Blog

Zeytuni: Ayrancının en kral kahvaltıcısı

Yazar Hakkında

alinecatikocak@gmail.com |  + Yazarın diğer yazıları

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Aşağı Ayrancının en kral kahvaltısını sunan Zeytuni’nin sahibi Veli Akar’a mahalleli “Veli Baba” diyor. Erken saatlerde Güvenlik caddesindeki dükkanını açan, akşam dokuza kadar kapısını açık tutan Zeytuni’de her saat kahvaltı bulabilirsiniz. Mekandaki bütün ürünler ege bölgesinin yöresel lezzetleri. Yolunuzu bir ara mutlaka buradan geçirip, veli baba’nın ikram ettiği çayı içmenizi öneririz.  

Aslen Manisalıyım. 1976’dan beri Ankaradayım. Ege Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdim, 1976’da Sanayi Bakanlığına işe girdim. Tatillerde, bayramlarda memlekete trenle gelip giderdim. Eşimle bu seyahatlerde tanıştım. O da Manisalıydı, Gazi Eczacılıkta okuyordu. Orada tanıştık, 1983’de evlendik. 27 yıl evli kaldık. İki oğlum var, biri mimar diğeri reklamcı. Aynı yılın sonuna doğru Kızılay’da eczane açtık. Ben de 1988’de Sanayi Bakanlığından istifa edip eczanede eşimle birlikte çalışmaya başladım. 1993’de ecza deposu, 2006’da diyaliz merkezi açtık. 2009’da bakanlık paralarımızı ödemeyince 2010’da battık.

Zeytuni’nin sahibi Veli Akar

Babamın desteğiyle kahvaltıcı oldum

O zor durumda babam destek oldu. Memleketten zeytin, peynir gönderelim orada sat diye önerisi oldu. Ben dükkan için yer bakmaya başladım. Güvenlik caddesi üzerindeki bu yeri oğlumla gazete ilanından bulduk. Kuruyemişçiydi burası, beğendik ve Mayıs 2010’da devraldık. 

Ege bölgesinden yöresel ürünler getirerek burada satmaya başladık. Manisa’dan zeytin, zeytinyağı, peynir derken Çanakkale’den Ezine peyniri, Balıkesir Savaştepe’den sepet peyniri, Sivas’tan bal, Antakya’dan süt, zeytin, Ayvalık’tan zeytin, zeytinyağı getirmeye başladık. Sonra patlıcan reçeli, ceviz reçeli derken ürünlerimiz beğenilmeye başladı. 

2015 yılından beri kahvaltı vermeye başladık. Marmelatı, kızılcık reçelini, vişne reçelini kendimiz yapıyoruz. Turşu kuruyoruz, sirke yapıyoruz. Koyun ve manda yoğurdumuz var.

Kahvaltıda menemen, 20’den fazla çeşit, sınırsız çay

Sabah 7.00’de açıyoruz dükkanı, akşam 21.00’e kadar açığız. Yedi buçuktan sonra kahvaltı başlıyor. 20’den fazla çeşidin olduğu serpme köy kahvaltısı veriyoruz. Menemen, sucuklu ya da kavurmalı yumurta’dan bir tanesini seçiyorsunuz, sigara böreği ve pişi veriyoruz. Çay sınırsız, ceviz ve kahve ikramımız. Başka yerlerdeki gibi iki çaydan sonrasına para alalım diye bakmıyoruz. Kahvaltımız şu anda 140 TL. Her Çarşamba, Cumartesi Manisa-Kula’dan getirttiğimiz köy ekmeğimiz var, kızartarak kahvaltıya veriyoruz. Kahvaltıya verdiğimiz tüm yöresel ürünleri aynı zamanda markette de satıyoruz. 

Akşam kapanana kadar her saat kahvaltımız var. Kahvaltı dışında kelle paça çorbamız, mıhlama, mantı ve ev köftemiz var.

Çayımız güzeldir. 7-8 çeşit çayın karışımından harman yaptığımız çayımız var. Yıllardır aynı harmanı yapıp demliyoruz.

Müşterilerim mahalle dışından

Ayrancı’da kahvaltıyı seviyorlar, bizim kahvaltımız da meşhurdur. İnternete “Ankara, kahvaltı mekanı” yazarsanız ikinci ya da üçüncü sırada çıkarız.

Müşterilerimiz çoğunlukla gençler, üniversite öğrencileri ve Ankara’ya misafir gelenler. Gelenler çoğunlukla tavsiye üzerine geliyor veya bizi internetten buluyor. 

Benimle birlikte 3 kadın arkadaşımız çalışıyor mutfakta. Sadece hafta sonu çalışan dört öğrenci arkadaşımız var, onlarla birlikte sekiz kişi oluyoruz. İşlerimiz iyi ama giderler çok arttı, hayat çok pahalı artık.

Mahalleli de “Veli baba” der, severler beni. Ben de Ayrancıyı çok seviyorum. Kendimi küçük bir sahil kasabasında gibi görüyorum burada. 


ZEYTUNİ

EGE YÖRESEL ÜRÜNLER

Güvenlik Caddesi No:89/B
(Güvenlik Caddesi PTT karşısı)
A.Ayrancı / Ankara
(0312) 428 02 22

Son yılların en güzel baharına tüm zamanlardan bir ege hediyesi: Gelincik Şerbeti

Midemizde kelebeklerin uçuşmaya başladığı o günlerdeyiz, tam da bahar dediğimiz. Arkadan tatlı bir şarkı çalıyor
(…sana söz yine baharlar gelecek, sana söz umut bitmeyecek…) Havada tatlı bir esinti, güneş artık utanıp sıkılmadan paylaşıyor sıcak enerjisini. Ufak sürprizleriyle ıslatıyor bulutlar henüz terleyecek fırsatı bulamamış saçlarımızı ve, bunu sadece yaşayan anlar, gözlüklerimizi… 

Baharın alametlerini veya yarattığı mükemmel ruh halini sayfalarca betimleyebilirim. Ama sizinle gönül yaylarımızı gevşeten bu bahara özel olarak bir sırrımı paylaşmak istiyorum. Ki sırlarımı pek paylaşmam. 

Geçtiğimiz yaz, artık Ege kıyılarında yaşayan annemi ziyarete gittiğimde annemin bir arkadaşı bize kazan kaynattıran, bol köpüklü ve sade Türk kahvemizin yanında kırmızı bir şerbet ikram etti. İçimden dedim, hiç de sevmem şerbeti, ayıp olmasa bari bitiremezsem… Bir yudum aldım, tabii ki bütün fikrim değişti ve bir anda gözümün önünde bir hayal canlandı. 

Güneşin pahalı cep telefonu filtrelerine ihtiyaç bırakmayan tatlı ışınları Cafe Creme’nin mor salkımlı dallarından çarpıp yüzüme yansıyor. Bu sıcakta da nasıl geçer Ankara’da günler diyen iç sesim ve annemi özleyişimle perçinlenen melankolim sevgili eşimin, benim için anne kokulu bir ege esintisi olan gelincik şerbetli cin kokteylini getirmesiyle dağılıyor. İkinci bardaklarda bu yaz egenin neresine gideceğimizi planlıyoruz. Sonra ben hıçkırmaya başlıyorum ve hayal bitiyor.  

Canım annem ve anneannemle kolları sıvadık ve deneyimli kadınların göz kararına güvenerek birkaç çeşit şerbet denedik. Sizlerle en makul ve bizce güzel olanını paylaşıyorum:

Gelinciklerin siyah kısımlarını ayıklayın ve güzelce yıkayın. Unutmayın doğal ortamdan topladınız, pek de tatlı olmayan misafirleriniz olabilir. Tencerenize tencerenizin yarısını dolduracak kadar içme suyu ekleyin. Koyduğunuz suyun yarısı kadar şekeri başka bir kapta gelincik yaprakları ile karıştırın ve biraz ovalayın. Biraz bekleyen karışımı suyla doldurduğunuz tencereye ekleyin. Birkaç saat kısık ateşte ve kontrollü kaynayacak. Altını kapatmadan önce şerbetinizin yoğunlaştığını görmelisiniz. Şerbet koyulaşınca yarım limon sıkabilir veya bir tutam limon tuzu ekleyebilirsiniz. Tercihen birkaç çubuk tarçın veya karanfil eklenebilir. Hazırladığınız yoğun şerbeti soğuduktan sonra süzüp cam şişede buzdolabınızda saklayabilirsiniz. Gelincik şerbetini tamamen keyfinize göre yapabilirsiniz. Daha şekerli sevenler şekerini artırabilir, şekerle benim gibi fazla arası olmayanlar bu ölçüye sadık kalabilir. İçine başka meyveler/çiçekler ekleyip haber verebilirsiniz. Denemeyi çok isterim. 

Gelincik Şerbeti

Benim tercihim 1 duble cin, 2 duble gelincik şerbeti, 1 şişe soda ve bol buz. Aman dikkat güzel Ankaramızın sodası olsun, yanlışlıkla hırsızlara arsızlara geçmesin paracıklarımız. 

Doğayla savaşmayı bıraksak doğa bize keyfe ayrı kedere ayrı çeşit çeşit hediyelerle koşuyor aslında. Yaz günlerinde serpilmiş binlerce kök gelincik çiçeği görürseniz tadımlık da olsa toplayın, topladığınız toprağa teşekkür edin ve bu şerbeti misafirlerinizi şaşırtmak için dolabınızın bir köşesinde saklayın derim. 

Yeri gelmişken söyleyeyim: Doğayı sev, ağaca sarıl, ayıyı öp. İşte bu kadar basit bir matematik. Kokteylinizi yudumlarken biraz bunun düşünün ve sonra bana da bahsederseniz sevinirim 

Rengarenk giriş seçenekleri ile Ayrancı

Kapı kavramının farklı kültür ve farklı disiplinlerde değişik anlam ve tanımları vardır. Bu yönüyle eski dönemlerde kale kapıları kentlerin girişleri olarak işlev üstlenmişler ve modern zamanlarda işlevlerini yitirerek terk edilmişlerdir. Eski dönemlerden bu yana kapılara siyasi iktidar, egemenlik ve hakimiyet anlamlarının yanısıra dini ve kozmolojik anlamlarda yüklenmiştir. Mekanlara giriş ve çıkış işlevlerini üstlenen kapı kavramı zamanla simgesel bir gücü ifade etmeye başlamıştır. Kentlerin girişleri de bu simgesel güç ve egemenlik ifadesinden nasibini almıştır. Ayrancı semti çeşitli köşelerden farklı girişlere sahiptir. Atakule, TBMM, Cemal Süreya Parkı, Çetin Emeç Göbeği gibi farklı noktalardan semte giriş ve çıkış yapılmaktadır. Bu girişler her birimizde farklı anlamlar taşıdığı gibi bizde farklı duyguları da çağrıştırmaktadır. 

Milli Egemenlik (Meclis) Parkı

Kızılay ile Bakanlıklar’dan Aşağı Ayrancı’ya yürüyerek teşrif ederken TBMM’nin Çankaya kapısı yanı başında bulunan Milli Egemenlik Parkı, baharda gümrah yeşil, kışta Cahit Sıtkı Tarancı’nın “gelin olmuş erik ağacı” endamında, ulusal bayramlarda sarmaşık gülleriyle bezenmiş bir tak gibi olan Ayrancı giriş kapısıdır. 

Park, 23 Nisan 1986 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında, çeşitli ülkelerden gelen çocukların katılımıyla açılan ve başkente önemli hizmetlerde bulunmuş kişilerin adını taşıyan ağaçlarla oluşturulmuştu. Pek çok ülkenin armağan ettiği ağaçların diplerinde, bu yıl yenilenen bilgilendirme levhaları bulunmaktadır. Yetişkin ağaçların nakledilerek dikilmesiyle kısa sürede bu parkın minik bir ormana dönüşmesi sağlanmıştır.

Milli Egemenlik (Meclis) Parkı

Sık ağaçların büyülü koyu gölgeleri altında fıskiyeli süs havuzlarıyla, oturma alanlarıyla, bol ekmek bulmaktan mutlu guruldayan güvercinleriyle, gelip geçenden korkmayan Tarım Orman Bakanlığı’nın bıraktığı ağaçlara tırmanan sincaplarıyla, belli zamanlarda görülen benekli sığırcık kuşları ve baharlarda semasında ıslık çalıp pikeler yaparak uçan kırlangıçlarıyla Meclis Parkı; Ayrancı halkının yorgunluk atıp terapi olduğu bir giriş bahçesidir. Parkın bir köşesinde de yazları açılan, kışları kapatılan çoban çeşmesi bulunmaktadır. 

Eski yıllarda Güven Park’tan kalkan eski marka üç sıra koltuklu taksi dolmuşlar, otobüsler ve araçlar, meclisin bahçe kanatlarını birleştiren köprünün altından geçerek Güvenlik Caddesi’ne çıkarlardı. Meclisin ortasından geçerek Ayrancı’ya gelmenin bir ritüeli olurdu böylelikle. 

Atatürk Bulvarı üzerinde, Ankara’nın ilk gökdelenlerinden eski İş Bankası binası, Çağdaş Sanatlar Merkezi yanında bulunan ve göbeğini öne doğru uzatmış bir iş insanı endamındaki Ankara Sanayi Odası binalarının bulunduğu yerin karşısında, eski TRT hizmet binası ile ABD büyükelçiliğinin önü, Aşağı Ayrancı’nın şimdiki araç giriş kapısıdır. 

TRT binası Ankara’nın belleğine efsane spikerleri, özlenen programlarıyla kazınmıştır. O yıllarda TRT’de çalışanların yaşamak için de tercih ettikleri gözde bir semtti Aşağı Ayrancı.

Cemal Süreya Parkı girişi

Cemal Süreya Parkı

Ayrancı’nın Dikmen caddesi girişindeki parka adını veren ünlü şair Cemal Süreya, Cemalettin Seber adıyla Maliye Müfettişliği ve üst düzey kamu görevlerinde bulunan aydın bir devlet insanı, ikinci yeni akımını başlatan değerli şairlerimizdendi. 1978’te hizmete açılan bu parka, Cemal Süreya’nın ölümünden bir yıl sonra, 1991 yılında ünlü şairin adı verilmiştir. Park 2013’de yeniden düzenlendi. Uzaktan bakılınca Atatürk sanılan Cemal Süreya heykeli Dikmen yolu girişinde şiirlerinin yer aldığı kapıya doğru çekildi. Hoşdere’ye dönerken bu parkta mola verildiğinde duvar panoda yazılı 12 kalıcı Süreya şiirini de okuyabilirsiniz. 

Parka ulaşmak için Meclis bahçelerini çevreleyen beyaz traverten taşlardan elle işlenerek örülmüş uzun dış duvarların yanından yürürsünüz. O taş duvarlar üzerinizdeki negatif enerjileri çeker alırlar. Park; ağaçları, yürüyüş parkuru, çocuk oyun alanı, evcil hayvan alanı, gölgelikli oturma grupları, havuzları ve spor sahalarıyla Meclis ile Kara Harp Okulu bahçelerinin devamı niteliğindedir. 

Sabah işe gidiş ve akşam dönüşlerinde yürümeyi tercih eden Ayrancı sakinleri, TBMM’nin güney yönündeki bu iki parkın oluşturduğu giriş kapılarından geçerken, güzelliklerin imbiğinden duygularını süzerek, fıskiyelerde şırıldayan suların sesiyle zindelik kazanmaktadır. 

TBMM güney köşelerinde bulunan bu iki parkın ayrı güzellikleriyle Aşağı ve Yukarı Ayrancı için adeta bir giriş kapısı gibi kullanıldığını, bu nedenle “Ayrancı’nın Kapıları” nitelemesini de hakettikleri ortadadır.

Cebeci’den Ayrancı’ya Ankara içerisinde ütopya arayışları

İzmir’de doğup büyüsem, yirmi iki yaşına kadar orada bulunsam da “baban nereliyse oralısın” lanetiyle çocukluğum boyunca Ankaralı damgasıyla yaşadım. Babası Ankaralı birisi olarak aslında bana uzak bir yer değil Ankara. İzmir’i çok seven ve Ankara ile kütükten başka pek de bir bağı olmayan beni, bu ‘Ankaralı’ damgası, uzaklaştırdı Ankara’ya gitmekten. Zaten babam Altındağ Yenidoğan’lıydı, o yüzden Ankara’ya gittiğimiz kısıtlı zamanlarda da çok bir kısmını bilemezdik Ankara’nın. 

Ama heyhat kaderde Ankara’da okumak hatta buraya bir şekilde yerleşmek varmış. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Antropoloji Bölümü kazanıp Ankara’ya geldiğimde biraz sudan çıkmış balığa döndüm. Şimdi yıkılmış olan Cebeci Stadyumunun oradaki Cebeci Erkek Yurduna gittim ilk önce. Bir yıl kaldım orada. Ankara benim için, yurt ile DTCF arasındaki, Hacettepe Üniversitesi içinden geçerek gittiğim o yoldan ibaretti. Bir de arada Bilkent Üniversitesinde okuyan abimin yanına, Sıhhiye Köprüsü üzerinden kalkan servislerle gidişim ile arada sırada Ulucanlar üzerinden yürüyerek gittiğim Yenidoğan’daki amcamların evi. Bu kadar küçük bir yerde başladı Ankara’daki haritam. Sonra yavaş yavaş Sakarya’yı ve Kurtuluş Parkı’nı keşfettim.

Cebeci çekiciydi çünkü hem okullara hem kent merkezine yakındı.

Cebeci civarı o zamanlar çekici gelmişti bana. Okulların etrafındaki bu mahalleler hem cazip hem işlevseldiler. Cebeci çekiciydi çünkü hem okullara hem kent merkezine yakındı. Üniversite ve çevresinde yetişen hayat beni de içine aldı, zaman hızla aktı. Cebeci Kampüsü içerisinde çoğu öğrenci gibi ben de mutlu bir ütopya adasının içerisinde hissediyordum kendimi. İnandığım düşüncelere yakın dostlarla çevrili bir yaşamdı bu. Sosyalist, feminist, ekolojist insanlar bir şeyler yapmaya çabalıyorduk kampüsün içinde. Tabii arada bu adamıza ufak saldırılar oluyordu. Polislerle ve tomalarla sıklıkla karşı karşıya geliyorduk. Ama konserleri de burada dinledik, eylemleri de burada yaptık.

Cebeci’de yaşadıklarımın doruk anları Gezi direnişi zamanlarıydı.

Benim için Cebeci’de yaşadıklarımın doruk anları Gezi direnişi zamanlarıydı. İki unutulmaz olay. İlki Cebeci Kampüsünde farklı bölümlerde ders veren hocalarımızın ve biz öğrencilerin Kampüsten adeta çığ olup taştığımız o gündür. Önce trafiği engelleyip dışarı çıktık sonra Kolej metrosunda kadar yürüyüp basın açıklamasını yaptık. Polis oradan daha fazla ilerlemeye izin vermemiş olsa da o kendiliğinden hareket derin iz bıraktı Cebeci’de yaşadığım günlerime. Gezi zamanı bir diğer ikinci olay bir akşam vakti yaşandı. Olayları takip etmeye çalıştığımız günlerde dışarıdan bir ses duyduk ev arkadaşımla. Sokağa çıktığımdaysa onlarca insanın Mamak’tan Kızılay’a doğru gittiğini gördüm. O an katarsis ile kendimden geçtim diyebilirim, bir devrim yaşanıyor hissine sanırım hiç, o zamanki kadar yakın olmamıştım. Kurtuluş Parkı civarında kalabalığın önü toma ve akreplerle kesildi, üzerimize gaz bombaları atılmaya başlandı. Kalabalık bir anda şaşkınlığa uğradı. Elinde bayraklar olan teyzeler ve dayılar bir anda korkuyla kaçmaya başladılar. Ben de kaçtım. Ara sokaklara saklandım. Aralardan baktıkça Cemal Gürsel Caddesinde tomaların gezdiği görüyordum. Cebeci Kampüsünün arkasından dolanıp eve öyle gittim.

Gezi sonrasında yaşanan gelişmeler Türkiye’yi geriye doğru götürdükçe benim de Cebeci ile 14 yıllık ilişkim törpülenmeye başladı. 2016’da askere gittim ve askerdeyken darbe girişimine denk geldim. Dönüşte Ankara ile ilişkim de zayıflamaya başlamıştı. Doktoraya Muğla’da başladım. Her hafta Muğla ile Ankara arasında gidip gelirken git gide Cebeci’den de uzaklaşıyordum. Önceden ütopik bir deneyim gibi yaşadığımız günlerim bana çok uzak gelmeye başlamıştı. Kampüse giriş çıkışların eskisi gibi rahatça olamaması, üniversite yönetiminin kampüsün üstüne adeta kâbus gibi çökmesi, sevdiğimiz hocalarımızın kovulmuş olması Kampüsümle de Cebeci’yle de ilişkilerimi koparttı. Covid-19 pandemisi de bu duruma tuz biber ekti. Pandemi boyunca Cebeci’de kaldığım günlerde, bir hapishanedeymişim hissi yaşamaya başlamıştım.

Ankara’da Ayrancı ve çevresinde daha rahat olabileceğimi düşünüyordum. Uzun süredir Tunalı, Seymenler, Portakal Çiçeği Parkı ve çevrelerinde vakit geçiriyorduk. Rahat yaşayabileceğimiz, dış gözlerin ötekileştirmeyeceği, sokaklarında rahat yürüyüp, parklarında rahat oturabileceğimiz bir yer gibi geliyordu bana Ayrancı. Çok sayıda kültür ve sanat etkinliğinin olması, galeri ve kültür merkezlerinin etkinliği daha da çekici kılıyordu benim için bu semti. Turistik olmayan ama Ankaralılar için özel kültürel bir merkeze dönüşmüştü Ayrancı. Bana da; süregelen bir öğrenci yaşantısı için uygun imkânları 14 yıl boyunca sağlayan Cebeci’de yaşadığım özgürlük hissini- bana geri verebilirmiş gibi geliyordu…

Tabii bir de gerçekler vardı, ne kadar istesem de ulaşmak başka bir şeydi. Zorlu bir ev arama süreci geçirdim. Bir şans oldu ve taşınabildim uzun süredir istediğim Ayrancı’ya. Ben de artık yarım yıllık bir Ayrancılıyım ve uzun bir süre daha burada yaşamaya da niyetliyim.

Kavaklıdere Sineması “Kült” ile hayat buluyor

Yıllarca Ankaralıların ortak hafızasında yer edinmeyi başarmış Kavaklıdere Sineması perdelerini seyirciye yeniden açma hazırlıkları yapıyor. Uzun yıllar kapalı kalarak pek çok müdavimini üzmüş olan Kavaklıdere Sineması restore aşamasından geçmeden hemen önce hatıralardaki haliyle son kez Ankaralıların karşısına çıktı. “Bir Zamanlar Kavaklıdere” etkinliği başlığıyla 16 yıl öncesindeki haliyle sinemada pek çok etkinlik düzenlendi. 15 -16 Nisan 2023 tarihlerinde düzenlenen çok çeşitli paneller, filmler, belgeseller ve stand-up gösterileri Ankaralılara anılarını yeniden hatırlatırken Kült Kavaklıdere projesi kapsamında yapılacak yenilenme çalışmalarına da katkı sunmak amaçlandı. Sinemanın girişinde yer alan merdivenlerden aşağı indiğinizde tüm çocukluğunuzun, gençliğinizin hatta yetişkinliğinizin olduğu gibi oracıkta durduğunu görüyor gibi oluyorsunuz. Dört salonunda ayrı ayrı düzenlenen etkinliklerden istediğinize girebiliyorsunuz. Gişede bir hatıra bileti vermeleri de yanınıza kâr kalıyor. Sinemanın alt katında bir anı köşesi yer alıyor. Burada Kavaklıdere Sineması’nda geçirdiğiniz anıları, bu sinemanın sizde uyandırdığı duyguları, burada izlediğiniz ilk ve son filmleri kâğıtlara yazarak paylaşmanıza olanak tanınıyor. Gece 03.00 seansında Fransız filmi izlemek için işe geç kalmayı göze alanlardan tutun da sinema kapısının hemen önünde birasını içenlere kadar. Bu yazıları okurken mekânların aslında sadece bir mekândan ibaret olmadığı orayı değerli kılanın Ankara insanının ortak paylaşımları olduğunu anlamak zor olmuyor. 

Merhaba, bize kendinizden/ekibinizden bahseder misiniz?

Merhabalar, biz “Kült” olarak 5 genç insanın bir araya gelerek oluşturduğu temelinde kolektif iş birliği olan bir yapıyız. Daha öncesinde bireysel olarak “Kült” üyelerinin Ankara’da farklı tecrübeleri olmasına rağmen, Kavaklıdere’nin yeniden işlevlendirilmesi projesi ekibin bir araya gelip ortak bir misyon etrafında toplanmasını sağladı. Bu misyonu “Ankara’nın kültür-sanat mirasının korunması ve geliştirilmesi; kapsayıcı, çok sesli ve yenilikçi bir yaklaşımla başkentin mevcut değerlerini dönüştürerek yeniden canlandırmak, etki alanını genişletmek ve yeni mekanlar oluşturarak herkes için ulaşılabilirliği arttırmak” olarak tanımlıyoruz. Kavaklıdere Sineması’nın topluma yeniden kazandırılmasının yanında, farklı kamusal alanlarda da kültür-sanatı yaygınlaştırmayı ve erişilebilir kılmayı hedefliyoruz. 

Bir şehrin kendine has tarihi bir belleği oluyor. Kavaklıdere Sineması da bunlardan biri. Bize Kavaklıdere Sineması’nın Ankara’ya kattıklarını ve önemini anlatır mısınız?

Kavaklıdere Sineması 8 Nisan 1968’de “Hürriyet Fedaileri” filmi ile kapılarını açtı ve günümüze kadar gelerek “sinemalı apartman” konseptinin önemli temsilcilerinden biri olmayı başardı. Birkaç kapalılık haline rağmen 2007 tarihine kadar Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde gösterdiği filmlerle hafızalara kazındı. Burada bahsettiğimiz 55 yıllık bir süreç olduğu için “Kavaklıdere Sineması” önemli bir bellek mekanı oluyor. 

15-16 Nisan’da düzenlediğimiz etkinlikteki katılımcılardan aldığımız geri dönütler de bunun bir göstergesi oluyor. Etkinlikler boyunca 80’lerinde olan insanlardan geçmiş anılarını dinlediğimiz gibi; 20’lerinin başında olup heyecanla “Kült Kavaklıdere”nin açılışını bekleyen insanlarla tanıştık. Yaşadığımız bu deneyimler “Kavaklıdere Sinemasının” önemi hakkında öngörülerimizi kanıtlar nitelikte oldu. Bunlardan ilki, “Kavaklıdere Sinemasının” Ankaralıların uzun süredir bildiği ve anılarının olduğu bir mekan olması. İkincisi ise Ankara’da, özellikle Tunalı civarında “Kavaklıdere Sineması” hacminde bir etkinlik alanına ihtiyaç olması. Umuyoruz ki “Kült Kavaklıdere” olarak tekrar işlevlendirilecek olan bu mekan hem insanların geçmişlerine dokunan dokusuyla varlığını sürdürsün hem de çeşitli alanlarda üretim ve temasın bir alanı olsun.

Birkaç kuşağın aklında iz bırakan ve hikayeleri anlatılan bu sinemanın; bir kente, bir caddeye, bir mahalleye nasıl bu kadar kalıcı bir iz bıraktığından bahseder misiniz?

Bir önceki soruda da değindiğimiz üzere Kavaklıdere Sineması 55 yıllık bir mekan. Bu süreç boyunca birçok Ankaralının ilk filmini izlediği, ilk randevusuna çıktığı, okul çıkışı arkadaşlarıyla buluştuğu ya da yalnız vakit geçirmek istediğinde kaçıp bir salonuna keyifle film izlediği bir mekan. Süreç boyunca tanıştığımız insanlardan dinlediğimiz hikayelerde bunu destekliyor. 

Ankara’da birçok sinemanın kapanması ve sinema dışında kullanıma açılması şehir için bir kayıp. Ekipten 3 kişinin de Ankaralı olduğu göz önüne alınırsa biz artık başka bir bellek mekanını daha kaybetmek istemiyoruz ve Ankaralılarında bizle aynı duyguları paylaştığına inanıyoruz.

Değişen çevre içerisinde yıllarca ana hatlarıyla varlığını koruyan Kavaklıdere Sineması’nın bu kadar kalıcı izler bırakmasının sebepleri de işte bunlardır; yılların biriktirdiği anılar ve bu mekana her gidildiğinde anıları tekrar hatırlatan yıllarca korunmuş dokusu. 

Kavaklıdere Ankara için simge semtlerden biri; şarabıyla, sinemasıyla, parkıyla, sokaklarıyla… Bize geri dönüşün nasıl olduğundan, nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?

Kült ekibinin Ankaralı bir üyesi olan Şamil Dereli Ankara’nın farklı semtlerinde işletmecilikte yapan bir üyemiz. Mevzu bahis olan mekanlarda da kültür-sanat üretimine alan açma çabasında işler yapan birisidir kendisi. Kültür-sanat üretimi için arayışları kendisini Kavaklıdere Sinemasına götürüyor. Süreç sonunda mülk sahibi ile bir anlaşmaya varılıyor ve Kült Ekibi “Kavaklıdere Sinemasının” işletmesini devralıyor. 

Kavaklıdere Sineması, kentsel belleğin bir parçası olması sebebiyle kimlik değeri taşıyor. İkinci kez açıldığı 1991 yılında ise artık festivallerin sineması olarak anılmaya başlıyor. Bu üçüncü açılışı olacak sinemanın, buranın geleceğine dair neler söylemek istersiniz? Kavaklıdere sinemasının nasıl anıldığını duyacağız?

Biz “Kült” ekibi olarak “Kült Kavaklıdere”nin “kolektif bir kültür-sanat merkezi” olmasını hedefliyoruz. Bunun içinde bu mekanı sadece bir sinema olarak değil; sinemanın yanında tiyatro, stand-up, konser, sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapan bir mekan; akademi, sivil toplum ve bireysel katılımlarla desteklen söyleşiler ve atölyelere zemin sağlayan bir merkez olmasını istiyoruz. 

İkinci kez kapandıktan sonra sinema salonu aynı şekilde kalmaya devam etmişti ancak geçtiğimiz yıl sinema bir işletmeye kiralandı ve tarihi dokusu ve iç yapısı da doğal olarak tadilata uğradı. Sinemanın bu anlamda da bir özgünlüğü vardı diyebiliriz. Acaba yeni hali nasıl olacak? Yepyeni bir sinema mı yoksa bu özgünlüğü devam ettirecek kendine özgü bir havaya mı sahip olacak?

Uzun süredir var olan sinemanın hafızalara kazınmış bir dokusu var. Biz yenilenme sürecinde bu dokuyu olabildiğince korumak istiyoruz. Aynı zamanda gerek uzun süredir kapalı kalmasının getirdiği zorunda olan bakımlar gerekse işlevinin genişletilmesi çabasından dolayı bazı değişikliklerde olacaktır. Kısacası özgünlüğünü koruyan yeni bir kültür-sanat merkezi olacak diyebiliriz. 

Sosyal medya paylaşımlarınıza göre sadece sinema salonu değil bir gösteri merkezi gibi işleyecek bir yer düşünüyorsunuz. Biraz içeriğe dair düşüncelerinizden bahseder misiniz?

Ankara aslında çok fazla sanatçı yetiştiren ve bu sanatçıları İstanbul’a gönderen bir şehir. Bizce bunun en büyük sebeplerinden birisi üretim için Ankara’da yeterli alan olmaması. Kült Kavaklıdere’de biz bu alanı sağlamak istiyoruz. Bu sebeple yenilenerek açılacak olan sinemanın bireylerarası ve disiplinlerarası kesişim-diyalog ortamı olmasını öngörüyoruz. 15-16 Nisan tarihlerinde yaptığımız etkinlikte bir nevi gelecekte olacakların bir fragmanı şeklindeydi. Bu etkinlik bize gösterdi ki; farklı kuşaklardan, farklı disiplinlerden gelen hem sanatçılar hem de sanatseverler bir mekanın çatısı altında bulunabiliyor. İşte bizde tam olarak bunu istiyoruz. Umuyoruz ki Kült Kavaklıdere’de tam olarak bu kesişimleri ve diyalogları sağlayabilelim.

Bisikletlileri Yaşatalım!

Yazar Hakkında

Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi mezunu. Aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Doktora çalışmaları devam ediyor.

Sürdürülebilir ve çevre dostu bir kentte yaşamanın koşullarından biri karbon salınımsız ve temiz ulaşımı sağlayabilmektir. 15 dakikalık kent modelini de tartıştığımız bugünlerde bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak ve bisiklet kullananlara ilişkin farkındalığı artırmak gerekiyor. Ülkemizde trafik kurallarından tutalım da motorlu taşıt sürücülerinin tutumlarına kadar birçok alanda bisiklet sürücüleri hayati tehlike yaşamakta. Bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için “Bisikletlileri Yaşatalım” sloganıyla İstanbul’dan yola çıkan Can Niyazi Bad, Ayrancı Uçarlı sokağında yer alan Bikes and Crafts kafede Ankaralı bisikletçilerle buluştu.

Bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için “Bisikletlileri Yaşatalım” sloganıyla İstanbul’dan yola çıkan Can Niyazi Bad, Bikes and Crafts kafede Ankaralı bisikletçilerle buluştu.

Can Niyazi Bad, İstanbul’da yaşıyor ve sivil topluma ilişkin gönüllü faaliyetlerde aktif çalışma yürütüyor. Arkadaşının trafikte hayatını kaybetmesinin ardından İstanbul’dan Diyarbakır’a, bisiklet kazalarının yaşandığı güzergahtan geçerek farkındalık turuna çıktı. 9 Ekim 2022 tarihinde başlayan bu tur sürecinde birliktelik mesajı vermek ve gittiği yerlerde faaliyet gösteren bisikletçilerle dayanışmak isteyen Can, yolda olduğu süre boyunca 6 arkadaşlarını kaybettiklerini ifade etti. Söyleşi esnasında, toplumda farkındalık yaratabilmek için okullarda öğrencilere ve öğretmenlere eğitim verilebileceği, sürücü kurslarıyla işbirliği yapılarak sürücü adaylarına bisikletlilerle birlikte trafikte varolmanın öğretilebileceği konuşuldu. Bir diğer çözüm önerisi ise mecliste var olarak bisikletçilerin sorunlarının ifade edilmesi ve bu sorunlara çözüm bulunması şeklindeydi. 

Can Niyazi Bad, bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için yollarda.

Söyleşinin bir diğer konu başlığı ise doğal afetler anında bisikletlilerin dayanışma şekliydi. Can, ülkemizde yaşanan neredeyse her afette bisikletiyle birlikte dayanışmaya koştuğunu, bisikletin küçük ve mazotsuz çalışan bir araç olarak yardımlaşma konusunda çok etkili olduğunu söyledi. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden sonra Hatay’a gönüllü olarak giden Can, kentte yaşanan büyük yıkım neticesinde yolların kapanması dolayısıyla arabayla ulaşımın pek mümkün olmadığını ve mazota ulaşım sıkıntısı yaşandığı için bisiklet aracılığıyla yardım ulaştırmanın çok daha kolay olduğunu ifade etti. Bisikletli bir ekiple birlikte erzak götürmekten yaralı taşımaya kadar birçok alanda yardım edilebileceğini söyleyen Can, bisiklet bu kadar işlevsel bir araçken farkındalığın merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Etkinliğe katılanlar.

Ayrancı Semt Meclisi aday adaylarını Ayrancılılarla buluşturdu

14 Mayıs 2023 tarihli seçimler ülkemiz için oldukça önemli. Demokrasi, katılımcılık, eşitlik, saydamlık gibi kavramların da önem kazanmaya başladığı günümüz yönetim anlayışında oy verdiğimiz milletvekillerini tanıyamıyoruz bile. Bu eksikliği fark eden Ayrancı Semt Meclisi, 28. Dönem milletvekili aday adaylarıyla bir söyleşi gerçekleştirdi. 6 Nisan 2023 tarihi saat 18.00’de Çankaya Bahar Evinde gerçekleştirilen söyleşiye Türkiye İşçi Partisi (TİP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) aday adayları katıldı. Gamzegül Kızılcık Aykanat moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide Ayrancı Semt Meclisi Sözcüsü Ahmet Uçar semt meclislerinde biraraya gelmeye, mahallelerimize sahip çıkmamız gerektiğine dair konuşmasının ardından sözü aday adaylarına bıraktı. Katılımcılar isim sırasıyla söz aldılar. 

14 Mayıs 2023 seçimlerinde Ayrancı’dan aday olanlarla biraraya geldik.

CHP aday adayı Bengisu Şulan genç bir makine mühendisi olarak özellikle gençlerin ve kadınların yaşadığı sorunlara vurgu yaptı, bu sorunlara çözüm olabilmek adına teknolojiden de faydalanarak Meclis’te vekilimiz olmak istediğini belirtti. 

TKP aday adayı Coşkun Gök ülkenin içinde bulunduğu tüm sorunlara bütüncül bir bakış açısıyla ve Partilerinin politikaları çerçevesinde çözüm olmak istediklerini söyledi. 

TİP aday adayı Erkan Yıldız, milletin meclisini yine millete teslim edeceklerini, yerel örgütlenmelerin çok belirleyici olduğunu belirtirken TKP aday adayı Güven Akdaş da mahalle örgütlenmelerinin önemine değindi. 

CHP aday adayı Ali Necati Koçak uzun süredir sürdürdüğü siyasi yaşamını milletvekilliği ile devam ettirmek istediğini, vekil olması halinde tecrübesinin çok yararlı olacağını aktardı. 

TİP aday adayı ve Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, geçtiğimiz dönemlerde yaşadıkları sorunlardan yola çıkarak yurttaşların yaşam biçimine karışılmadan bir hayat sürebilmesi için vekillik yapmak istediğini belirtti. 

Temsili demokrasi anlayışının benimsenmesiyle birlikte siyasi partiler milletvekili adaylarını belirlemeye biz de siyasi görüşlerimiz çerçevesinde çoğunlukla adayları tanımadan oy vermeye başladık. Böyle bir dönemde milletvekili aday adaylarını tanımak, bizi nasıl temsil edeceklerini öğrenmek ve aday olmaları durumunda bilinçli bir şekilde oy vermek çok önemli. Bu amaçla halkla aday adaylarının bir araya gelmesini sağlayan Ayrancı Semt Meclisi oldukça demokratik ve çok katılımlı bir söyleşi planlamış, diğer semtlerden de katılımcılarla eşitlikçi bir tutumla etkinliği gerçekleştirmiştir. Söyleşi iki bölümden oluşmuş ilk bölüm aday adaylarının kendisini tanıttığı bölüm, ikinci bölüm ise dinleyicilerin aday adaylarını daha yakından tanımak için soru sorduğu bölüm olmuştur. Toplantının sonunda ise adaylar açıklandıktan sonra adaylarla da benzer bir çalışmanın yapılacağı duyurulmuştur. Bu çalışmanın diğer semt meclislerine de ilham vermesini, semt sakinlerimizin yapılacak çalışmalara katılımını temenni ediyoruz.

Söyleşimizin ardından seçime girecek partilerin adayları netleşti. Söyleşimize katılan aday adaylarından Özgür Aybaş TİP, Coşkun Gök ve Güven Akdaş ise TKP adayı olarak belirlendiler. Vekillerimiz olma sözlerini unutmamalarını ve başarılı olmalarını diliyoruz. 


AYRANCI SEMT MECLİSİ

ayrancisemtmeclisi@gmail.com

Sosyal medya hesaplarımız

Facebook: @ayrancisemtmeclisi

Twitter: @ayrancimeclisi

Instagram: @ayrancimeclisi

Ayrancı’nın kadınlarına mor bir çağrı

Kadın Savunma Ağı olarak 5 sene önce kurulduk. Bulunduğumuz kentlerde kadınların birbirlerini güçlendirecekleri, örgütlenebilecekleri, haklarını öğrenmek ve aramak için mücadele edebilecekleri özerk alanlar oluşturmak amacıyla yola çıktık. Türkiye’nin dört bir yanında olan ağımız Ankara’da faaliyetlerini tüm hızı ile sürdürüyor. 

Kadın Savunma Ağı’nın dernek şubesi olarak “Mor Mekan’’ Ankara’da 2019 yılında kuruldu. Kızılırmak Caddesi No:5/2 adresinde kadınların nefes durağı olan mekanımız açık. Peki bizler kadın savunma ağında neler yapıyoruz:

-Kadınlar için “feminist öz savunma’’ eğitimleri yapıyoruz. Bu eğitimlerde fiziksel savunmanın ötesinde öz savunmanın aslında hayatımızdaki şiddetin kaynağını bulup buna karşı verilen her türlü mücadele olduğunu bilince çıkarıyoruz.

-Şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik yönlendirme yapıyoruz. Yerel yönetimler, avukat örgütlenmeleri ve çeşitli STK’lar ile iş birliği yaparak şiddete uğrayan kadınlarla dayanışma ilişkisi kuruyoruz. 

-Çeşitli panel ve şöyleşilerle feminist politikaya dair tartışmalar gerçekleştiriyoruz. Akademisyen, yazar, gazeteci, feminist pratiklerde yol alan pek çok ismi konuk ediyoruz.

-Şiir gecelerinde ünlü kadın şairlerin şiirlerini okuyor, tartışıyor ve hayatlarına dair sohbet ediyoruz.

– Masal Atölyelerinde Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından masalları okuyarak farkındalıklarımızı arttırıyor, deneyimlerimizi paylaşıyoruz.

– Feminist gece yürüyüşlerini, kadın cinayetlerine karşı protestoları, adliyede kadınların adalet arayışını destekliyor, aktif olarak eylemlerin düzenlenmesine dahil oluyoruz.

-İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa, kadın sağlığı, gibi konularda mahallelerde kadınlara bilgilendirme etkinlikleri düzenliyoruz.

-Depremden etkilenen kadınlarla dayanışma için Hatay Defne’de bulunan kadın çadırımıza malzeme tedarik ediyoruz. Gönüllüleri deprem bölgesine yönlendiriyoruz. 

-El emeği ürünler ürettiğimiz atölyeler gerçekleştiriyor zaman zaman bu ürünlerin olduğu kermesler düzenliyoruz.

Kadın savunma ağı adıyla müsemma bir ağ olarak örgütlenmektedir. Her yerden kadınlar bu ağın bir parçası olabilir. Özellikle mahallerde kadınların kurmuş olduğu birliktelikler ağın en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Ayrancı semti ise ağın pek çok üyesinin yaşadığı bir semt. Yaşanan şiddet durumlarında ise bu ağın parçası olan kadınlarla şiddet faillerinden hesap sormak kadın dayanışmasını örgütlemek için bir araya hızlıca gelebiliyoruz. 

Ayrancı’da öldürülen Pelin için de benzer şekilde harekete geçtik. Dayanışma ilişkisi kurduğumuz tüm kadınlarla ve kurumlarla birlikte hareket ederek mahallerde yaşanan şiddete karşı kadınların yalnız ve çaresiz olmadığını birlikte dile getirdik. Şimdi ise yaşanan bu politik saflaşmada İstanbul Sözleşmesini geri almanın, ülkeyi yeniden inşa etmenin ve gerici tüm ittifaklara karşı mücadele etmenin olanaklarını geliştirmeye devam ediyoruz. Bedenlerimizin, emeğimizin, yaşamlarımızın böylesine tahakküm altına alındığı ve pazarlık konusu haline getirdiği bir düzende yaşamaya tahammülümüz yok! 

Ne istediğimizi çok iyi biliyoruz

İstanbul Sözleşmesi

6284

Erkek şiddetine karşı cezasızlığın son bulması

Çocuklara yönelik her türlü istismar ve suçun son bulması

Başta gösteri ve örgütlenme hakkımız olmak üzere tüm demokratik-politik haklarımız; diktatörlüğün baskı politikaları yüzünden cezaevlerinde bulunan tüm tutsakların serbest bırakılması 

Güvenceli ve insanca-eşit koşullarda istihdam, kocadan ve babadan bağımsız sosyal güvence, bakım emeğinin tanınması ve bakım yükünün toplumsallaştırılması, sağlık ve eğitim haklarımız başta olmak üzere tüm temel toplumsal- haklarımızın güvence altına alınması

Doğa yağmasının son bulması, finansallaştırılmış ve her türlü doğal afet karşısında güvencesiz hale gelen ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren kent-konut modelleri yerine afetlere karşı güvenli, erkek şiddetine karşı korunaklı sosyal konut-kent modelleri

Depremden etkilenen milyonlarca insanın piyasa koşullarında sefalete terk edilmemesi; yeniden borçlandıkları bir hayatta kalma mücadelesine mahkûm edilmemesi; depremde yaşanan yıkımın ve toplumsal kıyımın tüm sorumlularının yargılanması ve depremden etkilenen herkesin kaybının karşılanması için yağmalanan servetlerin kamulaştırılması, sermayenin vergilendirilmesi; devletin deprem bölgesinde, gönüllülerin, kadınların sırtına yıktığı tüm toplumsal sorumluluklarını yeniden üstlenmesi. Deprem bölgelerinin halkın söz ve karar sahibi olduğu bir süreçle yeniden inşasına kadar bölgede kalanlara acil ve ücretsiz konteynır, hijyen ürünleri, erişilebilir sağlıklı su ve gıda, tuvalet, duş, yaşlı ve çocuk bakımevleri, yemekhaneler, çamaşırhaneler, sağlık ve eğitim hizmetleri sağlanması, erkek şiddetine karşı önleme, müdahale ve koruma mekanizmalarının acilen kurulması; enkaz çalışmalarının oluşturduğu tehlikelerin ortadan kaldırılması, finans sermayesinin depremden etkilenen kentlerin yeniden inşasından nemalanmasına acilen son verilmesi. 

Sermaye değil yaşam merkezli bir toplumu kurmanın ön koşulu kadınların haklarına ve hayatlarına sahip çıkmasından geçmektedir. Sizler de ağın bir parçası olun, birlikte bu ağı mahallelerimizde büyütelim!