Blog

“Yargıya güven kalmadı” mı?

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Son zamanlarda ailemden, yakın çevremden, müvekkillerimden ve hatta avukat arkadaşlarımdan ‘’yargıya güven kalmadı’’, ‘’adalete erişim sağlayamıyoruz’’ gibi cümleler duymaya başladım. Onlara neden böyle düşündüklerini sorduğumda, yargılamanın yıllar sürdüğünü, enflasyon karşısında yıllar süren alacak davalarındaki para değerinin eridiğini, ceza dosyalarında haksız tahrik ve iyi hal indirimleri nedeniyle sanıklara yeterince ceza verilmediğini ve bu nedenle de hak aramanın vakit ve emek kaybı olduğunu dile getirdiler. Bu saydıkları nedenlerin, bu kişilerin yargıya ve adalete olan inançlarını azaltmış/ yok etmiş olduğunu ve uğradıkları bazı haksızlıklarda haklarını aramaktan vazgeçtiklerini gözlemledim.

Uzun yargılama süreleri

Yargılaması devam etmekte olan dava dosyalarına baktığımızda davaların seneler sürdüğü halde halen karara bağlanmadığı, özellikle büyükşehirdeki adliyelerde bir sonraki duruşma gününün 5-6 ay sonraya verildiği, istinaf ve temyiz edilen dosyaların dosya yoğunluğu nedeniyle 2-3 yıl boyunca kesin karara bağlanamadığı görülmekte. Gerek bir davanın karara bağlanmasının yıllar sürmesi gerek ülkedeki enflasyon nedeniyle davacılar, alacak davalarındaki parasal değerlerden çoktan vazgeçmiş durumdalar. Son zamanlarda en gündemde olan dava konusu kiracılar ile ev sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar olduğunu biliyoruz. Özellikle büyükşehirdeki adliyelerde açılan kira uyuşmazlıklarına ilişkin davalara baktığımızda ilk duruşma gününün dahi 6-7 ay sonraya verildiği görülmekte. Bu örnekleri gördüğümüzde aklımıza Orhan Gazi’nin ‘’ Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda hüküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür’’ sözleri gelmekte. Yine aynı şekilde özellikle medyaya yansımayan ceza davalarında bolca yapılan iyi hal indirimleri sanıkları suçtan caydırmaya ve mağdurun mağduriyetini gidermeye yetmemektedir. 

Çözümü hukuk dışında aramak

Peki bu durumda tüm bu geç gelen adalet ve bize göre ‘’hatalı’’ kararlar karşısında ‘’yargıya güven kalmadı’’ ve ‘’adalete erişim sağlayamıyoruz’’, ‘’hak aramak vakit ve emek kaybı’’ diyenler haklı mı? 

Geçen gün kombi tamiri için yetkili servis çalışanı geldi ve avukat olduğumu duyduğunda ‘’biz adliyelik işlerimizi ‘’başka’’ şekilde çözüyoruz’’ dedi. Fark ettim ki, o kişi de ‘’yargıya güven kalmadı’’ diyen kişilerdendi ve çözümü kendi adaletini sağlamakta bulmuştu. Peki bu bir çözüm mü?

Elbette hayır.

İlk çağlarda yaşamıyoruz ve kabul etsek de etmesek de, eksik olduğunu düşünsek de düşünmesek de uymamız gereken kurallar ve yüzlerce kanun var. ‘’Başka’’ çözümler bularak olayları daha karmaşık ve adaletsiz hale getirmek ya da ‘’seneler sonra sonuçlanacak davayı açıp ne yapayım’’ diyerek durumun haksızın ya da suçlunun yanına kâr kalmasını sağlamak yerine, kanunlara uygun şekilde hak aramak en cesur çözüm olacak.

Herkesin kendi adaletini kendi geliştirdiği yollarla sağlaması her şeyi şu an olduğundan daha iyi hale getirecek mi? Hiç sanmıyorum. 

Ya da bir şeylerden şikayetçiysek bunu olduğu gibi kabul etmek ve boş vermek bize ne yarar sağlayabilir ki? Birinin size bir zararı dokunduğunda, biri size haksızlık ettiğinde, biri size hakkınız olan tazminatı vermediğinde, biri siz karşı bir suç işlediğinde boş vermek yalnızca sizi etkileyen bir durum değildir. Bu durum aslında dolaylı olarak tüm toplumu etkiler. 

Mesela bir işveren işçilerinin hakkını vermiyor, tazminatsız bir şekilde işten çıkarıyor. Bu durumda o işçiler, senelerce davayla uğraşmak istemeyip hakkını aramaktan vazgeçtiği anda bu işveren yaptığı haksızlığın bedelini ödemiyor, yani yanına kâr kalıyor ve aynı muameleyi diğer işçilerine de uygulamaya devam ediyor. Ya da birileri gelip sizi tehdit ediyor, taciz ediyor. Nasıl olsa düzgün bir ceza almayacak, uğraşmayayım dediğiniz anda aslında bir suça ve bir suçluya göz yummuş oluyoruz. Bu kişi cezalandırılmadığı için aynı suç teşkil eden eylemlerini başka insanlara karşı da yapmaktan çekinmiyor. Örnekler daha da çoğaltılabilir ama asıl anlamamız gereken uğradığımız haksızlığa ses çıkarmak yalnızca kendimize olan sorumluluğumuz değil, aynı zamanda topluma olan sorumluluğumuz.

Elbette yalnızca hakkımızı hukuka uygun şekilde aramamız, hakkımızdan vazgeçmememiz hukuk sistemimizdeki tüm sorunları çözmüyor, çözmeyecek de. Ancak bu sayede haklarımızdan vazgeçmiyor ve topluma karşı olan sorumluluğumuzu da bu noktada yerine getirmiş oluyoruz. Her şeye rağmen mücadele etmenin vermiş olduğu güç hissine tutunmuş oluyoruz. ‘’Başka’’ yollarla kendi adaletini sağlamak isteyenlere, her şeye rağmen bu ülkede kanunlar var demiş oluyoruz. 

Eylül ayı: Bir Oryantasyon Festivali

Bazıları için yeni yıl Eylül’de başlar. Çünkü Eylül’de okullar açılır, rüzgâr artık serin eser, gece ve gündüz süreleri eşitlenene kadar hayatımıza türlü türlü yenilikler dahil olur ve olan bitene hızla uyum sağlanır. Çocuklar okula başlar. Günlük rutinler için rota yeniden oluşturulur. Takip edilecek ödevler ve polo yakalı t-shirtler hayata yeniden eklenir. Tüm bu sürece oryantasyon adı verilir ve oryantasyon ebeveynleri apaçık kapsar. Aynı dönemde hobiler, aktiviteler ve çeşitli kurslar yeniden açılır. Artık günlük mesaimize çocukları çeşitli kurumlara ve kurslara ulaştırma görevi de eklenir. 

Sırtımızı sıvazlayacak o dost nerede?

Biz de koca yaz bunun için dinlendik ve Eylül başlar başlamaz işe koyulduk. Çeşitli veli gruplarından yeni yeni bildirim sesleri geliyor artık. Bizler başkentin orta yerinde Y kuşağı ebeveynleriz. Kimimiz sabah mesaisi için 7’de yola düşeriz ancak okul zili sabah 9’da çalar. 9-6 yollarında geçen beyaz yakalı hayatlarımızda okul saati, günün orta yerinde biter. Yaşları 7 ila 12 arasında değişen irili ufaklı bebeklerimizi kalabalığın orta yerine bırakabilmek için gerekli oryantasyon bize de otomatikman yüklenir bu dönemde. Şanslı olanlar, çocuklarını okuldan mesai saatinin orta yerinde kendileri teslim alabilir ya da en iyi ihtimal kök ailelerinden destek görür. Geri kalanı etüt merkezleri ya da varsa okulların etüt programlarına emanet ederek bu düzene uyumlanır. Tüm bu süreçten anladığım, mahalle mekteplerimizin pek de çalışan ebeveyn dostu olmadığı. Oysa hepimizin bir dosta ihtiyacı var. Dost bir mekân, dost bir etkinlik, şöyle bir sırtımızı sıvazlasa ve aferin iyi gidiyorsun dese bize fena mı olur? 

Ebeveyn dostu mekânlar

Ebeveynlere dost olabilen bir mekân derken, içinde hem çocuğun çocuk olarak var olabildiği ve ebeveynlerin de kendine yetişkin anlar yaşatabildiği mekânları kastediyorum. Peki, neler bu ebeveyn dostu mekân kümesine dahil olabilir? Bir mekânı ebeveyn dostu yapan nedir? Benim için bunu sağlayan kriterlerin başında hem çocukla hem de kendimizle temas kurmamıza imkân sağlayan ortamlar geliyor. Mesela müzeler.

Ben bu satırları yazarken Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında çeşitli etkinlikler gerçekleşiyor Ankara’da. Farklı yaş grupları ve ilgi alanları için etkinlikler mevcut. Mesela Resim Heykel Müzesi’nde çocuğunuz müze kâşifliği yaparken siz de kendi görsel sanat okuyuculuğunuzu besleyebilirsiniz. Çocuğunuz bir etkinlik atölyesindeyken, müzenin kafesinde bir kahve içebilirsiniz. Festival zamanı dışında da Rahmi Koç ve Erimtan Müzelerinde de çeşitli çocuk atölyeleri gerçekleşmekte. Bunların hepsi benim anlayışımda ebeveyn dostluğu sunan mekânlar. Çocuklar verimli bir atölye süresi içindeyken çocuklu arkadaşlarımla müzenin kafesinde biraz sohbet etmek de yanımıza kâr kalacak. Ne diyorduk: Kazan-kazan.

Ebeveyn dostu olmaktan uzak bir düzene oryantasyonumuz yüklenirken şehrin dostane imkânlarına yüzümüzü dönersek işlerin kolaylaşacağına gönülden inanıyorum. Hepinize iyi seneler dilerim. Hoş geldin Eylül başlangıçlı yeni yılımız.


Resim Heykel Müzesi

Türkocağı Sokağı, Hacettepe, Altındağ/Ankara

Telefon: (0312) 310 20 95


Rahmi Koç Müzesi

Depo Sokağı No:1, Kale  Altındağ/Ankara

Telefon: (0312) 309 68 00


Erimtan Müzesi

Erimtan Müzesi

Gözcü Sokağı No:10, Kale  Altındağ/Ankara

Telefon: (0312) 311 04 01

Ankara Postası – Ekim 1933

Yazar Hakkında

1953 Ankara'da doğdu. 1976'da ODTÜ Ekonomi-İstatistik bölümünü bitirdi. 1979-1987 arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Bu arada Ankara Üniversitesi SBF sosyal politika yüksek lisansını tamamladı. 1987-2003 arasında Türk Exinbank'ta görev yaptı, buradan emekli oldu. Yayınlanmış pek çok kitap ve makalesi bulunmaktadır.

Yıl:1 Sayı:2

Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü

Ankara’daki Kutlulamalar

Ankara’da Cümhuriyetin onuncu yıl dönümü; üç gün gece gündüz büyük coşkunluklarla candan ve hep beraber kutlulanacaktır. Bunun için bayram günlerinde ve gecelerinde şehirde bulunan bütün resmî daireler, resmî ve hususî müesseseler, Cümhuriyet Halk Fırkası [Partisi] merkezi, halkevi, mektepler. spor kulüpleri, ev ve dükkânlar, minareler, meydanlar, caddeler bayraklarla, yeşilliklerle, kırmızı beyaz kurdelâlarla süslenecek ve elektrikle tenvir edilecektir [aydınlatılacaktır]. Elektrik tesisatı henüz yapılmamış olan mahaller de fenerlerle donatılacaktır.

Cümhuriyetin on yıllık bütün işlerinin mukayeseli grafikleri Büyük Millet Meclisiyle Fırka binası arasında caddenin iki tarafındaki yaya kaldırım kenarına konacak ve tenvir edilecektir. Bilumum vesaiti nakliye kırmızı beyaz kurdelâlarla süslenecektir. 

Bundan başka ana caddeler ve meydanlar inkılâp şiarlarımızı [temel ilkelerimizi] ifade eden uzun ve bez levhalar üzerine yazılı kısa sözlerle ve cümhuriyetin feyizlerini gösteren levha, resim ve grafiklerle işlenecektir. Şehirdeki tezahürata iştirak etmek üzere yakın kaza ve köylerden atlı ve yaya köylü misafirler davet edilecektir. Bu misafirler Vilâyet ve belediyece ayrılan yerlerde yatırılacaktır.
(Hakimiyeti Milliye, 27 Ekim 1933)

Onuncu Yıl Marşını Millete Öğretmek İçin

Onuncu cümhuriyet bayramı marşının notaları dağıtılmıştır. Birkaç günden beri çalıştırılan Ankara’nın bütün mektepleri talebesi dün halkevinde toplanarak hep bir ağızdan ilk provayı yaptılar. Marşın bestesi gramofon plâklarına da alınmaktadır.
(Hakimiyeti Milliye, 4 Ekim 1933) 

Bayramda Açılacak Sergiler

Cümhuriyetin onuncu yıl dönümünde, sade yaptıklarımızı göstermek ve onlarla öğünmek için değil, yeni on yıllar için hız ve kudret almak için büyük bir bayram yapıyoruz.

Ankara’da Maarif Vekâleti’nin İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nde hazırladığı ve maarif sahasındaki inkılâplarımızı gösteren sergi ile Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin ticaret lisesinde tertip ettiği ‘On Yıl İktisat Sergisi’ çok manalı ve nevileri şahıslarına mahsus eserler olacaktır.
(Hakimiyeti Milliye, 25 Ekim 1933)

Tıbbî Müstahzarlar ve Aletler Sergisi

Beşinci millî tıp kongresi ile beraber Büyük Millet Meclisi’nin yeni yapılan salonlarında açılmış olan tıbbî müstahzarlar ve alet sergisi iki gündür binlerce yurttaş tarafından ziyaret edilmektedir.
(Hakimiyeti Milliye, 23 Ekim 1933)

Spor

Ankara’da Bayram Münasebetile Birincilikler

Büyük bayram münasebetiyle denizcilikten başka bütün sporların Türkiye birincilik müsabakaları Ankara’da olacaktır. Müsabakalara 46 güreşçi, 20 eskrimci, 105 atlet ve 120 futbolcu iştirak edecektir. 

Büyük geçit resminde otuzu denizci olmak üzere beş yüzden fazla sporcu ve kulüp murahhasları [delegeleri] iştirak edecektir. (Hakimiyeti Milliye, 20 Ekim 1933)

Ankara’nın İmarı Üzerine

Tapusuz Şehir

Ziraat Enstitülerinden Ankara şehrine doğru bakıldığı zaman, gözlerinizi oğuşturmak istiyeceksiniz. Eteğinden tepesine kadar koskoca bir dağ, çamur çoban kulübeleri ile kaplanmıştır. Sanki bir gecede, bir köy Ankara’nın sırtına yapıştırılıvermiştir: En garplı şehrin omuzlarından biri üzerinde en geri şark!

Bu dağ ve yanındaki dağ, ikisi de şehir plânında yeşil saha’dırlar. Plânın 250 bin nüfus için yapıldığını da akılda tutunuz.

Bu iki dağda ne yol, ne su, ne ışık, hiçbir şey yoktur. Bu iki dağda hiçbir ev tapulu değildir. Bu iki dağ yeni Ankara’nın baştanbaşa bütün iddialarını ve davalarını tekzip etmeğe çalışıyor.

Şehrin bu iki dağını ve etrafını kaplıyan çamur şehir, hükûmet ve belediyenin kontrolsüzlüğünün ve müsamahasının değil, maatteessüf bir zaruret’in eseridir. Ankara’ya gelen binlerce amele nerede oturacaktı? Ya çadır kuracaklar, ya yerin altını kazacaklar, yahut ikisinden de farkı olmıyan bu çamur çerkileri inşa edeceklerdi. Belediye yarın hepsini silip süpürebilir; tapusuz tek bir dam bırakmıyabilir. Fakat ayazda kış ortasında biriken kadın çoluk çocuk binlerce fakir vatandaşa ne cevap verecektir?

Şehir plânında bir amele mahallesi parçası vardır. Bu topraklar, en ucuz yerlerdedir. Bu topraklarda en ucuz, bu yapılanlar kadar ucuz, fakat sıhhî, güzel ve muntazam ikametgâhlar da kurulabilir. Bu iki dağ, işte ancak böyle, aileler bir damdan başka bir dama nakledilerek, ev yapanlar orada çalıştırılıp kendilerine kendi evleri yaptırılarak, boşaltılacaktır. Bu yalnız içtimaî muavenetin [sosyal dayanışmanın] borcu değil, şehrin inzibat, estetik, sıhhat ve halk terbiyesi bakımlarından da elzemdir. Amele mahallesi yerlerinin istimlâk olunarak, birer ikişer odalı basit evler inşa olunmak için harcedilecek para, hiç şüphesiz, bu tapusuz şehr’i emrivaki gibi kabul edip, oraya ışık, su, yol ve inzıbat yetiştirmek için harcedilecek paradan daha az olacaktır.

Şurası mühimdir ki, Ankara’nın büyük iddiası karşısında bu garabet daha uzun müddet muhafaza edilemez. Üç tedbir başta geliyor: Bu iki dağı tapulandırmamak, yeniden hiçbir şey yaptırmamak, plânın amele mahallesi kısımlarını istimlâk edip bu iki dağı oraya nakletmek!
(Falih Rıfkı [Atay], Hakimiyeti Milliye, 10 Ekim 1933)

Altyapı Yatırımları

Çıbık Barajı*

Yeşil Ankara’yı, bundan beş on yıl evel ancak ham bir hayal sayılırken bugün hakiykat yapmak yolunda olan Cümhuriyet hükûmeti, bu maksadını tamamiyle tahakkuk ettirmek [gerçekleştirmek] için; Ankara’nın en mühim derdini halledecek, en mühim ihtiyacını karşılıyacak çareyi bulmuş ve başarma yolunda bulunmuştur. ‘Çıbık’ da yağmur ve sel sularının içinde toplandığı bir vadinin tepelerle çevrilmiş bir yerinde suları biriktirmek için 105 rakımına kadar yükseltilecek olan büyük Çıbık barajının inşasına hararetle devam edilmektedir. Çalışma mevsimi bitmeden evel işin büyük bir kısmı tamamlanmış olacaktır. Beton dökmeye müsait havalar daha bir müddet devam edebilecektir; bu zaman içinde işin esaslı kısımları başarılmış olacaktır.

Ankara’nın bütün ecnebi ziyaretçilerini de hayret ve takdir içinde bırakan büyük inşa işlerinin başında gelen Çıbık barajı Türkiye Cümhuriyeti merkezinin en esaslı ihtiyacını biter bitmez bütün kifayetiyle karşılamış olacaktır. (Hakimiyeti Milliye, 3 Ekim 1933)

* Barajın adı başlangıçta yörenin adının ‘halk” kullanımındaki şekliyle belirtilmiş, ancak kısa bir süre sonra ‘Çubuk’ sözcüğü benimsenmiştir.

Çubuk Barajı

Hükûmet merkezinin su ihtiyacının temini, sokakların, bahçelerin, parkların sulanması ve şehir havuzlarının tağdiyesine [doldurulmasına]  yarar suyu temin ve aynı zamanda Sincan köyüne kadar 55.000 dönüm arazinin sulanmasını ve ağaçlama sahasının inkişafını kolaylaştırmak için Çubuk feyezan [taşkın] sularını tutacak bir hazne bendi yaptırılmaya  başlanmıştır. Gelecek sene nihayetlerinde inşati bitecek olan bu bent, 12,5 milyon ton su alacaktır ve 49 milyon [ton] sel sularının kullanılmasını kolaylaştıracaktır.
(Hakimiyeti Milliye, 29 Ekim 1933)

Çarşı-Pazar

Yiyecek Fiatları

Sebze fiatları yeni mevsime ucuzlukla girdi. Çok ucuz seneler vardır ki Ankara bu mevsimde, yani yaz sebzelerinin turfanda zamanında bu kadar ucuz olmamıştır.

Fiatı en çok düşenlerden biri patatestir. Vasati [ortalama] olarak patatesin fiatı 100 paradır [2,5 kuruş]. Lahna çok boldur, dört kuruştur. Pırasa da aynı haldedir. Patlıcan 10-12 arasındadır. Kabak artık turfandadır. Ağustos iptidalarında [başlangıcında] ekilen yeni kabaklar şimdi mahsul vermeğe başlamışlardır ki bu sebeple 12,5-15 arasında tahavvül ediyor [değişiyor].

Dolmalık biber 5, sivri biber 10-12,5’tur. Sivrinin fiatının dolmalığa nisbeten bir buçuk misli fazla oluşu turşuluk için sivrinin fazla müşteri bulmasından ileri gelmektedir. Domates pek çok gelmektedir. 5-7,5 arasında istenilen domates tedarik edilebilmektedir. Köylünün getirdiği kışlık soğan 3-4 arasında satılmaktadır.

Havuç dört kuruştur. Ispanak 10-12,5 kuruşadır. Sebzeler içinde fiatı en yüksek olan çalı fasulyesidir. 20-22,5 arasında dolaşmaktadır. Barbunya ve ayşekadın 15-17,5 kuruşadır. [Bu fiatlar] esnafın kabzımallardan aldığı toptan fiattır. Esnaf da bunun üzerine bir miktar zammederek satmaktadır.
(Hakimiyeti Milliye, 8 Ekim 1933)

Kışa Girerken

Kömür Fiatları

Şehirde kömür fiatları  yüksektir. Vilayet ve belediye bu işi hal için tedbirler almaktadır. İstanbul ve Ankara arasındaki yol boyunca toplanmış olan kömürün taşınması da vagon vaziyetleri dolayısiyle tehir edilince kömür fiatları birden on beş kuruşa çıkmıştır. 

Hükumet, önüne gelenin istediği yerde odun kömürü yakmasına müsaade vermemek suretiyle pek haklı bir hassasiyet  göstermektedir. Vilayet, fennî surette ayrılan ormanlardan ağaç alınarak derhal kömür yapılması için Ayaş’a, Bâlâ’ya müsaade etmiştir. Fiatlar birkaç güne kalmadan normalleşecektir. Maden kömürü fiatları normaldir.
(Hakimiyeti Milliye, 10 Ekim 1933)

Sağlık

Hıfzıssıhha Müessesesi

Ankara’da yapılan ‘Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’ bilhassa bulaşık hastalıklarla ilmî bir surette mücadele ederek onları yok etmek için ilmî tetkikatta bulunmak üzere tesis edilmiş çok büyük ve çok mühim bir sıhhat ocağıdır. Bu büyük müessesenin kimya ve bakteriyoloji şubeleri iki seneden beri işlemektedir. Bunlardan başka hıfzıssıhha mektebi, seroloji [serum bilim] kısmı ve fennî ahırları vardır.
(Son Posta, 29 Ekim 1933)

Eğitim

Yüksek Ziraat Enstitüsü Açıldı

Yüksek Ziraat Enstitüsü’nü dün Başvekil İsmet Paşa Hazretleri yüksek ve samimi tezahürat arasında açtı. Enstitünün açılmasını kutlulama hatırası olarak Başvekil Hazretleri tarafından bir meşe ağacı dikilmiştir.
(Hakimiyeti Milliye, 31 Ekim 1933).

Rengarenk giriş seçenekleri ile Ayrancı-III

Kapı kavramının farklı kültür ve farklı disiplinlerde değişik anlam ve tanımları vardır. Bu yönüyle eski dönemlerde kale kapıları kentlerin girişleri olarak işlev üstlenmişler ve modern zamanlarda işlevlerini yitirerek terk edilmişlerdir. Eski dönemlerden bu yana kapılara siyasi iktidar, egemenlik ve hâkimiyet anlamlarının yanısıra dini ve kozmolojik anlamlarda yüklenmiştir. Mekânlara giriş ve çıkış işlevlerini üstlenen kapı kavramı zamanla simgesel bir gücü ifade etmeye başlamıştır. Kentlerin girişleri de bu simgesel güç ve egemenlik ifadesinden nasibini almıştır. Ayrancı semti çeşitli köşelerden farklı girişlere sahiptir. Atakule, TBMM, Cemal Süreya Parkı, Çetin Emeç Göbeği gibi farklı noktalardan semte giriş ve çıkış yapılmaktadır. Bu girişler her birimizde farklı anlamlar taşıdığı gibi bizde farklı duyguları da çağrıştırmaktadır. 

Ülkenin kaderini etkileyen sevinçli haberler, darbeler, olaylar hep bu Ayrancı girişinden duyuruldu. Türkçeyi en güzel konuşan spikerler hep buradan konuştular.

Eski TRT binasından Zeytin Dalı Caddesi girişi

Atatürk Bulvarı üzerinde, Ankara’nın ilk yüksek yapılarından eski İş Bankası hizmet binası ile Ankara Sanayi Odası’nın haşmetli yeni binası ve onun hemen yanında Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi bulunmaktadır. Karşılarında ise TRT ile bahçesi bol ağaçlı ABD Büyükelçiliği göze batmaktadır. İşte eski TRT ile ABD büyükelçilik arası Aşağı Ayrancı’nın bir diğer giriş kapısıdır.

Atatürk Bulvarı üzerinden girişi olan Zeytin Dalı Caddesi’nin önceki adı Nevzat Tandoğan idi. 2018 yılında adı değiştirilerek Zeytin Dalı oldu. Tandoğan Meydanı’nı adı da  2015 yılında Anadolu Meydanı olarak değiştirilmişti. Nevzat Tandoğan özkıyımla yaşama veda eden eski Ankara Valilerindendi. 

Ülkenin kaderini etkileyen sevinçli haberler, darbeler, olaylar hep bu Ayrancı girişinden duyuruldu. Türkçeyi en güzel konuşan spikerler hep Ayrancı girişinde konuştular. 

Çetin Emeç ve Dikmen Yolu kavşağından Dikmen Vadisi 1. Etap önünden geçen Aşağı ve Yukarı Ayrancı giriş kapısı.
Eski TRT binası ülkemizin kaderini yönlendiren çok önemli olayların iletişiminin yapıldığı merkezdi.

Çetin Emeç Caddesi’nden Dikmen Caddesi girişi

TBMM Dikmen kapısından Yukarı Ayrancı’ya seyrederken ilk Ayrancı girişi Cemal Süreya Parkı ve hemen önündeki Ömür Sokak olarak karşımıza çıkmaktaydı. Çetin Emeç Bulvarı ile Dikmen yolu kavuşması, Polis Evi yanından Dikmen Vadisi’ne dönen yol Ayrancı’nın Mesnevi Sokağıdır. Burası hem Aşağı Ayrancı’nın hem Yukarı Ayrancı’nın Dikmen yolu üzerindeki giriş meydanıdır. 

Çetin Emeç Bulvarı üzerinden Ayrancı’ya ilk giriş noktası.

Dikmen Yolu Polis Evi kavşağından, Ayrancı’ya doğru dönünce sağ tarafınızda bütün Dikmen Vadisi 1. Etap’ın doğal güzelliği başlar. Aracınızla oradan geçiyorsanız park edip fıskiyeli havuzları, yemyeşil korulukları izleyip yaşama sevincinizi artırabilirsiniz. Bu caddeden şehrin kuzeyini kuşbakışı seyredebilirsiniz. 

Çetin Emeç, Dikmen Yolu kavşağından taş döşeli bu kaldırımda Aşağı ve Yukarı Ayranrı’ya doğru yürümek doğaya karşı olan özlemi gidermektedir. Bu yaya yolu mahalleler arası bir köprüyol gibidir.

Hoşdere Caddesi, Mesnevi köprüsü. Soldan Cinnah Caddesi’ne, sağdan Hoşdere’ye çıkar

Eski devirlerde şehirlerin girişleri savunma amacıyla surlarla kalelerle örülüyordu. Dokuz bin kilometreye yakın Çin Seddi bile saldırılara karşı yapılmış en uzun savunma duvarıydı. Yine eski ve yeni zamanlarda şehirlerin girişinde heybetli giriş kapıları yaptılar. 

Ankara’nın ve Ayrancı’nın bütün giriş kapıları, Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş Cumhuriyet kapılarıdır.  Çankaya’nın ve Ayrancı’nın  bütün kapılarının doruklarından bakınca Anıtkabir görünür. Atatürk’ün yaşadığı Çankaya, her iki Ayrancı’nın merkez kapısıdır.

Plastikten bir kaydırak, bir salıncak

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Çocukların gelişimi ve sağlığı için çocuk dostu parklar hayal değil!

Pandemi ile birlikte günlük yaşamımızı, ihtiyaçlarımızı, sokağımızı, mahallemizi, komşuluk ilişkilerimizi, muhtarımızı, sağlık ocağımızı, fırınımızı ve daha pek çok şeyi yeniden fark etmemiz, gözden geçirmemiz gerekti. Eve kapanan çocukların oyun ihtiyaçlarını da burada saymadan geçemeyiz. Her ne kadar elektronik oyunlar ve internet ile oyalanmaya çalışsak da; çocukların büyüme çağında koşma, atlama, zıplama gibi fiziksel etkinlikleri ile başka çocuklarla bir araya gelerek sosyalleşmesini bu ortamlarda karşılamak mümkün olmadı. Bütün bunlar kentlerdeki çocuk oyun alanlarını, sokağın bir oyun alanı olarak varlığını yeniden düşünmemizi gerektirdi.

2024 yerel seçimlerine doğru

Pandemi bitti, normal hayatımıza geri döndük ve birkaç ay sonra da bir yerel seçim süreci yaşayacağız. Mahallemizi, kentimizi bu çerçevede yeniden düşünerek yerel yöneticilerimizden beklentilerimizi de bu gerekçelerle belirlememiz gerekmez mi? Gerekir ama bu konuda siyasi partiler arasında farklı anlayışların olmadığını da en baştan ortaya koymak gerekir.

Kentlerdeki çocuk oyun alanlarına bakarak o kentin hangi siyasi anlayış tarafından yönetildiğini söyleyebilmek mümkün mü? Birbirlerinden farklı anlayışlara sahipler mi? 

Bütün kentlerde çocuk oyun alanları aynı sistem ile kuruluyor, malzemeleri aynı firmalar üretiyor. Petrol artığı asfalt yürüyüş alanları, petrol artığı plastik kaydıraklar, salıncaklar, petrol artığı kauçuk zeminler. Şimdi sokağa çıkın, size en yakın çocuk parkına gidin ve bunların dışında gördüğünüz bir farklılık var mı lütfen bir bakın.

Bizde pek yok, ama dünyada var. 

Çocukların ihtiyacını karşılayan parklar

Çocukların oyun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bilimsel çalışmalar var. Oyun alanlarının çocuklar üzerindeki etkilerini araştıran, daha iyiyi bulmaya çalışan arayışlar var. Farklı malzemelerin kullanımı için ilkeler var. Yerel yönetim çalışmalarında artık çocuğa kentte yer açmak, çocuk dostu kentler kavramları sıkça konuşuluyor. Engelli çocukların, özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların da kullanabileceği ortamların yaratılması birer hak olarak önümüzde duruyor.

Çocuk oyun alanları, kentsel yeşil alan planlamasında önemli bir yeri olan yeşil alan planlamasının bir parçasıdır.  Bu konuda yerel yönetimlere, çocuklara güvenle oynayabilecekleri iyi planlanmış park alanları oluşturmaları konusunda görevler verilmiştir. Tabii bu planlamadan ne anlamamız gerektiğini de konuşmamız gerekiyor. Bu, park alanının içine asfalt atılmasının, oyun alanlarında petrol artığından üretilmiş zemin malzemesi kullanılmasının ve aynı fabrikadan çıkmış plastik oyun malzemelerinin kullanılmasının ötesinde bir planlama anlayışını ifade etmektedir.

Okul bahçelerinin oyun alanı olarak kullanımı

Büyük kentlerde ve Ayrancı gibi kent merkezlerinde kalmış semtlerdeki okul bahçelerinin, eğitim zamanı dışında çocuk oyun alanı olarak kullanımının özendirilmesi gerekir. Bizde okullar hala eğitim-öğretim zamanı dışında kapısına kilit vurulan alanlar. Bakanlığın okullara ayırmadığı bütçeler nedeniyle okul bahçelerinin düzenlenmesi işi belediyelerin insafına bırakılmış durumdadır. Belediyelerimiz de skor yakalama çabası nedeniyle buralara yaratıcı çalışmalar yapmak yerine bahçeye asfalt döküp 2 tane basketbol potası dikerek sorunu gideriyorlar. Tatil zamanında ve hafta sonları hiçbir şekilde kullanılmayan veya otopark olarak kiraya verilen okul bahçelerini görmemizin temel nedeni işte bu.

Çocuk parkı mı, köpek parkı mı?

Son yıllarda evlerde bakılan köpek sayısında patlama yaşanıyor. Bu hayvanların ihtiyaçlarını gidermek için en çok kullanılan yerler de çocuk parkları. Bazı örneklerde bu alanlar ayrılmış olsa bile bunlar özenli kullanılmadığında sık sık şikayet konusu oluyor. Parklar bir taraftan da sokak köpeklerinin barınakları haline geliyor ve bu sorunun sadece yasal önlemlerle giderilemeyeceği de aşikar.

Parkların bitki örtüsünü zenginleştirmek

Çocuk oyun alanları aynı zamanda çocukların doğayla ilk buluştukları yerler. Ağaçları, bitkileri ilk tanıdıkları bu alanların ruhuna uygun şekilde zenginleştirilerek birer doğa okuluna dönüşmeleri gerekiyor. Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren ilgi alanları parklar oluyor. Hangimiz bu konuda kara kara düşünmedik ki? Koşarken nereye düşecekler diye aklımızın çıktığı ya da çimenleri koparıp ağızlarına götürürken çocuklarımızın üzerine atladığımız anları hatırlamışsınızdır. Bu anlamda parkları güvenli ve sağlıklı bir bitki örtüsüyle zenginleştirmek çocukların dünyasını da zenginleştirecektir.

Sokak oyunları parkı

Sokaklarımız oyun alanı olmaktan çoktan çıktı. Bazı sokakların trafiğe kapatılarak belli zamanlarda oyun alanına dönüşmesi denendi ama sürdürülebilir olmadılar. Bu nedenle çocukları geliştirecek ve diğer çocuklarla oynamalarını teşvik edecek sokak oyunlarının çocuk parklarının içerisine eklenmesi faydalı olacaktır. Parklar sadece kaydırak ve salıncak parkı olmaktan böylece çıkarılabilir ve çocukların tek başına değil birlikte oynamalarını özendirebilir.

Dünyadan iyi örnekler 

İsveç
Almanya
Japonya
Kopenhag- İsveç

Ayrancı’nın en çeşitli ürüne ev sahipliği yapan sanat dükkanı: Mahal Dükkân 

Ayrancı’da sokak aralarında dolaşırken veya bir yerden bir yere giderken karşımıza butik, kendine özgü kafeler, el emeği üreten ve satan dükkânlar çıkar. Evden çıktığımızda soluklanacağımız bir kafe, bir arkadaşımıza veya kendimize alacağımız bir hediyeyi bu mekânlardan almak bizi daha çok mutlu eder. İşte o mekânlardan biri de Gerede Sokak 3 numarada yer alan Mahal Dükkân… Mahal’in sahibi sanat tarihçisi Hande Altuntaş ile Mahal’in macerasını konuştuk.

Hande Altuntaş

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Macera nasıl başladı?

Eskişehir’de okudum, sanat tarihçisiyim. Müzelerde ve restorasyon firmalarında çalıştım. İstanbul’da yaşıyordum ve hep bir dükkân hayalim vardı, iş aramaktansa kendi işimi yapayım istedim. Zaten bu işlerin içindeyim, öte yandan pek çok arkadaşım var bu işlerle ilgilenen güzel sanatlardan; ben de bir şeyler üretiyorum. Hepsini birleştirince güzel bir dükkân olur diye düşündüm. Evlenince Ankara’ya taşındım ve hayalim de burada gerçek oldu. 2014 Aralık’ta açıldık. 

Peki, neden Mahal?

Kelime anlamı ile yer, yöre demek… Mahalde, bu topraklarda yetişen yerel üreticilerin, bu topraklardan beslenen atölyelerin, sanatçıların işleri var. Üretici ile müşteri arasında bir köprü olmak ve kolektif bir iş çıkarmaktı amacım. Ben satış konusunda ilerlerken tasarımcılarımız ise her seferinde başka başka yaratıcılıklarını keşfedip ortaya yeni şeyler koyabilecekleri bir alana kavuştular. Böylelikle neredeyse 10 sene olacak Mahal Dükkân’ın varlığı. Ankara’nın çeşitliliği en fazla tasarım dükkânı olma yolunda ilerliyoruz.

Ayrancı’da bir ara sokaktasınız. Üstelik İstanbul’dan geldiniz. Bu sakinlik sizi zorladı mı, mesela pandemi nasıl geçti?

Burayı görür görmez işte burası dedim, Mahal’in yerini çok beğenmiştim hâlâ da çok seviyorum. Aslında ben kalabalık severim. Ayrancı’ya ilk geldiğimde kahve içecek yer bile yok denecek kadar azdı. Şu an çok daha iyi. Mahallemizi seviyorum. Güvenli alanımızda, komşularımızla mutluyuz. Pandemi döneminde çok zorlandık. Satışlarımız durma noktasına geldiği için online satışa odaklandık. Özel günlerde ve yılbaşı zamanında hareketlilik yaşadık. Aslında dükkânı yönetmek maddi-manevi boyutta kolay bir şey değil. 

Mahal’de yer vereceğiniz eserleri, ürünleri nasıl seçiyorsunuz?

Önce ürünleri kendi kriterlerime göre inceliyorum. Eserin hikâyesi nedir, nasıl ortaya çıkmış, hangi malzemeler kullanılmış, ne kadar sürede üretilmiş, hedef kitlesi kimler, eser veya ürün daha önce başka yerlerde sergilenmiş veya satılmış mı? Eseri veya ürünü farklı açılardan değerlendirmek lazım. Kendi estetik bakışım ön planda ama en nihayetinde burası bir dükkân ve herkesin beğenisi benimkiyle aynı olmayabilir. Bu on yıl beni bu konuda eğitti, ne satar ne satmaz’ı da düşünmeye çalışıyorum.

Herkes tasarladığı ürünü size getirebilir mi? Ünlülük şartınız var mı?

Değerli ve bilinen bir sanatçının eseri de dönemsel olarak dükkânımda yer alabiliyor veya güzel sanatlar mezunu olmayan ama sağlam eserler çıkaran yaratıcı kişilerin de eserleri, çalışmaları olabiliyor. Bu konuda özgünlüğe ve yaratıcılığa önem veriyorum. Yeni tasarımcılarla tanıştığım zaman onlar da benimle kendi çevrelerini paylaşıyor ve zamanla geniş bir sosyal ağ oluşuyor. Farklı sanatçı ve ürünlere yer vermeye çalışıyorum. Hem komşumu kösteklemeyim istiyorum hem görünürlüğü olmayan ya da az olanları görünür kılmaya çalışıyorum. Ünlü bir tasarımcının işinin Mahal’de olması tabii ki dükkânımıza değer katıyor ama böyle bir şartımız yok.

Şu an tezgahınızda çoğunlukla takı çeşitleri var. Takı ağırlıklı bir yer misiniz?

Aslında dönemsel olarak değişiyor. Bazen seramik çok yoğun oluyor, yaza doğru takılar daha çok talep görüyor. Yılbaşına doğru hediyelik eşyaya rağbet artıyor. Gönlümden geçen resim, kolaj gibi edisyonları çoğaltmak. Doğal taş, gümüş ve altın kaplama takıların yanında seramik, özel tasarım ayakkabı, kolaj ve resim gibi çeşitli ürünlerimiz var. Yakında birkaç yeni tasarımcı ile görüşmelerimiz olacak. Keyman Design ayakkabı tasarımı, Ağaç Sakal Atölyesi ahşap tablolar, Giku Polimer Takılar, Unity gümüş takılar, deprem bölgesinden gelen bir kadın arkadaşımızın ürettiği mozaik takılar ve daha fazlasını keşfetmek için Gerede Sokak 3/C ve online adresimize (shopier.com/MAHALDUKKAN) bekleriz.

Sizce sanat nedir veya ne sanattır?

Sanat nedir zor bir soru. Birçok sanat kuramı, sanat felsefesi var. Sanat tarihi okudum üzerine de güzel sanatlarda yüksek lisans yaptım. Okumak ya da okumamakla alakalı değil; alt kültür üst kültür diye de bakmamak lazım. Hiçbir eğitim almamış bir insanın bakarak gördüğü şey de sanat olabilir ve onun estetiği bizi yenebilir. Biz teorik olarak bakarız; ne malzeme kullanmış, hangi teknikle yapmış, ikonik çözümlemesi vs. Ama bunun sanat olup olmayacağına dair üstten bir bakışım yok. Teknik olarak bir sanat eseri olarak değerlendiremeyeceğimiz bir şeye tü kaka demeye karşıyım çünkü zaman geçer bir değer kazanır, çağdaş sanata dönüşür, bir anlamı olur ve her şey değişebilir. Kitsch denen bir şey var, bu bütün sanat kavramlarının dışında duran bir üslup, farklı bir bakış açısı. Popüler kültürü etkileyebilir. Bir şeyin çok popüler olması onu sanattan koparmaz. Ortada bir emek var. Sanat insanın kendi bakış açısıyla alakalıdır, birilerinin söylediği şeyler modası olan, satılan, bienalleri etkileyen, büyüten büyük kurumlar aslında, sizin yaptığınız resim değil. Bu yüzden sanatın tanımı ve değeri zamana göre, kişiye göre değişir diyebilirim.

Bir kent hakkı mücadelesi deneyimi “Ankaram Platformu”

Yazar Hakkında

1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.

1990’lı yılların sonu toplumsal muhalefetin tükendiği, yeni mücadele alanlarının yaratılması gerektiğinin çok farkında olunduğu yıllardı. Çünkü öncelikle 90’lı yılların yükselen kamu emekçileri hareketi konfederasyonlaşma ile bürokratikleşmeye başlamış, işçi sendikaları açısından ise DİSK’in yeniden açılmasına rağmen “sarı sendikacılık” cenderesi kırılamamıştı.

1970’li yıllardan gelen “demokratik kitle örgütleri” ise topluma nüfuz etmek konusunda eski etkisini gösteremiyordu. TMMOB, TTB gibi meslek örgütleri ise 1980 öncesi politikleşmiş son kuşağını tüketmekle meşguldü.

Ankara Demokrasi Platformu

Bu koşullar altında 1990’ların sonlarında Ankara’da faaliyet gösteren işçi sendikaları, kamu emekçileri sendikaları, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu “Ankara Demokrasi Platformu” (ADP) girilen bu çıkmazı; özellikle özelleştirmelere, insan hakları ihlallerine, zamlara ve hayat pahalılığına karşı bir eksende oluşturulan bir mücadele örgütü olarak hayata geçmişti. Bu çerçevede ADP eylemlilikleri arasında Çiller–Karayalçın Hükümetinin yarattığı 5 Nisan krizine karşı protestolar, “mezarda emekliliğe” karşı eylemler ve 1980 sonrası Ankara’da ilk ortaklaşmış
1 Mayıs kutlamaları akla gelenler…

Bu yıllarda özellikle klasik sendikacılığın tükenmişliğinin de etkisi ile Latin Amerika’da gelişen “toplumsal hareket sendikacılığı” çokça tartışılan bir gündemdi. Aslında ADP toplumsal hareket sendikacılığını bir yerelleştirme denemesiydi.

İçinden geldiğim TMMOB örgütlülüğü açısından da 90’lı yıllarda ortaya çıkan örgütsel kıpırdanma ve geleneği tekrar ayağa kaldırma çabası 2000 yılında Kaya Güvenç başkanlığında Emek Platformu içinde önderlik edebilecek bir pozisyona gelmesi ile sonuçlanmıştı. TMMOB 2002 seçimleri için Emek programının yazımı, F tipi cezaevlerine karşı gelişen toplumsal muhalefet içerisinde alınan konum, Irak’ta başlayan işgale karşı tutumla platformun önderliğini fiilen üstlenmişti. ,  Bu süreç en ileri aşamasına Irak’ın işgali için Amerikan askerlerinin Türkiye topraklarından geçmesi ve NATO Askeri üslerinin kullanılmasını öngören 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddi için oluşturulan toplumsal muhalefet içinde konum ile ulaşmıştı.

Ankaram Platformu

1990’ların özeleştirisi olarak Ankaram Platformu

Bu gündem içinde 1994’de Ankara’da ulaşım sorununu çözme iddiasıyla Gökçek başkanlığında Ankara Büyükşehir Belediyesi ilk olarak Mithatpaşa Caddesi’nde başlanan köprülü kavşak tartışmaları önemli bir mücadele alanı olmuştu. Bu süreçte TMMOB Odaları, toplumla bağ kuramamış, topluma gerçekleri anlatamamıştı. Bu sürecin bir kavşak tuzağı olduğu trafik sorununu bir sonraki kavşağa aktarmak dışında bir sonuç üretilemeyeceği çok açıktı. Buna karşılık sağ popülizm “Mimarlar, mühendisler işine baksın – trafiği şoförlere bıraksın” sloganıyla somutlaşan bir kamuoyu yaratmıştı. Bu süreçte yaşanan marjinalleşme özeleştirisi yapılması gereken bir konu olarak karşımızdaydı.

Bu çerçevede “kent hakkı” mücadelesinin nasıl geliştirileceği konusu ise o günlerde başta şehir plancıları, mimarlar, peyzaj mimarları, çevre, inşaat ve harita mühendisleri gibi bu konuya duyarlı Odaların gündemindeydi.

Fakat “Kent Hakkı” mücadelesini toplumun tüm kesimleri ile birlikte hayata geçirme fırsatı ilk olarak 2004 yerel seçimleri öncesinde doğdu. Bu süreçte “ulaşım zamları”na karşı oluşturulan örgütlerin bir araya geldiği bir birliktelik oluştu. Kent suçları konusunda zaten sürekli bir takip içinde olan yukarıda saydığım 6 meslek odasının oluşturduğu çekirdek etrafında Kavaklıdere, Çiğdemim gibi mahalle dernekleri, Halkevleri ve KESK Ankara şubeleri, Ankara Tabip Odası ve Ankara Barosu da eklendiğinde 1990’lardaki katlı kavşaklara karşı verilen mücadele deneyimini aşan ve onun özeleştirisi niteliğinde bir hareket olarak “Ankaram Platformu” doğdu.

Ulaşım zamlarına karşı başlatılan süreç yerel seçimlerde “Nasıl Bir Ankara İstiyoruz?” üst başlığı ile gençlerin, kadınların, yaşlıların, engellilerin, öğrencilerin, gecekonduların nasıl bir Ankara istediğini konu alan 10’dan fazla deklarasyon yayınlandı.   

Ankaram Platformu yeni bir mücadele tarzı yaratarak sorunun mekansal kaynağına da inerek mücadelelere özel insiyatifler oluşturma kabiliyetini geliştirdi.

Ankaram Platformu’nun Mücadele Haritası 

Ulaşım zamlarına karşı TÜDEF-Tüketici Dernekleri Federasyonu ile yapılan ve Ankaram Platformu’nun kuruluşuna vesile olan çalışmalar,

Ankaram Platformu’nun kamuoyunda en çok tanınmasını sağlayan “Kızılay Yaya Geçitleri Mücadelesi” 

Ulus’ta yanan Modern Çarşı esnafıyla bir araya gelebildiği “Ulus Girişimi”, 

Yeni Sahne yıkımına karşı TOBAV’la yanyana durabildiği  “Yeni Sahne Girişimi”, 

Barınma Hakkı Büroları ile Barınma hakkını savunduğu “Barınma Hakkı Çalışma Grubu”, 

Kuğulu Park direnişi ile Kavaklıderem Derneği’nin merkezde olduğu “Kuğulu Park Direnişi” 

İnşaat Mühendisleri Odası öncülüğünde
Su Hakkı Girişimi

Platformun sürdürdüğü faaliyetleri 2010’lu yıllara kadar hayata geçmeye devam etti.

Taklitler Aslını Yaşatıyor

Ankaram Platformu’nun çalışmaları bir dönem etkisini o kadar arttırmıştı ki dönemin Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi taklit bir “Ankara Platformu” kurup kamuoyunu yanıltmaya bile girişti. 

Bu tarz platformların kalıcı olmasını beklemek, kurumsallaşmasını sağlamaya çalışmak örgütlenme deneyimi olanların çok iyi bileceği gibi pek mümkün değil. Döneminin siyasi ikliminin, kadrolarının yöneliminin belirleyici olduğu Ankaram Platformu ülkemizdeki ve Ankara’daki kent hakkı mücadelesinde yaratıcılığı, katılımcılığı ve mücadeleciliği ile yerini çoktan aldı… Kadroların ve anlayışların değişmesi ile Ankaram Platformu’nun yerini doldurmaya çalışan Saltanata Son, Ben Ankara ve benzeri oluşumlar platformun kapsayıcılığını ve kazanım oluşturabilme kabiliyetini hiçbir zaman yakalayamadılar. 

ANKARAM PLATFORMU’NUN ZAMAN ZAMAN DEĞİŞSE DE KATILIMIN EN FAZLA OLDUĞU DÖNEMLERDE İMZACILARI

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası,İnşaat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubeleri, Metalurji Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Mülkiyeliler Birliği, ODTÜ Mezunları Derneği, Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği, Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği, Küresel Denge Derneği, KADER Ankara Şubesi, Kadın Dayanışma Vakfı, Kavaklıderem Derneği, Çiğdemim Derneği, 68 liler Dayanışma Derneği, Ankara Halkevleri, Altı Nokta Körler Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi, DİSK-Oleyis, DİSK-Dev.Maden.Sen, DİSK Emekli Sen, Edebiyatçılar Derneği, Eğit- Der, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, KESK Ankara Şubeler Platformu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği,Tüketici Hakları Derneği, Tüm İşçi Emeklileri Derneği, Zihinsel Özürlüler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüketici Hakları Derneği

DEĞİŞİK ZAMANLARDA PLATFORMUN İMZACISI OLMUŞ DİĞER ÖRGÜTLER
Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği, Çağdaş Gazeteciler DerneğiÇağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi, Esatlılar Güzelleştirme Derneği, KASSAİD, Spina Bifida Derneği Ankara Şubesi, Yenimahalle Yerel Gündem 21,Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Uçan Süpürge, Zihinsel Özürlüler Federasyonu

Kaynak:

“Kızılay Kent Merkezinde Yaya Ulaşımı İçin Bir Mücadele” Öyküsü

https://www.spo.org.tr/resimler/ekler/18317b57931b6b7_ek.pdf

Ayrancı Festivali 2023

13 Ekim – 29 ekim 2023 tarihleri arasında düzenleyeceğimiz Ayrancı Festivali’nin etkinlik programı:

Gülecek Bi’şey mi Var! Stand up gösterisi

Samet Karadeniz, Emre Aydın ve Leyla Ezgi Dinç’in sahne alacakları stand up gösterisi ücretsiz olarak 20 Ekim Cuma 20.00’de Cafe Creme’de (Yeşilyurt Sokağı No:32 Ayrancı) gerçekleşecektir.


Ayrancı Çocuk Şenliği

22 Ekim 2023 Pazar Portakal Çiçeği Parkı – Çocuk Parkı önü

13:00-17:00 Yazarlar Çocuklarla Buluşuyor

Zuhal Özer, Tuğba Can, Mina Tansel, Nazlı Tunalı, Alp Akoğlu, İrem Aksoy, Serap Çimenser, Ayşe İnan kitaplarını imzalayacaklar
13:00-17:00 Parkta Satranç
13:00-16:00 Yaratıcı Drama Etkinliği
13:00-15:00 Lindy Hop Sosyal Dans Etkinliği
15:30-17:00 Çocuk Şarkıları Konser
15:15-16:15 Resim Atölyesi
Ayşe Baloğlu ile Karikatür Atölyesi
15:30-16:30 Bez çanta boyama ve Yüz boyama atölyesi


Cumhuriyet ve Kent Kültürü Konuşmaları

Cumhuriyet ve Kent Kültürü Konuşmalarımızın konukları:
25 Ekim 2023 Çarşamba 18.00
Ceren Bozkurt
Gazinolardan Lokantalara: Cumhuriyetin İlk Yıllarında Ankara’da Yeme-İçme Kültürü

26 Ekim 2023 Perşembe 18.00
Funda Şenol
Mahalle Kültürünün Oluşmasında Mekanların Rolü
Yer: Cafe Creme – Yeşilyurt Sokağı No:32 Ayrancı