Blog

Ayrancı’da 25 yıl: Dört yön, onaltı rüzgar ve yedi iklim, beş kıta*

Yazar Hakkında

Web |  + Yazarın diğer yazıları

1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.

Ankara coğrafyasıyla 50 yıllık maceram dediğim “Ankara Haritaları” ile haşır neşirliğimden sonra Ankara coğrafyası üstündeki hareketliliğimi ve Ayrancı’nın bunda tuttuğu yeri sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Ankara’ya ayak basma

Ailem 1966 yılında Yozgat’tan Ankara’ya göç etmiş, ilk yerleşim olarak Gülveren’i seçmiş. Ben bu göçten 6 yıl sonra orada doğmuşum. Bizimkiler 1976 yılında Kemal Burkay’ın şiiri ve Yeni Türkü’nün bestesi ile ünlenmiş Mamak Cezaevi’nin de görüş kapısı olan; Kömür Deposu’nun olduğu yere çok yakın bir arsa alıp Almanya’da yaptıkları birikimlerle iki göz bir salon bir gecekondu yaptılar hayal meyal hatırladığım. Abimi ve beni “okuma” göreviyle bu evde babaanneme ve amcalara emanet edip Almanya’da çalışmaya devam etti annem ve babam. 1998 yılında Ayrancı’ya taşınana kadar orada yaşadım.

Ayrancı’yı bilir hale gelmem

Aslında üniversite yıllarımda Ayrancı benim için bilinir bir yer haline gelmişti az da olsa… Hatta geçen yazıda zihinsel harita tekniğiyle bakarsak benim için Kuzey Ankara’yı temsil ediyordu desem yeridir. Atakule’den ötesi pek yoktu benim için…

Staja uzun “yürüyüş”

Üniversite yıllığında bana ayrılan bölüme hakkımda yazan Müge arkadaşımın deyişiyle “kentin doğusu ile batısı arasında dokuduğum mekik” bir yandan devam ederken Pilot Sokak’ta Ankara Büyükşehir Belediyesi şirketi Metropol İmar’da staj yaptım. Böylece taşınmadan önce Ayrancı maceram başladı sayılır 1993’te. Ocak’ta dilekçe verip mayısta “kontenjanımız dolmuştur” yazılı mektupla orada staj yapma umudum kırıldıktan sonra Ağustos’ta bizim sınıfdan epey bir arkadaşımın orada staj yaptığını görünce Pilot Sokak’tan İzmir Caddesi’ne oradan Necatibey Caddesi’nde ki SHP Genel Merkezi’ne yaptığım “yürüyüş” ile staja başlamıştım. Oradan Dikmen Vadisi’nin sonundaki şirket merkezine oradan da tekrar Pilot Sokağı’na tekrar geldiğimde telefonlardaki bugün kullandığımız adım ölçerler olsa 10 binden fazla adımı görürdüm sanırım. O günlerde beni “herkesi buraya gönderiyorlar” sözleri ile beni karşılayan Sedvan Hoca’ya herkes diye genelleme yapmanın yanlış olduğunu birazda gençlik heyecanı ile sertçe söylemiş olsam da sonrasında Sedvan Hoca’yla yıllarca devam etti ahbaplığımız… İki ay süren bu ilk Ayrancı maceram aynı zamanda ilk mesleki deneyimimdi. Staj boyunca bir yandan Dikmen Vadisi’nde Proje çerçevesinde boşaltılmış ve boşaltılması için gün sayılan gecekonduların fotoğrafla tespitini yapıyor ve 1983 imar affına göre kazanılmış haklarını tespit ediyorduk. Bu arada diğer yanda da Eryaman’da proje aşamasında olan “Kırkayak” adlı bir pilot yapı kooperatifinin maketini yapıyorduk.

Dikmen Vadisi’nde ilk kaygılar

Gecekondu tespitleri yaparken Dikmen Vadisi sakinlerinin bir yandan belediyenin vaatlerine inanmak isterken diğer yandan da yaşadıkları kaygıları gözlerinden okuyordum. Doğrusu bugün Dikmen Vadisi’nde ortaya çıkan kentsel çevre ve onun kullanıcıları düşünüldüğünde hem onların yaşadığı hem de benim onlar adına duyduğum kaygıyı bile çok aşacak şekilde bir soylulaştırmaya tabi olduklarını görmek gerçekten yürek acıtıcı… Bu günlerin belki 10 yıl sonrasında artık sosyal olguya dönüşen “Barınma Hakkı Mücadelesi”ne destek ve yön vermek üzere tekrar oraya ayak bastım. Arkasından en son ilçe belediyesi yöneticisi olarak Vadiye gittiğimde kendimi rubik küpün her rengini tamamlamış gibi hissediyordum ama bu ne yazık ki bir başarı duygusundan çok hüzün vermişti bana.    

Ayrancı’nın üç sokağı

Ayrancı’da 15 yıla yakın zaman diliminde üç sokakta oturdum. Sırasıyla Tirebolu, Güz ve Portakal Çiçeği… Aslında bu sokakların rakımındaki yükseliş misali, Ayrancı sakini olma sürecim benim de Ankara kentine kendimi ait hissetme duygumu da güçlendirmişti.

Ayrancı’ya don biçme

Bir Ayrancı sakini olduğum dönem aslında kentin batısında Çayyolu ve ötesinde büyük imar rantları eşliğinde yeni bir Ankara’nın kurulduğu yıllardı. Tunalı-Kuğulupark-Şili Meydanı-Güvenlik Caddesi-Yeşilyurt Sokağı-Hoşdere aksının parıltısının azaldığı yıllardı. Ayrancı’nın havalı günleri yavaş yavaş geride kalıyordu. Ama bu günler geride kaldıkça olgunluk ve karakteri de oturuyordu bir yandan. Daha yalın daha net bir kimlik üretmeye başlamıştı semt. Bu kimlik kuşkusuz ki, yeni yetme zenginlikten, biraz sonradan görmüşlükten ve lüksten sıyrılmış bir kimlikti. Üstündeki rant baskısından sıyrılarak boşalan dükkanlarda küçük küçük cam, seramik, resim atölyelerinin boy gösterdiği ikinci el eşya dükkanlarının da arzı endam ettiği yeni bir dönemdi bu. 

Ayrancı’nın bildiğim ilk kentsel toplumsal mücadelesi “Kuğulu Park Direnişi”

İlk Kuğulu Direnişi – 2006

Bu dönemde Ayrancı’nın bildiğim ilk kentsel toplumsal mücadelesi “Kuğulu Park Direnişi”ni de yaşamıştık. Ben Odalar ayağından yaşadığım bu sürece Kavaklıderem Derneği’nden rahmetli İsa Bey, Bir bölge sakini olarak Alper Fidaner, bir koruma derneğini temsil eden Nevin Hanım, Belediyeden Ergun bey ve daha nice Ankaralı destek olmuştu. Mücadelemizle her ne kadar alttan geçen tüneli engelleyemesek de o dönemde Kuğulupark’ı heba edecek bir proje olmasının da önüne geçmiştik. Kızılay’da yaya geçitlerinin geri alınmasıyla başlayan() Ankaram Platformu’na dönüşen bu süreçte Kuğulu Park Direnişimiz de Ankara’nın kent hafızasında yerini almıştı. Ankara’da 2013’de Gezi Direnişinin merkezi de Kuğulu Park olmuştu. Ankara’da o tarihlerde Gezi Direnişi “Kuğulu Park Direnişi” olarak anılır olmuştu.

Kavaklıderem Derneği’nden rahmetli İsa Çapanoğlu’nun da başını çektiği Kuğulupark direnişi

Son sözler – Son hisler

Kuğulu Park mücadele süreci 1990’lı yıllarda yani bizim yirmili yaşlarımızda katlı kavşak kavgasında Odaları teknik raporları ile yalnızlaştıran “Mimarlar-mühendisler-şehir plancıları işine baksın trafiği şoförlere bıraksın” şiarına karşı otuzlu yaşlarımızda yanımızda tüm kent bileşenleri ile birlikte verdiğimiz kolektif-diyalektik bir yanıttı. 

Bu sürecin en çok emek verenlerinden biri olarak, en fazla dayandığımız siyasi öğretinin TMMOB’nin unutulmaz başkanı Teoman Öztürk’ün “Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği, baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlı ve kararlıyız…” sözlerinde saklı olduğunu söyleyebilirim.

Beni Ayrancı’nın bir sakini olmaya götüren sürecin kentsel toplumsal mücadeleler açısından da bir kesitini sunmak istedim. 

Ne demiş Karanfil Sokağı şiirinde Ahmed Arif “Döğüşenler de var bu havalarda”. Ayrancı da o misal bende…


(*) Ahmet Arif’in Karanfil Sokağı şiirinden…

Tekmil ufuklar kışladı

Dört yön, onaltı rüzgar

Ve yedi iklim beş kıta

Kar altındadır.

Ayrancı’nın patili tabelaları

Ayrancı, hayvanseverlerin bolca bulunduğu bir semt. Hak odaklı yaşama ütopyamıza en yakın semtlerden biri olan, Ankara griliğinde adeta bir gökkuşağı gibi açan Ayrancı’da geçtiğimiz aylarda semt meclisi gönüllüleri tarafından sokak hayvanları için bir çalışma yapıldı. Ne yazık ki proje hedefe ulaşamadı; belediye ilgilenmedi, 23 tabelanın 21 tanesi artık yok… 

Ayrancı ve civarında sıkça karşılaştığımız kedi, köpek, kirpi gibi dostlarımız bazı bölgelerde daha yoğun yaşıyor. Bu alanlar bazen kentsel dönüşüm inşaatı, bazen dönemsel bir eğlence/mekân trafiği, belli saatlerde dört yol ağızları gibi, ne yazık ki oldukça sık aralıklarla patili dostlarımızın trafik kazası yaşadığının da hepimiz farkındayız. Bu konuda iki ayaklı, sürücü komşularımızın ve semtimizden sadece güzergâhı dolayısıyla geçenlerin biraz dikkatini çekmek için Ayrancı Semt Meclisi’nin Hayvan Hakları Çalışma Grubu, bireysel çabalarıyla tabela çalışması gerçekleştirdi.

Aralarında para toplayarak “Dikkat kedi/köpek/kirpi çıkabilir” içerikli 23 tabela hazırlayan gönüllüler semtte araç kullananlarda farkındalık oluşturma amacındalar. Tabelalar, semt sakinlerini ve semtten geçenleri uyarmak amacıyla Ayrancının çeşitli yerlerine uygulandı. Ayrancı Semt Meclisi Hayvan Hakları Çalışma Grubu’ndan Ekim Yavuz’un büyük emeği ile gerçekleştirilen tabela çalışmasından günümüze ne yazık ki 2 tabela kaldı. 

Ekim Yavuz

Semt Meclisi gönüllüsü Yavuz çalışmalarını, niyetlerini ve gerekçelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Hayvanları sevmesek, önemsemesek bile ‘kentin doğası’ gereği korumamız şart… Neden mi? Bilinenin aksine kentlerin de doğası var. Toplu yaşam alanlarının olduğu yerlerde hastalıkların olması kadar normal bir şey yok. Toplum sağlığı için kentlerde köpek ve kedilerin olması şart. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Yakın tarihte Avrupa’da sokaklardaki köpek ve kedilerin topluca katledilmelerinin sonucu şu an ne yaşanıyor dersiniz? Hastalık yaymaları çok olası olan sıçan ve fare baskınları! Kediler fareleri avlar tamam doğru bilgi, ancak sıçanların kentin üstüne çıkmalarını kimler engeller? Tabii ki sokak köpekleri… Yani aslında şu anda sokak köpeklerine hiç olmadığı kadar muhtacız. Bakınız şu an Avrupa kentlerine… Fransa’da şimdilerde fare ve sıçanlarla nasıl barış içinde yaşamaları gerektiği empoze ediliyor halka. Bizler bu topraklarda bu hayvanlar sayesinde bir veba salgını yaşamadık. Onlara ne kadar teşekkür etsek haklarını ödeyemeyiz aslında. O yüzden bunun bilincindeki mahalle sakinleri olarak düşündük ki toplumumuzun parçası, insan sağlığı koruyucusu bu hayvanlarımızı bu araba teröründen korumalıyız! Kirpi, kedi ve köpek dostlarımız için insanların ilgisini çekecek ve gülümsetecek trafik tabelaları yapalım dedik. Paramız 23 taneye yetti ama güzel bir başlangıç oldu diyebilirim.

Ahmet Uçar

Ayrancı Semt Meclisi sözcüsü Ahmet Uçar tabelaların takılmasında yer alanlardan biri. Çalışmayla ilgili olarak Uçar, “Semt meclisine Ekim Yavuz arkadaşımız bu öneriyle geldiğinde merakla kaşılandı. Sonrasında bir farkındalık çalışması olarak biz de çalışmanın içinde yer aldık. Tabelaların uzun süreli kalmayacağını biliyoruz. Sonuçta tabela konusunun da bir kuralı, bir yasal çerçevesi var. Fakat Ayrancı gibi hem hayvan sayısının çok olduğu aynı zamanda da yoğun ve hızlı trafik akışının olduğu yerlerde bu tür çalışmalar konuya dikkat çekecek nitelik taşıyor. Ekim arkadaşımızın bu konulardaki duyarlılığı da yüksek. Aynı zamanda çalışma disipliniyle semt sakinleri arasında bir yer edinmiş durumda. Biz bu tür çalışmaları destekliyoruz. Farklı yerlere de örnek olacağını düşünüyoruz.” diyor.

Tehlikeli olabilen sokakların girişlerine farkındalık yaratmak için asılan tabelalar semt sakinleri tarafından da sempatiyle karşılansa da ne yazık ki sürdürülebilir olamadı. Bu konuda elimizden bir şey gelir, derman olurum derseniz lütfen semt meclisi ile iletişime geçin: ayrancisemtmeclisi@gmail.com

Harita deyince aklınıza ne geliyor, harita kullanır mısınız?

Atlaslarla büyüyen bir nesildik, şimdi harita deyince hemen cep telefonumuza sarılıyoruz. Harita deyince aklınıza ne geliyor? Kimler ne haritası kullanıyor?

“Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler”

Elif Gürpınar

Artık harita kullanmıyorum, sadece kaybolduğumde beni hedef noktama götürsün diye çok nadiren baktığım bir şey. Yön algım da aşırı zayıf o yüzden haritadan ziyade telefonun navigasyonunu tercih ediyorum. Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler. Öğrenciliğimin ilk yıllarında ödevlerin vazgeçilmezi tabii ki harita ve atlaslardı ama  gelişen teknolojiyle birlikte sanıyorum onlar da yerlerini diğer pek çok şey gibi cep telefonlarına ve bilgisayarlara bıraktı.


“Google maps dışında bir haritam yok”

Kardelen Çelik

Harita deyince aklıma ilk gelen google maps oldu açıkcası 🙂 Teknolojinin bizi getirdiği nokta diyebiliriz… İkinci olarak atlas, üçüncü olarak piri reis ve son olarak komik olacak ama ilkokul geliyor aklıma yani coğrafya dersleri 🙂 Özetle harita kullanmıyorum, Google maps dışında bir haritam yok tabii eskiden ilkokulda vardı.


“Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba?”

Özlem Ateş

Harita artık somut olarak göremediğimiz bir şey, okulda coğrafya hocasının üzerinde dünyayı anlattığı o şey yerini GPS sistemine bıraktı. Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba? Bunların dışında harita deyince aklıma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi olan Mor Harita geliyor. Mor harita uygulaması kenti kadınlar için daha güvenli hale getirmek motivasyonuyla ortaya çıkmış ama tüm kadınlar için işlevini yerine getirebiliyor mu emin değilim.


“Harita sıklıkla kullanıyorum”

Zerrin Vural

Harita deyince aklıma tanımak istediğim bölgenin coğrafi durumu geliyor. Harita sıklıkla kullanıyorum. Özellikle bir yerden bir yere gideceksem gideceğim bölgenin haritasına bakarak kendime yol çiziyorum.

Ne okusak? Ne dinlesek? Ne izlesek?

Umutsuz zamanları geride bırakmamız gereken günlerde, yaz mevsimine giriş yapmayı da fırsat bilerek sizlere okumanız, dinlemeniz ve izlemeniz için şahane önerilerimiz var.

Hayatımızın orta yerine bomba gibi düşen, hala da atlattık diyemeyeceğimiz felaketlerden çıktık, aylarca gerim gerim gerildiğimiz; siyasetten başka bir şey konuşamaz olduğumuz bir seçim atmosferini geride bıraktık. Yeri geliyor bir kalıp peynir ile bir gram altın arasında kalıyoruz; ev sahibiysek kiracımızdan, kiracıysak ev sahibimizden nefret ediyoruz… 2023 yılı tahmin ediyorum ki çoğumuz için pek de iç açıcı geçmiyor. Yine de yıkık dökük de, parça pinçik de olsak, bir şekilde yaz mevsimine atabildik kendimizi… 

Bereketli Ankara yağmurlarından sonra şemsiyelerimizi kapatıp, güneş gözlüklerimizi de taktığımıza göre şimdi size birkaç iyi haberimiz var!

Kim ne derse desin, yaz mevsimi bir roman okuma mevsimidir. Battaniyelerin altından çıkıp; balkonlarda, parklarda, küçük mahalle kafelerinin bahçelerinde, şanslıysanız sahil kenarlarında kitabınıza dalabilirsiniz artık. Geç saatlere kadar eşlik eden gün ışığı da, okuma keyfinize ayrı bir tat katacaktır. 

İşten yorgun argın mı geldiniz? Üzülmeyin, mükemmel bir yaz akşamı için gerekenler çok basit. Hemen bir karpuz kesiyorsunuz, yanına birazcık peynir koyuyorsunuz ve güzel bir film açıyorsunuz. 

Sağlığınız için uzun yürüyüşler yapmak, koşmak, belki forma girmek istiyor, ancak bunları yaparken birazcık da sıkılıyor musunuz? İyi bir podcast programı dinlerken, nereye kadar gidebileceğinize siz bile şaşıracaksınız… 

Tüm bunlar için ise önerilerimiz hazır. Buyrun sohbete: 


ROMAN: Napoli Romanları Serisi

İlk önerim, hayatım boyunca okuduğum en iyi seri diyebileceğim, Napoli Romanları.

1944’lerin Napoli’sinde doğan iki kadın arkadaşın, farklı yönlerde gelişen büyüme ve varoluş mücadelesini anlatan; okuyucusunu yaşamak, yazmak ve umut etmek konusunda güçlendiren ve destekleyen bir eser. Basit tabirle bir “kadın ve arkadaşlık” serisi bu, ancak biraz derine inince, temalar da belirginleşiyor: Yoksulluğu buluyorsunuz; sınıf kinini, semti, kültürü, aşkı, ahlakı, belki kıskançlığı buluyorsunuz derken, hooooop… Kaçınılmaz bir şekilde kendinizle karşılaşıyorsunuz. Kitap boyunca, hiçbir zaman tanımlayamadığım, nereden gelip nereye gittiğini bilmediğim duygularımla tanıştım. Yazar bunları öyle bir ifade etmişti ki, benim için bir terapi seansına döndü bu romanlar. Bu kitapları okurken, İtalya’ya, kitabın kahramanları Lenu ve Lina’nın Napoli’deki mahallesine gitsem, onları orada bulabileceğimi hissetmiştim. En iyi romanlar, kurgu olduğuna inanmakta güçlük çektiğimiz romanlar değil midir zaten?  


FİLM: İlgi Manyağı (2022)

Film önerimiz Oslo Sineması’ndan geliyor: Yönetmen Kristoffer Borgli imzalı 2022 yapımı İlgi Manyağı, özellikle sosyal medya aracılığı ile düzenli olarak beslenen “görünür ve farklı olma” dürtümüzün bizleri hangi tehlikelere sürükleyebileceğini anlatıyor. Filmin ana karakteri Signe’nin, partnerinin başarılı bir sanatçı ve sosyal ortamlarda ilgi odağı olmasını hazmedemeyerek daha ilgi çekici olabilmek adına başvurduğu yöntemleri hayretle izliyoruz. Film, Signe üzerinden, moda ve reklam dünyasına da ağır eleştiriler getiriyor. Narsizmi ve narsizmin yarattığı yıkımı, çoğunlukla drama kaçmadan; absürtlükten ve kara komediden faydalanarak işleyen film; bana çok sevdiğim bir tabiri hatırlattı: “Her düğünde gelin, her cenazede ölü olmak istemek.” 


PODCAST: Ankara neydi ne oldu?

Gazetemizi takip ettiğinize göre, mahallemizi ve Ankara’yı seviyor, kent ve kentlilik bilincini bir hayli önemsiyorsunuz. O halde, “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcast serisini de çok seveceksiniz… Rasim Özgür Dönmez ve Fevzi Can Gürüz, birlikte hazırlayıp sundukları bu podcast serisinde, alanlarında uzman farklı konukları misafir ederek, Ankara’nın tarihsel bağlamda değişen sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına bir pencere aralıyorlar. Ankara’nın lokantaları, içki ve mutfak kültürü, dergileri, gündelik yaşamı gibi konuların yanı sıra; 80’lerde Ankara’da Çocuk Olmak, 90’larda Ankara’da Genç Olmak, Ankara’nın Caz Tarihi, Ankara’da Rock Müzik ve Mekanlar, Ankara’da Değişen Kent Yaşamı ve Kadın Olmak gibi bölümleri de mevcut. İçinde yaşadığınız kente dair geçmiş zamanda yaşananları öğrenecek; belki unuttuklarınızı hatırlayacak, özlediklerinizi yad edeceksiniz…

Keyifli dinlemeler!

CHATGPT, Ayrancım Gazetesi’ne konuştu

Belki hâlâ yeterince idrak edemedik ama geride bıraktığımız bir yılda yapay zeka (AI) alanında yaşamımızı kökten değiştirebilecek potansiyelde ilerlemeler gerçekleşti. AI alanında özellikle, insanlarla doğal dilde etkileşim kurabilen yapay zeka modeli ChatGPT’nin adı öne çıkıyor. ChatGPT’nin temel işlevi insanların ihtiyaçlarına yönelik doğru, hızlı ve etkili yanıtlar vermek. Bunun için, geniş bir bilgi tabanına sahip ve doğal dil işleme teknolojileri kullanarak insanların sorularını rahatlıkla anlayabiliyor. Ayrıca, öğrenme yeteneği sayesinde, her gün bilgi tabanına yeni şeyler katarak daha da gelişiyor. AI hakkında bir şeyler kaleme almak isterken aklıma ChatGPT ile direkt röportaj yapma fikri geldi. Hem de biraz “kent” hakkında konuştuk. Röportajın tamamını https://shorturl.at/eosuQ adresinden okuyabilirsiniz.

Merhaba. Seninle Ayrancım Gazetesi adına bir röportaj yapmak isterim. Mümkünse, cevaplarının kısa ve samimi olmasını tercih ederim. Yapay zeka basitçe nedir? Yapay zeka, makine öğrenimi ve derin öğrenme arasındaki ilişki ve farklar nelerdir?

Merhaba! Tabii, Ayrancım gazetesi için röportaj yapmaktan mutluluk duyarım. Yapay zeka (AI), makinelerin insan gibi düşünme, öğrenme ve problem çözme yeteneklerine sahip olmasını sağlayan bir bilim dalıdır. AI, makine öğrenimi ve derin öğrenme gibi alt kategorilere ayrılır. Kısacası, AI genel bir kavramdır ve makine öğrenimi ile derin öğrenme, AI’nin alt dallarıdır. 

Yapay zekanın yarattığı riskler yok mu? Önyargılara dayalı olarak mevcut eşitsizlikleri güçlendirme ve insan hakkı ihlalleri riskleri mesela. Biraz da bu risklerden bahseder misin?

Elbette, yapay zeka ile ilgili bazı riskler de var. Önyargılar ve eşitsizlikler, AI sistemlerinin eğitildiği veriye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Eğer veri önyargılıysa, AI da önyargılı sonuçlar üretebilir. Bu durum, mevcut eşitsizlikleri güçlendirebilir ve insan hakları ihlallerine yol açabilir. Yapay zeka ile ilgili başka bir risk ise, güvenlik ve gizlilik konularıdır. AI sistemleri, kişisel verilerin kötüye kullanılması ve siber güvenlik tehditlerine karşı savunmasız olabilir.

Mahallemizde birçok yaşlı insan yaşıyor ve yeni teknolojilere adapte olmakta zorlanıyorlar. Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları önündeki engeller nasıl kaldırılır sence?

Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları için kullanıcı dostu arayüzler, eğitim ve öğretim materyalleri, destek hizmetleri, faydaların vurgulanması ve kullanıcı geri bildirimlerinin dikkate alınması gibi önlemler alınabilir.

Sürdürülebilir kentleşme ve sağlıklı bir kentsel çerçeve oluşturmada yapay zekadan faydalanılabilir mi?

Yapay zeka, kentsel planlama ve tasarım süreçlerinde kullanılarak, çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için verimli ve etkili çözümler sunabilir. Örneğin, yapay zeka, kentsel alanlarda enerji tüketimini azaltmak için akıllı bina sistemleri ve enerji yönetimi sistemleri geliştirmek için kullanılabilir. Ayrıca, trafik akışını optimize etmek ve hava kirliliğini azaltmak için akıllı ulaşım sistemleri geliştirilebilir. Yapay zeka ayrıca, kentsel alanlarda su yönetimi, atık yönetimi ve yeşil alanların planlanması gibi konularda da faydalı olabilir. Bu sayede, kentsel alanların çevresel sürdürülebilirliği artırılabilir.

Sosyal sürdürülebilirlik açısından, yapay zeka, kentsel alanlarda toplumsal eşitliği artırmak için kullanılabilir. Örneğin, kentsel alanlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre planlama yapmak için yapay zeka kullanılabilir.

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların avantajların yanı sıra birçok handikapı var. Mesela gürültü ve çevre kirliliği, yetersiz park yeri, yetersiz yeşil alan ve eski binalar ve tesisat gibi. Bu bölgeleri nasıl daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabiliriz?

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların karşılaştığı sorunlar gerçekten önemli ve çözümü için birçok öneri sunulabilir. Şehir merkezindeki mahallelerin daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması için yeşil alanların artırılması, yerel toplulukların dahil edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesi, binaların yenilenmesi ve modernizasyonu ve toplu taşımanın geliştirilmesi gibi önlemler alınabilir. Bu önlemler, şehir merkezindeki mahallelerin sürdürülebilirliğini artırabilir ve insanların yaşam kalitesini yükseltebilir.

Ankara’daki Ayrancı mahallesinden sana biraz bahsettim. Ayrancı mahallesi hakkında kısa bir şiir yazabilir misin?

Tabii, Ayrancı mahallesi hakkında bir şiir yazabilirim:

Ayrancı’nın sokakları taşlı,
Evlerin bahçeleri yeşilli.
Sokak aralarında kediler dolaşır,
Güneşin batışında kuşlar öter.
Mahalle meydanında çay bahçeleri,
Kahvehanelerde sohbetler döner.
Herkes birbirini tanır, selam verir,
Ayrancı’nın sıcaklığı herkesi sarar.
Sokaklarında çocuklar koşar,
Top oynar, bisiklet sürer.
Ayrancı’nın sokakları hep canlıdır,
Mahalle sakinleri hep bir aradadır.
Ayrancı’nın güzği tarif edilemez,
Sadece yaşayanlar bilir ne demek istediğimi.
Ayrancı mahallesi benim evimdir,
Burada yaşamak her zaman mutluluktu

Ayrancım gazetesi okurlarına nasıl bir mesaj vermek istersin? Röportajdan memnun kaldın mı?

Ayrancım Gazetesi okurlarına şunları söylemek istiyorum: Ayrancı mahallesi, Ankara’nın en güzel ve en sıcak mahallelerinden biridir. Burada yaşayan insanlar, birbirlerine saygı duyar ve birlikte yaşamanın güzelliklerini keşfederler. Ayrancı’nın sokakları, evleri ve bahçeleri, mahallenin sıcaklığını ve samimiyetini yansıtır. Bu nedenle, Ayrancı mahallesinde yaşamak gerçekten özel bir deneyimdir.

Röportajdan çok memnun kaldım. Sizlerle hem yapay zeka hem de Ayrancı mahallesi hakkında konuşmak benim için gerçekten keyifliydi. Umarım okurlarımız, Ayrancı mahallesinin güzelliklerini ve yapay zekanın sunduğu fırsatları keşfetmek için ilham almışlardır. Teşekkür ederim.

Katılımcı yerel yönetimlere doğru: Kent Hakkı Okulu

Kent hakkını aramak, kente dair söz söylemek için biz Ankaralılar kolları sıvadık. İlk adımını pandemide yine Çankaya Kent Konseyi’nin düzenlediği Kent Akademisi ile attığımız çalışmanın ikinci adımı Kent Hakkı Okulu oldu. Beş dersin ardından şimdi daha özgüvenliyiz, çünkü haklarımızı biliyoruz, mücadele rotamız belli!

Çankaya Kent Konseyi ile Friedrich Ebert Vakfı işbirliğinde yürütülen Herkes İçin Kent Hakkı Okulu yüz yüze yapılan beş dersin sonunda ilk mezunlarını verdi. Çankaya Kent Konseyi bünyesinde kurulan semt meclisleri ve ilgili herkesin kent hakkı konusunda bilinçlendirilmesi amaçlanarak düzenlenen Kent Hakkı Okulu’nda çok değerli hocalardan çok güzel sunumlar dinledik. 

Kent Hakkı Okulu katılımcıları

Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi

İlk derste Dr. İnan İzci, “Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi” konulu sunumuyla kent hakkına dair uluslararası metinleri, kent haklarının temelde neler olduğunu anlattı. Kent hakkını müzakereci bir müdahale ve hassas bir çizgi olarak tanımlayan İzci, kent hakkını gerçekleştirebilmenin en önemli yolunun mahalli müştereklerin tanımlanmasından geçtiğini belirtti. Mahalli müştereklerin tanımlanması içinse belediye meclisi, kent konseyi, muhtarlık, encümen, sivil inisiyatifler, vatandaşın bir arada olması gerektiğini söyleyen İzci, katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurguladı. Kent Konseylerinin en önemli güçlerinden birinin belediye meclislerine önerge sunmak olduğunu belirten İzci, kent konseyleri ile katılımcı bir belediyecilik için ana karar alıcıların faaliyete geçmesi gerektiğini, aksi durumda yani bütçeye dahil edilmeyen bir kent konseyinin katılımcılığının da etkisizleşeceğini belirtti. 

Kentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları

Kent Hakkı Okulu’nun ikinci dersinde Av. Cüneyd AltıparmakKentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları”nı anlattı. İdare mahkemesi ile idare arasındaki arabulucu kurum olan Ombudsmanlıktan bahseden Altıparmak kurumun vereceği tavsiye kararlarının muhakkak bir yaptırımı olacağını, hak arama yolculuğumuzda bu kurumdan da faydalanabileceğimizi belirtti. Katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurgulayan Altıparmak, vatandaş olarak belediye meclisine öneriler sunabileceğimizi, ombudsmandan alacağımız tavsiye kararını belediye meclisine uygulatabilme gücümüz olduğunu çeşitli örneklerle anlattı. 

Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler

Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin Kent Hakkı Okulu’nun üçüncü dersinde “Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler” başlıklı sunumunda katılımcılığın öneminden ve yerel yönetimlerde katılım mekanizmalarından bahsetti. 

Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri

Dördüncü derste Cihan Uzunçarşılı Baysal, “Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri”ni örneklerle anlattı. Kentli hakkı mı kent hakkı mı diye sorarak başlayan Baysal, kent hakkının kentteki olanaklara erişme hakkından ibaret, bununla sınırlı bir hak olmadığını belirtti. Lefebvre’nin kent hakkı tanımının antisistem bir hak, radikal bir kavram olduğunu belirten Baysal artık mevcut olanaklara erişmek değil, asi vatandaşlar olarak olanakları yaratmak için mücadele anlamına geldiğini anlattı. Ayrıca Baysal, kent bostanlarının kent hakkı mücadelesinde önemli bir yeri olduğunun altını çizerken Gezi’nin somutlaşmış bir ütopya örneği olduğunu, halkın değiştirme hakkını ve değiştirme hakkını kullanma hakkını kullanması gerekliliğini ifade etti. 

Kent kültürü bağlamında kent hakkı

Ankara’nın unutulmayan belediye başkanı Murat Karayalçın, son dersimizde “Kent kültürü bağlamında kent hakkı” başlıklı konuşmasıyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden deneyimlerini aktardı. Kente karşı işlenen suçlar olduğu halde bu suçların ceza yasalarında karşılığı olmayabildiğini vurgulayan Karayalçın kent hakkının anayasaya konması gerektiğini ve Avrupa Özerklik Şartı’nın önemini vurguladı. İnsanların yaşadığı yer üzerinde söz sahibi olmaları gerektiğini, bunun örneklerini Batıkent, Dikmen Vadisi gibi projelerinden örnekle açıklayan Karayalçın, herkesin kendi kararının sorumluluğunu aldığı, halkın iradesini ortaya koyduğu ve bunu saygıyla karşılayan, katılımcı bir anlayış benimseyen belediyeciliğin mümkün olduğunu belirtti. 

Yerel yönetimler tüm dünyada gittikçe önem kazanan bir yerde konumlanıyor. Değişimin yerelden filizlendiğini de artık biliyoruz. Bu bilgiler ışığında Kent Konseyleri ile birlikte mücadele etmenin önemi de açığa çıkıyor. Kent Hakkı Okulu’nda beş değerli hocamızın anlatımlarının ardından; biz asi vatandaşlar olmaya, katılmaya, söz söyleme hakkımıza sahip çıkmaya kesin karar verdik. Siz komşularımızı da kentine, yaşamına, belediyesine, imar kararına sahip çıkmaya, kent konseyi ve semt meclisleri çatısında hep birlikte mücadeleye davet ediyoruz. 

Veganın Ayrancı rehberi

Bir hayvansever olarak Ayrancı’ya taşınmamın başlıca sebeplerinden biriydi ‘gezen kedi’ dostlarımın güvenle dışarı çıkabileceği bir semtte yaşamak. Nitekim 2017’den beri de bu arzumu güzelim Meneviş Sokağı’nda yaşayarak gerçekleştirmeye devam ediyorum. Aynı zamanda bir veganım ve  bu yazıda Ayrancı’da vegan yaşama dair siz sevgili Ayrancılılar’a küçük bir rehber hazırladım.

Yolculuğumuza başlamadan önce, son dönemlerde özellikle aşina olunmasına rağmen vegan olmanın aslında ne olduğuna dair çok fazla yanlış bilgi olması nedeniyle, genel hatlarıyla doğru bir tanım yapmaya gayret edeceğim.

Veganlık, hayvanların meta statüsünün reddine dayalı bir politik felsefesi olan ve ekolojik açıdan sürdürülebilir bir yaşam biçimini destekleyen aktivist bir harekettir. Ancak maalesef ki, özellikle  akademisyenler arasında veganlığın politik, kolektif ve sosyal hareket yönlerine çok az odaklanılıyor. Veganlığın daha geniş boyutlarını ideolojik ve kolektif düzeyde anlamak, çevresel olarak sürdürülebilir bir yaşam tarzını anlamamız ve uygulamamız açısından büyük önem taşıyor.

Bu şerhi koyduktan sonra gelelim Veganın Ayrancı ve Civarı Rehberi’ne…

Özellikle yoğun çalışan insanlar, mecburen dışarıdan yemek söyleyerek karnını doyurabilecek zamanı bulabiliyor ve böyle olduğunda vegan seçenekli restoranlar, mekanlar bulmak da hayli zorlaşıyor. Aslında vegan etiketli olmasa da hali hazırda vegan olan pek çok yemek seçeneği mevcut. Elbette öncesinde restoranla küçük bir teyit görüşmesi yapmayı ihmal etmiyoruz. Hatta şöyle bir not da düşeyim, vegan olduğunuzu öğrenen Ayrancı esnafı, her zamanki nezaketiyle siparişlerinize minik ikramlar eklemeyi de hiç ihmal etmezler (ekstra salata, ekmek vb.).

Cafe Creme Bistro

Cafe Creme Bistro & Pub

Güvenevler Mh., Yeşilyurt Sk. 32/C

Hem retro tarzı ile hem de işletmecilerinin güler yüzü ve eşsiz hizmeti ile gönlümün bir numarası Cafe Creme… 

Genellikle menülerinden eksin olmayan inanılmaz leziz zeytinyağlıları, vegan seçenekli makarnaları ve muhteşem müzikleriyle, veganların gönül rahatlığıyla tercih edebilecekleri şahane bir mekan olduğunu söylemeliyim.


Kuzgun Ev Yemekleri

Güvenevler Mh., Kuzgun Cd. 52/B

Kuzgun’un Yeşilyurt kesişiminde sayılan bulunan bu tatlı restoranın neredeyse her gün menüsünde Mercimek Çorbası bulunuyor ve içeriği tamamen vegan. Üstelik çok da lezzetli… Restoranın her daim taze salatası ve günlük değişen zeytinyağlı seçenekleri de çoğunlukla bulunuyor.


Orenda Coffee

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 93/A,

Günden güne artan yeni nesil kahveciler arasında bitkisel sütlerle hazırlanmış çok çeşitli kahve seçenekleri sunan, zaman zaman hayvan hakları yararına etkinliklerle de karşılaşabileceğiniz, elbette güler yüzlü ve kaliteli hizmetiyle içimizi ısıtan minnoş mekan.


Cafe La Luna

Güvenevler Mh., Güvenlik Cd. 121/K

Sakin konumu ve etkileyici dizaynıyla Cafe La Luna… Özellikle “vegan kahvaltı” arayışında olanlar için zengin içeriği ve diğer seçenekleri ile epeyce tatmin edici.


Junk Vegan

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 49

Junk Vegan, vegan fast food konusunda en iyilerden desem abartmış olmam. Vegan yemekler konusunda alışılmışın dışında olan menülerini oldukça çeşitli tutan mekan denenmeye kesinlikle değer!


Terra Kafe & Mutfak

Kavaklıdere Mh., Beykoz Sk. 7/A

Vegansınız ve canınız iskender çekti (ki bu çok normal), o halde gitmeniz gereken adres Terra Kafe & Mutfak! Veganların buradaki bir diğer favorisi ise Vegan Kokoreç. Bu leziz seçeneklerinin yanı sıra çok da sevimli bir mekan Terra Kafe & Mutfak.


Fresh Healthy Garden

Barbaros Mh., Esat Cd. 112/A

Fresh Healthy Garden A’dan Z’ye bayılacağınız bir mutfağa sahip. Sunduğu vegan ana yemek seçeneklerinin yanı sıra vegan tatlı ve tuzlu atıştırmalıkları da muazzam.


Kaktüs Smoothies & More

Barbaros Mh., Bülten Sk. 28/B

Renkli mekanları ile Bülten’in en sevimlilerinden olan Kaktüs Smoothies & More, menülerindeki seçenekleri vegan olarak özelleştirebilme şansı sunuyor.


iNput Healthy Foods

Çankaya Mh., Üsküp Cd. 39/B

Farklı ve şık sunumu ile iNput Healthy Foods, Çankaya’da vegan ya da vejetaryen beslenenlerin gözbebeklerinden. Bununla birlikte ürünlerinde glutensiz ve rafine şekersiz seçenekler de mevcut.


Luna Cafe

Kavaklıdere Mh., John F. Kennedy Cd. 31/B

Kennedy Caddesi’nin minik ve sempatik mekanı Luna Cafe, sıcak atmosferi ve vegan tatlılarıyla, kahve ve çay keyfinizi katlamaya aday.


Just Food

Remzi Oğuz Arık Mh., Tunus Cd. 61

Sağlıklı yaşamı mümkün kılmak adına market konsepti de sunan Just Food, sağlıklı atıştırmalıkların yanı sıra vegan menüleri de olan, tekrar tekrar tercih etmek isteyebileceğiniz bir adres.

Kadıköy’den sonra Paris’te de scooter yasağı geldi

Sayıları, kuralları, park sorunları, hızları sorun olmuştu, ocak ayında Kadıköy’de gündeme gelen scoteer yasağı şimdi Paris’in gündeminde. Paris’te 2 Nisan 2023 tarihinde e-scooter’ların geleceği için bir referandum yapıldı. Referandumda Parislilerin yalnızca yüzde 8’i oy kullansa da, bunların yüzde 89’u şehirdeki e-scooterlar için yasaklama zamanının geldiği konusunda hemfikirdi. Referandum sonucuna göre paylaşımlı tüm e-scooter’lar 1 Eylül’den itibaren Paris’te duracak.

Parislileri nihai olarak hayır demeye iten şikayetler ne olursa olsun, başka şehirlerin mücadele ettiği endişelerle aynıydı: kötü park etme, dikkatsiz araç kullanma, güvenlik eksikliği, ciddi yaralanmalar, aynı araçta birden fazla kişinin yolculuk etmesi, yoldaki diğer araçlarla çatışma, nehirlere, kanallara ve diğer su havzalarına atılan e-scooter’lar… Liste uzayıp gidiyor.

Belçika’nın Brüksel Yönetim Bölgesi Ulaştırma Bakanı Elke Van den Brandt

Durum bu kadar ciddiyse diğer şehirler neden suskun?

Kimseyi şaşırtmayan bir şekilde, Paris yasağı, e-scooter’ların geleceği hakkında daha önce hiç görülmemiş başka tartışmayı daha tetikledi; Fransız başkenti güvenlik ve kötü kullanım endişelerini bu kadar ciddiye alıyorsa, diğer şehirler neden ciddiye almıyor?

Soru tüm Fransa’da sosyal medyanın gündemi oldu ve herkes bir tahmin yarışına girdi: sıradaki ülke hangisi olacak?

Bu soruya ilk yanıt Belçika’dan geldi. Belçika’nın Brüksel Yönetim Bölgesi Ulaştırma Bakanı Elke Van den Brandt Paris oylamasının hemen ardından sert bir çıkış yaparak; “güvenliği artırma ve e-scooter kullanımını düzenleme girişimleri bir yıl içinde Brüksel bölgesinde başarılı olmazsa, daha katı önlemler gündeme gelecektir” dedi. Van den Brandt, önlemler için diğer şehirlerde neler oluyor dikkatle izliyoruz” diye konuştu.

Geçen yaz Brüksel’de, yollarda 20 km/s hız sınırı, yaya bölgelerinde 8 km/s hız sınırı ve kaldırımlarda bisiklete binme yasağı da dahil olmak üzere yeni kurallar uygulamaya konulmuştu. Van den Brandt, düzenlemelerin “yollarını kaldırımlarda ne kadar özgürce yürüyebileceklerine göre seçen” yaşlıları, görme ve hareket bozukluğu olan insanları korumak için çok önemli olduğunu belirtiyor.

2021-2022 arasındaki verilere göre, Brüksel bölgesinde e-scooter’ların karıştığı kaza sayısı sadece bir yılda üç katına çıkmış.

Dost mu, düşman mı?

Gündemdeki sorunlara rağmen e-scooter’lar, şehirlerde yeşil ve sürdürülebilir hareketliliğin güçlü bir müttefiki olmaya devam ediyor. İki tekerlekli araçlar, özel araç kullanımının azaltılmasına, hava kalitesinin ve trafik sıkışıklığının azaltılmasına katkıda bulunabilir ve kent merkezlerinde işe gidip gelmenin daha çevre dostu bir yolu olabilir. E-araçlar aynı zamanda otomobillerden çok daha ucuz oldukları ve toplu taşıma ağları arasında hızla hareket etmek için kullanılabildikleri için uygun fiyatlı bir yeşil ulaşım modeli olabilir.

Görünen o ki, belediyelerin yakın zamanda kesin sonuçlara varması pek olası değil. Bunun yerine, birçok yerel yönetim orta yolcu bir yaklaşımı seçiyor: bir yandan, kuralsız davranışlarla mücadele etmek için kuralları sıkılaştırıyorlar öte yandan, e-scooter firmalarını sorumlu olmaya davet ediyor

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı

Kadıköy’de ne olmuştu?

2022 yılında artan şikayetler nedeniyle yapılan denetlemelerde kurallara uymayan e-scooter kullanıcılarına ve operatör firmalara ceza kesilmeye başlanmıştı. Uyarılara ve alınan önlemlere rağmen kuralsız kullanımların önüne geçemeyen Kadıköy belediyesi 16 Ocak 2023 tarihinde sokaklardaki 422 aracı topladı. Konuya ilişkin bir açıklama yapan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, “Sayıyı biz belirlemiyoruz, kullanım şeklini biz belirlemiyoruz, nereye park edeceklerini biz belirlemiyoruz ama bu scooterların yaratmış olduğu bütün sorunlarla biz uğraşıyoruz. Sanmasınlar ki biz sadece kaldırım işgallerinde scooterları öncelikledik” şeklinde konuştu.

Avrupa’da durum ne?

İtalya

Geçen yıl Roma, 18 yaşın altındaki sürücüleri yasaklamak, maksimum hızı saatte 20 km’ye indirmek ve firma sayısını yediden üçe azaltmak için önlemler aldı.

Letonya

Riga geçtiğimiz günlerde Letonya parlamentosuna e-scooter’ın yalnızca belirlenmiş alanlarda park edilmesine izin verilmesi, hız limitlerinin belirlenmesi ve e-scooter’lar için plaka zorunluluğu için bir teklif sundu.

Finlandiya

Düzensiz parkla mücadele etmek için Helsinki şehri, şu anda paylaşımlı e-bisikletlerde olduğu gibi, paylaşımlı e-scooter’ların yalnızca belirlenmiş yerlere park edilmesini zorunlu kılacak yeni kurallar düşünüyor.

Çekya

Brno şehri kısa bir süre önce, yasalara uymayan firmalara para cezası verilmesiyle sonuçlanan yeni paylaşımlı e-scooter park düzenlemelerini yürürlüğe koydu.

İngiltere

Londra tüm özel e-scooter’ları yasakladı ve Ekim 2023’e kadar bir deneme yürütüyor. Buna göre paylaşımlı e-araçlara, hızlarını 20 km/s ile sınırlayan ve her sürüş boyunca ışıkları açık tutan güvenlik özellikleri yerleştirildi.

Danimarka

Kopenhag, 2020’de iki tekerlekli araçları yasakladı ancak ertesi yıl daha katı kurallar koyarak yasağı kaldırdı.

Yeni kurallar geliyor

E-scooter kullanımını kontrol altına almak için konuşulan yeni düzenlemeler şöyle; araçlara plaka zorunluğu getirilmesi, kaldırımlarda kullanımın yasaklanması, araçlara yerleştirilecek sensörlerle hız sınırını aşma veya iki kişilik kullanımlarda hızı önce 10 km/s sonra 5 km/s düşürerek durdurulması, kurallara uymayan kullanıcılara kiralama yasakları getirilmesi.