Çankaya Belediyesi ve Tarih Vakfı işbirliğiyle “Sözlü ve Yerel Tarih Eğitimi” yapıldı
Çankaya Belediyesi mahalle ve semt derneklerinden katılımlarla “Sözlü ve Yerel Tarih Eğitimi” gerçekleştirdi.
Ayrancım Derneği’nin de içinde bulunduğu Çankaya’daki mahalle ve semt dernekleri tarafından bir süredir semt ölçeğinde yürütülen sözlü tarih, yerel tarih çalışmaları sırasında karşılaşılan bazı eksiklikler dile getirilmişti.
Çankaya Kent Konseyi içerisinde başlatılan “Bir Zamanlar Varlardı” projesi kapsamında da bu çerçevede çalışmaların yapılacağı konuşuldu ve “Sözlü Tarih Eğitimi” konusu yeniden gündeme getirilmişti.
Bu çerçevede, Çankaya Belediyesi Kültür Sosyal İşler Müdürü Ethem Torunoğlu’nun katkılarıyla Tarih Vakfı tarafından “Sözlü ve Yerel Tarih Eğitimi” gerçekleştirildi.
18-25 Şubat 2021 tarihleri arasında online yapılan eğitim Prof. Dr. Esra Danacıoğlu, Doç. Dr. Hakan Koçak ve Gülay Kayacan tarafından gerçekleştirildi. Eğitime Çankaya Kent Konseyi, Çankaya Belediyesi Eğitim Kültür Müdürlüğü ile Ayrancım Derneği, Çiğdemim Derneği ve Bahçelievler Derneği’nden toplam 25 katılımcı katıldılar. Online yapılan eğitimin sonunda katılımcılar uygulamalı sözlü tarih çalışması yaparak atölyede çalışmalarını sundular.
Sözlü ve Yerel Tarih Atölyesinde şu derslere yer verildi:
Sözlü tarihin tarihsel-kuramsal arka planı
Sözlü tarih nedir? Sözlü tarihin tarih içindeki yolculuğu ve 1960’lardan günümüze sözlü tarih yaklaşımındaki paradigma değişimleri ve kurumsal tartışmalar
Sözlü tarih görüşme tekniği, teknik hazırlıklar, ihtiyaçlar
Sözlü tarih saha çalışması öncesi hazırlıklar, görüşme sırasında dikkat edilmesi gereken konular ve görüşme sonrası yapılacaklar.
Sözlü tarih uygulama/kullanım örnekleri, arşivleme modelleri
Kent tarihi, yerel tarih çalışmaları, dünyadan Türkiye’den sözlü tarih koleksiyon ve arşiv çalışmaları
Başkentin Ulus merkezinden Çankaya yönünde gelişmesini öngören şehir planı uygulanmaya başlamıştı. O tarihlerde yeni şehir planını öğrenen gazi dedem ile silah arkadaşı gazi dayım, Teneke mahallesinde bulunan geniş bahçeli bağevini satın alırlar. Belleğime yerleşen 30 Eylül 1960 günü unutulmaz bir tarih oldu. Annem ile birlikte köyümüzden yeni evimize taşınıyoruz. Sevinç içinde şehir ortamına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Bahçemizi kuru otlar bürümüş, meyve ağaçlarını tırtıllar sarmış. Bahçemizin kuru otlarını temizledim. Çeşitli meyve ağaçlarının kuru dallarını budadım, tırtıllarını ayıkladım. Kollu tulumbadan çektiğim kuyu suları ile bahçemizi ve ağaçlarımızı bir güzel suladım. Ağaçların gölgesine kurduğum masada kuş sesleri eşliğinde ders çalışma sürecini başlattım.
Semtimizin çamurlu yollarına otobüsler ve dolmuşlar hiç uğramıyor. Günümüz Şili meydanından dönen iki kollu trelöybüsler, Kavaklıdere-Ulus bulvarında seferler yapıyor. Opel marka dolmuşlar da Tunalı Hilmi bağevi ile Ulus arasında 25 kuruş bedelle yolcu taşıyor.
Evimizin önünden mevsimlik akış gösteren dere, vadi boyunca sıralanmış kavak ağaçlarını suluyor. Bölgemizde geniş uzanımlı tarlalarda, uzak aralıklı bağevlerinde sağmal sığırlar ve kuzulu koyunlar besleniyor. Bizim gibi yeni taşınan aileler arasında sıcak komşuluk ilişkileri, yeni yeni arkadaşlıklar başlatılıyor. Mahallemize piknik yapmaya gelen başkentlilere, bağevlerinden içme suyu istediklerinde, içme suyu yerine ayran ikram edilmesi gelenek haline gelmişti. Belki de bu yüzden yeni semtimize Ayrancı Mahallesi adının yakıştırılması efsane boyutlarına ulaşmış, dilden dile dolaşmış, halkımız arasında yaygınlaşmıştı…
Evimizin tapu belgelerini, ortaokul diplomamı ve nüfus kağıdımın örneğini lise yönetimi yetkililerine sundum. Yıldırım Beyazıt Lisesine kayıt yaptırmayı başardım. Futbol tutkunu lise müdürü, aramızdan 16 gönüllü öğrenciyi lise futbol takımına seçti. Gençliğimizin en güzel yılları. Bir sporcu gibi ince yapılı, gür saçları özenle taralı, geleceğe umutla bakan yakışıklı arkadaşlarız. Ziya Şengül, Şükrü Birant, Levent, Onursal, Abidin, Utku, Yaşar ve ben. Telsizler çayırlığı okulumuz yakın futbol sahasında coşku içinde tek kale maç yapıyoruz. Tatil günlerinde de bağevimizin bahçesinde top oynuyoruz ve yeteneklerimizi geliştiriyoruz. Böyle böyle çalışıp liseler arası futbol turnuvasında, 1961 yılı Ankara şampiyonu oluyoruz.
Paris Caddesi 1960
Ankara belediyesi tarafından onaylanan Ayrancı Mahallesi İmar Planı 1966 yılında uygulamaya girmişti. Bu yeni süreçte önce Güvenlik Caddesi düzenlendi, caddemiz ilk kez asfaltla bir güzel kaplandı. Caddeye dik yönde, ızgara planı ölçülerinde, sayısız sokakla bölünmüş arsaların, ada ve parselleri, renk renk apartmanlar ile süslenmeye başlanmıştı. Güvenlik Caddesinin doğu yakasında, günümüzün Akbank şubesinin bulunduğu parselden, bahçemizin içinden 1970 yılında Yuva Apartmanı yükseldi. Karşımızda, Güvenlik Caddesinin batı yakasında, 1973 yılında günümüzün İş Bankası şubesinin bulunduğu arsada da İşbankası Apartmanı yapıldı. Özellikle Güvenlik Caddesi boyunca banka şubeleri, lokantalar, marketler, kafeler, sayısız esnaf işlikleri süreç içinde açıldı. Böylece Aşağı Ayrancı semti gelişti, günümüzde özgün kimliğini kazandı. Mahallemizin birinci kuşak sakinleri, geliştirdikleri kültür değerlerini coşkuyla, kıvançla ve erdemli ölçüler içinde gençlere aktardılar.
Bu yazıda Ankara’da özgün bir kooperatif girişimi hakkında bilgi vermek, bu girişimi başlatan güzel dostlarımızı ve değerli fikirlerini sizlere tanıtmak istiyoruz. Yüzüncü Yıl Mahallesi’nde yeni kurulan “Kentekondu” kooperatifinin üyeleri Aşkın Kızılarslan, Merve Kanak ve Alev Gündoğdu ile gerçekleştirdiğimiz sohbette kendilerinden bu girişim hakkında değerli bilgiler edindik. Kooperatiflere, alternatif üretim/tüketim modellerine meraklıysanız buyurun sohbetimize:
Dayanışmacı bir kooperatifiz
Henüz yeni sayılabilecek bir girişimiz. Ekim 2020 tarihinde kurulduk. Biz kendimizi dayanışmacı bir kooperatif olarak tanımlıyoruz. Bu sosyal kooperatiflerin ayırt edici özelliği, motivasyonlarını kapitalist piyasa içindeki ticari unsurlar ile rekabetten değil de dayanışmadan alıyor olması. Piyasada rekabet edemeyen üreticiyi doğrudan desteklemek ve kentli ile temasını sağlamak yönünde amaç taşıyoruz. Kent, üretim ilişkilerinin yeniden üretildiği bir alan. Tüketim de doğrudan bu mekandaki ilişkilere müdahale olanağı sağlayan bir alan. Yani kentte bilindik anlamıyla bir süpermarketten alışveriş yaptığınızda desteklediğiniz üretim biçimi ve küçük ölçekli yerle üreticiden ürün tedarik eden dayanışmacı tüketim kooperatiflerinden alışveriş ettiğinizde desteklediğiniz üretim biçimi arasında derin bir fark var. Bu derin farkın dayandığı en önemli şeylerden biri ise kooperatiflerin üretici ve üretim modeli seçme kriterleridir.
Örneğin biz ücretli emek çalıştırmayan, imece kültürüne dayanan veya hak mücadelesi veren üreticileri tercih ediyoruz. Bizim gibi gıda tüketim kooperatiflerinin kapitalist modelin dışındaki üreticileri seçmesindeki amaç, alternatif üretim modellerini oluşturmayı ve güçlenmesini hedeflemesinden ileri geliyor.
Kentli bireylerle temasımız üzerinden üretim modeline politik, ekonomik ve akademik müdahale etme şansımız var. Akademik müdahaleden kasıt, üreticinin bulunduğu coğrafyayı, toprak yapısını, üretim sürecini ve kültürünü de tanımaya ve tanıtmaya çalışmaktır. Bu amaçla veri görselleştirmeler ve belgelendirme yapıyoruz.
Aslında mahalle örgütlenmesi olarak başladık. Mahalledeki kamusal bir alan olarak tanımladığımız, Mahalle Atölyesi dediğimiz yeri kullanıyoruz. Bizim gibi başka gruplara, topluluk, inisiyatiflere ve bireylere de açık bu alan.
Ürün havuzumuzu İmrahor’da yoğunlaştırmak istiyoruz
İlk hedef olarak kente yakın olması nedeniyle yakın bir havzayı ele alıp buradaki üreticileri desteklemeyi koymuştuk önümüze. Bu arayış bizi İmrahor Vadisi’ne yönlendirdi. Ürün havuzumuzu burada yoğunlaştırmak istiyoruz. İmrahor’u seçmemizin pek çok nedeni var. Öncelikle bu vadinin Ankara’nın son temiz hava koridorlarından birisi olmasıdır. Mogan, Eymir gölleriyle birlikte bir ekosistemi de ifade ediyor. Vadi son yıllarda yapılaşma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu tehlike vadinin doğasını ve üretimi olumsuz etkiliyor, bu nedenle ranta karşı üretimin devam etmesini desteklemeye çalışıyoruz. Köylüler süt, tavuk üretiminin dışında mercimek ve bostan tarımı yapıyor.
Ayrıca seçeceğimiz üreticilerin küçük ölçekli olması, aile örgütlenmeleri ya da imece kültürü yaşatarak ücretli emek çalıştırmıyor olmaları da bizim için önemli bir tercih nedeni. Hak mücadelesi veren üreticiler bizim için çok değerli aynı zamanda. Biyoçeşitliliğe saygı gösteren, insan emeğine saygılı üretim yapan, ata tohumları kullanan üreticileri yaşatmaya çalışıyoruz.
Tüketicileri seçmek de önemli
İletişim kurduğumuz üreticilerle dostluk ilişkisi geliştirmemiz nedeniyle diğer işletmelerden farklı olarak bir sermaye oluşturma ihtiyacımız hiç olmadı. Üreticiler gönül rahatlığı ile bizlere oluşturduğumuz ön siparişlerden fazlasını vermektedirler. Biz de bu fazla ürünleri sattıkça ödeme yapmaktayız. Bizim sermayemiz kurduğumuz iyi niyet ve güven ilişkisidir. Ara sıra yaptığımız kermesler ile de satışları artırmaya ve üreticilerimizi tanıtmaya çalışıyoruz.
Alternatif üretim yapan üretici kadar bunları tüketen insanları da seçmek bizim için çok önemli aslında. Biz bu nedenle tüketici değil ‘türetici’ tanımını kullanmaya özen gösteriyoruz. Bizce türetici, ne tükettiğini bilen, sosyal faydayı gözeten dayanışmacı insanlar demektir. Aynı zamanda bizim gibi tüketim kooperatiflerinden alışveriş yaparak yalnızca gıda tüketimi değil kapitalist modeli güçlendiren işletmelere karşı ücretli emekçi çalıştırmayan küçük üreticileri destekleyerek sermayeye karşı alternatif modellerin üretimine de katkı sağlamış olacaklarından da bu tanım daha anlamlı bir yer tutuyor. Tüketici ve üretici kelimelerinin birleşiminden oluşan türetici kelimesi, bizim gibi üretici tercihi yapan kooperatifler için bir yanıyla kapitalizm dışı üretim biçimlerini destekleme anlamı taşıyor. Bizim için bu iki grubun ortasında bulunan kooperatifi yaşatmak ve güçlendirmek çok değerli ve önemli.
Kargosuz, ‘tanıdıklık ağları’ üzerinden sipariş
Fiyat politikamızdan da bahsedecek olursak, adil gıdaya erişime ulaşacak ekonomik gücü olmayan insanlar için etkinlik, kermeslerden elde ettiğimiz ufak miktarda parayı ayırmaktayız. Tespit ettiğimiz ailelere de bu gıdaları ulaştırmaya çalışıyoruz böylece.
Üreticiden ürünleri getirmek için özel bir kargo kullanmıyoruz özellikle. Yani artı bir karbon salımı oluşmasına neden olmamak için bazı yöntemler geliştirdik. Örneğin Antep’ten gelen zeytinyağlarımızı Ankara’ya her ay gelmek durumunda olan bir dostumuz yanında getiriyor bizlere. Sosyal medyada örgütlü 100. Yıl Evleri forumundan da faydalanıyoruz. Üreticilerin olduğu bölgelere gidecek/gelecek olanlar ile iletişime geçiyoruz. Burdur’daki üreticimiz de tanıdık bir otobüs şirketi üzerinden ücretsiz bir şekilde yolluyor ara sıra siparişlerimizi. Bu şekilde şimdiye kadar hiçbir şekilde kargoya ihtiyaç duymadık. Sadece tanıdıklık ağları üzerinden halletmeyi başardık, şimdiye kadar hiçbir araç bizim için hareket etmedi böylelikle. Ürünleri almak isteyenler mahalle atölyesine kendileri geldiler ama isteyenler için 100. Yıl Mahallesi ve civarına servis yapabilecek bisikletlerimiz de mevcuttur.
Mahalledeki diğer bileşenlerle etkileşim
Mahalle atölyesi bize bu fırsatı fazlasıyla vermekte. İlhan Erdost Parkı’nda kermes ve takas pazarı düzenliyoruz. Atölyeyi tartışma ve okuma amaçlı da kullanıyoruz. Dayanışma ekonomisine dair okumalar yapıyoruz, güncel olayları tartışıyoruz. Yine atölyeyi kullanan ‘freegan’ konusunda çalışmalar yapan bir grup var ve bu gruptan kooperatifin içinde çalışma yapan arkadaşlarımız da var. Önümüzdeki günlerde dayanışma ekonomileri, tarım ve kooperatifler konulu sunumlar yapmak istiyoruz, kamusal alanlarda. İnsanlarla konuşup, tartışıp, tanış olabileceğimiz birliktelikler planlıyoruz. Kooperatifimizin bu konuda da etkili olmasını amaçlıyoruz.
Cinsiyetçilikten arındırılmış kooperatifler!
Kooperatif üyelerimiz öğrenci, yeni mezun ve tamamı kadınlardan oluşuyor. Kadınların diğer tüm alanlarda olduğu gibi kooperatiflerde de ayrımcılığa, şiddete ve tacize maruz kaldığını biliyoruz. Bu durumla baş edebilmek için bir politika rehberi oluşturduk; ‘Kooperatiflerde Erkeklik Stratejileri ile Mücadele Rehberi’. Diğer kooperatiflerin de benzer durumlarla karşılaşmamaları için çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Cinsiyetçilikten arındırılmış bir perspektife sahip kooperatif ve bunun üzerinden üretim ve ilişkiler ağı geliştirebilmek istiyoruz.
Bir üretim şekli olarak ‘toplayıcılık’
Toplayıcılık konusuna gelince, ODTÜ arazimizde pek çok ağaç ve tek yıllık bitki bulunmakta. Bunların bir kısmı eczacılık ve gıda üretiminde kullanılacak türlerden. İşte bu konuda bilgi ve tecrübesi olan arkadaşlarımız var kooperatifte ve ODTÜ arazisindeki elmalardan sirke üretiyorlar. Bu konuyu yaygınlaştıracak atölye ve çalışmalar planlıyoruz. Toplayıcılar sermayeye bulaşmadan üretim yapma şansına sahip. Öte yandan semt pazarından freegan bir toplayıcılık yaparak, kullanılmayan ama yenebilecek sebze, meyveleri toplayıp tekrar değerlendiriyor, ‘Toplayıcılar’da yer alan arkadaşlarımız. Kooperatifte de bunu destekleyecek çalışmalar yapmayı planlıyoruz.
‘Ankara Dayanışma Ekonomisi Ağı’na doğru…
Kentekondu’ya gönüllü olarak web sitesi kurgulayacak bir arkadaşımız var, web sitesinin tasarımını bir çalıştay şeklinde yapmak ve aynı zamanda bunu tanışma toplantısına çevirmek gibi bir fikrimiz var. Kuracağımız web sitesi üzerinden fikirlerimizi, üreticilerimize ve o coğrafyaya dair kültürel bilgileri, ürün portföyümüzü ve etkinliklerimizi paylaşmayı ve pek çok insana ulaştırmayı ve üreticilerimizi tanıtmayı amaçlıyoruz. Meslek odaları, sendikalar ve çeşitli örgütlerle görüşmeler yapıp, üyelerine bir türetici ağına katılmaları çağrısında bulunmayı düşünüyoruz. Aynı zamanda Ankara’daki diğer kooperatifler ve gıda toplulukları ile buluşup üretici havuzumuzu birleştirmek ve aramızdaki dayanışma ilişkisini güçlendirmek de fikrimizde. Toplamda bu türetici ağı ve kooperatiflerden oluşan bir ‘Ankara Dayanışma Ekonomisi Ağı’ kurmak konusunda tartışıyoruz; alternatif bir ekonomi ve kültür hayal edenlerin birbirini tanıyıp destekleyebileceği bir ağ…
Ayrancım Gazetesi olarak fikirlerimizi ve girişimimizi geniş okur kitlenize ulaştırma şansı verdiğiniz için çok teşekkür ederiz size. Okurlarınıza buradan emeğe, doğaya ve tüm canlılara saygılı olmayı hedefleyen kooperatif girişimimiz ile dayanışma çağrısı yapıyoruz.
TÜİK’in 2020 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre Ankara nüfusu bir önceki yıla göre artış göstererek 5 milyon 663 bin 322 kişiye ulaştı. Kadın nüfus 2 milyon 857 bin 445 kişiye yükselirken, erkek nüfus 2 milyon 805 bin 877 kişiye yükseldi. Yani Ankara nüfusunun %50.45’ini kadınlar oluştururken, %49.54’ünü erkekler oluşturdu.
Yukarıda da görüldüğü üzere hem ülkenin hem de kentin nüfusunun cinsiyete göre neredeyse eşit bir dağılıma sahip olduğunu görüyoruz. Ancak bugün konumuz elbette Ankara. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor. Nüfustaki eşit cinsiyet dağılımı şehrin hem genel hem yerel siyasetteki temsiliyetinde de geçerli mi? Bu yazıda Ankara’da hem genel hem yerel siyasi temsil birimlerini cinsiyet bazlı inceleyeceğiz.
İlk kadın milletvekilleri
1933 yılında kadınlar muhtar olarak seçilme hakkını kazandıkları zaman, Kazan köyünün muhtarlığını da kamuoyunda Satı Kadın olarak da tanınan, ancak daha sonralarda Mustafa Kemal’in ricasıyla ismini Hatı olarak değiştiren Hatı Çırpan kazanmıştı. Hatı Çırpan bununla da yetinmemiş, 1934 yılında kadınlar seçme seçilme hakkını kazandıktan sonraki ilk genel seçim olan 1935 Türkiye genel seçimlerinde milletvekili adayı oldu ve 8 Şubat 1935’te Ankara milletvekili olarak TBMM’ye girerek Türkiye’nin ilk kadın milletvekillerinden biri oldu. Bundan 80 yıl önce bu konuda öncülük yapan bir şehir olan Ankara’da bugün durum nasıl gelin kısaca bir göz atalım.
Mecliste 585 milletvekili arasından 36’sı Ankara’yı temsil etmektedir. Partilere göre dağılıma baktığımızda 14 milletvekili ile en fazla vekil Adalet ve Kalkınma Partisi’ne aitken, onu 10 vekil ile Cumhuriyet Halk Partisi, 5 vekil ile Milliyetçi Hareket Partisi ve İyi Parti takip ederken, Büyük Birlik Partisi ve Halkların Demokratik Partisi de 1 milletvekili ile Ankara’yı temsil etmektedir. Öte yandan toplam 36 vekilin içinde sadece 8 kadın milletvekili Ankara’nın temsiliyetinde yer almaktadır.
Ankara’nın tek kadın belediye başkanı Akyurt’ta
Genel siyasete göz attıktan sonra şimdi bir de yerel siyasete göz atalım. Ankara Büyükşehir Belediyesi meclisini incelediğimizde de tablo genel siyasetten pek farklı değil ne yazık ki. Hatta daha kötü bile denebilir. Ankara Büyükşehir Belediyesi internet adresindeki bilgilere göre 25 ilçe belediyesinden sadece 1 tanesinin belediye başkanı kadın, Akyurt Belediye Başkanı: Hilal Ayık.
Büyükşehir Belediye Meclisinde kadının adı yok
Yine Ankara Büyükşehir Belediye Meclisini üyeleri bazında incelediğimizde de tablo değişmiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi internet adresine göre 25 ilçeden toplam 146 üyeye sahip olan meclisteki kadın üye sayısı sadece 13. Bir diğer deyişle Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis üyelerinin sadece %8.9’u kadın.
Meclis üyeleri ilçe ilçe incelendiğinde ise 25 ilçe belediyesinin 14 tanesinde (Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Elmadağ, Etimesgut, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Mamak ve Nallıhan ve Kızılcahamam) kadın belediye meclisi üyesi olmadığını görülüyor.
Partiler bazında incelediğimizde de 13 kadın belediye meclisi üyesinin 10 tanesinin Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (%11.36), 1 tanesinin Cumhuriyet Halk Partisi’nden (%3.57), 1 tanesinin Milliyetçi Hareket Partisi’nden (%5.56) ve 1 tane kadın üyenin de bağımsız olduğunu görüyoruz.
İlçe belediyelerinde Çankaya önde
İlçe belediyelerinin meclisleri de incelendiğinde genel anlamda yazının başında bahsedilen eşit dağılımın sağlanamadığını görüyoruz. Bala ve Şereflikoçhisar ilçelerinin internet sitelerinde bilgi mevcut olmadığından 23 ilçenin belediye meclisi üyelerini incelediğimizde toplam 599 üyenin sadece 84 tanesinin (%14.02) kadın olduğunu görüyoruz. Öte yandan bilgileri mevcut 23 ilçeye baktığımızda sadece üç ilçe hariç (Ayaş, Güdül ve Kızılcahamam) yirmi tane ilçede kadın üyenin bulduğunu söyleyebiliriz. Sayısal anlamda en fazla kadın meclis üyesine sahip ilçe 12 üye ile Çankaya olurken, Çamlıdere, Elmadağ, Haymana, Kalecik ve Kahramankazan ilçelerinde sadece bir kadın meclis üyesi bulunmaktadır. Meclis gruplarındaki toplam meclis üyesine oranladığımızda da meclisinin %25.53’ü kadın üyelerden oluşan Çankaya ilçesi bu anlamda da birinci sırada yer almaktadır.
Sonuç olarak Ankara’nın politik temsil noktalarındaki temsil dağılımının şehirdeki nüfus dağılımının yansıtmadığını, kadınların hak ettiğinden daha düşük bir seviyede yer aldığını görüyoruz. Umarım en yakın zamanda bu durum tüm siyasi partiler için bir değişim gösterir.
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
Kuğulupark kavşağında yaşanan ve birkaç kişinin dikkati sonucunda felakete yol açmadan önlenen bir olay ne kadar tesadüfen yaşadığımızı gözler önüne serdi. Mart ayında birkaç gün devam eden sağanak yağışlar sırasında Kuğulupark Kavşağındaki asfaltta bir çökme meydana geldi.
Kentin ana aksı olan Atatürk Bulvarı üzerinde Sırbistan’ın Ankara Büyükelçiliği önündeki asfaltta (Kuğulu Park’ın karşısı) meydana gelen çökmeyi zamanında fark eden ASKİ ekipleri, gece olaya müdahale etti.
Yer altı kamerasıyla takip
Birkaç gündür devam eden sağanak yağış sonrasında Kuğulu 1 Alt Geçidi’ne sızan atık suyu yer altı kamerası yardımıyla takip eden ekipler, toprağın çekilmesi ile bulvar üzerindeki asfaltın altında boşluk oluştuğunu tespit etti.
ASKİ Genel Müdürü Erdoğan Öztürk ve Ankara 1. Bölge Su ve Kanal İşletme Dairesi Başkanı İlteriş Erdaş’ın da incelemelerde bulunduğu noktada vakit kaybetmeden kazı çalışması başlattılar.
Kazı sonunda sorunun asfaltın altından geçen iki boru hattının ağızlarının birleştirilmeden bırakılmasından kaynaklandığı tespit edildi.
Atık su hattı hatalı yapılmış
Yapımı büyük tartışmalara yol açan ve dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 2006 yılında 5 ay gibi kısa bir zamanda bitirerek hizmete açmakla övündüğü Kuğulu Kavşağı’ndaki inşaat sırasında önce yolun altından geçen su, atık su ve diğer altyapı hatları kazı alanının dışında alındı.
Yapımı büyük tartışmalara yol açan ve dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 2006 yılında 5 ayda bitirerek hizmete açmakla övündüğü Kuğulu kavşağı’ndaki inşaat sırasında önce yolun altından geçen su, atık su ve diğer altyapı hatları kazı alanının dışına alınmıştı.
Bu aktarımlar sırasında atık su hattı baca çıkışından itibaren 3 metrelik kısmı birleştirilmeden bırakıldı. Beton, taş ve duvar örülmesi gereken bu bölüm açıktan kum torbalarıyla kapatıldı ve üzerine asfalt döküldü. Zamanla yağışlardan etkilenen ve sızmalar nedeniyle kum torbalarının erimesiyle asfaltın altı tamamen boşaldı. Boşalan bu alanda önce bir çökme meydana geldi. Zamanında müdahale edilmeseydi üzerindeki araç ve yaya ağırlığı nedeniyle ani bir çökmeye neden olacak bir felaket yaşanabilecekti.
ASKi Genel Müdürü Erdoğan Öztürk, olaya tamamen özensiz ve hatalı inşaat çalışmasının neden olduğuna dikkat çekerek ekiplerin dikkatinin olası bir felaketi önlediğini söyledi:
“Çalışmaya başladığımızda atık su hattı baca çıkışından itibaren 3 metrelik bir kısmın açıktan kum çuvalları ile tahkimat yapılarak boru içine yönlendirildiğini gördük. Çuvallarla çevrilen söz konusu kısımda taş duvar örerek, beton attık. Zamanında buraya yağmur suyu hattı inşa edilirken, beton, taş ve duvar örülmesi gereken yere ne yazık ki sadece kum torbaları koyarak suyu yönlendirmeye çalışmışlar. Zamanla sistem iflas edince de ciddi sızmalar meydana gelmiş. Ekiplerimiz durumu fark eder etmez hemen harekete geçerek toprağın boşaldığı yerleri kazı ile genişletip, burada stabil bir yapı oluşturmak için çalışma başlattı. Şu an müdahale etmemiş olsaydık ilerleyen zaman içinde havaların ısınmasıyla birlikte zemin daha da gevşeyecek ve ciddi çökmeler, belki de hiç tahmin edemeyeceğimiz olası felaketler söz konusu olacaktı.”
ASKİ ekiplerinin yoğun kar yağışının altında sabahın erken saatlerine kadar riskli alanda çalışarak onarımı tamamlamasının ardından yol trafiğe açılırken, Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri ekipleri de çalışma alanında asfaltlama çalışması gerçekleştirdi.
Cafe Az Şekerli, Elçi Sokak’ta yer alan küçük bir işletme, aile işletmesi. Delfin ve Cemal Karatay tarafından işletilmekte olan Az Şekerli’nin geçmişi taa Bodrum’a dayanıyor. Kurumsal işlerinden “kovulup” 2015 yılında Bodrum’da işletmeye başladıkları Cafe’yi 2017 Nisan’ında Ayrancı’ya taşımışlar. Buranın renkli ve minimal bir görüntü sunuyor olması ilgimizi çekti ve sohbet etmek istedik, teşekkür ederiz.
Cafe Az Şekerli’yi diğer kafelerden ayıran en önemli şey ürünlerinin ev yapımı olması. “Her şey evinizdeki gibi” şeklinde tarifledikleri pastalar, kurabiyeler, poğaçalar “ev yapımı gibi” değil ev yapımı. Günümüzde devasa soğuk makinelerin yüzlerce kilo üretip paketlediği ürünler yerine Bodrum’da kendi bahçelerinden getirdikleri limonla, mandalinayla ve narla meyve sularını kendileri yapıyor.
Az Şekerli’nin olduğu yerde bir sürü mekan açıldı kapandı şimdiye kadar ancak Az Şekerli’nin uzun zamandır burada olmasının sebebi ürün çeşitliliği olabilir. Küçük bir yer olmasına rağmen hem keyif yapma fırsatı hem de açlığınızı gidermenin aperatif yolları burada mevcut. Sandviç, klasik tost, Ayvalık tostu ve daha birçok hızlı tüketilebilecek ürünü taze olarak bize sunuyor.
Pandemi öncesinde sevdiklerimizle kafede buluşup oturabiliyor saatlerce sohbet edebiliyorduk. Cafe Az Şekerli de bu amaçla çok tercih ediliyordu. Onlar da misafirlerine porselen demlikte çaylar demliyor, Türk kahvesi, Espresso, Americano, Latte, Toblerone, After8, Marshmallowlu kahveler yapıyordu. Özellikle böyle sempatik bir Cafe için olmazsa olmaz tatlıdır tabii ki. Cheesecake, Tiramisu, Mozaik Pasta, Alman Pastası, Ağlayan Pasta gibi tatlı çeşitleri de var. Tüm ürünlerin ortak özelliği doğal, ev yapımı ve emek harcanmış olması. Pandemi sürecinde hala çalışmaya devam eden Cafe, siparişlerini online sipariş sitelerinden almaya devam ediyor.
Delfin ve Cemal Karatay bize ve Ayrancı’ya şunları söylüyor: “Ayrancı’da esnaf olmaktan çok memnunuz. Müşterilerimizle sadece alıcı-satıcı değiliz, uzun sohbetler eder şakalaşırız. Esnaf komşularımızsa çok yardımsever. Aynı zamanda Ayrancım Gazetesi de Ayrancılılar’ın birbirine yakın hissetmesini sağlıyor.”
CAFE AZ ŞEKERLİ Yukarı Ayrancı Mahallesi, Elçi Sokak, No:24 Ankara 0312. 467 79 00
Semt ve mahalle sözcüklerinin ikisi de bize Arapça’dan geçti. Demokrasinin yalnız ve ilk olarak eski Yunan kent devleti (polis) Atina’da ortaya çıktığı eksik bir bilgi olsa da halk yönetimi anlamındaki demokrasi (demos=halk, krasi=yönetim) terimi antik Atina’dan geliyor. Buradaki halk terimi, toplam kent nüfusu 30 bin kişi olsa da polisin bütün halkından değil, mahalle halkından geliyor. Eski Yunan’da mahalleye “deme” deniyordu. “Demos” (halk) teriminin kaynağı “deme”, yani mahalle halkı. Demelerin temsilcileri seçimle “500’ler Meclisi”ni oluşturup, dönüşümlü olarak polisi yönetiyordu. Bir “doğrudan demokrasi” örneği. (Her ne kadar demokrasi teriminin kaynağını oluşturma gururunu taşısa da, orada kadının konumunun, bugünün Afganistan’ının bazı bölgelerini yöneten şeriatçı Taliban’ın kadına biçtiği konumdan farkı yoktu. Köleci ve koyu ataerkil bir yönetim vardı.) Kısacası, demokrasi, tarihsel olarak taban birimi olan mahalleden, eski Orta Asya’da ve eski Germen kabilelerinin askeri demokrasilerinde ise mahallenin eşiti sayabileceğimiz obalardan geliyor.
Modern çağda ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkan “temsili demokrasi” de, –dünyanın çok küçük bazı bölgelerinde görülmesi dışında– bırakalım doğrudan demokrasiyi semt, mahalle örgütlenmeleri bile yok. Demokratik devleti insan bedenine benzetirsek; organları var (yasama, yürütme, yargı), dokuları var (il-ilçe belediyeleri, il genel meclisleri) ama hücreleri yok (mahalleler). Günümüz demokrasisinde taban örgütlenmesi olarak ilçe altı birimler, yani semtler, mahalleler yok. Batının demokratik rejimlerinde olmadığı gibi bizde de yok. Bu nedenle temsili demokrasi sınırlı ve sakat bir seçkinci demokrasi olarak insanlık tarihinde süregidiyor.
Aslında bizde taban örgütleri bir ara vardı. 1960 öncesinde, ocak ve bucak örgütlenmeleri yasaldı. Ocaklar bugünün mahallelerine denk geliyordu. Hatta daha küçük birimlerdi. Bugün nüfusu küçük bir kent ölçeğinde, 30-40 bin kişilik mahalleler bile var. Ocaklarda siyasal partilerin birimleri yasal olarak vardı. 27 Mayıs darbesinden sonra ne yazık ki ocaklar Kurucu Meclis’te “kıyıldı”. Bu demokrasinin derinleşmesine duyulan bir kuşku, seçkinci, halka güvenmeyen bir uygulamaydı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın sağduyu ve sağgörüden yoksun ufuksuzluğu Demokrat Partinin sivil cuntaya yönelmesinin başlıca nedeni olsa da, tepede Bayar-İnönü arasındaki kavganın faturası halka kesildi ve demokrasinin taban örgütleri biçildi. Merkeziyetçi, iki bin yıllık devlet geleneğimiz, hem de demokrasi getirmekle övünülen yeni anayasa ile karşımıza heyula gibi yeniden dikilmişti: “Modernleşeceksek yukardan aşağı olacak! Halk bilmez, yanlış yapar. Devlet ne derse o!”
Türkiye’de artan sayılarda ve çok çeşitli alanlarda STK’lar kurulsa da, toplumun hücreleri, taban birimleri olan mahallelerde STK’lara çok az rastlanıyor. Artık, imar planlarında semt STK’larına yer ayrılmasının gündeme getirilmesi gerekiyor. Ama yer, mekan sorunu bile dayanışmacı bir güç oluşturarak aşılabilir.
Semt derneklerinin az olmasının, toplumumuzda STK’ların nicel ve nitel olarak az ve güçsüz olmasının altında kuşkusuz siyasal nedenler var. Güçlü devlet güçsüz toplum istenmiştir. 1960 sonrasındaki askeri darbelerin STK’ların üstüne çökmesi, halkta bilinçaltına yerleşen “örgüt ve mimlenme” korkusunu pekiştirdi. Toplumun sindirilmesi ne yazık ki, sivil toplumculuğun önünde ciddi bir engel. Pek demokratik bir ülke sayılmayız, değil mi?
Yasa yoksa halk var! Çiğdemim’in ayrıksı öyküsü
Ortadan kaldırılan siyasal partilerin semt örgütlenmelerinin yasallaştırılarak yeniden kurulması gerekir. Halkın kendi siyasal deneyimleriyle siyaseti öğrenip kendini ve demokrasiyi olgunlaştırmasının önü açılmalı. Bunun yanında, ilçe belediyelerinin altında, onların belirli bazı yetkileriyle “semt belediyeleri” de düşünülebilir (bu ayrı bir yazı konusudur). Bu iki taban örgütlenmesi demokrasiye ve halkın politik olgunluğunun gelişmesine büyük katkıda bulunur.
Bunların olmaması halkın elini kolunu bağlamaz. Batıda üçüncü sektör, hükümet dışı örgütler de (NGO) denen, bizdeki yerleşmiş adıyla, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) devlet ve parti örgütlenmesinin boş bıraktığı bu alanı, siyasal partilerden bağımsızlığını koruyarak, bazı yönleriyle doldurabilir. Aşağıda, bu sorunları özgücüyle aşmış, Ankara’nın Çankaya İlçesinin, ODTÜ arka kapısı ile Fen Lisesi arasında konuşlanmış Çiğdem Mahallesinin 25 yıl önce kurulmuş derneğinin, Çiğdemim kısa adlı, Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği’nin ayrıksı, sıradışı uğraşının çok kısa bir öyküsünü okuyacaksınız.
Türkiye gibi kurumlaşması, kurumlarının sürekliliği çok zayıf bir ülkede 25 yıllık kesintisiz, özgücüyle yaşamış kaç tane dernek var? Eğitim, çevre, dayanışma, kültür deyince kendi yaptıkları dışında belediyelere destek ve öncü olan, onlarla işbirliği yapan bir uygarlık adacığı. Çiğdemim, çalışma alanlarının yanına “bağımsız, tarafsız, gönüllü” ilkelerini koydu. “Mahallenin sakini değil, sahibi olalım” dedi. Halkın üçte ikisinin (bebekler, okul çocuk ve gençleri, ev kadınları, emekliler, işsizler, işyerleri) 24 saat yaşadığı mahalleleri dev yatakhaneler olarak gören merkeziyetçi anlayışa karşı, toplumsal olarak “nitelikli yaşam alanları”, siyasal olarak “demokrasimizin taban birimleri” yapmak için düşünsel ve eylemli çabaları oldu.
Türk halkında örgütlenme bilincinin oluşmasında, yukarda belirtilen nedenlerle bir “STK bilinci ve girişimi” yeterince oluşmadığı gibi, “takım çalışması” alışkanlığı da yoktur. İlkinin nedeni siyasal, ikincinin eğitseldir (ah şu eğitmeyen eğitim düzeni!) Ancak öncüler bu çoraklıkta bile bir şeyler yaparlar. Öncü çalışmalar için yaratıcı, girişken, çalışkan, dürüst bir takıma ve bu takımın birleştirici bir önderliğe gereksinim duyulur. Halkı öncüler yürütür.
Çiğdemim’de bir dönemde, genellikle etkin uğraşan kişi sayısı 15-25 civarında olmuştur. Her dönem, bir süre etkin çalışıp sonra iç dünyasına çekilenler oldu. Bu anlamda, derneğin kurullarında çalışan kişi sayısı toplamda 150’yi bulur. Derneğin büyük şansı, ömrünü –gücünü– aklını 25 yıl boyunca buraya kesintisiz adamış bir başkanının olmasıdır.
Çiğdemim neler mi yaptı?
Ekonomiye ayrışmış atıkları kazandırdı (kağıt, pil, yağ, elektronik, plastik, metal). Tiyatro, konser ve gezilere toplu gidişler gerçekleştirdi. Bu gelişkinlikte, semt STK’larınca kurulmuş bir örneği olmayan, , üstelik semt halkının bağışladığı kitaplarla oluşturulan, 30 bin kitaplı, hep nicel ve nitel gelişmesini sürdüren bir semt kütüphanesi kurdu (Kütüphanenin yeni yapısını 5 yıl önce Çankaya Belediyesi verdi). ODTÜ Ormanını koruma ve mahallenin ağaçlandırılması/bakımı, yaz-kış film gösterimi, söyleşi ve konferanslar, bir İZ TV belgeselinde konu edinilen bostanı, belediye-kaymakamlık-kent konseyi vb resmi kurumlarla verimli işbirlikleri, semt halkının bağışladığı paralarla her yıl lise ve üniversite öğrencisi 31 öğrenciye eğitim bursu, semtteki okullara destek çalışmaları, Ankara STK’larıyla yakın ilişkiler, komşuluk panayırı, giysi-eşya takası günleri, üniversiteler ve Avrupa Birliği ile ortak projeler, çocuklara ve yetişkinlere sayısı 20’nin üstünde eğitsel ve hobi kurslarıyla toplulukları; fotoğraf, resim, edebiyat, sinema vb (örneğin Çocuklar İçin Felsefe Topluluğu kimin aklına gelir), 20 yıllık Türk Sanat Müziği Korosu, 4 bin kişilik eposta+Whatsapp iletişim topluluğu, 20. Yıl kitabı, çevrim içi dergisi ve öncesinde 5 yıl kağıt olarak 8 sayfa çıkan semt bülteni yaptıkları arasında. Sosyal sorumluluk projeleri, mahallenin her ortak sorununa koşan bir Dernek. Dernek üyesi olan Muhtarla, özellikle son iki dönem ortak çalışıldı. Dolayısıyla çeşitli ödüller almasına şaşmamak gerekir.
Özcesi, mahalle kültür ve yaşamını anlamlandırmak, yaşam düzeyini yükseltmek bakımından Çiğdemim Derneği, bir semt belediyesi gibi çalışmış, en iyi çalışan bir il/ilçe belediyesinin bir semt ölçeğinde yaptığından hatta yapabileceğinden fazlasını yapmıştır. Başka benzer derneklerin kurulmasına esin vermiştir. Dileriz Çiğdemim virüsü, kardeş derneklerle birlikte, bütün ülkeye, bütün semtlere yayılsın, her semti her kenti kavrasın.
Halkın büyük kesimi Dernek çalışmalarına uygulayıcı olarak etkin katkı yapamasa da sevgisi, övgüsü ve küçük katkıların toplamı övünülecek düzeydedir. Dernek başarısına bu halkayı ekleyerek, onlarla sıcak bağlarla bu başarıyı yakalamıştır.
O, adıyla sanıyla Çiğdemim Derneğidir. Mahalle halkının medar-ı iftiharı, övüncü, gururudur. O çeyrek yüzyıllık kesintisiz ömrüyle, bir STK ve semt efsanesi olarak nitelenmeyi hak etmiştir. Nice çeyrek yüzyıllara!