Blog

Rengarenk giriş seçenekleri ile Ayrancı-II

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Ayrancı semtinin araç ve yaya girişlerine göre farklı yerlerden birer nizamiye kapısı gibi karşılayan kapılarından bahsediyorduk. Bunlar kimi yerde parklardan, kimi yerde caddelerden ve göbeklerden, kimi yerde simgesel yapılardan adını alan romansı girişlerdir.

Başkentin simgelerinden Atakule kavşağından Hoşdere Caddesi’ne, Çetin Emeç Bulvarı sonundaki Polis Evi’nin yanından Mesnevi Caddesine, Atatürk Bulvarından ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Zeytin Dalı Caddesi üzerinden Güvenlik Caddesine her biri Ayrancı’ya gelen ve gidenler için “Hoş geldiniz” ve “Güle güle” diyerek gönülleri sıvazlayan kapılardır. 

Atakule’den Hoşdere Caddesi’ne giriş. Trafik Hoşdere’de çift yönlü işler.

Atakule girişi 

Kuğulu Park kavşağından itibaren Çankaya’ya doğru başlayan Cinnah Caddesi, tepedeki Atakule’ye zorlu bir tırmanış ile kavuşur. Buradaki dörtlü kavşağın bir tarafında, trafiğin hala çift yönlü işlediği ender yollardan biri olan Hoşdere Caddesi başlamaktadır. 

Cinnah yokuşunun başından itibaren Gelibolu, Yeşilyurt, Farabi, Alaçam, Mesnevi, Enis Behiç Koryürek. Kuloğlu, Ahenk, Kırkpınar, Will Brant, Pilot, Vali Dr. Reşit, Hava ve Muzaffer Sarısözen sokak ve caddeleri Aşağı Ayrancı’ya açılan şirin, sakin ve mütevazi kapılar olarak sıralanmaktadırlar. 

Ayrancı’da bazı sokaklar Hoşdere Caddesi üzerinde birleşip yollarına devam ederek her iki Ayrancı’da yer alırlar. “Aşağısı da, yukarısı da gücenmesin” dercesine her iki semtte kardeşlik bağı oluşturur bu sokaklar… 

Atakule Kavşağı’ndan Hoşdere’ye yönelince, dikkat çekmeyen ve az bilinen Portakal Çiçeği Vadisi girişi.

Aşağı Ayrancı’dan uzanıp Hoşdere’nin üstünden zıplayarak karşıya geçen bu sokaklar, meclis duvarlarıyla koşut uzanan Ömür, Tomurcuk, Şair Baki, Şehit Mahir Turan, Güzelyalı, Şair Nefi adlarını taşırlar. 

Ömür Sokak Meclis duvarlarının bitiminde, her iki Ayrancı’nın baş yastığı gibidir. Ömrün başlangıcı gibi görünen bu sokak Güvenlik’ten ve Dikmen girişinden Hoşdere’ye kadar trafiğe açıktır. Her iki yönden birbirine ters istikamette gelerek Hoşdere’nin başında adeta öpüşerek buluşurlar.

Yaylagül, Ali Dede, Tomurcuk, merdivenlerden çıkan Yeşilyurt, Reşat Nuri, Cinnah ile Hoşdere arasında kalın bir çizgi atan Mesnevi,  Şair Baki, Örgü, Güzelkent, Halit Ziya, Halide Nusret Zorlutuna, Süleyman Nazif, Yunus Nadi… Hoşdere yokuşuna çıkışta sağ kanatta bulunan Yukarı Ayrancı ailesinin kolları olarak giriş yaparlar.  

Hoşdere çıkışının sol kanadında, yukarıda söz ettiğimiz iki yanlı sokaklar dışında, Selimiye, Çalgı, Fuar, Hava, Piyade sokakları gelip geçenlere buyur etmektedir. Selimiye Dikmen Yolu’ndan Hoşdere’ye çift yönlü işlemektedir. Aynı güzergahta Jose Marti Parkı, Çankaya Lisesi ve Portakal Çiçeği Vadisi girişi bulunmaktadır.

Şili Meydanı tarihi Çınar Ağacı’nın gölgesinden Kuveyt Caddesi girişine bakış.

Şili Meydanı girişi

Adile Naşit Parkı’ndan başlayarak Kuğulu parka kavuşan eski Güven Caddesi’nin adı sonraki yıllarda Kuveyt olarak değiştirildi. Bu güzergah Aşağı Ayrancı’nın araç çıkış, yaya giriş kapısıdır. Ünlü Şili Meydanı bu caddede yer almaktadır. Atatürk’ün manevi kızlarından Afet İnan Parkı bu cadde üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in beyaz köşkü de bu meydandan başlayan Paris Caddesi’nin hemen yanıbaşındadır. Menderes’in bu köşkü yetmişli yılların sonuna doğru bir holding tarafından satın alınmış, müzeye dönüştürülme çabalarından sonuç alınamamış. 

Bir akşam vakti Şili Meydanı’ndan Sheraton dev bir gece lambası olarak poz verir.

Ahmet Vefik Paşa okulunun arka bahçesi Kuveyt Caddesine bakmaktadır. Kafe ve barlarıyla olaysız, sevimli ve cıvıltılı ortamından karşıya bakılınca akşamları Sheraton dev bir gece lambası olarak poz verir buradan. Şili Meydanı’nda bulunuyorsanız, istemeseniz de sizi Kuğulu Park ile Tunalı Hilmi Caddesi’ne uğramaya mecbur bırakır. Aşağı Ayrancı’nın gerilimleri söküp atan büyülü giriş kapısı burasıdır. 

Gözler Şili Meydanı’na çevrilince bol ağaçlı bir giriş ve Yunanistan Büyükelçiliğine ait boş arsa dikkati çeker.

Akşamları yapılan mahalle gezintilerinde gönül gözüne takılan esenlik veren görünümler, yaşanılan o yerlerin ayrıcalıklı zenginliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şili Meydanı ve Kuğulu Park, Aşağı Ayrancı halkına çok yakın, Yukarı Ayrancı için de uzak değildir.

Vecdi Candemir’in ardından

Yazar Hakkında

Vecdi Candemir, 1953 yılında İzmir’de doğdu. Heykeltıraş ve ressam olan Candemir, gerçeküstülük akımı çizgisinde yürüttüğü sergilerinden ilkini 1974 yılında Ankara Sanat Sevenler Derneğinde açtı. Ankara, Bodrum ve İstanbul’da çok sayıda sergi açtı. Karanlık sanat olarak adlandırılan, hurdacılardan ve antika pazarından topladığı plastik, ahşap ve metal parçaların yeniden şekillendirilmesiyle oluşturulan sergiler düzenledi. Eski eşyaların robotlarla ve bilgisayarlarla yarışamayacağını söyleyen Vecdi Candemir, artık eskilerde de bir çeşit estetik aramanın zamanı geldi diyor.

Vecdi Bey’in hayata ve semtimize kattığı değerlerden biri ise ikinci el ve antika dükkanı. Remzi Oğuz Arık mahallesinde yer alan bu dükkan, hem sahiplerinden alınan ikinci el ve antikaların hem de tamir edilen eskilerin sergilendiği bir dükkan. Vecdi Beyle birlikte eşi Gülçin Hanım da bu dükkanın sahibi.

Vecdi Bey, 4 Haziran 2023 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Vecdi Candemir’in aramızdan ayrılması hem semtimiz için hem sanat dünyası için oldukça önemli bir kayıp. Başta eşi Gülçin Candemir olmak üzere tüm sevdiklerine baş sağlığı diliyor, komşumuz Vecdi Bey’in ışıklar içinde uyumasını temenni ediyoruz.

Gülçin Candemir

“Çok kültürlü biriydi”

Şükrü Sarı

Şükrü Sarı / Ayrancı Antika Pazarı Başkanı

Vecdi bey pazarın kurucularından ve en eskilerindendir. Çok kıymetli bir arkadaşımızdı. Her zaman sakinliğiyle, ortalığı yatıştıran da birisiydi. Kimseye sesini yükselttiğini duyamazdınız. Çok kültürlü biriydi. Bana sorsanız, duruşuyla, kıyafetiyle, davranışlarıyla bir antikacı tarif edebilir misiniz diye, alın size antikacı, antika meraklısı, antika kültürünü taşıyan biri diye Vecdi beyi gösterirdim tereddütsüz. Geçen ay pazarın kurulmasından bir gün önce Cumartesi günü akşam vakitlerinde kaybettiğimiz haberini aldık. Ertesi günü pazar kuruldu, tezgahı boş kaldı. Kimse inanamadı Vecdi’nin öldüğüne. Vecdi’yi çok arayacağız.


“Fevkalade bir insan, dürüst bir esnaftı”

Özcan Saatçiler

Özcan Saatçiler

Ben 75 yıldır aileden saatçiyim. Makedon göçmeniyim. Vecdi beyle senelerdir beraberiz, komşuluk yaparız. Fevkalade bir insandı, şen şakraktı. Antika işlerini yapan dürüst biriydi, dürüst bir esnaftı. Her yerde onun gibi esnaf bulamazsınız. Bu işin duayenlerindendi, pazarın kurucularındandı. Esnaflıkta onun gibisi neredeyse kalmadı. İyi insan, iyiliğiyle hatırlanır. Aniden kaybettik, acı bıraktı bize. 


“Bu camianın en renkli kişilerinden biridir” 

Güner Soydemir

Güner Soydemir

Vecdi yakın arkadaşım, Vecdi’yi herkes tanır. Bu camianın en renkli kişilerinden biridir. Sanatçı kişiliği, kıyafeti, şapkası, saçlarıyla onu yüz metre uzaktan herkes tanır. Yakınlaştığında da çok iyi bir insan olduğunu hemen anlarlardı. Çok iyi bir arkadaştı.

Bestekar Sokakta dükkanımıza da gelirdi. Birlikte çok yere giderdik. Son olarak Kapadokya’ya gittik, eşya baktık geldik. 

Herkes çok severdi. Kimseyle bir husumeti yoktu, mesafesi yoktu. Kendisi aslında grafikerdi. Meraklıydı bu işlere. Eşiyle birlikte yavaş yavaş ilgilenmeye, almaya başlamışlar. Paris caddesinde bir ev-dükkanları vardı. Aslında kendisini hiçbir zaman tam bir antikacı olarak görmedi. Onlar “evde satış” diye birşeyi yaptılar. Ev sahibi eşyaların hepsini toptan satmak istiyor, onlarda evdeki eşyaları listeleyip, alıcı insanları eve davet edip evde satış diye birşey yapıyordu. Ben de onlardan görüp yapmaya başlamıştım. Bugün onsuz ilk antika pazarı, yokluğu hissediliyor.


“Sakin biriydi, kimseyi kırmak istemezdi”

Sebahattin Koçaş

Sebahattin Koçaş

Vecdi benim çok eski arkadaşım. Omurgasından ameliyat oluyordu, ameliyat başarılı geçti ama kalbi dayanamadı. 

Ben 18 sene Belçika’da görev yaptım. Bit pazarları kuruluyordu Belçika’da, Hollanda’da. Her sene bir ya da iki sefer gelirlerdi eşiyle birlikte. beraber oralara giderdik. Bazen Hollanda’ya gelirlerdi akrabaları vardı, biz oraya giderdik. Bazen Belçika’ya gelirlerdi Hollandalılar bize gelirdi. Bit pazarları gezerdik. Bir seferinde Belçika’da bit pazarlarında deve hamudu bulmuştu, onu alıp getirmişti Türkiye’ye.

Sakin biriydi. Hiç bir şekilde sesini yükselttiğini, bağırdığını çağırdığını duymazdınız. Bazen sinirlendiği olurdu, o zamanda karşısındakine değil bana dönüp küfrederdi. Kimseyi kırmak istemezdi.


“Vecdi Bey gibi “70’lik” delikanlılar ölümsüz zihnimizde”

Ahmet Nezihi Turan

Ahmet Nezihi Turan

Resimleri vardı Vecdi Bey’in, heykelleri, kitapları, antikaları, objeleri. Kimin yok ki? 

Bilmem ki. 

Bildiğim, Vecdi Bey’in mesleğinin, hadi maişetinin diyeyim, bunları alıp satmak da olduğuydu. 

Bu işleri yapanlara Bey denmez, yalın isimleriyle hitap edilir. Bizden biridir onlar. Ama Vecdi, “Bey”di. Abi diyenler aynı mesleğin esnafıydı, onlar dediğinde yakışırdı ona Vecdi Abi’lik. 

Kendine mahsus giyiminin, saç sakalının, ilk görüşte verdiği intibaın aksine insan ilişkilerinde ne dekadandı ne bohem. 70’ti, iyi hissetmiyordu ama gidişinden bir hafta önce ona iki adım öte “Caffe Nux”da rastladığımda iyi görmüştüm. Böyle durumlar olur, bilirsiniz, kaybını duyduğumuzda “Nasıl ya!” der inanamayışımızı ifade ederiz. 

Vecdi Bey gibi “70’lik” delikanlılar ölümsüz zihnimizde.

Kalanlar için çaresi, zihnin kabullenemediği kaybı bir mekanda yaşatmak; bir yere onun ismini vermek, dilde dolaşmasını sağlamak.

Sokağın adının Kıbrıs olması nedendir bilmiyorum. Vecdi Candemir olsa bilirim, bilen çok olur, sonra bilenler bilmeyenlere hatıralarıyla nakleder öğretir yaşatır diyorum.

Ekin Yüksel: Bir işi çok iyi yapmak sizi sanatçı yapmaz, usta yapar. Sanatçı, eserine yorum katabilendir.

Seramik sanatçısı Ekin Yüksel ile seramik, sanat ve sanatçı olmak üzerine konuştuk. Ayrancı’da Çalgı Sokağında atölyesinde çalışmalarına devam ederken bir yandan hem kendi eserleri hem öğrencilerinin eserleri için sergiler düzenliyor. Kendisi son derece esprili, şakacı bir dost, güçlü bir kadın ve özel bir sanatçı. Bir sanat, bir kendini sağaltma, bir toprağa dokunma seçeneği olarak seramik konulu sohbetimize buyurunuz.

Seramik atölyeniz nerede, neler yapıyorsunuz?

Atölyemin biri Ayrancı’da, burada daha sanatsal çalışıyorum, galerilerle çalıştığım eserleri üretiyorum ve düzenli dersler veriyorum. Birlik mahallesindeki atölyem daha ziyade günlük workshoplar tadında ilerliyor. Düzenli ders alamayanların günlük olarak deneyim edinmesini, yoğunluktan çıkıp seramikle buluşmalarını hedefliyorum.

Heykellerimi galerilerle çalışarak satıyorum, aynı zamanda Birlik’teki atölyede aslında yurtdışında pottery house dediğimiz bir yöntem işliyor. Duvarlarda, raflarda yarı mamül dediğimiz ürünler var. İnsanlar onlara sunduğumuz renkler ve yöntemlerle dekorlamalar yapıyor ve çalışmaları bitince bunları fırınlıyoruz. Özel markalara özel tasarımlar yapıyoruz. Kurumsallarla da çalışıyoruz. Kurumların aktivite günleri oluyor; mesela 30 kişi geliyor o gün o kurum için atölye yapıyoruz. Çocuklar için doğum günü partileri düzenleyip çocukların böyle günlerde seramikle tanışmasını ve kaliteli, aktif ve verimli zaman geçirmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Sırla Clup diye ekstra bir markamız var, bununla kapılarımızı dünyaya açıyoruz. Sırla Clup’ta Türk mitolojik yapısına dayanan özel parçaları modernize ederek dünya pazarına sunuyoruz.

Seramik kursunuz nasıl işliyor, öğrencilerden beklentiniz ne?

Seramik kursuna gelenlerden iki temel beklentimiz var: Birincisi, bizim çuvallarımız 20 kilo, herkes kendi çuvalını taşıyabilecek kadar güçlü olmalı. İkincisi ise vizyoner olmak ve eğlenceye açıklık. Bunun dışında öğrencilerimden bir beklentim yok. Çünkü atölyelerimizde geçirdiğimiz zamanda dost oluyoruz, çok eğlenceli bir ortamımız oluyor. Bu yüzden bu ortamı bozmayacak yükseklikte öğrenci arıyorum. İyi vakit geçirmeye müsait olsun ve kendi çamurunu taşısın, geri kalan her şey bende. Ekip oluştururken katılımcıların yaş aralığında makasın çok açık olmamasına dikkat ediyorum. Başka bir kriterimiz yok. 

Herkes seramik yapabilir mi? Seramik sanatçısı olmak için ne yapmak gerekir?

Ben sanatçı olmayı doğuştan bir yetenek olarak görmüyorum, bu tamamen disiplin ve azim işi. Herkes çizmeyi, elleriyle şekil vermeyi öğrenebilir. Kiminin el-göz-beyin koordinasyonu çocukluğundan itibaren daha iyidir o bir senede çözer, kimi vâkıf değildir beş senede çözer ama disiplinli çalışan, azmeden, çözmek isteyen herkes elbet başarıya ulaşır. 

Sanatçı olabilmenin kriteri, bir kırılma noktası var. Bu, dünyayı algılamak, bakmak ve görmek arasındaki farkla ilgili bir durum. Bu kırılma da biraz uzun zaman harcayarak olan bir şey. Bir işi çok iyi yapabilirsiniz, çok güzel bir Poseidon heykeli çalışabilirsiniz ama bu sizi sanatçı yapmaz, iyi bir usta yapar. Fakat o Poseidon heykelini yorumlayabilmek, bir manifesto yaratmak sizi sanatçı kılar. Bu yüzden duvara yapıştırılan bir muz trilyonlarca liraya satılırken rönesans tablosu gibi işler çok komik fiyatlara gidebiliyor. Çünkü aslında onu kıymetli kılan beceri değil üzerine düşünebilme kapasitesi. Üç ay kursla sanatçı olamazsınız ama tek bir konuya yoğunlaşarak, doğru materyalleri, doğru yöntemle kendi üretiminizi yapmaya başlayabilirsiniz. Sanatçı olmak zorunda değilsiniz seramikçi de olabilirsiniz. Bu da az ya da daha çok bir şey değil.

Seramik atölyelerinde gözle görülür bir artış var. Bu ilginin nedeni nedir?

Bence insanlar bir öze dönüş dönemine geçti. Özellikle pandemiyle birlikte içimize döndük, stresimizin farkına vardık ve bir toprağa dokunma ihtiyacı duyduk. Aslında bu atölyelere katılanlar çoğunlukla alaylı insanlar. Hayatları boyunca başkasının emeli, amacı için çaba sarf etmiş kişiler kendilerine dönmeye başladılar. Bunun finansal kaynağını sağlayabilenler kendilerine bir özgürlük alanı oluşturmaya başladılar. Ben bu durumu tatlı bir girişim olarak buluyorum. Herkesin yeterliliği ve işi doğru konumlandırılabilirse bu görünürlüğü de artırır. Aynı sektördeki insanların yan yana sanat dükkanları açarak bir muhitte toplanması girişimlerini çok destekliyorum. Tabii dışardan finansal kaynağınız varsa, çünkü kendi içinde döndürmesi korkunç derecede zor bir sektör. 

Ekin Yüksel’in eserleri

Eserlerinizde ağırlıklı bir kadın imajı görüyoruz. Sizce kadın oluşunuzla sanat arasındaki bağ nedir? 

Güçlü bir kadın imajı bana çocukluğumdan beri atfedilen bir durum, bu bir mecburiyet. Yani bu sadece dürtüsel bir durum değil. Sanırım ailemin de beklentisini karşılamak için de ekstra bir çaba sarfediyorum. Çünkü genelin onayını almak benim için ne yazık ki çok önemli. Bunu görsele dökebilecek varoluşa sahip olabilecek bir alanım var. Çoğu zaman duygularımızı 3 boyuta dökme şansımız olmaz ben bunu sağlayabiliyorum ve bu bende ekstra bir tatmin yaratıyor. Samimi düşüncem şu; keşke kimse gerçek manada güçlü olmak zorunda olmasa, çünkü güç gerektiren herhangi bir şey hayatımızda olmasa. Ama ne yazık ki, hayat bu şekilde akmıyor hepimizin uğraşıp didindiğimiz konular var ve bunu bazen kelimelerle, metaforlarla bazen de boyutsal olarak ortaya dökmek herkesin ihtiyacı olan bir konu. 

Kamuoyunda çokça tartışılan Beypazarı’ndaki havuç, Kızılcahamam’daki bazlama gibi yapıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir cismin heykel olması için onun büyüklüğü ya da materyali önemli değil. Herhangi bir obje mermerden yapılınca heykel olmuyor. Doğru metafor ve manifestoyla, doğru anlam yüklenen şey heykel olup sanata dahil olabilir. Diğerlerine sadece büyük bir mısır, büyük bir havuç ya da büyük bir bazlama diyebiliriz ama asla heykel diyemeyiz.

EKİN YÜKSEL SERAMİK

Ayrancı Mahallesi,
Çalgı Sokağı No:1/C
Çankaya/Ankara

Instagram: ekinyukselceramic

Ayrancı’da 25 yıl: Dört yön, onaltı rüzgar ve yedi iklim, beş kıta*

Yazar Hakkında

1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.

Ankara coğrafyasıyla 50 yıllık maceram dediğim “Ankara Haritaları” ile haşır neşirliğimden sonra Ankara coğrafyası üstündeki hareketliliğimi ve Ayrancı’nın bunda tuttuğu yeri sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Ankara’ya ayak basma

Ailem 1966 yılında Yozgat’tan Ankara’ya göç etmiş, ilk yerleşim olarak Gülveren’i seçmiş. Ben bu göçten 6 yıl sonra orada doğmuşum. Bizimkiler 1976 yılında Kemal Burkay’ın şiiri ve Yeni Türkü’nün bestesi ile ünlenmiş Mamak Cezaevi’nin de görüş kapısı olan; Kömür Deposu’nun olduğu yere çok yakın bir arsa alıp Almanya’da yaptıkları birikimlerle iki göz bir salon bir gecekondu yaptılar hayal meyal hatırladığım. Abimi ve beni “okuma” göreviyle bu evde babaanneme ve amcalara emanet edip Almanya’da çalışmaya devam etti annem ve babam. 1998 yılında Ayrancı’ya taşınana kadar orada yaşadım.

Ayrancı’yı bilir hale gelmem

Aslında üniversite yıllarımda Ayrancı benim için bilinir bir yer haline gelmişti az da olsa… Hatta geçen yazıda zihinsel harita tekniğiyle bakarsak benim için Kuzey Ankara’yı temsil ediyordu desem yeridir. Atakule’den ötesi pek yoktu benim için…

Staja uzun “yürüyüş”

Üniversite yıllığında bana ayrılan bölüme hakkımda yazan Müge arkadaşımın deyişiyle “kentin doğusu ile batısı arasında dokuduğum mekik” bir yandan devam ederken Pilot Sokak’ta Ankara Büyükşehir Belediyesi şirketi Metropol İmar’da staj yaptım. Böylece taşınmadan önce Ayrancı maceram başladı sayılır 1993’te. Ocak’ta dilekçe verip mayısta “kontenjanımız dolmuştur” yazılı mektupla orada staj yapma umudum kırıldıktan sonra Ağustos’ta bizim sınıfdan epey bir arkadaşımın orada staj yaptığını görünce Pilot Sokak’tan İzmir Caddesi’ne oradan Necatibey Caddesi’nde ki SHP Genel Merkezi’ne yaptığım “yürüyüş” ile staja başlamıştım. Oradan Dikmen Vadisi’nin sonundaki şirket merkezine oradan da tekrar Pilot Sokağı’na tekrar geldiğimde telefonlardaki bugün kullandığımız adım ölçerler olsa 10 binden fazla adımı görürdüm sanırım. O günlerde beni “herkesi buraya gönderiyorlar” sözleri ile beni karşılayan Sedvan Hoca’ya herkes diye genelleme yapmanın yanlış olduğunu birazda gençlik heyecanı ile sertçe söylemiş olsam da sonrasında Sedvan Hoca’yla yıllarca devam etti ahbaplığımız… İki ay süren bu ilk Ayrancı maceram aynı zamanda ilk mesleki deneyimimdi. Staj boyunca bir yandan Dikmen Vadisi’nde Proje çerçevesinde boşaltılmış ve boşaltılması için gün sayılan gecekonduların fotoğrafla tespitini yapıyor ve 1983 imar affına göre kazanılmış haklarını tespit ediyorduk. Bu arada diğer yanda da Eryaman’da proje aşamasında olan “Kırkayak” adlı bir pilot yapı kooperatifinin maketini yapıyorduk.

Dikmen Vadisi’nde ilk kaygılar

Gecekondu tespitleri yaparken Dikmen Vadisi sakinlerinin bir yandan belediyenin vaatlerine inanmak isterken diğer yandan da yaşadıkları kaygıları gözlerinden okuyordum. Doğrusu bugün Dikmen Vadisi’nde ortaya çıkan kentsel çevre ve onun kullanıcıları düşünüldüğünde hem onların yaşadığı hem de benim onlar adına duyduğum kaygıyı bile çok aşacak şekilde bir soylulaştırmaya tabi olduklarını görmek gerçekten yürek acıtıcı… Bu günlerin belki 10 yıl sonrasında artık sosyal olguya dönüşen “Barınma Hakkı Mücadelesi”ne destek ve yön vermek üzere tekrar oraya ayak bastım. Arkasından en son ilçe belediyesi yöneticisi olarak Vadiye gittiğimde kendimi rubik küpün her rengini tamamlamış gibi hissediyordum ama bu ne yazık ki bir başarı duygusundan çok hüzün vermişti bana.    

Ayrancı’nın üç sokağı

Ayrancı’da 15 yıla yakın zaman diliminde üç sokakta oturdum. Sırasıyla Tirebolu, Güz ve Portakal Çiçeği… Aslında bu sokakların rakımındaki yükseliş misali, Ayrancı sakini olma sürecim benim de Ankara kentine kendimi ait hissetme duygumu da güçlendirmişti.

Ayrancı’ya don biçme

Bir Ayrancı sakini olduğum dönem aslında kentin batısında Çayyolu ve ötesinde büyük imar rantları eşliğinde yeni bir Ankara’nın kurulduğu yıllardı. Tunalı-Kuğulupark-Şili Meydanı-Güvenlik Caddesi-Yeşilyurt Sokağı-Hoşdere aksının parıltısının azaldığı yıllardı. Ayrancı’nın havalı günleri yavaş yavaş geride kalıyordu. Ama bu günler geride kaldıkça olgunluk ve karakteri de oturuyordu bir yandan. Daha yalın daha net bir kimlik üretmeye başlamıştı semt. Bu kimlik kuşkusuz ki, yeni yetme zenginlikten, biraz sonradan görmüşlükten ve lüksten sıyrılmış bir kimlikti. Üstündeki rant baskısından sıyrılarak boşalan dükkanlarda küçük küçük cam, seramik, resim atölyelerinin boy gösterdiği ikinci el eşya dükkanlarının da arzı endam ettiği yeni bir dönemdi bu. 

Ayrancı’nın bildiğim ilk kentsel toplumsal mücadelesi “Kuğulu Park Direnişi”

İlk Kuğulu Direnişi – 2006

Bu dönemde Ayrancı’nın bildiğim ilk kentsel toplumsal mücadelesi “Kuğulu Park Direnişi”ni de yaşamıştık. Ben Odalar ayağından yaşadığım bu sürece Kavaklıderem Derneği’nden rahmetli İsa Bey, Bir bölge sakini olarak Alper Fidaner, bir koruma derneğini temsil eden Nevin Hanım, Belediyeden Ergun bey ve daha nice Ankaralı destek olmuştu. Mücadelemizle her ne kadar alttan geçen tüneli engelleyemesek de o dönemde Kuğulupark’ı heba edecek bir proje olmasının da önüne geçmiştik. Kızılay’da yaya geçitlerinin geri alınmasıyla başlayan() Ankaram Platformu’na dönüşen bu süreçte Kuğulu Park Direnişimiz de Ankara’nın kent hafızasında yerini almıştı. Ankara’da 2013’de Gezi Direnişinin merkezi de Kuğulu Park olmuştu. Ankara’da o tarihlerde Gezi Direnişi “Kuğulu Park Direnişi” olarak anılır olmuştu.

Kavaklıderem Derneği’nden rahmetli İsa Çapanoğlu’nun da başını çektiği Kuğulupark direnişi

Son sözler – Son hisler

Kuğulu Park mücadele süreci 1990’lı yıllarda yani bizim yirmili yaşlarımızda katlı kavşak kavgasında Odaları teknik raporları ile yalnızlaştıran “Mimarlar-mühendisler-şehir plancıları işine baksın trafiği şoförlere bıraksın” şiarına karşı otuzlu yaşlarımızda yanımızda tüm kent bileşenleri ile birlikte verdiğimiz kolektif-diyalektik bir yanıttı. 

Bu sürecin en çok emek verenlerinden biri olarak, en fazla dayandığımız siyasi öğretinin TMMOB’nin unutulmaz başkanı Teoman Öztürk’ün “Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği, baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlı ve kararlıyız…” sözlerinde saklı olduğunu söyleyebilirim.

Beni Ayrancı’nın bir sakini olmaya götüren sürecin kentsel toplumsal mücadeleler açısından da bir kesitini sunmak istedim. 

Ne demiş Karanfil Sokağı şiirinde Ahmed Arif “Döğüşenler de var bu havalarda”. Ayrancı da o misal bende…


(*) Ahmet Arif’in Karanfil Sokağı şiirinden…

Tekmil ufuklar kışladı

Dört yön, onaltı rüzgar

Ve yedi iklim beş kıta

Kar altındadır.

Ayrancı’nın patili tabelaları

Ayrancı, hayvanseverlerin bolca bulunduğu bir semt. Hak odaklı yaşama ütopyamıza en yakın semtlerden biri olan, Ankara griliğinde adeta bir gökkuşağı gibi açan Ayrancı’da geçtiğimiz aylarda semt meclisi gönüllüleri tarafından sokak hayvanları için bir çalışma yapıldı. Ne yazık ki proje hedefe ulaşamadı; belediye ilgilenmedi, 23 tabelanın 21 tanesi artık yok… 

Ayrancı ve civarında sıkça karşılaştığımız kedi, köpek, kirpi gibi dostlarımız bazı bölgelerde daha yoğun yaşıyor. Bu alanlar bazen kentsel dönüşüm inşaatı, bazen dönemsel bir eğlence/mekân trafiği, belli saatlerde dört yol ağızları gibi, ne yazık ki oldukça sık aralıklarla patili dostlarımızın trafik kazası yaşadığının da hepimiz farkındayız. Bu konuda iki ayaklı, sürücü komşularımızın ve semtimizden sadece güzergâhı dolayısıyla geçenlerin biraz dikkatini çekmek için Ayrancı Semt Meclisi’nin Hayvan Hakları Çalışma Grubu, bireysel çabalarıyla tabela çalışması gerçekleştirdi.

Aralarında para toplayarak “Dikkat kedi/köpek/kirpi çıkabilir” içerikli 23 tabela hazırlayan gönüllüler semtte araç kullananlarda farkındalık oluşturma amacındalar. Tabelalar, semt sakinlerini ve semtten geçenleri uyarmak amacıyla Ayrancının çeşitli yerlerine uygulandı. Ayrancı Semt Meclisi Hayvan Hakları Çalışma Grubu’ndan Ekim Yavuz’un büyük emeği ile gerçekleştirilen tabela çalışmasından günümüze ne yazık ki 2 tabela kaldı. 

Ekim Yavuz

Semt Meclisi gönüllüsü Yavuz çalışmalarını, niyetlerini ve gerekçelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Hayvanları sevmesek, önemsemesek bile ‘kentin doğası’ gereği korumamız şart… Neden mi? Bilinenin aksine kentlerin de doğası var. Toplu yaşam alanlarının olduğu yerlerde hastalıkların olması kadar normal bir şey yok. Toplum sağlığı için kentlerde köpek ve kedilerin olması şart. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Yakın tarihte Avrupa’da sokaklardaki köpek ve kedilerin topluca katledilmelerinin sonucu şu an ne yaşanıyor dersiniz? Hastalık yaymaları çok olası olan sıçan ve fare baskınları! Kediler fareleri avlar tamam doğru bilgi, ancak sıçanların kentin üstüne çıkmalarını kimler engeller? Tabii ki sokak köpekleri… Yani aslında şu anda sokak köpeklerine hiç olmadığı kadar muhtacız. Bakınız şu an Avrupa kentlerine… Fransa’da şimdilerde fare ve sıçanlarla nasıl barış içinde yaşamaları gerektiği empoze ediliyor halka. Bizler bu topraklarda bu hayvanlar sayesinde bir veba salgını yaşamadık. Onlara ne kadar teşekkür etsek haklarını ödeyemeyiz aslında. O yüzden bunun bilincindeki mahalle sakinleri olarak düşündük ki toplumumuzun parçası, insan sağlığı koruyucusu bu hayvanlarımızı bu araba teröründen korumalıyız! Kirpi, kedi ve köpek dostlarımız için insanların ilgisini çekecek ve gülümsetecek trafik tabelaları yapalım dedik. Paramız 23 taneye yetti ama güzel bir başlangıç oldu diyebilirim.

Ahmet Uçar

Ayrancı Semt Meclisi sözcüsü Ahmet Uçar tabelaların takılmasında yer alanlardan biri. Çalışmayla ilgili olarak Uçar, “Semt meclisine Ekim Yavuz arkadaşımız bu öneriyle geldiğinde merakla kaşılandı. Sonrasında bir farkındalık çalışması olarak biz de çalışmanın içinde yer aldık. Tabelaların uzun süreli kalmayacağını biliyoruz. Sonuçta tabela konusunun da bir kuralı, bir yasal çerçevesi var. Fakat Ayrancı gibi hem hayvan sayısının çok olduğu aynı zamanda da yoğun ve hızlı trafik akışının olduğu yerlerde bu tür çalışmalar konuya dikkat çekecek nitelik taşıyor. Ekim arkadaşımızın bu konulardaki duyarlılığı da yüksek. Aynı zamanda çalışma disipliniyle semt sakinleri arasında bir yer edinmiş durumda. Biz bu tür çalışmaları destekliyoruz. Farklı yerlere de örnek olacağını düşünüyoruz.” diyor.

Tehlikeli olabilen sokakların girişlerine farkındalık yaratmak için asılan tabelalar semt sakinleri tarafından da sempatiyle karşılansa da ne yazık ki sürdürülebilir olamadı. Bu konuda elimizden bir şey gelir, derman olurum derseniz lütfen semt meclisi ile iletişime geçin: ayrancisemtmeclisi@gmail.com

Harita deyince aklınıza ne geliyor, harita kullanır mısınız?

Atlaslarla büyüyen bir nesildik, şimdi harita deyince hemen cep telefonumuza sarılıyoruz. Harita deyince aklınıza ne geliyor? Kimler ne haritası kullanıyor?

“Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler”

Elif Gürpınar

Artık harita kullanmıyorum, sadece kaybolduğumde beni hedef noktama götürsün diye çok nadiren baktığım bir şey. Yön algım da aşırı zayıf o yüzden haritadan ziyade telefonun navigasyonunu tercih ediyorum. Harita ve atlaslar benim için nostaljik objeler. Öğrenciliğimin ilk yıllarında ödevlerin vazgeçilmezi tabii ki harita ve atlaslardı ama  gelişen teknolojiyle birlikte sanıyorum onlar da yerlerini diğer pek çok şey gibi cep telefonlarına ve bilgisayarlara bıraktı.


“Google maps dışında bir haritam yok”

Kardelen Çelik

Harita deyince aklıma ilk gelen google maps oldu açıkcası 🙂 Teknolojinin bizi getirdiği nokta diyebiliriz… İkinci olarak atlas, üçüncü olarak piri reis ve son olarak komik olacak ama ilkokul geliyor aklıma yani coğrafya dersleri 🙂 Özetle harita kullanmıyorum, Google maps dışında bir haritam yok tabii eskiden ilkokulda vardı.


“Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba?”

Özlem Ateş

Harita artık somut olarak göremediğimiz bir şey, okulda coğrafya hocasının üzerinde dünyayı anlattığı o şey yerini GPS sistemine bıraktı. Eskiden gideceğimiz yeri nasıl buluyorduk acaba? Bunların dışında harita deyince aklıma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi olan Mor Harita geliyor. Mor harita uygulaması kenti kadınlar için daha güvenli hale getirmek motivasyonuyla ortaya çıkmış ama tüm kadınlar için işlevini yerine getirebiliyor mu emin değilim.


“Harita sıklıkla kullanıyorum”

Zerrin Vural

Harita deyince aklıma tanımak istediğim bölgenin coğrafi durumu geliyor. Harita sıklıkla kullanıyorum. Özellikle bir yerden bir yere gideceksem gideceğim bölgenin haritasına bakarak kendime yol çiziyorum.

Ne okusak? Ne dinlesek? Ne izlesek?

Umutsuz zamanları geride bırakmamız gereken günlerde, yaz mevsimine giriş yapmayı da fırsat bilerek sizlere okumanız, dinlemeniz ve izlemeniz için şahane önerilerimiz var.

Hayatımızın orta yerine bomba gibi düşen, hala da atlattık diyemeyeceğimiz felaketlerden çıktık, aylarca gerim gerim gerildiğimiz; siyasetten başka bir şey konuşamaz olduğumuz bir seçim atmosferini geride bıraktık. Yeri geliyor bir kalıp peynir ile bir gram altın arasında kalıyoruz; ev sahibiysek kiracımızdan, kiracıysak ev sahibimizden nefret ediyoruz… 2023 yılı tahmin ediyorum ki çoğumuz için pek de iç açıcı geçmiyor. Yine de yıkık dökük de, parça pinçik de olsak, bir şekilde yaz mevsimine atabildik kendimizi… 

Bereketli Ankara yağmurlarından sonra şemsiyelerimizi kapatıp, güneş gözlüklerimizi de taktığımıza göre şimdi size birkaç iyi haberimiz var!

Kim ne derse desin, yaz mevsimi bir roman okuma mevsimidir. Battaniyelerin altından çıkıp; balkonlarda, parklarda, küçük mahalle kafelerinin bahçelerinde, şanslıysanız sahil kenarlarında kitabınıza dalabilirsiniz artık. Geç saatlere kadar eşlik eden gün ışığı da, okuma keyfinize ayrı bir tat katacaktır. 

İşten yorgun argın mı geldiniz? Üzülmeyin, mükemmel bir yaz akşamı için gerekenler çok basit. Hemen bir karpuz kesiyorsunuz, yanına birazcık peynir koyuyorsunuz ve güzel bir film açıyorsunuz. 

Sağlığınız için uzun yürüyüşler yapmak, koşmak, belki forma girmek istiyor, ancak bunları yaparken birazcık da sıkılıyor musunuz? İyi bir podcast programı dinlerken, nereye kadar gidebileceğinize siz bile şaşıracaksınız… 

Tüm bunlar için ise önerilerimiz hazır. Buyrun sohbete: 


ROMAN: Napoli Romanları Serisi

İlk önerim, hayatım boyunca okuduğum en iyi seri diyebileceğim, Napoli Romanları.

1944’lerin Napoli’sinde doğan iki kadın arkadaşın, farklı yönlerde gelişen büyüme ve varoluş mücadelesini anlatan; okuyucusunu yaşamak, yazmak ve umut etmek konusunda güçlendiren ve destekleyen bir eser. Basit tabirle bir “kadın ve arkadaşlık” serisi bu, ancak biraz derine inince, temalar da belirginleşiyor: Yoksulluğu buluyorsunuz; sınıf kinini, semti, kültürü, aşkı, ahlakı, belki kıskançlığı buluyorsunuz derken, hooooop… Kaçınılmaz bir şekilde kendinizle karşılaşıyorsunuz. Kitap boyunca, hiçbir zaman tanımlayamadığım, nereden gelip nereye gittiğini bilmediğim duygularımla tanıştım. Yazar bunları öyle bir ifade etmişti ki, benim için bir terapi seansına döndü bu romanlar. Bu kitapları okurken, İtalya’ya, kitabın kahramanları Lenu ve Lina’nın Napoli’deki mahallesine gitsem, onları orada bulabileceğimi hissetmiştim. En iyi romanlar, kurgu olduğuna inanmakta güçlük çektiğimiz romanlar değil midir zaten?  


FİLM: İlgi Manyağı (2022)

Film önerimiz Oslo Sineması’ndan geliyor: Yönetmen Kristoffer Borgli imzalı 2022 yapımı İlgi Manyağı, özellikle sosyal medya aracılığı ile düzenli olarak beslenen “görünür ve farklı olma” dürtümüzün bizleri hangi tehlikelere sürükleyebileceğini anlatıyor. Filmin ana karakteri Signe’nin, partnerinin başarılı bir sanatçı ve sosyal ortamlarda ilgi odağı olmasını hazmedemeyerek daha ilgi çekici olabilmek adına başvurduğu yöntemleri hayretle izliyoruz. Film, Signe üzerinden, moda ve reklam dünyasına da ağır eleştiriler getiriyor. Narsizmi ve narsizmin yarattığı yıkımı, çoğunlukla drama kaçmadan; absürtlükten ve kara komediden faydalanarak işleyen film; bana çok sevdiğim bir tabiri hatırlattı: “Her düğünde gelin, her cenazede ölü olmak istemek.” 


PODCAST: Ankara neydi ne oldu?

Gazetemizi takip ettiğinize göre, mahallemizi ve Ankara’yı seviyor, kent ve kentlilik bilincini bir hayli önemsiyorsunuz. O halde, “Ankara Neydi Ne Oldu?” podcast serisini de çok seveceksiniz… Rasim Özgür Dönmez ve Fevzi Can Gürüz, birlikte hazırlayıp sundukları bu podcast serisinde, alanlarında uzman farklı konukları misafir ederek, Ankara’nın tarihsel bağlamda değişen sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına bir pencere aralıyorlar. Ankara’nın lokantaları, içki ve mutfak kültürü, dergileri, gündelik yaşamı gibi konuların yanı sıra; 80’lerde Ankara’da Çocuk Olmak, 90’larda Ankara’da Genç Olmak, Ankara’nın Caz Tarihi, Ankara’da Rock Müzik ve Mekanlar, Ankara’da Değişen Kent Yaşamı ve Kadın Olmak gibi bölümleri de mevcut. İçinde yaşadığınız kente dair geçmiş zamanda yaşananları öğrenecek; belki unuttuklarınızı hatırlayacak, özlediklerinizi yad edeceksiniz…

Keyifli dinlemeler!

CHATGPT, Ayrancım Gazetesi’ne konuştu

Belki hâlâ yeterince idrak edemedik ama geride bıraktığımız bir yılda yapay zeka (AI) alanında yaşamımızı kökten değiştirebilecek potansiyelde ilerlemeler gerçekleşti. AI alanında özellikle, insanlarla doğal dilde etkileşim kurabilen yapay zeka modeli ChatGPT’nin adı öne çıkıyor. ChatGPT’nin temel işlevi insanların ihtiyaçlarına yönelik doğru, hızlı ve etkili yanıtlar vermek. Bunun için, geniş bir bilgi tabanına sahip ve doğal dil işleme teknolojileri kullanarak insanların sorularını rahatlıkla anlayabiliyor. Ayrıca, öğrenme yeteneği sayesinde, her gün bilgi tabanına yeni şeyler katarak daha da gelişiyor. AI hakkında bir şeyler kaleme almak isterken aklıma ChatGPT ile direkt röportaj yapma fikri geldi. Hem de biraz “kent” hakkında konuştuk. Röportajın tamamını https://shorturl.at/eosuQ adresinden okuyabilirsiniz.

Merhaba. Seninle Ayrancım Gazetesi adına bir röportaj yapmak isterim. Mümkünse, cevaplarının kısa ve samimi olmasını tercih ederim. Yapay zeka basitçe nedir? Yapay zeka, makine öğrenimi ve derin öğrenme arasındaki ilişki ve farklar nelerdir?

Merhaba! Tabii, Ayrancım gazetesi için röportaj yapmaktan mutluluk duyarım. Yapay zeka (AI), makinelerin insan gibi düşünme, öğrenme ve problem çözme yeteneklerine sahip olmasını sağlayan bir bilim dalıdır. AI, makine öğrenimi ve derin öğrenme gibi alt kategorilere ayrılır. Kısacası, AI genel bir kavramdır ve makine öğrenimi ile derin öğrenme, AI’nin alt dallarıdır. 

Yapay zekanın yarattığı riskler yok mu? Önyargılara dayalı olarak mevcut eşitsizlikleri güçlendirme ve insan hakkı ihlalleri riskleri mesela. Biraz da bu risklerden bahseder misin?

Elbette, yapay zeka ile ilgili bazı riskler de var. Önyargılar ve eşitsizlikler, AI sistemlerinin eğitildiği veriye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Eğer veri önyargılıysa, AI da önyargılı sonuçlar üretebilir. Bu durum, mevcut eşitsizlikleri güçlendirebilir ve insan hakları ihlallerine yol açabilir. Yapay zeka ile ilgili başka bir risk ise, güvenlik ve gizlilik konularıdır. AI sistemleri, kişisel verilerin kötüye kullanılması ve siber güvenlik tehditlerine karşı savunmasız olabilir.

Mahallemizde birçok yaşlı insan yaşıyor ve yeni teknolojilere adapte olmakta zorlanıyorlar. Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları önündeki engeller nasıl kaldırılır sence?

Yaşlı insanların ve engellilerin yapay zeka ve yeni teknolojilerden faydalanmaları için kullanıcı dostu arayüzler, eğitim ve öğretim materyalleri, destek hizmetleri, faydaların vurgulanması ve kullanıcı geri bildirimlerinin dikkate alınması gibi önlemler alınabilir.

Sürdürülebilir kentleşme ve sağlıklı bir kentsel çerçeve oluşturmada yapay zekadan faydalanılabilir mi?

Yapay zeka, kentsel planlama ve tasarım süreçlerinde kullanılarak, çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için verimli ve etkili çözümler sunabilir. Örneğin, yapay zeka, kentsel alanlarda enerji tüketimini azaltmak için akıllı bina sistemleri ve enerji yönetimi sistemleri geliştirmek için kullanılabilir. Ayrıca, trafik akışını optimize etmek ve hava kirliliğini azaltmak için akıllı ulaşım sistemleri geliştirilebilir. Yapay zeka ayrıca, kentsel alanlarda su yönetimi, atık yönetimi ve yeşil alanların planlanması gibi konularda da faydalı olabilir. Bu sayede, kentsel alanların çevresel sürdürülebilirliği artırılabilir.

Sosyal sürdürülebilirlik açısından, yapay zeka, kentsel alanlarda toplumsal eşitliği artırmak için kullanılabilir. Örneğin, kentsel alanlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre planlama yapmak için yapay zeka kullanılabilir.

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların avantajların yanı sıra birçok handikapı var. Mesela gürültü ve çevre kirliliği, yetersiz park yeri, yetersiz yeşil alan ve eski binalar ve tesisat gibi. Bu bölgeleri nasıl daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabiliriz?

Şehir merkezindeki mahallelerde yaşayanların karşılaştığı sorunlar gerçekten önemli ve çözümü için birçok öneri sunulabilir. Şehir merkezindeki mahallelerin daha insan dostu ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması için yeşil alanların artırılması, yerel toplulukların dahil edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmesi, binaların yenilenmesi ve modernizasyonu ve toplu taşımanın geliştirilmesi gibi önlemler alınabilir. Bu önlemler, şehir merkezindeki mahallelerin sürdürülebilirliğini artırabilir ve insanların yaşam kalitesini yükseltebilir.

Ankara’daki Ayrancı mahallesinden sana biraz bahsettim. Ayrancı mahallesi hakkında kısa bir şiir yazabilir misin?

Tabii, Ayrancı mahallesi hakkında bir şiir yazabilirim:

Ayrancı’nın sokakları taşlı,
Evlerin bahçeleri yeşilli.
Sokak aralarında kediler dolaşır,
Güneşin batışında kuşlar öter.
Mahalle meydanında çay bahçeleri,
Kahvehanelerde sohbetler döner.
Herkes birbirini tanır, selam verir,
Ayrancı’nın sıcaklığı herkesi sarar.
Sokaklarında çocuklar koşar,
Top oynar, bisiklet sürer.
Ayrancı’nın sokakları hep canlıdır,
Mahalle sakinleri hep bir aradadır.
Ayrancı’nın güzği tarif edilemez,
Sadece yaşayanlar bilir ne demek istediğimi.
Ayrancı mahallesi benim evimdir,
Burada yaşamak her zaman mutluluktu

Ayrancım gazetesi okurlarına nasıl bir mesaj vermek istersin? Röportajdan memnun kaldın mı?

Ayrancım Gazetesi okurlarına şunları söylemek istiyorum: Ayrancı mahallesi, Ankara’nın en güzel ve en sıcak mahallelerinden biridir. Burada yaşayan insanlar, birbirlerine saygı duyar ve birlikte yaşamanın güzelliklerini keşfederler. Ayrancı’nın sokakları, evleri ve bahçeleri, mahallenin sıcaklığını ve samimiyetini yansıtır. Bu nedenle, Ayrancı mahallesinde yaşamak gerçekten özel bir deneyimdir.

Röportajdan çok memnun kaldım. Sizlerle hem yapay zeka hem de Ayrancı mahallesi hakkında konuşmak benim için gerçekten keyifliydi. Umarım okurlarımız, Ayrancı mahallesinin güzelliklerini ve yapay zekanın sunduğu fırsatları keşfetmek için ilham almışlardır. Teşekkür ederim.