Blog

Ayrancı’nın en çeşitli ürüne ev sahipliği yapan sanat dükkanı: Mahal Dükkân 

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Ayrancı’da sokak aralarında dolaşırken veya bir yerden bir yere giderken karşımıza butik, kendine özgü kafeler, el emeği üreten ve satan dükkânlar çıkar. Evden çıktığımızda soluklanacağımız bir kafe, bir arkadaşımıza veya kendimize alacağımız bir hediyeyi bu mekânlardan almak bizi daha çok mutlu eder. İşte o mekânlardan biri de Gerede Sokak 3 numarada yer alan Mahal Dükkân… Mahal’in sahibi sanat tarihçisi Hande Altuntaş ile Mahal’in macerasını konuştuk.

Hande Altuntaş

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Macera nasıl başladı?

Eskişehir’de okudum, sanat tarihçisiyim. Müzelerde ve restorasyon firmalarında çalıştım. İstanbul’da yaşıyordum ve hep bir dükkân hayalim vardı, iş aramaktansa kendi işimi yapayım istedim. Zaten bu işlerin içindeyim, öte yandan pek çok arkadaşım var bu işlerle ilgilenen güzel sanatlardan; ben de bir şeyler üretiyorum. Hepsini birleştirince güzel bir dükkân olur diye düşündüm. Evlenince Ankara’ya taşındım ve hayalim de burada gerçek oldu. 2014 Aralık’ta açıldık. 

Peki, neden Mahal?

Kelime anlamı ile yer, yöre demek… Mahalde, bu topraklarda yetişen yerel üreticilerin, bu topraklardan beslenen atölyelerin, sanatçıların işleri var. Üretici ile müşteri arasında bir köprü olmak ve kolektif bir iş çıkarmaktı amacım. Ben satış konusunda ilerlerken tasarımcılarımız ise her seferinde başka başka yaratıcılıklarını keşfedip ortaya yeni şeyler koyabilecekleri bir alana kavuştular. Böylelikle neredeyse 10 sene olacak Mahal Dükkân’ın varlığı. Ankara’nın çeşitliliği en fazla tasarım dükkânı olma yolunda ilerliyoruz.

Ayrancı’da bir ara sokaktasınız. Üstelik İstanbul’dan geldiniz. Bu sakinlik sizi zorladı mı, mesela pandemi nasıl geçti?

Burayı görür görmez işte burası dedim, Mahal’in yerini çok beğenmiştim hâlâ da çok seviyorum. Aslında ben kalabalık severim. Ayrancı’ya ilk geldiğimde kahve içecek yer bile yok denecek kadar azdı. Şu an çok daha iyi. Mahallemizi seviyorum. Güvenli alanımızda, komşularımızla mutluyuz. Pandemi döneminde çok zorlandık. Satışlarımız durma noktasına geldiği için online satışa odaklandık. Özel günlerde ve yılbaşı zamanında hareketlilik yaşadık. Aslında dükkânı yönetmek maddi-manevi boyutta kolay bir şey değil. 

Mahal’de yer vereceğiniz eserleri, ürünleri nasıl seçiyorsunuz?

Önce ürünleri kendi kriterlerime göre inceliyorum. Eserin hikâyesi nedir, nasıl ortaya çıkmış, hangi malzemeler kullanılmış, ne kadar sürede üretilmiş, hedef kitlesi kimler, eser veya ürün daha önce başka yerlerde sergilenmiş veya satılmış mı? Eseri veya ürünü farklı açılardan değerlendirmek lazım. Kendi estetik bakışım ön planda ama en nihayetinde burası bir dükkân ve herkesin beğenisi benimkiyle aynı olmayabilir. Bu on yıl beni bu konuda eğitti, ne satar ne satmaz’ı da düşünmeye çalışıyorum.

Herkes tasarladığı ürünü size getirebilir mi? Ünlülük şartınız var mı?

Değerli ve bilinen bir sanatçının eseri de dönemsel olarak dükkânımda yer alabiliyor veya güzel sanatlar mezunu olmayan ama sağlam eserler çıkaran yaratıcı kişilerin de eserleri, çalışmaları olabiliyor. Bu konuda özgünlüğe ve yaratıcılığa önem veriyorum. Yeni tasarımcılarla tanıştığım zaman onlar da benimle kendi çevrelerini paylaşıyor ve zamanla geniş bir sosyal ağ oluşuyor. Farklı sanatçı ve ürünlere yer vermeye çalışıyorum. Hem komşumu kösteklemeyim istiyorum hem görünürlüğü olmayan ya da az olanları görünür kılmaya çalışıyorum. Ünlü bir tasarımcının işinin Mahal’de olması tabii ki dükkânımıza değer katıyor ama böyle bir şartımız yok.

Şu an tezgahınızda çoğunlukla takı çeşitleri var. Takı ağırlıklı bir yer misiniz?

Aslında dönemsel olarak değişiyor. Bazen seramik çok yoğun oluyor, yaza doğru takılar daha çok talep görüyor. Yılbaşına doğru hediyelik eşyaya rağbet artıyor. Gönlümden geçen resim, kolaj gibi edisyonları çoğaltmak. Doğal taş, gümüş ve altın kaplama takıların yanında seramik, özel tasarım ayakkabı, kolaj ve resim gibi çeşitli ürünlerimiz var. Yakında birkaç yeni tasarımcı ile görüşmelerimiz olacak. Keyman Design ayakkabı tasarımı, Ağaç Sakal Atölyesi ahşap tablolar, Giku Polimer Takılar, Unity gümüş takılar, deprem bölgesinden gelen bir kadın arkadaşımızın ürettiği mozaik takılar ve daha fazlasını keşfetmek için Gerede Sokak 3/C ve online adresimize (shopier.com/MAHALDUKKAN) bekleriz.

Sizce sanat nedir veya ne sanattır?

Sanat nedir zor bir soru. Birçok sanat kuramı, sanat felsefesi var. Sanat tarihi okudum üzerine de güzel sanatlarda yüksek lisans yaptım. Okumak ya da okumamakla alakalı değil; alt kültür üst kültür diye de bakmamak lazım. Hiçbir eğitim almamış bir insanın bakarak gördüğü şey de sanat olabilir ve onun estetiği bizi yenebilir. Biz teorik olarak bakarız; ne malzeme kullanmış, hangi teknikle yapmış, ikonik çözümlemesi vs. Ama bunun sanat olup olmayacağına dair üstten bir bakışım yok. Teknik olarak bir sanat eseri olarak değerlendiremeyeceğimiz bir şeye tü kaka demeye karşıyım çünkü zaman geçer bir değer kazanır, çağdaş sanata dönüşür, bir anlamı olur ve her şey değişebilir. Kitsch denen bir şey var, bu bütün sanat kavramlarının dışında duran bir üslup, farklı bir bakış açısı. Popüler kültürü etkileyebilir. Bir şeyin çok popüler olması onu sanattan koparmaz. Ortada bir emek var. Sanat insanın kendi bakış açısıyla alakalıdır, birilerinin söylediği şeyler modası olan, satılan, bienalleri etkileyen, büyüten büyük kurumlar aslında, sizin yaptığınız resim değil. Bu yüzden sanatın tanımı ve değeri zamana göre, kişiye göre değişir diyebilirim.

Bir kent hakkı mücadelesi deneyimi “Ankaram Platformu”

Yazar Hakkında

1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.

1990’lı yılların sonu toplumsal muhalefetin tükendiği, yeni mücadele alanlarının yaratılması gerektiğinin çok farkında olunduğu yıllardı. Çünkü öncelikle 90’lı yılların yükselen kamu emekçileri hareketi konfederasyonlaşma ile bürokratikleşmeye başlamış, işçi sendikaları açısından ise DİSK’in yeniden açılmasına rağmen “sarı sendikacılık” cenderesi kırılamamıştı.

1970’li yıllardan gelen “demokratik kitle örgütleri” ise topluma nüfuz etmek konusunda eski etkisini gösteremiyordu. TMMOB, TTB gibi meslek örgütleri ise 1980 öncesi politikleşmiş son kuşağını tüketmekle meşguldü.

Ankara Demokrasi Platformu

Bu koşullar altında 1990’ların sonlarında Ankara’da faaliyet gösteren işçi sendikaları, kamu emekçileri sendikaları, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu “Ankara Demokrasi Platformu” (ADP) girilen bu çıkmazı; özellikle özelleştirmelere, insan hakları ihlallerine, zamlara ve hayat pahalılığına karşı bir eksende oluşturulan bir mücadele örgütü olarak hayata geçmişti. Bu çerçevede ADP eylemlilikleri arasında Çiller–Karayalçın Hükümetinin yarattığı 5 Nisan krizine karşı protestolar, “mezarda emekliliğe” karşı eylemler ve 1980 sonrası Ankara’da ilk ortaklaşmış
1 Mayıs kutlamaları akla gelenler…

Bu yıllarda özellikle klasik sendikacılığın tükenmişliğinin de etkisi ile Latin Amerika’da gelişen “toplumsal hareket sendikacılığı” çokça tartışılan bir gündemdi. Aslında ADP toplumsal hareket sendikacılığını bir yerelleştirme denemesiydi.

İçinden geldiğim TMMOB örgütlülüğü açısından da 90’lı yıllarda ortaya çıkan örgütsel kıpırdanma ve geleneği tekrar ayağa kaldırma çabası 2000 yılında Kaya Güvenç başkanlığında Emek Platformu içinde önderlik edebilecek bir pozisyona gelmesi ile sonuçlanmıştı. TMMOB 2002 seçimleri için Emek programının yazımı, F tipi cezaevlerine karşı gelişen toplumsal muhalefet içerisinde alınan konum, Irak’ta başlayan işgale karşı tutumla platformun önderliğini fiilen üstlenmişti. ,  Bu süreç en ileri aşamasına Irak’ın işgali için Amerikan askerlerinin Türkiye topraklarından geçmesi ve NATO Askeri üslerinin kullanılmasını öngören 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddi için oluşturulan toplumsal muhalefet içinde konum ile ulaşmıştı.

Ankaram Platformu

1990’ların özeleştirisi olarak Ankaram Platformu

Bu gündem içinde 1994’de Ankara’da ulaşım sorununu çözme iddiasıyla Gökçek başkanlığında Ankara Büyükşehir Belediyesi ilk olarak Mithatpaşa Caddesi’nde başlanan köprülü kavşak tartışmaları önemli bir mücadele alanı olmuştu. Bu süreçte TMMOB Odaları, toplumla bağ kuramamış, topluma gerçekleri anlatamamıştı. Bu sürecin bir kavşak tuzağı olduğu trafik sorununu bir sonraki kavşağa aktarmak dışında bir sonuç üretilemeyeceği çok açıktı. Buna karşılık sağ popülizm “Mimarlar, mühendisler işine baksın – trafiği şoförlere bıraksın” sloganıyla somutlaşan bir kamuoyu yaratmıştı. Bu süreçte yaşanan marjinalleşme özeleştirisi yapılması gereken bir konu olarak karşımızdaydı.

Bu çerçevede “kent hakkı” mücadelesinin nasıl geliştirileceği konusu ise o günlerde başta şehir plancıları, mimarlar, peyzaj mimarları, çevre, inşaat ve harita mühendisleri gibi bu konuya duyarlı Odaların gündemindeydi.

Fakat “Kent Hakkı” mücadelesini toplumun tüm kesimleri ile birlikte hayata geçirme fırsatı ilk olarak 2004 yerel seçimleri öncesinde doğdu. Bu süreçte “ulaşım zamları”na karşı oluşturulan örgütlerin bir araya geldiği bir birliktelik oluştu. Kent suçları konusunda zaten sürekli bir takip içinde olan yukarıda saydığım 6 meslek odasının oluşturduğu çekirdek etrafında Kavaklıdere, Çiğdemim gibi mahalle dernekleri, Halkevleri ve KESK Ankara şubeleri, Ankara Tabip Odası ve Ankara Barosu da eklendiğinde 1990’lardaki katlı kavşaklara karşı verilen mücadele deneyimini aşan ve onun özeleştirisi niteliğinde bir hareket olarak “Ankaram Platformu” doğdu.

Ulaşım zamlarına karşı başlatılan süreç yerel seçimlerde “Nasıl Bir Ankara İstiyoruz?” üst başlığı ile gençlerin, kadınların, yaşlıların, engellilerin, öğrencilerin, gecekonduların nasıl bir Ankara istediğini konu alan 10’dan fazla deklarasyon yayınlandı.   

Ankaram Platformu yeni bir mücadele tarzı yaratarak sorunun mekansal kaynağına da inerek mücadelelere özel insiyatifler oluşturma kabiliyetini geliştirdi.

Ankaram Platformu’nun Mücadele Haritası 

Ulaşım zamlarına karşı TÜDEF-Tüketici Dernekleri Federasyonu ile yapılan ve Ankaram Platformu’nun kuruluşuna vesile olan çalışmalar,

Ankaram Platformu’nun kamuoyunda en çok tanınmasını sağlayan “Kızılay Yaya Geçitleri Mücadelesi” 

Ulus’ta yanan Modern Çarşı esnafıyla bir araya gelebildiği “Ulus Girişimi”, 

Yeni Sahne yıkımına karşı TOBAV’la yanyana durabildiği  “Yeni Sahne Girişimi”, 

Barınma Hakkı Büroları ile Barınma hakkını savunduğu “Barınma Hakkı Çalışma Grubu”, 

Kuğulu Park direnişi ile Kavaklıderem Derneği’nin merkezde olduğu “Kuğulu Park Direnişi” 

İnşaat Mühendisleri Odası öncülüğünde
Su Hakkı Girişimi

Platformun sürdürdüğü faaliyetleri 2010’lu yıllara kadar hayata geçmeye devam etti.

Taklitler Aslını Yaşatıyor

Ankaram Platformu’nun çalışmaları bir dönem etkisini o kadar arttırmıştı ki dönemin Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi taklit bir “Ankara Platformu” kurup kamuoyunu yanıltmaya bile girişti. 

Bu tarz platformların kalıcı olmasını beklemek, kurumsallaşmasını sağlamaya çalışmak örgütlenme deneyimi olanların çok iyi bileceği gibi pek mümkün değil. Döneminin siyasi ikliminin, kadrolarının yöneliminin belirleyici olduğu Ankaram Platformu ülkemizdeki ve Ankara’daki kent hakkı mücadelesinde yaratıcılığı, katılımcılığı ve mücadeleciliği ile yerini çoktan aldı… Kadroların ve anlayışların değişmesi ile Ankaram Platformu’nun yerini doldurmaya çalışan Saltanata Son, Ben Ankara ve benzeri oluşumlar platformun kapsayıcılığını ve kazanım oluşturabilme kabiliyetini hiçbir zaman yakalayamadılar. 

ANKARAM PLATFORMU’NUN ZAMAN ZAMAN DEĞİŞSE DE KATILIMIN EN FAZLA OLDUĞU DÖNEMLERDE İMZACILARI

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası,İnşaat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubeleri, Metalurji Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Mülkiyeliler Birliği, ODTÜ Mezunları Derneği, Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği, Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği, Küresel Denge Derneği, KADER Ankara Şubesi, Kadın Dayanışma Vakfı, Kavaklıderem Derneği, Çiğdemim Derneği, 68 liler Dayanışma Derneği, Ankara Halkevleri, Altı Nokta Körler Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi, DİSK-Oleyis, DİSK-Dev.Maden.Sen, DİSK Emekli Sen, Edebiyatçılar Derneği, Eğit- Der, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, KESK Ankara Şubeler Platformu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği,Tüketici Hakları Derneği, Tüm İşçi Emeklileri Derneği, Zihinsel Özürlüler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüketici Hakları Derneği

DEĞİŞİK ZAMANLARDA PLATFORMUN İMZACISI OLMUŞ DİĞER ÖRGÜTLER
Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği, Çağdaş Gazeteciler DerneğiÇağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi, Esatlılar Güzelleştirme Derneği, KASSAİD, Spina Bifida Derneği Ankara Şubesi, Yenimahalle Yerel Gündem 21,Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Uçan Süpürge, Zihinsel Özürlüler Federasyonu

Kaynak:

“Kızılay Kent Merkezinde Yaya Ulaşımı İçin Bir Mücadele” Öyküsü

https://www.spo.org.tr/resimler/ekler/18317b57931b6b7_ek.pdf

Ayrancı Festivali 2023

13 Ekim – 29 ekim 2023 tarihleri arasında düzenleyeceğimiz Ayrancı Festivali’nin etkinlik programı:

Gülecek Bi’şey mi Var! Stand up gösterisi

Samet Karadeniz, Emre Aydın ve Leyla Ezgi Dinç’in sahne alacakları stand up gösterisi ücretsiz olarak 20 Ekim Cuma 20.00’de Cafe Creme’de (Yeşilyurt Sokağı No:32 Ayrancı) gerçekleşecektir.


Ayrancı Çocuk Şenliği

22 Ekim 2023 Pazar Portakal Çiçeği Parkı – Çocuk Parkı önü

13:00-17:00 Yazarlar Çocuklarla Buluşuyor

Zuhal Özer, Tuğba Can, Mina Tansel, Nazlı Tunalı, Alp Akoğlu, İrem Aksoy, Serap Çimenser, Ayşe İnan kitaplarını imzalayacaklar
13:00-17:00 Parkta Satranç
13:00-16:00 Yaratıcı Drama Etkinliği
13:00-15:00 Lindy Hop Sosyal Dans Etkinliği
15:30-17:00 Çocuk Şarkıları Konser
15:15-16:15 Resim Atölyesi
Ayşe Baloğlu ile Karikatür Atölyesi
15:30-16:30 Bez çanta boyama ve Yüz boyama atölyesi


Cumhuriyet ve Kent Kültürü Konuşmaları

Cumhuriyet ve Kent Kültürü Konuşmalarımızın konukları:
25 Ekim 2023 Çarşamba 18.00
Ceren Bozkurt
Gazinolardan Lokantalara: Cumhuriyetin İlk Yıllarında Ankara’da Yeme-İçme Kültürü

26 Ekim 2023 Perşembe 18.00
Funda Şenol
Mahalle Kültürünün Oluşmasında Mekanların Rolü
Yer: Cafe Creme – Yeşilyurt Sokağı No:32 Ayrancı

Ankara Postası – Ağustos 1933

Yazar Hakkında

1953 Ankara'da doğdu. 1976'da ODTÜ Ekonomi-İstatistik bölümünü bitirdi. 1979-1987 arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Bu arada Ankara Üniversitesi SBF sosyal politika yüksek lisansını tamamladı. 1987-2003 arasında Türk Exinbank'ta görev yaptı, buradan emekli oldu. Yayınlanmış pek çok kitap ve makalesi bulunmaktadır.

Bayram Kutlaması

Ankara’da Zafer Bayramı

Büyük Zafer Bayramı coşgun tezahürlerle kutlanmıştır. Resmi daireler kapanmış, her yer bayraklarla süslenmiştir. 

Merasime sabah saat sekiz buçukta başlanmış ve  ve bu saatte  Sarıkışla’da, fırka karargâhında dokuz buçukta da  büyük büyük erkânıharbiyede [genel kurmay başkanlığında] tebrik merasimi yapılmıştır. 

Saat 10:30’da geçit resmi sahasında merasim başlamıştır. Bu merasimde Milli Müdafaa Vekili Zekâi Bey ve büyük erkânıharbiye reisi Asım [Gündüz] Paşa, şehrimizde bulunan diğer bilumum erkân ve  ümerai askeriye, zabitan ve binlerce halk hazır bulunmuştur.

Alayın en kıdemsiz bir zabiti ve bundan sonra fırka Liva kumandanı miralay Tevfik ve Halkevi namına Haşim beyler tarafından birer nutuk söylenmiştir. Büyük bir geçit resmi ile merasime nihayet verilmiştir. Geçit resmine piyade, süvari ve topçu, jandarma kıtaatı ile iki teyyare filosu ve ayrıca bir temsil alayı iştirak etmiştir.

Öğleden sonra saat on altıda halkevinde merasim yapılmıştır. Burada başkumandanlık meydan muharebesini ve o günün hatıralarını anlatan hitabeler söylenmiş, şiirler okunmuş ve bir piyes temsil edilmiştir. 

Gece saat yirmide büyük bir fener alayı ve bahçelerde tayyare cemiyeti menfaatine muhtelif eğlenceler tertip edilmiştir.

Şehir baştan başa ışık içindedir. Sokaklarda bayram sevinci ile, coşgun bir hayat ve hareket görülmektedir.. Halk, kendisine yaşama ve istiklâl haklarını kazandıran büyük zafer gününü samimî tezahürlerle kutlulamağa devam ediyor. (Milliyet, 31 Ağustos 1933)

Sağlık

Hükûmet Tabibi Olan İlk Kadın

Ankara vilâyeti hükûmet tabipliğine Mediha Raşit hanım tayin edilmiştir. Mediha Hanım, hükûmet tabibi olan ilk doktordur. (Vakit, 19 Ağustos 1933)

Sosyal Yaşam

[Ankara’da Bir Zamanlar Museviler Vardı!]

Ankara Musevilerinin Bir İçtimaı

Ankara Musevileri dün akşam Türklük Kültür Kulübü’nde bir toplantı yapmışlardır. Bu içtimada Gazi Antep meb’usu Nuri Bey de hazır bulunmuştur. Riyaseticumhur orkestra şefi tarafından Musevilere İstiklâl marşı öğretilmiş, marş hep birlikte teganni edilmiştir. Ankara Musevileri Halkevine kaydolunmaktadırlar. (Cumhuriyet, 24 Ağustos 1933)

Ekonomi

Ankara’da Çeltik Fabrikası Kuruluyor

Memleketimizin muayyen bazı mıntakalarında yetiştirilen ve Ziraat Vekâleti’nce de ıslah ve tevsiine çalışılan pirinç mahsulü, memleketimizin bilhassa istikbalde mühim bir gelir kaynağı olacaktır. Ziraat Vekâletince bu mahsulün ıslahına muayyen bir program dahilinde çalışılmaktadır. Pirinç yetiştirilen mıntakalardan bir kısmı da Ankara vilâyeti dahilindedir. Vilâyetimizde Beypazarı, Ayaş, Kızılcahamam kazaları pirinç yetiştiren mıntakalardır.

Bu mahsulün kıymetlendirilmesi ve netiyce itibariyle yetiştiren köylünün daha çok faydalanması hususları vilâyetçe düşünülmekte ve vilâyet makamı buna çok ehemmiyet vermektedir. Bunun için de yapılacak iş halen yetiştirilen pirinçlerin taşsız, topraksız ve kırıksız, temiz olarak piyasaya çıkarılmasının temini meselesidir. … Bu da ihtiyacı karşılayabilecek bir çeltik fabrikasının tesisi ile mümkündür. … Vilâyet, köylümüzün yetiştirdiği pirinci daha ziyade müsait bir fiatla satabilmesi için bir çeltik fabrikası tesisi etrafında ciddi bir surette meşgul olmaktadır. (Hakimiyeti Milliye, 8 Ağustos 1933)

Seyyar Satıcılar

İşportacılar Fazlalaştı, Bilhassa Halı Satanlar

İşportacıların ana caddelerde belediyece kaldırılması üzerine bu kabil seyyar esnaf daha pratik bir satış şekli buldu: Elde ve sırtta, daime seferber bir vaziyette satıcılık yapmak…

Bunlar neler satmazlar? Bir liraya ayakkabı, yirmi kuruşa kayış, korsa, fanila, yüz kuruşa yatak çarşafı, yedi buçuğa boyunbağı, on kuruşa çorap. Bu kabil esnafın bir de halı satanları vardır ki belediyenin bunu ne zaman kaldıracağını merak ediyoruz. Halı kadar mikrop nakli vasıta çok az bulunur. Bu halıcıların üç beş halı birden yüklenerek sokaklarda ve yaya kaldırımlarında herkese sürünerek icrayı sanat elemeleri çekilir şey değildir. Bunların mikdarı da o kadar fazladır ki her gün bir ikisine sürünmemekliğin ihtimali yoktur. (Milliyet/Ankara Postası, 13 Ağustos 1933)

Çarşı-Pazar

Meyve Ucuzluğu

Bugün hâlde üzüm 25-30, topatan kavun 20, Kırkağaç kavunu 25, karpuz 10, şeftali 25-30, kayısı 20, akça armudu 30, Malatya armudu 25, vişne 20, Amasya elması 35, ekşi elma 20, erik 20 kuruşa satılmaktadır. (Milliyet/Ankara Postası, 18 Ağustos 1933)

20 Kuruşa Domates

Dün sabah hâlde sırık domatesin okkası perakende olarak yirmi kuruşa satılmış ve akşama doğru on beşe inmiştir. Vakıa bu bahalılığa halk, lâyık olduğu fiil cevabı vererek hale uğramamaktadır. Ancak etin okkası 25’e satıldığı şu bol mevsimde yirmiye domates satılmasına belediye nasıl müsaade ediyor? Muhterem belediyemizin hal ile biraz daha yakından alâkadar olmasını rica ederiz. (Milliyet/Ankara Postası, 24 Ağustos 1933)

Haberleşme

Ankara-İstanbul-İzmir Telefonu Hazırlanıyor

Ankara ve İstanbul’u İzmir’e bağlıyacak olan telefon hattının Bursa’dan itibaren yüz kilometrelik kısmı yapılmıştır. Geri kalan 200 kilometresinin de Teşrinisani [Kasım] içinde tamamile yapılmış olacağı tahmin ediliyor. (Vakit, 4 Ağustos 1933)

Ulaştırma

Bisiklet Merakı

Düz asfalt caddeler Ankara’da bisiklete binmek merakını arttırdı. Otobüslerin berbat vaziyette olmaları ve pahalı bulunmaları da bağlarda oturanların birer bisiklet edinmelerine sebep oldu.

Bu merak o kadar ilerledi ki; adetleri mühim bir yekûn teşkil eden bisiklet kiralayıcı dükkânlarından başka seyyar bisiklet kiralayıcıları da türedi.

[İş Bankasının önünde] bisiklet kiralayanlar Çankırı caddesinin dümdüz asfaltı üzerinde bir aşağı bir yukarı gezer ve otomobiller arasında yalpa vurarak onların seyriseferlerini işkâl ederler. …

Öğrendiğimize göre bunları kiralamak da ucuzdur. İyi markalı ve yeni velospetlerin saati altmış ve elliye, orta halilerin de otuz kuruşadır. (Milliyet/Ankara Postası, 18 Ağustos 1933)

Cebeci Yolu Açılıyor

Samanpazarını Cebeci’ye bağlayacak olan büyük yolun iki tarafındaki binalar yıkılmış, toprak tesviyesi bitmiştir. Kışa kadar yol işlemeğe açılacaktır.

Bu yol tamamen bittikten sonra istasyon caddesine bağlanacak bu suretle Cebeci’den, kolayca hem istasyona hem de Samanpazarı’ndan şehre gelmek kabil olacaktır. Cebeci yolsuzluktan kurtulacaktır. (Hakimiyeti Milliye, 8 Ağustos 1933)

Altyapı Sorunlar

Ankara İçme Suyu

Ankara içme suyu komisyonu tarafından şehir içme suyu ihtiyacının temini için yapılmakta olan işler program dahilinde yürümektedir. …

…Halen şehre gelmekte olan su mikdarı azalmağa başlamıştır. Mevsimin en kurak zamanına yaklaşılmış olması ve esasen kışın kurak geçmesi suyun eksilmeğe başlamasını çok tabii göstermektedir. (Hakimiyeti Milliye, 2 Ağustos 1933)

Su Sıkıntısı

Ankara’da her sene olduğu gibi bu sene de şehir suyu sıkıntısı başlamıştır. Suyun varidatı gayrimuntazam bir seyir takip etmekte ve şehre su verilmesi de bu seyre göre tanzim olunmaktadır.

Hâlen halkın mümkün olduğu kadar az sıkıntı çekmesi için sular eskişehir tarafında geceleri kesilmekte ve bu inkıta müddeti o günkü su varidatına göre uzayıp kısalmaktadır. (Milliyet/Ankara Postası, 13 Ağustos 1933)

Çocuk parkında gerçekleşen kazalardan doğan sorumluluk

Çocukların oyun ve sosyalleşme ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eden, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal gelişimlerinde önemli bir rol oynayan çocuk parkları çocuklarımızın hayatında oldukça önemli bir yer edinmektedir. Bu denli önemli bir yere sahip olan çocuk parklarının çocuklarımız için ne kadar güvenli olduğuna, bu parkların güvenliğini kimlerin sağlamakla yükümlü olduğuna ve parklarda gerçekleşen kazalarda sorumluluğun mahiyetine ilişkin hususların detaylarına gelin beraber inelim.

Çocukların en temel ihtiyaçlarından bir tanesi oyundur. Dört duvar arasında gerçekleştirilen oyun aktiviteleri çocuğun oyun ihtiyacını ancak bir nebzeye kadar karşılarken, çocuk parkları söz konusu ihtiyacı karşılamakta fazlasıyla yeterli ve aynı zamanda çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimi için oldukça önemlidir. Çocuk parkları çocukların yanında, biz yetişkinler için dahi heyecanlı koşuşturmaların yansımasıyla neşe kaynağıdır. 

Peki, hayatımızda bu denli önemli yere sahip olan çocuk parkları, çocuklarımız için ne kadar güvenlidir? Bu parkların güvenliğini sağlamakla kimler yükümlüdür? 

Ülkemizde bulunan çocuk parklarında salıncakların bağlı olduğu zincirin kopması, kaydırakların çökmesi yahut kaydırağın bitişine denk gelen zeminin iniş için uygun olmayışı, park ekipmanlarının devrilmesi yahut ekipmanlar için kullanılan malzemenin uygunsuzluğu, parkın zamanla çeşitli sebeplerle kullanıma uygun olmayan bir hale gelmesi ancak gerekli denetimlerin yapılmaması, tedbirlerin alınmaması ile birlikte kullanıma açık halde bırakılması gibi durumlar neticesinde birçok çocuk yahut ebeveyn yaralanmış yahut vefat etmiştir. 

Çocuk parklarının yapılacağı yerleri belirleme, alanda kullanılacak oyun ekipmanlarının tesisini sağlama, alana kurulan ekipmanların güvenli kullanım için gerekli koşulları sağlayıp sağlamadığını test etme, ekipmanların ve alanın güvenliğini düzenli aralıklarla denetleme, gerekli görüldüğünde ekipmanları tamiri yahut yenilenmesini sağlama ve ekipman ile alana yönelik diğer her türlü ek önlemleri alma görev ve yetkisi çocuk parkının bağlı bulunduğu belediyeye aittir. Belediye, söz konusu hizmeti kusursuz bir şekilde halka sunmakla yükümlüdür. 

Parkların güvenliğinin sağlanmaması sebebiyle gerçekleşen kazalardan doğacak sorumluluğun mahiyeti nedir?

Belediyenin çocuk parklarına ilişkin sunmakla yükümlü bulunduğu bahsi geçen hizmeti yerine getirmemesi veya eksik getirmesi yahut verdiği hizmeti kötü işletmesi neticesinde hizmet kusuru oluşacak, belediye sebep olduğu maddi ve manevi zararı giderme yükümlü olacaktır. 

Bu halde hizmet kusuru sebebiyle maddi ve manevi zarara uğramış kişilerin zarara sebebiyet veren belediyeye, zarara sebep olan eylemi öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde, haklarının yerine getirilmesi maksadıyla başvurması gerekmektedir. Söz konusu talebe ilişkin başvurunun kısmen yahut tamamen reddi halinde, redde dair işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında 30 gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren 60 gün içerisinde zarar gören kişi, kanuni temsilcisi yahut yaşamını yitiren kişilerin yakınları tarafından zararın meydana geldiği yer İdare Mahkeme’sinde idari dava açılabilecektir.

Açılacak idari davanın davalısı belediye tüzel kişiliği olup, somut olayda hizmet kusuru bulunduğu düşünülen belediyeye göre değişkenlik gösterecektir. Ancak bilinmesi gerekir ki, idari davalarda davalı idarenin yanlış gösterilmesi halinde mahkeme, davayı husumet yokluğu sebebiyle reddetmeyecek, gerçek davalı idareyi davaya yönlendirecektir.

Söz konusu hizmet kusuru teşkil eden eylemi neticesinde belediyenin idare hukuku bağlamında tazminatla sorumluluğu doğduğu gibi, cezai sorumluluk da gündeme gelecek, meydana gelen yaralama yahut vefat vakaları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bağlamında yaralama yahut adam öldürme suçuna vücut verecektir. Burada ceza hukukumuzda geçerli olan cezanın şahsiliği ilkesi dolayısıyla, belediyenin somut olay çerçevesinde yetkili kılınmış biriminde çalışan temsilcinin bahsi geçen suç nevileri yönünden cezai sorumluluğuna gidilecektir. Suça ilişkin ihbar yahut şikayet ise mağdur kişi veya çocuk mağdurlarda kanuni temsilci tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yahut kolluk makamlarına yapılabilecektir.

Belediyelerin ilgili birimlerinin hizmet kusuru teşkil edecek işlemleri sebebiyle parklarda gerçekleşen kazalarda cezai sorumluluğa gidilebileceğine yönelik emsal teşkil edebilecek birçok Yargıtay kararı da bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/695 Esas, 2021/278 Karar ve 15.06.2021 tarihli kararı ile; Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait Süleyman Çelebi Parkında lise öğrencisi şahsın elinde bulunan basketbol topuyla potaya smaç atması ile birlikte basketbol pota direğinin zeminde tutturulduğu demir kaidelerden kırılıp şahsın üzerine devrilmesi ile şahsın hayati tehlikesine, 6. derece kemik kırığına ve organ işlevinin kaybına neden olacak şekilde yaralandığı bir olayda, Bursa Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Şube Müdürü ve teknik birimler sorumlusu sanıklar hakkında, sanıkların sorumluluklarında bulunan kent mobilyalarının bakımını sağlamak ve bu eşyanın tehlike yaratmasını önlemek amacıyla gerekli önlemleri almakta yetersiz kalmaları ve sadece önleme faaliyetlerini gelen şikayetler ile dar kapsamda bırakmaları nedeniyle olayın meydana gelmesinde kusurlu olduklarının kabulünün gerektiğine karar vermiştir. 

Çocuk parklarında belediyelerin hizmet kusuru sebebiyle gerçekleşebilecek kazalarda başvurabileceğimiz hukuki yolların bilincinde olarak; çocuğu ve oyunu birleştirip herkesi dört duvar arasından dışarıya taşıyan, neşenin ve heyecanın ortaya çıkardığı bol kahkaha sesinin kulaklarımızı çınlattığı, güvenlik sorunu ve neticesinde kaza yaşanmaksızın eğlenceye doyulan ve hepimizin çocukluğunda ve hatta yetişkinliğinde önemli bir yer edinen çocuk parklarında güzel vakit geçirmenizi dileriz. 

Ebeveynliğin yaz mevsimi

Ben doğma büyüme küçük şehirliyim. Küçük bir şehirde çocuk olmanın, genç olmanın çeşitli nimetleri vardı, faydalandım. Ancak küçük şehirler birtakım imkânsızlıklar barındırır. Hepsini kattım karıştırdım öyle geldim Ankara’ya, ilk önce öğrenci olarak.

Şimdilerde ise Ankara’da yaşayan bir ebeveynim ve sanırım çocuklarım için Ankaralı diyebilirim. Bir çocuğu bir köy büyütecekken, bu görevi önce yaşadığımız mahalleye sonra da yaşadığımız şehre bırakmayı seçiyorum. Bunun yolu da hafızalarında şehre dair anılar, kokular ve tatlar bırakmaya çalışmaktan geçiyor.

Son 6 yıl içinde çalışan bir ebeveyn olup çocuğunu bazen işe de götürmek durumunda kalmayı, öğrenci bir ebeveyn olup çocuğunu da derse kucağında götürmeyi, evden çalışan bir ebeveyn olup ev içi sorumlulukları da yüklenerek çalışmayı ve işsiz bir ebeveyn olmayı deneyimledim. Bütün bu deneyimler içinde en zorlusu şüphesiz çocukları yaz tatilindeyken evden çalışan bir anne olmaktı benim için. Ancak diğer bütün durumlar için de çeşitli formüller geliştirdik.

Bizler çocuklarını her daim eğlemek zorunda olan, her fırsatta çocuklarıyla etkinlik planlaması gereken bir nesil olduk. Yeni pedagoji anlayışı, bize başka nesillere yapmadığı bir kıyak yaptı ve şöyle dedi: Çocuklarınızla oynayın, onlarla “kaliteli” zaman geçirin, dinleyin, aynalayın, etkinlik yapın… Tabii ki hakkını verecektik bu devrin getirdiklerinin, gerekeni yaptık. Ancak evden çalışan, bilgisayarını götürdüğü her yeri ofis eyleyen bir ebeveynseniz ve çocuklarınız yaz tatilinde evdeyse işin tek bir sırrı var: Sıkılmalarına fırsat tanımak. Canlarının bir miktar sıkılması bir şekilde üretme isteğini açığa çıkarıyor. Hemen olmasa da zamanla oluşan bir şey bu kendi kendini oyalayabilme becerisi. 

Büyük kızımla aynı masada oturuyoruz ben bu satırları yazarken. Önünde bir kavanoz boncuk ve bir miktar ip var. Bir süre bileklik ve kolye yapacaktır. Birbirimizin iyiliğini gözete gözete bir sabah mesaisi geçirebiliyoruz. Evde okumasını, inceleyip kurcalamasını istediğim kitapları da ulaşılabilir şekilde yaşam alanına yerleştirmek de iyi bir yöntem benim deneyimimde. Örgü denemeleri, su oyunları, kâğıtlar, resimler birçoğumuzun hayatının önemli bir parçası, biliyorum. Peki, şehirle kurduğumuz ilişki bunun neresinde diyecek olursak bu, oturduğumuz mahalle ile başlıyor. Büyük, güvenlikli, çok bloklu sitelerin ya da müstakil bahçeli evlerin olduğu bir mahalle değil burası. Çiçek yetiştirebilecek kadar balkonlu ve önden asla bilinemeyen arka bahçelerden birbirine bakan apartmanların olduğu bir mahalledeyiz. Büyüdüğüm o küçük şehrin tamamına benzeyen bir mahallede başlıyor şehirle ilişkimiz: Ankara’nın en eski apartmanlarından birinin balkonuna ektiğimiz çiçeklerle ve arka bahçelerinde solucan arayarak.

Büyük kızım Ankara’nın en eski apartmanlarından birinin arka bahçesinde solucan arıyor.

Günün rotası, o gün ne işimiz olduğuna göre değişir. Bir anda kendimizi ağaçların ve çiçeklerin içinde Portakal Çiçeği Vadisinde bulabiliriz. Vadi bol bu şehirde, Dikmen Vadisi de olur, severiz. Çiçekli tarihleri asla kaçırmayız. Bu da bir çeşit rutindir. Şehrin belleği saydığım Ulus’a da hava serinse neden yürünmesin? Kısacık bir zamanda bir çocuk etkinliğinin peşine düşüp Cermodern’e de ışınlanabiliriz. Hem böyle olursa çocuklar atölyeden çıkana kadar da biraz çalışma, okuma fırsatı bile oluşur. Rotamızı Kale tarafına hızla kırabiliriz ki sıcak öğleden sonraları bazı evler için çok daha zorlu. Tam da sıcağın dayanılmaz saatlerinde bir müzeye kendinizi atmanızı önerebilirim. Rahmi Koç Müzesinde vakit geçirmeye benim çocuklarım bayılır. Ankara müzeler konusunda da şanslı bir şehir. Kızılay nasıl olsa yakın, Adnan Ötüken Kütüphanesine de haftada bir gün ayrılabilir. Hem yaz etkinlikleri hem bahçesi ile bizim için önemli bir durak. Tunalı’ya doğru gidersek çocuk oyunları sergileyen çeşitli özel tiyatrolarla karşılaşmamız da mümkün. Okumaya yeni başlayan çocuklar ya da kendine dair hikâyeleri çocuğuna anlatmak isteyen ebeveynler için Cin Ali Müzesi de bu civarlarda. Ben bazen çalışmak için de gidiyorum, çünkü çocuk dostu. Çocuk dostu mekânlar biz ebeveynlerin de dostudur.

Şehrin merkezinde kendine has dokusu olan bir mahallede, şehre bu kadar yakından bakabilme imkânını seviyorum. Sadece insan ilişkilerimizde kurduğumuz bağlar değil, yaşadığımız çevre, o çevrenin fiziksel koşulları ve kültürel olanakları ile oluşturduğumuz bağlar da önemli. Bu yüzden inanıyorum; bir çocuğu, yaşadığı şehir büyütür.

Çocukların bir oyun parkına ihtiyaçları var mı?

Geçtiğimiz günlerde Şili Meydanı’ndan Kuğulu Park’a doğru inerken nispeten geniş kaldırımlarda top oynayan çocukları gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. O kadar uzun zamandır sokak ve kaldırımlarda oynayan çocuk görmemiştim ki, kendi kendime şakayla karışık, bu gördüğümün farkındalık yaratmak için yapılan bir performans sanatı ürünü olup olmadığını sordum.

Sokaklarda oynayarak büyüyen neslin temsilcilerinden biri olarak çocukluğumuzdaki kentler ile şimdiki kentler arasında büyük bir uçurum olduğunu görüyorum. Sokakları, kaldırımları, boş arsaları, okul bahçelerini, mahallenin inşaat halindeki binalarını oyun alanı olarak sonuna kadar kullanırdık. Sokakta başladığımız futbol oyunları diğer çocukların katılmasıyla beraber kalabalıklaşır iki takım çıkaracak hale gelirdi. Ondan sonra sokağa sığamadığımız için mahalle okulumuzun bahçesine girer orada devam ederdik (tabii o zamanlar okul bahçesine girmemizi engelleyen güvenlikler de yoktu). Sokaklardan arabalar çok seyrek geçerdi. Bir araba geldiğinde oyunu durdurur, aracın geçmesini bekler, sonra oyuna kaldığımız yerden devam ederdik. Kaldırımlar ara sokaklarda zaten çok yoktu; olanlar da arabalar için park yerine dönüşmemişlerdi.

Kentler artık çocuklar için güvensiz mekânlar olarak görülüyor. Sadece suç potansiyeli, saldırılar, hırsızlıklar, tacizlerle değil rutinleriyle de güvenilmez hale geldiler. Ara sokaklara kadar yansıyan yoğun araç trafiği sorunu sokakları, araçların park edilme ihtiyacı ise kaldırımları birer oyun alanı olmaktan çıkarttı. Kentlerin kalabalıklaşması ve kent merkezindeki boş alanların gittikçe daha değerli hale gelmeye başlaması oynamak için uygun boş arsaları da gittikçe azalttı. Okul bahçeleri de mesai saatleri dışında bahçelerine kimsenin giremeyeceği (ve mesai saatlerinde içerisinden hiçbir öğrencinin kaçamayacağı) şekilde yeniden düzenlendi. Böylece çocuklara açık havada oyun alanı olarak parklar ve  parkların içerisindeki oyun alanları kaldı.

Çocuklar ile oyun parkları arasındaki ilişkisi ise ikircikli ve iki temel soruyu içeriyor. İlki, çocukların gerçekten bir oyun parkına ihtiyaçları var mı? İkincisi; çocuklar için oyun parklarını kim, hangi yetkinliğe dayanarak tasarlamaktadır?

Oyun parkları gerekli mi?

Bu soruya coğrafyacı, eğitimci ve sanat üreticisi Denis WoodÇocuklara Hürriyet! Kahrolsun Oyun Alanları!” isimli denemesinde hayır cevabını verir. Ona göre; kentlerin çocuklar için güvensiz alanlara döndürülmesi tarihsel, kültürel ve politik bir sürecin sonucudur. Çocukluğun tarihsel oluşum sürecinde çocuklar korunmaya muhtaç olarak görülmüştür. Wood’a göre bu yüzden çocuklar ya evlerin özel korunaklı alanlarında ya da park ve bahçeler gibi ailenin koruyuculuğunun devam ettiği yerlerde yaşamalıdırlar. Belirli zamanlarda (örneğin akşamları) belli yerlerde (sokaklar dahil olmak üzere pek çok yabancı kişinin olduğu kamusal alanlarda) çocuklar bulunmamalıdır. Bu yüzden çocuklar rahatlıkla gözlenebilecekleri ve denetlenebilecekleri kendileri için “güvenli” alanlara sürülmelidirler. 

Ünlü yazar Jane Jacobs ünlü eseri Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı kitabının “Kaldırımın Kullanımı: Çocukların Asimilasyonu” isimli bölümünde sokaklarda ve kaldırımlarda oynamanın farklı faydalarından bahseder. Jacobs’a göre kaldırımlarda oynamak çocukları yetişkin yaşamına hazırlar (ki zaten oyunun da en önemli işlevi budur). Jacobs kaldırımların en önemli kamusal karşılaşma yeri olduğunu belirtir; bir sokaktan ve kaldırımından onlarca farklı insan geçmektedir. Çocuk bu insanlarla karşılaştıkça kamusal yaşam için gerekli olan ilişki biçimlerini öğrenmeye başlar. Ailesi, akrabası, komşusu, tanıdığı olan kişilerin ötesinde insanları görür. 

Çocuklar için en iyisini kim bilir?

Çocuklar korunmaya muhtaç oldukları kadar karar verme iradesinden ve sorumluluğundan da mahrum olarak damgalanırlar. Aldıkları kararlarda tümüyle yetişkinlerin özellikle de ebeveynlerinin tahakkümü altında görünürler. Yani en temel inanış, çocuklar kendileri için doğru olan şeylerin farkında değillerdir ve yetişkinlere muhtaçtırlar. Bu oyun alanı tasarımlarında da böyledir. Birtakım yetişkinler çocuklar için en uygun, en öğretici, en güvenli oyun alanlarını çocuklara sormadan tasarlar ve çocukları da bu oyun alanlarına mahkum ederler.

Fakat çocukları değersizleştiren bu tutuma karşı kampanyalar da ortaya çıkmıştır. Bunların en ünlüleri ‘macera oyun alanları’ (adventure playgrounds) denilen yaklaşımdır. Bu yaklaşımda oyun alanı için bazı mekânlar belirlenir ve bu mekânlar çoğunlukla belirli mahalle topluluklarının kontrolündedir. Bu oyun alanları çocuklara bırakılır ve çocuklar kendi istedikleri oyun mekânlarını, topluluğun imkânları çerçevesinde kendileri üretirler. Malzemeleri çocuklar taşır, çivileri çocuklar çakarlar. Yetişkinlerin buradaki işlevi çocukların istedikleri tasarımı oluşturmalarında yardımcı olmalarıdır. Bu oyun alanlarının fotoğraflarına baktığımızda günümüz ebeveynlerini çıldırtacak kadar güvensiz alanlar görürüz ama buralar çocukların kendi istek ve ihtiyaçlarına göre düzenledikleri alanlardır.

Macera oyun alanları anlayışından türeyen bir diğer yaklaşım oyun koruculuğu (playworker) yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda oyun mekânı tümüyle geri plana itilir ve çocuk ile oyununa odaklanılır. Zira bu yaklaşıma göre mekâna çok fazla odaklanmak oyunun ve çocuğun geri planda kalmasına yol açar. Bu yaklaşımla; oyun oynayan çocuğun olduğu her yer, bir oyun alanı haline dönüşmektedir. 

Sonuç

Çocuklar ile kent arasındaki ilişkiyi oyun üzerinden anlamaya çalışırken iki sorun bulduk. Bunların temelde iki çözümü vardır. İlki acele ve pragmatik çözüm, ki bu çocukların güvenli oyun alanlarına mahkum etmektir. İkincisi uzun ve akılcı çözüm, ki bu çözüm kentlerin çocuklar için daha yaşanabilir yerler haline getirilmesini kapsamaktadır. Hangi çözüm için mücadele edeceğimiz hala açık bir kapıdır.

Kaynak Notu

Pelin Derviş ve Selva Gürdoğan’ın editörlüğü yaptıkları İstanbul95 Okumaları: Şehirde Oyun kitabı (https://pelindervis.com/media/pages/publications/istanbul-okumalari-sehirde-oyun/51349506b1-1606898591/sehirde-oyun.pdf). 

Denis Wood “Çocuklara Hürriyet! Kahrolsun Oyun Alanları!” (s. 140-153). 

Jane Jacobs “Kaldırımın Kullanımı: Çocukların Asimilasyonu” (s. 84-95). 

Lady Allen of Hurtwood, “Macera Oyun Alanları” (s. 96-129). 

Morgan Leichter-Saxby ve Suzanna Law, “Oyun Kuruculuğu Uygulaması ve Pop-Up Macera Oyunu & Turun Öyküsü”, (s. 166-173).        

Orada bir bostan var uzakta: Çankaya Belediyesi Mutlukent Bostanı gezisi 

Temmuz ayından bu yana sürdürdüğümüz Ayrancı mahalle bostanı eğitimlerine, altıncı haftamızda Çankaya Belediyesi’nin kurduğu ilk kent bostanına yaptığımız geziyle devam ettik. 

17 Ağustos 2023 günü sabah 9.00’da Ayrancı Baharevinde başlayan maceramızın yeni hedefi Çankaya Belediyesi Mutlukent Bostanı oldu. 2015 yılında 2 bin metrekarelik bir alanda kurulan bostanda ilkbahar ve sonbaharda ücretsiz olarak temel sebze yetiştiriciliği eğitimleri veriliyor. Eğitimlere katılan kursiyerlere öğrendiklerini uygulama imkânı sunan, 20 parselden oluşan Mutlukent Bostanı yaklaşık 350 metrekarelik bu araziyi, dikim alanı, eğitim salonu ve sera ile paylaşıyor.Kursiyerler Ocak-Haziran arası aldıkları eğitimin sonunda dikim yaptıkları alandan ürünlerini bu aralar almaya başlamış. Bir ay içinde kışlık ekim için yeni hazırlıklar da başlayacak. 

2015 yılında açılan Çankaya Belediyesi Mutlukent Bostanı 2 bin metrekarelik bir alanda kurulmuş.

Mutlukent Bostanı’nda bizi Çankaya Belediyesi Kent Tarım Grubundan Ziraat Mühendisi Sertaç Hekim ve ekibi karşıladı. Bizimle bostanın açılış fikrinden bugününe kadar geçtikleri yolları, yaşadıkları sorunları ve hissettikleri mutluluğu paylaştılar. 

Çankaya Belediyesi Kent Tarım Grubundan Ziraat Mühendisi Sertaç Hekim

Hekim, “Amaç kışa turşuluk çıkarmak değil bostancılığı öğrenmek” diyor ve ekliyor “Tabii ki bazı kurallar burada da var: Her parseli 2 kişi paylaşıyor. Herkes bahçesiyle ilgilenmeli, biri tatile gittiğinde diğeri burada olmalı. Gönüllülük esası ve dayanışmayı büyüten bostan çalışmasında hasata yaklaştık. 1 ay içinde ürünleri hasat ettikten sonra güz ekimine başlanacak.“ Hekim ayrıca kardeş bitkiler ve zararlılarla mücadele yöntemleri konusunda şunları açıkladı: “Kabak, fasulye ve mısır aslında üç kız kardeş olarak bilinir ve birlikte ekilirler. Ayrıca kadife çiçeği de bazı zararlıları uzak tutar. Bahçede kesinlikle kimyasal ilaç kullanmıyoruz. Doğal ilaç kullanıyoruz.” 

Mutlukent Bostanı’na yeni ebeveynlerin çok ilgili olduğunu belirten Hekim bostancılığın sağladığı faydayı üç başlıkla özetliyor: “Tabiat bilinci artıyor, sosyal iletişim güçleniyor ve ekme biçme yetiştirme konusunda bilgilendiriyor.” Biz farklı yaş gruplarının bir arada olduğu, aynı dili konuşan insanların bir dayanışma içinde olması nasıl da güzel diye düşünürken altını çiziyor: “Sağlıklı gıdaya en kolay kendiniz yetiştirerek ulaşabilirsiniz!

Hekim tohumların saklanmasından ekilmesine kadarki süreci ise şöyle açıklıyor: “Serada, önceki seneden gelen ve gönüllülerin paylaştığı atalık ve/veya yerel tohumlar tohum çimlendirme torfu kullanılarak ekiliyor ve kursiyerler kendi fidelerini üretiyorlar. Tohumlar ışık almayan nemsiz ortamda saklanmalı. Tohumların hepsi hava almayan kavanozlarda ve buzdolabında muhafaza ediliyor. Tohumları iyi muhafaza etmediğimiz durumda verim yüzde 70’in altına düşer ve mümkünse bu senenin tohumlarını seneye kullanırız, çok da uzun zaman bekletmememiz gerekir.” 

Ziraat Mühendisi Sertaç Hekim serada tohumların saklanmasından ekilmesine kadarki süreci açıklıyor.

Mutlukent Bostanı’ndan size özel öneriler:

Taşınacağımız zaman hep güney cephe gözetiyor olsak da ekim yapacağımız alan için en doğru taraf doğu yönü. Çünkü isteğimiz sıcaktan kavrulan toprak ve bitkiler değil sabah güneşi ile beslenip sonrasında serinlemesi.

Kullandığımız toprak karışımı besin açısından zengin olmalı. Toprağın rengi açık kahverengi değil koyu kahverengi humuslu ve ph’ı da optimum 6.0-7.5 olmalı. 

Cam kenarında yetiştirme yapmamalıyız; tohum çimlenene kadar karanlık ve nemli tutmamız gerekiyor. 

Hava 20 dereceyi geçtiyse sulama yapmamalıyız.

Ekim yaptığımız saksı en az 40-45 cm derinliğinde olmalı.

Kanatlı gübresi çiçeklenme zamanında eklenmeli.

Mutlukent bostanından bahçe bitkilerimiz için doğal ilaç tarifi

30 gr arap sabunu, 

15 ml ispirto

1 litre suyu karıştırıp bahçenize, balkonunuzdaki saksılarınızı afifler, beyaz sinek, tripsler ve unlu bite karşı korumak için, bu zararlılarla mücadelede doğal bir ilaç olarak kullanabilirsiniz.

Çankaya’daki tüm gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.