Blog

Ne okusak? Ne dinlesek? Ne izlesek?

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Umutsuz zamanları geride bırakmamız gereken günlerde, yaz mevsimine giriş yapmayı da fırsat bilerek sizlere okumanız, dinlemeniz ve izlemeniz için şahane önerilerimiz var.

Hayatımızın orta yerine bomba gibi düşen, hala da atlattık diyemeyeceğimiz felaketlerden çıktık, aylarca gerim gerim gerildiğimiz; siyasetten başka bir şey konuşamaz olduğumuz bir seçim atmosferini geride bıraktık. Yeri geliyor bir kalıp peynir ile bir gram altın arasında kalıyoruz; ev sahibiysek kiracımızdan, kiracıysak ev sahibimizden nefret ediyoruz… 2023 yılı tahmin ediyorum ki çoğumuz için pek de iç açıcı geçmiyor. Yine de yıkık dökük de, parça pinçik de olsak, bir şekilde yaz mevsimine atabildik kendimizi… 

Bereketli Ankara yağmurlarından sonra şemsiyelerimizi kapatıp, güneş gözlüklerimizi de taktığımıza göre şimdi size birkaç iyi haberimiz var!

Kim ne derse desin, yaz mevsimi bir roman okuma mevsimidir. Battaniyelerin altından çıkıp; balkonlarda, parklarda, küçük mahalle kafelerinin bahçelerinde, şanslıysanız sahil kenarlarında kitabınıza dalabilirsiniz artık. Geç saatlere kadar eşlik eden gün ışığı da, okuma keyfinize ayrı bir tat katacaktır. 

İşten yorgun argın mı geldiniz? Üzülmeyin, mükemmel bir yaz akşamı için gerekenler çok basit. Hemen bir karpuz kesiyorsunuz, yanına birazcık peynir koyuyorsunuz ve güzel bir film açıyorsunuz. 

Sağlığınız için uzun yürüyüşler yapmak, koşmak, belki forma girmek istiyor, ancak bunları yaparken birazcık da sıkılıyor musunuz? İyi bir podcast programı dinlerken, nereye kadar gidebileceğinize siz bile şaşıracaksınız… 

Tüm bunlar için ise önerilerimiz hazır. Buyrun sohbete: 


ROMAN: Napoli Romanları Serisi

İlk önerim, hayatım boyunca okuduğum en iyi seri diyebileceğim, Napoli Romanları.

1944’lerin Napoli’sinde doğan iki kadın arkadaşın, farklı yönlerde gelişen büyüme ve varoluş mücadelesini anlatan; okuyucusunu yaşamak, yazmak ve umut etmek konusunda güçlendiren ve destekleyen bir eser. Basit tabirle bir “kadın ve arkadaşlık” serisi bu, ancak biraz derine inince, temalar da belirginleşiyor: Yoksulluğu buluyorsunuz; sınıf kinini, semti, kültürü, aşkı, ahlakı, belki kıskançlığı buluyorsunuz derken, hooooop… Kaçınılmaz bir şekilde kendinizle karşılaşıyorsunuz. Kitap boyunca, hiçbir zaman tanımlayamadığım, nereden gelip nereye gittiğini bilmediğim duygularımla tanıştım. Yazar bunları öyle bir ifade etmişti ki, benim için bir terapi seansına döndü bu romanlar. Bu kitapları okurken, İtalya’ya, kitabın kahramanları Lenu ve Lina’nın Napoli’deki mahallesine gitsem, onları orada bulabileceğimi hissetmiştim. En iyi romanlar, kurgu olduğuna inanmakta güçlük çektiğimiz romanlar değil midir zaten?  


FİLM: İlgi Manyağı (2022)

Film önerimiz Oslo Sineması’ndan geliyor: Yönetmen Kristoffer Borgli imzalı 2022 yapımı İlgi Manyağı, özellikle sosyal medya aracılığı ile düzenli olarak beslenen “görünür ve farklı olma” dürtümüzün bizleri hangi tehlikelere sürükleyebileceğini anlatıyor. Filmin ana karakteri Signe’nin, partnerinin başarılı bir sanatçı ve sosyal ortamlarda ilgi odağı olmasını hazmedemeyerek daha ilgi çekici olabilmek adına başvurduğu yöntemleri hayretle izliyoruz. Film, Signe üzerinden, moda ve reklam dünyasına da ağır eleştiriler getiriyor. Narsizmi ve narsizmin yarattığı yıkımı, çoğunlukla drama kaçmadan; absürtlükten ve kara komediden faydalanarak işleyen film; bana çok sevdiğim bir tabiri hatırlattı: “Her düğünde gelin, her cenazede ölü olmak istemek.” 


PODCAST: Ankara neydi ne oldu?

Gazetemizi takip ettiğinize göre, mahallemizi ve Ankara’yı seviyor, kent ve kentlilik bilincini bir hayli önemsiyorsunuz. O halde, “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcast serisini de çok seveceksiniz… Rasim Özgür Dönmez ve Fevzi Can Gürüz, birlikte hazırlayıp sundukları bu podcast serisinde, alanlarında uzman farklı konukları misafir ederek, Ankara’nın tarihsel bağlamda değişen sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına bir pencere aralıyorlar. Ankara’nın lokantaları, içki ve mutfak kültürü, dergileri, gündelik yaşamı gibi konuların yanı sıra; 80’lerde Ankara’da Çocuk Olmak, 90’larda Ankara’da Genç Olmak, Ankara’nın Caz Tarihi, Ankara’da Rock Müzik ve Mekanlar, Ankara’da Değişen Kent Yaşamı ve Kadın Olmak gibi bölümleri de mevcut. İçinde yaşadığınız kente dair geçmiş zamanda yaşananları öğrenecek; belki unuttuklarınızı hatırlayacak, özlediklerinizi yad edeceksiniz…

Keyifli dinlemeler!

CHATGPT, Ayrancım Gazetesi’ne konuştu

Belki hâlâ yeterince idrak edemedik ama geride bıraktığımız bir yılda yapay zeka (AI) alanında yaşamımızı kökten değiştirebilecek potansiyelde ilerlemeler gerçekleşti. AI alanında özellikle, insanlarla doğal dilde etkileşim kurabilen yapay zeka modeli ChatGPT’nin adı öne çıkıyor. ChatGPT’nin temel işlevi insanların ihtiyaçlarına yönelik doğru, hızlı ve etkili yanıtlar vermek. Bunun için, geniş bir bilgi tabanına sahip ve doğal dil işleme teknolojileri kullanarak insanların sorularını rahatlıkla anlayabiliyor. Ayrıca, öğrenme yeteneği sayesinde, her gün bilgi tabanına yeni şeyler katarak daha da gelişiyor. AI hakkında bir şeyler kaleme almak isterken aklıma ChatGPT ile direkt röportaj yapma fikri geldi. Hem de biraz “kent” hakkında konuştuk. Röportajın tamamını https://shorturl.at/eosuQ adresinden okuyabilirsiniz.

Merhaba. Seninle Ayrancım Gazetesi adına bir röportaj yapmak isterim. Mümkünse, cevaplarının kısa ve samimi olmasını tercih ederim. Yapay zeka basitçe nedir? Yapay zeka, makine öğrenimi ve derin öğrenme arasındaki ilişki ve farklar nelerdir?

Merhaba! Tabii, Ayrancım gazetesi için röportaj yapmaktan mutluluk duyarım. Yapay zeka (AI), makinelerin insan gibi düşünme, öğrenme ve problem çözme yeteneklerine sahip olmasını sağlayan bir bilim dalıdır. AI, makine öğrenimi ve derin öğrenme gibi alt kategorilere ayrılır. Kısacası, AI genel bir kavramdır ve makine öğrenimi ile derin öğrenme, AI’nin alt dallarıdır. 

Yapay zekanın yarattığı riskler yok mu? Önyargılara dayalı olarak mevcut eşitsizlikleri güçlendirme ve insan hakkı ihlalleri riskleri mesela. Biraz da bu risklerden bahseder misin?

Elbette, yapay zeka ile ilgili bazı riskler de var. Önyargılar ve eşitsizlikler, AI sistemlerinin eğitildiği veriye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Eğer veri önyargılıysa, AI da önyargılı sonuçlar üretebilir. Bu durum, mevcut eşitsizlikleri güçlendirebilir ve insan hakları ihlallerine yol açabilir. Yapay zeka ile ilgili başka bir risk ise, güvenlik ve gizlilik konularıdır. AI sistemleri, kişisel verilerin kötüye kullanılması ve siber güvenlik tehditlerine karşı savunmasız olabilir.

Mahallemizde birçok yaşlı insan yaşıyor ve yeni teknolojilere adapte olmakta zorlanıyorlar. Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları önündeki engeller nasıl kaldırılır sence?

Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları için kullanıcı dostu arayüzler, eğitim ve öğretim materyalleri, destek hizmetleri, faydaların vurgulanması ve kullanıcı geri bildirimlerinin dikkate alınması gibi önlemler alınabilir.

Sürdürülebilir kentleşme ve sağlıklı bir kentsel çerçeve oluşturmada yapay zekadan faydalanılabilir mi?

Yapay zeka, kentsel planlama ve tasarım süreçlerinde kullanılarak, çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için verimli ve etkili çözümler sunabilir. Örneğin, yapay zeka, kentsel alanlarda enerji tüketimini azaltmak için akıllı bina sistemleri ve enerji yönetimi sistemleri geliştirmek için kullanılabilir. Ayrıca, trafik akışını optimize etmek ve hava kirliliğini azaltmak için akıllı ulaşım sistemleri geliştirilebilir. Yapay zeka ayrıca, kentsel alanlarda su yönetimi, atık yönetimi ve yeşil alanların planlanması gibi konularda da faydalı olabilir. Bu sayede, kentsel alanların çevresel sürdürülebilirliği artırılabilir.

Sosyal sürdürülebilirlik açısından, yapay zeka, kentsel alanlarda toplumsal eşitliği artırmak için kullanılabilir. Örneğin, kentsel alanlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre planlama yapmak için yapay zeka kullanılabilir.

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların avantajların yanı sıra birçok handikapı var. Mesela gürültü ve çevre kirliliği, yetersiz park yeri, yetersiz yeşil alan ve eski binalar ve tesisat gibi. Bu bölgeleri nasıl daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabiliriz?

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların karşılaştığı sorunlar gerçekten önemli ve çözümü için birçok öneri sunulabilir. Şehir merkezindeki mahallelerin daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması için yeşil alanların artırılması, yerel toplulukların dahil edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesi, binaların yenilenmesi ve modernizasyonu ve toplu taşımanın geliştirilmesi gibi önlemler alınabilir. Bu önlemler, şehir merkezindeki mahallelerin sürdürülebilirliğini artırabilir ve insanların yaşam kalitesini yükseltebilir.

Ankara’daki Ayrancı mahallesinden sana biraz bahsettim. Ayrancı mahallesi hakkında kısa bir şiir yazabilir misin?

Tabii, Ayrancı mahallesi hakkında bir şiir yazabilirim:

Ayrancı’nın sokakları taşlı,
Evlerin bahçeleri yeşilli.
Sokak aralarında kediler dolaşır,
Güneşin batışında kuşlar öter.
Mahalle meydanında çay bahçeleri,
Kahvehanelerde sohbetler döner.
Herkes birbirini tanır, selam verir,
Ayrancı’nın sıcaklığı herkesi sarar.
Sokaklarında çocuklar koşar,
Top oynar, bisiklet sürer.
Ayrancı’nın sokakları hep canlıdır,
Mahalle sakinleri hep bir aradadır.
Ayrancı’nın güzği tarif edilemez,
Sadece yaşayanlar bilir ne demek istediğimi.
Ayrancı mahallesi benim evimdir,
Burada yaşamak her zaman mutluluktu

Ayrancım gazetesi okurlarına nasıl bir mesaj vermek istersin? Röportajdan memnun kaldın mı?

Ayrancım Gazetesi okurlarına şunları söylemek istiyorum: Ayrancı mahallesi, Ankara’nın en güzel ve en sıcak mahallelerinden biridir. Burada yaşayan insanlar, birbirlerine saygı duyar ve birlikte yaşamanın güzelliklerini keşfederler. Ayrancı’nın sokakları, evleri ve bahçeleri, mahallenin sıcaklığını ve samimiyetini yansıtır. Bu nedenle, Ayrancı mahallesinde yaşamak gerçekten özel bir deneyimdir.

Röportajdan çok memnun kaldım. Sizlerle hem yapay zeka hem de Ayrancı mahallesi hakkında konuşmak benim için gerçekten keyifliydi. Umarım okurlarımız, Ayrancı mahallesinin güzelliklerini ve yapay zekanın sunduğu fırsatları keşfetmek için ilham almışlardır. Teşekkür ederim.

Katılımcı yerel yönetimlere doğru: Kent Hakkı Okulu

Kent hakkını aramak, kente dair söz söylemek için biz Ankaralılar kolları sıvadık. İlk adımını pandemide yine Çankaya Kent Konseyi’nin düzenlediği Kent Akademisi ile attığımız çalışmanın ikinci adımı Kent Hakkı Okulu oldu. Beş dersin ardından şimdi daha özgüvenliyiz, çünkü haklarımızı biliyoruz, mücadele rotamız belli!

Çankaya Kent Konseyi ile Friedrich Ebert Vakfı işbirliğinde yürütülen Herkes İçin Kent Hakkı Okulu yüz yüze yapılan beş dersin sonunda ilk mezunlarını verdi. Çankaya Kent Konseyi bünyesinde kurulan semt meclisleri ve ilgili herkesin kent hakkı konusunda bilinçlendirilmesi amaçlanarak düzenlenen Kent Hakkı Okulu’nda çok değerli hocalardan çok güzel sunumlar dinledik. 

Kent Hakkı Okulu katılımcıları

Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi

İlk derste Dr. İnan İzci, “Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi” konulu sunumuyla kent hakkına dair uluslararası metinleri, kent haklarının temelde neler olduğunu anlattı. Kent hakkını müzakereci bir müdahale ve hassas bir çizgi olarak tanımlayan İzci, kent hakkını gerçekleştirebilmenin en önemli yolunun mahalli müştereklerin tanımlanmasından geçtiğini belirtti. Mahalli müştereklerin tanımlanması içinse belediye meclisi, kent konseyi, muhtarlık, encümen, sivil inisiyatifler, vatandaşın bir arada olması gerektiğini söyleyen İzci, katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurguladı. Kent Konseylerinin en önemli güçlerinden birinin belediye meclislerine önerge sunmak olduğunu belirten İzci, kent konseyleri ile katılımcı bir belediyecilik için ana karar alıcıların faaliyete geçmesi gerektiğini, aksi durumda yani bütçeye dahil edilmeyen bir kent konseyinin katılımcılığının da etkisizleşeceğini belirtti. 

Kentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları

Kent Hakkı Okulu’nun ikinci dersinde Av. Cüneyd AltıparmakKentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları”nı anlattı. İdare mahkemesi ile idare arasındaki arabulucu kurum olan Ombudsmanlıktan bahseden Altıparmak kurumun vereceği tavsiye kararlarının muhakkak bir yaptırımı olacağını, hak arama yolculuğumuzda bu kurumdan da faydalanabileceğimizi belirtti. Katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurgulayan Altıparmak, vatandaş olarak belediye meclisine öneriler sunabileceğimizi, ombudsmandan alacağımız tavsiye kararını belediye meclisine uygulatabilme gücümüz olduğunu çeşitli örneklerle anlattı. 

Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler

Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin Kent Hakkı Okulu’nun üçüncü dersinde “Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler” başlıklı sunumunda katılımcılığın öneminden ve yerel yönetimlerde katılım mekanizmalarından bahsetti. 

Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri

Dördüncü derste Cihan Uzunçarşılı Baysal, “Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri”ni örneklerle anlattı. Kentli hakkı mı kent hakkı mı diye sorarak başlayan Baysal, kent hakkının kentteki olanaklara erişme hakkından ibaret, bununla sınırlı bir hak olmadığını belirtti. Lefebvre’nin kent hakkı tanımının antisistem bir hak, radikal bir kavram olduğunu belirten Baysal artık mevcut olanaklara erişmek değil, asi vatandaşlar olarak olanakları yaratmak için mücadele anlamına geldiğini anlattı. Ayrıca Baysal, kent bostanlarının kent hakkı mücadelesinde önemli bir yeri olduğunun altını çizerken Gezi’nin somutlaşmış bir ütopya örneği olduğunu, halkın değiştirme hakkını ve değiştirme hakkını kullanma hakkını kullanması gerekliliğini ifade etti. 

Kent kültürü bağlamında kent hakkı

Ankara’nın unutulmayan belediye başkanı Murat Karayalçın, son dersimizde “Kent kültürü bağlamında kent hakkı” başlıklı konuşmasıyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden deneyimlerini aktardı. Kente karşı işlenen suçlar olduğu halde bu suçların ceza yasalarında karşılığı olmayabildiğini vurgulayan Karayalçın kent hakkının anayasaya konması gerektiğini ve Avrupa Özerklik Şartı’nın önemini vurguladı. İnsanların yaşadığı yer üzerinde söz sahibi olmaları gerektiğini, bunun örneklerini Batıkent, Dikmen Vadisi gibi projelerinden örnekle açıklayan Karayalçın, herkesin kendi kararının sorumluluğunu aldığı, halkın iradesini ortaya koyduğu ve bunu saygıyla karşılayan, katılımcı bir anlayış benimseyen belediyeciliğin mümkün olduğunu belirtti. 

Yerel yönetimler tüm dünyada gittikçe önem kazanan bir yerde konumlanıyor. Değişimin yerelden filizlendiğini de artık biliyoruz. Bu bilgiler ışığında Kent Konseyleri ile birlikte mücadele etmenin önemi de açığa çıkıyor. Kent Hakkı Okulu’nda beş değerli hocamızın anlatımlarının ardından; biz asi vatandaşlar olmaya, katılmaya, söz söyleme hakkımıza sahip çıkmaya kesin karar verdik. Siz komşularımızı da kentine, yaşamına, belediyesine, imar kararına sahip çıkmaya, kent konseyi ve semt meclisleri çatısında hep birlikte mücadeleye davet ediyoruz. 

Veganın Ayrancı rehberi

Bir hayvansever olarak Ayrancı’ya taşınmamın başlıca sebeplerinden biriydi ‘gezen kedi’ dostlarımın güvenle dışarı çıkabileceği bir semtte yaşamak. Nitekim 2017’den beri de bu arzumu güzelim Meneviş Sokağı’nda yaşayarak gerçekleştirmeye devam ediyorum. Aynı zamanda bir veganım ve  bu yazıda Ayrancı’da vegan yaşama dair siz sevgili Ayrancılılar’a küçük bir rehber hazırladım.

Yolculuğumuza başlamadan önce, son dönemlerde özellikle aşina olunmasına rağmen vegan olmanın aslında ne olduğuna dair çok fazla yanlış bilgi olması nedeniyle, genel hatlarıyla doğru bir tanım yapmaya gayret edeceğim.

Veganlık, hayvanların meta statüsünün reddine dayalı bir politik felsefesi olan ve ekolojik açıdan sürdürülebilir bir yaşam biçimini destekleyen aktivist bir harekettir. Ancak maalesef ki, özellikle  akademisyenler arasında veganlığın politik, kolektif ve sosyal hareket yönlerine çok az odaklanılıyor. Veganlığın daha geniş boyutlarını ideolojik ve kolektif düzeyde anlamak, çevresel olarak sürdürülebilir bir yaşam tarzını anlamamız ve uygulamamız açısından büyük önem taşıyor.

Bu şerhi koyduktan sonra gelelim Veganın Ayrancı ve Civarı Rehberi’ne…

Özellikle yoğun çalışan insanlar, mecburen dışarıdan yemek söyleyerek karnını doyurabilecek zamanı bulabiliyor ve böyle olduğunda vegan seçenekli restoranlar, mekanlar bulmak da hayli zorlaşıyor. Aslında vegan etiketli olmasa da hali hazırda vegan olan pek çok yemek seçeneği mevcut. Elbette öncesinde restoranla küçük bir teyit görüşmesi yapmayı ihmal etmiyoruz. Hatta şöyle bir not da düşeyim, vegan olduğunuzu öğrenen Ayrancı esnafı, her zamanki nezaketiyle siparişlerinize minik ikramlar eklemeyi de hiç ihmal etmezler (ekstra salata, ekmek vb.).

Cafe Creme Bistro

Cafe Creme Bistro & Pub

Güvenevler Mh., Yeşilyurt Sk. 32/C

Hem retro tarzı ile hem de işletmecilerinin güler yüzü ve eşsiz hizmeti ile gönlümün bir numarası Cafe Creme… 

Genellikle menülerinden eksin olmayan inanılmaz leziz zeytinyağlıları, vegan seçenekli makarnaları ve muhteşem müzikleriyle, veganların gönül rahatlığıyla tercih edebilecekleri şahane bir mekan olduğunu söylemeliyim.


Kuzgun Ev Yemekleri

Güvenevler Mh., Kuzgun Cd. 52/B

Kuzgun’un Yeşilyurt kesişiminde sayılan bulunan bu tatlı restoranın neredeyse her gün menüsünde Mercimek Çorbası bulunuyor ve içeriği tamamen vegan. Üstelik çok da lezzetli… Restoranın her daim taze salatası ve günlük değişen zeytinyağlı seçenekleri de çoğunlukla bulunuyor.


Orenda Coffee

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 93/A,

Günden güne artan yeni nesil kahveciler arasında bitkisel sütlerle hazırlanmış çok çeşitli kahve seçenekleri sunan, zaman zaman hayvan hakları yararına etkinliklerle de karşılaşabileceğiniz, elbette güler yüzlü ve kaliteli hizmetiyle içimizi ısıtan minnoş mekan.


Cafe La Luna

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 121/K

Sakin konumu ve etkileyici dizaynıyla Cafe La Luna… Özellikle “vegan kahvaltı” arayışında olanlar için zengin içeriği ve diğer seçenekleri ile epeyce tatmin edici.


Junk Vegan

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 49

Junk Vegan, vegan fast food konusunda en iyilerden desem abartmış olmam. Vegan yemekler konusunda alışılmışın dışında olan menülerini oldukça çeşitli tutan mekan denenmeye kesinlikle değer!


Terra Kafe & Mutfak

Kavaklıdere Mh., Beykoz Sk. 7/A

Vegansınız ve canınız iskender çekti (ki bu çok normal), o halde gitmeniz gereken adres Terra Kafe & Mutfak! Veganların buradaki bir diğer favorisi ise Vegan Kokoreç. Bu leziz seçeneklerinin yanı sıra çok da sevimli bir mekan Terra Kafe & Mutfak.


Fresh Healthy Garden

Barbaros Mh., Esat Cd. 112/A

Fresh Healthy Garden A’dan Z’ye bayılacağınız bir mutfağa sahip. Sunduğu vegan ana yemek seçeneklerinin yanı sıra vegan tatlı ve tuzlu atıştırmalıkları da muazzam.


Kaktüs Smoothies & More

Barbaros Mh., Bülten Sk. 28/B

Renkli mekanları ile Bülten’in en sevimlilerinden olan Kaktüs Smoothies & More, menülerindeki seçenekleri vegan olarak özelleştirebilme şansı sunuyor.


iNput Healthy Foods

Çankaya Mh., Üsküp Cd. 39/B

Farklı ve şık sunumu ile iNput Healthy Foods, Çankaya’da vegan ya da vejetaryen beslenenlerin gözbebeklerinden. Bununla birlikte ürünlerinde glutensiz ve rafine şekersiz seçenekler de mevcut.


Luna Cafe

Kavaklıdere Mh., John F. Kennedy Cd. 31/B

Kennedy Caddesi’nin minik ve sempatik mekanı Luna Cafe, sıcak atmosferi ve vegan tatlılarıyla, kahve ve çay keyfinizi katlamaya aday.


Just Food

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 61

Sağlıklı yaşamı mümkün kılmak adına market konsepti de sunan Just Food, sağlıklı atıştırmalıkların yanı sıra vegan menüleri de olan, tekrar tekrar tercih etmek isteyebileceğiniz bir adres.

Kadıköy’den sonra Paris’te de scooter yasağı geldi

Sayıları, kuralları, park sorunları, hızları sorun olmuştu, ocak ayında Kadıköy’de gündeme gelen scoteer yasağı şimdi Paris’in gündeminde. Paris’te 2 Nisan 2023 tarihinde e-scooter’ların geleceği için bir referandum yapıldı. Referandumda Parislilerin yalnızca yüzde 8’i oy kullansa da, bunların yüzde 89’u şehirdeki e-scooterlar için yasaklama zamanının geldiği konusunda hemfikirdi. Referandum sonucuna göre paylaşımlı tüm e-scooter’lar 1 Eylül’den itibaren Paris’te duracak.

Parislileri nihai olarak hayır demeye iten şikayetler ne olursa olsun, başka şehirlerin mücadele ettiği endişelerle aynıydı: kötü park etme, dikkatsiz araç kullanma, güvenlik eksikliği, ciddi yaralanmalar, aynı araçta birden fazla kişinin yolculuk etmesi, yoldaki diğer araçlarla çatışma, nehirlere, kanallara ve diğer su havzalarına atılan e-scooter’lar… Liste uzayıp gidiyor.

Belçika’nın Brüksel Yönetim Bölgesi Ulaştırma Bakanı Elke Van den Brandt

Durum bu kadar ciddiyse diğer şehirler neden suskun?

Kimseyi şaşırtmayan bir şekilde, Paris yasağı, e-scooter’ların geleceği hakkında daha önce hiç görülmemiş başka tartışmayı daha tetikledi; Fransız başkenti güvenlik ve kötü kullanım endişelerini bu kadar ciddiye alıyorsa, diğer şehirler neden ciddiye almıyor?

Soru tüm Fransa’da sosyal medyanın gündemi oldu ve herkes bir tahmin yarışına girdi: sıradaki ülke hangisi olacak?

Bu soruya ilk yanıt Belçika’dan geldi. Belçika’nın Brüksel Yönetim Bölgesi Ulaştırma Bakanı Elke Van den Brandt Paris oylamasının hemen ardından sert bir çıkış yaparak; “güvenliği artırma ve e-scooter kullanımını düzenleme girişimleri bir yıl içinde Brüksel bölgesinde başarılı olmazsa, daha katı önlemler gündeme gelecektir” dedi. Van den Brandt, önlemler için diğer şehirlerde neler oluyor dikkatle izliyoruz” diye konuştu.

Geçen yaz Brüksel’de, yollarda 20 km/s hız sınırı, yaya bölgelerinde 8 km/s hız sınırı ve kaldırımlarda bisiklete binme yasağı da dahil olmak üzere yeni kurallar uygulamaya konulmuştu. Van den Brandt, düzenlemelerin “yollarını kaldırımlarda ne kadar özgürce yürüyebileceklerine göre seçen” yaşlıları, görme ve hareket bozukluğu olan insanları korumak için çok önemli olduğunu belirtiyor.

2021-2022 arasındaki verilere göre, Brüksel bölgesinde e-scooter’ların karıştığı kaza sayısı sadece bir yılda üç katına çıkmış.

Dost mu, düşman mı?

Gündemdeki sorunlara rağmen e-scooter’lar, şehirlerde yeşil ve sürdürülebilir hareketliliğin güçlü bir müttefiki olmaya devam ediyor. İki tekerlekli araçlar, özel araç kullanımının azaltılmasına, hava kalitesinin ve trafik sıkışıklığının azaltılmasına katkıda bulunabilir ve kent merkezlerinde işe gidip gelmenin daha çevre dostu bir yolu olabilir. E-araçlar aynı zamanda otomobillerden çok daha ucuz oldukları ve toplu taşıma ağları arasında hızla hareket etmek için kullanılabildikleri için uygun fiyatlı bir yeşil ulaşım modeli olabilir.

Görünen o ki, belediyelerin yakın zamanda kesin sonuçlara varması pek olası değil. Bunun yerine, birçok yerel yönetim orta yolcu bir yaklaşımı seçiyor: bir yandan, kuralsız davranışlarla mücadele etmek için kuralları sıkılaştırıyorlar öte yandan, e-scooter firmalarını sorumlu olmaya davet ediyor

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı

Kadıköy’de ne olmuştu?

2022 yılında artan şikayetler nedeniyle yapılan denetlemelerde kurallara uymayan e-scooter kullanıcılarına ve operatör firmalara ceza kesilmeye başlanmıştı. Uyarılara ve alınan önlemlere rağmen kuralsız kullanımların önüne geçemeyen Kadıköy belediyesi 16 Ocak 2023 tarihinde sokaklardaki 422 aracı topladı. Konuya ilişkin bir açıklama yapan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, “Sayıyı biz belirlemiyoruz, kullanım şeklini biz belirlemiyoruz, nereye park edeceklerini biz belirlemiyoruz ama bu scooterların yaratmış olduğu bütün sorunlarla biz uğraşıyoruz. Sanmasınlar ki biz sadece kaldırım işgallerinde scooterları öncelikledik” şeklinde konuştu.

Avrupa’da durum ne?

İtalya

Geçen yıl Roma, 18 yaşın altındaki sürücüleri yasaklamak, maksimum hızı saatte 20 km’ye indirmek ve firma sayısını yediden üçe azaltmak için önlemler aldı.

Letonya

Riga geçtiğimiz günlerde Letonya parlamentosuna e-scooter’ın yalnızca belirlenmiş alanlarda park edilmesine izin verilmesi, hız limitlerinin belirlenmesi ve e-scooter’lar için plaka zorunluluğu için bir teklif sundu.

Finlandiya

Düzensiz parkla mücadele etmek için Helsinki şehri, şu anda paylaşımlı e-bisikletlerde olduğu gibi, paylaşımlı e-scooter’ların yalnızca belirlenmiş yerlere park edilmesini zorunlu kılacak yeni kurallar düşünüyor.

Çekya

Brno şehri kısa bir süre önce, yasalara uymayan firmalara para cezası verilmesiyle sonuçlanan yeni paylaşımlı e-scooter park düzenlemelerini yürürlüğe koydu.

İngiltere

Londra tüm özel e-scooter’ları yasakladı ve Ekim 2023’e kadar bir deneme yürütüyor. Buna göre paylaşımlı e-araçlara, hızlarını 20 km/s ile sınırlayan ve her sürüş boyunca ışıkları açık tutan güvenlik özellikleri yerleştirildi.

Danimarka

Kopenhag, 2020’de iki tekerlekli araçları yasakladı ancak ertesi yıl daha katı kurallar koyarak yasağı kaldırdı.

Yeni kurallar geliyor

E-scooter kullanımını kontrol altına almak için konuşulan yeni düzenlemeler şöyle; araçlara plaka zorunluğu getirilmesi, kaldırımlarda kullanımın yasaklanması, araçlara yerleştirilecek sensörlerle hız sınırını aşma veya iki kişilik kullanımlarda hızı önce 10 km/s sonra 5 km/s düşürerek durdurulması, kurallara uymayan kullanıcılara kiralama yasakları getirilmesi.

Zeytuni: Ayrancının en kral kahvaltıcısı

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Aşağı Ayrancının en kral kahvaltısını sunan Zeytuni’nin sahibi Veli Akar’a mahalleli “Veli Baba” diyor. Erken saatlerde Güvenlik caddesindeki dükkanını açan, akşam dokuza kadar kapısını açık tutan Zeytuni’de her saat kahvaltı bulabilirsiniz. Mekandaki bütün ürünler ege bölgesinin yöresel lezzetleri. Yolunuzu bir ara mutlaka buradan geçirip, veli baba’nın ikram ettiği çayı içmenizi öneririz.  

Aslen Manisalıyım. 1976’dan beri Ankaradayım. Ege Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdim, 1976’da Sanayi Bakanlığına işe girdim. Tatillerde, bayramlarda memlekete trenle gelip giderdim. Eşimle bu seyahatlerde tanıştım. O da Manisalıydı, Gazi Eczacılıkta okuyordu. Orada tanıştık, 1983’de evlendik. 27 yıl evli kaldık. İki oğlum var, biri mimar diğeri reklamcı. Aynı yılın sonuna doğru Kızılay’da eczane açtık. Ben de 1988’de Sanayi Bakanlığından istifa edip eczanede eşimle birlikte çalışmaya başladım. 1993’de ecza deposu, 2006’da diyaliz merkezi açtık. 2009’da bakanlık paralarımızı ödemeyince 2010’da battık.

Zeytuni’nin sahibi Veli Akar

Babamın desteğiyle kahvaltıcı oldum

O zor durumda babam destek oldu. Memleketten zeytin, peynir gönderelim orada sat diye önerisi oldu. Ben dükkan için yer bakmaya başladım. Güvenlik caddesi üzerindeki bu yeri oğlumla gazete ilanından bulduk. Kuruyemişçiydi burası, beğendik ve Mayıs 2010’da devraldık. 

Ege bölgesinden yöresel ürünler getirerek burada satmaya başladık. Manisa’dan zeytin, zeytinyağı, peynir derken Çanakkale’den Ezine peyniri, Balıkesir Savaştepe’den sepet peyniri, Sivas’tan bal, Antakya’dan süt, zeytin, Ayvalık’tan zeytin, zeytinyağı getirmeye başladık. Sonra patlıcan reçeli, ceviz reçeli derken ürünlerimiz beğenilmeye başladı. 

2015 yılından beri kahvaltı vermeye başladık. Marmelatı, kızılcık reçelini, vişne reçelini kendimiz yapıyoruz. Turşu kuruyoruz, sirke yapıyoruz. Koyun ve manda yoğurdumuz var.

Kahvaltıda menemen, 20’den fazla çeşit, sınırsız çay

Sabah 7.00’de açıyoruz dükkanı, akşam 21.00’e kadar açığız. Yedi buçuktan sonra kahvaltı başlıyor. 20’den fazla çeşidin olduğu serpme köy kahvaltısı veriyoruz. Menemen, sucuklu ya da kavurmalı yumurta’dan bir tanesini seçiyorsunuz, sigara böreği ve pişi veriyoruz. Çay sınırsız, ceviz ve kahve ikramımız. Başka yerlerdeki gibi iki çaydan sonrasına para alalım diye bakmıyoruz. Kahvaltımız şu anda 140 TL. Her Çarşamba, Cumartesi Manisa-Kula’dan getirttiğimiz köy ekmeğimiz var, kızartarak kahvaltıya veriyoruz. Kahvaltıya verdiğimiz tüm yöresel ürünleri aynı zamanda markette de satıyoruz. 

Akşam kapanana kadar her saat kahvaltımız var. Kahvaltı dışında kelle paça çorbamız, mıhlama, mantı ve ev köftemiz var.

Çayımız güzeldir. 7-8 çeşit çayın karışımından harman yaptığımız çayımız var. Yıllardır aynı harmanı yapıp demliyoruz.

Müşterilerim mahalle dışından

Ayrancı’da kahvaltıyı seviyorlar, bizim kahvaltımız da meşhurdur. İnternete “Ankara, kahvaltı mekanı” yazarsanız ikinci ya da üçüncü sırada çıkarız.

Müşterilerimiz çoğunlukla gençler, üniversite öğrencileri ve Ankara’ya misafir gelenler. Gelenler çoğunlukla tavsiye üzerine geliyor veya bizi internetten buluyor. 

Benimle birlikte 3 kadın arkadaşımız çalışıyor mutfakta. Sadece hafta sonu çalışan dört öğrenci arkadaşımız var, onlarla birlikte sekiz kişi oluyoruz. İşlerimiz iyi ama giderler çok arttı, hayat çok pahalı artık.

Mahalleli de “Veli baba” der, severler beni. Ben de Ayrancıyı çok seviyorum. Kendimi küçük bir sahil kasabasında gibi görüyorum burada. 


ZEYTUNİ

EGE YÖRESEL ÜRÜNLER

Güvenlik Caddesi No:89/B
(Güvenlik Caddesi PTT karşısı)
A.Ayrancı / Ankara
(0312) 428 02 22

Son yılların en güzel baharına tüm zamanlardan bir ege hediyesi: Gelincik Şerbeti

Midemizde kelebeklerin uçuşmaya başladığı o günlerdeyiz, tam da bahar dediğimiz. Arkadan tatlı bir şarkı çalıyor
(…sana söz yine baharlar gelecek, sana söz umut bitmeyecek…) Havada tatlı bir esinti, güneş artık utanıp sıkılmadan paylaşıyor sıcak enerjisini. Ufak sürprizleriyle ıslatıyor bulutlar henüz terleyecek fırsatı bulamamış saçlarımızı ve, bunu sadece yaşayan anlar, gözlüklerimizi… 

Baharın alametlerini veya yarattığı mükemmel ruh halini sayfalarca betimleyebilirim. Ama sizinle gönül yaylarımızı gevşeten bu bahara özel olarak bir sırrımı paylaşmak istiyorum. Ki sırlarımı pek paylaşmam. 

Geçtiğimiz yaz, artık Ege kıyılarında yaşayan annemi ziyarete gittiğimde annemin bir arkadaşı bize kazan kaynattıran, bol köpüklü ve sade Türk kahvemizin yanında kırmızı bir şerbet ikram etti. İçimden dedim, hiç de sevmem şerbeti, ayıp olmasa bari bitiremezsem… Bir yudum aldım, tabii ki bütün fikrim değişti ve bir anda gözümün önünde bir hayal canlandı. 

Güneşin pahalı cep telefonu filtrelerine ihtiyaç bırakmayan tatlı ışınları Cafe Creme’nin mor salkımlı dallarından çarpıp yüzüme yansıyor. Bu sıcakta da nasıl geçer Ankara’da günler diyen iç sesim ve annemi özleyişimle perçinlenen melankolim sevgili eşimin, benim için anne kokulu bir ege esintisi olan gelincik şerbetli cin kokteylini getirmesiyle dağılıyor. İkinci bardaklarda bu yaz egenin neresine gideceğimizi planlıyoruz. Sonra ben hıçkırmaya başlıyorum ve hayal bitiyor.  

Canım annem ve anneannemle kolları sıvadık ve deneyimli kadınların göz kararına güvenerek birkaç çeşit şerbet denedik. Sizlerle en makul ve bizce güzel olanını paylaşıyorum:

Gelinciklerin siyah kısımlarını ayıklayın ve güzelce yıkayın. Unutmayın doğal ortamdan topladınız, pek de tatlı olmayan misafirleriniz olabilir. Tencerenize tencerenizin yarısını dolduracak kadar içme suyu ekleyin. Koyduğunuz suyun yarısı kadar şekeri başka bir kapta gelincik yaprakları ile karıştırın ve biraz ovalayın. Biraz bekleyen karışımı suyla doldurduğunuz tencereye ekleyin. Birkaç saat kısık ateşte ve kontrollü kaynayacak. Altını kapatmadan önce şerbetinizin yoğunlaştığını görmelisiniz. Şerbet koyulaşınca yarım limon sıkabilir veya bir tutam limon tuzu ekleyebilirsiniz. Tercihen birkaç çubuk tarçın veya karanfil eklenebilir. Hazırladığınız yoğun şerbeti soğuduktan sonra süzüp cam şişede buzdolabınızda saklayabilirsiniz. Gelincik şerbetini tamamen keyfinize göre yapabilirsiniz. Daha şekerli sevenler şekerini artırabilir, şekerle benim gibi fazla arası olmayanlar bu ölçüye sadık kalabilir. İçine başka meyveler/çiçekler ekleyip haber verebilirsiniz. Denemeyi çok isterim. 

Gelincik Şerbeti

Benim tercihim 1 duble cin, 2 duble gelincik şerbeti, 1 şişe soda ve bol buz. Aman dikkat güzel Ankaramızın sodası olsun, yanlışlıkla hırsızlara arsızlara geçmesin paracıklarımız. 

Doğayla savaşmayı bıraksak doğa bize keyfe ayrı kedere ayrı çeşit çeşit hediyelerle koşuyor aslında. Yaz günlerinde serpilmiş binlerce kök gelincik çiçeği görürseniz tadımlık da olsa toplayın, topladığınız toprağa teşekkür edin ve bu şerbeti misafirlerinizi şaşırtmak için dolabınızın bir köşesinde saklayın derim. 

Yeri gelmişken söyleyeyim: Doğayı sev, ağaca sarıl, ayıyı öp. İşte bu kadar basit bir matematik. Kokteylinizi yudumlarken biraz bunun düşünün ve sonra bana da bahsederseniz sevinirim 

Rengarenk giriş seçenekleri ile Ayrancı

Kapı kavramının farklı kültür ve farklı disiplinlerde değişik anlam ve tanımları vardır. Bu yönüyle eski dönemlerde kale kapıları kentlerin girişleri olarak işlev üstlenmişler ve modern zamanlarda işlevlerini yitirerek terk edilmişlerdir. Eski dönemlerden bu yana kapılara siyasi iktidar, egemenlik ve hakimiyet anlamlarının yanısıra dini ve kozmolojik anlamlarda yüklenmiştir. Mekanlara giriş ve çıkış işlevlerini üstlenen kapı kavramı zamanla simgesel bir gücü ifade etmeye başlamıştır. Kentlerin girişleri de bu simgesel güç ve egemenlik ifadesinden nasibini almıştır. Ayrancı semti çeşitli köşelerden farklı girişlere sahiptir. Atakule, TBMM, Cemal Süreya Parkı, Çetin Emeç Göbeği gibi farklı noktalardan semte giriş ve çıkış yapılmaktadır. Bu girişler her birimizde farklı anlamlar taşıdığı gibi bizde farklı duyguları da çağrıştırmaktadır. 

Milli Egemenlik (Meclis) Parkı

Kızılay ile Bakanlıklar’dan Aşağı Ayrancı’ya yürüyerek teşrif ederken TBMM’nin Çankaya kapısı yanı başında bulunan Milli Egemenlik Parkı, baharda gümrah yeşil, kışta Cahit Sıtkı Tarancı’nın “gelin olmuş erik ağacı” endamında, ulusal bayramlarda sarmaşık gülleriyle bezenmiş bir tak gibi olan Ayrancı giriş kapısıdır. 

Park, 23 Nisan 1986 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında, çeşitli ülkelerden gelen çocukların katılımıyla açılan ve başkente önemli hizmetlerde bulunmuş kişilerin adını taşıyan ağaçlarla oluşturulmuştu. Pek çok ülkenin armağan ettiği ağaçların diplerinde, bu yıl yenilenen bilgilendirme levhaları bulunmaktadır. Yetişkin ağaçların nakledilerek dikilmesiyle kısa sürede bu parkın minik bir ormana dönüşmesi sağlanmıştır.

Milli Egemenlik (Meclis) Parkı

Sık ağaçların büyülü koyu gölgeleri altında fıskiyeli süs havuzlarıyla, oturma alanlarıyla, bol ekmek bulmaktan mutlu guruldayan güvercinleriyle, gelip geçenden korkmayan Tarım Orman Bakanlığı’nın bıraktığı ağaçlara tırmanan sincaplarıyla, belli zamanlarda görülen benekli sığırcık kuşları ve baharlarda semasında ıslık çalıp pikeler yaparak uçan kırlangıçlarıyla Meclis Parkı; Ayrancı halkının yorgunluk atıp terapi olduğu bir giriş bahçesidir. Parkın bir köşesinde de yazları açılan, kışları kapatılan çoban çeşmesi bulunmaktadır. 

Eski yıllarda Güven Park’tan kalkan eski marka üç sıra koltuklu taksi dolmuşlar, otobüsler ve araçlar, meclisin bahçe kanatlarını birleştiren köprünün altından geçerek Güvenlik Caddesi’ne çıkarlardı. Meclisin ortasından geçerek Ayrancı’ya gelmenin bir ritüeli olurdu böylelikle. 

Atatürk Bulvarı üzerinde, Ankara’nın ilk gökdelenlerinden eski İş Bankası binası, Çağdaş Sanatlar Merkezi yanında bulunan ve göbeğini öne doğru uzatmış bir iş insanı endamındaki Ankara Sanayi Odası binalarının bulunduğu yerin karşısında, eski TRT hizmet binası ile ABD büyükelçiliğinin önü, Aşağı Ayrancı’nın şimdiki araç giriş kapısıdır. 

TRT binası Ankara’nın belleğine efsane spikerleri, özlenen programlarıyla kazınmıştır. O yıllarda TRT’de çalışanların yaşamak için de tercih ettikleri gözde bir semtti Aşağı Ayrancı.

Cemal Süreya Parkı girişi

Cemal Süreya Parkı

Ayrancı’nın Dikmen caddesi girişindeki parka adını veren ünlü şair Cemal Süreya, Cemalettin Seber adıyla Maliye Müfettişliği ve üst düzey kamu görevlerinde bulunan aydın bir devlet insanı, ikinci yeni akımını başlatan değerli şairlerimizdendi. 1978’te hizmete açılan bu parka, Cemal Süreya’nın ölümünden bir yıl sonra, 1991 yılında ünlü şairin adı verilmiştir. Park 2013’de yeniden düzenlendi. Uzaktan bakılınca Atatürk sanılan Cemal Süreya heykeli Dikmen yolu girişinde şiirlerinin yer aldığı kapıya doğru çekildi. Hoşdere’ye dönerken bu parkta mola verildiğinde duvar panoda yazılı 12 kalıcı Süreya şiirini de okuyabilirsiniz. 

Parka ulaşmak için Meclis bahçelerini çevreleyen beyaz traverten taşlardan elle işlenerek örülmüş uzun dış duvarların yanından yürürsünüz. O taş duvarlar üzerinizdeki negatif enerjileri çeker alırlar. Park; ağaçları, yürüyüş parkuru, çocuk oyun alanı, evcil hayvan alanı, gölgelikli oturma grupları, havuzları ve spor sahalarıyla Meclis ile Kara Harp Okulu bahçelerinin devamı niteliğindedir. 

Sabah işe gidiş ve akşam dönüşlerinde yürümeyi tercih eden Ayrancı sakinleri, TBMM’nin güney yönündeki bu iki parkın oluşturduğu giriş kapılarından geçerken, güzelliklerin imbiğinden duygularını süzerek, fıskiyelerde şırıldayan suların sesiyle zindelik kazanmaktadır. 

TBMM güney köşelerinde bulunan bu iki parkın ayrı güzellikleriyle Aşağı ve Yukarı Ayrancı için adeta bir giriş kapısı gibi kullanıldığını, bu nedenle “Ayrancı’nın Kapıları” nitelemesini de hakettikleri ortadadır.