşte bizim Ankara’nın Tabarin barı budur. … Arada bir yolunuz düşerse girer burada bir iki saat vakit geçirir, sonra gider yatarsınız. Dört tarafı kafesi andıran bu eğlenti yerinde gece kuşları daha iki buçuğa, polisin tayin ettiği bu kapanma saatine kadar orada eğlenecekler, yahut eğlendik sanacaklardır.
(Toplu İğne [Mehmet Nurettin Artam]; Vakit, 3 Aralık 1933)


*Aralık ayı, 10 Ocak 1945 tarih ve 4696 sayılı kanundan önce  Kânunuevvel , Birinci Kânun, İlk Kânun olarak adlandırılmaktadır.

İhsan Seddar Kaynar: Kim diyor ki, buralar hep köydü?

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız?

İktisat tarihçisiyim ben aslında. 1999’da şehre dışarıdan -Ordu Ünye’den- geldim, sevdim burayı. Üniversiteye ODTÜ’de bilgisayar mühendisliğinde başladım, Gazi Üniversitesi’nde iktisat bölümünü bitirdim. Marmara Üniversitesinde iktisat tarihi alanında yüksek lisans ve doktora yaptım. 

Şimdi Hakkari’de iktisat tarihi doçenti olarak çalışıyorum, Doktora tezim Ankara İktisat Tarihi üzerine ama güncel Ankara tarihi üzerine de çalışıyorum; İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş, şehrin ve mahallelerin kuruluşu, devletin oluşumu, imar süreci, süreklilikler, kopuş… Neler var onlara bakıyorum.

İhsan Seddar Kaynar

İstanbul’a bir itiraz olarak Ankara çalışmaya başladım

Ankara ilginiz nerede başladı?

İktisat tarihçiler genelde İstanbul çalışırlar; sokakları, vakıfları, hanları, binaları, aklınıza gelebilecek her metrekaresi için ayrı ayrı çalışmalar yapılır. Bana da o ortam çok sıkıcı geldi açıkçası ve Ankara çalışacağım dedim. Bildiğim yer Ankara. Mamak’tan Keçiören’e sokak sokak her yerini biliyorum Ankara’nın. Bir itiraz olarak Ankara çalışma isteği oluştu. 

Tezimi 2013’te yazmaya başladım. O zaman Melih Gökçek belediye başkanıydı. Tezimi yazarken veri bulmakta, basılmış kitaplara, belediyenin basılı kitaplarına ulaşmakta çok zorlandım. O yıllarda Ankara’yla ilgili alternatif çalışmalar yapmak çok yaygın değildi. Bu alandaki her şey belediyenin etkisi altındaydı, her yeri kapatmışlardı. Böyle bir ortamda başladım. Yazarken de zorlandım. Benzer tepkiler aldım; Ankara’yla ilgili belge mi bulacaksın, Ankara’yla ilgili ne yazabilirsin ki? Buna benzer bir sosyal arka planı var çalışmanın. 

Ankara’nın iktisat tarihi demiryolu ile başlıyor

Benim çalışmalarımda “Ankara’nın iktisat tarihi”nin 1892’de demiryolunun gelişiyle başlayan kısmı yer alıyor. Demiryolunun nasıl gelmeye başladığı, İstanbul’a demiryoluyla bağlanması ve daha sonra Ankara’nın kendi başına gelişmesiyle ilgili şeyler yazdım.

Ankara’da pek çok şeyi değiştirdi demiryolu. Demiryoluyla ulaşım değişti, diğer Anadolu şehirlerinden bir adım öne çıktı, buradaki üretim yapısı değişti. Demiryoluyla gelen muhacir iskanıyla buradaki demografi değişti. 

İktisadi verilerin çoğuna yansımasa bile şehrin merkezinden Eskişehir’e doğru gelen hat üzerindeki ilçeler hep demiryoluyla kuruluyor. Bundan 150 yıl önce olmayan ilçeler bunlar; Sincan yok, Polatlı yok. O boş alanlardan geçiyor ki, o alanlara insan yerleştirecekler sonra. Bunun üzerinden yıllardır hayvancılık, tarım diye söyleyegeldiğimiz ürün deseni de değişiyor. Demiryollarıyla nakliye olanakları arttığı için hububat üretimi artıyor ve hububat üretimi her şeyden öne geçiyor. 1900 yılına geldiğimizde Ankara’da üretimin yarıdan fazlası hububata dönüyor. İstanbul’a hububat gönderiyor. İstanbul’un iaşesinde artık Ankara’da ve Anadolu’nun iç kısımlarında yetiştirilen tarım ürünleri öne çıkıyor. Öyle olunca tiftik önemini kaybediyor, bir süre sonra bağlar, üzüm, şarap ortaya çıkıyor. Bütün değişimde Cumhuriyetin etkisi de önemlidir. 

Ankara için en önemli tarih 27 Aralık’tır 

Biz şimdi 13 Ekimde Ankara’nın başkent oluşunu kutladık ama Ankara için en önemli tarih 27 Aralık yani Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişidir. Diğer bütün takvim günleri Ankara için tali tarihlerdir.

Anadolu’da başka hiçbir şehrin böyle bir dönüm noktası yok. Mustafa Kemal geliyor, buraya yerleşiyor ve Ankara’nın bütün yönü değişiyor. 27 Aralık’tan sonra burada ortaya çıkan irade, İstanbul işgal edilince burada açılan meclis ve Milli Mücadeleyi yönetiyor ve savaşı kazanıyor. Ankara için artık geri dönüşü olmayan bir büyüme başlıyor. 

O dönem, kale ve çevresinde bir sıkışmışlık var. Şehrin büyümesi için en önemli gereksinim olan su yok burada. O kadar ki, Ankara’yı bir mahalle daha büyütecek su kaynağı yok. Cumhuriyeti kuranların içtiği su Ankara Valisi Abidin Paşa’nın 1890’da Elmadağ ve Kayaş’tan getirdiği sudur.

İnsanlar Ankara’ya ilişkin güzel sözlere açlar

Engürü Ankara hesabı nasıl ortaya çıktı?

Ben bu hesabı aslında doktora tezini 2016 Aralık ayında bitirdikten sonra 2020 Mart’ında kitap olarak basılmasını beklerken 2018’in Ocak ayında açtım. Tezim “Engürü’den Ankara’ya Ankara’nın İktisat Tarihi” ismiyle Efil Yayınevi’nden basıldı. Bu süreçte Ankara üzerine yeni araştırmalar yapmaya devam ederken, daha önce yazdıklarımı da bir şekilde insanlara aktarmaya başlamıştım. Birileri geliyor söylediklerimi düzeltiyor. Bunu sen nereden biliyorsun dediğimde “wikipedia’dan, internetten, şuradan buradan” diyor. Bütün bu bilgileri toplarken, tezimi yazarken arşivlere girdim, gazete taradım ya da anıları okudum. Ben söylediklerimi buradan yola çıkarak kaynaklara dayandırarak söylüyorum, karşılığında telefondan gördükleriyle, sosyal medyadan okuduğu mesajlarla birileri bu bilgileri düzeltmeye kalkıyor. Bunlar bir süre sonra çok can sıkıcı bir hal aldı. Bu nedenle bir hesap açayım, teze sığmayan bir sürü güncel malzeme vardı, bir yandan demokratik Ankara kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırmaya başlayayım dedim. Yani tezde ulaştığım verileri ve teze sığmayan bilgileri paylaşabilmek için böyle bir hesap açtım. 

Gördüğüm; insanlar Ankara’ya ilişkin güzel sözlere açlar. Fakat çoğu ortamda paylaşılan resimler yanlış, altlarında yazan yazılar yanlış, resimlerdeki insanlar, mekanlar yanlış, ifadeler yanlış. Benim gibi hesaplar bir taraftan bu yanlışlarla mücadele ediyor, arada da belediyelerin paylaştığı bilgileri de düzeltmek durumunda kalıyoruz. Belediyeler maalesef paylaşımlarını paket bilgiler üzerine kuruyorlar, bu bilgilerin doğruluğunu teyid eden yok. Benim yazdıklarımdan rahatsız olan ve bu nedenle beni engelleyen 2 hesap var; biri Pursaklar Belediyesi’nin “resmi hesabı” diğeri de Çankaya Belediyesi’nin resmi başkanı Alper Taşdelen’in “şahsi hesabı”. 

Hesap insanların ilgisini çekiyor ama şehri yönetenlerin ilgisini çekmiyor. Ben birkaç defa belediye hesaplarından paylaşılan yanlış bilgileri düzelttim, tamam kontrol edeceğiz diyorlar ama o yanlış bilgi öylece kalıyor. Ankara’yla ilgili herkesin doğru bilgileri izlemesi, yeni bilgi üretimini takip etmesini bekleriz ama olmuyor.

Engürü Ankara twitter hesabı

Ankara tarihi tevatürlerle dolu

Ben tezi yazarken; Ankara’nın bir belediye başkanları listesi olmadığını, valiler listesi olmadığını gördüm. Sıralı bir liste yapamıyorsunuz, bir sürü bilgi eksiği var. Mesela Nevzat Tandoğan üzerine aslında bildiklerimizin tamamen yanlış olduğunu, ikinci, üçüncü kişilerin duyduğunu iddia ettiği hikayeler üzerinden bize bir karikatürünün sunulduğunu, hakkının yendiğini düşünüyorum. Ankara tarihi, buna benzer tevatürlerle dolu. Bu tevatürlerin çoğalarak tekrar edilmeye devam ediyor. 

Mesela hep tekrar edilen “buralar hep köydü” sözü. Nasıl ortaya çıktı acaba? Oysa Ankara köy değil, tarih boyunca da hiç köy olmamış. 1892’de demiryolu geliyor, kaç tane konsolosluk var, ticaretin merkezi burası. Kozmopolit bir yer; Ermeni, Rum, Kıpti var, Yahudi mahallemiz, Erzurum mahallemiz var. Demiryolu Konya’da da var ama Mustafa Kemal, Ankara’ya geliyor. Bir sebebi var. Ankara liman şehri olmamasına rağmen İngiltere’deki şehirlerle doğrudan ticaret yapabilen bir şehir. 

Nasıl gelişti hesabınız?

Söylediğim gibi ben ilk başta hesabı tezdeki bazı bilgileri ve verileri paylaşmak için açtım. 25-30 twetten oluşan uzun zincirler hazırlıyordum. Bunları hazırlamak bazen birkaç günümü alıyordu. Birkaç sayfa yazıyorsunuz, bunları parça parça bölüyorsunuz, resimler ekliyorsunuz. Bunlar çok ilgi gördü ve takipçilerde “evet bunu yazan, bu konuyu biliyor” şeklinde bir algı oluştu. Bu şekilde, Ankara’ya ilgili, Ankara tarihine meraklı, Ankara üzerine yazan bir sürü insanla bu hesap aracılığıyla tanıştım. Sonra insanlar Ankara ile ilgili daha detaylı özel konular sormaya başladılar; şununla ilgili bir şey biliyor musun, bunun doğrusu nedir? gibi. Ben de alanında uzman olduğunu gördüğüm insanlara bu hesap üzerinden sorular sordum, doğru bilgiye ulaştım ya da keşiflerin yapılmasına katkım oldu. 

Hesap kendi halinde bu şekilde uzun zincirler paylaşırken, attığım birkaç tweet patlattı hesabı. Şimdi takipçi sayım 4 binin üzerinde. Ben de hesabımı takip eden gerçek kişileri, etkileşime giren insanları takip ediyorum. Bu hesabı sadece tek taraflı paylaşmak için değil, beraber, kolektif bilgi üretmek için kullanıyorum. Ankara’yla ilgili bilgi paylaşıldığında artık ilgiyle okuyorlar. Ankara’yla ilgili yeni eserler, tezler ya da arşivlerden fotoğraflar çıktığında onu öneriyorlar, ben de hemen paylaşıyorum onları. Bazı hesaplar bana referans veriyor, onları da paylaşıyorum.

Ankara üzerine daha yoğun eğiliyor olsam da, ben bir iktisatçıyım. Ana akımın dışında üretim yapan, ülke ve dünya meselelerine kafa yoran, politika uygulamalarını tartışan ve eleştiren pek çok iktisatçıyla da takipleşiyorum. Onların da, bu hesabın butik bir tarih ya da şehir hesabı kalmamasında, yaygınlaşmasında önemli katkıları oldu. 

Tarih yazımında Ankara üvey evlat muamelesi görüyor 

Ankara pek çok disiplin üzerinden çalışılabilir; siyaset bilimci çalışabilir, iletişimci çalışabilir, mimarlık tarihçisi çalışabilir. Bu disiplinler Ankara’yı farklı yönlerden yazabilir. Ben iktisat tarihçisiyim, pek alışık değiliz bir iktisat tarihçinin bir şehir hakkında bu kadar çok şey yazmasına. Bir de iktisadi tarihi, hem iktisadın üvey evlat muamelesi yaptığı hem tarihin üvey evlat muamelesi yaptığı bir alan. Seçtiğim konu Ankara da, diğer konular arasında üvey evlat muamelesi görüyor. Ankara ile ilgili akademik çalışmalarda trafik çok zayıf. Akademide, Ankara ile biraz dalga geçiliyor. 

Bu hesapta gündemi ilgilendiren her konuyla ilgili sabah-akşam bir şeyler paylaşabilirim ama Ankara tarihinin ve iktisadi tarihin gündemine giren konularla yetinmeye çalışıyorum. Her şeyi bilen ya da bilmese de biliyormuş gibi anlatan birine dönüşmek istemiyorum. 

Mesela Ankara’nın tarihinde ihmal edilmiş konuları da gündemime alıyorum. 1957 sel felaketi ile ilgili kimse yazmıyordu, yazıyı ben yazdım. Oysa benim yazdığım bir giriş yazısıydı ama devamını getiren hala yok. Şimdi 1957 Ankara sel felaketini tarayın yazılan her yazıda bana atıflar var. Bu benim işim değildi ama yapmak zorunda kaldım. Ulus’taki uçak faciasıyla ilgili podcast yaptık, o da öyle.

Ankara’nın konuları sahipsiz

Ankara’nın konuları sahipsiz, bir de böyle bir sorunumuz var. İlgi çekmiyor, araştırılmıyor. Ben bu hesabı açtıktan sonra Ankara’yla ilgili çalışanlar bana konu soruyorlar, makale taslaklarını gönderiyorlar bakmam için. Bir taraftan da bunlara severek cevap veriyorum.

Tevatürlerle dolu bir literatür olduğu için pek çok konu biliniyor gibi olsa da, doğrusu bilinmiyor. Birisi uydurmuş o konuyu, o konu o haliyle kalmış. Benim yaptığım şey biraz onlara müdahaleydi. Benim kitapta da var. Mesela Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili çok önemli şeyler yazdığımı düşünüyorum ama AOÇ o kadar sıkıcı bir konuya dönüştü ki, kimse dönüp yeni yazılanı okumuyor. Fabrikaların neden açıldığını, Ankara şehri için ne ifade ettiğini, şehrin iaşesi için ne ifade ettiğini yazsam bile ilgi çekmiyor. 

Biz Ankara’ya memur şehri, öğrenci şehri falan diyoruz ama Ankara aslında çok önemli bir sanayi şehri. 1920’den itibaren askeri fabrikalar kuruluyor burada. Bu şu demek; siz bir yerde silah, mühimmat, askeri malzeme üretimi yapıyorsanız, oranın ülkenin en güvenli yeri olması lazım. Oradan bir daha geri dönüş yok. Bu nedenle aslında Ankara’nın başkent olacağı 13 Ekim 1923’ten çok önceden belliydi. Kırıkkale havzasında Mamak-Elmadağ hattına askeri fabrikalar kurulmaya başladığında karar verilmiş zaten buraya.

Siz neleri, kimleri takip ediyorsunuz?

Kendi hesabım dışında çok görünür değilim. Benim tercihim değil ama öyle oldu. Rasim Özgür Dönmez ve Fevzi Can Gürüz hocaların hazırladığı “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcast serisinde üç söyleşim oldu; Ulus’taki uçak faciası, 1957 sel felaketi ve Ankara’nın iktisadi tarihi. Bunlar ıskalanan konular, orada burada ufak tefek geçen şeylerdi. 

Sizin gibi Ankara’yla ilgili yerel çalışma yapan hesapları takip etmeye çalışıyorum. Sizin mahalle çalışmanız var, mahallenizdeki sokaklarda da görünürsünüz. Ankara’da bu şekilde hem sokakta hem de sosyal medyada yer alan bir faaliyet yok. İncirli’de, Tuzluçayır’da, İlker’de ya da kampüslerde bu ayarda faaliyetler olsa keşke. Gazete Solfasol, Ankara Kent ve Ekoloji Ağı ya da Diren AOÇ hesapları çok önemli işler yapıyorlar, onları da ilgiyle izliyorum. 

Ankara üzerine en üretken kesim aslında mimarlık tarihçileri. Özellikle ODTÜ’de mimarlık tarihi alanında üretilen eserlerden çok şey öğrendim. Ankara çalışan Hakan Kaynar, Onur Bektaş, Muzaffer Karaaslan gibi isimlerin hesaplarını takip etmeye çalışıyorum. Ahmet Soyak’ın her gün hacmi büyüyen görsel arşivinden Ankara’nın merak ettiğim her yerini oturduğum yerden öğreniyorum, yıllar içindeki değişimini de görüyorum. İrfan Akalp ve Yavuz İşçen de Ankara üzerine yazıyorlar, yazdıklarından çok şey öğrendim ama onlar twitterı etkin kullanmıyorlar. 

Suriçi’nin Sesleri ve İstanbul’da Emeğin İzleri hesapları da ilgiyle izlediğim İstanbul hesapları. Keşke o iki hesabın Ankara şubeleri olsa da, yazdıklarını okusak.