Sürdürülebilir ve çevre dostu bir kentte yaşamanın koşullarından biri karbon salınımsız ve temiz ulaşımı sağlayabilmektir. 15 dakikalık kent modelini de tartıştığımız bugünlerde bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak ve bisiklet kullananlara ilişkin farkındalığı artırmak gerekiyor. Ülkemizde trafik kurallarından tutalım da motorlu taşıt sürücülerinin tutumlarına kadar birçok alanda bisiklet sürücüleri hayati tehlike yaşamakta. Bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için “Bisikletlileri Yaşatalım” sloganıyla İstanbul’dan yola çıkan Can Niyazi Bad, Ayrancı Uçarlı sokağında yer alan Bikes and Crafts kafede Ankaralı bisikletçilerle buluştu.
Bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için “Bisikletlileri Yaşatalım” sloganıyla İstanbul’dan yola çıkan Can Niyazi Bad, Bikes and Crafts kafede Ankaralı bisikletçilerle buluştu.
Can Niyazi Bad, İstanbul’da yaşıyor ve sivil topluma ilişkin gönüllü faaliyetlerde aktif çalışma yürütüyor. Arkadaşının trafikte hayatını kaybetmesinin ardından İstanbul’dan Diyarbakır’a, bisiklet kazalarının yaşandığı güzergahtan geçerek farkındalık turuna çıktı. 9 Ekim 2022 tarihinde başlayan bu tur sürecinde birliktelik mesajı vermek ve gittiği yerlerde faaliyet gösteren bisikletçilerle dayanışmak isteyen Can, yolda olduğu süre boyunca 6 arkadaşlarını kaybettiklerini ifade etti. Söyleşi esnasında, toplumda farkındalık yaratabilmek için okullarda öğrencilere ve öğretmenlere eğitim verilebileceği, sürücü kurslarıyla işbirliği yapılarak sürücü adaylarına bisikletlilerle birlikte trafikte varolmanın öğretilebileceği konuşuldu. Bir diğer çözüm önerisi ise mecliste var olarak bisikletçilerin sorunlarının ifade edilmesi ve bu sorunlara çözüm bulunması şeklindeydi.
Can Niyazi Bad, bisikletli ölümlerine dikkat çekmek için yollarda.
Söyleşinin bir diğer konu başlığı ise doğal afetler anında bisikletlilerin dayanışma şekliydi. Can, ülkemizde yaşanan neredeyse her afette bisikletiyle birlikte dayanışmaya koştuğunu, bisikletin küçük ve mazotsuz çalışan bir araç olarak yardımlaşma konusunda çok etkili olduğunu söyledi. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden sonra Hatay’a gönüllü olarak giden Can, kentte yaşanan büyük yıkım neticesinde yolların kapanması dolayısıyla arabayla ulaşımın pek mümkün olmadığını ve mazota ulaşım sıkıntısı yaşandığı için bisiklet aracılığıyla yardım ulaştırmanın çok daha kolay olduğunu ifade etti. Bisikletli bir ekiple birlikte erzak götürmekten yaralı taşımaya kadar birçok alanda yardım edilebileceğini söyleyen Can, bisiklet bu kadar işlevsel bir araçken farkındalığın merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
14 Mayıs 2023 tarihli seçimler ülkemiz için oldukça önemli. Demokrasi, katılımcılık, eşitlik, saydamlık gibi kavramların da önem kazanmaya başladığı günümüz yönetim anlayışında oy verdiğimiz milletvekillerini tanıyamıyoruz bile. Bu eksikliği fark eden Ayrancı Semt Meclisi, 28. Dönem milletvekili aday adaylarıyla bir söyleşi gerçekleştirdi. 6 Nisan 2023 tarihi saat 18.00’de Çankaya Bahar Evinde gerçekleştirilen söyleşiye Türkiye İşçi Partisi (TİP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) aday adayları katıldı. Gamzegül Kızılcık Aykanat moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide Ayrancı Semt Meclisi Sözcüsü Ahmet Uçar semt meclislerinde biraraya gelmeye, mahallelerimize sahip çıkmamız gerektiğine dair konuşmasının ardından sözü aday adaylarına bıraktı. Katılımcılar isim sırasıyla söz aldılar.
14 Mayıs 2023 seçimlerinde Ayrancı’dan aday olanlarla biraraya geldik.
CHP aday adayı Bengisu Şulan genç bir makine mühendisi olarak özellikle gençlerin ve kadınların yaşadığı sorunlara vurgu yaptı, bu sorunlara çözüm olabilmek adına teknolojiden de faydalanarak Meclis’te vekilimiz olmak istediğini belirtti.
TKP aday adayı Coşkun Gök ülkenin içinde bulunduğu tüm sorunlara bütüncül bir bakış açısıyla ve Partilerinin politikaları çerçevesinde çözüm olmak istediklerini söyledi.
TİP aday adayı Erkan Yıldız, milletin meclisini yine millete teslim edeceklerini, yerel örgütlenmelerin çok belirleyici olduğunu belirtirken TKP aday adayı Güven Akdaş da mahalle örgütlenmelerinin önemine değindi.
CHP aday adayı Ali Necati Koçak uzun süredir sürdürdüğü siyasi yaşamını milletvekilliği ile devam ettirmek istediğini, vekil olması halinde tecrübesinin çok yararlı olacağını aktardı.
TİP aday adayı ve Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, geçtiğimiz dönemlerde yaşadıkları sorunlardan yola çıkarak yurttaşların yaşam biçimine karışılmadan bir hayat sürebilmesi için vekillik yapmak istediğini belirtti.
Temsili demokrasi anlayışının benimsenmesiyle birlikte siyasi partiler milletvekili adaylarını belirlemeye biz de siyasi görüşlerimiz çerçevesinde çoğunlukla adayları tanımadan oy vermeye başladık. Böyle bir dönemde milletvekili aday adaylarını tanımak, bizi nasıl temsil edeceklerini öğrenmek ve aday olmaları durumunda bilinçli bir şekilde oy vermek çok önemli. Bu amaçla halkla aday adaylarının bir araya gelmesini sağlayan Ayrancı Semt Meclisi oldukça demokratik ve çok katılımlı bir söyleşi planlamış, diğer semtlerden de katılımcılarla eşitlikçi bir tutumla etkinliği gerçekleştirmiştir. Söyleşi iki bölümden oluşmuş ilk bölüm aday adaylarının kendisini tanıttığı bölüm, ikinci bölüm ise dinleyicilerin aday adaylarını daha yakından tanımak için soru sorduğu bölüm olmuştur. Toplantının sonunda ise adaylar açıklandıktan sonra adaylarla da benzer bir çalışmanın yapılacağı duyurulmuştur. Bu çalışmanın diğer semt meclislerine de ilham vermesini, semt sakinlerimizin yapılacak çalışmalara katılımını temenni ediyoruz.
Söyleşimizin ardından seçime girecek partilerin adayları netleşti. Söyleşimize katılan aday adaylarından Özgür Aybaş TİP, Coşkun Gök ve Güven Akdaş ise TKP adayı olarak belirlendiler. Vekillerimiz olma sözlerini unutmamalarını ve başarılı olmalarını diliyoruz.
Kadın Savunma Ağı olarak 5 sene önce kurulduk. Bulunduğumuz kentlerde kadınların birbirlerini güçlendirecekleri, örgütlenebilecekleri, haklarını öğrenmek ve aramak için mücadele edebilecekleri özerk alanlar oluşturmak amacıyla yola çıktık. Türkiye’nin dört bir yanında olan ağımız Ankara’da faaliyetlerini tüm hızı ile sürdürüyor.
Kadın Savunma Ağı’nın dernek şubesi olarak “Mor Mekan’’ Ankara’da 2019 yılında kuruldu. Kızılırmak Caddesi No:5/2 adresinde kadınların nefes durağı olan mekanımız açık. Peki bizler kadın savunma ağında neler yapıyoruz:
-Kadınlar için “feminist öz savunma’’ eğitimleri yapıyoruz. Bu eğitimlerde fiziksel savunmanın ötesinde öz savunmanın aslında hayatımızdaki şiddetin kaynağını bulup buna karşı verilen her türlü mücadele olduğunu bilince çıkarıyoruz.
-Şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik yönlendirme yapıyoruz. Yerel yönetimler, avukat örgütlenmeleri ve çeşitli STK’lar ile iş birliği yaparak şiddete uğrayan kadınlarla dayanışma ilişkisi kuruyoruz.
-Çeşitli panel ve şöyleşilerle feminist politikaya dair tartışmalar gerçekleştiriyoruz. Akademisyen, yazar, gazeteci, feminist pratiklerde yol alan pek çok ismi konuk ediyoruz.
-Şiir gecelerinde ünlü kadın şairlerin şiirlerini okuyor, tartışıyor ve hayatlarına dair sohbet ediyoruz.
– Feminist gece yürüyüşlerini, kadın cinayetlerine karşı protestoları, adliyede kadınların adalet arayışını destekliyor, aktif olarak eylemlerin düzenlenmesine dahil oluyoruz.
-İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa, kadın sağlığı, gibi konularda mahallelerde kadınlara bilgilendirme etkinlikleri düzenliyoruz.
-Depremden etkilenen kadınlarla dayanışma için Hatay Defne’de bulunan kadın çadırımıza malzeme tedarik ediyoruz. Gönüllüleri deprem bölgesine yönlendiriyoruz.
-El emeği ürünler ürettiğimiz atölyeler gerçekleştiriyor zaman zaman bu ürünlerin olduğu kermesler düzenliyoruz.
Kadın savunma ağı adıyla müsemma bir ağ olarak örgütlenmektedir. Her yerden kadınlar bu ağın bir parçası olabilir. Özellikle mahallerde kadınların kurmuş olduğu birliktelikler ağın en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Ayrancı semti ise ağın pek çok üyesinin yaşadığı bir semt. Yaşanan şiddet durumlarında ise bu ağın parçası olan kadınlarla şiddet faillerinden hesap sormak kadın dayanışmasını örgütlemek için bir araya hızlıca gelebiliyoruz.
Ayrancı’da öldürülen Pelin için de benzer şekilde harekete geçtik. Dayanışma ilişkisi kurduğumuz tüm kadınlarla ve kurumlarla birlikte hareket ederek mahallerde yaşanan şiddete karşı kadınların yalnız ve çaresiz olmadığını birlikte dile getirdik. Şimdi ise yaşanan bu politik saflaşmada İstanbul Sözleşmesini geri almanın, ülkeyi yeniden inşa etmenin ve gerici tüm ittifaklara karşı mücadele etmenin olanaklarını geliştirmeye devam ediyoruz. Bedenlerimizin, emeğimizin, yaşamlarımızın böylesine tahakküm altına alındığı ve pazarlık konusu haline getirdiği bir düzende yaşamaya tahammülümüz yok!
Ne istediğimizi çok iyi biliyoruz
İstanbul Sözleşmesi
6284
Erkek şiddetine karşı cezasızlığın son bulması
Çocuklara yönelik her türlü istismar ve suçun son bulması
Başta gösteri ve örgütlenme hakkımız olmak üzere tüm demokratik-politik haklarımız; diktatörlüğün baskı politikaları yüzünden cezaevlerinde bulunan tüm tutsakların serbest bırakılması
Güvenceli ve insanca-eşit koşullarda istihdam, kocadan ve babadan bağımsız sosyal güvence, bakım emeğinin tanınması ve bakım yükünün toplumsallaştırılması, sağlık ve eğitim haklarımız başta olmak üzere tüm temel toplumsal- haklarımızın güvence altına alınması
Doğa yağmasının son bulması, finansallaştırılmış ve her türlü doğal afet karşısında güvencesiz hale gelen ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren kent-konut modelleri yerine afetlere karşı güvenli, erkek şiddetine karşı korunaklı sosyal konut-kent modelleri
Depremden etkilenen milyonlarca insanın piyasa koşullarında sefalete terk edilmemesi; yeniden borçlandıkları bir hayatta kalma mücadelesine mahkûm edilmemesi; depremde yaşanan yıkımın ve toplumsal kıyımın tüm sorumlularının yargılanması ve depremden etkilenen herkesin kaybının karşılanması için yağmalanan servetlerin kamulaştırılması, sermayenin vergilendirilmesi; devletin deprem bölgesinde, gönüllülerin, kadınların sırtına yıktığı tüm toplumsal sorumluluklarını yeniden üstlenmesi. Deprem bölgelerinin halkın söz ve karar sahibi olduğu bir süreçle yeniden inşasına kadar bölgede kalanlara acil ve ücretsiz konteynır, hijyen ürünleri, erişilebilir sağlıklı su ve gıda, tuvalet, duş, yaşlı ve çocuk bakımevleri, yemekhaneler, çamaşırhaneler, sağlık ve eğitim hizmetleri sağlanması, erkek şiddetine karşı önleme, müdahale ve koruma mekanizmalarının acilen kurulması; enkaz çalışmalarının oluşturduğu tehlikelerin ortadan kaldırılması, finans sermayesinin depremden etkilenen kentlerin yeniden inşasından nemalanmasına acilen son verilmesi.
Sermaye değil yaşam merkezli bir toplumu kurmanın ön koşulu kadınların haklarına ve hayatlarına sahip çıkmasından geçmektedir. Sizler de ağın bir parçası olun, birlikte bu ağı mahallelerimizde büyütelim!
İklim krizine dair bilimsel kanıtları bir araya getirmek uzun ve zor bir süreç olagelmiştir. Bir asırdan fazla bir süredir binlerce zihni meşgul etmiş, üzerine yürütülen tartışmalar ilkokul sıralarından meclislere ve hükümetlerarası panellere uzanan çok çeşitli alanları işgal etmiştir.
İlk çalışma olarak, Joseph Fourier’nin (1824) şimdi “sera etkisi” diye adlandırılan olguyu keşfetmesi işaret edilir. Yalnızca güneşten uzaklığa dayanan tahminlere göre dünyanın gerekenden çok daha sıcak olduğunu hesaplar. Buna sebep olan şeyin, dünyanın atmosferinin ısıyı uzaya yaymayı yavaşlatması olduğunu önerir. Güneşten gelen ışığın, karaları ve okyanusları ısıtmak için atmosferden geçtiğini, atmosferin ise bu ısının kaçmasını engellediğini belirtir. Ancak “sera etkisi” adlandırması kendisi tarafından o tarihlerde yapılmaz.
Eunice Foote
Ancak günümüzde yeni yayınlanan araştırmalar, “sera gazı” deneylerini ilk yürüten araştırmacının Eunice Foote isimli bir kadın araştırmacı olduğunu göstermektedir. Tüm kaynaklarda keşfin atfedildiği John Tyndall’dan 5 yıl önce, güneş ışınlarının farklı gazlar üzerindeki ısınma etkisini, çok basit ancak çok etkili bir deneysel düzenekle test etmiş ve bulguları sonucunda, “(…) diyelim ki tarihinin bir döneminde hava daha büyük oranda “karbondioksit” ile karışırsa, zorunlu olarak sıcaklık artışıyla sonuçlanmalıdır” diyerek, Sanayi Devrimi sonra yaşayacağımız ve bugün içinde bulunduğumuz tüm gerçekliği öngörmüştür. Fakat çalışmasının sonuçları American Association for the Advancement of Science isimli bilimsel kongrede kendisi tarafından sunulmamış, onun yerine Joseph Henry tarafından kısa bir bildiri olarak okunmuştur. Daha sonra kısa bir bildiri yayınlasa da görmezden gelinmiş ve ilk çalışmalar kendisinden tam 5 yıl sonra aynı sonuçları bulgulayan John Tyndall’a atfedilmiştir.
Steve Arrhenius,1896’da buzul çağlarına CO2’deki bir düşüşün neden olduğu hipotezini test etme arayışında, atmosferdeki değişen karbondioksit seviyelerinin etkisinin ayrıntılı bir hesaplamasını yapan ilk kişiydi. Bu çalışma, hem atmosferdeki ne oranda CO2 artışının ne kadar sıcaklık artışıyla sonuçlanacağını belirlemenin temelini oluşturur hem de dünyanın geçmiş döngülerindeki iklimsel değişkenlikleri anlamamıza olanak sağlar.
“Sera gazları” araştırmalarının temelini oluşturan tüm bu çalışmalar, yayınlandıkları sırada bu terimi kullanmamışlardır. “Sera gazı” ve “sera etkisi” farklı yayınlarda adı geçmiş olsa da ilk kez 1907 yılında John Henry Poynting tarafından detaylı tanımı yapılarak kullanılmıştır.
Bu ilk çalışmaların ardından geçen 100 yılda, iklim krizi gündemi çokça değişmiştir. Ortalama 5 yıl öncesine kadar “iklim değişikliği” diye bahsettiğimiz olgu, hükümetlerin “iklim acil durumu” ilan etmeye başlamasıyla “kriz”e dönüşmüştür. Yalnızca bilimsel bir çalışma alanı olmaktan çıkmış; gıda gündeminin, sivil toplum örgütlerinin, sanatın, yerel hükümetlerin, felsefenin, uluslararası anlaşmaların konusu olmuştur. Beraberinde iklim şüphecileri ya da iklim inkarcıları üretmiş, daha sonra onları tüketmiştir. Son yıllarda sıklığı artan ve etki alanı genişleyen iklim eylemleri başlamıştır. 2023 yılında gündelik hayatımızın neredeyse her alanına işlemiş bu kriz, ilk keşfinden bugüne geldiğimiz noktada artık çok daha farklı konulara odaklanmaktadır.
İklim Göçü (Kaynak: The Guardian)
Bu konuların başlıca örneklerinden biri iklim göçleridir. Belli bölgelerde, iklim krizi kaynaklı kuraklık artışları, su kaynakları azalışı ve buna bağlı olarak gıda üretimi verimsizleşmesi; fırtına, taşkın gibi aşırı hava olaylarının artışı ve deniz seviyesinde yükselmeler nedeniyle yaşamanın, barınmanın elverişsiz hale gelmesi insan topluluklarının göç etmesini tetikleyen unsurlardan başlıcası haline gelmektedir. Aynı zamanda, iklim krizinin yaşayabilirlik üzerine bu negatif etkileri asimetriktir. Toplumun her bireyi eşit olarak zarar görmez; yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve yoksullar ilk etkilenen dezavantajlı gruplar olarak düşünülebilir. Daha geniş perspektifte ise yoksul ve beyaz-olmayan toplumların iklim krizinin etkilerinden doğrudan zarar görme ve göçe mecbur kalma oranı çok daha yüksektir. Oxfam tarafından yayınlanan bir rapor, iklim kaynaklı afetlerin son 10 yılda ülke içi göçlerin bir numaralı itici gücü olduğunu, yılda 20 milyondan fazla insanın (her iki saniyede bir kişi) evlerini terk etmek zorunda kaldığını ileri sürmektedir.
Avusturalya Orman Yangınları (2019). Kaynak: New Scientist.
Hem dünyada hem Türkiye’de sıklığı ve şiddeti artan orman yangınları, iklim krizinin güncel konularına bir diğer örnektir. Orman yangınlarının evrimsel tarihin bir parçası olduğu ekosistemlerde, yangının o ekosistemde yaşayan türler üzerine negatif bir etkisi olmaktan ziyade, üremelerini tetiklediği, popülasyon yenilenmesini sağladığı uzun zamandır araştırmacılar tarafından bilinmektedir. Ancak iklim krizinin sıcaklıkları ve kuraklığı artıran etkisiyle, doğal yangın sıklığından daha sık gerçekleşen yangınlar hem ekosistemin kendini toparlamasına fırsat vermez. Aynı etkilerle şiddeti ve süresi artan yangınlar ekosistemlerin devamlılığı ile birlikte insan yaşam alanlarını da tehdit eder hale gelmektedir. Aynı zamanda Avusturalya yangınları (2019) sonrası kanser, solunum ve kalp hastalıkları oranlarında artış olduğu belirtilmektedir.
İklim krizinde geldiğimiz noktada, değişen iklimle birlikte var olmanın ve krize uyum sağlamanın bir yöntemi olarak önerilen dirençli toplumdur. İklime dirençli kentler, iklime dirençli tarım uygulamaları, iklime dirençli kalkınma, iklime dirençli okullar/kampüsler dirençli toplum çalışmalarının birkaç örneği sayılabilir. Tarım bağlamında su gereksinimi az ürün örüntüsüne geçiş, kalkınma bağlamında iklim krizi nedeniyle işini kaybeden bireylere istihdam sağlanması, okullar bağlamında karbon salımını azaltmaya yönelik uygulamalar örnek verilebilir.
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
Haritaları konu aldığımız bu sayımızda YouTube programınız “Kent Rasathanesi”ni konuşmak istiyoruz sizinle. Çünkü bizim için bir anlamda harita işlevi görüyor. Nedir Kent rasathanesi?
Harita konuşacaksak, Ayrancım Gazetesi’nden iyi bir harita yoktur herhalde. Harita dediğimiz şey aslında bir bellek ve yön belirten, yolumuzu bulmamız sağlayan bir işlevi var. Murat Karayalçın dönemi harita da öyle birtakım yürüyüş haritaları da. Çok iyi bildiğimiz gibi harita sadece ileriye götüren değil, geriyi de tutan bir şey. Bu anlamda hem ileriye bakmaya hem geriye bakmaya, yaşanan yerin bir gözlemine yarıyor.
O noktada rasathane deyince hep deprem ve uzaybilim akla geliyor ama kelime kökeni itibariyle “gözlemevi” demek. Kent Rasathanesi’nin mantığı da kente dair politikaları, kente dair gelişmeleri gözlemleme için bir vesile. İki işlevi var; birincisi yereli takip etmek, en yakında olanı görmek. İkincisi de en uzaktakini görmek, dünyayı takip etmek.
Biz bazen şizofrenik bir şekilde yaklaşıyoruz kentimize, ülkemize. Ya abartılı bir şekilde seviyoruz, dünyada böyle bir güzellik yok diye gerçek üstü bir aşkla bağlanıyoruz. Ya da onu hiç hak etmediği kadar yerin dibine batırıyoruz. Oysa dünyanın birçok yerinde olduğu gibi benzer sorunlarla mücadele ediyoruz. Ve iyi fikirler de çıkıyor ama ne onların hakkını verebiliyoruz, ne de başkasının hakkını verebiliyoruz. Rasathane fikri de, aslında kente dair Türkiye’de ve Dünya’da ne olup bittiğini takip etmenin benim için bir paylaşım vesilesiydi. Kendi kendime bir ders gibi; okulda olsam bu dersi verirdim, okul yoksa yine de veririm. Kendimi disipline etmek için bir kurduğum bir alan oldu.
Ulaş Bayraktar’ın hazırlayıp sunduğu Kent Rasathanesi
Fikir nasıl çıktı, çerçeveyi nasıl oluşturdunuz, her hafta içerik nasıl hazırlanıyor biraz mutfaktan bahseder misiniz?
Biz üniversitedeyken DPT’nin bir laboratuvar çağrısı vardı. Biz bu çağrı için önermiştik. O zaman yurttaş karneleri yapan bir dernek, bir proje vardı. Biz onlara demiştik ki, bunları iki yılda bir yapmak yerine bunu hep izleyecek bir mekanizma olsun. Kalkınma ajanslarının yaptığını daha mikro çerçevede yapalım, verileri toplayan, derleyen, yeni veri üreten bir yapı gibi kuralım. Ona kent gözlemevi denmişti ama o hiç işlemedi. Sonrasında Helsinki Yurttaşlar Derneği için dünyada iyi belediyecilik örnekleri raporu istediler, onu yaptım ve niye bunu devamlı yapmayalım ki dedim? Onlara da önermiştim, dijital ve aktif bir şey olsun bu, gelişmeleri takip etmek lazım diye.
Çünkü aslında bizim ilham alacağımız çok şey var. Hem Türkiye’nin geçmişinden ilham alacağımız şeyler var, hem Türkiye’nin farklı yörelerinden alacağımız çok ilham var, hem de dünyadan alacağımız çok ilham var. O zaman bunun projesini geliştiremedik. Sonra ben bunu yapmak için çok şeye ihtiyaç yok ki dedim ve koyduk ipad’i başladık. İlk programları görmüşsünüzdür 40-45 dakikalık programlar yaptık. Sadece haberleri sunmuyoruz, üzerine yorum, espri falan da yapıyoruz. Öyle çıktı.
Zaten gazeteleri falan takip ediyordum. Twitter’ın liste özelliği çok işime yaradı. Kentlere, yerel yönetimlere dair belli kullanıcıları, gazetecileri, araştırmacıları, platformları grupladım. Çok kolay bir şekilde dünya gündemini izlemeyi mümkün kıldı bu.
Aslında benim hayalim, Kent Rasathanesi belli bir bölüme geldikten sonra kendi haritasını yapmaktı. Bir tematik harita; bisiklet politikaları mesela, ona tıklayınca rasathanede çıkmış haberleri birarada görmek. İkincisi de coğrafi olarak görmek, Viyana’yı tıklıyorsunuz orada ne oluyor onları birarada görüyorsunuz. Endesklemeyi istiyordum, onu yapamadık henüz.
İçeriği ben hazırlıyorum. Çekimleri ve kurgusunu sağolsun yapıyorlar.
Programın geleceği için neler öngörüyorsunuz?
Adana, Viyana, Paris gibi tek kentin farklı politikalarını, özelliklerini konuştuğumuz bölümler yaptık. Onu geliştirmeyi çok istiyorum. Hem Türkiye’den hem de dünyadan iyi belediyecilik örneklerini paylaşmak istiyorum. Bu hem zaman hem de kaynak demek.
Harita gereksinimi ve harita sunumu konusu gelecekte ne olacak?
Enformasyon çağı dediğimiz şey her türlü bilgiye çok kolay ulaşmamızı sağladığı için aslında hiçbir şeye ulaşamaz hale geldik. Gerçekten de veri, bilgi büyük bir samanlık. Onun içinde aradığımız her şey var. Fakat onu bulmamız zorlaştığı için haritaya çok ihtiyacımız var şimdi. Şu andaki derdimiz zengin coğrafya içinde yolumuzu bulabilmek. Yemek yiyecek yerlerin haritasına da ihtiyacımız var, gölge haritasına da, bellek haritalarına da. Her anlamda harita, yönümüzü bulmak ve geldiğimiz yeri hatırlamak için çok elzem, gitgide de artan bir önem arzediyor bence.
Bu harita ihtiyacımızı karşılamak için gene yerel yönetimlere mi bakacağız?
Ben üniversiteye başladığımdan beri yerel yönetimlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Siyasi, toplumsal çok önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Barselona’nın dönüşümü orada bir hareketle oldu. Biz bu işi biraz tepeden çözmeye çalışıyoruz. Dünyanın en tatlı insanını, en iyi kampanyasını, en güzel sloganını da bulsanız ne yazık ki, şu anda yaşadığımız gibi bu kadar oluyor. Anında da dönebiliyor. Oysa onu yerel yönetimler üzerinden yavaş yavaş, toplumla temas ede ede, ilmek ilmek örerek yaşanılan dönüşümün oradan geçtiğini düşünüyorum. Işık yerelden yükselir diyordum ben, oradaki doğru belediyecilik deneyimlerinin birikerek makro demokratik geçişi ancak bu sağlayabilecektir.
Sevgili Seren Erciyas, siz Lavarla’nın kurucularından ve Pusula’yı yapan ekiptensiniz. Ankara Keşif Haritası Pusula’nın başlangıç noktası nedir? Bu projenin hikayesi nasıl başladı?
Lavarla ekibi ilk kez 2016’da bir masa başında bir araya geldiğinde Ankara’ya iyi bir kent haritası kazandırma fikri ilk konuştuğumuz konulardan biriydi. Ankara’nın sağlam bir kent haritası olmalıydı, fakat sıkıcı turist haritalarından farklı ne yapabilirdik? Ekipten Serkan’ın Avrupa’da gezdiği ülkelerden topladığı Use-it haritaları ilk çıkış noktamızı oluşturdu. “Act like a local” sloganıyla hazırlanan bu haritalar, Avrupa şehirlerini bir turist gibi gezmek yerine o şehrin insanının gözünden görmek ve deneyimlemek, gündelik rutinlerine dahil olmak ve onlarla aynı mekanlara gitmek isteyenleri hedefliyordu.
Bu haritaların turistik deneyimleri ters yüz etmesi fikrini hepimiz çok sevdik ve bize farklı bir bakış açısı kazandırdı. Ankara’ya gelen bir turistten önce “Ankara’da yaşayanlar bu şehri ne kadar deneyimliyor?” sorusundan yola çıktık. Ankara’da uzun yıllar yaşayıp da Ulus’a hiç gitmemiş veya sadece kısa işlerini halletmek için “uğramış” insanların olması, bu bölgenin zihinlerde “tehlikeli” olarak işaretlenmesi; belli dönemlerde popüler olan mekan ve bölgelerin talep görmesi, belli başlı deneyimlerin dışına çıkılmaması; Ankara-İstanbul karşılaştırmalarının yapılması ve kendi şehrini tanımayan Ankaralıların hep bir sıfır geride başlamaları gibi meseleleri Ankara’yı Ankaralının kendisine, farklı yollar ve deneyimler göstererek anlatmak iyi bir fikir gibi geldi.
Bir de tabi “Ankaralılık” meselesi var. İklimiyle, ulaşımıyla, hafızasıyla, kozmopolit yapısıyla, başkent oluşunun ağırlığıyla, düzeniyle, duruma göre “öğrenci” duruma göre “memur” kenti oluşuyla kendini dayatan bu şehirde belli rutinleri tutturan, birbiriyle paylaşan, kendine rotalar oluşturan, şehre sahip çıkan insanların tüm bu ortaklıkları Ankaralılık adı altında buluşabilir mi? Bu da bizim sadece haritayla da değil, yayıncılıkta veya sosyal medyada da tekrar tekrar cevaplamaktan çok mutlu olduğumuz bir soru.
Ankara Keşif Haritası (Foto: Sema Çavdar)
Neden harita çalışması?
Ankara’ya yakışır bir kent haritası yapma isteğinden yola çıktığımız ama harita fikrinden kopmadan kendi bakış açımızdan kentlileri bir deneyim ve keşif sürecine davet ettiğimiz kompakt bir çalışmaya niyetlendik. Haritadan yola çıktık, uzaklaştık ve tekrar haritada buluştuk bu süreçte. Yani ilk fikir Ankara haritası yapalım değil de Ankaralılara Ankara’yı nasıl anlatabiliriz olsaydı, kapısı yine haritaya çıkardı diye düşünüyorum. Zira “yol göstermek, adres tarif etmek” için en kullanışlı araç harita. Haritayı aynı zamanda hikaye anlatmak için kullanabildiğimizi görmek de onu kullanışlı bir araç haline getirdi. Bizim de yaptığımız bu: Ankaralılara bir seferde şehre dair farklı ya da yeni yolları ve deneyimleri göstermek, şehrin hikayelerini anlatmak.
Herkes dijitale geçiş yaparken neden basılı harita?
Cevabı çok basit aslında, kullanıcılar elleriyle hissetsinler ve emek versinler istedik. Küçücük bir ekrana sığmasınlar, aynı anda tüm önerileri ve rotaları görebilsinler. İşin eğlenceli bir yanı da var, bir haritadan yol bulmaya çalışmak mesela, şehirdeki gezintiyi daha bulmacalı ve eğlenceli kılıyor. Yani bir deneyim haritası yaparken, harita ile gezmeyi de kendi başına bir deneyim haline getirdik.
Bir diğer niyetimiz de Ankaralılara geriye dönüp bakabildikleri, belki bir kaynak olarak ya da çıkış noktası olarak başvurabildikleri arşivlik bir çalışma bırakmak. Pusula’nın ilki 2017 yılında, ikincisi geçen sene çıktı; üçüncüsü de olacak zamanı geldiğinde. Aradaki beş senede ilk haritadan ikinciye geçemeden kapanan yerler oldu. Veya biz ilk haritada anlattığımız mekanları bu sefer daha farklı bir bakış açısı veya deneyimden anlattık; çalışma sürecinde yeni iş birlikleri yaptık. Bu da ilki ile ikincisi arasında, 2017 ile 2022’nin Ankara’sı arasında –mekanlar, hikayeler, kent aktörleri, yaşam biçimi, kültür sanat hayatı gibi– birçok yönden karşılaştırma yapmaya da fırsat tanıyor. Pusula’daki her durakta kullanıcıya yeni meraklar ve hikayeler sunduk. Bir kitaba, geçmişten bir hikayeye, ilginç bir bilgiye, kente farklı alanlarda değer katmış insanlara değinip, bir merak oluşturmaya çalıştık. Metinlerin yanında haritaların birer sanat çalışma olması için de Ankaralı tasarımcılara başvurduk. İlkinde modern minyatür sanatçısı Öykü Terzioğlu, ikincisinde çizer Rüya İğit ile çalıştık. Tüm bunlar haritayı; saklamaya değer, dönüp dönüp başvurulacak bir kaynak ve aynı zamanda haritanın da hedeflediği gibi haritayı arayıp bulmak için Ankaralıları evinden çıkarıp belli noktalara yönlendirecek bir harekete geçirici unsur haline getiriyor bizce.
Haritaların kent kültürü ile bağlantısı nedir? Değerlendirir misiniz?
Pusula özelinde konuşmam gerekirse, kent ve kentli arasında bir bağ yaratmak ya da mevcut bağı güçlendirmek gibi bir misyonu var. Önünden geçip gittiğiniz, sizin için dekordan öteye geçemeyen yapılar, mekanlar, eserler ve hatta insanlar hakkındaki hikayeleri öğrendiğinizde şehre bakışınız da farklılaşıyor. Haritayla gezerken kendi yeni deneyimlerinizi ekleyip aslında kendi hikayenizi oluşturuyorsunuz. Bu hikayeler birikiyor, başkalarınınkiyle birleşiyor ve günün sonunda daha önce de bahsettiğimiz o Ankaralılık hali pekişmiş oluyor. Mesela Kale’ye çıkan yokuşun sonundaki baharatçının Barış Manço’nun şifalı bir klibine mekan olduğunu veya Ayrancı’da gittiğiniz bir restoranın aslında çok eski bir Ankara bağ evi olduğunu öğrendiğinizde tüm bakış açınız değişiyor. Elinizin altında Internet gibi bir nimet de var, bu hikayelerin peşine düşebiliyorsunuz. Çevrenize anlatıyorsunuz ve bu da kentte ortaklaştıklarınızı, dolayısıyla da kent hafızasını, kent kültürünü pekiştiriyor.
Ankara’nın yeni bir hikayeye ihtiyacı yok, Ankara’nın kendi hikayelerini hatırlamaya ve bunların yeniden anlatılmasına ihtiyacı var. Yaşadığınız kentin hikayelerini bildiğinizde ve kendi bireysel hikayelerinizi yarattığınızda o kenti sevmeye başlarsınız. Biz de Pusula ile, Ankaralıların peşine düşüp kendi hikayelerini yaratacağı eski Ankara hikayelerini anlatıyoruz.
1989 Ankara Atatürk Lisesi mezunudur. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden 1994 lisans derecesi almıştır. ODTÜ Kentsel Politika Planlama Yerel Yönetimler Bölümü ve AÜ Kent ve Çevre Bilimleri'nde yüksek lisans çalışmaları yapmıştır. Pandemi döneminde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde "Medya ve İletişim Yüksek Lisansı"nı tamamlamıştır.
1994 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Sekreter Yardımcısı olarak başladığı Oda’da 1996 yılında Merkez Yönetim Kuruluna seçildi. 2001 yılında başladığı TMMOB Genel Sekreter Yardımcılığı görevini 2004 yılının sonuna kadar sürdürdü. 2002-2008 yılları arasında TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanı, II. Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Halen kurucusu olduğu Kent-Lab Derneği (www.kentlab.org) ile sivil alanda hak savunuculuğu yapmaya devam etmektedir.
Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden (2009-2014) sonra bir eğitim ve danışmanlık şirketi kurarak İş-Kur Kursları düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası'na danışmanlık yaptı.
2019'dan bu yana da Çiğli Belediyesi'nde "İklim Değişikliği ve Ekoloji" konularında danışmanlık yapmaktadır.
Biraz paftaya ozalite aşina bir geçmişi olanların “Ankara’nın haritaları” deyince eminim akıllara ilk Jansen’in o ihtişamlı planı gelir. Tabii bir akşam sofrasında Paşa, Atatürk Bulvarı’nın daha geniş olmasını isteyince kendisine dönen şaşkın bakışları da burada not edelim.
Aslında harita ve plan “mevcut durum” ve “olması istenen” arasındaki gerilimin dayanılmaz hafifliğini hissettirir hep bana.
Benim hayatıma haritalar dünya atlaslarında ülkelerin yerleri, başkent ve diğer kentleri bulma oyunları ile girdi. Sonra tarih atlasları geldi dünyanın ezelden beri hep böyle olmadığını farkedince.
18 yaşında başladığım planlama eğitiminde temel tasarım denen zorlayıcı süreçte ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin şimdi büyük oranda otoparka dönüşmüş arka bahçesindeki “münhani eğrileri”yle de tanışmıştık bu harita kavramının önemli değişkenlerinden biri ile. Harita oluşturmak için bir yaz stajında elimizde ölçüm aletleri ile bir ay boyunca aynı arka bahçeyi arşınlamıştık. Bu sürecin mihmandarı, bir Ayrancı sakini hocamız Argun Evyapan’ın kulaklarını çınlatmadan geçemem, sağolsun emeği çoktur üstümüzde.
Metro ve Ankaray inşaatlarındaki gezilerden
Karayalçın dönemi haritası
Üniversitenin son yılı ülke tarihini inceleyenlerin anlatırken özel atıf yaptığı 1994 seçimlerine denk gelmişti. Yerel politikadaki hareketlenme bizleri de etkilemiş, hatta Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin seçime yetiştiremediği Kızılay’ın ortasında devam eden Metro ve Ankaray inşaatlarında rehber ekipler oluşturup halkımıza yakında devreye girecek olan raylı sistemleri hayal ettirip haftaya teslim alabileceği baretli bir şantiye hatıra fotoğrafı çektirmek görevi de bize düşmüştü.
O dönemde Reşat Nuri’deki belediyenin halkla ilişkiler müdürlüğüne gidip gelirken İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı yıllarca duvarlarımızı süsleyen karikatür-grafik karması Ankara haritasını edinmiş hatta fazla fazla alıp sınıfa dağıtmıştım.
Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde tasarlanan Ankara haritası (İbrahim Keleş, Cemil Cahit Yavuz)
Mamaktan yola çıkan bir zihinsel harita!
Serde “şehircilik” vardı ya, bu Ankara’nın haritaları mevzusu hep kafamda dönüp duruyordu. O sırada Mamak’ta çıkardığımız yerel gazetenin sayfasına da bu meseleyi taşıyalım diye konuşmuştuk, gazeteden arkadaşım Dilek’le… Araştırırken çok uzağa gitmemiz gerekmedi işin açıkçası. Bizim Odanın yayın organı Planlama Dergisi’nin 86 yılında çıkmış ilk sayısında böyle bir yazıyı bulduk hemen. “Çevresel Psikoloji, Planlama ve Kentsel Bütünleşme” başlıklı yazısında Ömür Kızılgün; 1983 yılında yüksek lisans tezi için yaptığı bir araştırmaya(1) dayanarak Ankara kentine ilişkin zihinsel haritalardan örnekler sunarak bu tür çalışmaların “kentsel bütünleşme” gibi sosyal bir olgunun irdelemesindeki kullanımını tartışıyordu. Araştırmada çarpıcı olan Mamak ve Tevfik Fikret Liselerinin öğrencilerinin zihinsel Ankara haritalarını ortaya çıkararak tartışması idi. O Ankara zihin haritalarında gecekondu mahallelerini temsil eden Mamak Lisesi öğrencilerinin çeperde yaşamanında etkisiyle kenti bütünsel olarak algılayabilmiş olmasına rağmen görece daha iyi bir eğitim gören Tevfik Fikret Lisesi öğrencilerinin kenti merkezinden ibaret görmesi bana çok çarpıcı gelmişti. Ankara Atatürk Mezunu bir gecekondu sakini olarak kendimi nereye koyacağımı şaşırmıştım doğrusu…
Ankara Kültür-Sanat Haritası
1996’da Arkadaş Yayınevinde grafik grubu yöneticisi olarak çalışırken -aynı zamanda akrabam da olan- Ankara Sanat Bülteni’nin yönetmeni Timur Zeren benden sanat galerilerinin adreslerin gösteren ve içinde müzeler ve tarihi yerlerin de olduğu haritalar hazırlamamı talep etmişti. O günün teknik koşullarında bilgisayarda hazırladığım haritalar, navigasyon uygulamalarını yaygınlaştığı son yıllara kadar bültenin sayfalarında yer almıştı. Sanırım 20 yılı aşkın sürede bülten sayfalarında yer alan bu haritaların yılda 11 kere çıkan ve her yıl 190 bin ortalama ile basılan bir yayın olduğu düşünüldüğünde Rekorlar Kitabı’na girecek kadar çok basıldığını söyleyebilirim. Tabii artık telefonlara emanet ettiğimiz adres bulma halimiz düşünüldüğünde ne kadar da uzak geliyor o yeni bir şehre gittiğimizde hemen kırtasiyeden şehrin haritalarını aldığımız günler.
Ankara Kültür Sanat Haritası
Kent muhalefetinin haritası
Sonrasında TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın Ankara Şubesi’nde yönetim kurulu başkan ve II. başkanı olarak geçen 2002-2008 yıllarında, Gökçek’e karşı kent muhalefetini örgütlediğimiz dönemde de Ankara’nın kentsel dönüşümünden raylı sistemlerine, katlı kavşaklarından barınma haklarının ihlallerine, ulaşım zamlarına kadar onlarca Ankara haritası yapmıştık. Yani Ankaram Platformu üstünden yürüttüğümüz muhalefetin de dili olmuştu bu haritalar. O dönem eşim ve meslektaşım Gökçen sayesinde tanıştığım Coğrafi Bilgi Sistemlerini kullanarak daha önceleri kuru boya-tinerlerle geceler boyu hazırladığımız haritalara dijital olarak ulaşabilmek ve bunları plotterlardan çıkış olarak alabilmek de çok heyecan verici idi.
Birde 1990’lı yılların ikinci yarısında Ankara Demokrasi Platformu önderliğinde başlayan ve 2000’li yılların ortalarına kadar Emek Platformu üzerinden devam eden büyük mitinglerin organizasyonu için hem mitinge katılanlarla hem emniyet yetkilileri ile yürütülen ve içinde bulunduğum yıpratıcı görüşmelerle komitelerinde yaptığımız “Ankara Miting güzergah haritaları”nı da anmadan geçmeyeyim. Bu mitinglerin doruk noktası benim için 1 Mart Tezkeresine karşı yapılan miting idi. Eylül 2008’de dört yüz bin kişinin katılım ile gerçekleşen “Eşit Yurttaşlık Mitingi” de benim için organizasyonun da yer aldığım son büyük mitingdi.
Çankaya’dan çıkarak bir harita denemesi
Çankaya Belediyesinde görev yaptığım ve sahibi-sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlendiğim halen yayını devam eden “Gazete Çankaya” bizim o dönemki deyimimizle “Gazete Ç”, döneminde de gazetenin yayın amaçlarına ulaşmak üzere İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı Ankara haritası gibi bir harita yapma fikri hep gündemimdeydi. O günlerde İbrahim Keleş’e ulaşmanın bir yolunu bulamayınca geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz gazetenin karikatüristi sevgili Derya Sayın’a da çıtlatmıştım. Ama Derya Ankara’da yaşamadığını belirterek ne yazık ki talip olmadı. Eminim bu işe soyunsa güzel kalemi ile bize çok güzel bir harita çıkarırdı. O dönemde tesadüfen bana ulaşan ve Ankara haritası yapabileceğini söyleyen karikatüristi de çalıştığı yayın grubundan ötürü ben reddettim.
Bu arayış benim için bitmedi nedense. Bunun üzerine 2013 yılında amatör bir karikatüriste haber salarak ondan talep etmiştim Ankara haritası yapmayı… Tabii günü koşullarında Ankara çok büyümüştü. Bir grafik haritanın kurgusunu bir türlü yakalayamamıştı bu son çalışma belki de İbrahim Keleş ve Cemil Cahit Yavuz’un yaptığı işin yüksek kalitesinden ve ilk gençliğimiz ve Ankara değerleri ile kafamızda özdeşleştiğinden. Kafamda o barajı hiç aşamadı bu çalışma. Biz de gazetenin tanıtımında kullandığımız bir görsel olarak sınırlı bir şekilde kullanmıştık yeni nesil haritayı.
Ankara’nın haritaları ile yaşadığım kişisel deneyimi sizlerle de paylaşmak istedim. Benim kenti ve fiziksel-sosyal varlığını algılama ve kente dair söz söylememde işte böyle köşe taşlarını oluşturdu Ankara’nın haritaları. Bana hiç yalan söylemediler, beni hiç yanlış yönlendirmediler.
Bir şehrin haritada karşılık bulan çizgisel ifadesi, ister kendi döneminde, isterse ardışık dönemlerde odak alınsın, birdenbire konuşmaya başlar ve bazen de konuşması durdurulamayan uzmanlara benzer.
Haritacılık dünyayı sahiplenme aracıdır
Türkiye söz konusu olduğunda, bizim kültür olarak haritalarla ilişkimizi, somut çıkar umduğumuz alanlarla sınırlı gördüğümüzü söylemek olanaklı. Bu nedenle de yurdumuzda, askerlik mesleğinin, dolayısıyla ordunun önemsediği haritacılık, bir kültürel giriş kanalı oluşturmuş ve diğer disiplinlerdeki önemi ona göre şekillenmiştir. Oysa yazılı kaynakların ve kayda almanın daha fazla önemsendiği başka kültürlerde haritacılık, bir “dünyayı sahiplenme aracı”dır. İster bir toplumsal ve topluluksal mülkiyet, ister tarımsal ya da endüstriyel üretime dayalı sahiplik anlamında olsun, harita, sahip olan özne ile sahiplik nesnesi arasında ilişki kurar. ‘Ne kadar dönüm bağım var; bu yılki rekolte iyi olursa ne kadarlık yemeklik, şaraplık ve sirkelik üzümüm çıkar?’ ‘Kaç kilometrekare toprağımda, ne kadar yurttaşım yaşamakta ve onların sağlığı için bu yıl nasıl yatırımlar yapabilirim?’ ‘Şehrimin akarsularının sayısı, debileri, suyunu taradıkları havzalar nasıl dağılır ve aynı bölgedeki yıllık yağışa göre su kullanım sınırlarını ve kapasitelerini nasıl denetleyebilirim?’ Coğrafya, ekonomi, ticaret, kültür, sanayi, eğitim, sağlık, ve benzeri, dolayısıyla kısacası bir toplumun bütün yaşamsal alanlarını birbirine bağlayabilecek güçte bir veritabanı oluşturan bir kurultudur harita. Haritası olan, önünü görme, geleceği planlama iktidarına da sahiptir. Çünkü bu iktidar, harita üzerinden üretilen bilgiye dayanır ve onunla varolur. Haritayı ne denli ayrıntılı, özelleşmiş bakışlı, tikel konulu, zaman içinde değişimlere açık ve nesnel kabul ve ölçümlere dayalı biçimde dürüst yaparsanız, iktidarınız da o denli sarsılmaz olur.
Dolayısıyla haritacılık, hem dünyada yönümüzü ve ilintilerimizi gösteren, bizi zaman bağlamında gelecekle ilişkilendiren, hem de (zorunlu olarak) günün kaydını alan, kayıt tutan bir etkinlik ve giderek meslek alanıdır. Anadolu’nun en eski uygarlık ve kültürlerinden Hititler, kayıt tutmayı önemsedikleri, kentsel düzeni ilk kez planladıkları ve kurguladıkları halde, (mevsimsel ve savaş-barış zamanları, kıtlık-bolluk yılları, ve benzeri istisnai durumlara ilişkin iradi geçişimleri düzenledikleri halde) niçin haritacılık konusunda adım atmadılar ya da bu çoğunlukla iki, bazen üç boyutlu kayıtçılığa başlamadılar, bu ayrı bir tartışma konusudur. Örneğin Tabula Peutingeriana 4. yüzyılda kullanılan bir yol haritası (itinerarium) olarak 0,34m/6,75m boyutlarında bir Roma kamu yolları (cursus publicus) rehberidir. Ankara’nın yakından tanıdığı İmparator Augustus zamanında ilk örneklerinin üretildiği düşünülen bu haritanın, bugünkü İngiltere’den Hint yarımadasına kadar bütün Roma yollarını ve dolayısıyla 555 şehri ve yüzlerce küçük yerleşimi kapsaması, ‘temellük etme’ ile ‘kullanma, düzenleme ve koruma’ (dolayısıyla sürekli kılma) edimleri arasındaki ilişkileri göstermesi açısından ilginçtir.
Bilindiği gibi Ankara’nın çağdaş dönemdeki ilk haritası, İstanbul’a gelen Prusya Mareşali Helmut Moltke’nin kurmaylarından Baron Von Vincke tarafından 1839 yılında çizilen haritadır. Bu harita, Ankara Kalesi ve çevresiyle o dönem demiryolu öncesi Ankara’sını gösteren ilk ayrıntılı kayıttır; harita 1854 yılında basılarak Ankara Valisi İzzet Paşa’ya sunulmuştur. Ankara’ya ait, askeri kabul edilebilecek yakın dönem haritalarından bir diğeri, ilişikteki 1928 tarihli, 1/25000 ölçekli Erkan-ı Harbiye-i Umumiyye (Genelkurmay Başkanlığı) imzalı haritadır. Yeni gelişmekte olan Ankara’nın Yeni Şehri’ni de gösteren bu harita, kayıtçılık açısından bugün baktığımızda yeşil alanlara yaptığı vurgu ile ortaya çıkmaktadır. Başta Ayvalı, Etlik, Keçiören, Sanatoryum, Kalaba, Çubuk Çayı çevresi, Karapürçek, Mamak olmak üzere Kuzey; yine başta Dikmen, Ayrancı, Kavaklıdere, Çankaya, İncesu, Abidinpaşa, Lakavuz, Frenközü bağları olmak üzere Güney bağlarını ve bağ evlerini, gözle sayılabilecek derecede bir kesinlikle göstermektedir. Haritada, 1932 Jansen Planı ile kullanım tanımı ‘işçi mahallesi’ olarak değiştirilen ovadaki Kazıkiçi Bostanları ile İskitler Bostanları, bugünkü Ziraat Fakültesi kullanım alanlarında kalan bostan ve tarlalar, dikkat çekici biçimde hem topoğrafya ile hem de akarsu yatakları ve kentsel havalandırma olgusuyla uyumlu bir İç Anadolu şehri sınırlarını ve morfolojisini tanımlamaktadırlar. Bilgi üretimi açısından haritalara farklı dönemlerde değişik arayışlarla tekrar tekrar bakmak, yeni nitelik, önem noktaları ve odakları keşfetmemize, görmemize, anlamamıza yaramaktadır.
Baron Von Vincke tarafından 1839 yılında çizilen Ankara haritası1932 Jansen Planı
Harita nedir, plan nedir?
Çok karıştırılan bir durumdur: Harita, bir yerin halihazır durumunu, haritacının o anki zihinsel ve teknolojik donanımına dayanarak, o anki ilgi ve gerekirlikler açısından kayda geçiren bir araçtır. Plan ise, bir yerin haritasından yararlanılarak, o yerin geleceğini, yine bu kez mimar ya da plancının o anki zihinsel ve teknolojik donanımlarına bağlı kalarak, tahayyül edildiği haliyle kayda geçiren ve projeksiyon aracıdır. Birbirlerinin olmazsa olmaz bileşeni ve destekçisi olan bu iki araç, her zaman birbirini beslemektedir.
Unutulmamalıdır: Mimar, şehir plancısı ya da coğrafyacı, sorulduğunda haritayı sözlüğe bakarak anlatıyorsa, kendisine ait bir ‘harita’ tanımı yoksa, ona güvenimiz sarsılır; kuşaklar boyunca bütün bir eğitim ve bilgi akışının getirdiği uzmanlık, anlamsız olur.