Günümüzde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artık nüfusun büyük çoğunluğu kentlerde yaşamakta ve dünya neredeyse artık bir kentler dünyasına dönüşmüş durumdadır. Bu dönüşüm dünyada son on yıllarda uygulanan makroekonomi politikaları ve özellikle buna uygun kent ve tarım politikaları kırsal-tarımsal ve kentsel yapılar arasındaki dengeyi etkilerken kentlerde mevcut sorunların yanı sıra yeni kentsel sorunları da beraberinde getirmiş ve getirmektedir. Bu durum kentlerde yaşanan sorunlara çözüm üretilmesini ve daha yaşanır kentler oluşturmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle insanların farklılıkları ile bir arada ve kentin tüm bileşenlerinin katılımı ile demokratik biçimde birlikte yaşama ve birlikte sorun çözme yollarını geliştirmesi giderek daha da önem kazanmaktadır. Bu anlamda Kent Konseylerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi çabasına düşünsel ve pratik katkı sunması, sorumlulukların ve yapılacakların bilimsel/nesnel değerlendirmelere dayanması amacı ile Çankaya Kent Konseyi Kent Akademisi kurulmuştur.
Çankaya Kent Akademisi kuruldu.
Çankaya Kent Konseyi Yürütme Kurulu “Çankaya Kent Konseyi Kent Akademisi” kurulması ve Akademi Başkanlığını Prof. Dr. Hayriye Erbaş’ın yürütmesi kararları almıştır.
Prof. Dr. Hayriye ERBAŞ, Prof. Dr. Tayfun ÇINAR, Doç. Dr. Mustafa Kemal BAYIRBAĞ, Doç. Dr. Erdoğan YILDIRIM, Dr. Ethem TORUNOĞLU, Dr. Serhan SARIKAYA tarafından oluşan Akademik Kurul Kent Akademisi Çalışma Programını oluşturmuştur.
Aşağıda dönem programını sunduğumuz Kent Akademisi’nin kent yaşamının iyileştirilmesine, ortak bir gelecek vizyonunun oluşmasına ve demokratik değerlerle örülen deneyimlere düşünsel ve pratik katkı sunacağı düşüncesindeyiz. Bu oluşumun bir başlangıç olduğu ve zamanla daha da gelişerek daha yaşanır kentler için anlamlı bir örnek olabileceğine inanıyoruz.
ÇALIŞMA PROGRAMI
“Kentsel Vatandaşlık Bilinci” Sertifikalı Eğitim Programı (Çevrimiçi/On-Line)
1. Kent Konseyi nedir, ne değildir?
2. Kentsel Eşitsizlikler ve Temel Haklar
3. Kent, Hukuk ve Demokrasi
4. Kent ve Çevre
5. Kentsel ve Kültürel Bellek
6. Kent ve Kadın
7. Kent ve Çocuk
8. Kent ve Gençler
9. Kent ve Yaşlılar
10. Kent ve Engelliler
11. Kent ve LGBT+
12. Kent ve Hayvan
13. Kent, Göç ve Göçmenler
14. Kent ve Dayanışma
15. Kent Estetiği
16. Kent ve Sanat
17. Kent ve Eğitim
Ankara/Çankaya Üzerine Söyleşiler, Paneller ve Buluşmalar
1. Ankara Araştırmaları
2. Sanat – Edebiyat Buluşmaları
3. Söyleşilerle Belgesel, Film ve Fotoğraf Buluşmaları
Hemşehrilik: Farkındalık ve Kimlik İnşası Videoları
Ulusal Sempozyum
“Kent, Çevre ve Gelecek için Açılımlar” (DTCF Sosyoloji Bölümü İşbirliği ile) (22-23 Ekim 2022)
Yayınlar
1. Sempozyum Kitabı
2. Ankara Üzerine Akademik Derleme Kitaplar
3. Romanlarda Ankara
4. Şiirlerde Ankara
Araştırma ve Projeler
Araştırmacıların katılımının sağlanarak kent sorunlarının saptanmasına ve sorunların sürdürülebilir çözümlerinin üretilmesine yönelik araştırmaların yapılması.
Ayrancı Semt Meclisi 22 Şubat 2022 Salı akşamı olağan toplantısında Çayyolu Semt Meclisini ağırladı.
Ayrancı Semt Meclisinin kuruluşunu tebrik için yapılan ziyarette Çayyolu Semt Meclisi temsilcileri semt meclisimizin yürütme kurulu üyeleri ile deneyimlerini paylaştı. Çalışma grupları ve yönerge üzerine konuşmaların yapıldığı toplantıda kent konseyleri ve semt meclislerinin mahalleler için kapsayıcı çatı olarak önemi dile getirildi.
Çayyolu Semt Meclisi, Ayrancı Semt Meclisinin yürütme kurulu üyeleri ile biraraya geldi.
16 Şubat 2022 tarihindeki etkinlikle 8. yaşını kutlayan Çayyolu Semt Meclisi bu süre içerisinde çalışmaları ve etkinlikleriyle önemli deneyimler biriktirmiş bir yapı oldu. Çankaya Kent Konseyi bünyesinde çalışmalar yapan Çayyolu, Kırkkonaklar, Seyranbağları, Sokullu, Üniversiteler, Yüzüncü Yıl, İncesu ve Ayrancı semt meclisleriyle birlikte sayıları sekize ulaşan semt meclisleri; semt yaşamında, kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, semtin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışıyor.
Anne Frank, 12 Haziran 1929 yılında, Frankfurt şehrinde dünyaya geldi. Sadece 16 yaşına kadar dünyada kalabilen bu küçük kadın, nazi zulmünden saklanırken yazdığı günlükler ile hatırasını günümüze kadar yaşatmakla beraber, yahudi soykırımının simge isimlerinden biri haline geldi. Anne Frank ve ailesi, 1933 yılında Nazilerin Almanya’yı ele geçirmesinden sonra, Hollanda’ya taşındılar. Ancak, SS birlikleri ailenin izini buldular ve Anne Frank’ın kızkardeşi Margot’yu toplama kampına çağırdılar. İfşa olduklarını anlayan aile, İsviçre’ye kaçmış görüntüsü vererek, günümüzde “Anne Frank Evi Müzesi” olarak bilinen, baba Otto’nun Amsterdam’da bulunan ofisinin gizli üst katında saklanmaya başladı. Anne Frank ve ailesi üst katta saklanırken, alt kat hala aktif bir işletmeydi. Bu nedenle, ailenin gün içinde hareket etmesi, tuvalete gitmesi, duş alması, geceleri ise ışık açması son derece tehlikeliydi. –Anne Frank bu durumu günlüklerinde şöyle anlatır: “Artık birşey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.”– Anne Frank ve ailesi, neredeyse nefes dahi almadan bu evde iki yıl geçirdiler. 4 Ağustos 1944 yılı sabahı, gizli ev hala ismi bilinmeyen birinin ihbarı sonucunda, SS subayları tarafından basıldı. Aile, toplama kamplarına gönderilirken, onlara yardım eden iki kişi de tutuklandı. Anne Frank, savaşın bitmesine sadece 2 ay kala, Belsen-Belsen Toplama Kampı’nda, tifüs nedeni ile hayatını kaybetti.
Anne Frank’ın Hatıra Defteri
Anne Frank, bu gizli evde kalırken, saklanmaya başlamadan kısa bir süre önceki doğum gününde, on üçüncü yaşı için kendisine hediye edilen bir ajandayı günlük haline getirdi ve 2 sene boyunca düzenli olarak yaşadıklarını yazdı. Bu günlük, Anne Frank’ın fikren ve ruhen olgunlaşmasını ve yaşamı yorumlama şeklinin evrimini içtenlikle sunarken, aynı zamanda tüm dünyaya malolmuş kocaman bir savaşı küçük bir kadının gözlerinden görmemizi sağlayan nadide bir eserdir. Anne Frank, içerisinde bulunduğu şartlara rağmen, sevgiyi ve güzelliği mesele eden kadınlardan biriydi. “Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan birşey. Sevgi birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak.” Anne, yaşamak zorunda olduğu küçücük alana, hareketsizliğe, sıkışmışlığa ve tüm korkulara rağmen, iç dünyasında zenginleştikçe zenginleşen; değişmek, gelişmek ve özgürleşmek arzusunda bir çocuk olarak tüm dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. “Ne istediğimi biliyorum, bir amacım, bir fikrim, bir dinim ve sevgim var. Kendimim ve çok mutluyum. Bir kız olduğumu, iç gücü ve çok fazla cesaretli bir kız olduğumu biliyorum.”
Anne Frank’ın Hatıra Defteri, yazarının en büyük dileğini yerine getirmiştir: “Öldükten sonrada yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim?” Anne Frank’ın Hatıra Defteri, altmıştan fazla dile çevrildi ve en çok okunan kurgu olmayan kitap oldu. Savaştan sağ kurtulan tek aile üyesi OttoFrank, kızının günlüğü hakkında şöyle diyor: “Günlüğünü okuyana dek bunca derin düşünceye sahip olduğunu anlayamamıştım. Bu hem şoke olduğum, hem de çoğu ebeveynin çocuklarını gerçekten tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğüm korkunç bir andı.”
Anne Frank, tutuklanmasından sonra sadece altı ay daha hayatta kalabiliyor. Şüphesiz ki, Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ndeki en acı detay, günlüğün son sayfası. Son sayfa, ailenin tutuklanmasından 3 gün önce, 1 Ağustos 1944 tarihinde yazılıyor. Anne, bu son sayfada her zamanki gibi rutin hayatından ve iç dünyasından bahsediyor. Sonrasında, günlük bir anda bitiyor; bir devamı, sonu ya da sonucu olmadan, bir bakıma, son söz söylenmeden. Sadece bu detay dahi, dünya tarihinde hala bir insanlık utancı olarak anılan soykırım ve savaş olmasaydı, Anne Frank’ın yaşaması muhtemel günlerin boşluğu gibi kalbe oturuyor. Daha on yaşındayken İkinci Dünya Savaşı ile tanışan Anne, “Yaşadığım her şeye rağmen insanların kalbinde iyilik olduğuna inanıyorum.” diyor.
Anne Frank’ın Hatıra Defteri sayısız tiyatro ve filme uyarlandı. Bu eserler, Pulitzer Tiyatro Ödülü, Tony Ödülü ve New York Drama Eleştirmenleri En İyi Oyun Ödülü ve 3 Dalda Oscar ödülünü kazandı. Bununla birlikte, günümüzde müze olan Anne Frank Evi Youtube hesabı, “Anne, 1944 yılında bir günlüğe değil de video kameraya sahip olsaydı neler çekerdi?” sorusunun cevabı olarak, günlükleri video olarak canlandırdı ve 15 bölümlük bir seri yayınladı. Aynı zamanda, “annefrank.org” adresi üzerinden, kitapta bahsedilen gizli ev ve ofisin planını görebilme ve odalara sanal ziyarette bulunabilme imkanı mevcut. İnanıyorum ki, günlüğünün hemen hemen her sayfasında hayallerinden bahseden, yaşamak arzusuyla dolu bu küçük kadının, bu tamamlanmamış ömrün, bizlere öğreteceği çok şey var:
“Ve eğer kitap ya da gazete makalesi yazacak kadar yetenekli değilsem de her zaman kendim için yazmaya devam edebilirim. Ama bundan daha fazlasını istiyorum. Annem, Bayan van Daan ve işlerini yapan ve unutulan diğer tüm kadınlar gibi olmayı hayal bile edemiyorum. Bir koca ve çocuklar dışında kendimi adayacağım bir şeye ihtiyacım var benim!”
Her şeye rağmen iyiliğe ve güzelliğe inanan, özgür ruhlu emekçi kadınlara.
Yeni yılla birlikte gelen elektrik zamları ardından vatandaşa yüklenen fahiş faturalar, en çok merak edilen ve konuşulan konulardan biri haline geldi. Peki bu faturaların doğruluğundan yahut sayacımızın tüketim miktarının ölçümünden şüpheliysek, fatura miktarına ve sayacın arızasına karşı başvurabileceğimiz yollar var mıdır? Varsa nelerdir? Bu yazıda bu konuya değineceğiz.
Bilindiği üzere, yeni yılın gelmesiyle birlikte Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 1 Ocak 2022 tarihi itibariyle elektrik tüketiminde kademeli tarife uygulamasına geçileceğini bildirdi ve söz konusu elektrik zammı 1 Ocak 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bahsi geçen kademeli tarifeye göre, mesken aboneleri için aylık 150 kWh’e kadar olan tüketim miktarları için fiyat 1.37 TL/kWh iken, aylık tüketimlerin 150 kWh’ın üstündeki kısmı için bu fiyat 2,06 TL/kWh olarak belirlendi. Yine EPDK tarafından alınan karar kapsamında tüm Mesken Tek Zamanlı Alçak Gerilim aboneliklerinde günlük ortalama tüketim limiti 2022 yılının Ocak ayı için 5 kWh iken, 01 Şubat 2022 tarihi itibariyle bu miktar 7 kWh’a çıkarıldı ve birim fiyatta değişim yapılmadı.
Elektrik faturasına itiraz
Söz konusu zamla birlikte elektrik faturası yüksek gelen ve zammın faturaya doğru yansıtılıp yansıtılmadığı yahut faturalarının hatalı tespit edilen elektrik tüketimi sonucu fahiş geldiği konusunda tereddüt yaşayan vatandaşlar, tereddütü gidermek adına faturasına karşı itiraz hakkına sahiptir.
Elektrik faturasına itiraz, anlaşmalı olunan elektrik firmasına ait telefon numarasından müşteri hizmetlerini arayarak yahut hizmet noktalarına giderek kayıt oluşturmak suretiyle yapılabileceği gibi, online hizmetler merkezi ya da firmanın mobil uygulaması üzerinden itiraz formu doldurarak da yapılabilmektedir.
İlimizde görevli elektrik tedarik şirketi ENERJİSA A.Ş, görevli elektrik dağıtım şirketi ise Başkent EDAŞ A.Ş. isimli firmalardır. Ankara’da yaşayan ve elektrik hizmeti alan kişilerin, faturaya ilişkin itirazları 444 4 372 numaralı Enerjisa Çağrı Merkezinden ya da hizmet noktalarından yapılabilmektedir. Bunun yanı sıra Online Hizmetler Merkezi ya da Enerjisa Mobil Uygulaması üzerinden itiraz formu doldurmak suretiyle de talepleriniz iletilebilmektedir.
Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre, elektrik faturasına ilişkin itirazların süresi, tüketici tarafından ödeme bildiriminin yapıldığı tarihten itibaren bir yıldır. Yapılan itiraz, yine aynı yönetmelik gereğince 10 gün içerisinde sonuçlandırılacaktır.
Burada önemle belirtmek gerekir ki, fatura itirazında bulunmuş olmak kişilerin faturayı ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Kişinin itiraz sebebiyle ödeme yapmamasının akabinde, standart süreç işleyecek ve sonucunda elektrik kesintisine maruz kalınacaktır.
İtiraza konu edilen tüketim bedeli ile tüketicinin bir önceki tüketim döneminde ödemiş olduğu tüketim bedeli arasındaki farkın yüzde otuzdan fazla olması durumunda ise tüketici, bir önceki dönem tüketim bedeli kadarını son ödeme tarihine kadar ödeyebilecek ve kalan kısım için ödememeye ilişkin işlemlere maruz kalmayacaktır.
Fatura ilişkin itirazın olumlu sonuçlanması halinde, yine bahsi geçen yönetmeliğe uygun olarak tüketimdeki farklar, gecikme zammı ile birlikte, tüketicinin talebi halinde nakden ve defaten en geç 3 iş günü içerisinde, diğer hallerde ise mahsuplaşmak suretiyle ilgili tüketiciye tedarikçi tarafından iade edilecektir.
Tüketici yetkili firmaya karşı yapmış olduğu itirazına olumlu bir sonuç alamamışsa, söz konusu itirazını uyuşmazlık konusunun değerine göre Tüketici Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesine yöneltebileceği gibi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na da itirazda bulunabilir.
Sayacın arızalanması veya ölçme hassasiyetinden şüphe edilmesi halinde ise, ilgili tüzel kişi veya tüketici tarafından sayacın kontrolü talep edilebilmektedir. Bu talep, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından karşılanacaktır. Sayaç ile ilgili bu gibi durumlarda, yetkili firmanın Müşteri Hizmetleri Merkezine yazılı olarak başvuru yapılmalıdır. Söz konusu başvuruda tesisat numarasının da belirtilmesi gerekmektir.
Başvuru neticesinde sayaç yeni bir sayaç ile değiştirilmekte olup, şikayete konu edilen sayaçlar hakkında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı personeli nezdinde tarafsız bir rapor hazırlanır. Rapor sonucuna göre, sayacın doğru tüketim kaydettiğinin tespiti halinde, sayaç kontrol bedeli faturaya yansıtılmakta olup, talep sahibi tarafından karşılanmaktadır. İnceleme sonucu sayacın arızalı çıktığının tespiti halinde ise, tüketicinin arızalı dönem ile aynı döneme ait sorunsuz olarak ölçülmüş geçmiş dönem tüketim değerleri var ise, bu tüketimler göz önüne alınır. Tüketicinin geçmiş dönem tüketim değerleri yok ise, sayaç değişim tarihinden sonraki döneme ait günlük ortalama tüketim değerleri dikkate alınarak hesaplama yapılır. Söz konusu hesaplama arızalı dönem birim fiyatı üzerinden yapılır.
Peki herhangi bir zam uygulamasını hukuka uygun bulmuyorsak, söz konusu zam uygulamasına yönelik neler yapabiliriz?
2575 sayılı Danıştay Kanunu gereğince; bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlem niteliğinde olan zam uygulamalarına karşı Danıştay’da yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle dava açılabilecektir. Söz konusu iptal davasını açma süresi yazılı bildirimin yapıldığı yahut ilanı gereken düzenleyici işlemlerde ilan tarihini izleyen günden itibaren olmak üzere 60 gündür.
Sonuç olarak, son gelen zamlar üzerine, yukarıda bahsi geçen hususlar çerçevesinde, doğruluğu şüphe haline gelmiş elektrik faturanıza itiraz edebilir, tüketim miktarını hatalı ölçtüğünü düşündüğünüz sayaçlarınıza müdahale talep edebilirsiniz. Ayrıca hukuka ve hakkaniyete aykırı bulduğunuz zam uygulamalarını iptal davasına konu edebilirsiniz.
Kaynakça:
Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği
Enerjisa Enerji Anonim Şirketi/www.enerjisa.com.tr
Başkent Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi/www.baskentedas.com.tr
Yaşları yetenler anımsayacaktır, Ayrancı’nın sokakları gündüz olduğu kadar geceleri de şenlikli olurdu.
Henüz televizyon dizilerinin aileleri koltuklarına mühürlemediği zamanlar, çocukların bilgisayar, cep telefonları ile paralize olmadığı yıllardı.
Evlerde sohbetlerin en lezzetli olduğu komşu günleri biteli epey zaman oldu.
Çocuklar da okul çıkışlarında kah evlerinin bahçe duvarlarında oturur sokaktan geçenleri izlerlerdi, kah otomobillerin egemenliğinde olmayan eski zaman sokaklarında oyunlar oynarlardı. Sokaklar çocuklarındı, canı isteyen çift kale top oynar, dileyen yakan top, dileyen sek sek…
Hele bahçeler, birbirinden farklı meyve ağaçlarından yediğimiz elmalar, kirazlar, kayısıların tadını bilenler hiç unutamaz. Bahar aylarında büyümeye başlayan o kıtır kıtır çağlaları ceplerimize dolduruşumuz da unutulacak gibi değil.
Tabii ki geceleri sokakların başka bir tadı vardı. Her gün gezip, tozduğunuz o aynı sokaklar geceleri sanki başka bir ruha bürünürdü. Loş sokak lambalarının aydınlattığı o bildik mekanlar, gizemli gölgeleri saklayan esrarengiz yerlere dönüşürdü sanki.
Yaz geceleri yerini güze bıraktığında ıssızlaşan sokaklarda tanıdık olmayan bir ses yükselmeye başlardı yavaş yavaş. Bazen yakın, bazen komşu sokaktan gelen bu ses bir satıcıya aitti. Bir bozacıydı bu sesin sahibi, elinde metal güğümü ve litrelik uzun maşrapasıyla…
Bozacı Ali Vefa
Hani tadanlar bilir; önceleri Ulus Şehir Çarşı’sının avlusundaki o mavi fayanslı havuzun etrafına serpiştirilmiş ferforje masalarıyla Akman Pastanesi’nin sattığı bu kekremsi koyu kıvamlı içeceğin adıdır boza. Sonraki yıllarda Selanik Caddesi’ndeki güzel dükkanıyla yıllarca hizmet verdi Ankaralılara ve tabii ki bozayı da tanıttı, sevdirdi.
Gerek Akman’da gerek sokaklarda satılsın bu lezzetli, probiyotik içeceğin adı da tadı da yavaş yavaş unutuldu. Yerini büyük şirketlerin, reklam yağmuru altında bizlere dayattıkları renkli, tatlandırıcılı boy boy içecekleri aldı.
İşte bize eski günlerden kalan o anıları hatırlatan tanıdık sesi tekrar duymak isterseniz, televizyonunuzun sesini kısıp ara sıra pencereye doğru kulak kabartmanız yeterli olacaktır.
Ummadık bir anda sokaktan gelen bu ses bizi ona götürdü böyle bir kış gecesi. Balkondan o bildik edayla dolanan gölgeye seslendik. Hemen karşılık vererek kapımıza geldi. Kendisiyle tanışma şansı bulduk.
On senedir Ayrancı sokaklarında boza sattığını söyleyen Ali Vefa usta daha önce babasının geldiğini, ondan önce de dedesinin 80’li yıllarda aynı sokaklarda boza sattığını söyledi bizlere.
Anlayacağınız Ayrancılıları 3 kuşaktır bozasız bırakmayan bir ailenin en genç üyesiyle tanışma şansı bulduğumuzu anladık o an. Kimimiz dedesi Mevlüt Usta’nın, kimimiz babası Mustafa Bey’in elinden almışız demek ki o güzel bozalarını.
Bozüyük’lü olduklarını ve oradaki akrabalarının da üretime devam ettiklerini söyleyen Ali Vefa usta, dedesinin 80’li yılların başında Ankara’ya geldiğinde Akman’da çalıştığını ama aynı zamanda ev yapımı boza üretip ailece sokaklarda satmaya devam ettiğini anlattı. Hala dedesinin yaptığı bozaları kış mevsiminde yaklaşık 4 ay boyunca hepsi akraba yaklaşık on kişinin tüm Ankara’ya dağıttıklarını öğreniyoruz.
Güzel bozanın mısır ve darıdan yapıldığını, bulgur ve nohuttan yapılan bozaya göre daha hafif içimli olduğunu bilgisini paylaşan Ali Vefa usta, dedesinin 40 yıldır aynı yöntemle, mısır ve darıyı kullanarak boza ürettiğini söyledi.
Pek çok boza düşkünü müşterisi olduğunu, kendilerini telefonla arayan bozaseverlere acil yardım servisi olarak hizmet ettiklerini de anlattı bize.
Her pazar Ayrancı sokaklarında sesini duyabileceğiniz Ali Vefa ustanın bozaları market raflarındaki fabrikasyon versiyonlarından çok farklı.
Meraklısına bozacı Ali Vefa Güreş ustamızın telefonu da şöyle; 0544. 240 71 42
İçelim, içmeyenlere de bir kere tattıralım lütfen.
Bu faydalı ve benzersiz lezzeti sakın unutmayalım, tabii içmeden önce bir de tarçın dökmeyi…
1927 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde doğan Türk resim ve sanat yazınının duayenlerinden Turan Erol, 29 Ekim günü 95 yaşına girdi. 1944 yılında yetenek sınavını kazanarak girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümünü 1951 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’nden mezun olarak tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun en yakın öğrencisi ve dostuydu. Mezuniyetinin ardından Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nde sekiz yıl sürecek bir öğretmenlik dönemi geçirdi. 1960’ların başında Ankara, Aşağı Ayrancı’da yaşamaya karar verdi. Meneviş Sokağı Milli Kütüphane Evleri B-1/2 Aşağı Ayrancı adresindeki arka tarafında küçük bahçesi olan bu evde önce kiracı olarak bir müddet sonra satın alarak üç kızı ve eşi ile burada oturdular. Kızları bu evde yetişti. 22 yıl sonra buradan taşındılar.
Turan Erol Oran’da şimdiki oturduğu evde
Bu dönemde Bilge Karasu, Nezihe Meriç, Fikret Otyam, Orhan Peker, Refik Epikman, Cemal Bingöl, İlhan Berk, Cahit Külebi, Ruhi Su, Selçuk Milar gibi sanatçı, yazar ve mimarlardan oluşan ve kısa sürede köklü dostlukların filizleneceği bir arkadaş çevresinin de içindeydi.
Bu arkadaşlıklara ait mektupların bir kısmı Gözlerinden Öperim – Turan Erol’a Mektuplar ismi ile kitaplaştırılmıştır. Kitapta Turan Erol’a yazılmış Bedri Rahmi’den Bilge Karasu’ya, Orhan Peker’den Avni Arbaş’a, Nedim Günsür’den Neşet Günal’a ve daha birçok sanatçıdan gelen mektuplar yer almaktadır.
2016 yılında 90. yaş günü için çekilen fotoğraf.
Çoğunun son cümlesi ‘gözlerinden öperim’ olan bu mektuplar, özellikle Türk sanat ve kültür ortamında 1950-1970 arasında D Grubu, Müstakiller, Yeniler Grubu, On’lar Grubu, şiirde İkinci Yeni akımı gibi, gruplaşmaların, yerellik-evrensellik tartışmalarının, sanat, edebiyat ve politikada yenilikçi-toplumcu düşüncelerin, Doğu-Batı kutuplaşmalarının gündeme geldiği hareketli bir döneme rastlıyor. Bu hareketli dönemde Meneviş Sokağı’ndaki bu evde Ruhi Su’nun türküler söylediği nice gecelerin yaşandığını, Bedri Rahmi’nin “Gauguin Kızım“ diye sevdiği kızı sevgili arkadaşım Zuhra Erol Yıldız’dan dinlemiştim.
Bu yıllardaki en büyük tutkusu kent gözlemciliği yaparak Altındağ gecekondu bölgesini resmetmekti. 1970 ve 1980’li yılları Bodrum, Milas ve tekne kaburgaları resimleri dönemiydi. 1980’li yıllar aynı zamanda Turan Erol için Bozkır Ekolü yıllarıydı. Hüzünlü, sessiz Orta Anadolu’yu konu edinen resimler bu dönemdedir. 1990’lar ve 2000’ler Ankara Konya asfaltından kent gözlemciliğine devam ettiği ve Ara Güler fotoğraflarından esinlenerek ortaya koyduğu çarpıcı Ağrı Dağı resimleri dönemidir.
Meneviş Sokağı’ndaki evlerinin bahçesinde eşi Türkan Erol ile.
1990 yılında emekli olduktan sonra Ankara, Bodrum ve Kuzguncuk İstanbul’da sanat çalışmalarına devam eden Turan Erol, her zaman entelektüel bir sanatçı olmuştur. Kendi kuşağı ya da yetiştirdiği kuşağın insanları ile çalışmaktan hiç yorulmamış bir sanat ve düşün adamıdır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, o zamanki adıyla Basın Yayın Yüksek Okulu’ndaki akademisyenliği sırasında Şenol ağabeyimin de en sevdiği profesörü olmuştur ve her zaman genç sanatçıları yakından takip etmiş ve onlar için sergiler organize etmekten heyecan duymuştur. Öğrencisi ve iş arkadaşı akademisyen Ferhat Özgür onun için, “Turan Hoca davet edildiği konferanslara, sempozyumlara ve panellere sınavlara hazırlanır gibi hazırlanmış bir öğrenci, dayanışmadan ve omuz omuza olmaktan mutluluk duymuş vefakâr bir dost, beğeni yönünden olumsuz değil ama zor bir kişilik, yaşlılığı oynamaktansa onu yaşamayı kabullenmiş bir bilge, medyatik olmaktan uzak durmuş, Anadolu türkülerine vurgun, üretken bir sanatçı olageldi” demiştir. İlhan Berk ise “Turan Erol beyazı karıyor. Kendi beyazını. Önünde bir göğün” diyor bir şiirinde.
Bilge Karasu bir şiirinde, “Denize baktı gene / Gene toprağa / Çiçeğe baktı” diyor. Diğerindeyse, “Aynaya bakılarak yapılmış bir Turan resmiydi bu. Tükenmez gençliğinde donmuş bir resim, şimdi”. Metin Altıok, “İyi ressam, iyi şair/Ve bir çevirmendir o/Sözcükleri renklere/Renkleri de/Sözcüklere çevirir” … Ve Ruhi Su bir şiirine İnsan ve Emek başlığı atmış ve yazmış;
“Benim memleketimde bugün
Kırk elli bin liradır
Resmin metrekaresi
Ve dillere destandır canım
Turan Erol beyazıyla Bodrum’un mavisi.”
Hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu da, “Kuru gürültüye pabuç bırakmayan, aklını, yüreğini, çoluğunu çocuğunu, paletini, fırçasını başına devşiren sayılı aydınlarımızdan biridir, Turan Erol” diye yazmıştır. Sanata, edebiyata sadece resimleriyle değil, yazıları ve kitaplarıyla da katkıda bulunmuş bir ressam olan Turan Erol Cer Modern’in de fikir babasıdır.
“Sanatçı her an yeni bir şey yapamayabilir, her an değişemeyebilir. Değişme isteği belli bir doygunluk noktasına varıldığında kendiliğinden gelir. Bu noktaya kadar sanatçı iki şey yapar: Ya bulduğu/yakaladığı bir olgunluğu sürdürür ya da geçmiş yapıtlarına dönerek onlara tekrar el atar, ilerletir” diyen Turan Erol’u derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Yaklaşık 50 yıl önce Ressam Eşref Üren ile Meneviş Sokağı’ndaki evinde.
Türkiye’de dinledikleri müzikler Dave Brubeck Orkestrası’nı etkiler
“Kentte Türk-Amerikan Kültür Derneği kurulması da önemlidir. 1 Şubat 1958 günü Türk-Amerikan Derneği’nin yeni binasında Erol Pekcan Orkestrası’nın verdiği konser İlhan Mimaroğlu’na göre Türkiye’de Türk müzisyenleri tarafından yapılan caz tarihimizin en önemli olayıdır. Aynı sene Dave Brubeck Orkestrası Büyük Sinema’da konser verir. Türkiye’de dinledikleri müzikten etkilenen orkestra, ertesi sene caz tarihinin ilk aksak tartımların kullanıldığı ‘Time Out’ albümünü çıkarırlar. Take Five ve Blue Rondo a la Turk, ilk aksak tartımlı besteler olarak tarihe geçer. Yalnız Ankara’da değil tüm Türkiye’de caz müziğinin tanınması Erol Pekcan’ın sayesinde olmuştur diyebilirim. Amerikalı müzisyenlerle ilişkileri çok iyidir. Ünlü kontrbasçı Murat Ulus, Erol Pekcan’ın Çevre Sokak’taki evinde dinlediği caz plaklarından bahseder.”
Selçuk Sun, Dave Brubeck, Melih Gürel, Paul Desmond, Erol Pekcan, 1958. Kaynak: İnanç, 1996
Gençlik Parkı içindeki Göl Gazinosu, Sakarya Caddesi’ndeki Bira Parkı, Hatay Sokak’ta Derya Kulübü caz yapılan yerlerdir
Bestekâr Sokak’taki Babylon’da ise Okay Temiz arkadaşlarıyla çalar. İzmir Caddesi’nde açılan Barıkan ve Balin otellerde de caz çalınmaktadır. 1950’li yıllarda açılan gece kulüpleri ve otellerde çalınan caz müziği, 1960’lı yıllarda aynı yerlerinde devam eder.
Tülay German, 1962’de Barıkan Otel’de, 1964’te İntim Pavyon’da caz söyler. Süheyl Denizci Orkestrası İntim’de çalar. Süreyya’da ise Jose Montalban Orkestrası ve sonraki yıllarda Kanat Gür Orkestrası vardır. 1963 yılında Duke Ellington’ın, orkestrasıyla CSO’da vereceği konser Kennedy suikasti nedeniyle iptal edilir.
Sıhhiye’deki Orduevi de müzisyenlerin çaldığı yerlerden birisidir. Okay Temiz ve Metin Gürel 1964 yılında askerliklerini orada yaparak ve beraber çalma fırsatını yakalarlar. Balin Otel’de Okay Temiz ve Metin Hamurabi müzik yaparlar. Kavaklıdere kavşağında bahçe içinde bir evde Kulüp 47 açılır. Okay Temiz burada da çalmaktadır.
Gençlik Parkı içindeki Göl Gazinosu, Sakarya Caddesi’ndeki Bira Parkı, Hatay Sokak’ta Derya Kulübü de caz yapılan yerlerdir artık.
Ankara Göl Gazinosu (karşıda) Kaynak: 3kurus.blog
“1960’lı yılların önemli olaylarından birisi Hava Kuvvetleri Dans ve Caz Orkestrası’nın kuruluşudur. Orhan Sezener orkestra şefi olur. İlk büyük orkestra sayılan bu gurup konserler verir, radyo programlarına katılır. 1960-1967 yıllarında Officers’ Club’ta Erol Pekcan’a zaman zaman Atilla Özdemiroğlu, Füsun Önal da eşlik ederler. Erol Pekcan’ın yerini Metin Gürel Orkestrası alır dört yıl boyunca. 23 Kasım 1969 tarihinde Türk Amerikan Derneği’ndeki konser de çok önemlidir. Canlı kayda alınıp ‘Live in Ankara’ ismiyle Sonet Records şirketi plak yapmıştır. Konser Don Cherry, İrfan Sümer, Selçuk Sun ve Okay Temiz tarafından verilir. Albümde Muvaffak Falay’ın aranje ettiği geleneksel Türk müziğinden parçalar da yer alır.”
Live in Ankara albümü, 1969
Caz artık ekranlarda…
70’li yıllarda radyolar eski önemini kaybetmekle birlikte TRT devreye girer. Bu programlar Erol Pekcan öncülünde yapılır. Caz, evlerde izlenilmeye başlar.
Officers’ Club’ta, Karpiç’te çalan Zeki (Jack) Ataman’ın oğlu Naki Ataman, Metin Hamurabi, Murat Ulus gibi müzisyenler çalar. 1970 yılında trompetist İlhan Feyman’ın, Olgunlar Sokak’ta açtığı kulübün adı Feyman’dır. Tuna Ötenel, Metin Gürel, Aşkın Arsunan, Kudret Öztoprak orada çalışmışlardır. 1970-1971 arası Balin Otel’de Metin Gürel ve Murat Ulus çalarlar. Büyük Ankara Oteli’nde çalmaya başlayan Tuna Ötenel, Kudret Öztoprak ve Erol Pekcan’dan oluşan trio o yılların en önemli caz etkinliğidir.
Jazz Semai albümü, 1978 / Kudret Öztoprak, Erol Pekcan ve Tuna Ötenel
Kapanan Süreyya yerine Bestekar Sokak’ta Yeni Süreyya, Gökdelen’de Kulüp X açılır; Erol Pekcan, Metin Hamurabi, Tanju Okan, Metin Çotal Orkestrası burada sahne alırlar. 1970’li yılların ikinci yarısında Cinnah Caddesi’nde açılan Altınnal Gazinosu’nda Pepe, İlhan Torgul, Metin Hamurabi, Murat Ulus, Anny Berrier yer alır. 1978 yılında çok önemli bir albüm yapılır. ‘Jazz Semai’ ismindeki albüm, Erol Pekcan, Tuna Ötenel, Kudret Öztoprak tarafından çalınan dokuz özgün, bir geleneksel eserden oluşmaktadır. Geleneksel eser, ‘Ali’yi Gördüm Ali’yi’ sözleri Kul Himmet’e ait bir nefes’tir. Özgün eserleri ise Tuna Ötenel besteler.
Büyük Ankara Oteli, Erol Pekcan Orkestrası: Nejat Cendeli (p), İlhan Torgul (b), Özgür Güney (g), Coradi Ubaldo (s), Erol Pekcan (d). Kaynak: İlhan Torgul Arşivi.
“Yıllarca aynı mekanda caz yapma devri bitti”
“ABD’nin 200. kuruluş yıldönümü kutlaması için Benny Carter Quintet konseri düzenlenir, 1975 yılının Aralık ayında, Türk-Amerikan Kültür Derneği’nde. 1980 sonrası caz kulüp kavramı, içinde dans müziği çalınmayan sadece dinlenen yeri ifade eder oldu.
80’li yıllarda artık epey değişim yaşanmaktadır. 12 Eylül darbesi müziğe de darbe vurur. Öte yandan iç göç ile toplumsal yapısı değişen Ankara’da mekan algıları da dönüşür, kulüp zihniyeti tamamen değişir. Eski dinleyici kitlesi kaybolur. İçinde benim de olduğum 85’li yıllardan sonra Tuna Ötenel en etkili figür. Uzun zaman onsuz aktivite gerçekleşmedi diyebilirim kalburüstü yerlerde. Her müziğin kendi mekanları açıldı. Rock dinleyicisi için rock barlar, türkü sevenler için türkü barlar ortaya çıktı.
90’lı yıllarda Mimarlar Derneği’nde caz yapılırdı. Tuna Ötenel ile epey çaldık. Yahya Dai, Sibel Köse, Kamil Erdem, Murat Ulus, Amerikalı Alan Ginter var daha çok o yıllarda.
Çevre Sokak’ta Manhattan Bar vardı caz çalınabilen. Biraz da otellerde yapılırdı. 2000’li yıllar için Tenedos, Ruhi Bey, Xir aklıma ilk gelen yerler. Samm’s, Cafe Bien ve June Pub da önemli caz mekanlarından sayılabilir. Şili Meydanı’nda uzun zamandır devam eden Siyah Beyaz da önemlidir. Çevre Sokak’ta açılan L’avare’de caz grupları sahne alıyor. Ayrıca eski ve yeni CSO binalarında pek çok konser veriliyor bu günlerde.
Ankara Caz Festivali de 25 yıldır hiç durmadan düzenleniyor Özlem Oktar Varoğlu ve Caz Derneği üyelerinin çabaları sayesinde. Az da olsa devam eden bu mekanlarda hala caz yapılıyor ama yıllar boyu ayakta kalan kulüpler yok artık. Ankara müzisyen çıkarmaya devam ediyor fakat bir caz sanatçısı için mekan alternatifi eskiye göre çok az ve yıllarca aynı mekanda caz yapma devri çoktan bitti.”
Kaynakça:
Ankara Araştırmaları Dergisi 2021, Cilt:9, Sayı:1 VEKAM
Bu sayımızda sizi Ayrancılı bir caz sanatçısı ile tanıştırmak istiyoruz. Bilmeyenler için söyleyelim, Sayın Canan Aykent 30 yıldan fazladır vurmalı çalgılar çalıyor. Kendisi, lise çağlarında ilgi duymaya başladığı caz müziğinde zamanla ilerlemiş, 90’lı yıllardan başlayarak Pepe Cursi Orkestrası, Tuna Ötenel Beşlisi, Meserret Orçan Trio, Kaan Bıyıkoğlu Trio, Yıldız İbrahimova’nın Çocuk Şarkıları, Yahya Dai ve Murat Arkan’la trio, Murat Arkan’la duo, Akis gibi çeşitli caz gruplarında yer almış yetenekli bir sanatçı.
Canan Aykent, Ayrancılı bir caz sanatçısı. Otuz yıldan fazladır vurmalı çalgılar çalıyor.
Canan Aykent ile söyleşimizde kısaca hem sanat yaşamını hem de Ankara’nın 100 yıllık caz tarihi içinde neler yaşandığını öğrenme fırsatı bulduk:
“1974 yılından beri Ayrancı’dayım ve hep aynı apartmanda oturmaktayım. Birkaç akrabam da komşu apartmanda bulunuyorlar. Ortaokul zamanında vurmalı çalgılara merak duymaya başladım ama nerede öğrenebilirim diye düşünüyordum. Fırsat oluşmamıştı. Lise sonda Tuna Ötenel ve eşi ile tanıştım tesadüfen. Eşi bir gün bana, Kemal Eroğlu’nun Kızılay’daki müzik dershanesine gitmemi önerdi. Orada Kemal Amca’dan davul dersleri aldım. Davula notayla başlamış oldum. Kendisinin kurduğu kızlar orkestrasında çalmaya başladım. Daha sonra yine tesadüf eseri Tuna abiye eşlik etmeye başladım. Benim için böylesi bir ustayla çalışmak büyük şanstı gerçekten. 80’li yılların sonunda caz yapmaya başladım diyebilirim.
30’lu yaşlarda konservatuarın modern bale bölümünde eşlikçilik yaptığım sırada müzikoloji bölümünde yüksek lisansa girdim. 2002 yılından beri Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu’nda geleneksel müzikler çalıyorum.”
Caz müziğinin ülkemize ilk girişi yüz yıl öncesine kadar uzanıyor
1900’lü yılların başında Beyoğlu’na gelen Beyaz Ruslar’ın içinde Frederick Thomas adında ABD asıllı siyahi bir göçmen de bulunur. 19 yıl yaşadığı Moskova’da, çeşitli mekanlar işlettikten sonra 1913 yılında Maxim gazinosunu açarak oldukça ünlenmiş ama Ekim Devrimi’nden sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a kaçmak zorunda kalmıştır. Thomas’ın girişimiyle Osmanlı topraklarında ilk caz kulübü 1919 Haziranı’nda Şişli’de Stella ismiyle açılır. Oldukça tutulan bu mekanın ardından 1921 yılında Sıraselviler Caddesi’nin başındaki Majik Sineması’nın altında Maxim’i de açar. Burada Palm Beach Orkestrası ile caz müziği çalındığı söylenir. İstanbul’da cazın sultanı ünvanı ile anılır.
Frederick Thomas
“Tabii ki müzik denince gayrimüslimler bu işin içinde. Onların Avrupa ile bağlantıları çok önemli. Dünyada ün yapmış zil üretiminde bulunan Zilciyan ailesi de çok mühim mesela. En ünlü senfoni orkestraları bu zilleri kullanıyor o dönemde. İşte ilk caz kültürü o Rumlar, Ermeniler ve Beyaz Ruslar üzerinden gelişiyor. O dönemde gelişen bir cazbant deyimi var, İngilizce’de. “Caz Orkestrası” anlamına kelen bu kelimeyi biz dönüştürmüşüz. Artık insanlar ‘dün gece cazbant’a gittik’ diyorlar. Çalınan müzik o zamanlar fokstrot, çarlistonlar, tangolar hatta bizim kantolar… İşte dönemin müziklerini çalan orkestraya yani içinde nefeslilerin, piyanonun, kontrbasın, davul setinin, akordeonun olduğu orkestraya cazbant demişiz ve onların çaldığı müziğe de cazbant deniyor o zamanlar.
İstanbul’da belli süreli çalışmaya gelen yabancılar var, bizdeki gayrimüslimler var, bunlar üzerindendir ilk cazla tanışmamız. Ardından bazı okullarda müzik grupları oluşmaya başlıyor yavaş yavaş. Galatasaray okulundaki grup buna ilk örneklerden. Sonrasında karşıda Kadıköy, Moda ekibi çıkıyor.”
Caz Ankara’ya ise 1928 yılında giriyor. Ankara Palas başkentin en önemli sosyal kulübü, Cumhuriyet balolarıyla başlayan etkinlikler yerini yerli ve yabancı orkestraların düzenli programlara bırakır. Palas’ın bahçesinde cazbant çalmıştır. Ünlü Karpiç Lokantası’nda da kalburüstü müzisyenler çalar. 1937 yılında açılan Gar Gazinosu Ankara müziğine güç katar.
Ankara Palas Kaynak: sanatinyolculugu.com
“Ben bu döneme pre-caz dönemi diyorum, 1940’lı yıllara kadar devam ediyor”
“Şöyle kurgulandırıyorum o dönemi; şimdi Ankara’ya yeni gelen politikacılar, yabancı temsilciler Ankara Palas’ta kalıyor, Meclis’te mesai geçiriyor, Karpiç’te yemek yiyor. Buralarda müzik dinliyor. Cumhuriyet’in ilk döneminde her şey Ulus’un bu güzergahında olup bitiyor. Gar Gazinosu’na hep yabancı revüler, orkestralar geliyormuş. Doğu turnelerinde trenle Sofya, İstanbul, Beyrut’a giden bu revüler Gar’da bir gazino açılınca buraya da gelmeye başlamışlar. Bu revü dönemi epey devam etmiş, 50-60’lı yıllarda falan varlarmış yani.Ayrıca müzik alanında Ankara’da Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası da bulunmakta. Tabii ki yeni kurulan konservatuarın öğrencileri de var. Muvaffak Falay gibi ünlü trompetçiler çıktı o okuldan.”
Ankara Palas Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi Tarih: 02 Mart 2018
1940’lı yıllarda ilk caz faaliyetleri başlar
“Ankara Radyosu’nda hem tango hem caz orkestrası kuruluyor. Sanatçı yokluğundan her ikisinde de aynı sanatçılar var. Birinde keman çalan diğerinde saksofon çalıyor mesela. Sevinç ve Sevim Tevs kardeşler de Voice of America Radyosu’nda dinledikleri şarkıları ezberleyerek o yıllarda vokal yapıyorlar Radyo Caz Orkestrası’nda. Swing içeren şarkılar söylemişler.
1944 yılında Ankara Radyosu’nda plaktan dinletilen ilk açıklamalı caz programı, Halil Bedii Yönetken tarafından yapılıyor. Ankara’daki ilk caz konseri de 1946 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde; Hasan Kocamaz ve hukuk öğrencisi İlhan Mimaroğlu ağız armonikası çalarlar. Konsere dönemin başbakanı Recep Peker’in geldiği söyleniyor.
Dinlediği Charlie Parker-Dizzy Gillespie plağı ile caza başlayan Muvaffak Falay, kemancı ve piyanist Erdoğan Çaplı ile ilk ciddi caz denemelerini yapar. 50’li yıllar Ankara cazı için çok önemli bir dönemdir. Pek çok yabancı müzisyen gelir kente. Yerli caz sanatçıları için rol model olurlar. Birlikte çalma olanağı bulurlar. Ankara için İstanbul’u geçtiği yıllardır bu dönemler diyebiliriz. 1950’li yıllarda Ankara’da NATO üyeliği sonrası askeri üsler, haber alma merkezleri kurulur ve bunlara bağlı olarak dernek, kulüp gibi yerler açılır. Pek çok asker, teknisyenler çalışmaya ve sosyal tesisleri aileleriyle beraber kullanmaya başlar. Amerikalı askerlerin sosyal tesisi Officers’ Club açılır şimdiki Atakule’nin olduğu yerde. Erol Pekcan orada çalar bir süre sonra. Orada çalmak büyük bir prestij meselesiymiş. CSO’da çalmak gibiymiş. İzmir Caddesi’nde Amerikan ürünlerinin satılmaya başladığı mağazalardan caz plakları bulmak mümkün olur.”
Officers’ Club dışı ve iç mekân, 1963. Kaynak: Hoffman
Bu yıllarda Ankara caz hayatına renk katacak olan İtalyan orkestralar çeşitli kulüplerde müzik yapmaya başlamışlardır. Soysal Apartman’ın alt katındaki ünlü Süreyya Pavyon’da, Gar Gazinosu ve Ankara Palas’ta sahne almışlardır. Ünlü Happy Boys Orkestrası Ankara Palas’ta, Süreyya’da Renzo Bonaveri ve Mario Cavaceppi Orkestrası, Gar Gazinosu’nda ise Nico D’Agostino Orkestrası çalmışlardır.
“Maltepe’de Muvaffak Falay’ın çaldığı İntim Pavyon pek çok caz severi kendine çeker o dönemlerde. 1950’li yıllarda piyanist Yaşar Güvenir, İzmir Caddesi’nde kendisinin de sahne aldığı Kulüp Yaşar’ı açar. Nisan 1956’da Dizzy Gillespie Orkestrası’nın Ankara’ya gelmesi de çok heyecan verir. Havaalanında minik bir karşılama töreni yapar Ankaralı müzisyenler. Gillespie, Büyük Sinema’da 3 konser verir. Türk-Amerikan Derneği’nin bahçesinde verdiği konserde ise dışarıdaki gençler içeri alınana kadar sahne almaz. Son gün İntim’de yerel müzisyenlerle jam session yapar.”