Blog

“Öpüşenler” bir eser, bir sanatçı ve binbir doğru

Yazar Hakkında

Mimar |  + Yazarın diğer yazıları

15 Mart 1970 Mersin doğumlu. 1988’de Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne ve şehre öğrenci olarak geldi. O günden bu yana mesleki disiplini ve kent, politika, kentin sosyolojik kimlikleri ve hakları alanında emek üreten dernek, örgüt, platform ve yapılarda bir köşede durmaya çalışır. Solfasol Gazetesi kurucularındandır (artık dışındadır) ve Zıtlar Mecmuası kent web-medyası ekibindendir.

2016 yılının sonlarıydı yanılmıyorsam, İlhan Koman’ın Seğmenler Parkı’ndan kaybolan heykeli* ile ilgili bir meclis vekilinin Kültür Bakanlığı’na soru önergesi vermek istemesi ve danışmanının destek istemesi üzerine koştur koştur bir gece geçirmiştik.

Sabah soru önergesini hazırlamış ve bitirmiş, (çoğuna yanıt alamadığımız) sorularımızı da şöyle sıralamıştık;
– Heykelin yapılış yılı ve konma zamanı,
– Esere ve eser sahibine ilişkin mevcut bilgilerin neler olduğu,
– Heykelin hangi kamusal idarenin kontrolünde olduğu,
– Kaybolmasına ilişkin bir bilgi/gelişme olup olmadığı,
– Türkiye’deki taşınmaz -heykel, rölyef, …- eserlerimizin bir envanterinin olup olmadığı…

İlhan Koman’ın Seğmenler Parkı’ndaki kaybolan heykeli

Ve anladık ki, Ankara’da da, Anadolu genelinde de; hem açık alanda ve kamusal yapıların içindeki (1960-80’ler arasında yapılan birçok kamu yapısında, bina içi rölyef, heykel gibi pek çok türde eserle karşılaşmak çok olasıdır) hem de özel mülkiyet alanlarındaki taşınmaz sanat eserlerimizin bir envanteri yok. Varsa bir kaydı, bu sefer de bir bilgisi eksiği var, kimlik kartı yok.

İlhan Koman’ın Seğmenler Parkı’ndaki eseri kaybolur/çalınırken, Ankara’nın ana omurgası olan; Ulus heykel, Kızılay Güvenpark, Kuğulupark aksının bitimindeki, tasarım ve üretimi Metin Yurdanur’a ait “Su Perilerinin Dansı” heykeli de (yoksa şiiri mi demeliydik veya masalı mı) 2000’lerin başından geçtiğimiz Eylül ayına kadar susuz bir şekilde, sessizce bir köşede beklemişti. Neyse ki 17 Eylül 2021’de yeniden dans etmeye başladı.

Metin Yurdanur’a ait “Su Perilerinin Dansı” heykeli

İşte, Su Perilerinin Dans ettiği köşenin karşısında, İlhan Koman’ın yerine geri konulan eserinin 500 metre aşağısında, Kuğulupark’ın tam da köşesinde, kentin çok önemli bir an-yerinde sessizce öpüşen; bir hayalgücü anıtı, metal estetiği, modernist bir form izlettiren bir heykel daha var: “Öpüşenler”.

Konu üzerine yazılmış makalelere baktığınızda, dijital ansiklopedilere göz gezdirdiğinizde, internet ortamında araştırdığınızda, kentin bilenleriyle sohbet ettiğinizde, ’maalesef’ birçoğumuzun Muzaffer Ertoran’a ait olduğunu sandığı bu heykele ilişkin doğru bilgiler ve eserin gerçek yaratıcısı heykeltraş Attila Onaran bugünkü konumuz.

Geçtiğimiz ay, Attila Onaran’ın kızı ve torununun bizlerle temasa geçmesiyle, Ayrancım Gazetesi’nin yayın hayatına yeni başladığı aylarda (2020’nin Haziran’ı, 2. sayı), yazarlarımızdan birisinin, bize “Öpüşenler” heykeli ve Kuğulupark’ı anlatırken, sanatçı Attila Onaran’a ait “Öpüşenler” heykelini, Muzaffer Ertoran’a atfettiğini ve yapım/konuluş yılını da 2005 olarak ifade ettiğini anlamış olduk. Ve bir dizi iletişim süreci ile de Attila Onaran’ın ufkuna, eserlerine, sanatçı öznelliğini derinlemesine barındıran kimliğine tanıklık ettik.

Attila Onaran

Peki Attila Onaran kimdir 

(Arkadaşları Salih Acar, Şadi Çalık ve Turhan Gürkan’dan);

1932 yılında İstanbul’da doğan Attila Onaran, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirir. Araştıran, sanatın tüm alanlarına giren, döneminin ötesini arayan çalışmalara soyunan, aklının tüm sınırlarını zorlayan ve bir artist olmak için tüm enerjisini harcayan bir insan. Bundan sonrası ise oldukça ilginç ve bir roman gibi. İş arayışları olumsuz sonuçlanan Onaran; piyano akortçuluğu, bir fıçı içinde dönerek motorsikletle cambazlık, şemsiye gibi açılan salıncak, dekoratörlük, … gibi sayısız işe soyunur, dünyayı gezer ve bunları maddi anlamda zor günler geçirerek yapar. Yeniden ülkeye döner ve ülke dışında geçirdiği zamanda biriktirdiği bilgi ile bir atölye kurar ve paslanmaz çelik ile üretimler yapar. Sonrasında, 1962 yılında Choromolux paslanmaz çelik firmasını kurarak ülke sanayisinde de atılımın parçalarından biri olur.

Paslanmaz ve mutfak sanayisindeki emeğinin ve madene, metale hakimiyetinin ardından yeniden heykele, plastik sanatlara dönüş yapıp, çeliğe, demire, bakıra olan hakimiyetiyle, heykel sanatında öncü, maddeye istediği formu ve karakteri veren, akımlarüstü bir sanatçı olur. Balmumu gibi kullandığı paslanmaz çelikle, teknik ve estetiğin birleşimini arayan sanatçı, özcü (abstrait) ve duygu yüklü eserler üretmek için emek harcar.

Onaran, anne tarafından Macaristan’a uzanan kökleri ile de Türkiye – Macaristan arasında kültürel bir köprü olmak için emek vermiştir. Alba Regia (Beyaz Krallık) eserinin, büyükbabasının şehri olan Szehefehevar’ın belediye meydanına dikilmesi, formalite bolluğunda mümkün olmamıştır.

(Kendi deyişiyle) “İçindeki eksikliği kapatmak, yalnızlığına son veren bir dalı kendi elleriyle yeşertmek için” Kasım 1974-Ekim 1975 arasında ürettiği 12 paslanmaz çelik eserini, 1976 yılında, Odakule’de sergilemek için hazırlamışken, maalesef sergi açılamadan yaşamını yitirir.

Ardında büyülü ve modernist çok güçlü 12 eser bırakmış Onaran. Bu eserlerinden “Öpüşenler” Kuğulupark’ta, “Göktaşı” Beyoğlu Odakule’de, “Uzay Hayvanı” Taksim Intercontinental Oteli’nde, “Balerin” heykeli ise İTÜ Maslak’ta iken, 4 eseri ise eşinde bulunmakta. Maalesef 2 eseri çalınan Onaran’ın, 1 eseri de kayıp. İşte o 12 eserin kısa künyesi de şöyle:

– Heykelin iç dünyası (çalındı)
– Bir damla gözyaşı (kayıp)
– Embriyo (mezarında)
– Duman halkası (eşinde)
– Öpüşenler (Kuğulupark)
– Uçan at (eşinde)
– Şaka (eşinde)
– Balerin (İTÜ Maslak)
– Göktaşı (Beyoğlu Odakule)
– Alba Regia (eşinde)
– İki gönül arasındaki pencere (çalındı)
– Uzay hayvanı (Taksim Intercontinental Oteli)

Sırasıyla; Balerinler, Göktaşı, İki Gönül Arasındaki Pencere, Öpüşenler,
Uçan At (Pegasus), Alba Regia (Beyaz Krallık), Embriyo,

Öpüşenler Heykeli’nin doğru hikayesine geçersek

1977 yılı ocak ayında, dönemin Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay ile Attila Onaran’ın avukatı Gökşin Sanal’ın mektuplaşması sonucunda (eserlerini “sokaklarındır” diye ifade eden) Onaran’ın Öpüşenler Heykeli’nin Ankara’ya gelme süreci başlar. Bu mektuplaşma ve telefonlaşma trafiği sonrasında, Attila Onaran’ın varisleri ile Ankara Belediyesi arasında bir protokol imzalanır ve Öpüşenler heykeli Ankara Belediyesi’ne hibe edilerek, Kuğulupark’taki yerine konulur.

Protokolde; heykelin parkın uygun bir yerine dikileceği… maddi değeri olmakla birlikte, aile tarafından hibe edileceği… heykelin herhangi bir sebeple başka bir yere nakli söz konusu olursa, ailenin (varislerin) muvaffakatının alınacağı ya da heykelin –isterlerse- aileye geri teslim edileceği… protokolün 10 yıl geçerli olduğu ve yenisi hazırlanmadığı sürece bir on yıl daha aynı şartlarda devam edeceği… kayıt altına alınmış.

Ve “Öpüşenler” heykeli 1977 yılında, Kuğulupark’taki yerine dikilmiş.

Kuğulu Park Öpüşenler Heykeli / Fotoğraf: Tanju Gündüzalp

İnanılmaz bir süreç gerçekten. Kimlik kartı olmayan, kentteki bir heykelimizin yaşadığı bilgi kirliliği sürecinin hazin bir hikayesi. Ve unutmadan; Onaran’ın “Öpüşenler” heykeli, sanırım Abdi İpekçi Parkı’ndaki Metin Yurdanur’un “Eller” heykeli ile birlikte, kentte yanında durup arkadaşlarımızın objektifine en çok poz verdiğimiz heykellerden. Ve bu aidiyeti, bu kentsel belleği, kime ait olduğunu bilmeden, sanatçıya ve esere ilişkin 3 cümle bilgi olmadan yaşıyoruz.

Fotoğraf: Aile arşivi

Kıssası

Bir güzelliğe, bir esere bakarken ve onu anlatırken; nereden geldiğini, ne zaman konduğunu, kime ait olduğunu doğrulayabilmek adına, sözlü tarih ve yazılı kaynağın yanına mutlaka belge ve (varsa) envanter katkısı koyarak, bilerek ve söyleyerek anlatalım. Öpüşenler’i de, Akasya zannettiğimiz (kentimizde çoktur) Japon Sofora ağacını da, (Eymir Gölü’nde) Karabatak sandığımız Sakarmeke’yi de…

Ve; bu kentin, şu coğrafyanın, sanat/kültür envanterini bir an önce yapalım. Ayrancı’dan yürüyüp, Çankaya’dan başlayıp, Ankara’ya bakıp, sonra tüm Anadolu genelinde, sokaklarda, caddelerde, parklarda, meydanlarda bulunan sanat eserlerimizin kaydını ve kimlik kartını acilen oluşturalım. 

Unutmayalım ki; her bir sanat eseri/edebi eser, insanlığımızın yeniden yeniden yazılmış masallarıdır.

*: 1978 yılında heykeltraş İlhan Koman’ın Paris’te bir tiyatro oyununun sahne maskelerini yaparken tasarladığı eser, 30 Aralık 1986 tarihinde Koman’ın hayatını kaybetmesinin ardından, Abidin Dino, Koman Ailesi ve Galeri Nev tarafından İtalya’da İlhan Koman’ın planladığı gibi bronza dökülmüştür. Heykelcik, İtalya’da bir atölyede büyütülerek 31 Aralık 1991 tarihinde Ali Artun’un tasarladığı kaidenin üzerine yerleştirilerek Ankaralılara yeni yıl sürprizi olarak Seğmenler Parkı’na konulmuştur. 2016 yılı mayıs ayında aniden ortadan kaybolan eser, heykeltraş Erdal Duman’ın çabaları ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Galeri Nev’in ortaklaşa yaptığı bağış kampanyasında toplanılan parayla İtalya’dan getirilen orijinal kalıbına, heykeltraş İbrahim Şafak ve Selim Kamer tarafından yeniden dökülmüş ve 11 Mayıs 2019 tarihinde, ait olduğu yere yeniden konulmuştur.

Ayrancı Antika Pazarı’ndan haberdar mısınız?

“Pazardan mektup alırım, bir de kitap. Ayrancı pazarına gitmesem mektup toplamak aklıma gelmezdi”

Hakan Kaynar – Tarihçi 

Antika pazarına eğer unutmazsam, gidiyorum. Bazen unutsam da Ahmet veya bir başkası telefon eder, hatırlarım. Ya mektup gelmiştir ya borcum kalmıştır. Çünkü ben pazardan mektup alırım, bir de kitap. Antikayla işim olmaz. Pazarın benim hayatımdaki yeri de bu yüzden önemli. Yıllar önce bir akşam vakti, tezgahların çoğu kalkmış, Turan Tanyer’le geziyoruz. Bir tezgah gördük. Üzerinde yüzlerce zarf. Ben bir kaçının içindeki mektupları okudum. Turan Bey’e baktım. Başını salladı. Sonra hepsini aldım. O gün bugündür mektup alırım. Kime kime yazmış, ünlü mü değil mi, nereden nereye, kaç yılından. Bunların hiç önemi yok. Görünce alıyorum. Saymadım ama sanırım yüz bine filan yaklaşmıştır. Koleksiyonculuk değil benim yaptığım. Kendi arşivimi kendim kuruyorum. Tarih yapacağım bu mektuplardan, bakalım, ileride, umarım, inşallah.

Pazar uzun vadede kurulduğundan beri şüphesiz Ayrancı’ya bir şeyler katmıştır. Hem çok az olsa da son on senede açılan bir kaç sahaf dükkanında da antikacı da etkisi var elbette. Umarım sayıları da artar. Bir semtin ne kadar dükkanı, kahvesi, lokantası varsa o kadar iyi. Yoksa otel gibi olur, sabah çıkar akşam geliriz. Mesela geçen hafta bir lokantada, iki ayrı arkadaşımla karşılaştım. Ayak üstü muhabbet tazeledik. Pazar’ı da bu yüzden seviyorum. Bazen aylardır görmediğim eş dostla orada karşılaşıyorum. Ama pazar biraz genişlemeli. Öbür yarısında organik sebzavat satılıyor, in cin top oynarken bu taraf karınca yuvası gibi. Birileri ön ayak olsa da, bir hafta sonu da böyle esnafın değil de amatörlerin tezgah kurduğu bir Pazar olsa. İsteyen ıskartaya çıkardığı kıyafetlerini satsın isteyen gönlünden çıkan eski kartpostal koleksiyonunu. Maksat insanlar karşılaşsın, benim gibi. Ayrancı pazarına gitmesem mektup toplamak aklıma gelmezdi.

“Antika Pazarı nedeniyle Ayrancı’dan haberdar olan insanlar var”

Berrin Güngördü (57), Sanatçı 

Antika pazarına unutmadığımda gidiyorum. Çok keyif veriyor yaşanmışlıklarla karşılaşmak.

Pazar için bir çok semtten insan Ayrancı’ya geliyor. Pazarla Ayrancı’dan haberdar olan insanlar var. Organik pazar da bu kategoride

Artık semtimiz çok yaşlandı. Yeni nesil yani çocuklar eskileri elden çıkarıyorlar. Hatta evleri de satıyorlar. Öyle olunca antikacılar da artıyor olabilir. Pazarın etkisi var mı bu duruma pek emin olamadım.

“Ben almaktan çok gezmeyi seviyorum”

Nilgün Eyinç

Antika pazarına pandemiden önce gidiyordum. Ama 2 senedir gitmiyorum. Meraklıları için güzel bir yer…Ben almaktan çok gezmeyi seviyorum…Ayrancı’ya ne tür katkısının olduğunu tam olarak bilemedim şimdi ama meraklı arkadaşlarım çok onlarla görüşmek için orda göazlemecide buluşuyordum bazen…Antika dükkanlarının ayrancıda çoğalmasının sebebinin pazar olduğunu sanmıyorum…çünkü antikaya talep her yerde arttı bence…

“Antika pazarı Ayrancı’nın havasını değiştiriyor”

Ayçin Çetiner (39) Devlet Opera Balesinde Makyöz

Antika Pazarı’na çok sık gidemiyorum. Çok beğeniyorum. Gidip gezmekten zevk alıyorum.

Pazar Ayrancıya havasını değiştirecek kadar güzel bir hava katıyor.  Varlığı AVM kültürü dışına çıkma konusunda da güzel bir alternatif sunuyor.

Ayrancı’ya başka antikacıların açılması konusunda çok olumlu etkisi oldu. Ayrancı Antika pazarında  herkese, her keseye ve hemen her ilgi alanına hitap eden eserleri, ürünleri bulmak mümkün. Hatta Koleksiyonerlerin de buluşma noktası olmuş.

“Her ayın ilk pazar günü için severek takip ettiğimiz bir etkinlik”

Enes Yaşlı

Pazar her ayın ilk pazarı son 4-5 aydır artık düzenli bir etkinlik haline geldi benim ve partnerim için severek takip ettiğimiz bir etkinlik.

Pazarın Ayrancı’da kurulması ile diğer semtlerden hatta farklı şehirlerden insanların birleşme noktası haline geliyor ve bu Ayrancı’nın çeşitli renklerin toplandığı bir semt olmasını sağlıyor.

Ankara’daki en büyük antika pazarına yakın yerlerde antika uzerine dükkanlar olması aslında bu pazarı da destekler nitelikte.

“Seviyor ama mesafeli duruyorum Antika Pazarı ile”

Tanju Gündüzalp

Cebeci Antika Pazarı’na giderdim, o kapanınca koptum biraz, Ayrancı Antika Pazarı’na bir kez ve 20-30 dakika gitmişliğim var.

Anadolu Medeniyetler Müzesi arşivine arkadaşımın indirdiği bir gün, 1000 yıl önceki insanların dokunduğu bir esere bakma/dokunma şansını elde ettiğimde düşündüklerim sebebiyle Antika pazarlarını önemserim. Zamanın ve geçmişin devamı olmamız hasebiyle değerlidir bir başkasının yaşam izleri barındıran her nesne, her eşya. Ayrıca yeni ürün yerine kullanılmış ürünün yeniden kullanım dolaşımına sokulmasını savunan ve destekleyenlerdenim.

Ancak, romantizm ile tarihin arasına bir çizgi koyarak yaşamayı savunanlardan olarak, seviyor ama mesafeli duruyorum Antika Pazarı ile.

Ayrancı, (Aydınlıkevler hariç) Konya-Samsun asfaltının içinde kalan merkez eski Ankara’nın önemli istasyonlarından. Ve hala temas, dayanışma, (görece) komşuluğun sürdüğü bir semt. “Neo-liberal ve vahşi yeni”nin yok etme eylemine yeni başladığı, hala arka bahçeleri, mütevazi mekanları duran bir semt. Antika pazarının da bu yarı-korunmada payı olduğunu düşünenlerdenim.

Büyük kentlerde ulaşım ve zaman kaybının artık tüm sosyolojide önemsendiğini bildiğim için, Pazar, Ayrancı’nın (ve yakın semtlerin) yaşayanları ve antika (seramik, alternatif üretimler) dükkanlarının temas edenlerinin ortaklaşması sebebiyle etkili olduğunu düşünüyorum.

“Birkaç saatliğine de olsa geçmişe büyülü bir yolculuk yapmak isterseniz mutlaka tavsiye ederim”

Ceren Özkaya

Bizim gibi antikaseverleri, yıllardır Türkiye’nin birçok ilinden antikacılarla buluşturan harika bir pazar. Her stant kendine özgü ve büyüleyici. Mobilyalar, pirinç şamdanlar, abajurlar, porselen fincan takımları ve oyuncaklardan tutun da eski film afişlerine kadar birçok ürünü görebilirsiniz. Ben 17 yaşımdan beri plak koleksiyoneriyim o yüzden pazardaki ilk durağım plak standları oluyor. Birkaç saatliğine de olsa geçmişe büyülü bir yolculuk yapmak isterseniz mutlaka tavsiye ederim. Küçük de bir tavsiye vereyim, amacınız sadece gezmek değil alışveriş yapmaksa, olabildiğince erken saatte gidin. Her zaman en güzel parçalar sabahın erken saatlerinde satılır.

“Pazara gelirken amacım bir şeyler satın almak değil aslında gezmeye geliyorum”

Serkan Aktaş

Ayrancı Antika Pazarı çeşitlilikle dolu bir pazar. Eryaman’da ikamet ediyorum ancak Ayrancı Antika Pazarı her kurulduğunda gelmeye çalışıyorum. Pazara gelirken amacım bir şeyler satın almak değil. Eğer hoşuma giden bir şey olursam satın alıyorum aslında gezmeye geliyorum. Retro ve vintage ürünler hoşuma gidiyor. Profesyonel bir antika sevdalısı değilim. Bu sebeple özellikle takip ettiğim bir stant olmuyor. Ayrancı Antika Pazarı hem profesyonel olarak antika sevenlere hem de benim gibi retro ve vintage ürünler sevenlere hitap eden, çeşitlilikle dolu bir pazar.

“Gelmenizi şiddetle tavsiye ederim”

Oğuzhan Özaydın

Küçük yaşta başladığım bir tutkudur ve her zaman yaşıtlarımın garibine giderdi. Sanki sadece 40 yaş üstü gidebilirmiş gibi… Ama şimdi bakıyorum da 20’li yaşların popüler bir aktivitesi olmuş halde. Ayrancı Antika Pazarına gidince resmen huzur buluyorum ve koleksiyonuma koleksiyon katıyorum. Evimde yer kalmadığı için satışına başladım, hobim bir nebze yeni bir meslek haline dönüştü. Oradaki esnaflar, köşedeki gözlemeci teyzeler tam bir aile ortamı. Gelmenizi şiddetle tavsiye ederim. Geçmişinize dokunacak ve duygulandıracağının da garantisini verebilirim.

“İçinde bir yerlerde bir yaşanmışlık, bir hatıra barındıran her şeye ilgi duyuyorum”

Gamzegül Kızılcık

Antika Pazarının kurulduğunu uzun yıllardır biliyorum, iş sebebiyle çok sık zaman ayıramasam da antika pazarı büyük bir tutku benim için. Eski eşyalara ve eski günlere olan özlemim Antika Pazarında tavan yapıyor. Bazen eski fotoğrafların içinde kayboluyorum, bazen o pirinç bibloların arasına karışıyorum. İçinde bir yerlerde bir yaşanmışlık, bir hatıra barındıran her şeye ilgi duyuyorum. Herkes geleceğe kalmak ister; kimi acılarıyla kalır, kimi eşyalarıyla, kimi fotoğraflarıyla… Gezerken gezerken fark ediyor insan, bazen ne kadar acıklı da olsa bu objeler geçmişten geleceğe iz bırakmak değil mi? Antika pazarının semtimizde de kuruluyor olmasını büyük şans olarak değerlendiriyorum. Umarım bu kültüre sahip çıkabiliriz ve yaşatırız.

Katkı sunanlara teşekkürler!

Antikanın merkezi Ayrancı

Efemeralar, tespihler, plaklar, yazma eserler, nadide koleksiyonlar ve incik boncuklar hepsi bu pazarda!

Ayrancı Antika Pazarı

Antikacılık ve koleksiyonerlik insanlık tarihi kadar eski bir olgu. İlk insan türünün hoşuna giden bir cismi eline alıp saklamakla başlamış olabileceğini iddia etsek çok da abartmış olmayız muhtemelen. Kültürlere, coğrafyaya, zamana bağlı değişen ve gelişen antikacılık ve koleksiyonerlik merakı günümüzde dünyanın her yerinde milyonlarca insanın yaşamında önemli bir yere sahip. Akla gelebilecek her şeyin koleksiyonu yapılmakta. Bizim gibi kültürel tarihi zengin ülkelerde ise antika piyasası oldukça canlı ve çekici durumda. Meraklısının mutlaka her ayın ilk pazarını iple çektiği antika pazarına sahip olmak da Ayrancımızın bir başka güzelliği. Pek çoğumuzun duyduğu, içinden şöyle bir geçtiği veya meraklı gözlerle dolandığı pazarda, ülkenin her yerinden gelen satıcıların sunduğu birbirinden ilginç ve binlerce çeşit objenin satışı yapılmakta. Bizler de bu pazarın nasıl kurulduğunu, nasıl işlediğini yani kısaca perdenin arkasını merak ettiğimiz için pazarın sorumlularını bulup sizler için onlarla röportaj yaptık.

Anadolu Antikacıları Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı 

Şükrü Sarı: “Antikacılık eski ve derin bir kültürdür. ”

Şükrü Sarı

Anadolu Antikacıları Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı Şükrü Sarı ile sohbetimizde hem antikacılık kültürüne dair hem de pazarımız hakkında ilginç bilgiler edindik. Hasan bey ile sohbetimizden satır başları şöyle: 

“Ayrancı’da yaklaşık 25 yıldan fazladır antika pazarı kuruluyordu. 2008’den itibaren kurduğumuz dernek çatısı altında esnaflarımız pazarda tüm Ankaralılara hizmet vermektedir. Pazarımızı Anadolu Antikacıları Kültür ve Yaşatma Derneği adıyla kurduğumuz dernek üzerinden denetliyoruz. Burada satış yapacak esnafımız bize üye oluyor. Satış sözleşmesini yaptıktan sonra stant açabiliyor. Ayrancı ve Çayyolu pazarlarını kurup denetimini yapıyoruz. Farklı kentlerden gelen pek çok antikacı arkadaşlarımız var. Derneğimiz bu alanda oldukça öncü. Türkiye’de birinci, Avrupa’da dördüncü durumdayız. 

Dernekleşmemizin pek çok konuda hem esnafımıza hem de müşterilere olumlu katkıları oldu. Örneğin pazarda bulunan satıcılar birbiriyle rekabet değil dayanışma halindedir. Kavga, atışma kesinlikle olmaz. Ziyaretçilerimiz huzurlu ve güvenli bir pazarda keyifle alışverişlerini yaparlar. Müşterilerimiz aldıkları ürünlerin kalitesi, değişimi, tamiri gibi konularda asla mağdur edilmezler. Hiçbir üründe sahtekarlık yapılamaz. Aksi durumlarda satıcı üye ile ilişkimiz kesilir, bir daha pazara alınmaz. Kurallarımızın temel amacı müşterinin haklarını korumak, esnaflarımızın halkımıza kaliteli ve güvenli bir alışveriş hizmeti sunmasını sağlamaktır. Sonuçta hem esnaf hem müşterilerin kazançlı çıktığı bir sistem oluşturduk. Antikacılık eski ve derin bir kültürdür. Biz dernek olarak bu kültürün sağlıklı devamı için bir köprü görevi durumundayız. 

Aramızda asla dolandırıcı, sahtekar kimseler barınamaz, üye olamaz, onlara hiçbir suretle stant açtırmayız. Rant peşinde para kazanmaya çalışanlar bizden değildir. Amacımız genç meraklı dostlarımıza sahip çıkarak, onları kötü alışkanlıklardan korumak, namuslu bir esnaf ve koleksiyoner olabilmeleri için destek sunmaktır.”

Ayrancı’da genel bir problem olan araba park alanı sorunu ne yazık ki Antika Pazarı için de bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Dernek Başkanı Ak, “Pazarın bir sorunu park problemi olarak karşımıza çıkıyor. Gerek esnafımız gerek ziyaretçilerin araçlarına yeterli park yeri bulamıyoruz. Pazarın altındaki otoparkın yüzde doksanı abonelere ait  olduğu için boş yer az bulunuyor” diyor. Umarız yetkililer hem Ayrancımızın bir incisi olan Antika Pazarı için hem de bazen semt sakinlerinin hayatı oldukça zorlaştıran bu genel park sorunu için bir çözüm düşünürler.

“Herkesin içinde bir koleksiyonerlik vardır”

Şükrü bey antikacılığı ticaret olarak icra etmiyor, kendisi emekli bir polis. Pazarın genel içeriği ve işleyişinden bahseden Şükrü bey sözlerine şöyle devam ediyor: 

“Herkesin içinde bir koleksiyonerlik vardır aslında. Her eşyanın koleksiyonu yapılabiliyor.Meraklısı olan için her obje değer taşımaktadır. Pazarda belli konularda koleksiyon yapanlar, birkaç farklı eşya üzerinde yoğunlaşanlar var veya ne bulursa toplayan koleksiyonerler var. Merakla başlayıp hayatını buna vakfeden koleksiyonerler, satıcılar çoktur aramızda. Ben aslında bu işin ticaretini hiç yapmadım. Polis emeklisiyim. Tek amacım buranın düzenli işleyişini sağlamak.”

“Dernek olarak güzel hedeflerimiz, projelerimiz var. Olanaklarımız yeterli olsa bu pazarın tamamında farklı alanlarda çalışmalara yer açmak isteriz. Ocakta kızdırdığı demiri bir örs üzerinde çekiçle nasıl şekil verdiğini gençlere göstermek çok önemli bir şey bizce. Kadim kültürlerimizi genç kuşaklara anlatmak, öğretmek en büyük hayallerimizden birisidir.” 

“Koleksiyonerlik kültürünün gençlere aşılanmasını çok istiyoruz”

“Aynı şeklide antika kültürünün de yeterli ve doğru bir tanıtımının yapılmadığını, toplumun ön yargıları olduğunu görüyoruz. Örneğin, 2004 yılında Ayrancı pazarı yıkılıp yeniden inşa edildiği dönemde başvuruda bulunduğum tüm ilçe belediyelerinden hiçbirisinden olumlu dönüş alamadım. Kimse bizi muhatap almadı. Biz de Gölbaşı’na gittik. Belediye ile bir senelik bir protokol yaptık. Sonrasında Cebeci’ye taşındık. Burası yapıldığında yani 2008 yılında tekrar buraya taşındık. Sektörde maalesef dolandırıcı, sahtekar insanların da var olması bu ön yargıyı pekiştiriyor. Bizim tüm amacımız dürüst esnaf arkadaşlarımız ile birlik olarak antikacılık mesleğini haklı olduğu yere taşıyabilmektir. Şu ana kadar pazarımızda bunu başardığımızı gururla söyleyebiliriz. Biz tefeci zihniyetli, rant peşinde olan kişilerin piyasadan silinmeleri için elimizden geleni yapıyoruz. Koleksiyonerlik kültürünün gençlere aşılanmasını, böylece onların kötü alışkanlıklardan kurtulmasını çok istiyoruz. Zaten bu sahtekarlar her sektörde karşımıza çıkıyor. Tüm uğraşımız bizim sektörde barınmalarını engellemektir. Pazarımızda insanlar aileleri, çocuklarıyla huzur içinde gezsinler diye uğraşmaktayız. Şu an gördüğümüz tablo bizi mutlu ediyor. Tüm Ankara’dan, çevre il ve ilçelerden insanlar geliyor pazarımıza. Cebeci’de pazar kurarken civarda bulunan tekinsiz insanlardan, yankesicilerden tedirginlik duyuyorduk. Ayrancı pazarında bu tip insanlardan tamamen arınmış durumdayız. İçeride güvenliği sağlamakla görevli sivil arkadaşlarımız sayesinde hiçbir zaman böyle kişilere ve olaylara izin vermedik. Herhangi bir pazardan çok daha güvenli bir hale getirdik antika pazarımızı.”

“Antikacılık farklı bir bakıştır hayata. Eskimiş, işe yaramaz diye atılan bir eşyanın içindeki ruhunu görürüz biz”

“Pazarın kurulduğu günün önceki akşamından geliyoruz buraya. Çeşitli illerden gelen esnaf üyelerimiz oluyor. Geceden onları karşılıyor, ihtiyaçlarını sağlıyoruz. Yorgunuz, uykusuzuz ama mutluyuz. Pazarımızın sıkıntısız, gayet güzel işlemesi bizi mutlu ediyor. Ankara’da böyle örgütlü bir antika pazarını biz başlattık. Bizim ardımızdan Eskişehir, İstanbul, Bursa, Adana, Antalya, Kayseri ve Bolu’da bu işler yapılmaya başlandı. Büyük veya küçük çaplı pazarlar kuruluyor.

Antikacılık farklı bir bakıştır hayata. Eskimiş, işe yaramaz diye atılan bir eşyanın içindeki ruhunu görürüz biz. Dedemizin, ninemizin dokunduğu, kullandığı, yaşanmışlık dolu tarafını hissederiz. O eşyada nefes alıp veren bir şeyler olduğunu biliriz. O duyguyu yakalamazsanız bu işi de yapamazsınız asla. Antika işi bir eşyayı al-sattan ibaret değildir, olamaz. Çok zor bir iştir antikacılık. Sabır ister. Yıllarca sabretmekle olur ancak bu iş.

İşte antika böyle duygu yüklü bir iş, hobi, kültür, uğraş; adına ne derseniz, bu yaşanmışlığı kendinize nasıl mal ederseniz…”

Antika sevdalısı bir aile: Antika Pazarı Esnafı

Antika Pazarı hakkında yazıp da pazar esnafı ile görüşmemek olmazdı. Pazarda yüzlerce stant görmeniz mümkün, ne yazık ki hepsiyle konuşmak imkansızdı biz de sizin için temsili olarak üç esnafımızla söyleştik:

Korhan bey

Ayrancı Antika Pazarı esnafı Korhan Bey: “Pazar esnafı ve müşterilerle aile gibi olduk”

Burada sadece para alışverişi, ticaret yapılmıyor. Yaklaşık beş senedir Anadolu Antikacılar Derneğinin kurmuş olduğu Antika Pazarlarında stant açıyorum. Özellikle el yapımı deri ürünler, orijinal el yapımı bıçaklar üzerine çalışıyoruz. Aslında bütün pazar esnafı ve müşterilerle aile gibi olduk, yakın ilişkiler kuruyoruz burada insanlarla. Buranın başka bir havası var sadece para alışverişi ticaret yapılmıyor burada. Eskiyi seven, biraz nostalji tutkunu, el yapımı ürünleri almak isteyen insanlarla biz satıcılar onlar alıcılar; bazen onlar satıyor biz alıyoruz, rol değiştiriyoruz, bu şekilde iyi zaman geçiriyoruz. Her ayın ilk pazarı Ayrancı pazar bölgesinde, her ayın üçüncü pazarı Ümitköy’de, Çayyolu Antika pazarı olarak bu pazar açılıyor. Biz de ayda iki defa faaliyet gösteriyoruz. Dükkanımız da yok sadece pazardayız. Bu ürünleri ise yurtdışı ve yurtiçinden gezdiğimiz yerlerden temin ediyoruz. Deri ürünleri kendimiz üretiyoruz. Diğerlerini de topluyoruz. Bunlar antika değil de elyapımı nitelikli ürünler.

Ziya Erel

Ayrancı Antika Pazarı Esnafı Ziya Erel: “Biz eşimle birlikte antika sevdalısıyız”

TRT haber merkezinden emekli oldum. Biz eşimle birlikte antika sevdalısıyız aslında eşim ilgiliydi. Emekli olduktan sonra Hoşdere Caddesi üzerinde Tukan Antik isminde dükkan açtık. Ayrancı Antika Pazarına ek olarak Çayyolu Antika Pazarında da stant açıyoruz. Ürünlerimiz çeşitli kaynaklardan geliyor. Mesela evlerden, esnaf arkadaşlardan ve internetteki online müzayedelerden aldığımız ürünler bulunuyor. Ürünlerimizin hepsi antika değil. Antika için bazı kriterler bulunmakta. Biz retro dediğimiz dönem ürünleri, bir dönem moda olmuş ve insanlara gençliğini hatırlatan ürünler satıyoruz. Dükkanımızdaki taşınabilir ürünleri bu pazara getiriyoruz. Ürünlerimiz koleksiyon meraklılarının sevebileceği arabalar, porselen ürünler, cam eşya, Avrupa’dan gelen ürünler, İsviçre madalyaları, Hollanda rozetleri var. Ninja kılıcı ve Deniz Kuvvetlerine ait kılıç vardı ancak satıldı. Büyük kancasıysa kilogramı küçük kancasıyla gramı tartabilen şeytan kantarı var. 

Ender Çepel

Ayrancı Antika Pazarı esnafı Ender Çepel: “Türkiye’nin görsel belleğine yardımcı olmak için eski fotoğraflar topluyorum”

Burada amacım para kazanmak değil sattığım şeylerle geçimimi sağlamıyorum. Ben emekliyim. Asıl ilgi alanım fotoğrafçılık, fotoğraf arşivciliği. Türkiye’nin görsel belleğine yardımcı olmak için eski fotoğraflar topluyorum. Onları burada satmaya çalışıyorum. Fotoğraflarımla araştırmacılara yardımcı olmak istiyorum. Burada amacım para kazanmak değil sattığım şeylerle geçimimi sağlamıyorum ancak Ayrancı ve Çayyolu Pazarlarına giderek masrafımızı karşılasak yeterli görüyorum. Yani bir anlamda hobi, gençlere bilgimi aktarsam yeterli görüyorum kendimi. Bu antika ürünleri bit pazarlarından, diğer antikacılardan ve tanıdıklarımdan aldığım ürünlerden temin ediyorum. Mesela 1980-1990 yıllarına ait negatif fotoğraf arşivi buldum.


Antika Pazarı Yönetimi İletişim:
Anadolu Antikacıları Kültür ve Yaşatma Derneği
0535. 454 41 17 (Şükrü Sarı)
0536. 494 21 28 (Hasan Ak)

Çankaya’da yaşamış şair ve yazarların izinde

“Bende tarçın sende ıhlamur kokusu, 

Yürürüz başkentin sokaklarında.”

Cemal Süreya

Cemal Süreya bu dizelerle başlayan “Roman Okudum Seni Düşündüm” şiirinde, Ankara sokaklarında dolaşır. Akay’a sapar, Emek’teki kızdan söz eder.  Karanfil Sokak 11 numara Adalar Apartmanı’nda yaşar Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan’ı da Ankara’da yazar. Sevgi Soysal ise, Yenişehir’de bir öğle vaktinde devrilecek kavağın zaman dilimine odaklanır. Laf açılmışken Karanfil Sokağı’ndan, Yenişehir’den, Ahmed Arif bu sefer anlatır yaşadığı şehri:

Hatıp Çay’ın öte yüzü ılıman

Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir’de 

Karanfil Sokağı’nda gün açmış

Pek çok şair ve yazara ev sahipliği yapar Ankara. Kimisinin çocukluğu yıkılmadan önce Soysal Apartmanı’nda geçer. Kimi Yenişehir’de dolaşır, kimi Kıbrıs Caddesi’nde yaşar. Edebiyatçıların vazgeçilmez durakları olan, onların hasbihallerine şahitlik eden mekânların da şehridir Ankara.

Çankaya Belediyesi olarak başkentin kültürel mirasına katkı sunmak hedefiyle Çankaya’da yaşamış şair ve yazarların izinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana ilçede yaşamış şair ve yazarların, yaşadıkları evler, sık sık gezindikleri parklar, sokaklar, bazen yalnız oldukları bazen arkadaşlarıyla bir araya geldikleri mekânlar üzerine bir envanter çıkaracak ve kentin yıllar içindeki değişimine de tanık olacağız. Bu projenin, hem bir bellek çalışması hem de yolu Çankaya’ya düşmüş, Çankaya’da yaşamış, üretmiş… şair ve yazarların ayrıntılı bir dokümantasyon çalışması olmasını amaçlıyoruz.

Çankaya’da yaşamış şairler ve yazarlar

Proje, yazar ve şairlerin yaşadıkları evlerin, sokakların tespiti ve buraların tabelandırılması, vakit geçirdikleri sosyal alanların belirlenip günümüze gelebilmiş olanlar üzerine bir çalışma yapılması, proje çıktılarının kitaplaştırılması, online ortama aktarılması vs. gibi bir dizi çalışmayı kapsayacaktır.

Çankaya’da yaşamış şair ve yazarlar projesinin kurgusu, yürütülmesi ve Ankaralılarla paylaşılması noktasında Ankara’daki kurum, kuruluş, STK, oluşumlar ile kuracağımız bağları ve yapacağımız işbirliklerini önemsiyoruz. Çünkü bu projenin paydaş katılımına açık, kolektif akılla yürütülen bir çalışma olması gerektiğinin bilincindeyiz. Yanı sıra bu çalışmanın, kentin ortak hafızasında yer edineceğine, Ankara’ya değer katacağına inanıyoruz.

Ayrancı’da yaşamış şair ve yazarların yaşadığı evlerle ilgili tanıklığı olan, bilgi vermek isteyenleri 0549. 823 7003 telefonu aramaya davet ediyoruz.

Semtimizde Kent Hakkı kültürü oluşturmak

Kentlerde yaşayan insanlar, bu yerleşimlerin sorumlu, aktif ve bilgili yurttaşları olmadan, bu kentlerde çağdaş anlamda yaşayamazlar. ‘’Ancak toplumun kendi iç dinamikleri ve pratikleri daha iyi bir yaşam, daha iyi konut, sağlıklı bir çevre, eğitim gibi kentsel hakları değiştirebilir’’.

Dolayısıyla denilebilir ki, kentli hakları; “temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak kent mekânında somutlaşmasıdır”. 

Avrupa’yı kapsayan; halk ve yerel yönetimlere yönelik söz konusu kampanyalarda, yereldeki yaşamın daha da iyileşmesini amaçlarken; kentsel çevrenin ve mevcut konut stokunun iyileştirilmesi, yerleşmelerde sosyal ve kültürel olanakların yaratılması konularının yanında “toplumsal kalkınma ve halk katılımının özendirilmesine de büyük ağırlık vermektedir.

Örneğin küreselleşmeci bakış, kentsel hakların İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen ve liberal demokrasinin temsil krizine alternatif olarak ileri sürdüğü yönetişim uygulamasıyla kentsel katılımın gerçekleştirileceğini ve bunun temel bir kentsel hak olduğunu ileri sürmektedir.

Buna karşın, Lefebvre’in teorik çerçevesini çizdiği bakışla kentsel hak, kent kaynaklarına ulaşma ve kentsel kararlara bireysel katılım özgürlüğünden çok daha öte, onu aşan bağlamda, kenti değiştirerek kişilerin kendilerini değiştirme perspektifi ile değerlendirilmektedir.

“Kentsel haklar karar vermeyi devletten uzaklaştırıp kentsel mekânın bir ürünü olmaya yaklaştıracak şekilde yeniden düzenlemektedir. Demokratik müzakerenin sadece devlet kararları ile sınırlı tutulması yerine, kentsel mekânın üretimine katkı sağlayacak tüm kararlarda uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Kentsel hak, kentle ilgili kararlarda kontrolü tümüyle sermaye ve devletten kent sakinlerine kaydıracak, kentsel mekânın üretiminin temelini oluşturan güç ilişkilerinin yeniden yapılandırılması ihtiyacı üzerinde durmaktadır’’. Ayrıca bu konuda başka görüşler; ‘’sadece var olan kentsel haklara erişim değil, aynı zamanda bunları dilediğimiz gibi değiştirebilme hakkı olduğunu işaret etmekte ve kentsel haklar kavramını biraz daha geliştirmektedir’’.

Kentlerde yaşayan insanların kente ait haklarının neler olduğunu bilme ve onun üzerinde karar sahibi olma hakkı vardır. Kentin mahallelerinde, sokaklarında, caddelerinde ve meydanlarında yaşayanlar orada yaşamaktan doğan haklarını bilen, yaşadıkları mekânın organizasyonunun nasıl olması gerektiğine karar verme hakları vardır. Kentsel hak, kentte yaşayanların çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere tasarlanmıştır. Bu haklar kullanıcılarına bir yandan kente ilişkin düşüncelerini ve kentsel aktivitelerini tanımlamak için kullanıcı haklarını doğururken, aynı zamanda yaşanabilir konutların, yeşil alanların ve diğer hizmetlerin kullanımını da içermektedir. Kent hakkı bilinci çağdaş yaşamın gelişmiş, ileri ve toplumcu kültürünün son aşamasıdır.

Gerçekten de kentsel tarihsel süreç göstermiştir ki ‘’kentler özgürlüğün doyasıya yaşandığı yerler olmuş ve özgürlük de demokrasiyle iç içe gelişmiştir’’. O halde kent tarihi açısından demokrasi bilincini geliştirmenin koşullarının ilki, insanın kentine ait olduğunu duyumsamasıdır. İkincisi ise kentsel kararlar üzerinde söz sahibi olabilmesidir diyebiliriz.

AYRANCI SEMT MECLİSİ

Meclisimizin çalışma gruplarına katılmak için ayrancisemtmeclisi@gmail.com mail adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal medya hesaplarımız

Facebook: @ayrancisemtmeclisi

Twitter: @ayrancimeclisi

Instagram: @ayrancimeclisi

Çankaya Kent Konseyi Kent Akademisi kuruldu

Günümüzde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artık nüfusun büyük çoğunluğu kentlerde yaşamakta ve dünya neredeyse artık bir kentler dünyasına dönüşmüş durumdadır. Bu dönüşüm dünyada son on yıllarda uygulanan makroekonomi politikaları ve özellikle buna uygun kent ve tarım politikaları kırsal-tarımsal ve kentsel yapılar arasındaki dengeyi etkilerken kentlerde mevcut sorunların yanı sıra yeni kentsel sorunları da beraberinde getirmiş ve getirmektedir. Bu durum kentlerde yaşanan sorunlara çözüm üretilmesini ve daha yaşanır kentler oluşturmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle insanların farklılıkları ile bir arada ve kentin tüm bileşenlerinin katılımı ile demokratik biçimde birlikte yaşama ve birlikte sorun çözme yollarını geliştirmesi giderek daha da önem kazanmaktadır. Bu anlamda Kent Konseylerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi çabasına düşünsel ve pratik katkı sunması, sorumlulukların ve yapılacakların bilimsel/nesnel değerlendirmelere dayanması amacı ile Çankaya Kent Konseyi Kent Akademisi kurulmuştur. 

Çankaya Kent Akademisi kuruldu
Çankaya Kent Akademisi kuruldu.

Çankaya Kent Konseyi Yürütme Kurulu “Çankaya Kent Konseyi Kent Akademisi” kurulması ve Akademi Başkanlığını Prof. Dr. Hayriye Erbaş’ın yürütmesi kararları almıştır. 

Prof. Dr. Hayriye ERBAŞ, Prof. Dr. Tayfun ÇINAR, Doç. Dr. Mustafa Kemal BAYIRBAĞ, Doç. Dr. Erdoğan YILDIRIM, Dr. Ethem TORUNOĞLU, Dr. Serhan SARIKAYA tarafından oluşan Akademik Kurul Kent Akademisi Çalışma Programını oluşturmuştur.

Aşağıda dönem programını sunduğumuz Kent Akademisi’nin kent yaşamının iyileştirilmesine, ortak bir gelecek vizyonunun oluşmasına ve demokratik değerlerle örülen deneyimlere düşünsel ve pratik katkı sunacağı düşüncesindeyiz. Bu oluşumun bir başlangıç olduğu ve zamanla daha da gelişerek daha yaşanır kentler için anlamlı bir örnek olabileceğine inanıyoruz. 

ÇALIŞMA PROGRAMI

“Kentsel Vatandaşlık Bilinci” Sertifikalı Eğitim Programı (Çevrimiçi/On-Line) 

1. Kent Konseyi nedir, ne değildir?  

2. Kentsel Eşitsizlikler ve Temel Haklar

3. Kent, Hukuk ve Demokrasi 

4. Kent ve Çevre

5. Kentsel ve Kültürel Bellek 

6. Kent ve Kadın

7. Kent ve Çocuk

8. Kent ve Gençler

9. Kent ve Yaşlılar

10. Kent ve Engelliler

11. Kent ve LGBT+

12. Kent ve Hayvan

13. Kent, Göç ve Göçmenler

14. Kent ve Dayanışma

15. Kent Estetiği

16. Kent ve Sanat 

17. Kent ve Eğitim

Ankara/Çankaya Üzerine Söyleşiler, Paneller ve Buluşmalar

1. Ankara Araştırmaları

2. Sanat – Edebiyat Buluşmaları

3. Söyleşilerle Belgesel, Film ve Fotoğraf Buluşmaları

Hemşehrilik: Farkındalık ve Kimlik İnşası Videoları

Ulusal Sempozyum 

“Kent, Çevre ve Gelecek için Açılımlar” (DTCF Sosyoloji Bölümü İşbirliği ile) (22-23 Ekim 2022)

Yayınlar

1. Sempozyum Kitabı

2. Ankara Üzerine Akademik Derleme Kitaplar

3. Romanlarda Ankara

4. Şiirlerde Ankara

Araştırma ve Projeler 

Araştırmacıların katılımının sağlanarak kent sorunlarının saptanmasına ve sorunların sürdürülebilir çözümlerinin üretilmesine yönelik araştırmaların yapılması. 

Çayyolu’ndan Ayrancı Semt Meclisine ziyaret

Ayrancı Semt Meclisi 22 Şubat 2022 Salı akşamı olağan toplantısında Çayyolu Semt Meclisini ağırladı. 

Ayrancı Semt Meclisinin kuruluşunu tebrik için yapılan ziyarette Çayyolu Semt Meclisi temsilcileri semt meclisimizin yürütme kurulu üyeleri ile deneyimlerini paylaştı. Çalışma grupları ve yönerge üzerine konuşmaların yapıldığı toplantıda kent konseyleri ve semt meclislerinin mahalleler için kapsayıcı çatı olarak önemi dile getirildi. 

Çayyolu Semt Meclisi, Ayrancı Semt Meclisinin yürütme kurulu üyeleri ile biraraya geldi.

16 Şubat 2022 tarihindeki etkinlikle 8. yaşını kutlayan Çayyolu Semt Meclisi bu süre içerisinde çalışmaları ve etkinlikleriyle önemli deneyimler biriktirmiş bir yapı oldu. Çankaya Kent Konseyi bünyesinde çalışmalar yapan Çayyolu, Kırkkonaklar, Seyranbağları, Sokullu, Üniversiteler, Yüzüncü Yıl, İncesu ve Ayrancı semt meclisleriyle birlikte sayıları sekize ulaşan semt meclisleri; semt yaşamında, kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, semtin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışıyor.

Anne Frank ve hatıra defteri

Anne Frank, 12 Haziran 1929 yılında, Frankfurt şehrinde dünyaya geldi. Sadece 16 yaşına kadar dünyada kalabilen bu küçük kadın, nazi zulmünden saklanırken yazdığı günlükler ile hatırasını günümüze kadar yaşatmakla beraber, yahudi soykırımının simge isimlerinden biri haline geldi. Anne Frank ve ailesi, 1933 yılında Nazilerin Almanya’yı ele geçirmesinden sonra, Hollanda’ya taşındılar. Ancak, SS birlikleri ailenin izini buldular ve Anne Frank’ın kızkardeşi Margot’yu toplama kampına çağırdılar. İfşa olduklarını anlayan aile, İsviçre’ye kaçmış görüntüsü vererek, günümüzde “Anne Frank Evi Müzesi” olarak bilinen, baba Otto’nun Amsterdam’da bulunan ofisinin gizli üst katında saklanmaya başladı. Anne Frank ve ailesi üst katta saklanırken, alt kat hala aktif bir işletmeydi. Bu nedenle, ailenin gün içinde hareket etmesi, tuvalete gitmesi, duş alması, geceleri ise ışık açması son derece tehlikeliydi. –Anne Frank bu durumu günlüklerinde şöyle anlatır: “Artık birşey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.”– Anne Frank ve ailesi, neredeyse nefes dahi almadan bu evde iki yıl geçirdiler. 4 Ağustos 1944 yılı sabahı, gizli ev hala ismi bilinmeyen birinin ihbarı sonucunda, SS subayları tarafından basıldı. Aile, toplama kamplarına gönderilirken, onlara yardım eden iki kişi de tutuklandı. Anne Frank, savaşın bitmesine sadece 2 ay kala, Belsen-Belsen Toplama Kampı’nda, tifüs nedeni ile hayatını kaybetti.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Anne Frank, bu gizli evde kalırken, saklanmaya başlamadan kısa bir süre önceki doğum gününde, on üçüncü yaşı için kendisine hediye edilen bir ajandayı günlük haline getirdi ve 2 sene boyunca düzenli olarak yaşadıklarını yazdı. Bu günlük, Anne Frank’ın fikren ve ruhen olgunlaşmasını ve yaşamı yorumlama şeklinin evrimini içtenlikle sunarken, aynı zamanda tüm dünyaya malolmuş kocaman bir savaşı küçük bir kadının gözlerinden görmemizi sağlayan nadide bir eserdir. Anne Frank, içerisinde bulunduğu şartlara rağmen, sevgiyi ve güzelliği mesele eden kadınlardan biriydi. “Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan birşey. Sevgi birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak.” Anne, yaşamak zorunda olduğu küçücük alana, hareketsizliğe, sıkışmışlığa ve tüm korkulara rağmen, iç dünyasında zenginleştikçe zenginleşen; değişmek, gelişmek ve özgürleşmek arzusunda bir çocuk olarak tüm dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. “Ne istediğimi biliyorum, bir amacım, bir fikrim, bir dinim ve sevgim var. Kendimim ve çok mutluyum. Bir kız olduğumu, iç gücü ve çok fazla cesaretli bir kız olduğumu biliyorum.”

Anne Frank’ın Hatıra Defteri, yazarının en büyük dileğini yerine getirmiştir: “Öldükten sonrada yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim?” Anne Frank’ın Hatıra Defteri, altmıştan fazla dile çevrildi ve en çok okunan kurgu olmayan kitap oldu. Savaştan sağ kurtulan tek aile üyesi OttoFrank, kızının günlüğü hakkında şöyle diyor: “Günlüğünü okuyana dek bunca derin düşünceye sahip olduğunu anlayamamıştım. Bu hem şoke olduğum, hem de çoğu ebeveynin çocuklarını gerçekten tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğüm korkunç bir andı.”

Anne Frank, tutuklanmasından sonra sadece altı ay daha hayatta kalabiliyor. Şüphesiz ki, Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ndeki en acı detay, günlüğün son sayfası. Son sayfa, ailenin tutuklanmasından 3 gün önce, 1 Ağustos 1944 tarihinde yazılıyor. Anne, bu son sayfada her zamanki gibi rutin hayatından ve iç dünyasından bahsediyor. Sonrasında, günlük bir anda bitiyor; bir devamı, sonu ya da sonucu olmadan, bir bakıma, son söz söylenmeden. Sadece bu detay dahi, dünya tarihinde hala bir insanlık utancı olarak anılan soykırım ve savaş olmasaydı, Anne Frank’ın yaşaması muhtemel günlerin boşluğu gibi kalbe oturuyor. Daha on yaşındayken İkinci Dünya Savaşı ile tanışan Anne, “Yaşadığım her şeye rağmen insanların kalbinde iyilik olduğuna inanıyorum.” diyor.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri sayısız tiyatro ve filme uyarlandı. Bu eserler, Pulitzer Tiyatro Ödülü, Tony Ödülü ve New York Drama Eleştirmenleri En İyi Oyun Ödülü ve 3 Dalda Oscar ödülünü kazandı. Bununla birlikte, günümüzde müze olan Anne Frank Evi Youtube hesabı, “Anne, 1944 yılında bir günlüğe değil de video kameraya sahip olsaydı neler çekerdi?” sorusunun cevabı olarak, günlükleri video olarak canlandırdı ve 15 bölümlük bir seri yayınladı. Aynı zamanda, “annefrank.org” adresi üzerinden, kitapta bahsedilen gizli ev ve ofisin planını görebilme ve odalara sanal ziyarette bulunabilme imkanı mevcut. İnanıyorum ki, günlüğünün hemen hemen her sayfasında hayallerinden bahseden, yaşamak arzusuyla dolu bu küçük kadının, bu tamamlanmamış ömrün, bizlere öğreteceği çok şey var:

Ve eğer kitap ya da gazete makalesi yazacak kadar yetenekli değilsem de her zaman kendim için yazmaya devam edebilirim. Ama bundan daha fazlasını istiyorum. Annem, Bayan van Daan ve işlerini yapan ve unutulan diğer tüm kadınlar gibi olmayı hayal bile edemiyorum. Bir koca ve çocuklar dışında kendimi adayacağım bir şeye ihtiyacım var benim!

Her şeye rağmen iyiliğe ve güzelliğe inanan, özgür ruhlu emekçi kadınlara.