Blog

Ayrancı Semt Meclisi ne yapmalı, nasıl çalışmalı?

Yazar Hakkında

Web |  + Yazarın diğer yazıları

“Ayrancı içinde barındırdığı her şeyle dayanışmaya örnek olabilecek bir semt”

Ayşegül Dalgıç

Ben Ayşegül. Ayrancı Semt Meclisi yürütme kurulu üyesiyim. Ankara’da mahalle kültürünü yaşatan sayılı semtten biri olan Ayrancı için bir semt meclisinin kurulması çok sayıda mahallelinin katılımı ile gerçekleşti. Bu durum benim şaşırdığım bir şey olmadı. Çünkü Ayrancı içinde barındırdığı her şey itibarıyla böyle bir dayanışmaya örnek olabilecek bir semt. Yaşadığımız mahalleyi her bakımdan  bir bütün haline getirmemiz çok önemli. Bu noktada elimizde bulundurduğumuz değerlerin de üzerine katarak eşitlikçi, çevreye ve birbirine duyarlı, dayanışmayı ilke edinmiş bir Ayrancı yaratmak güzel günlerin ilk adımı olabilir. 

“Ayrancı semt sakinleri olarak hep birlikte yürüyeceğiz”

Cevriye Akpoyraz

Semt meclisleri halkın yerel yönetim ve karar süreçlerine katılım sağlanması, semtlerin birikim ve potansiyelinin örgütlenerek yaşam kalitesinin yükselme mahalle, komşuluk bilincinin geliştirilmesi, sosyal-kültürel, bilimsel ve demokratik gelişme olanağının sağlanması, dayanışma ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi amacıyla kentin sosyal, ekonomik çevreyle ilgili sürdürülebilirliğinin, sorunların çözümlerinin geliştirildiği, ortak aklın ve uzlaşmanın esas olduğu yönetim anlayışına dayalı Ayrancı semt sakinlerinin katılımlarıyla kaliteli ve yaşanabilir bir kentin yönetiminde olmalarını hedefleyen ve gönüllük esasına dayalı bir yapı olarak kurulmuştur. Bu yapının içinde olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Biliyorum ki, Ayrancı semt sakinleri olarak bu yolda hep birlikte yürüyeceğiz.

“Biz çok büyük bir aileyiz”

Serap Agu

10 yıldır Ayrancı da oturuyorum ve birkaç yıldır da Ayrancı esnafıyım. Semt meclisimizin kurulacağını duyduğumda çok sevindim. Semtimiz için neler yapılır, neler değişir veya düzeltilir hep birlikte yapacağız. Biz çok büyük bir aileyiz. Küçük adımlarla etkili izler bırakacağımıza inanıyorum.

“Semt meclisine öncülük edenlerin duyarlılığını ve ciddiyetini görüyoruz”

Seviye Ardıç Çelik – Güvenevler Mahallesi Muhtarı

Ayrancı’da semt meclisi kuruluyor haberini ilk Ayrancım Derneği başkanı Ali Necati Koçak’tan duymuştum. Ayrancım Derneği’nin semtle ilgili çalışmalar konusunda istekli olduklarını görüyordum. Sonrasında Ahmet Uçar’ın meclis çalışmaları için gayretini gördüm. Bu arkadaşlar belirli bir duyarlılığı ve ciddiyeti olan arkadaşlar. Daha çok sevindim. Güvenevler mahallesi muhtarlığı olarak semt meclisinin kuruluşunu sakinlerimize duyurduk. Semt meclisinin yurttaş duyarlılığını geliştireceğini düşünüyorum.

“Mahallelerin farklılıklarını ve kendilerini özgün kılan değerlerini öne çıkarabilmeliyiz”

Gizem Salman

“Sanat ve Tasarım, kent ile daha derin ilişkiler kurarak kültürü genişleten itici bir kuvvet”

Günümüzde, kent yönetimleri de kendi girişimci politikalarını izleyerek küresel alanda kendilerine yer edinme arayışına girmişlerdir. Bu arayış küçük yerleşimler için farklı bir yol izleme gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Mahalleler farklılıklarını bir tanınma nesnesi haline getirerek kendilerini özgün kılan değerlerini ön plana çıkarabildikleri ölçüde birer cazibe merkezi haline gelebilirler. Bu arayış, Ayrancı’nın kendine özgü karakterinin sürdürülebileceği ve aynı zamanda sakinlerinin yaşamaktan zevk alabileceği daha iyi bir çevreye sahip olacağı bir yaşantı yaratmak amacı ile bir araya gelen Ayrancı Semt Meclisi’ne önemli görevler yüklüyor. Sanat ve tasarımı kent ile daha derin ilişkiler kurarak kültürü genişleten, kentlileşmeyi ve doğurduğu problemleri araştıran ve eleştiren bir itici kuvvet olarak tanımlıyorum. 

“Farklı yaş ve meslek gruplarından oluşan yürütme kurulu beni umutlandırdı”

Irmak Dalgıç

Ayrancı mahalle olmanın kriterlerinden çoğuna hala sahip bir yer. Bu açıdan mahalle kültürü hala devam ediyor. Aynı zamanda semtimizin nüfusu son dönemde oldukça artmış durumda ve önceleri sadece yaşlı nüfusun ikamet ettiği bir yerken şimdi gençlerin de fazlasıyla tercih ettiği bir yer haline geldi. Bu değişimler semtimizde birlikte yaşam fikrini organize edecek bir kuruma İhtiyacı ortaya çıkardı. 

Hem katılımcılık hem ortaklaşma açısından semt meclisleri gereklidir. Gerçi bir derneğimiz var zaten Ayrancım Derneği ama yerelde böyle çalışmaların artması önemli. O açıdan Ayrancı Semt Meclisi’nin tüm semt sakinlerini kapsayıcı şekilde ve yerel demokrasi anlayışını geliştirerek çalışma yürüteceğini düşünüyorum. Kent konseyi ile uyumlu çalışma yürütecek farklı yaş ve meslek gruplarından oluşan yürütme kurulu da beni umutlandırdı. Hem semt meclisimize hem semt sakinlerimize iyi çalışmalar diliyorum.

“Semt meclisimiz daha büyük katılımlar gerçekleştirecektir”

Güldane Tenç / Aziziye Mahallesi Muhtarı

Mahallemizin de içinde bulunduğu Ayrancı semtimiz de meclis kurulması beni mutlu etti. Semt Meclisiyle ilgili çalışan arkadaşları önceden de tanıyordum. Bu arkadaşlar Ayrancım derneğinden de güzel çalışmalar yapan arkadaşlar. Ayrancı Meclisi çalışmalarına ben de aktif olarak katıldım. Semt Meclisimizle Ayrancıda daha büyük katılımlar gerçekleşeceğine inanıyorum.

“Ayrancı Semt Meclisi kocaman bir ekip ruhuyla kuruldu”

Nurten İşçi / Güzeltepe Mahallesi Muhtarı

Ayrancı Mahallesi, Aziziye Mahallesi, Güvenevler Mahallesi, Güzeltepe Mahallesi, Remzi Oğuz Mahallesi olmak üzere beş Mahallenin de içinde bulunduğu, Ayrancı Semt Meclisi kuruldu. Başlangıç itibariyle gayet ciddi, özverili, hevesli bir çalışmaya şahit olduk. A’ dan Z’ ye emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Hayırlı ve uğurlu olsun. Semt yaşamında Çankaya İlçemizin ve komşuluk bilincinin geliştirilmesi, haklarımızın  hukuk çerçevesinde korunması, yeniliklere ve gelişmelere açık şekilde, çevre duyarlılığı,  yardımlaşma ve dayanışma, bir birimizi dinleme, yanlış işleri sorma, sorgulama, duyarlı olma, yerel yönetim ilkelerini projelendirme hepimizin ortak noktası olmalı. Umutluyum çünkü Ayrancı Semt Meclisi ülkemizden ve Dünya’dan haberdar olan, dinamik, çalışkan, gözleri ışıl ışıl bakan genç ekip arkadaşlarımızdan oluştu. Burada kocaman bir ekip ruhu var. Gurur duydum. 2022 yılında, değişim ve yeni başlangıçlar dileğiyle… 

“Ayrancı Lgbti+lar için de güvenli bir semte dönüşüyor”

Anjelik Kelavgil

Semt Meclisi’nin kurulmuş olmasını Ayrancı açısından önemli buluyorum, bir ihtiyacın karşılandığını düşünüyorum böylece. Ayrancı’da yaşamayı seviyoruz, Ayrancı’yı seviyoruz ve sevdiğimiz bir yerde bir arada söz üretmek, sorunlarımıza ihtiyaçlarımıza beraber çözümler bulmak yaşadığımız yeri hepimiz için daha yaşanır kılıyor. Bu sayede Ayrancı hepimiz için güvenli bir semte dönüşüyor. Bu açıdan bakıldığında Lgbti+ların Ayrancı’da yaşıyor ya da çalışıyor olması bir tesadüf değil. Ancak bu Ayrancı’yı Lgbti+lar açısından dikensiz gül bahçesi kılmıyor. Semt Meclisi çalışmalarının ve bu çalışmalarda yer almanın dikensiz gül bahçesine giden yolda önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Umarız Ayrancı’da yaratacağımız örnek gelişerek tüm ülkeye yayılır.

Semt Meclisi’nin gündemi: “Değiştirmek”

Ali Somel

Bir gün sabah kalkıyoruz. Kahvaltılık almaya gittiğimizde markette pahalılık duvarına çarpmadan evimize dönebiliyoruz. Yandaki kafeye kahve içmeye oturuyoruz, komşu masada falanca müteahhittin dönüşüme girecek filanca binaya göz diktiğinin konuşulmayacağını biliyoruz. Kamucu ulaşım sistemiyle araç trafiği kaosu çözülmüş, sokakta çocuklarımız oynarken içimiz rahat. Kir pas içinde kağıt toplayanları görüp vicdanımız sızlamıyor, çünkü belediye hepsini çoktan istihdam etmiş, insani koşullarda çalışıyorlar. Yaşlı komşumuz kronik sağlık sorunları için özel hastaneye para bayılmak veya şehir hastanesine gitmek zorunda kalmıyor artık; işletme olmaktan kurtulmuş sağlık ocağında ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Parklar, gençlerin hep beraber takım sporları yapabilecekleri şekilde donatılmış; geçerken voleybol maçlarını seyredip heyecanlanıyoruz… Bana kalırsa bu koşullar altında kurulan bir Semt Meclisi, Semti “daha iyileştirmeyi” doyasıya konuşuyor oluyordu. Ancak bugünkü koşullarımız başka. Bu yüzden şimdi kurulan Semt Meclisi’nin gündemi daha ciddi: “Değiştirmek”. Rantın tehdit ettiği kamusal mekanlara sahip çıkmak, bunlar için yerel yönetimlerden talepkar olmak, zora düşenle dayanışmak, insanca yaşam koşulları için hep beraber mücadele etmek… Semt Meclisi, semt halkının bu amaçlarla yan yana geldiği, örgütlü hareket etmeyi öğrendiği bir yer olmalı. Ayrancı’da Semt Meclisi’nin ilk toplantısı bu yönden umut vericiydi. Yolu açık olsun!

“Yaşlılarla ilgili çalışmalar yapılsın”

Rengin Arünal

İhtiyaç sahipleri belirlensin, yaşlılarla ilgili çalışmalar yapılsın. Mesela pandemi döneminde yardıma gerçekten ihtiyacı olan yaşlılar gördüm. Alışverişleri yapılabilir, sağlıkla ilgili götürülüp getirilecek yerlerde yardımcı olunabilir. Güzel okuyan, ihtiyacı olan çocuklara burs sağlanabilir.  Çocuklar için oyun evleri açılabilir. Hayvanlarla ilgili bir şey yapılabilir. Sokak köpeklerine çok karşı bir mahalle, o konuda bir çalışma yapılabilir. Kediler zaten mahallenin efendisi 🙂

Ayrancı’nın da bir haritası oldu

Sokaklarıyla, bu sokakların sağına soluna yerleştirilen hem görsel açıdan keyifli hem de gerçeği ile neredeyse birebir aynı evleriyle, arka bahçeleri ve ağaçları ile bir Ayrancı Haritası düşünün. Özgün Özmen, pandemi döneminde Ankara’ya dair bir şeyler yapma isteğini bu harita ile gerçekleştirmeye başladı ve ilk harita Ayrancı’nın oldu.

Özgün Özmen, ODTÜ Uluslararası İlişkiler mezunu ve aynı okulda yüksek lisans yapıyor.

Seni tanıyarak başlayalım söyleşimize…

Özgün ismim. ODTÜ Uluslararası İlişkiler’den mezun oldum. İki sene kadar oldu mezun olalı. Bu sene yine ODTÜ Sosyal Bilimler yüksek lisans programına başladım. Okul zaten çok bi vakit kapladığı için uzun bir süre sadece okul oldu. Onun dışında bu resim işleri çok amatör, alaylı devam eden bir şey oldu hep. Harita da pandemi döneminde o kapanmalarda sürekli evdeyken falan üstüne gideyim, geliştireyim kendimi falan diye uğraştığım bir döneme denk geldi tam. Bi yandan da aşırı Ankaralılık, Ankara’yı çok sevmem beni bu haritaya yoğunlaştırdı. Aslen Ankaralı değilim ama 10 yaşından beri Ankara’dayım. Yaklaşık 6 senedir de Ayrancı’dayım. O yüzden buraya dair de bi şeyler yapmak vardı aklımda. Pandemi dönemiyle de kesişince evde oturup full buna yoğunlaştığım bir dönem oldu geçen sene içinde. Böyle bir harita çıktı ortaya.

Harita veya resimle ilgili eğitim aldınız mı?

Profesyonel bir şekilde yapmadığım için bunu veya akademik bir eğitimini almadığım için tamamen amatör anlamda, bireysel yaptığım bir şey. Bir yandan da teknik açıdan kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Haritanın çıkışı da biraz öyleydi, mimari çizimler ya da şehirle ilgili ilerletmek istiyorum onu. 

Özgün Özmen’in el çizimi Ayrancı Haritası

O malum soruya gelelim, neden Ayrancı?

Üniversitenin son yıllarında Ayrancı’ya taşındım. Ankara’yı çok seviyorum aslında, çocukluğumdan beri burada olduğum için, klasik Ankaralılık. Yaşaya yaşaya, burada anı biriktire biriktire seviyoruz sanırım. Bunun dışında Ayrancı’da o biraz daha somutlaştı aslında, Ankara’ya duyduğum o bağ ya da ev hissi. Çünkü hani bi yandan hem çok güvende -Türkiye şartlarında en azından- hissettiğimiz bir yer. Öyleki ev hissi bütün mahalleye yayılıyor gibi buradayken. Bunlar bir araya gelince zaten burada yaşıyor olmanın kendisi güzel bir hal alıyor. O yüzden buraya dair de bir şey yapmak istedim. Sonra böyle bir Ayrancı haritası oldu.

Haritanın ilk çıkışı ise burayı bilmeyen bir arkadaşım için ufak bir Kızılay krokisi hazırlama ile oldu. Çünkü “ne yapacağım nereye gideceğim bilmiyorum, mekan bilmiyorum, sokak bilmiyorum” diye bir muhabbet geçmişti. Bir de klasik “Ankara’da hiçbir yer yok, yapacak hiçbir şey yok.” mevzusu olunca “Dur ben sana bir rehber yapayım.” dedim. Bu dediğim 5-6 sene önceydi. Sonra o küçük Kızılay krokisi, birkaç başka semtle birleştirdiğim, gittikçe büyüyen bir krokiye dönüştü. İşte Ulus, Sıhhiye, Ayrancı falan. Bir defter içinde böyle küçük küçük mahalle krokileri, nerede ne yapabilirsin, nereye gidilebilir gibi şeyler hazırladım. Sonra bunun resimli harita gibi bir şeyini mi yapsam acaba diye düşünmüştüm. Oradan hep aklımdaydı. Sonra pandemi döneminin verdiği bir zaman imkanı da olunca buna başladım ve bu şekilde ortaya çıktı. 

Peki hangi teknikle yaptın? Dijital değil.

Dijital değil. Sulu boya ve marker kalemle yaptım. Çok sulu boya tekniği gibi durmuyor ama malzeme sulu boya. Kağıt üstüne. 70X100 boyutunda.

Çantalar üzerinde de yaptığın çizimler var…

Onlar kendimi geliştirmeye çalışırken yaptığım şeyler. Kendime ait bir çizim tarzı oluşturmaya çalışıyorum. Böyle ufak tefek tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Shopify’dakiler  maddi kaygı ile yaptığım şeyler, hem kullanışlı olabilsin hem de buradan bir gelir elde edebilirim diye oraya koyduğum şeyler. Ama çok sürdürülebilir olmadı. Bi şekilde ona da emek vermek gerekiyor. Bir şeyi satmaya çalışmak yorucu bir şey. Ama harita maddi bir kaygı ile yaptığım bir şey değildi. Diğer yapmak istediğim haritalar için de maddi bir durum yok. Ama şöyle bir durum var. Maalesef bize çok iyi paralar kazandıran ve aynı zamanda çok da zaman sunan işlerimiz olmadığı için bu tip işleri sürdürebilmek için bi tık kendini döndürebilecek maddi yanının da olması gerekiyor. Mesela bu haritayı yapmam yaklaşık 3 ay sürdü. Ama o dönem okul ve iş yoktu. O yüzden 3 ay boyunca sabah uyandığımda bunu yapıyordum, akşama kadar harita ile uğraşıyordum. Bakınca, ortaya koyulan emeği maddi bir şeyle temellendirmiyorum ama hayatı da sürdürebilmek için birşey kazanmak gerekliliğinden dolayı sadece kendi kendini döndürmesini bekliyorum. Her şey çok pahalı zaten, boyalar, kalemler, baskı. 

Peki bir yandan akademik hayatına da devam ediyorsun ama bu yönde ilerlemek istiyor musun?

İstiyorum. Şu an bu işin akademik eğitimini almak için çok geç. Belki lisanstayken çok başka bir tercih yapmak isterdim. Ama işte hepsi bir araya geliyor. Ülkenin koşulları, 18 yaşındaki o bakış açımız, isteklerimiz çok farklı şimdikiyle. Ben de şimdi böyle ufak ufak çabalıyorum. Bir yandan okulum, sorumluluklarım olduğu için çizim, tasarım tarafına çok emek ayıramıyorum ama dediğim gibi biraz alaylı biraz amatör kendi kendime ilerletmek istiyorum.  Biraz daha kente dair bir şeyler, Ankara ile başlayıp sonra başka kentlerle de genişletip böyle bir iş ortaya çıkarmak istiyorum. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan binalar, binaların tarihleri gibi. Geçenlerde Ankara’nın 90lı yılların sonu 2000lerin başına da tanıklık etmiş arkadaşlarımla konuşuyordum. Onların bahsettiği Sakarya başka bir Sakarya, onların bahsettiği Konur başka bir Konur. O yüzden not düşmek gibi geliyor bana. Şu an nasıl görünüyor? Yapabilirsem, geçmişte nasıl görünüyordu? Nasıl değişti? Ya da hatırlamak, veya tekrardan değiştirmek istediğimizde belki, neydi, nasıl değişti, niye böyle dönüştürüldü, onu bilmek açısından iyi olabilir.

Mesela burada yıkılan apartmanların yerine yenisi yapıldığında bile bir çok değişiklik oluyor. Bahçesi değişiyor, bahçesindeki ağaç değişiyor ya da evin tipi değişiyor. Mesela mimari konusunda çok bilgili değilim ama iyi kötü bakınca orada bir şey olduğunu anlıyorsun. Hangi mimari akıma göre yapıldığını, hangi döneme tekabül ettiğini vesaire bilmesen bile en azından estetik açıdan güzel geliyor. Yeni yapılan binanın maddi bir kaygı ile mi yapılıp yapılmadığını anlıyorsun. Bahçeler daraltılıyor, balkonlar minicik kalıyor. Ruhunu kaybediyor çünkü. Kızılay’daki sokakların değişimi de öyle. Alkollü mekanların sokağa taşması engelleniyor, bu defa başka bir şey sokağa taşıyor. 

Seni takip etmek, çalışmalarını görmek isteyenler için instagram hesabını paylaşabilir miyiz?

İnstagram hesabım
@ozgunsopaintings

Şehrin yeşil sığınakları: Pandemi parantezinde parklar

Milyonlarca insanı öldürerek dünyayı sarsan İspanyol gribinin üzerinden bir asır geçti. Geçen zaman boyunca evrilen, yeni bir düzene, belki de eski düzenin cilalanmış bir biçimine adım atan dünya, tarihten ders alıp almadığını 2020’den beri mücadele ettiği yeni bir virüsle yeniden öğreniyor. Türkiye’de ve dünyada salgına karşı alınan önlemler arasında yer alan sokağa çıkma yasakları, okulların, iş yerlerinin ve lokantalar, alışveriş merkezleri gibi sosyal alanların kapatılması ve kişilerin aralarına koymaları gereken sosyal mesafe, nüfusta birçok olumsuz fiziksel ve psikolojik sonuç doğurdu. Yalnızca salgınlar sırasında değil, günlük hayatta da insanların kafa dinlemek ve yorgunluk gidermek için sık sık uğradıkları yeşil alanlardan ve şehir parklarından söz etmek, şehrin içindeki bu kamusal boş alanların hayatımızdaki yerine değinmek istiyorum. Türkiye’de daha fazla tartışılması gereken bir konu, park ve kamusal alan kullanımı. Bunun salgın gibi şoklarla ne derece değiştiğinden ve ücretsiz serbest vakit geçirme alanı olarak parkların değerlerinin ne denli arttığından bahsetmek istiyorum.

Boş alan diyerek kullanılmayan, izbe, terk edilmiş, bakımsız, uğrak olmayan alanları çağrıştırmak istemem. Giderek betonlaşan kentlerde kamuya ait ve yapılaşmamış alanların, özellikle park ve bahçelerin azlığı, şehrin içinde bu ‘boş’ alanların kıymetini arttırıyor. New York Parklar Müdürlüğü Komiseri Mitchell J. Silver’ın, parkların ve kamusal alanların zihinsel ve fiziksel sağlığa katkı sağlamak ve şehrin direncini arttırmak, hatta suç oranlarında düşüş sağlamak gibi pek çok konudaki faydalarından bahsettiği konuşmasında şu sözler paylaşmaya değer: “Parklar yalnızca yeşil alanlar değil, kamuya ait alanlardır da; zihinsel sağlığımızı kaybetmemeye yararlar. Araştırmalar yalnızca 20 dakika bir parkta zaman geçirmenin zihinsel sağlığı iyileştirdiğini, kaygı ve stresi azalttığını gösteriyor”. 

Aktif yeşil alan, kentte park, bahçe, piknik alanı gibi halka açık yeşil alanlar anlamına geliyor; orman veya mezarlık alanları kapsamıyor. Ankara’nın yeşil alanlarının yıllar içinde artıp artmadığı, doğal ögelerin mi yoksa yapay unsurların mı üzerine kuruldukları hakkında sayısal veriye fazla rastlayamıyoruz. ODTÜ Mimarlık Topluluğunun 2017’de Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Emre Sevim ile yaptığı bir röportajda, Sevim, Mogan Gölü’nden örnek verip, gölün yapılaşma ve betonlaşma sebebiyle gitgide yapaylaştığını söylerken, Eymir Gölü’nün, doğal yapısını korumayı başararak Ankaralılar için önemli bir mesire alanı olmaya devam ettiğini belirtiyor. Burada aslında mesire alanından ne kastettiğimiz de önemli. Mesire alanlarının ‘parklaşması’, yani içlerine kafeteryalar, çocuk etkinlik alanları, spor merkezleri açılması, dinlenme hakkını satın alınabilir bir ürüne mi dönüştürüyor? Her mesire alanı ‘parklaştırılmalı mı’? Alım gücünün giderek düştüğü kesimler için parklar ve kamusal alanlar ne ifade ediyor?  

Betonlaşmayla yapaylaşan Mogan Gölü

Parkların özellikle de salgın zamanlarında halkın zihinsel ve fiziksel sağlığına etkisi, Derin Yoksulluk Ağı’nın raporunda da ortaya çıkıyor. Raporda, görüşme yapılan hanelerde kişilere sosyalleşmek için evin dışında vakit geçirip geçirmedikleri sorulduğunda, yüzde 51’inin dışarıda vakit geçirdiği, bu kişilerin yüzde 75’inin açık hava, park, piknik alanı, sahil kenarı gibi alanlarda vakit geçirdiği belirtiliyor. Stres seviyesinin bilinmezlik, korku, izolasyon, sosyal bağların zayıflaması gibi nedenlerle önemli ölçüde arttığı bu zamanlarda, özellikle evden çalışma gibi bir seçeneği bulunmayan, ön saflardaki sağlık çalışanları, acil yardım çalışanları, market çalışanları, kargo kuryeleri, toplu taşıma çalışanları ve apartman görevlileri gibi vazgeçilmez işçiler ve salgın nedeniyle işlerinden olmuş tüm çalışanlar, Kinder Enstitüsü tarafından yayımlanan bir makalede de belirtildiği gibi, bir rahatlama supabına ihtiyaç duyuyor.

Doğma büyüme bir Ankaralı olarak, kentteki parklar, yeşil alanlar, kamusal ‘boş’ alanlar ve bunların şehrin geneline etkisini araştırırken Jansen Planı’ndan oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Jansen Planı, 1928’te Alman mimar Hermann Jansen’ın, Ankara Nazım İmar Planı için açılan yarışmayı kazanmasıyla Ankara için hazırladığı bir nazım planı. Goethe Enstitüsü arşivinde, Jansen Planı’nın Ankara kalesini “kentin tacı” kabul ederek, kale çevresinin imarı ve kalenin ‘güzel’ görünmesi için, yeşil ‘bakı koridorları’ önerdiğini görüyoruz. Ayrıca plan bir parklar sistemi geliştirmek istemiş ve Atatürk Orman Çiftliği arazisinin büyük bir park ve hayvanat bahçesi olarak kullanılmasını önermiş. Jansen, Ankara’yı bir ‘bahçe şehir’ olarak tasarladığını, büyük kentleri tasarlarken dikkat edilmesi gereken dört ana nokta olarak, “iktisat, trafik, sağlık, estetik” kavramlarını alarak Ankara’yı modern kent mimarlığı ile yeniden çizmek istediğini dile getirmiş. Arşivde bir tabloyla gösterilen Ankara’nın belli başlı yeşil alanlarının yüz ölçümüne bakılacak olursa karşımıza yeşil bir kent tablosu çıkıyor. Ne yazık ki, günümüzde örneğin kalenin etrafında neredeyse hiç yeşil alan kalmamıştır; Eski Ankara diye tabir edilen bölge viran durumdadır. Bu gerçek, planın düzgün uygulanamadığının da göstergelerinden biri belki de.

Ankara Kalesi’nin etrafında yeşil alan kalmamış, planın tam olarak hayata geçirilememiş veya içinin farklı kentleşme yolları ile boşaltılmış olması, akla şehrin tümünde önemli ölçüde azalmış bu yeşil alanları kimin kullandığını getiriyor. Ankara’nın yıllar içinde artan nüfusu, kentleşmeyi arttırarak yeşil alan sayısını azaltmış, geriye kalan yeşil alanlarınsa örneğin ulaşım zorluğu nedeniyle kullanım sıklığı düşmüş.

Yeşil alanlar çocukların da gidip oynamak için can attıkları yerlerdi eskiden. Tirebolu Sokağı’nda oturan dedem ve anneannem, evlerinde geçirdiğim yaz günlerinde beni Cemal Süreya Parkı’na götürür, ben parkta koşup oynarken kendileri de bir banka oturur, güneşli havadan yararlanırlardı. ‘Tepeli Park’ ismini koyduğum Meclis Parkı’na babamla gider, o zaman gözüme dev gibi gelen, aslında pek de yüksek olmayan tepeciklerden aşağı kayarak çok eğlenirdim. Yürüyerek gittiğimiz bu parklar neşe kaynağımızdı. Hala yerli yerinde durmalarına bir yandan seviniyor, bir yandan da, Meclis Parkı’nın bulvar tarafına dikilmiş taksi durağı örneğindeki gibi, alanlarının giderek daralıyor olmasına üzülüyorum.

Bilkent’te bulunan Şehir Hastanesi’ne ulaşım gerekçesiyle ODTÜ içinden geçirilecek yol.

Yeşil alanların fiziksel ve zihinsel sağlığa katkısından bahsederken, parklara erişimde ve niteliklerinde eşit haklardan da bahsetmek gerekiyor. Manhattan’ın ortasına yerleştirilmiş Central Park’ın peyzaj mimarlarından Frederick Law Olmsted için Mitchell J. Silver şunları söylüyor: “Olmsted’te farklı olan şey, gelir düzeyi ve ekonomik durumdan bağımsız olarak, herkesi hoş karşılayan kamusal alanlar oluşturmak istemesiydi. Demokratik kamusal alanlar”. Central Park’ın 1825’te burada yaşayan siyahların ve İrlandalı göçmenlerin mülklerinin de bulunduğu Seneca Village gibi yerleşimleri içinde barındırdığını ve park planlarının tamamlanmasıyla bu toplulukların yerlerinden edildiklerini de unutmamak gerek. Bir park, bir topluluğu ortadan kaldırmak pahasına mı yaratılmalı? Parkların ‘demokratlığından’ bahsederken, Silver’ın 1950’lerden beri ilk kez yenilenen Brooklyn’deki bir park hakkındaki sözlerini de paylaşmadan geçemeyeceğim: “Ekip arkadaşlarımdan birine sekiz yaşındaki bir Hispanik çocuğa yeni yapılmış parka neden uğramadığını sormasını istedim. Çocuk parkın çok güzel olduğunu, bu yüzden kendisi için yapılmadığını düşündüğünü söyledi. Mahallesinde daha önce hiç böyle bir park görmemiş. Park çok güzel göründüğünden girmek için para ödemesi gerektiğini düşünmüş.

Türkiye’ye dönüp şehirlerdeki yeşil alanların erişebilirliğine baktığımızda, örneğin Ankara’da, karşımıza vasıtasız gitmenin epey güç olduğu yeşil alanlar çıkıyor. Çankaya Belediyesi’ne ait Ahlatlıbel Atatürk Parkı bunlardan biri. Oyun alanları, tenis kortları, basketbol sahası gibi spor alanları, kafeteryalar barındıran, aslında yukarıda da belirttiğimiz gibi, ‘boş’ alan tabirinden epey uzak bu tesise araçla on beş dakikada ulaşılırken, toplu taşımayla şehir merkezinden kırk dakikada varabiliyorsunuz; elbette trafiksiz bir yolda, ideal koşullarda. Yani karşımıza yine kamusal yeşil alanlara erişim, nitelikleri ve bunların en çok kimin hizmetine sunulduğu çıkıyor. Örneğin özel aracı olmayan, gitmek istediği yere yaya giden veya toplu taşıma kullanan şehirlilerin, özel aracı olanlara kıyasla daha az hak ve hizmetten yararlanmak durumunda kaldığını söyleyebilir miyiz? Burada çarpıcı bir örnek yine New York’tan verilebilir. 1920’lerden 40’lara kadar, daha çok ormanlık alanlardan ve çiftliklerden oluşan Long Island’ı Manhattan’a bağlamak isteyen Robert Moses, iki yerleşim arasında birçok ekspres yol yaparak Long Island’ı, Manhattan’ın seçkinlerinin hafta sonlarını geçirdikleri, kır evleri satın aldıkları bir alana dönüştürmüş. Zenginler yapılan yolların evlerinin önünden geçmemesini sağlayabilmiş, fakat Long Island çiftçileri, yapılan ekspres yolları çiftliklerinden uzakta tutamamış ve hektarlarca alan ellerinden alınmış.

Şehirlerdeki yapılaşma baskısı, park ve kamusal alanların kapladığı alanları azaltırken, parkların üzerindeki baskıyı arttırıyor. Emre Sevim, bu konuda Eymir örneğini veriyor. ODTÜ’ye tahsis edilmiş, ODTÜ tarafından yeşillendirilmiş bir alan olan Eymir’in halka açık olmadığı iddiasının, politik bazı sebeplerden doğduğunu, Eymir’in herkes tarafından kullanılabilir bir yeşil alan olduğunu belirtirken, ODTÜ’nün kendi arazisini koruyarak bu alana girişi kısıtlama olasılığının da en doğal hakkı olduğunu söylüyor. Bu tartışmalı bir iddia olsa da, ODTÜ arazisi üzerindeki, Bilkent’te bulunan Şehir Hastanesi’ne ulaşım gerekçesiyle ODTÜ içinden geçirilecek yol yapımı ile başlayan ve ODTÜ ormanında ciddi tahribata yol açan, dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın projeleri belki de Sevim’i haklı çıkarıyordur.

İstanbul’un yeşil alanlarına tekrar dönerek Taksim Gezi Parkı’nı ele alırsak, Sevim’in sözleri kayda değer: “Yaşlı teyzelerin ilk günden itibaren parkı canla başla savunmalarının sebebi kentte gideceği bir tek yer olması, bütün hayatını orada geçirmiş olması, oturup kuşlara yem attığı bir yer olarak görmesi ve parkın bir AVM’ye dönüşmesini istememesiydi.” Ormanlardan konu açılmışken, İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derin Orhon’un sözleri de çarpıcı: “Kent içi yeşil alan denildiği zaman, ağacın, çimenin olduğu yeri düşünmemek lazım. Mahalle bazında yeşil alan yaratmak yerine otoyol kenarları yeşillendiriliyor.

Parklar, bahçeler demişken, Türkiye’de 24 Haziran 2018 seçimlerinde bir seçim vaadi olarak tekrar gündeme gelen millet bahçelerini ve kullanım oranlarını da tartışmalı. ODTÜ Mimarlık Bölümü doktora öğrencisi Cem Dedekargınoğlu’nun Millet Bahçeleri hakkında yazdığı makalede söz konusu kamusal alanların nasıl doğduğunu öğreniyoruz. Ankara Millet Bahçesi, 19. yüzyılda, bugünün Atatürk Bulvarı ve İstasyon Caddesi’nin kavşağında kurulmuş. Milli Mücadele döneminde bir karar mercii işlevi görmüş, önemi artmış ve Ankara’nın sayılı dinlenme alanlarından biri haline gelmiş. Zaman içerisinde bahçe-çarşı yerine, bugünün 100. Yıl Çarşısı olarak bilinen çok katlı çarşı-iş hanına dönüşmüş. Doçent Doktor Bülent Duru’nun, Prof. Dr. Murat Balamir’in düşüncelerini de aktardığı makalesinde şu endişeler belirtiliyor: “Atatürk Havalimanı’nı botanik bahçesine ya da kent koruluğuna kısa sürelerde dönüştürmek olanaklı mıdır? Uçakların milyonlarca kez iniş kalkış yaptığı bir alanda çeşitli kimyasalların birikimi ile bir zehir havuzu oluşmamış mıdır?” Ankara’da, Atatürk Kültür Merkezi’nden Ulus’a uzanan Cumhuriyet dönemi tarihi koruma alanında yapılmak istenen millet bahçesi projesini de Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yargıya taşıdığını belirtmek gerekir.

The Guardian gazetesinde, parkların, salgınla yüz yüze geldiğimiz ve hastalıkla başa çıkma yollarına henüz aşina olmadığımız ilk zamanlarda nasıl kurtarıcı rolüne büründüğüne dair bir makale, tarihçilerin parkları Viktoryen dönemde tasarlandığı gibi kullanmaya başladığımızı söylüyor. 1840’lardan önce İngiltere’de özel bahçeler, parklar ve yürüme yolları dışında halka açık park yoktu ve şehirlerin boş alanları giderek kaplaması, insanların artan biçimde şehirlere sıkışmasına, doğal hayattan ve sağladığı fiziksel ve zihinsel faydalardan kopmasına neden oldu. Viktoryen parkların, yani ‘şehrin akciğerlerinin’ yapılmasını üç faktör etkiledi: ücretsiz ve kolay erişim sağlamak, spor etkinliklerinden köpek gezdirmeye birçok amaç için kullanılan çim alanlar sunmak ve kamusal alanda kamusal mal yaratabilmek. Salgınla beraber kapanan sosyal alanlar, sokağa çıkma yasaklarıyla azalan trafik ve araç gürültüsü, ardından gelen ve görece azalan hava kirliliği, parkların gözümüzdeki değerini arttırdı ve belki de bize ‘mekan ve ürün’ olmadan da vakit geçirilebileceğini hatırlattı. Madalyonun öbür yüzü: İngiltere’de kapanan sosyal alanlar, yeşil kamusal alanların kiralanmaya başlamasına, bu alanların ticari amaçlar için kullanılmasına, parkların toplumsal değerinin yerine ürün ve hizmet değişimi ile kar gütme araçları haline gelmesine sebep olmuş. 

Burada önemli olan, Türkiye’de giderek derinleşen yoksulluğu de göz önüne alarak, şehrin ‘boş’ alanlarına verdiğimiz değeri tekrardan düşünmek. Şehirde ticari emellerden arınmış, almaya ve satmaya değil, düşünmeye ve dinlenmeye odaklı, vasıtayla değil, kas kuvvetiyle erişilebilecek ‘yeşil boşlukların’ her birey için artması öncelikli ihtiyacımız ve dileğimiz olmalı.

Ayaş evleri ve yapım teknikleri

Geleneksel Anadolu evlerine bir örnek

Ayaş, Ankara’nın batısında, Ankara-Adapazarı yolu üzerinde, şirin ve tarihi bir ilçedir. Hititler Frigler, Galatlar, Romalılar ve Bizanslılar burada hakimiyet kurmuşlardır. Ankara’ya uzaklığı 57 km’dir.

Ayaş’ta çok sayıda kültür mirası örneği vardır. İlçede 250’ye yakın cami, çeşme, konak ve sivil mimarlık örneği bulunmaktadır. Tescilli yapıların büyük kısmı çarşı çevresinde ve kuzeydeki vadi yamaçlarında toplanmıştır.

Bölgede tescilli yapılar; Hacımemi Mahallesi, Dervişimam Mahallesi, Camiatik Mahallesi, Hacıveli Mahallesi, Ömeroğlu Mahallesi, Şeyhmuhittin Mahallesi gibi yerlerde yoğunlaşmaktadır. 

Bu mahallelerde konutlar, dar sokaklarda, neredeyse sırt sırta olacak şekilde çok sık bir doku meydana getirmektedirler. 

Geleneksel Ayaş evleri

Ayaş evleri, genellikle 2-3 katlıdır. Az sayıda da olsa bazı evlerde ara kat bulunmaktadır. Bu ara katlar zemin katla birinci kat arasında düzenlenmiştir. Buna örnek olarak: İncipınar Sokak’taki ve Fındıklı Sokak’taki 2 tescilli yapı gösterilebilir.

Ayaş’ın geleneksel mimarisinde taşıyıcı sistem kurgusu ahşap karkas olup, temel malzeme; ahşap, taş ve kerpiçtir.

Ahşap karkas olan evler geleneksel Türk evlerinin ana karakteristiklerini taşır. Sevgili hocamız Doğan Kuban, ‘Türk ve İslam sanatı üzerine denemeler’ isimli kitabında konut kültürünün gerçek temsilcilerinin “Anadolu’nun kıyıları ile orta yayla arasında bir ikinci çember gibi dolanan Sivas dolaylarından batıya ve İç Ege’den Torosların kuzey yamaçlarına kadar uzanan yer yer diğer bölgelerde ve Balkanlarda görülen hımış yapı tekniğinde, yani taşıyıcı sistemi ağaç ve kerpiç dolgulu, zemin katı genelde taş olan yapı tekniği ile inşa edilmiş konut mimarisi…” olarak açıklıyor. 

Doğan Kuban bu saptamasına örnek olarak da Kütahya, Kula, Birgi, Sivrihisar, Bolu, Safranbolu, Kastamonu, Amasya, Çankırı vb. gibi evleri gösteriyor. Bu teknikle yapılan evlerin, diğerleri gibi bölgeyle sınırlı olmadığını ayrıca bölgesel tipleri de etkilediğini söylüyor.

Ayaş evlerinin bu örneklerde belirtilen yapım tekniği ile aynı olması nedeniyle geleneksel konut mimarimizin temsilcisi olduğunu söyleyebiliriz.

Evlerin bazıları avluludur. Avlulu evlerin bazılarının girişi avludan yapılmakta, bazılarının girişi ise hem avludan hem de yoldan yapılmaktadır.

Genellikle iki, üç  katlı olan  evlerin zemin katında ahır, kiler ,tuvalet ve büyük evlerde hizmetkar odası gibi servis mekanları bulunur.

Üst katlar ise asıl yaşama alanıdır. Sofa etrafında odalar dizilmiştir ve odalar sofaya açılmaktadır. Ayaş’ta geleneksel evlerin büyük kısmı iç sofalı olarak planlanmıştır. Yemek yeme, yatma, yıkanma gibi yaşam alanları bu kattadır. 

Ancak bazı evlerde sofalar özgün halini kaybederek, değişikliğe uğramıştır. Bazı evlerde ısınma sorunuyla sofanın bir ucuna ahşap bölme duvarlar ile kapatılmış ve sofalar ikiye bölünmüştür. 

Evler sobalı olması nedeniyle kışın yakıt tüketiminin daha az olması için böyle bir çözüm bulunmuştur. Bu çözüm tescilli yapıların özgün halinin bozulmasına neden olmuştur. Ayrıca bu değişikliklerin yapıldığı evlerde oda sayısı da fazlalaşmıştır.

Özellikle avlulu ve bahçeli evlerin özgün halinde tuvaletler açık alanlara yapıldığından, zamanla tuvaletler yapının içerisinde kendine yer bulmaya başlamıştır. Bu nedenle birçok yapıya sonradan tuvalet-banyo gibi eklemeler yapıldığı görülmektedir. 

Ayaş’ta, geleneksel Türk evlerinde olduğu gibi önemli bir mekan “oda”dır. Konutların büyük çoğunluğunda en az bir odada yüklük, ocak ve gusülhaneden oluşan bir düzenleme mutlaka bulunur. Oda içerisinde dolaplar ahşaptır ve genellikle süslemelidir. 

İç sofanın her iki ucu da genellikle sokağa bakmaktadır. Bazı evlerde ise sofanın bir ucu sokağa bakarken, diğer ucu avluya bakar.

Geleneksel Türk evlerinde ana yapım malzemelerinden ahşap, yapım tekniği olarak da ahşap çatkı önemli bir unsurdur. Bu yöntem bir gelenekselliğin devamı olduğu kadar, Anadolu’nun birçok bölgesinde orman alanlarının çokluğu ve ayrıca Anadolu’nun büyük kısmının deprem bölgesi olması nedeniyle hafif malzemeler kullanılması ihtiyacı ahşap malzemenin bolca kullanılmasını gerektirmiştir. Ayrıca ahşabın, diğer yapı malzemelerine göre daha esnek ve daha kolay işlenebilir olması bu malzemenin kullanılmasının nedenlerinden biridir. 

Ayaş’ın geleneksel mimarisinde taşıyıcı sistem kurgusu vazgeçilmez öğe olan ahşap karkastır. Kat döşemeleri, döşeme kaplamaları, kapılar, pencereler, tavan kaplamaları, duvar çatkıları, çatılar, kat silmeleri ve dolaplar gibi yapının birçok öğesi ahşap malzemedir. Çevrede var olan ormanlar ve ağaçlık alanlar bu malzemenin kolayca elde edilmesini sağlamıştır. Beypazarı çevresinden getirilen Sarıçam, Güdül çevresinden getirilen Karaçam ve Ayaş civarındaki Söğüt ve Kavak ağaçları yapılarda kullanılmıştır.

Temeller genellikle taştan yapılmıştır. Taş malzeme yapıda; temellerde, bodrum kat duvarlarında ve bahçe duvarı gibi bölümlerde kullanılmıştır. Bu yapı tekniği Anadolu’dan Balkanlara kadar uzanan coğrafyada çokça kullanılmıştır. Bu tekniğe göre, ahşap çatkı arası kerpiç ile doldurulmakta, temeller ve bodrum kat çoğunlukla taştan örülmektedir. Ayaş evlerinde de bu yapım tekniği gözlenmektedir. Temel malzeme, ahşap, taş ve kerpiçtir.

Duvarlar genellikle ahşap çatkı arası dolgudur. Dolgu malzemesi ise kerpiçtir. Kerpiç dolgulu ahşap taşıyıcının iç ve dış yüzeyleri genellikle saman karışımlı çamurla veya kıtıklı harçla sıvalıdır. 

Ayaş’ta bazı evlerde ise dolgu malzemesi olarak ahşap iskeletin aralarında Ayaş’ta gelişmiş olan yerel malzeme kullanılmıştır.

Ahşap çatkı araları, çevredeki toprak işleme atölyelerinde üretilmiş, sırlı pişmiş toprak, ince (yaklaşık 3/8/25 cm boyutlarında) tuğla benzeri malzemeyle doldurulmuş ve arası toprakla sıvanmıştır.  

Geçmiş zamanlarda Ayaş çevresindeki fırınlarda hazırlanan sırlı tuğla benzeri pişmiş toprak, bazı evlerin zemin döşemelerinde de kullanılmıştır. Ahmet Şevki Karakayalı Evi sofasının bir bölümünde bu malzeme kullanılmıştır.

Dış cepheler genellikle beyaz badana olup, sarı, mavi, turuncu renklerin de kullanıldığı örnekler vardır. Evlerin çoğunluğunda sokak boyunca çıkma yapılmıştır. Pencereler giyotin pencere ve bir kısmı kafeslidir.

Çatıların nerdeyse tamamı ahşap çatı olup alaturka kiremitle kaplıdır. Bazı evlerde zaman içerisinde kiremitler bozulduğundan yenileriyle değiştirilmiştir. Çatılar da aynı şekilde aktarılmış ve yeniden yapılmıştır.

Kent Konseyinden semt meclislerine

Ayrancı’da yaşayanlar olarak Çankaya Kent Konseyi çatısı altında kurulan yedi semt meclisinin yanında sekizinci semt meclisini beş mahallemizle birlikte oluşturup yerimizi aldık. 

Günümüzde yerel yönetimlerin varlık nedenlerinden birisi de katılımcı demokrasinin gerçekleşmesi konusunda halkın yönetişim süreçlerine katılmasıdır. Ayrancı halkı olarak yaşadığımız kentle ilgili yaşamsal alanlarımızda alınan kararlarda ve yapılan faaliyetlerde söz sahibi ve politika yapan aktörlerden birisi olmamız demokrasi kültürümüzün gelişmesiyle doğrudan ilgilidir. 

Ayrancı Semt Meclisi

Semt veya mahalle meclisleri hem semt-mahalle sakinlerine, yöneticilerle aynı platformda buluşma fırsatı vermekte hem de bireylerin yaşadıkları alan ile ilgili yönetsel kararlara doğrudan katılım gerçekleştirmelerini sağlamaktadır.

Ayrancı semti olarak oluşturduğumuz meclis kentsel yönetişim bakımından önemli bir eksiğimizi tamamlayacaktır. Ayrancı’da mahalleli olma, Ayrancı’da oturma bilinci Ankara’nın birçok semt ve mahallesine göre daha köklüdür. Burada yaşayanlar daha sıcak ve samimi ilişkilere sahiptir. Ayrancı Meclisi, kentli yaşamımızda kentin sorunlarını anlamak ve açıklamak, çözümlerine destek sağlamanın çağdaş bir aracı olacaktır.  Ayrancı, Semt Meclisi ile daha güvenli, daha temiz, daha estetik bir semt olarak kendini var edip sürdürebilecektir. 

Ayrancı’da yaşayanların nitelik ve birikimleri kendi yaşadıkları sokakları, caddeleri, parkları ve binaları çağdaş anlamda anlayabilecek şekillendirebilecek ve sürdürebilecek ölçektedir. 

Çankaya Belediyesi gibi, Ankara’da ve Türkiye’de kıyaslandığında oldukça yetkin bir belediye hizmet sahasında yer alıyoruz. Bu anlamda belki de şanslı semtlerden biriyiz. 

Buna rağmen bir bakalım; daha güvenli, daha temiz, daha sağlıklı, daha ulaşılabilir, daha çevreci ve daha estetik bir semtte mi yaşıyoruz! Ayrıca, Ayrancı’nın daha çağdaş bir semt olmasında sadece belediye ve devletin hizmetleri yeterli olabilir mi? Her nerede ve ne şekilde olursa olsun, yaşadığı yer ve ortamda her bir bireyin yaşamın sürecine  katılmadığı bir hayat eksiktir. Kent politikalarının oluşmasında yerel unsurların etkisi hayati derecede önemlidir. 

Çağdaş anlamda kentlilik bilinciyle yaşayan bir kent, hem kültürel bağlarıyla daha sıcak ve sıkı, hem daha güvenli, hem de temiz ve estetik bir kenttir. Bunun Dünyada örnekleri vardır. Katılımcı politikaların hayat bulduğu ortamlarda bireylerin farkındalığı yüksektir. Farkındalığı yüksek olan bireyler bulundukları yerde sorunların değil ama çözümlerin bir parçası olurlar. Ayrancı Meclisi, Ayrancı’da yaşayanların birikimlerini, bilgilerini değerlendireceği gibi, her bir yurttaşımızın çağdaş anlamda niteliksel dönüşümüne de ortam sağlayacaktır. Ayrancı neşeli bir semt olacak, neşesini ve huzurunu kalıcı festivallerle de sürdürecektir. Ayrancılıları Ayrancı Meclisi’ne katılmaya davet ediyoruz. Ayrancılılar meclisleriyle kendilerini yöneteceklerdir.

Ayrancı Semt Meclisi kuruldu

Ayrancı Semt Meclisi’nin yolculuğu 2019’da Çankaya Bahar Evi’nde yapılan ilk toplantı ile başlamıştı. Ancak ne yazık ki pandemi sebebiyle Ayrancı Semt Meclisi’nin kuruluşu da ertelenmek durumunda kalmıştı. Nihayetinde, Ayrancım Derneği’nin de yoğun çabaları ile 2021 yılı boyunca semt meclisinde görev almak isteyen, semte gönül veren kişiler bir araya geldiler ve takvimler 19 Kasım 2021 Cuma gününü gösterdiğinde Ayrancı Semt Meclisi semt halkının yoğun katılımıyla kuruldu.

Genel kurul toplantısını Çankaya Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi ve Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak başlattı.

Ayrancı, Aziziye, Güvenevler, Güzeltepe ve Remzi Oğuz Arık mahallelerini kapsayan Ayrancı Semt Meclisi ilk genel kurulu, Çankaya Kent Konseyi’nin 12 Kasım 2021’de yaptığı çağrı üzerine 19 Kasım’da Çankaya Bahar Evi’nde toplandı. Genel kurul toplantısını Çankaya Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi ve Ayrancım Derneği Başkanı Ali Necati Koçak başlattı. 

Koçak konuşmasında Ayrancı Semt Meclisi’nin yolculuğunu anlattı. “Aslında süreç pandemiye denk gelmeseydi birkaç ay içinde Ayrancı Semt Meclisi’nin Genel Kurulu’nu da yapıp çalışmalara başlayacaktık fakat sokağa çıkma yasakları, pandemi süreci derken her yerde olduğu gibi burada da süreç bir miktar ertelendi” diyen Koçak Çankaya Kent Konseyi Başkanı Mustafa Coşar’ın Ayrancım Derneği Başkanı olarak kendisini Çankaya Kent Konseyi’nde ilçedeki semt ve mahalle derneklerini temsilen yönetime davet ettiğini belirtti. 

“Bizim için en temel anayasa komşuluk ve mahalle hukuku “

Koçak, kurulacak semt meclisinin 2019’daki toplantıdan sonra aslında biraz da gayrı resmi olarak açılan sosyal medya hesapları hakkındaki görüşlerini şöyle belirtti:  

Sözü Sayın Mustafa Coşar’a bırakmadan önce süreci nasıl yönettiğimizi, ne beklediğimizi, neler yapacağımızı paylaşmak istiyorum. Birincisi; biliyorsunuz Ayrancı Semt Meclisi henüz oluşuyor, dolayısıyla kurulmamış bir meclis adına bizim dışımızda açılan sosyal medya hesapları da doğru ve meşru değil. O nedenle bugün oluşacak yeni yürütme kurulu bu çalışmaları devralacak ve organize edecek.” 

İkinci olarak 5 mahallenin 5 muhtarının da tartışılmaz ögeler olduğunu ifade eden Koçak, şunları söyledi: 

Çankaya Kent Konseyi’nin yönetmeliği içinde semt meclisinin nasıl oluşacağı, neler yapacağı tarif edilmiş. Bu tarifin üzerine ÇKK yönetimi ve başkanının çok hassas olduğu, diğer semt meclislerinde başından beri uygulanan çok temel bir anlayışımız var. Mahallenin seçilmiş muhtarlarının bu semt meclislerinin bünyesinde bulunması anlayışı ve gerekçesidir. 123 mahallemiz var birbirine benzemediği gibi muhtarları da çalışmalarıyla, siyasi anlayışlarıyla, cinsiyetleriyle ve görev süreçlerinde birbirlerine benzemiyorlar. Ancak biz seçilmiş muhtarlarımızı her zaman başımızın üzerinde tutuyoruz. Bu süreçte muhtarların olması bizim için tartışılmaz bir şey. Kent Konseyi Başkanımızın anlayışı da baştan beri böyleydi ve oluşan tüm mahalle meclislerimizde, muhtarlarımız en başta görev aldılar. Bu görev bana verildiğinde 5 mahalle muhtarımızı tek tek dolaştım ve kendilerini semt meclisi oluşumuna davet ettim, onlarla fikirlerimi paylaştım onların fikirlerini aldım. Biz aslında bunları tartışma konusu yapmadık ama bu konular dışarda maalesef tartışıldı. Neticede muhtarlarımızla ve ‘Bu iş ne zaman başlayacak, içinde bulunmak istiyorum’ diyenlerle ikinci, üçüncü istişareleri yaptıktan sonra genel kurul tarihini belirledik.

“Ayrancı Semt Meclisi bugün burada bulunan herkestir”

Ayrancı Semt Meclisi, bugün burada bulunan herkestir. Yani beş mahallemizden buraya gelen, talep eden, söz isteyen herkes meclistir. Siz ne kadar devam eder, bu toplantılara katılırsanız bu meclis o kadar devam eder. Meclise bir üyelik, kayıt yok. Bizim için en temel anayasa komşuluk ve mahalle hukukudur. Dolayısıyla bu mahallede yaşayan, çalışan, bu mahalleyi seven herkes meclisimizin bir parçası. Biz sadece belli periyotlarda bu çalışmaları sürdürecek, belli yazışmaları yapacak bir yürütme kurulu seçeceğiz. Bu kurul belki daha sık toplanacak, mahallelerin, muhtarlarımızın Ayrancı Semt Meclisi’nin taleplerini, önerilerini alacak öncelikle Kent Konseyi’ne sonra Konsey aracılığıyla muhatap olunan diğer kurum ve kuruluşlara iletecek. Buranın çalışma prensibi temek olarak bu. Biz bu toplantıları belli aralıklarla yapacağız ve ne isteniyor ne tür sorunlar var, nasıl çözüm üretebiliriz, bunları yürütme kurulu aracılığıyla gerekli yerlere ileteceğiz. Bu konuda pek çok arkadaşımızın sorusu ve bilgi eksikliği olduğu için bunları temel olarak belirtmek istedim. Bugün burada önerileri, talepleri alacağız sonra eğer yürütme kuruluna aday arkadaşlarımız varsa, bir liste çalışması varsa onların adaylıklarını da alıp küçük bir seçim yapacağız.”

Çankaya Kent Konseyi Başkanı Mustafa Coşar

“En kötü örgütlülük en iyi örgütsüzlükten iyidir”

Çankaya Kent Konseyi Başkanı Mustafa Coşar da şöyle konuştu: 

Çankaya’da 7 semt meclisi, 123 mahale var hem dayanışma kültürü açısından sosyolojik olarak  lokasyon olarak da birbirine yakın mahallelerden semt meclisleri oluşturduk. Bu 7 semt meclisinden yeni kurulanlar var, yeri olanlar var, yeniden çalışmaya başlayanlar, çaba sarfedenler var. Önümüzdeki dönem için hedeflerimizden biri bütün mahallelerimizde semt meclislerini oluşturmak. Bunun temel gerekçesi de en kötü örgütlülük en iyi örgütsüzlükten iyidir. Sorunlar sıkıntılar eksikler olsa da iyidir. Bu temel saiklerle önümüzdeki süreç için bütün mahallelileri kapsayan bir semt meclisleri sürecine girdik bunu Genel Kurul’da da beyan etmiştik. İlk adım olarak Ayrancı’da bir süreç zaten hareketlenmişti ki, Ayrancı’nın tüm mahallelerini kapsayarak söylüyorum, Ankara için kadim bir bölgedir. Entelektüel birikimi, örgütlenmeye olan alışkınlık, demokratik yaşam ve dayanışma kültürü içinde olması bunu geliştirecek potansiyeli taşıyor olması ve karanlık siyasal süreçlere daha aydınlık bir çerçeve açabilecek bir dinamizmi temsil ediyor olmasından kaynaklı da Ayrancı Semt Meclisi önemli bir noktada. 

Kamusal alan tasfiye edildi ve tamamen neoliberal süreçlerin emrine sunuldu. Biz kendi kent hayatımız açısından söylersek ne oldu? Bizler için kritik şey şu; bizim sokaklarımız, caddelerimiz ve meydanlarımız kamusal alanlardır. Bu ticarete, boydan boya trafiğe tahvil edilemez, kent bu değil kent demek kentlilerle ilgili bir şeydir. Bu yıkım süreci, bütün bu kamusal alanları ortadan kaldırdı. Bizim sokaklarımız, caddelerimiz, meydanlarımız insansız, sadece ticaretin ve turizmin, trafiğin alanına sunuldu. Biz bu alanları yeniden talep etmeliyiz. Sabahları işe giderken mutsuz insanlar duraklarda, akşamları işten dönen mutsuz insanlar duraklarda, hiçbir biçimde geleceğe dair ışıltılı bir güzellik görmüyoruz. Neden kamusal alanın yeniden talep edilmesini ve inşasını sokaklardan, caddelerden, meydanlardan istemeyelim? Neden duraklarda şairler işe giden insanlara şiirler okumasınlar, neden şarkılar söylenmesin, neden sanatçılar bunları yapmasın, neden insanlar bir araya gelip eğlenmesin? Biz mutsuz olmaya mahkum muyuz? Aslında semt  meclisi ve kent konseyi de böyle bir şey. Ayrancı’ya ilişkin münhasıran bir uyarıda bulunmak isterim. Ben uzun yıllardır burdayım, 17 yaşından sonra hep Ankara’daydım, burada ve pek çok semtinde yaşadım, bu nedenle de kendimi Ankaralı hissederim. Dikkat edin, bir kültürel göç var, negatif bir kültürel göç. Ulus vardı eskiden, şimdi folklorik bir eleştiri yapmıyorum ama kriminal bir şey vardı, sonra o kriminal şey Sakarya’ya geldi, yani uyuşturucu ve benzeri suç gasp, kadına yönelik şiddet, kadınların gece dışarda gezememesine neden olan sosyal kültürel hayat. Konur Sokağı’na geldi, Olgunlar’a geldi ve şu an Ayrancı’ya geliyor. Bu negatif kültürel göç kriminal bir bozukluğu tarif eden bir zeminden bize geliyor. Bir turnusol kağıdına yağın damlaması gibi gittiği her yeri bozan bir negatif olay gelirken kadın hayatını tehdit ediyor, özgürlükleri kısıtlıyor! Dolayısıyla buraya ilişkin olarak bu göçün tehditi altındasınız. Sokağımızı, caddemizi, mahallemizi, bize ait olanı elimizde alan bu vahşi kapitalizm, yağmacı, talancı durumu tersine çevirecek bir şeye ihtiyaç var. Bir günlük yaşam pratiğine ihtiyaç var. Yarattığımız değerler cinsiyetçilik, türcülük, sömürü, tahakküm ilişkileri! Hala insan merkezli bir tartışma içindeyiz. Kentleşme tartıştığımız zaman otopark, kaldırım konuşuyoruz. Bu kentte kuşlar, ağaçlar, böcekler yok mu?

Ayrancı semt meclisi böyle bir deneyim yaratmayı, özgürleştirici, yaratıcı dinamizmi yaratmayı başarabilecek bir yer. Ayrancı semt meclisi buraya katılan hatta katılmayan herkesindir. Ümit ediyorum ki çok güzel bir yola çıktık ve güzel işlerle devam edeceğiz.

Ali Necati Koçak, “Bir liste çalışması varsa listeyi, tek tek aday olanlar varsa aday olanların isimlerini alıp başlayacağız. Önce konuşmalar sonrasında da gerek görülürse açık veya kapalı oylama ile toplantımızı sonlandıracağız” diyerek adayların başvurularının beklendiğini belirtti. 

Semt halkından birkaç yurttaş söz alıp mahallelinin dayanışmasının öneminin altını çizdi. Akademisyen Gülseren Adaklı’nın önerisi ile divan oluşturuldu, gönüllü kişiler divanda yerlerini aldılar. Ahmet Uçar söz alarak 26 kişilik bir liste çalışması olduğunu belirtti ve listedeki adayları açıkladı, başka aday olup olmadığı soruldu. Katılımcılar içinden iki kişi aday olmak istediklerini belirttiler. Semt meclisi katılımcılarının önerisi üzerine aday olan iki kişi de 26 kişilik listeye eklenerek 28 kişiden oluşan Yürütme Kurulu açık oylama yöntemi ile oylandı. Kimse reddetmedi veya aksi yönde görüş bildirmedi, böylelikle Ayrancı Semt Meclisi’nin ilk yürütme kurulu oybirliği ile göreve seçilmiş oldu. Ekipteki tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz. Mustafa Coşar’ın da belirttiği gibi en kötü örgütlülük en iyi örgütsüzlükten iyidir.

Ayrancı Semt Meclisi kuruldu

Ayrancı Semt Meclisi Yürütme Kurulu ilk toplantısını gerçekleştirdi

Ayrancı Semt Meclisi Yürütme Kurulu ilk toplantısını Semt Meclisi kuruluşunun akabinde 27 Kasım’da Ayrancı Bahar Evi’nde gerçekleştirdi. Yürütme Kurulu üyelerinin tanışmasının ardından semt meclisinin gündemi ve çalışma yöntemi üzerine konuşuldu. Toplantı her açıdan çok heyecan vericiydi. Semt için çalışacak gönüllü insanlar eminim dayanışmayı, bir arada yaşamayı, kolektif bir umudu körükleyecek, belki de Türkiye’de semt meclisleri başlığına yeni bir anlam katacak. 

Mustafa Coşar’ın da dediği gibi birbirimize soracağız: Neden olmasın? Neden kamusal alanlarımızı, caddelerimizi meydanlarımızı istemeyelim ki? Buralar zaten bizim ve bizim kalması için bizden alınanları geri kazanmak için elimizden geleni yapacağız. 

Sen de yurttaş olarak semt meclisinde görev al, çalışma gruplarına katıl ve geleceğe söz söyle!

Günbatımının canlandırdığı kafe: Owster Coffee

Yazar Hakkında

Günümüzde kahve odaklı kafelerin sayısı oldukça artmış durumda. Semtimizde de pek çok sayıda yeni nesil kahveci, butik kahveci gibi isimlerle anabileceğimiz kafe var. Bunlardan biri de Owster Coffee. Ancak bu kafe, yeni nesil kafeler semtimizde yaygınlaşmadan önce Elçi Sokak’ta yerini almıştı. Elçi Sokak nedendir bilinmez çok sayıda dükkanın kısa sürede açılıp kapanmasın şahit oluyor. Bunun sebebi ise Elçi Sokak’ın durmak için değil de geçmek için kullanılıyor olması olabilir. Ancak Owster Coffee 4 Haziran 2019 tarihinde açıldı ve o zamandan beri çalışıyor. 

Owster Coffee bir aile işletmesi. İşletenler ise Gizem Çevik, Dilan Çevik ve Şenol Çevik. Gizem Hanım 27 yaşında, Halkla İlişkiler mezunu, Dilan Hanım da 29 yaşında, İletişim Tasarım bölümü mezunu. Owster Coffee’yi her ziyaret ettiğinizde ikisini de orada görmeniz mümkün. Şenol Bey ise 30 yaşında ve radyo sinema-televizyon bölümü mezunu.

Kendilerine Ayrancı’yı neden tercih ettiklerini sorduğumuzda Ayrancı’da ikamet ediyor olmaları önemli bir neden olsa da asıl nedenin Ayrancı’da üçüncü nesil kahveci eksikliğini görmüş ve bu fırsatı değerlendirmiş olmak istemeleri olduğunu öğreniyoruz. Semtimizin Tunalı’ya ve Kızılay’a yakın olması nedeniyle Ayrancı’da ikamet eden özellikle gençler, semtte vakit geçirmiyordu. Ancak son birkaç yıl içinde semtimiz diğer sosyal aktivite alanları kadar aktif olmaya, akşam ve gece saatlerinde de canlı olmaya başladı. Bunun sağlayıcılarından biri de Owster Coffee. Genellikle akşam saatlerinde kafe oldukça dolu oluyor. 

Kafenin tercih ediliyor olmasının nedenlerinden biri de konumu. Elçi Sokak ile Güleryüz Sokak’ın kesiştiği yerde olan bu kafe açık bir bahçeye sahip ve oldukça estetik bir görüntüsü var. Bir diğer neden ise Ayrancı sakinleri ile kurdukları yakın ilişki. Herkes bir kafeye gidecekse güler yüzlü müşteriler ve esnaf bekler. Burada hem Gizem Hanım ve Dilan Hanım oldukça iyi ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda diğer esnaflarla da ilişkilerinin iyi olması semtte huzurlu bir şekilde esnaflık yapabilmelerine yardımcı oluyor. Gizem Hanım ve Dilan Hanım da Ayrancı semtinde olmaktan ve Ayrancı sakinlerine hizmet vermekten çok memnun olduklarını söylüyorlar ve teşekkür ediyorlar. 

Neredeyse her işletme için önemli bir süreç olan pandemide de çalışmaya devam etti Owster Coffee. Gel-Al hizmetine ek olarak online uygulamalardan da satış yaptılar. Kafede satılan ürünler ise espresso bazlı kahve çeşitleri (bunlar soğuk ve sıcak olarak sunulmakta), tatlı ve tuzlu yiyecekler ve yaz aylarında sıklıkla tercih edilen frap-limonata! 

OWSTER COFFEE
Elçi Sokağı No: 23 A.Ayrancı
0533 502 00 93

Ayrancı’nın bir arada yaşam kültürü LGBTİ+’ları da içeriyor

Derneğinizi tanıyabilir miyiz?

17 Mayıs Derneği henüz iki yaşına girdi ama aslına bakarsak ülke çapında çok daha gerilere giden LGBTİ+ aktivizminin sonuçlarını, deneyimini, mirasını taşıyan bir yerde duruyor. Kurucularımızın hepsi 1990’lı yıllardan beri bu hareketi kuran ve lubunyalar ile temasta bulunan insanlardan oluşuyor. Aslında bu mirası devralıp LGBTİ+ hareketin güçlenmesinde, bireylerin tek tek güçlenmesinde bu deneyimi nasıl aktarırız düşüncesiyle kurulmuş bir derneğiz. 

Derneğinizin ismi neden 17 Mayıs?

Dünya Sağlık Örgütü’nün 17 Mayıs 1990 tarihinde eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkartması nedeniyle bu ismi seçtik. Dünya’da da 17 Mayıs günü LGBTİ+ hareketinin varoluş günü olarak kutlanmaya başladı. 17 Mayıs hareketi tam da bu fobiye karşı duran bir yerden kendini var ediyor. Öte yandan uzun yılların içerisinde oluşan LGBTİ+ topluluğu ve  LGBTİ+ örgütlerinin arasındaki mesafenin kapatılmasını, LGBTİ+’lara karşı özellikle 2015 yılından sonra yürütülen kampanya ve politikalar neticesinde artan nefrete karşı, ayrıca pandemi sürecinin getirdiği olumsuz şartlar nedeniyle LGBTİ+ hareketi içinde desteğe ihtiyacı olan bireylerin güçlenmesini odağına alarak kendini var eden bir derneğiz. 

Hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?

17 Mayıs Derneği LGBTİ+ hareketi içerisinde görünür olmayan, güçlenmeye ihtiyacı olan, kaynaklardan eşit derecede yararlanamayan gruplarla çalışmaktadır. Bu anlamda özellikle yaşlı LGBTİ+’ları gündemimize aldık. Yaşlılar için olumlu bir sosyal politikanın olmadığı ülkemizde hem yaşlı olmak hem de LGBTİ+ olmaktan doğan dezavantajların ortadan kalkması için çalışmalarımız var.

HIV ile yaşayan LGBTİ+’lar bir diğer çalışma alanımız. HIV ile yaşayan LGBTİ+’lar, genel olarak tüm HIV ile yaşayanlar sadece tıp alanı üzerinden medikalize edilerek ele alınıyor. Kişiler hasta kimliğine sıkıştırılarak “toplumu” koruyan tıp alanında ele alınıyor. Biz burada bu bakışın çok büyük hak kayıplarına yol açtığını görüyoruz. HIV ile yaşayanların karşılaştığı sıkıntıların LGBTİ+’lar ile oldukça benzeştiğini görmekteyiz. Bu bağlamda HIV ile yaşayan LGBTİ+’ların sosyo-ekonomik hakları, insan olmalarından doğan hakları ve yaşamın her alanında var olmaları gerektiğine dair neler yapabileceğimize, tıp ve toplumu değil bu kişileri odağa alan bir bakış açısı üzerinden çalışıyoruz. HIV ile yaşayan LGBTİ+’lara yönelik akran danışmanlığı ve psiko-sosyal ve hukuk destek yönlendirmesi yapacağımız bir danışmanlık sistemi oluşturduk. Bu destek için pozitif@17mayis.org üzerinden bize ulaşılabilir.

Bir diğer çalışma alanımız İnterseks çalışmaları. İnterseks varoluşlarının LGBTİ+ hareketiyle kesişmesi Gezi Parkı olaylarına kadar gidiyor. 2013 yılında Lambdaistanbul Derneği’nde yaşanan tartışmalar LGBT’ye bir İ harfinin eklenmesini doğurdu. İnterseks örgütlülüğü Türkiye’de görünürlük ve kaynaklara ulaşım konusunda sorun yaşayan bir topluluk. Malta Deklarasyonu’nda “İntersekslerle birlikte İnterseksler için çalışmak” çağrısını yaptılar. Biz de bu ilke doğrultusunda bu toplulukla birlikte çalışmalara başladık. Örneğin interdayanisma.org sitesinin kurulumunda desteğimiz oldu. Hareketin güçlenmesi için bir kamp çalışması da gerçekleştirdik. 

Bunların dışında LGBTİ+’ların kent haklarına ulaşması, kent içinde eşit bir yurttaş, eşit bir mahalleli olarak görülmesi ve haklara erişim noktasında da kent çalışmaları yapıyoruz. Çankaya’yı pilot bölge seçtik. Çankaya’da yaşayan ve çalışan LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık hakkına, kent hakkına ne derece erişebildiği ve ayrımcılığa uğradığı noktaların giderilebilmesi için kenti kent yapan bütün bileşenlerin bir araya gelerek neler yapabileceklerine odaklandık. Çankaya Kent Konseyi bileşeni olarak LGBTİ+’ların kentte eşit haklarla var olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz. Çankaya’da yoğun şekilde var olan LGBTİ+’ların varlıklarının kabulü anlamında gerek konsey gerekse belediye kurumlarında olumlu gelişmeler görmekle birlikte bu sürecin hızlandırılmasına katkı koymaya çalışıyoruz. Şu anda kent konseyi yürütmesinde 9 erkek, 8 kadın, bir LGBTİ+ üyeye yer ayrılmasını da başlangıç olarak olumlu buluyoruz.

Öte yandan güçlendirme programımız var. Ankara sınırları içinde kalmıyor. LGBTİ+’lara yönelik psiko-sosyal ve hukuk alanlarında destek veriyoruz.

Esenlik programımız ise fobik nefretin kurumsallaştığı günümüzde zor süreçlerden geçmek zorunda bırakılan, hedef gösterilen LGBTİ+ örgütlerinin ve aktivistlerinin iyilik hallerini güçlendirmeyi planlıyor. 

Şu anda 25 aktiviste danışmanlık sağlamakla birlikte önümüzdeki süreçte bu sayıyı artırmayı hedefliyoruz.

Kapasite geliştirme programımızda ise LGBTİ+ örgütleri ve inisiyatiflerinin idari konularda, mali konularda, proje yazılım ve yürütme süreçlerinde ortaya çıkan ihtiyaçlarına uzman havuzumuzun desteği üzerinden cevap vermeye çalışıyoruz.

Neden Ayrancı?

Derneğimiz iki sene önce Mithatpaşa Caddesi üzerinde idi. Orayı birkaç dost dernekle birlikte paylaşıyorduk. Bir süre sonra çalışmalarımızın yoğunlaşması üzerine Ayrancı’da bu ofisi tuttuk. 

Ayrancı Mahallesi LGBTİ+’ların yoğun olarak yaşadığı, var olabildiğimiz yerlerden birisi. Komşuluk ilişkilerinin canlılığını koruması, demokratik değerlerin birlikte inşa edilebildiği bir yer olması ve Ayrancı’da var olan bir arada yaşam kültürü LGBTİ+’ların burayı seçmesinde önemli özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Ankara şartlarında görece rahat ettiğimiz bölgelerden birisidir Ayrancı. 

Bir şekilde kendimizi burada var edebilmenin bir potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. 

Dünya’da ve ülkemizde mevcut politikaların derinleştirdiği ırkçılığın, ayrımcılığın, eşitsizliğin, nefretin, fobinin, kadına karşı şiddetin  ve ötekileştirmenin olmadığı bir mahalleyi mümkün kılabilir miyiz sorusu üzerinden Ayrancı’da aslında bu potansiyelin olduğunu düşünüyoruz. Birkaç kuşak önce bürokratik ilişkilerin yoğun olarak hissedildiği bir yer olabilir ancak günümüzde LGBTİ+’ların bu durumu değiştirdiğini görüyoruz. 

Şu anda sadece sekiz arkadaşımızla tüm bu projeleri uygulamaya çalışıyoruz. Yönetim kurulumuzda bulunan Kaos GL’den arkadaşlarımızın değerli destekleri ve dayanışmaları ile bu yoğun işlerin üstesinden gelebildiğimizi söylemek isteriz..