Blog

Helsinki Belediye Başkanı Yardımcısı, izinsiz grafiti çizerken yakalandığı için ceza alabilir

Yazar Hakkında

Web |  + Yazarın diğer yazıları

Finlandiya’nın başkenti Helsinki’nin belediye başkanı yardımcısı Paavo Arhinmäki, izinsiz grafiti yaparken yakalandı. 46 yaşındaki belediye başkanı yardımcısı ve arkadaşı, şehirdeki Vuosaari limanına doğru çıkan tünelin girişine grafiti çizerken polise yakalandı.

Helsinki belediye başkanı yardımcısı Paavo Arhinmäki, şehirdeki Vuosaari limanına doğru çıkan tünelin girişine grafiti çizerken polise yakalandı.

Helsinki’deki kültür ve eğlence faaliyetlerinden sorumlu siyasetçi, görevinden istifa etmeyeceğini söyledi. 

Finlandiya Ulaştırma Bakanlığı’nın paylaştığı bilgilere göre, tren hattının geçtiği tüneldeki grafitinin temizlenmesi yaklaşık 3 bin 500 euroya mal oldu. Arhinmäki’nin grafitisinin temizlenmesi sırasında tren seferlerinin bir süreliğine durdurulduğu da bildirildi. Tünelden geçen hat, özellikle limana gidip gelen yük trenleri tarafından kullanılıyor.  

Finlandiya’nın başkenti Helsinki’nin belediye başkanı yardımcısı Paavo Arhinmäki.

Polis, belediye başkanı yardımcısı hakkında soruşturma başlatıldığını ve cezai işlem uygulanabileceğini belirtti. 

2011 – 2014 arasında Kültür ve Spor Bakanı olarak da görev yapan ve gençliğinde de sokak sanatına düşkünlüğüyle bilinen Arhinmäki, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda olaydan ötürü özür diledi.

Belediye başkanı yardımcısı, Helsinki’de sokak sanatçılarıyla ünlü Pasila bölgesindeki grafitilerden etkilendiklerini belirterek, “Bu benim aptallığım oldu, affınızı istiyorum” diye yazdı.

Ayrancı Baharevi’nde Sanat rüzgarları

Çankaya Belediyesi’nin Çankaya Evleri’nden biri olan Baharevi çeşitli kurslara mekan olmaya devam ediyor. Ayrancı Çankaya Evi resim kursu, dönemi katılımcıların eserlerinden oluşan sergiyle tamamladı. Kurs süresinde çalışılan eserler 7 Haziran 2023 tarihinde Baharevinde sergilendi. Mahallelinin ilgiyle katılım sağladığı sergi görülmeye değerdi. 

Resim öğretmeni Tuğçe Ergüzel:

Birbirinden değerli öğrencilerimizle bir dönemi daha geride bıraktık. Her yıl çok güzel işlere imza atan sevgili Ayrancı Çankaya Evi öğrencileri bu sene de çok güzel resimler çıkardılar. Emeği geçen herkese gönülden teşekkürler. 

Öğrencilerden Burcu hanım:

Belediyelerin bizlere sunduğu bu imkanlarla hocalarımızın bilgi ve deneyimleriyle birkaç basit adım atarak yeni bir şeyler öğretmesi ve o bilgilerle üretebildiğini görmek oldukça heyecan verici. Yeni yetenekler geliştirebileceğini gördükçe kendinde bir değişim başlatabileceğine inanıyor insan. Bizden daha fazla deneyim sahibi olan insanlarla vakit geçirmek, onların farklı dünya görüşlerinden ve hikayelerinden hayata yeni kapılar aralamak, kendi hayatlarımıza onların yaşanmışlıklarından, minik minik anektodlar eklemek bize kalan en güzel kişisel  gelişim yollarından. Başkalarının edindikleri tecrübelerden yararlanmak benim için oldukça faydalı oldu açıkcası Emeği geçen herkese minnettarım.

*Çankaya Evlerinin yeni dönem kayıt tarihleri Eylül ayında Çankaya Belediyesinin internet sitesinde duyurulacak.

Hollanda’dan misafir Ankara Manzarası’nın belgeseli Baharevi’nde ağırlandı

Ayrancı Semt Meclisi’nin düzenlediği Perşembe buluşmaları kapsamında 15 Haziran 2023 19.00’da Baharevi’nde Ankara Manzarası belgesel gösterimi ve belgesel ekibi ile söyleşi gerçekleştirildi. 

Hollanda devlet müzesinde kayıtlı olan, 1700’lere tarihlenen ve Halep Manzarası olarak anılan tablonun Prof. Dr. Semavi Eyice’nin tespiti ile Ankara Manzarası olduğu anlaşılıyor. Bir etkinlik kapsamında Hollanda Büyükelçiliği ve Rahmi Koç müzesinin çalışmalarıyla Ankara’ya misafir gelen tabloyu görünce bir Ankara aşığı olan yönetmen Muhammed Murat Aslan tablonun belgeselini çekmeye karar veriyor. Yollarımız bir noktada kesişti, hikayeyi dinledik ve konuyu komşularımızla da paylaşmak istedik. Belgesel ekibine bize kırmadıkları için teşekkür ediyoruz. 

Belgeselin yönetmeni Muhammed Murat Aslan ve belgesel uygulayıcı yapımcısı Murat Pehlivanoğlu belgesel gösteriminin ardından sorularımızı yanıtladı. Rahmi Koç Müzesi Hollanda Büyükelçiliği ve Vekam işbirliğinde gerçekleştirilen Tarihi dokumak: Bir kentin gizemi, Sof etkinliği vesilesiyle Ankara Manzarası tablosunun Ankara’ya gelmesi üzerine konuyu araştırmaya başladıklarını belirten belgesel ekibi Cumhuriyet öncesi Ankarası konusunda bir farkındalık yaratmak amacıyla yola çıktıklarını belirttiler. Tablonun orijinalini görmenin bambaşka bir duygu yarattığını ve adeta büyülendiğini söyleyen yönetmen Aslan Vekam’ın da desteğiyle belgesel çalışmasına başladıklarını ve süreci aktardı. 

Belgeselin yönetmeni Muhammed Murat Aslan ve belgesel uygulayıcı yapımcısı Murat Pehlivanoğlu belgesel gösteriminin ardından sorularımızı yanıtladı.

Politika yapma sürecine etki edebilecek ve belgeselin Ankaraya faydasını değerlendirecek herkese ulaştıklarını ancak bu kimselerin ne yazık ki belgesel ve tablo ile pek de ilgilenmediklerini anlatan belgesel ekibi yeterli bir destek bulamadıkları için belgeselin uzun versiyonunu da çekmediklerini belirttiler. 

Katılımcılardan gelen sorular arasında tablonun tarihlendiği 1700’lü yıllarda aslında bu coğrafyada gayrimüslimlerin yani Ermeni ve Yahudi vatandaşların da yaşadığı ancak belgeselde bu konuya neden değinilmediği vardı. Tabloda yer alan tüm karakterleri detaylı şekilde incelemek gerektiğini, bu sebeple kısa versiyonda detaylara yer vermediklerini belirten Aslan belgeselin mevcut kısa versiyonunun belgeselin tabloya dair kısa zamanda ortalama bir fikir vermek olduğunu belirtti. Sof tüccarları, sof ticareti, tiftik keçilerinin Ankara’ya özgü olduğu fakat Osmanlı döneminde keçilerin gizli yollarla kaçırılıp başka ülkelerde de yetiştirilmeye başlandığını aktaran Aslan marka yaratmanın çok zor olduğunu aslında sofun bizim markamız olabileceğini ancak tarihi, kültürel ve ticari olarak yetkili kişilerin bu konuya pek eğilmediğini de vurguladı. 

Katılımcılar olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kültür Bakanlığı ve benzeri ilgili kuruluşların Ankara’nın tarihine ışık tutan, ta 1700’lü yıllardan bugüne gelmiş ve bize bazı yanlışlarımızı göstermiş bu tablo ile neden ilgilenmediğine, neden bir devlet müzesi yerine özel bir müze olan Rahmi Koç Müzesinin bu konuda çaba gösterdiğine şaşırdık.

Farklı bakış açılarına sahip pek çok kişi ile bir araya geldiğimiz bu etkinlik bizi aslında pek lafı edilmeyen bir noktada birleştirdi: Hemşehrilik. Bilirsiniz, memleketimiz çoğu zaman doğduğumuz yerden ziyade doyduğumuz yerdir. Hayatımızı geçirdiğimiz, sevinçlerimizi, acı ve heyecanlarımızı yaşadığımız bu kentin tarihine şahane bir pencere açan belgeseli izledik, söyleşimizin ardından dağılamadık. O kadar sorumuz, konuşacak o kadar konumuz vardı ki!  Tüm bu sebeplerle en mümkün ve en yakın zamanda Rahmi Koç müzesine bir gezi planlayarak Ankara Manzarası’nı yerinde görmeyi, tabloyu gördükten sonra tabloda gördüğümüz yerleri bir de şimdi nasıllar diye gezmek kararı alarak vedalaştık.

Rahmi Koç Müzesi ve Ankara Manzarası tablosunda yer alan yapıları incele gezimizle ilgili detaylar semtimizin ilk derneği Ayrancım Derneği ve Ayrancı Semt Meclisi aracılığıyla ilgililere duyurulacaktır.

Sokak tabelalarında direniş ve sanat

Sokaklar ve sokakların sağladığı imkânlar avangard ve politik amaçlar güden sanat üreticilerine de her zaman büyük imkânlar sağlamıştır. Sanat üreticileri her zaman kendilerine galerileri ve müzeleri mekân olarak belirlemezler, sadece sanat koleksiyonerlerini ve sanatseverleri izleyicileri olarak kabul etmezler. Avangard sanatçılar toplumu değiştirmek ve bir şeyler aktarabilmek adına sanat üretimlerini kullanırlar. Tıpkı avangard kelimesinin kökeninde yer alan öncü birlik anlamında olduğu gibi, toplumun geleceğine dair öncü bir rol üstlenmek isteyen sanat üreticileri de vardır. Bu avangard sanat üreticilerinin insanlara ulaşmak için kullanabilecekleri en kolay yol ise kamusal alanlardır. Bu kamusal alanların başında da sokaklar gelir.

Duvarların gizli yüzü: Banksy

İnsanlara ulaşmak için sokaklarda üretim yapan bu sanat üreticileri sokağın her yüzeyini, her noktasını ve her imkânını kullanırlar. En bilinen sokak sanatları doğal olarak yüzeylerin kullanıldığı görsel sanatlardır. Sokak yüzeylerinin kullanıldığı görsel sanatlar bazen bir resim, bazen metin içeren bir grafiti, bazen de yüzeye yapıştırılmış bir görsel olabilir. Bunun en politik örneği dünya çapında üne kavuşan sokak sanatçısı Banksy. Banksy özellikle savaş karşıtı eserleriyle son yıllarda gittikçe daha da önem kazanan bir sanat üreticisi. 

Görünmez tiyatro

Görsel sanatlar kadar gösteri sanatları da sokaklarda ve diğer kamusal alanlarda icra edilmektedir. Bunların başında görünmez tiyatro akımı gelir. Görünmez tiyatro bir direniş örneği olarak Arjantin’de ortaya çıkmıştır. Askeri diktatörlük rejiminin ardından topluma ulaşmak isteyen devrimciler ve tiyatrocular bir yöntem olarak görünmez tiyatroyu oluşturular. Görünmez tiyatronun en önemli özelliği izleyicilerinin bir oyun izlediklerinin farkında olmamasıdır. Kimsenin oyuncu olduklarını bilmedikleri kişiler kamusal bir alanda birden performanslarını sergilemeye başlar. Bu güncel bir politik duruma dair hararetli bir tartışma veya yüksek sesli bir fikir alışverişi olabilir. Esas amaç tiyatro yapmanın yasakladığı ve tiyatrocuların izleyicilerine ulaşmasının engellendiği bir zamanda böyle bir gösteri ile insanlara ulaşmaktır. 

Burada bir cinayet işlendi

Sokakların ve diğer kamusal alanların sadece yüzeyleri ve imkânları değil ayrıca o kamusal alanlarda yer alan çeşitli unsurlar ve nesneler de sanatsal bir direniş araçlarına dönüşebilirler. Bu nesnelerin başında da sokak tabelaları gelir. Sokak tabelaları bazen yüzeyleri manipüle edilerek bazen sokak tabelası biçiminde sanat nesneleri üretilerek politik ve sosyal sanatın unsurları haline gelirler. 

Örneğin sokak levhalarını bir biçim olarak kabul eden bir sanat projesi Kuir Mekanlar (Queer Spaces) projesidir. Bu çalışma çerçevesinde sokak levhası benzeri pembe üçgen tabelalar üretilmiştir. Bu levhaların içerisine öldürülmüş eşcinsel ve transeksüel kişilerin ve aktivistlerin isimleri ve mücadelelerine dair bilgiler yer almaktadır. Bu hazırlanan levhalar sokaklarda yer alan direklere veya yüzeylere monte edilmişlerdir. Böylece bu tabelaları gören kişiler öldürülmüş veya bir şekilde kaybolan kişiler ile kentin karanlık tarihi arasında bir ilişki kurarak politik bir farkındalık ortaya koyabilmişlerdir. Bu çalışma sokak levhalarının iki unsurunu da içermektedir; hem bir kent ve sokak mobilyası olarak her yerde olmanın ve bulunabilmenin pratiğini ortaya koyabilmektedir hem de bir biçim olarak mevcut düşüncelere sanatsal form vermenin bir aracı olabilmektedirler.(1)

Dikkat yeşil alanınız azalabilir: Bahar işaretleri

Kuir Proje kadar doğrudan politik olmayan, sanatın oyun unsurunu ve eğlendirme değerini de kullanan başka sokak levhası çalışmaları da vardır. Mesela Mark Jenkins kentlerdeki yeşil alanların azlığını Bahar İşaretleri (Signs of Spring) eserleri ile ortaya koymaktadır. Jenkins bu çalışmasında sokak tabelalarının olduğu direklere iki adet yeşil yaprak şeklinde metal levhalar yerleştirmiştir.(2) 

Tabelanızla bir iletişim sorunu yaşayabilirsiniz

Sokak tabelalarını sanat nesnesine çeviren bir başka sanat üreticisi Clet Abraham’dır. Abraham’ın çalışmaları çok politik çalışmalar değildir ama dolaylı da olsa iktidar alanıyla mücadele içerisindedir. Abraham sokak tabelalarını bir iletişim aracına çevirir ve onları mizahi bir ürün olarak yeniden üretir. Böylece birbirleriyle iletişimsiz insanlar arasında iletişimi oluşturacak kamusal nesneler ortaya çıkmış olur.(3) Abraham’ın mizahi çalışmalarına benzer bir çalışma  Türkiye’de Küf ekibinden gelir. Küf, Ankara’da Tunalı Hilmi Caddesi ile İran Caddesinin kesiştiği köşede yer alan trafik tabelasında G. O. Paşa yazısının ilk iki harfini Tosun ile değiştirmiştir. Böylece tabelada Yeşilçam sinemasının kült komedi filmlerinden Tosun Paşa filmine gönderme oluşmuştur. Bunu gören kişilerin de yüzlerinde bir gülümseme oluşacağını düşünmek kaçınılmazdır.(4) Bu çalışmalar doğrudan politik olmasalar da kentlerin gittikçe daha fazla betona bulanıp yeşil alanlarının yok olduğu, sürekli hız ve koşturma içerisinde güzeli unuttuğumuz kabullerinden yola çıkarak üretilmişlerdir. Bu kabulleri değiştirmeye çalışıp kentte yaşayan insanların yüzünde bir gülümseme yaratarak, gündelik hayatı yeniden yorumlayarak ufak da olsa politik bir hedefe ulaşmaktadırlar. 


(1)https://archive.org/details/1994QueerSpaceSubmissionRepoHistory/1994_QueerSpace_Submission_RepoHistory.jpg; https://www.gregorysholette.com/repohistory/ 

(2)https://www.trendhunter.com/trends/signs-of-spring-mark-jenkins

(3)https://artslife.com/2016/07/14/clet-abraham-quando-larte-e-segnaletica/

(4)https://www.behance.net/gallery/484864/Tosun-Pasa

Ayrancı’da yürümek

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi mezunu. Aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Doktora çalışmaları devam ediyor.

Yürünebilir kent yaşanabilir kenttir:

İnsan ve çevre ilişkisi insanın erişebilir ve çevrenin ulaşılabilir olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. İnsanın doğa ile iç içe yaşadığı dönemden doğayı bir rant aracı olarak gördüğü günümüze kadar mekânın dönüşümü insan eylemlerini de dönüştürmüştür. Önceleri insanlar barınmak, yiyecek bulmak ve güvenlik ihtiyaçları için uzun mesafeler yürürken günümüzde temel ihtiyaçlarını motorlu taşıt aracılığıyla karşılayıp spor yapmak ya da gezmek gibi amaçlarla yürüyüş yapmaktadır. Ancak yürüyüşün her türünde güvenli, konforlu ve sağlıklı olması gerekmektedir. 

1900’lü yılların sonuna doğru kentsel sorunlar iyice ayyuka çıktığında Avrupa Parlamentosu tarafından 1988 yılında Yaya Hakları Bildirgesi yayınlanmıştır. Bu bildirge yayaların güvenli ulaşımını sağlayacak güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini belirtir. Yürümenin güvenli olması kaldırımlardan tutun da tabelalara kadar birçok konuyu ilgilendirir. Hızlı kentleşme nüfusun kontrolsüz artışını ve çarpık yapılaşmayı beraberinde getirmiş, böylece kentler birçok soruna ek olarak yürünebilir olma niteliğini de kaybetmiştir. Özellikle otomobil üretimindeki artış, otomobil satışına teşvik için trafik kurallarının dahi motorlu taşıtlara yönelik olmasına yol açmıştır. Yürümek en doğal ve basit ulaşım aracıyken kentsel mekânın dönüşümü yürümeyi zor hatta imkânsız hale getirmiştir. 

Araç öncelikli kentlerden yaya öncelikli kentlere geçiş sürecinde ulaşmak ya da gezmek için yürüme eyleminin gerçekleştirileceği mekânın yürümeye uygun olması gerekmektedir. Yürünebilir kent yaşanabilir kentin de göstergesidir. Jacobs yaya ve araç trafiğinin birlikte aktığı cadde ve bulvarların insanları birbirine yakınlaştırdığını, buraların yaşamak için daha uygun olduğunu ifade etmiştir. Yürümek için sağlanması gerekenler uygun zeminli yürüme alanları ve kaldırımlar, yer yön işaretleri ve tabelalardır. Kentsel çeşitliliğin argümanları arasında da sayılan ve kent mobilyası olan tabelalar doğru yönlendirme, sokak, cadde ve mahalle adlarını belirtme, trafik kurallarını hatırlatma açısından gereklidir. Thierry Paquot Şehirsel Bedenler isimli kitabında şehrin yayayı fiilen okuyucuya dönüştürdüğünü ifade ederken ışıklı ve ışıksız tabelalardan bahseder. 

Tabela tahta veya sacdan yapılan, üzerinde belirtici, tanıtıcı bir yazı, sayı, im ya da resim bulunan levhadır. Tabelalar sokak, cadde ve mahalle gibi alanlarda yaya ve trafik güvenliğini sağlamanın yanı sıra kent kültürünün de bir parçasıdır. Tabelalar sayesinde kent okunulabilir bir hâl almakta ve bireyler daha kolay yönlerini bulmaktadır. Tabelaların konumu yayanın görüş açısı ve hızına uygun şekilde seçilmelidir. 

Kentteki sokak tabelaları kentte hatta ülkede yaşanmış sosyal ve siyasi birçok olaya atıf yapmaktadır. Özellikle İstanbul duvarlarını süsleyen tabelaların kent kültürüne etkisini değerlendirmek için birçok çalışma yapılmıştır. Bildirişim tasarımı ürünü adını alan tabelaların rengi, yazı şekli ve şeritleriyle okunaklı, estetik ve standart olduğu ifade edilmektedir. Tabelaların önemini vurgulayan ve kentimizde yapılan bir diğer çalışma ise tabela tasarımlarının halk oylamasına sunulmasıdır. Belediye ve Büyükşehir Belediyesi Kanunları tabela düzenlemelerine ilişkin maddeler içermektedir. Bu çerçevede yapılan oylama katılımcılığın, kent sakinleri için hayati olan ya da olmayan her konuda sağlanması yönünde önemli bir adımdır. Kırmızı ağırlıklı, beyaz yazılı ve siyah şerit tasarımlı tabelalar kent estetiğinin sağlanması için bir örnek hazırlanmış; sokak, cadde, meydan, bulvar gibi alanlara asılmıştır. 

Tabelalar, Ayrancı semti için işlevsel bir özellik taşımaktadır. Ayrancı semti kapsadığı beş mahalleyle birlikte yaklaşık 50 bin nüfusun ikamet ettiği 15 dakikalık mesafe içerisinde semt sakinlerinin ihtiyaçlarını yürüyerek veya bisikletle karşılayabileceği bir mekândır. Semtte yaptığımız bir online anketten edindiğimiz bilgilere göre semt sakinleri Ayrancı’nın oldukça güvenli bir mahalle olduğunu söylerken buranın en önemli sorunun kaldırımlar ve yürüme yollarının eksikliği olduğunu belirtmiştir. Seve seve yürümek ama bir hobi olarak ya da markete, manava, kasaba yürümek bu semtin sakinlerinin ortak özelliğidir. Güvenli yürümek için Ayrancı oldukça anlaşılır tabelalara sahiptir. 

Kentteki tabelalar yeterince anlaşılırsa ve doğru konumlandırılmışsa kente ilk kez gelen birinin kaybolması pek mümkün değildir. Tabelaları takip ederek hem yön bulmak hem bir kentin kültürünü anlamak hem de sokaklara/caddelere/meydanlara ismini veren kişileri tanımak mümkündür. Ankara Büyükşehir Belediyesinin tabelalara koyduğu QR kod tabelada ismi geçen kişinin hayat hikâyesini öğrenmemizi sağlar. Ayrancı’da da şair ve yazar isimlerinin, bürokratların, ülke başkanlarının, siyasetçilerin ve gazetecilerin isimlerinin yer aldığı tabelalar doludur. Ankara’nın en eski semtlerinden olan ve mahalle kültürünü hâlâ yaşatan Ayrancı semtinde tabelaların semtin kültürel ve mimari yapısına etkisi, tabelaları bir çalışma konusu olarak ele almayı gerekli kılmıştır.

Rengarenk giriş seçenekleri ile Ayrancı-II

Ayrancı semtinin araç ve yaya girişlerine göre farklı yerlerden birer nizamiye kapısı gibi karşılayan kapılarından bahsediyorduk. Bunlar kimi yerde parklardan, kimi yerde caddelerden ve göbeklerden, kimi yerde simgesel yapılardan adını alan romansı girişlerdir.

Başkentin simgelerinden Atakule kavşağından Hoşdere Caddesi’ne, Çetin Emeç Bulvarı sonundaki Polis Evi’nin yanından Mesnevi Caddesine, Atatürk Bulvarından ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Zeytin Dalı Caddesi üzerinden Güvenlik Caddesine her biri Ayrancı’ya gelen ve gidenler için “Hoş geldiniz” ve “Güle güle” diyerek gönülleri sıvazlayan kapılardır. 

Atakule’den Hoşdere Caddesi’ne giriş. Trafik Hoşdere’de çift yönlü işler.

Atakule girişi 

Kuğulu Park kavşağından itibaren Çankaya’ya doğru başlayan Cinnah Caddesi, tepedeki Atakule’ye zorlu bir tırmanış ile kavuşur. Buradaki dörtlü kavşağın bir tarafında, trafiğin hala çift yönlü işlediği ender yollardan biri olan Hoşdere Caddesi başlamaktadır. 

Cinnah yokuşunun başından itibaren Gelibolu, Yeşilyurt, Farabi, Alaçam, Mesnevi, Enis Behiç Koryürek. Kuloğlu, Ahenk, Kırkpınar, Will Brant, Pilot, Vali Dr. Reşit, Hava ve Muzaffer Sarısözen sokak ve caddeleri Aşağı Ayrancı’ya açılan şirin, sakin ve mütevazi kapılar olarak sıralanmaktadırlar. 

Ayrancı’da bazı sokaklar Hoşdere Caddesi üzerinde birleşip yollarına devam ederek her iki Ayrancı’da yer alırlar. “Aşağısı da, yukarısı da gücenmesin” dercesine her iki semtte kardeşlik bağı oluşturur bu sokaklar… 

Atakule Kavşağı’ndan Hoşdere’ye yönelince, dikkat çekmeyen ve az bilinen Portakal Çiçeği Vadisi girişi.

Aşağı Ayrancı’dan uzanıp Hoşdere’nin üstünden zıplayarak karşıya geçen bu sokaklar, meclis duvarlarıyla koşut uzanan Ömür, Tomurcuk, Şair Baki, Şehit Mahir Turan, Güzelyalı, Şair Nefi adlarını taşırlar. 

Ömür Sokak Meclis duvarlarının bitiminde, her iki Ayrancı’nın baş yastığı gibidir. Ömrün başlangıcı gibi görünen bu sokak Güvenlik’ten ve Dikmen girişinden Hoşdere’ye kadar trafiğe açıktır. Her iki yönden birbirine ters istikamette gelerek Hoşdere’nin başında adeta öpüşerek buluşurlar.

Yaylagül, Ali Dede, Tomurcuk, merdivenlerden çıkan Yeşilyurt, Reşat Nuri, Cinnah ile Hoşdere arasında kalın bir çizgi atan Mesnevi,  Şair Baki, Örgü, Güzelkent, Halit Ziya, Halide Nusret Zorlutuna, Süleyman Nazif, Yunus Nadi… Hoşdere yokuşuna çıkışta sağ kanatta bulunan Yukarı Ayrancı ailesinin kolları olarak giriş yaparlar.  

Hoşdere çıkışının sol kanadında, yukarıda söz ettiğimiz iki yanlı sokaklar dışında, Selimiye, Çalgı, Fuar, Hava, Piyade sokakları gelip geçenlere buyur etmektedir. Selimiye Dikmen Yolu’ndan Hoşdere’ye çift yönlü işlemektedir. Aynı güzergahta Jose Marti Parkı, Çankaya Lisesi ve Portakal Çiçeği Vadisi girişi bulunmaktadır.

Şili Meydanı tarihi Çınar Ağacı’nın gölgesinden Kuveyt Caddesi girişine bakış.

Şili Meydanı girişi

Adile Naşit Parkı’ndan başlayarak Kuğulu parka kavuşan eski Güven Caddesi’nin adı sonraki yıllarda Kuveyt olarak değiştirildi. Bu güzergah Aşağı Ayrancı’nın araç çıkış, yaya giriş kapısıdır. Ünlü Şili Meydanı bu caddede yer almaktadır. Atatürk’ün manevi kızlarından Afet İnan Parkı bu cadde üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in beyaz köşkü de bu meydandan başlayan Paris Caddesi’nin hemen yanıbaşındadır. Menderes’in bu köşkü yetmişli yılların sonuna doğru bir holding tarafından satın alınmış, müzeye dönüştürülme çabalarından sonuç alınamamış. 

Bir akşam vakti Şili Meydanı’ndan Sheraton dev bir gece lambası olarak poz verir.

Ahmet Vefik Paşa okulunun arka bahçesi Kuveyt Caddesine bakmaktadır. Kafe ve barlarıyla olaysız, sevimli ve cıvıltılı ortamından karşıya bakılınca akşamları Sheraton dev bir gece lambası olarak poz verir buradan. Şili Meydanı’nda bulunuyorsanız, istemeseniz de sizi Kuğulu Park ile Tunalı Hilmi Caddesi’ne uğramaya mecbur bırakır. Aşağı Ayrancı’nın gerilimleri söküp atan büyülü giriş kapısı burasıdır. 

Gözler Şili Meydanı’na çevrilince bol ağaçlı bir giriş ve Yunanistan Büyükelçiliğine ait boş arsa dikkati çeker.

Akşamları yapılan mahalle gezintilerinde gönül gözüne takılan esenlik veren görünümler, yaşanılan o yerlerin ayrıcalıklı zenginliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şili Meydanı ve Kuğulu Park, Aşağı Ayrancı halkına çok yakın, Yukarı Ayrancı için de uzak değildir.

Vecdi Candemir’in ardından

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi mezunu. Aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Doktora çalışmaları devam ediyor.

Vecdi Candemir, 1953 yılında İzmir’de doğdu. Heykeltıraş ve ressam olan Candemir, gerçeküstülük akımı çizgisinde yürüttüğü sergilerinden ilkini 1974 yılında Ankara Sanat Sevenler Derneğinde açtı. Ankara, Bodrum ve İstanbul’da çok sayıda sergi açtı. Karanlık sanat olarak adlandırılan, hurdacılardan ve antika pazarından topladığı plastik, ahşap ve metal parçaların yeniden şekillendirilmesiyle oluşturulan sergiler düzenledi. Eski eşyaların robotlarla ve bilgisayarlarla yarışamayacağını söyleyen Vecdi Candemir, artık eskilerde de bir çeşit estetik aramanın zamanı geldi diyor.

Vecdi Bey’in hayata ve semtimize kattığı değerlerden biri ise ikinci el ve antika dükkanı. Remzi Oğuz Arık mahallesinde yer alan bu dükkan, hem sahiplerinden alınan ikinci el ve antikaların hem de tamir edilen eskilerin sergilendiği bir dükkan. Vecdi Beyle birlikte eşi Gülçin Hanım da bu dükkanın sahibi.

Vecdi Bey, 4 Haziran 2023 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Vecdi Candemir’in aramızdan ayrılması hem semtimiz için hem sanat dünyası için oldukça önemli bir kayıp. Başta eşi Gülçin Candemir olmak üzere tüm sevdiklerine baş sağlığı diliyor, komşumuz Vecdi Bey’in ışıklar içinde uyumasını temenni ediyoruz.

Gülçin Candemir

“Çok kültürlü biriydi”

Şükrü Sarı

Şükrü Sarı / Ayrancı Antika Pazarı Başkanı

Vecdi bey pazarın kurucularından ve en eskilerindendir. Çok kıymetli bir arkadaşımızdı. Her zaman sakinliğiyle, ortalığı yatıştıran da birisiydi. Kimseye sesini yükselttiğini duyamazdınız. Çok kültürlü biriydi. Bana sorsanız, duruşuyla, kıyafetiyle, davranışlarıyla bir antikacı tarif edebilir misiniz diye, alın size antikacı, antika meraklısı, antika kültürünü taşıyan biri diye Vecdi beyi gösterirdim tereddütsüz. Geçen ay pazarın kurulmasından bir gün önce Cumartesi günü akşam vakitlerinde kaybettiğimiz haberini aldık. Ertesi günü pazar kuruldu, tezgahı boş kaldı. Kimse inanamadı Vecdi’nin öldüğüne. Vecdi’yi çok arayacağız.


“Fevkalade bir insan, dürüst bir esnaftı”

Özcan Saatçiler

Özcan Saatçiler

Ben 75 yıldır aileden saatçiyim. Makedon göçmeniyim. Vecdi beyle senelerdir beraberiz, komşuluk yaparız. Fevkalade bir insandı, şen şakraktı. Antika işlerini yapan dürüst biriydi, dürüst bir esnaftı. Her yerde onun gibi esnaf bulamazsınız. Bu işin duayenlerindendi, pazarın kurucularındandı. Esnaflıkta onun gibisi neredeyse kalmadı. İyi insan, iyiliğiyle hatırlanır. Aniden kaybettik, acı bıraktı bize. 


“Bu camianın en renkli kişilerinden biridir” 

Güner Soydemir

Güner Soydemir

Vecdi yakın arkadaşım, Vecdi’yi herkes tanır. Bu camianın en renkli kişilerinden biridir. Sanatçı kişiliği, kıyafeti, şapkası, saçlarıyla onu yüz metre uzaktan herkes tanır. Yakınlaştığında da çok iyi bir insan olduğunu hemen anlarlardı. Çok iyi bir arkadaştı.

Bestekar Sokakta dükkanımıza da gelirdi. Birlikte çok yere giderdik. Son olarak Kapadokya’ya gittik, eşya baktık geldik. 

Herkes çok severdi. Kimseyle bir husumeti yoktu, mesafesi yoktu. Kendisi aslında grafikerdi. Meraklıydı bu işlere. Eşiyle birlikte yavaş yavaş ilgilenmeye, almaya başlamışlar. Paris caddesinde bir ev-dükkanları vardı. Aslında kendisini hiçbir zaman tam bir antikacı olarak görmedi. Onlar “evde satış” diye birşeyi yaptılar. Ev sahibi eşyaların hepsini toptan satmak istiyor, onlarda evdeki eşyaları listeleyip, alıcı insanları eve davet edip evde satış diye birşey yapıyordu. Ben de onlardan görüp yapmaya başlamıştım. Bugün onsuz ilk antika pazarı, yokluğu hissediliyor.


“Sakin biriydi, kimseyi kırmak istemezdi”

Sebahattin Koçaş

Sebahattin Koçaş

Vecdi benim çok eski arkadaşım. Omurgasından ameliyat oluyordu, ameliyat başarılı geçti ama kalbi dayanamadı. 

Ben 18 sene Belçika’da görev yaptım. Bit pazarları kuruluyordu Belçika’da, Hollanda’da. Her sene bir ya da iki sefer gelirlerdi eşiyle birlikte. beraber oralara giderdik. Bazen Hollanda’ya gelirlerdi akrabaları vardı, biz oraya giderdik. Bazen Belçika’ya gelirlerdi Hollandalılar bize gelirdi. Bit pazarları gezerdik. Bir seferinde Belçika’da bit pazarlarında deve hamudu bulmuştu, onu alıp getirmişti Türkiye’ye.

Sakin biriydi. Hiç bir şekilde sesini yükselttiğini, bağırdığını çağırdığını duymazdınız. Bazen sinirlendiği olurdu, o zamanda karşısındakine değil bana dönüp küfrederdi. Kimseyi kırmak istemezdi.


“Vecdi Bey gibi “70’lik” delikanlılar ölümsüz zihnimizde”

Ahmet Nezihi Turan

Ahmet Nezihi Turan

Resimleri vardı Vecdi Bey’in, heykelleri, kitapları, antikaları, objeleri. Kimin yok ki? 

Bilmem ki. 

Bildiğim, Vecdi Bey’in mesleğinin, hadi maişetinin diyeyim, bunları alıp satmak da olduğuydu. 

Bu işleri yapanlara Bey denmez, yalın isimleriyle hitap edilir. Bizden biridir onlar. Ama Vecdi, “Bey”di. Abi diyenler aynı mesleğin esnafıydı, onlar dediğinde yakışırdı ona Vecdi Abi’lik. 

Kendine mahsus giyiminin, saç sakalının, ilk görüşte verdiği intibaın aksine insan ilişkilerinde ne dekadandı ne bohem. 70’ti, iyi hissetmiyordu ama gidişinden bir hafta önce ona iki adım öte “Caffe Nux”da rastladığımda iyi görmüştüm. Böyle durumlar olur, bilirsiniz, kaybını duyduğumuzda “Nasıl ya!” der inanamayışımızı ifade ederiz. 

Vecdi Bey gibi “70’lik” delikanlılar ölümsüz zihnimizde.

Kalanlar için çaresi, zihnin kabullenemediği kaybı bir mekanda yaşatmak; bir yere onun ismini vermek, dilde dolaşmasını sağlamak.

Sokağın adının Kıbrıs olması nedendir bilmiyorum. Vecdi Candemir olsa bilirim, bilen çok olur, sonra bilenler bilmeyenlere hatıralarıyla nakleder öğretir yaşatır diyorum.

Ekin Yüksel: Bir işi çok iyi yapmak sizi sanatçı yapmaz, usta yapar. Sanatçı, eserine yorum katabilendir.

Seramik sanatçısı Ekin Yüksel ile seramik, sanat ve sanatçı olmak üzerine konuştuk. Ayrancı’da Çalgı Sokağında atölyesinde çalışmalarına devam ederken bir yandan hem kendi eserleri hem öğrencilerinin eserleri için sergiler düzenliyor. Kendisi son derece esprili, şakacı bir dost, güçlü bir kadın ve özel bir sanatçı. Bir sanat, bir kendini sağaltma, bir toprağa dokunma seçeneği olarak seramik konulu sohbetimize buyurunuz.

Seramik atölyeniz nerede, neler yapıyorsunuz?

Atölyemin biri Ayrancı’da, burada daha sanatsal çalışıyorum, galerilerle çalıştığım eserleri üretiyorum ve düzenli dersler veriyorum. Birlik mahallesindeki atölyem daha ziyade günlük workshoplar tadında ilerliyor. Düzenli ders alamayanların günlük olarak deneyim edinmesini, yoğunluktan çıkıp seramikle buluşmalarını hedefliyorum.

Heykellerimi galerilerle çalışarak satıyorum, aynı zamanda Birlik’teki atölyede aslında yurtdışında pottery house dediğimiz bir yöntem işliyor. Duvarlarda, raflarda yarı mamül dediğimiz ürünler var. İnsanlar onlara sunduğumuz renkler ve yöntemlerle dekorlamalar yapıyor ve çalışmaları bitince bunları fırınlıyoruz. Özel markalara özel tasarımlar yapıyoruz. Kurumsallarla da çalışıyoruz. Kurumların aktivite günleri oluyor; mesela 30 kişi geliyor o gün o kurum için atölye yapıyoruz. Çocuklar için doğum günü partileri düzenleyip çocukların böyle günlerde seramikle tanışmasını ve kaliteli, aktif ve verimli zaman geçirmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Sırla Clup diye ekstra bir markamız var, bununla kapılarımızı dünyaya açıyoruz. Sırla Clup’ta Türk mitolojik yapısına dayanan özel parçaları modernize ederek dünya pazarına sunuyoruz.

Seramik kursunuz nasıl işliyor, öğrencilerden beklentiniz ne?

Seramik kursuna gelenlerden iki temel beklentimiz var: Birincisi, bizim çuvallarımız 20 kilo, herkes kendi çuvalını taşıyabilecek kadar güçlü olmalı. İkincisi ise vizyoner olmak ve eğlenceye açıklık. Bunun dışında öğrencilerimden bir beklentim yok. Çünkü atölyelerimizde geçirdiğimiz zamanda dost oluyoruz, çok eğlenceli bir ortamımız oluyor. Bu yüzden bu ortamı bozmayacak yükseklikte öğrenci arıyorum. İyi vakit geçirmeye müsait olsun ve kendi çamurunu taşısın, geri kalan her şey bende. Ekip oluştururken katılımcıların yaş aralığında makasın çok açık olmamasına dikkat ediyorum. Başka bir kriterimiz yok. 

Herkes seramik yapabilir mi? Seramik sanatçısı olmak için ne yapmak gerekir?

Ben sanatçı olmayı doğuştan bir yetenek olarak görmüyorum, bu tamamen disiplin ve azim işi. Herkes çizmeyi, elleriyle şekil vermeyi öğrenebilir. Kiminin el-göz-beyin koordinasyonu çocukluğundan itibaren daha iyidir o bir senede çözer, kimi vâkıf değildir beş senede çözer ama disiplinli çalışan, azmeden, çözmek isteyen herkes elbet başarıya ulaşır. 

Sanatçı olabilmenin kriteri, bir kırılma noktası var. Bu, dünyayı algılamak, bakmak ve görmek arasındaki farkla ilgili bir durum. Bu kırılma da biraz uzun zaman harcayarak olan bir şey. Bir işi çok iyi yapabilirsiniz, çok güzel bir Poseidon heykeli çalışabilirsiniz ama bu sizi sanatçı yapmaz, iyi bir usta yapar. Fakat o Poseidon heykelini yorumlayabilmek, bir manifesto yaratmak sizi sanatçı kılar. Bu yüzden duvara yapıştırılan bir muz trilyonlarca liraya satılırken rönesans tablosu gibi işler çok komik fiyatlara gidebiliyor. Çünkü aslında onu kıymetli kılan beceri değil üzerine düşünebilme kapasitesi. Üç ay kursla sanatçı olamazsınız ama tek bir konuya yoğunlaşarak, doğru materyalleri, doğru yöntemle kendi üretiminizi yapmaya başlayabilirsiniz. Sanatçı olmak zorunda değilsiniz seramikçi de olabilirsiniz. Bu da az ya da daha çok bir şey değil.

Seramik atölyelerinde gözle görülür bir artış var. Bu ilginin nedeni nedir?

Bence insanlar bir öze dönüş dönemine geçti. Özellikle pandemiyle birlikte içimize döndük, stresimizin farkına vardık ve bir toprağa dokunma ihtiyacı duyduk. Aslında bu atölyelere katılanlar çoğunlukla alaylı insanlar. Hayatları boyunca başkasının emeli, amacı için çaba sarf etmiş kişiler kendilerine dönmeye başladılar. Bunun finansal kaynağını sağlayabilenler kendilerine bir özgürlük alanı oluşturmaya başladılar. Ben bu durumu tatlı bir girişim olarak buluyorum. Herkesin yeterliliği ve işi doğru konumlandırılabilirse bu görünürlüğü de artırır. Aynı sektördeki insanların yan yana sanat dükkanları açarak bir muhitte toplanması girişimlerini çok destekliyorum. Tabii dışardan finansal kaynağınız varsa, çünkü kendi içinde döndürmesi korkunç derecede zor bir sektör. 

Ekin Yüksel’in eserleri

Eserlerinizde ağırlıklı bir kadın imajı görüyoruz. Sizce kadın oluşunuzla sanat arasındaki bağ nedir? 

Güçlü bir kadın imajı bana çocukluğumdan beri atfedilen bir durum, bu bir mecburiyet. Yani bu sadece dürtüsel bir durum değil. Sanırım ailemin de beklentisini karşılamak için de ekstra bir çaba sarfediyorum. Çünkü genelin onayını almak benim için ne yazık ki çok önemli. Bunu görsele dökebilecek varoluşa sahip olabilecek bir alanım var. Çoğu zaman duygularımızı 3 boyuta dökme şansımız olmaz ben bunu sağlayabiliyorum ve bu bende ekstra bir tatmin yaratıyor. Samimi düşüncem şu; keşke kimse gerçek manada güçlü olmak zorunda olmasa, çünkü güç gerektiren herhangi bir şey hayatımızda olmasa. Ama ne yazık ki, hayat bu şekilde akmıyor hepimizin uğraşıp didindiğimiz konular var ve bunu bazen kelimelerle, metaforlarla bazen de boyutsal olarak ortaya dökmek herkesin ihtiyacı olan bir konu. 

Kamuoyunda çokça tartışılan Beypazarı’ndaki havuç, Kızılcahamam’daki bazlama gibi yapıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir cismin heykel olması için onun büyüklüğü ya da materyali önemli değil. Herhangi bir obje mermerden yapılınca heykel olmuyor. Doğru metafor ve manifestoyla, doğru anlam yüklenen şey heykel olup sanata dahil olabilir. Diğerlerine sadece büyük bir mısır, büyük bir havuç ya da büyük bir bazlama diyebiliriz ama asla heykel diyemeyiz.

EKİN YÜKSEL SERAMİK

Ayrancı Mahallesi,
Çalgı Sokağı No:1/C
Çankaya/Ankara

Instagram: ekinyukselceramic