Blog

Ayrancı’nın yazarları: “Çember”in hikayesi

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Mercan Alper, ilk kitabı “Çember”de birbirinden farklı ancak bir o kadar da birbirine yakın 13 öykü anlatıyor. Biz de bu sayıda komşumuz Mercan Alper ile Ocak ayında yayınlanan bu ilk kitabı ve edebiyat üzerine bir söyleşi yaptık. Şu günlerde özlemini çektiğimiz kültür ve sanat etkinliklerini; söyleşileri, kitap fuarlarını, yüz yüze yapılamayan etkinliklerin yerini doldurmaya çalışan muhtelif alternatifleri konuştuk:

Mercan Alper ilk kitabı Çember’le…

Ayrancım Gazetesi olarak öncelikle kitabın için tebrik ederiz. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhabalar, ben Mercan Alper. 1989 yılında Kayseri’de doğdum. 2008 yılında üniversite için Ankara’ya geldim ve o zamandan beri de buradayım. Eşim ve tüylü oğlumuz Toz ile iki senedir Ayrancı’da oturuyoruz. 2012’de Gazi Üniversitesi Grafik Tasarım Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Şu sıralarda özel bir firmada dijital ürün tasarımcısı olarak çalışıyorum. İş dışında okuyorum, yazıyorum, resim yapıyorum. 

Geçtiğimiz Ocak ayında 13 öyküden oluşan “Çember” adındaki ilk kitabını yayınladın. Öykülerinde ilk bakışta fantastik bir hava göze çarpıyor. Bize biraz kitabından bahseder misin?

Çember” yıllar boyunca yazdığım öyküleri derlediğim bir kitap. Ocak ayında Epona Yayınları etiketi ile yayınlandı, 13 öyküden oluşuyor. Her öykü birbirinden bağımsız gibi görünse de derinde her biri aslında sürekli aynı çemberin içinde dönüp duran hayatları konu alıyor. Öyküler bizi dolaştırıp en sonunda başladıkları yere geri taşıyor. Kitap da adını buradan alıyor.

Öykülerdeki fantastik dokunuşlar benim de bu türe olan ilgimden kaynaklanıyor. Çoğunlukla fantastik edebiyat alanında okumalar yaptığım için yazdıklarım da ister istemez bu doğrultuda şekilleniyor. Ben içinde yaşadığımız dünyanın da tıpkı kitaplarda bahsedilen fantastik evrenler gibi bir sürü mucizeyi barındırdığına inanıyorum. Bu mucizeleri yazıya döktüğümüzde fantastik şeyler gibi geliyor kulağa. 

Okuyucuların çoğu, öyküleri biraz melankolik bulduklarını söylüyorlar ki haklılar. Ben genelde bittiğinde insanın içinde ufak bir sızı bırakan öyküleri seviyorum. Yıllar sonra öyküye dair bir şey hatırlamasanız bile o his, o sızı hep içinizde kalsın, hatırlansın istiyorum. Eşimle bu duruma kendi aramızda bir isim bile verdik; ‘kadife gibi’ diyoruz bu tür hikayeler için. Birbirimize kitap önerirken de “Sen çok seversin, tıpkı kadife gibi” diye özetliyoruz kitapları. Peki ne demek kadife gibi? Hani kadifenin yumuşak ve sıcak olduğunu bilirsiniz ama bazı insanlar kadifeye dokunamazlar ya, dokununca tüyleriniz diken diken olur ama kumaş öyle sıcaktır ki vazgeçemezsiniz de. Öykülerde bırakmak istediğim etki de tam böyle işte, kadife gibi; büyük ölçüde rahat ve sıcak ama bazen acıtan, huzursuz eden ve yine de okumaktan vazgeçemeyeceğiniz öyküler. “Çember”de bu hissi az da olsa yakalayabilmiş olmayı diliyorum.

Seni yazma sürecinde neler motive ediyor? Nelerden besleniyorsun, ilham alıyorsun?

İlham bazen bir rüyadan, bazen gün içindeki küçük bir andan, bazen annemin çocukken söylediği Çerkezce bir kelimenin yıllar sonra öğrendiğim anlamından hayat bulup geliyor. Bazen okuduğum bir kitaptan altını çizdiğim bir cümle bana yepyeni bir hikaye için ilham olabiliyor. 

Yazma için en büyük motivasyon kaynağım ise bir öyküyü bitirdikten sonra tamamen yabancı bir gözle okuduğum an hissettiğim heyecan sanırım. Her seferinde ‘ben bu hikayeyi yazar değil de okuyucu olarak bakınca sevecek miyim’ heyecanını yaşıyorum. Bu duygu beni hep bir sonraki öykü için motive ediyor. Sevmediysem okuyucu olarak sevebileceğim öyküler yazmak için daha da şevkle çalışıyorum.

Günlük rutinlerin sana ilham kaynağı olduğundan bahsetmişsin bir yazında. Bu açıdan baktığında mahallede böyle rutinlerin var mı?

Olmaz mı hiç. Pandemi öncesinde mahallede vakit geçirmek için çok zamanım olmuyordu. Ancak son bir senede yasaklar ve hastalık korkusuyla çok uzak mesafelere seyahat edemediğimiz için Ayrancı sokaklarında dolaşmak en büyük eğlencem oldu. Bir hikayede tıkandığım ya da ilham aradığım zamanlarda genelde evimin yakınlarındaki Cemal Süreyya Parkı’na inip yürüyüş yapıyorum. Yürüyüş sonrası parkın ortasındaki havuzun karşısındaki banklara oturup insanları izliyorum. O kadar çok insan ve o kadar çok hikaye var ki eve her zaman zihnimde bir yığın fikir ve büyük bir mutlulukla dönüyorum. 

Bazı günler Ayrancı sokaklarında evlere, sokak manzaralarına bakarak yürüyorum. Yürüyüş eğer çok zinde hissediyorsam Dikmen Vadisi’nde, daha sakin hissettiğim günlerde Güvenlik Caddesi, Nimet Fırın’da sonlanıyor. Her iki türlü de zihnimde onlarca fikir ve bazen de elimde mis gibi ekmeklerle eve dönüyorum. 

Pandemi öncesi dönemde sayıları çok olmasa da semtte bazı edebiyat söyleşileri düzenleniyordu. Örnek vermek gerekirse UMAG’ta yazarlarla zaman zaman söyleşiler oluyordu. Yine semtte bazı kafe ve kitap evlerinin düzenlediği benzer söyleşiler… Bunlardan bazıları kapandı, çoğu sessiz sedasız bekliyor. Sen, bir sanat dalı olarak edebiyat alanında sosyal ve kültürel etkinlikler açısından yapılanları yeterli görüyor musun? Edebiyat, resim, heykel, tiyatro, müzik, dans gibi bir dal değil. Yalnızlık daha çok yakışıyor sanki. 

Yazma dediğimiz eylem, içinde tek başınalık dışında bir şeye yer vermiyor. Diğer sanat dalları gibi izleyicilerin karşısında sergileyebileceğiniz bir performans değil. Bu yüzden etkinlikler daha çok soru-cevap halinde gerçekleşiyor. Günün sonunda elinizde şanslıysanız imzalı bir kitap ve geçirdiğiniz güzel saatlerin anısı kalıyor. Asıl performans, elinizde tuttuğunuz sayfaların içinde ve okuma eylemi ve en az yazma kadar tek başınalık ile ilgili. Bu yüzden aslında yazar, okunan her satırda kişilere özgü bir gösteri sergiliyor gibi. Her okuyucu için cümleler bambaşka anlamlarda şekilleniyor. Hiçbir okuma performansı diğerine benzemiyor. Bu yüzden ne yazma ne de okuma toplu halde yapılamayacak eylemler olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor. 

Ayrancı sokaklarında pek çok sahaf, kafe ve kitabevi var. Pandemi yüzünden gelinen durum pek iç açıcı değil ancak geçmişte bu mekanların bazılarının yazarları ağırladığını ve çeşitli etkinlikler düzenlediğini hatırlıyorum. Bu mahallede olmayı sevmemizin en büyük nedenlerinden biri de her zaman bu tür etkinlikler olmuştu. UMAG ve etrafımızdaki pek çok diğer etkinlik merkezi mümkün olduğunca online olarak bu deneyimleri bizlere sunmaya devam ediyor. Hiçbir online etkinlik canlı olan kadar etkili olmayacak gibi geliyor ama dünyanın değiştiğini, bazı şeylerin kalıcı olarak bu yöne evrileceğini de düşünmeden edemiyorum. 

Son olarak pandemi şartlarında mümkün olmayacak ancak sonrası için hayal ettiğin edebiyat özelinde etkinlikler var mı?

Türkiye’de yapıldığına pek denk gelmedim ama benim kişisel olarak en çok arzu ettiğim yazarların kendi eserlerini seslendirdiği etkinliklerde yer alabilmek. Hem dinleyici hem de yazar olarak. Yazdığı kelimeleri yazarın kendi sesinden duyabilmek sonrasında da kendisiyle sohbet edebilmek büyük bir keyif olurdu diye düşünüyorum. Tabii insanların dikkatinin çok çabuk dağıldığı şu günlerde onları bir kitabı oturup sakin sakin dinlemeleri için nasıl ikna edebiliriz bilemiyorum ama denemeye değer diye düşünüyorum.

Bir de kitap fuarlarının tekrar düzenleneceği günleri iple çekiyorum. Yayınevlerinin standları arasında koşturup, söyleşilere ve imza günlerine katılıp, eve yorgun ama yüzümüzde koca bir gülümseme ve kucağımızda bir yığın kitapla döndüğümüz o günlere geri dönmek istiyorum.

Başkentte söz gençlikte

Yazar Hakkında

Ankara Kent Konseyi Gençlik Meclisi Çalışma Grubu, 01-02 Haziran 2021 tarihinde “Başkentte Söz Gençlikte” diyerek Gençlik Çalıştay’ı düzenledi. İki gün süren Çalıştay’ın ilk günü Ankara Kent Konseyi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin ve Ankara Kent Konseyi Gençlik Meclisi Başkanı Halil Ecer’in konuşmalarıyla başladı. 

Baştan sona her aşamasını gençlerin organize ettiği bu çalışma, birçok anlamda ilk özelliği taşıyor.  Gençlerin kendi sorunlarını tespit etmesi ve çözümleri kendilerinin üretmesi katılımcılık açısından çok önemli. Bu anlamda da Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Kent Konseyi gençlerin fikirlerine önem vererek Çalıştay’ın destekçisi oldu.

Gençlik Çalıştay’ının ilk gününde 75`e yakın genç

  • Kent Hakkı ve Katılım,
  • Eğitim/Kariyer ve İstihdam,
  • Politik Ekonomi,
  • Psikososyal Farkındalık,
  • Kültür Sanat ve Spor Erişilebilirliği

atölyelerinde Ankara’da gençlerin kronikleşmiş ve pandemi ile daha çok ortaya çıkmış sorunları üzerine konuştu. Gün boyu süren etkinlikte atölye toplantılarının yanı sıra farkındalık yaratmak ve gençlerin birbirlerini tanımasını sağlamak için öğretici oyunlar da oynandı.

  • Gençlerin yönetim süreçlerine katılımı ve kent hakkından etkin bir şekilde yararlanması için yerel yönetimlerin üstüne düşenler,
  • Eğitime erişilebilirlik, farkındalık ve yetkinlik için yerel yönetim birimlerinde çalışmalar yapılması, kariyer ofisleri kurulması ve istihdamın desteklenmesi,
  • Ankara’nın kültür, sanat ve spor merkezlerine erişimin kolaylaştırılması, desteklenmesi, sayı ve nitelik olarak artırılması, tanıtılması,
  • Ankara’da gençlerin sağlıklı bir şekilde sosyalleşebilecekleri mekanların artırılması,
  • Özellikle pandemi döneminde artan psikolojik rahatsızlar göz önünde bulundurularak ücretsiz psikolojik destek sağlanması,

gibi onlarca sorun tarafından tespit edildi. Oldukça gerçekçi olan bu sorunlar ve çözümler Çalıştay’ın ikinci gününde Ankara Kent Konseyi meclislerinin sözcülerine aktarıldı.

Çankaya Kent Konseyi Gençlik Meclisi çalışmalarına başladı

Yazar Hakkında

Çankaya Kent Konseyi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesine dayanarak hazırlanan Kent Konseyi Yönetmeliği’ne göre kuruldu. Ekim 2009 yılında kurulan ve son genel kurulunu 2019 yılında yapan konsey yönetmeliğinin 4. Maddesi ise meclisler ve çalışma gruplarından bahsediyor. Gençlik meclisleri, gençlerin kent yönetimine katılım sağlaması açısından oldukça önemli. Bu çerçevede Çankaya Kent Konseyi Gençlik Meclisi de Ocak 2021 tarihinde çalışmalarına başladı.

Pandemi gibi zorlu bir dönemde bu çalışmaya başlamak, katılımın önemine vurgu yapıyor; katılımın her dönem ve şartta gerekli olduğunu bize hatırlatıyor. En küçük yönetim birimi olan mahalleden başlayarak kentin ve ülkenin yönetimine katılım şart. Çankaya Kent Konseyi Gençlik Meclisi de Çankaya ilçesi sınırlarında yer alan üniversite kulüpleriyle ve semt meclisleriyle görüşmeler yaparak ortaklaşa çalışmayı, gençlerin sorunlarını tespit ederek çözüm üretmeyi ve katılımı teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda, online olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Kadınların Yeri Nerede?” başlığı ile iki oturumdan oluşan bir çalışma yapıldı. Çalışmanın birinci oturumu Doç. Dr. Emel Memiş ile “Pandemide Görünmez Emek” konusunda gerçekleşti. İkinci oturumda da “Üniversiteli Kadınlar Tartışıyor” başlıklı bir forum düzenledi. Gençlik Meclisi çalışmalarına her kesimin katılımı, çalışmaların etkililiği ve çeşitliliği açısından önemli.  Biz de Ayrancım Derneği olarak Çankaya Kent Konseyi Gençlik Meclisi ile semtimizin ve Çankaya’nın gençlerini Gençlik Meclisi çalışmalarına davet ediyoruz. 

Mozaik sanatçısı Sinan Erdem eserlerini sergiledi.

Dünyaca meşhur mozaiklere sahip ülkemiz bu konuda çok şanslı

Mozaik sanatçısı Sinan Erdem Gazeteci Muharrem Sarıkaya ile

Şehrimizin önemli uluslararası fuarlarından biri olan, 30 Mart – 3 Nisan 2021 tarihleri arasında gerçekleşen “ARTANKARA – 7. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı” gerek yurt içinden gerekse yurtdışından birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı.

Fuara, 1969’dan bu yana semtimizin bir sakini olan değerli mozaik sanatçısı Sinan Erdem de eserleri ile katıldı. Erdem, kendisi ile yaptığımız söyleşide mozaik sanatı ve ARTANKARA hakkındaki sorularımızı cevapladı:

Mozaik sanatı hakkında bilgi verir misiniz?

Küçük, muhtelif materyallerin renkli parçalarının yan yana yapıştırılmasıyla oluşturulan resim ve desenlere mozaik adı veriliyor. Bir sanat dalı olan mozaiğin geçmişi çok eski çağlara kadar dayanıyor. İlk yapılmaya başladığı günden bu yana kullanım alanı genişleyen mozaik, sokaklarda, havuz içlerinde, evlerin dış ve iç cephesinde ve daha birçok alanda görsel zenginliği artırmak için kullanılmıştır. Hatta evlerde kullanılması bir zenginlik gösterisi sayılmıştır. Antik dönemde kullanılan renkli doğal taşlar günümüzde de mozaik sanatının vazgeçilmez birer parçası.

Ülkemiz bu konuda oldukça şanslı bir konumda. Dünyaca meşhur mozaiklere sahibiz;  Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi, Misis Antik Kenti’nden kalma eserlerin sergilendiği Adana Yüreğir’deki Misis Mozaik Müzesi gibi.

Mozaik sanatçısı Sinan Erdem’in ArtAnkara’da sergilediği eserleri

Taş mozaik ile cam mozaik arasında ne gibi bir fark vardır?

En bariz fark, materyal farkı; teknik çalışma ve detay oluşumlar açısından klasik mozaik temel prensipleri ile çalışılmakta. Modern yapı içerisinde daha kendine has bir tarzı olan cam mozaik, günümüzde bir çok sanatçı tarafından yapılıyor.

Mozaik konusunda gençlere ne gibi önerileriniz olacak?

Sadece gençler değil, her yaş grubu bu güzel sanat dalı ile ilgilenebilir. Muhtelif özel atölyeler olduğu gibi belediyemizin halk evlerinde de mozaik dersleri veriliyor. Ben de Yazanlar Sokak’taki atölyemde mozaik dersleri veriyorum.
@sinanerdemmosaicart adresli instagram hesabımdan duyurulara ulaşılabilir. 

Peki ARTANKARA fuarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sene 7.’si yapılmış olan ARTANKARA Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı gerek dünyanın muhtelif ülkelerinden gerekse Türkiye’mizin dört bir yanından gelen sanatçılara kucak açtı. Son derece önemli bir sanat aktivitesi olduğu kanaatindeyim, hem sanatçılar için hem de sanatseverler, koleksiyonerler ve sanat galerileri için. Pandemi döneminde olmamıza rağmen son derece yüksek ilgi görmüş olan fuar birçok ünlü simayı da ağırladı. Dileğimiz, benzeri etkinliklerin daha sık yapılması.

Fotoğraf Yarışması

AYRANCIM GAZETESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI

1. Yarışmanın Adı: Zıtlar Fotoğraf Yarışması

2. Yarışmanın Konusu ve Amacı:

a. Yarışmanın konusu: “ZITLAR”

b. Ayrancım Gazetesi bu sene ilk kez yapacağı fotoğraf yarışması, pandemi sürecindeki “Zıtlıkları” ele alarak kendi perspektifinden çektiği fotoğrafları bizimle buluşturmak isteyen herkese açıktır.

3. Yarışma Organizasyonu: Yarışma Ayrancım Gazetesi, Çankaya Kent Konseyi ve Varlık Lisesi tarafından düzenlenmektedir.  Destekleyenler Boyut Sanat Galerisi ve Kuzgundokuz’dur.

4. Yarışma Kategori/Bölümleri: Yarışma; Dijital (Sayısal) Renkli veya Siyah-Beyaz fotoğraf olarak tek bölümlüdür. Renkli veya Siyah-Beyaz, tüm fotoğraflar bir arada değerlendirilecektir.

5. Yarışma Koşulları:

a. Yarışmaya katılım ücretsizdir.

b. Yarışmaya gönderilen fotoğrafların Ayrancı Semti Mahalleleri (Ayrancı, Aziziye, Güvenevler, Güzeltepe ve Remzi Oğuz Arık Mahalleleri) sınırları içerisinde çekilmiş olması zorunludur.

c. Her katılımcı yarışmaya “Zıtlar’’ kavramının kendisine çağrıştırdıklarını bizlerle fotoğraf disiplini ile anlatan en fazla 5 (beş) adet sayısal Renkli veya Siyah- Beyaz fotoğraf ile katılacaktır.

ç. Yarışma; tüm amatör ve profesyonel katılımcılara açıktır. Son Katılım Tarihi itibariyle 18 yaş ve altı (30.04.2003 ve daha sonra doğumlu) katılımcıların Veli/Vasi İzin Belgesi/Muvafakatnamesini imzalayarak yarışma sekretaryasına ulaştırmaları gerekmektedir. Bu belgeyi göndermeyen 18 yaş ve altı katılımcılar yarışma dışı bırakılacaktır.

d. Yarışmaya daha önce ya da bu yarışma ile eş zamanlı yapılan başka herhangi bir yarışmada ödül alan ya da bu fotoğrafların kadraj farklılığı ve/veya bir kısmının kesilmesiyle oluşturulan veya renk değişiklikleri yapılarak üretilmiş fotoğraflar katılamaz. Aksine davranış kural ihlali sayılır. Fotoğrafın, sergilenmiş veya yarışma organizasyonu dışında yayınlanmış olması ise yarışmaya katılım açısından engel teşkil etmez

e. Fotoğraflara renk, keskinlik, toz alma gibi bazı işlemler yapılması, kontrast ayarları, kabul edilebilir oranda fotoğrafik müdahalelere müsaade edilir. Fotoğrafın belgesel yapısı değiştirilmemiş̧ olmalıdır. Bu konuda jürinin kanaati esastır.

f. Birden fazla fotoğrafın montajıyla oluşturulan fotoğraflar (kolaj) ve HDR (High Dynamic Range) uygulanan fotoğraflar kabul edilmeyecektir. Cep telefonuyla çekilen fotoğraflar ile insanlı veya insansız hava aracı (drone) vb çekilen fotoğraflar yarışmaya kabul edilir. Fotoğraf çekimi için insanlı veya insansız hava araçlarının (Drone) kullanımına ilişkin tüm izin ve sorumluluklar katılımcıya aittir.

g. Birden fazla fotoğrafın yan yana getirilip üretilmesiyle oluşturulan panoramik fotoğraflar ancak aynı zaman zarfında çekilen gerçek görüntülerin kullanılması koşuluyla yarışmaya kabul edilir.

ğ. Yarışmaya gönderilen fotoğraflarda görülebilecek insanların fotoğrafının çekilmesine ve bir yarışmaya gönderilmesine; fotoğrafın görsel, internet ve basılı yayın organlarında yayınlanmasına izin verdikleri kabul edilir.

h. Yarışmaya gönderdiği fotoğraf üzerinde, yapıt kendisine ait olmadığı halde kendisininmiş gibi göstermeye ve değerlendirme kurulunu yanıltmaya yönelik her türlü müdahale ve değişiklikler kural ihlali sayılır.

6. Telif (Kullanım) Hakkı:

a. Katılımcı; dereceye giren, sergilenmeye hak kazanmış ve satın alınan fotoğrafların yarışma sonuçlandığı tarihten itibaren, yarışma sonuçlarının duyurusu için internet, görsel ve yazılı basın kanallarında kullanılmasına, yer ve muhteva sınırı olmadan düzenleyici kurum ve bünyesindeki bağlı kuruluşların tanıtılmasında ve yayınlarında isminin ve eser adının kullanılması şartıyla kullanım hakkını verdiğini peşinen kabul ettiğini ve buna bağlı olarak gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, gerekse diğer ilgili mevzuat gereğince ödül alan ve sergilenmeye hak kazanan eserinin/eserlerinin çoğaltma, işleme, temsil, umuma iletim haklarının ve yayımlanma haklarının kullanımı eser sahibi ile birlikte süresiz olarak Ayrancım Gazetesi’ne ait olacaktır. Bu fotoğraflar fotoğraf yarışmasıyla ilgili olarak yarışma kataloğu, Ayrancım Gazetesi ve Sosyal Medya hesaplarında kullanılacaktır.

b. Bu şekilde kullanılan eserler için, eser sahibi sonradan verdiği izni kesinlikle geri almayacağını ve eserin yukarıdaki şekilde kullanılmasını engellemeyeceğini veya bu izin/muvafakat için düzenleyici kurum ve sponsorlarından ayrıca hiçbir hak ve alacak talebinin olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını ve maddi, manevi talepte bulunmayacağını gayri kabili rücu kabul, beyan ve taahhüt eder.

c. Katılımcı, yarışma için gönderdiği / yüklediği fotoğrafların tümüyle kendisine ait olduğunu, kendisi tarafından çekildiğini ve tüm izinlerinin alındığını kabul, beyan ve taahhüt eder. Başkasına ait görüntülerin, olduğu gibi veya kısmen kullanılması durumunda ortaya çıkabilecek telif hakkı ihlallerinin tüm hukuki sorumluluğu katılımcıya aittir.

ç. Yarışmaya gönderilen fotoğraflarda görünebilecek insanların, fotoğrafının çekilmesine ve bir yarışmaya gönderilmesine, fotoğrafın internette ve basılı yayın organlarında yayınlanmasına izin verdikleri kabul edilir. Söz konusu kullanımlardan dolayı ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların tüm sorumluluğu yarışmacıya aittir.

7. Diğer Hususlar:

a. Yarışma online (çevrimiçi) fotoğraf sistemine göre yapılacağından, alternatif hiçbir gönderi (e- posta, kargo, elden teslim vb.) kabul edilmeyecektir.

b. Yarışma fotoğraflarının online (çevrimiçi) olarak ayrancimgazetesi@gmail.com adresine gönderilecektir.

c. Yüklenecek fotoğraflar paspartusuz ve kenar boşluksuz olmalıdır. Fotoğraf üzerinde katılımcının kimliğine ilişkin isim, imza, logo, tarih vb. bilgiler bulunmamalıdır.

ç. Yarışmaya katılacak fotoğraflar, JPG/JPEG formatında, 150-300 DPI çözünürlükte, 8-12 sıkıştırma kalitesinde kaydedilmeli ve dosyaların boyutları 1 Mb’den az olmamalı, 4 Mb’yi de geçmemelidir.

8. Seçici Kurul :

• Mehmet İZDEŞ AFSAD Yönetim Kurulu Üyesi / Fotoğraf Sanatçısı

• Tuğba BEŞEL Fotoğraf Sanatçısı

• Merve BİLGİÇ  Fotoğraf Sanatçısı / Ayrancım Gazetesi

• Mustafa COŞAR Çankaya Kent Konseyi

• Hatice Bilge COŞKUN APAYDIN Eğitimci / Varlık Lisesi

• Irmak DALGIÇ Ayrancım Derneği / Yarışma Sekreteryası

10. Yarışma Takvimi:

Yarışmanın Başlangıç Tarihi :  20.05.2021

Son Başvuru Tarihi : 20.06.2021 saat 24:00

 Jüri Toplantı Tarihi : 24-25.06.2021

Sonuç Bildirim Tarihi : 30.06.2021

Sergi ve Ödül Töreni Yer ve Saat : 30 adet eser Boyut Sanat Galerisinde sergilenecektir. Ancak yeri ve saati Covid-19 nedeniyle gündeme göre belirlenip Ayrancım Gazetesi tarafından duyurulacaktır.

11. Ödüller

• Birinciye 700 TL’lik kitap çeki ve Kuzgundokuz’dan kahve çeki

• İkinciye 400 TL’lik kitap çeki ve Kuzgundokuz’dan kahve çeki

• Üçüncüye 200 TL’lik kitap çeki ve Kuzgundokuz’dan kahve çeki

12. Yarışma Sekretaryası-İletişim:

 Yarışmaya ilişkin bilgi edinmek isteyenlerin öncelikli olarak mail yoluyla bize ulaşmalarını rica ediyoruz.

E-posta: ayrancimgazetesi@gmail.com

Tarihi mezarlığa inşaat izni

Ulus’taki tarihi İtfaiye (Hergele) Meydanı’nda yapımına 2013 yılında başlanan ve 2017’de bitirilen Melike Hatun Camii için İller Bankası binası 16 Haziran 2017’de bir gecede yıkılmıştı. Bu arada İller Bankası binasıyla birlikte etrafındaki başka parseller de kamulaştırılıp buradaki dükkanlar da yıkılmıştı. Dükkanları yıkılan esnafa geçici olarak dükkan yapılması için caminin yan parselinde başlanan temel kazılarında insan kemikleri bulundu. 

Konuyu yerinde incelemek ve yetkililerden bilgi almak için inşaat alanına gittik. Görüştüğümüz taşeron firma yetkilisi, “Bizim ölüye saygımız var. İnşaatı biz durdurduk zaten. Arkeologlar geldi aldı kemikleri. Burada mezarlık olduğu iddiaları tamamen asılsız. İnşaatın en ucundan birkaç kemik parçası çıktı sadece, başka da bir şey yok burada. Biz iki haftadır tekrar çalışmaya başladık. Beton temeli bitirdik şu an” şeklinde konuştu. 

14 Şubat 2021 tarihinde inşaat kazısı sırasında kepçe operatörünün kemiklere rastlaması üzerine bölgeyi kontrol altına alan polis ekiplerinin ardından olay yerine gelen Anadolu Medeniyetler Müzesi ekipleri bulunan kemik parçalarını alarak incelemeye götürmüştü. Arkeologlar bölgede 6 kemik parçası bulunduğu, bu kemiklerin insana ait çene ve kaval kemiği olabileceği bilgisini verdikten sonra kemiklerin yaşı ve menşei hakkındaki bilgilerin ise yapılacak araştırma sonucunda tespit edileceği açıklanmıştı.

Ulus Tarihi Kent Merkezi’nin ne kadar farkındayız?

Konu hakkında açıklamada bulunan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, mevcut kazının ilgili müze müdürlüğünün onayıyla yapılması gerektiğine dikkat çekerek, “İtfaiye Meydanı’nın olduğu yerde tescilli yapılar var. Adı üzerinde Ulus Tarihi Kent Merkezi, buraya gerçekten hassas davranmanız gerekiyor. Ama iktidar bütün Ulus politikalarında züccaciye dükkanına girmiş fil gibi davranıyor. Zaten hukuksuz bir yere kazı yapılıyor. Burası İller Bankası’nın yeniden yapımı için ayrılmış alan. Buraya geçici 46 dükkan için kazı yapılıyor. Bir taraftan da İtfaiye Meydanı’nın dönüşümü için direnen mülkiyet sahiplerine çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bu cami ile onun çevresini düzenleyen medrese organizasyonu yapılıyor çünkü burası Cumhuriyet’in temsil aksı üzerinde. Hem çok kültürlülük yıkılmaya hem de tek kültür üzerinden gidilmeye çalışılıyor” demiş, İtfaiye Meydanı’nda yapılan çalışmaların iktidarın ideolojik ve rant temelli politikaları üzerinden planlandığı uyarısında bulunmuştu. 

İtfaiye Meydanı Esnafları Derneği durdurulan inşaat içinde gece saatlerinde gizlice dozer çalışmalarının yapıldığına dair görüntüleri 27 Şubat 2021 günü sosyal medya hesaplarından paylaşarak duyurdular. 

Konunun hassasiyetini anlamak istemeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri, uzmanların raporunu beklemeye gerek bile duymadan faaliyete devam etmeleri üzerine konu ulusal medyaya yansıdı. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarından tepkiler gelmeye başladı. 

Ankara’daki son Ermeni-Katolik kilisesi ve mezarlığı

Vehbi Koç Araştırmalar Merkezi’nin (VEKAM) yayınladığı Ankara Araştırmaları Dergisi’nin Aralık sayısında çıkan bir makaleye göre kazı yapılan bölgede 18. yüzyıldan kalma Ermeni Katolik mezarlığı ve mezarlığın kilisesi olduğu belirtiliyordu.

Makalenin sahibi Aved Kelleci (Avedis Aydınyan) kendisiyle yaptığımız görüşmede şunları söyledi:

“Söz konusu bölgenin altında, 1916 yangınıyla Ankara’nın Hristiyan mahalleleriyle birlikte tüm ibadethanelerin yok olmasıyla sonuçlanan yangından kurtulan son faal kilisenin de bulunduğu mezarlığın kuzey kanadı var. 

Eski Ankara anlatılanlardan çok farklı özelliklere sahipti. Ankara, Türklerle birlikte ciddi sayıda Ermeni, Rum, Kürt ve Yahudi nüfusu barındıran kozmopolit bir Osmanlı kenti olma özelliğine sahipti. Ankara bilinenin aksine bir taşra kasabası, büyükçe bir köy veya kötü görünümlü bir yerleşim olmadı hiçbir zaman. Ticari olarak merkezi ve canlı bir kentti. Fakat 1916 yangını sonrasındaki kötü halinden dolayı tarihe böyle geçirilerek bize bu şekilde sunuldu. Söz konusu yangından dolayı ne yazık ki, şehrin geçmişine dair önemli bir tarihi birikim silindi ve kalanlarla baştan bir tarih yazıldı. Bu hatalı tarih o kadar tekrara düştü ki günümüzde tarih yazımından çok siyasi bir metaya dönüştü. Bu yüzden artık eski kentin kültürüne ve mimarisine ait sağlıklı bilgilere ulaşmak için gerekli belgeleri bulmak neredeyse imkansız bir hal aldı. İtfaiye Meydanı’nda yapılan kazıların bulunduğu alandaki Ermeni Katolik mezarlığında 1829 veya daha öncesinde yapılmış olan bir kilise vardı. Kilise Ankara’nın son Ermeni Katolik rahibi Gığmes Torbacıyan’ın 1933 senesinde vefatına kadar faal bir şekilde kullanılmıştır. Ancak İstanbul Ermeni Başpiskoposluğu’ndan Ankara’ya yeni bir rahip görevlendirilmediğinden şehirdeki cemaat Fransız Büyükelçiliği bünyesinde bulunan Azize Tereza Şapeli’nde yapılan Latin ayinlerine iştirak etmeye başlamıştır. Vaftiz, düğün ve diğer Hristiyan bayramlarında Azize Tereza Şapeli’ne giden tüm Ankaralı Hristiyan cemaatler, cenaze törenleri için mezarlığa daha yakın olması dolayısıyla Ermeni Katolik Şapeli’ni tercih etmiştir. Azize Tereza Şapeli Rahibi Ludovic Marseille tarafından Ermeni Katolik Şapeli’nde yapılan bu törenler, 1933’te daha inşaatı tamamlanmamış olan Cebeci Asri Mezarlığı’nın Hristiyan inancına mensup kişilerin naaşlarının buraya defnedilmesi hususunda müsaade etmesiyle giderek azalmaya başlamıştır.”

Yeni kilise projesi uygulanamadı

İstanbul Ermeni Katolik Başpiskoposluğu Başdiakonu Hagop Minasyan’ın Ankaralı Jak Bıyıklı’yla (1928-1995) yaptığı görüşmelerden Aydınyan’a aktardığına göre Mustafa Kemal Paşa, Torbacıyan’ın vefatından sonra mezarlığın şehrin tam ortasında kalmasından dolayı Ankara Ermeni Katolik Cemaati’nden mezarlıklarını ve şapellerini devlet tarafından gösterilen yerlerden birine taşımaları için görüşeceği bir heyet oluşturmalarını istemiştir. Ancak istenen heyet oluşturulmamış, bu nedenle Ermeni Katolik Cemaati için düşünülen yeni özerk mezarlık ve cemaate ait yeni yapılacak kilise projesi uygulanamamıştır. 1935 yılında Cebeci Asri Mezarlığı’nın resmen açılmasıyla, Ermeni Katolik Mezarlığı’na olan ihtiyaç tamamen ortadan kalktığından Ankara Katoliklerinin cenazeleri Azize Tereza Şapeli’nden kaldırılarak doğruca Asri Mezarlığa defnedilmeye başlamıştır. Böylelikle mevcut işlevini yitiren Ermeni Katolik Şapeli’nin faaliyetlerine son verilmiştir. On iki yıl boyunca atıl vaziyette varlığını sürdüren mezarlığın 1947 yılında Cebeci Asri Mezarlığı’nın Hristiyanlar için ayrılan bölümüne aktarılmasına karar verilmiş ve naaşlara ait kemiklerin tasfiyesi esnasında Ermeni Katolik Cemaati’ne ait son ibadethane de yıkılmıştır.

Osmanlı Devleti’nin 1830 tarihinde ayrı bir cemaat olarak tanımladığı Ermeni Katolik topluluğuna ait bu kilise, cemaat tarafından inşa edildiği bilinen en eski dinsel yapı olma özelliğine sahiptir. Ayrıca şehirde geriye kalan son faal kilise olması bakımından da çok önemlidir ve pek çok açıdan böylesi öneme haiz bu kilisenin bugüne kadar ayakta kalamaması tarihsel bir kayıptır. 

Konu TBMM’ye taşındı

Konuyu HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşırken, Paylan, 13 Mart tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a yönelttiği soru önergesinde şöyle diyordu:

Ankara Ulus’ta geçtiğimiz yıllarda yıktırılan İller Bankası binasının yeniden inşası için tahsis edilen alanda TOKİ tarafından yapılan çalışmalar sırasında insan kemikleri bulunmuş ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi yetkilileri tarafından incelemeye götürülmüştü. Buna rağmen, inşaat hala devam etmekte ve mezarların olduğu alana beton dökülmektedir. Kaynaklarda Ermeni ve Katolik Mezarlığı olarak kayda geçen bölgede, tarihi kilise ve hamamın da bulunduğu tespit edilmiştir. Mezarlıklara ve kent hafızasına yapılan bu saldırı, kamuoyunda büyük tepkiye neden olmaktadır. Bu bağlamda, Ermeni mezarlığı üzerine yapılan TOKİ inşaatı neden durdurulmamaktadır? TOKİ’nin Ankara’nın kültürel varlıkları ve kent hafızasını yok ettiğinin farkında mısınız? Anadolu Ermenilerinin kemikleri ve kültürel varlığı üzerine neden beton döküyorsunuz?

Heyet alana sokulmadı

17 Mart 2021 günü inşaatı incelemek isteyen Paylan ile Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ve beraberindeki heyet ise inşaat alanına sokulmadı. 18 Mart 2021 günü Mimarlar Odası Ankara Şubesi, insan kemiklerinin çıktığı alanın mezarlık olarak tescil edilmesi için Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na başvurduklarını açıkladı. Şube, alandaki hukuka aykırı inşaata ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava da açtı. Öte yandan Kültür Bakanlığı’nın bilgi ve belge göndermeyerek, Büyükşehir Belediyesi’ni saf dışı bıraktığı görülürken, hukuksuz inşaata Koruma Kurulu’nun oy birliği ile onay verdiği, Ankara Büyükşehir Belediyesi temsilcisinin de inşaatın yapılmasına onay verdiği ortaya çıktı. 

Koruma Kurulu’nun onayı içler acısı

Candan, “Kazı çalışmalarına ilişkin Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Daire Başkanlığı’na, Kültür ve Turizm Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na (TOKİ) resmi yazılarla başvurmuştuk. Bu yazışmalar sonucunda Koruma Kurulu’nun alandaki inşaat çalışmalarına onay verdiği de ortaya çıktı. Kurula, inşaat çalışması için onay alınıp alınmadığını sormuştuk. Ankara Kültür Varlıkları Bölge Koruma Kurulu’ndan gelen cevapta inşaata kurulun onay verdiği belirtildi. Koruma Kurulu’nun çok kültürlülüğü ve Ulus’un tarihi dokusunu koruması gerekirken onay vermesi içler acısıdır” ifadelerini kullandı. 

Müslüman – Hristiyan – Yahudi ortak mezarlığı tarih oldu

Ankaralı akademisyen ve tarih araştırmacılarından olan Suavi Aydın, Ömer Türkoğlu, Kudret Emiroğlu, Ergi Deniz Özsoy’un ortak çalışmalarının toplandığı “Küçük Asya’nın Bin Yüzü” kitabını incelediğimizde bu bölgede üç ayrı semavi dinden insanların gömüldüğü mezarlıklar görmekteyiz. 

2018 tarihli hava fotoğrafı üzerine Ermeni Katolik Mezarlığı ve Şapeli’nin konumu yerleştiren Avedis Aydınyan’ın çalışmasına baktığımızda ise şapel ve mezarlık alanının, kazının yapıldığı alanın çok daha fazlasını kapladığı, dönemin Hariciye Vekaleti (şimdiki Kültür Bakanlığı müzesi) arka bahçesiyle birlikte Talatpaşa Bulvarı’na kadar olan kısma denk geldiğini görmekteyiz. Yine bitişik Müslüman mezarlığı üzerinde ise bu binanın olduğunu görüyoruz. Hemen güneyindeki Yahudi mezarlığı üzerindeyse Radyo Evi binası yükselmekte.

Sonuç olarak eski ve yakın çağ Ankara’sının kale ve yakın çevresine yayıldığını düşündüğümüz taktirde, tüm bu bölgelerin bilinçsiz bir yapılaşmayla on yıllardır tahrip edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Ankara’nın en kısa zamanda objektif bir tarih çalışması ışığında yapılacak kent planlamasına ihtiyacı var. Rant projeleri ve beton yığınları ile kimliğini üzücü bir şekilde kaybetmiş olan kentin altında tüm tarihi zenginlikleriyle saklı başka bir Ankara sessizce keşfedilmeyi bekliyor, yüzlerce hatta binlerce yıldır.

Tarih unutturulmak, mezarlıkların üzerine alışveriş merkezi, baraj, yol yapmak sıradan bir olaymış gibi yansıtılmak istendikçe yaşadığımız döneme bakarak “acaba buna layık mıyız veya hazır mıyız?” diye sorası geliyor insanın…

Ankara halkı Ermeni mezarlarının üzerine beton dökülmesine dur demelidir.

Garo Paylan
HDP Diyarbakır Milletvekili

“Burada yaşayan Ermeni halkı, ölülerini dualarla defnedip, mezar taşları diktiler. O ölülerin mezar taşları yıkılmıştı. Şimdi de o ölülerin mezarları üzerine beton dökülüyor. Bunu hangi vicdan kabul ediyor? Ölülerin üzerine beton dökeceksiniz, sonra buradaki esnafın dükkanlarını yıkacaksınız; o esnafları buradaki mezarlığın üzerinde dükkânlarla ticaret yaptıracaksınız. Kapısında ne olduğu belli olmayan etrafı çerçevelenmiş bir alan var. Kapısında tabela bile yok, ruhsatı bile yok. Kaçak bir inşaat var burada ve bizim denetimimiz engelleniyor. Bu kaçak inşaata ve kamu vicdanını yaralayan; Ermeni halkının mezarlarının olduğu alana beton dökülmesinin bir an önce durdurulmasını talep ediyorum. Ülkenin yürütmesi, yargısı, meclisi ve sivil toplumu ve en önemlisi Ankara halkı Ermeni mezarlarının üzerine beton dökülmesine ‘dur’ demelidir. Ankara halkı bu saygısızlığı hak etmiyor.”

İnşaatın tabelası yok, ruhsatı yok

Tezcan Karakuş Candan
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı

“Burada inşaat yapılan yer üç şekilde hukuksuzdur. Bir kere kazı yapılırken bu alanda insan kemikleri çıktı ve bütün bilimsel kaynaklarda Ermeni Katolik mezarlığı olarak yer alıyor. Şapelle kilise ile bağlantılı bir yer olduğu görülüyor. Bütün bunların hepsi kültür varlıkları kayıtlarında var. Bugün Anadolu topraklarında kardeşliğimizin ve birlikte yaşadığımızın en önemli göstergesi ve tanığı olan bir Ermeni Katolik mezarlığının üzerine hukuksuz şekilde dükkân yapılıyor. Bu bir kere çok kültürlülüğümüze kardeşliğimize vurulmuş bir darbedir. Belediye bu inşaata izin vererek hukuksuzluk yapıyor. Meslek insanı meslektaşımız hukuksuzluk yapıyor.”

Beton ve yaşam

Hiç merak ettiniz mi yaşadığımız, çalıştığımız, binaların, evlerin, apartmanların, yapısını; strüktürünü, neye göre oluştuğunu ve şekillendiğini? Bu yazıda biraz eskilere gideceğiz hatta baya eskilere; İÖ 6. yüzyıl civarlarına. İnsan var olduğundan beri gerek bulunduğu ortamın koşulları, gerek kendini dış etkenlerden korumak amacıyla, gerek özel alan ihtiyacı için kapalı bir yere girme ihtiyacı duymuştur. Bunun için en küçük parçalar olan mekanları yaratmıştır. Yaşadığı dönemin şartları altında henüz çok katlı yapılar yapamayan insanoğlu, mağara dönemi sonrası geniş alanlarda taşlardan duvarlar örerek, odalar halinde ihtiyaç mekanları yaratmıştır. Her bir ihtiyaç ayrı ayrı bir mekanı doğurur; uyuma, dinlenme, mutfak, tuvalet vs. İhtiyaçlar mekanları, mekanlar yapıları, yapılar köy-mahalleleri ve daha sonra kentler, şehirler, ülkeleri oluşturmuştur. Tabi ki bunlar sadece ihtiyaç doğrultusunda değil, dil, din, ırk, kültür gibi etmenlerin ortaya çıkmasıyla da şekillenip yapılaşmıştır. 

Tüm bu yapıların ortak bir dili vardı; beton. Evet şu an da her ne kadar çoğumuz betona, betonlaşmaya karşı olsak da hayatımızın bir parçası olan ve aslında gerçekten önemli olan bu malzemeyi biraz sanat ve tarih açısından inceleyelim ve doğru yerde kullanıldığında nasıl harika bir sanat ortaya çıktığını tanık olalım:

kolezyum

Betonun yeri tarihte önemliydi; tanım olarak; çakıl, kum gibi “agrega” denilen maddelerin bir bağlayıcı madde ve su ile birleştirilmesinden meydana gelen bir inşaat yapıtaşı. Beton yaklaşık olarak değişik şekillerde ve genel anlamda 5 bin yıldan beri kullanılıyor. Eski Mısırlılar kil harcını piramitlerin yapımında kullandılar. Harç, kireç taşının ısıtılması ve karbondioksit gazının çıkarılması ile elde edilmekteydi. Elde edilen kireç, agrega ile karıştırılarak harç olarak kullanılmaktaydı, daha sonra karbondioksit olarak sertleşen orijinal CaCO3 veya kireç taşına çevrilmekteydi. Su ile sertleşen hidrolik çimentonun bulunuşu Romalılara kadar uzanır. 

Her ne kadar Roma mühendisliği, mimarlığı ön planda olsa da aslında taş işçiliğini İÖ 6. yüzyılda Antik Yunan’da mimarlar ve taş duvar ustaları, inşası sütuna dayanan, (bugün kolon dediğimiz taşıyıcı yapılar) her binada kullanabilecekleri tasarım kuralları ve ilkeleriyle geliştirirler. Bu ilkeler sadece Roma’da değil bütün Avrupa, Amerika ve ötesinde görülen sonraki mimari anlayışlar üstünde de etkili olmaya devam etti.

Temelde 3 Yunan düzeni vardı; Dor, İyon ve Korent. Bunlar sütun başlarından tanınırdı, yalın başlıklı Dor; kıvrımlar ya da sarmal bezeklerden oluşan İyon; kengeryaprağı desenli kıvrımlarla süslü başlıklı Korent. Bu 3 düzene Romalılar 2 tane daha ekledi. Bu düzenler birçok bina mimarisinde kullanıldı ve hala ilham kaynağı. Romalılar, kültürlerinde pek çok yönden Yunanlılardan etkilendi; mimari yapılar da buna dahil fakat Romalılar mühendislikte ve inşaat teknolojisinde çok fazla ilerleme kaydetmiş olduğu için bazı uzun ömürlü fikirleri de geliştirdiler. En etkili fikirleri betondu, beton modern bir icat gibi düşünülse de Roma döneminden beri kullanılıyor. Hızla büyüyen imparatorluk için binaların süratle dikilmesi gerekiyordu. Romalı yapı ustaları betonu geliştirerek hala ayakta olan birçok yapıyı inşaa ettiler. Burada bağlayıcı madde çok önemli; normalde kum artı taş, çimento (bağlayıcı madde) ve su olmak üzere 3 bileşenden oluşan beton için, Romalılar bağlayıcı maddede kireç ile “puzolan” adı verilen volkanik bir kül karışımını kullandılar. Bu sayede bin yıldır ayakta duran sapasağlam yapılar, köprüler, hamamlar mevcut. 

Beton, bu önemli etken maddeleri ile günümüze kadar geldi, sayesinde kentler, şehirler kuruldu. Şu zamanda taş ustaları ile çalışılmadığı için çoğu yapı düz, sıradan ve bakıldığında hiçbir estetik kaygının güdülmediğini görüyoruz. İşin içine şehir planlaması da girmeyince düzensiz, çirkin, hatalı bir yapılaşma ortaya çıkıyor. Aslında beton kavramı olmasaydı, yerini ne alırdı, nasıl yapılarda yaşardık, tuğla veya çelik, belki o zaman çok katlı yapılar olamazdı, bunları da gözardı etmemek gerek. Ancak asıl önemli konu bu kadar basit bir malzemenin doğru kullanılması. Bir yanda bin yıldır ayakta durabilen yapılar diğer yanda depremde un ufak olan binalar. Günümüzde beton, toprağın nefes almasına engel olacak kadar, insanların canına mal olacak kadar hatalı kullanılmasaydı belki onu sanat olarak görebilir, bu da betona karşı düşüncelerimizi değiştirebilirdi.

(Kaynak: 50 Mimarlık Fikri/Philip Wilkinson)

Ayrancı’da bir çiçekçi hikayesi

Esnafsız mahalle olmaz, vazgeçilmezlerimiz esnaf ve zanaatkarların katkılarıyla anlam bulur mahalle.Bu sayıda Adile Naşit Parkı’nın yanı başındaki minik ve şirin bir dükkana konuk olduk; içten gülüşünü ve samimi selamını bizden esirgemeyen çiçekçimiz Seyit Aksuna ile sohbet ettik. Seyit Bey, hayat hikayesini, anılarını, hayallerini ve yolunun Ayrancı’yla nasıl kesiştiğini anlatıyor:

Çiçekçimiz Seyit Aksuna

Seyit Bey, kendinizi tanıtır mısınız dostlarımıza?

Benim esas mesleğim garsonluk. Dokuz yıl Cinnah Caddesi üzerindeki Evren Türkü Bar’da garsonluk yaptım. 1976’da ben oradayken adı Evren Pub’tı, işte 13-14 yaşlarında… Eskiden Alabaş Sokağı’ydı, şimdi Willy Brand Sokağı oldu. 6 sene de bakkallık yaptık, abimle beraber. Askere gittim, geldim 1985’te ve tekrar garsonluğa döndüm. Farabi Sokak’ta Regal Restaurant vardı, 85’te. 4 sene de orada garson olarak mesleğime devam ettim. Orada sanatçılara çiçek çıkarıyordum. Bilfiil 9 yıl bir patronun yanında çalıştım. Esnaflık kazançlığım oradan gelir, müşteriye nasıl davranılacağını o öğretmiştir… Garsonluğu bırakmak zorunda kaldım. Eee… sizlere ömür, 19 yaşındaki oğlumu kaybettim, 14-15 yıl oldu. Çocuğumun kas rahatsızlığı vardı. Hem onu okula götür hem getir, garsonluk yapamadım tabii, o nedenle çiçek satmaya başladım… Biraz aşinalığım vardı. 

Bir çiçekçide çalışıp da bu işi öğrenmiş bir insan değilim, kendi kendime öğrendim çiçek işini. Sanatçılara çiçek çıkarıyordum, oradan. Önce bir yıl Karamürsel’in önünde elde sattım, Kızılay’da. Ondan sonra Çankaya’ya, Serender Pastanesi açıldığı sene 1990’da köşeye tezgah koydum. Yakında gecekonduda oturuyordum, Havuzlubağ’da. 26 sene Serender Pastanesi’nin o köşesinde açıkta mücadele verdim, sattım. 26 yıl… 26 yıl sonra burayı, Çankaya Belediyesi’nin kulübesini devraldım.

Ne zaman geldiniz Ayrancı’ya?

İşte 5. yıla girdim. 26 yıl orası 5 yıl burası, toplam 31 yıldır çiçekçilik yapıyorum. El arabasıyla başladık sonra kendi emeğimle gücümle… Hem çocuğum için yaptım demeyeyim ama görevimi yerine getirmeye çalıştım. Hem o işi yaptım hem evimi falan neyse… işte sonuç…

Havuzlu Bağ eskiden nasıldı, sonra siteler oldu?

Gecekonduda kirada oturuyordum orada.  1999’a kadar 15 sene oturdum kirada. Gecekondular vardı, Havuzlu Bağ çeşmesi vardı. Harika bir çeşmeydi, çift oluk vardı, su akıyordu. Biz yıllarca onu kullandık. İçmeye de kullandık ama çaya pek olmazdı yani, sertti biraz. Şimdi yerinde Mesa Taksi Durağı var. Su tam aradan geliyordu. Şimdi o suyu nereye bağladılar, binaların havuzuna mı bağladılar?

Serender Pastanesi’nin köşesinde sergi açtığın yıllar nasıldı, biraz anlatır mısınız?

1990’lı yılların başıydı. Kızılay’dan hazır demet alıp dolmuşla getiriyordum. O pastane de yeni açıldı, çok süper iş yapıyor… Karşıda diziyor, salça tenekelerinin içine koyuyordum böyle. İnanır mısın, 10 demet getiriyordum 5 dakikada sonra bitiyordu, bir daha dolmuşla gidip getiriyordum. Öyle bir şeydi. Hakikaten pastaneden çıkan direkt benim çiçeğe geliyordu. Dediğim gibi insanlar hakikaten, herkes mutlu, alıyordu.  Mesela Kasımpatı, kaç renk var şurada, üç renk. Misafirliğe falan almazdı, akşam eve giderken, her renkten birer demet. ‘Kaç para, şu’…yani öyleydi.

Çiçek alma alışkanlıkları mı değişti?

Şimdi de var da yani evine alan pek yok. Artık sadece özel günlerde mecburi alınıyor gibi.

Peki mahalle kültürü nasıldı o zamanlarda?

Komşularım çok iyi insanlardı. 26 sene aile olarak yaşadım, esnaflığı bırak aile olarak yaşadım onlarla. Hatta bir gün Çankaya Belediyesi bana kulübe versin diye -benim hiç haberim yok- aralarında imza toplayıp dilekçe vermişler. Ne yazmışlar biliyor musun; ‘23 yıldır sokağımızı çiçeklerle bezeyen, bize komşuluk ilişkilerini hatırlatan bu esnafımıza yardımcı olur musunuz lütfen?’ diye. Daha ötesi var mı yani? 

Serender Pastanesiyle aranız nasıldı?

Benim için bir nimetti orası. Çayımı, yemeğimi, tuvaletimi her şeyimi oradan karşılıyordum. Soğukta ısınırdım içeride. Güzel günler geçirdim. 

Nedir eskiye göre müşterinin farkı?

Parası vardı eskiden insanların, kart filan yoktu. Sene 1992’de bir demet çiçek parasına iki tüm tavuk alabiliyordum, 1 kilo kuşbaşı et alabiliyordum. Paranın değeri vardı. Ayrıca esnaf olmak ayrı bir şey, hala beni arar sorar eski müşterilerim. Aile gibiydik. Mesela eşine çiçek alan müşterimin çocuğuna çiçek hediye ederdim mutlaka. Çocukların yeri bende başkadır…

Ayrancı’nın oradan farkı var mı?

Ayrancı da çok nezih bir semt… Çoğunlukla emekliler yaşıyor ama desteklerini esirgemiyorlar benden, sağ olsunlar. Tabii eski zamanlar kalmadı artık parasal olarak. Eski yerimdeki sosyal durum da zamanla değişti. Lüks bloklar yapıldı. Onlar senle benle pek alışveriş yapmazlar. Mahalle kültürü zayıfladı. Eskiden gecekondu olan vadi şimdi blok oldu, sokakta iş çıkışı yürüyen oluk oluk insan olurdu artık arabayla geçiyor herkes. İşler çok azalınca Ayrancı’ya geldim. En azından özgürüm burada, dükkanım var, dostlarım var. 

Pandemi nasıl etkiledi sizi?

Pandemi çok etkiledi. Kesme çiçek azalsa da balkon çiçeği ve saksı, toprak satarak arayı kapatmaya çalışıyoruz. Pandemiden dolayı saat 20.00’de kapatmak zorundayım. İnternet çıktı, mertlik bozuldu… İnsanlar çiçekleri internetten sipariş veriyor ama koklamadan, görmeden. Resimde gösterilenle gelen bambaşka oluyor. Ucuz satılıyor diye tercih ediliyor ama mağdur olan çok maalesef. Sevgililer günü bu sene hafta sonuna geldi, akşam 5 gibi kapatmak zorunda kaldık ama internetten saat sınırı yok tabii. Ben tercih etmiyorum çelenk filan yapmaya, o ağır iş, yaşım gelmiş altmışa, fazlasını istersen hiçbir şey yapamazsın. Kararında olmak iyidir. Bir de müşteriyle samimi, içten ilişki kurmak gerekli. Güler yüzlü olmak, nazik olmak çok önemli. Ayrancılı dostlarım bana desteğini esirgemiyorlar, sağ olsunlar…”