Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), 2019 yılının Aralık ayında solunum yolu belirtileri gösteren bir grup hastada yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ilk vakanın görüldüğü 11 Mart 2020 günü Dünya sağlık örgütü küresel salgın hastalık (pandemi) ilan etmiştir. Türkiye’deki ilk vakadan bu yana bir yıl geçmiştir.
İlk günlerde oluşan bilgi kirliliğine rağmen gün geçtikçe hastalık hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaktayız. Hastalığın seyrinden anlaşıldığı üzere yaş, cinsiyet, obezite (Beden kitle indeksinin 40’ın üzerinde olması), eşlik eden kronik hastalıklar, etnik köken ve beslenme yetersizlikleri risk faktörleri olarak sayılabilir. İmmün sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler özellikle risk altındadır. Yapılan çalışmalarda, vitamin ve minerallerin, proteinlerin ve yağ asitlerinin bağışıklık sistemini desteklemede ve enfeksiyon riskini azaltmakta önemli role sahip oldukları görülmüştür. Covid-19 hastalığı dikkatleri obezite ve beslenme yetersizliği üzerine toplamıştır. Pandemi sürecinde hastalıkla mücadele için alınan karantina ve sokağa çıkma yasağı gibi kısıtlayıcı önlemler de beslenme alışkanlıklarımızı etkilemiştir.
Türkiye’de obezite görülme oranı 2019 yılında kadınlarda %24,8 olup obez öncesi olarak tanımlanan grup ise %30,4 olarak bulunmuştur. Erkeklerde bu oranlar ise sırasıyla %17,3 ve %39,7’dir. Bu yüksek obezite oranları toplumumuzda pandeminin ağır atlatılmasında etkili olmaktadır. Bunun yanında kısıtlamalar nedeniyle evde kaldığımız süreçte daha az hareket etmek durumunda kaldık. Ayrıca evde hapsolmanın getirdiği stres ile başetmede yaşadığımız zorluklar bizi daha fazla gıda tüketimine yönlendirdi. Sonuç olarak toplumumuzda zaten yüksek olan obezite oranları daha da artış gösterme eğilimindedir.
Hepimizi hazırlıksız yakalayan pandemi süreci aslında gıdalarla ilişkimizi yeniden düzenlemek ve beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmek için bir fırsat olabilir. Hem kilo kontrolünü sağlamak hem de farklı besin gruplarını yeterli ve dengeli tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Bu amaçla uyulması gereken bazı temel kurallar bulunmaktadır:
Sebze ve meyve tüketimi ön planda olmalıdır. Yeterli sebze ve meyve tüketimi her gün ve her öğün sağlanmalıdır. Tabağınızın yarısını bu grup oluşturmalıdır. Sebze ve meyveler prebiyotik kaynağıdır.
Kurubaklagillere beslenmenizde her gün yer verebilirsiniz. Hem lif açısından hem de içerdiği protein, vitamin ve mineral açısından oldukça önemlidir.
Haftada en az 2 kere balık tüketilmelidir. Omega-3 bağışıklığın desteklenmesinde önemli rol oynamaktadır.
Tam tahıllar gibi lifli gıdalar bağışıklık sisteminizi destekler.
Yüksek miktarda şeker, tuz, yağ ve koruyucu maddeler içerdiği için işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
Yemek hazırlarken ve pişirirken hijyen kuralları ve pişirme miktarına dikkat edilmelidir.
Yoğurt, kefir gibi probiyotik kaynağı mayalı ürünlere öğünlerde yeterince yer verilmelidir.
Gıdalarla alınan mikro ve makro besin ögelerinin kişinin şimdiki hastalıklara ve gelecekteki oluşabilecek herhangi bir viral veya bakteriyel hastalığa karşı dirençli olmasını sağlayacaktır. Probiyotikler ve prebiyotiklerin yeterli alınması kişinin bağırsak mikrobiyomunu ve bağışlıkığın destekleyerek COVID-19’un klinik sonuçlarının şiddetini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli konu, reklamları yapılan gıda takviyelerinin doktorunuza danışılmadan kullanılmamasıdır. Besin ögelerini gıdalarla almak için en sağlıklı seçimdir. Fotoğrafta içinde bulunduğumuz döneme uygun tüketebileceğiniz besinleri birarada görebilirsiniz.
Beslenmenin COVID-19’dan korunma ve iyileşme üzerindeki etkisi vardır. Ancak COVID-19’u önleyebilecek veya tedavi edebilecek sihirli bir diyet veya takviye yoktur. Uygun beslenme ile bağışıklık sisteminizin normal işlevini destekleyebilirsiniz.
Cevizli Yoğurtlu Kereviz
Cevizli Yoğurtlu Kereviz
Yemeklerinizin yanına her zaman kullanabileceğiniz bir meze: Cevizli Yoğurtlu Kereviz
Malzemeler 1 adet orta boy kereviz 1 kase yoğurt 6 adet ceviz 1 diş sarımsak
Kerevizleri soyup rendeleyiniz. İçerisine ceviz ve yoğurdu ekleyiniz. İsteğe göre bir diş sarımsak rendeleyerek ilave edebilirsiniz.
Ben maş fasulyeli narlı salatamın yanına tercih ettim. Sizde istediğiniz bir yemeğin yanında tamamlayıcı yemek olarak kullanabilirsiniz. İçerisindeki cevizler Omega-3 içerir. Yoğurt hem probiyotik hem de prebiyotik kaynağıdır. Kereviz ise lif ve antioksidan açısından oldukça zengindir. Tabağınızın besleyicilik özelliğini arttıran bu mezeyi kolayca hazırlayabilirsiniz. Afiyet olsun!
Kaynak:
Calder PC (2020) Nutrition, immunity and COVID-19. BMJ Nutrition, Prevention & Health. bmjnph-2020- 000085. doi: 10.1136/bmjnph-2020-000085
Türkiye Sağlık Araştırması, 2019 TÜİK
Sağlık Bakanlığı Covid-19 Bilgilendirme Sayfası https://covid19.saglik.gov.tr/
WHO Coronavirus Disease (COVID-19) Dashboard. https://covid19.who.int/
ERKEK(1), adil olma yeteneğine sahip misin sen? Bir kadın soruyor sana bu soruyu; en azından bu hakkını kenara atamazsın onun. Söyle bana? Sana kim verdi, benim cinsiyetimi ezen egemenlik hakkını? Gücün mü? Hünerlerin mi? Yaratıcıyı bilgeliğinde gözlemle; eğer cesaretin varsa yakınlaşmayı istediğin doğanın içinde tüm büyüklüğüyle şöyle bir gezin, senin baskıcı gücüne kaynak oluşturabilecek bir örnek bul bana.
Dön bak (remonter) hayvanlara, [yeryüzündeki] öğelere danış (consulter), bitkileri incele, nihayet organize maddenin(2) tüm dönüşümlerine (modification) göz at; ve sana sunduğum bu apaçık araçları bulduğunda kanıtlarımı kabul et; yapabilirsen şayet, doğanın işleyişinde cinsiyetleri ara, araştır ve ayırt et. İç içe bulacaksın onları her yerde, [çünkü] bu ölümsüz başyapıtı her yerde birlikte ve tümüyle ahenkli bir işbirliğiyle yapıyor onlar.
Yalnızca erkek bu istisnayı kendisine uyduruk (fagoté) bir ilke edindi. O [erkek] bu aydınlanma ve sağduyu (sagacité) çağında, en kirli cehaletle, tüm zihinsel yetileri alıp bir cinsiyet üzerinde despotça komuta etmek istiyor; ve eşitlik haklarını yalnızca kendisi için kullanıp devrimden zevk alındığını iddia ediyor –bu kadarını söyleyeyim, daha fazlasını değil.
Ulusal Meclisin şimdiki yasama döneminin sonunda ya da gelecek yasama döneminde kabul edilmek üzere sunulmuştur.
BAŞLANGIÇ
Anneler, kızlar, kız kardeşler, ulusun temsilcileri Ulusal Mecliste bulunmayı talep ediyor. Toplumun sefaletinin ve siyasal iktidarların ahlaki çürümüşlüğünün gerçek nedenlerinin, kadınların haklarının tanınmaması, unutulması ya da önemsenmemesinden kaynaklandığı dikkate alınarak; kadınların doğal, devredilemez ve kutsal hakları bir bildirgeyle ilan ediliyor; bu şekilde istenmektedir ki, bu bildirge toplumun bütün üyelerinin gözü önünde dursun, herkese hak ve yükümlülüklerini hatırlatsın; kadınların ve erkeklerin iktidarı kullanmaları siyasal kurumlar açısından kıyaslanabilsin ve buna daha çok saygı gösterilsin; kadın yurttaşların basit ve su götürmez ilkelere dayanan şikâyetleri her zaman, anayasanın ve iyi geleneklerin korunması ve herkesin esenliği için etkili olabilsin.
Nihayet, annelik acılarındaki gibi cesaret ve güzelliği ile tanınan kadın cinsi, yüce varlığın himayesinde, kadının ve kadın yurttaşların haklarını bu bildirgeyle tanıyor ve ilan ediyor:
Kadın özgür doğar ve erkeklerle eşit haklara sahiptir (demeure). Toplumsal farklılıklar yalnızca genel fayda üzerine kabul edilebilir.
Her siyasal toplumun amacı, kadının ve erkeğin doğal ve devredilemez haklarını korumaktır: bunlar özgürlük, güvenlik, mülkiyet ve özellikle de baskıya karşı direnme hakkıdır.
Tüm egemenlik ilkesi kadının ve erkeğin birleşiminden başka bir şey olmayan ulustan kaynaklanır: hiçbir kuruluş, hiçbir birey, açıkça bundan [ulustan] gelmeyen bir yetkiyi kullanamaz.
Özgürlük ve adalet başkalarına ait olanı tümüyle [onlara] geri vermektir; erkeğin sürekli uyguladığı zorbalığa karşı, kadının doğal haklarının kullanım sınırı yoktur; bu yüzden bu kısıtlamaların doğa ve akıl yasaları tarafından yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Doğanın ve aklın yasaları, topluma zarar verecek tüm edimleri ortadan kaldırır: bu yasalarca korunan ve bilgelerin ve tanrısallığın yasaklamadığı hiçbir şey engellenemez ve hiç kimse bu yasaların açıkça emretmediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz.
Yasa, genel istencin ifadesi olmalıdır; her kadın ve erkek yurttaşın, bizzat ya da temsilcisi aracılığıyla yasaların yapılmasına katılma hakkı olmalıdır; o [yasa] herkes için aynı olmalıdır. Yasa önünde eşit olan her kadın ve erkek yurttaş, yetenek ve erdemlerinden başka bir ayrım gözetilmeksizin, kamu hayatındaki her makam, memuriyet ve mevkilere eşit olarak gelmelidir.
Hiçbir kadın ayrıcalıklı [yasaların dışında] değildir; o [kadın] yasaca belirlenen koşullarda suçlanır, gözaltına alınır ve tutuklanır. Kadınlar da erkekler gibi bu ceza yasasına tabidir.
Yasa ancak açık ve zorunlu olarak gerekliliği beliren cezaları koymalıdır ve bir kimse ancak suçun işlenmesinden önce kabul ve ilan edilmiş ve kadınlara da meşru biçimde uygulanabilecek bir yasa gereğince cezalandırılabilir.
Her kadın suç işleyebilir; bu durumda [suçlu olan bir kadın olduğunda da] yasa tarafından belirlenen ceza kesinlikle uygulanır.
Hiç kimse, temel düzeyde farklı olsa bile inançlarından ötürü tedirgin edilmemelidir, kadın idam sehpasına çıkma hakkına sahiptir; bu sebepten eylem ve ifadeleri yasa tarafından korunan kamu düzenini bozmamak şartıyla, konuşma kürsüsüne(3) de çıkma hakkına sahip olmalıdır.
Düşüncelerin ve inançların serbest iletimi kadınların en önemli haklarındandır, çünkü bu özgürlük, babaların çocuklarıyla olan babalık bağlarını güvence altına almaktadır. Her kadın yurttaş, barbar bir önyargı tarafından gerçeği gizlemeye zorlanmaksızın özgürce şunu söyleyebilmelidir: ben size de ait olan bir çocuğun annesiyim. Ancak bu özgürlüğün yasada belirlenen kötüye kullanılması hallerinden sorumlu olunur.
Kadın ve kadın yurttaşın haklarının güvencesi, daha büyük bir yararı zorunlu kılar; bu güvence, bu hakların tanındığı kişilerin ayrıcalığı için değil, herkesin yararı için olmalıdır.
Kamu gücünün devamını sağlamak ve yönetimin masraflarını karşılamak için kadın ve erkekten eşit ölçüde vergi talep edilir; o [kadın], bu yükümlülük ve ödevleri yerine getirdiğinden dolayıdır ki, işlerde, mevkilerde, memurluklarda ve diğer mesleklerde aynı paya sahip olmalıdır.
Kadın ve erkek yurttaşlar, bizzat ya da temsilcileri aracılığıyla vergilerin zorunlu olup olmadığına karar verme hakkına sahiptir. Kadın yurttaşlar, yalnızca servetlerinde değil, resmi kurumlarda vergilerin toplanması, bunların kullanılması ve sürelerinin belirlenmesi sürecine de eşit oranda katılabildikleri takdirde bunu [eşit oranda vergi verme ve vergilerin zorunluluğunu] kabul ederler.
Vergi ödemesinde erkeklerle koalisyon içinde olan kadınlar, resmi devlet memurundan mali işlerle ilgili bilgi alma hakkına sahiptir.
Hakların güvencesinin olmadığı ve güçler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası yoktur; biçimlendirilmesinde ulusu oluşturan bireylerin çoğunluğu işbirliği yapmadıysa, o anayasa yoktur ve geçersizdir.
Birlikte ya da ayrı ayrı, mülkiyet her cinsiyetin hakkıdır. Yasalarca belirlenmiş kamusal bir zorunluluk bunu açıkça gerektirmedikçe, ayrıca adil ve peşin bir tazminat ödenmedikçe, hiç kimse ulusun asli miras payından yoksun bırakılamaz.
SONSÖZ
Kadın, uyan; artık evrenin her yerinden duyulan mantığın seslerindeki haklarını yeniden tanı. Doğanın güçlü egemenliği, önyargı, fanatizm, hurafe ve yalanlarla çevrili değil artık. Gerçeğin yanan meşalesi budalalık ve zorbalık bulutlarını dağıttı çoktan. Tutsak erkek gücünü toparladı zincirlerini kırmak için, ama [gücü yetmeyince] seninkine de başvurmak zorunda kaldı. Özgürleşirken ise yoldaşına adil davranmadı o [erkek].
Ey kadınlar! Kadınlar, ne zaman kör olmaktan kurtulacaksınız? Devrimden kazandıklarınız nedir sizin? Daha çok küçümseme, daha çok hor görme biçimlerinden başka. Yolsuzluk dolu yüzyıllarda erkeğin zayıflığı üzerine yönetildiniz. Egemenliğiniz yıkılmış gitmiş, geriye ne kaldı elinizde? Erkeğin iktidarı, adaletsiz yargılar ve doğanın yüce kararnamelerine dayalı bir şekilde sana ait olanı senden geri istiyor –böylesine iyi bir bağımlılıktan ne diye korkuyorsunuz ki? Cana(4) evliliklerinin kurallarını koyanın nüktesi nedir? Kadınlar, seninle bizim aramızdaki ortak yanı yeniden soran; politik uygulamalarla kandırılmış ve tarihi geçmiş politik yapılarda duran Fransız yasa koyucularından, ahlakı düzenleyenlerden mi korkuyorsunuz? Bunların hepsi senin cevaplaman gerekenler.
İlkelerine aykırı mantıksız sözlerinin yarattığı zayıflıklarını inatla sürdürürlerse, boş üstünlük taslamalarının nedeninin gücüyle cesurca ona [erkeğe] karşı dur; felsefenin standartları altında bir araya gel; varlığının tüm enerjisini ver ve sonra o mağrur erkekleri gör; ayaklarınıza kapanan köleler gibi rezil olmayacaklar fakat yüce varlığın hazinelerini seninle paylaşmaktan gurur duyacaklar. Seni engelleyen ne olursa olsun, kendini özgür kılmak senin ellerinde; sen, yeter ki iste(5).
Bu metin ilk olarak Felsefe Kültür Sanat Derneği Mavi Çoraplılar Atölyesi kapsamında Fransızca aslından Türkçeye kazandırılmıştır.
(1) Fransızcadaki “homme” sözcüğü hem insan hem de erkek anlamına gelir. Olympe de Gouge, Fransız Ulusal Meclisinde 1789’da okunan ve Türkçeye sıklıkla İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi olarak çevrilen La Déclaration des Droits de l’Homme et du Citoyen metnini hem dilbilimsel, hem içerik hem de uygulama açısından Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi olarak nitelemektedir.
(2) Yazar organize madde deyimiyle doğada canlılığın meydana gelişini ve canlılık içindeki doğanın işleyişini kastetmektedir.
(3) Yazar burada meclis kürsüsünü kastetmektedir.
(4) İncil’de İsa’nın ilk mucizesini Antik Filistin’de Cana şehrinde bir bayramda gösterdiği yazılıdır. Olympe de Gouge burada devrim sonrası Fransa’nın parlamentosu ile o bayramdakileri karşılaştırmaktadır.
(5) Metin, yazıldığı tarihe ilişkin kadınların eğitim durumlarına yönelik güncel birtakım sorunlar üzerine devam etmektedir. Bir bütünlük olması açısından bizler çeviriyi burada tamamlamayı uygun gördük.
Uzun süredir burayı yazmak istiyordum, belki adından, belki dışarıda duran kocaman ahşap kantin masalarının çekiciliğinden. Sahibinin bir kadın olması ve yazının Mart ayına denk gelmesi daha da cezbedici oldu. Evet, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun! Hem bir işletmeci hem de Yoga uzmanı olan Anıl Hanım ile yaptığımız sohbette kadın olmanın zaten ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlayacağız:
Anıl Hanım sizi tanıyalım ve Kantin’in nasıl oluştuğunun hikayesine de giriş yapalım:
Bu anlamlı sohbet için öncellikle teşekkür ederim. Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü mezunuyum, yani biyoloğum. Mesleğimi severek yapıyordum, yıllarca hastanelerde görev aldım. Önceleri çok rahatsız etmeyen ama daha sonra ciddi bir sağlık sorunu haline gelen bel fıtığım yüzünden işi bırakmak zorunda kaldım. Birçok yol denedim, tedaviler doktorlar… Daha sonra bu arayış içersinde bir profesör doktor ile tanıştım ve bana yogaya başlamamı önerdi ve bu tavsiye ile yoga hayatıma girdi.
Sizin için bir kırılma noktası denilebilir mi? Hangi yıl oldu bu olaylar?
2013-2014 yılları arasında. Evet tam anlamıyla kırılma noktası oldu. Yoga eğitimlerim başladı, bunun yanında Fitoterapi üzerine yüksek lisans yapıyordum ve tiyatro eğitimlerim vardı. Bitkileri öğrenmek, doğal olmak benim için ön plana çıkmıştı, bu düşünce ile 5 kişi ortak olarak Ankara’nın ilk vegan kafesini Tunus Caddesinde açtık; ismi ‘Veganka’ idi.
Yoga eğitimleriniz devam ediyor bu sırada değil mi?
Tabi. Hatta yoga ile bel ağrılarımı yönetmeyi öğrendim.Bununla beraber doktor tedavilerim de devam ediyordu ve bir süre sonra yoga her şeyin önüne geçti. 2016 yılında Atölye Yoga stüdyosu açıldı. Burada seanslar veriyorum hala, uzmanlar yetiştiriyoruz.
Peki ya Kantin?
Tüm bunların sonunda yoga stüdyosuna gelenler hep sağlıklı, doğal, organik, beslenmek istediklerini söylüyorlardı. Hani olur ya spor salonlarında, spor sonrası vitamin barlar, insanlar gider orada sağlıklı bir şeyler içer. Biz de eşimle bu fikri hayata geçirelim dedik ve ‘Kantin-Organic’ adında bu mekanı açtık.
Harika! Tam ihtiyaç doğrultusunda olmuş, siz de her şey birbirini tamamlamış gibi. Kantin’de neler bulabiliriz?
Kantin’de vegan ve vejeteryan ürünler var, organik doğal ürünler var. Gittiğim yerlerde insanlarla tanışıp yerel-doğal ürünlerini hem anlaşma yaparak satıyorum, onlara da destek oluyorum hem de değişik ürünler keşfetmiş oluyorum. Aynı zamanda burası organik bir market, glutensiz ürünlerimiz de mevcut.
Aslında sizin hikayeniz de tam olarak mücadeleci, emek veren, vazgeçmeyen bir kadının hikayesi ve gördüğüm kadarıyla Ayrancı Semtinden hiç kopmamışsınız. Neden Ayrancı?
İlk başta; yaşadığım yer yıllardır, çevrem burada. Ayrancı, bilinç düzeyi yüksek olan insanları barındırıyor. Bunu deneyimledim, çok insanla karşılaşarak. İnsanlar samimi, birbirine selam veriyor, bu da daha fazla güven duygusu hissettiriyor. Bir de alternatif grup çok fazla, bu tür aktivitelere açık bir semt.
Sizce Ayrancı güvenli mi? Ayrancı’da kadın olmak nasıl? Kadın, erkek, çocuklar eşit olarak her şeyden yararlanabiliyor mu? Gece rahat dışarı çıkabiliyor musunuz? Ulaşım kolay mı?
Ayrancı’da şimdiye kadar ciddi bir sorun yaşamadım. Geç saatlerde iş çıkışı tek başıma eve gittiğim de oldu. Tabi her zaman gelişmeye açık bir yer. Sokaklar korkutucu değil ama bazı ara sokaklarda daha fazla aydınlatma yapılabilir. Kadın-erkek olarak ayırmak istemem. İnsanın yaşayabileceği bir yer olmalı. Bu her yer için geçerli. Yaşam odaklı olmalı yapılan her şey.
Çocuklu anneler için, sokaklar uygun mu? Spor etkinlikleri, kreşler yeterli mi? Herkes yararlanabiliyor mu?
Sağlık hizmetleri yetersiz. Yogaya çok fazla hamile kadın geliyor. Gerek onlar için, gerek bebek arabalı kadınlar için yollar, kaldırımlar yürümek için uygun değil. Hem çok eğimli hem de geçişlerde rampalar yok. Ayrancı daha önce de dediğim gibi farklı aktivitelere açık bir semt. Bunların çoğunu spor aktiviteleri oluştururuyor. Yoga stüdyoları, pilates stüdyoları, fitness salonları vs. Çocuklu kadınların, çocuklarını rahatlıkla bırakabilecekleri daha fazla kreş olmalı.
Şiddet olayları için ne yorum yaparsınız? Bulunduğunuz semtte hiç başınıza geldi mi veya tanık oldunuz mu?
Şiddetin her türlüsü her canlı için çok kötü. Burada hiç başıma gelmedi veya tanık olmadım ama eğer olursam kesinlikle sesimi çıkarırım yani fark edilmesini sağlarım. Dilerim ki tüm kentler, mahalleler, sokaklar her zaman herkes için yaşanabilir yerler olur.
Bu güzel sohbet ve bilgiler için teşekkürler. Semtimizde özellikle kadın çalışanların bu kadar çok olması ve mücadeleci olması her zaman o yeri ileriye taşıyacaktır.
Sidal, yaklaşık 15 yıldır Ayrancı’da yaşayan, emekli bir kadın. Sidal Hanım’a göre kentlerde yaşayan bireyler kentlerden eşit olarak yararlanmalı:
“Semtte kadınlar ve çocuklar biraz daha güvende olabilirler. Gece olduğunda kent tehlikeli olabilse de Ayrancı’da daha rahat olabiliyoruz. Eğitim seviyesinin yüksek olması ve Ayrancı’nın geleneği olan bir semt olması nedeniyle yaşam daha kolay. Ulaşım yeterli. Ben çocuğumu Ayrancı’da büyüttüm. Yakında park olması anneleri ve çocukları rahatlatıyor. Ancak kaldırımlar dar ve engebeli. Bu durum engelliler Aynı zamanda Aile Sağlığı Merkezi ve eczaneler yeterince sağlık hizmeti sunuyor.
Mahallemizde şiddete tanık olmadım. ancak etrafımda şiddet söz konusu olursa Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ALO 183 Sosyal Destek Hattı aranabilir. Semtte dayanışma ağlarının olması anlamlı. Kadınlar kendini güvende hissetmeli. Mahallemizin muhtarının kadın olduğunu biliyorum. Pandemi sürecinde dünya geneline bakarsak kadınların yönetimde olduğu ülkelerde daha olumlu bir süreç olduğunu görüyoruz. Finlandiya’da vaka sayılarının çok düşük olması kadınların fark yarattığını bize gösteriyor. Ben de kadınların özgür ve mutlu olduğu, ne giydiğine, saat kaçta dışarıda olduğuna karışılmadığı bir kentte ve semtte yaşamak isterim. Semtimizde kadınların birlikte üretim yaptıkları yerler kurabiliriz. Hep birlikte çalışıp üretebiliriz.”
Gazetemiz yazarlarından Özlem Demirci ise bir Ayrancılı olarak kendi izlenimlerini şöyle anlatıyor:
Özlem Demirci
“Ankara’ya 2011 yılında üniversite için geldim. Üniversite bitince ilk Ayrancı’da eve çıktık. Arada bir sene Bahçeli’ye geçtim ama sonra yine buraya döndüm. Üç yılı aşkındır da Ayrancı’da yaşıyorum. Özel bir şirkette yazılımcı olarak çalışıyorum. Kentlerden maalesef ne kadınlar ne çocuklar ne de erkekler eşit şekilde yararlanamıyor. Bunun en önemli nedeni insan odaklı düşünmemek. Kadınlar açısından ise maalesef genel olarak kentlerimizi çok güvenli bulmuyorum. Ayrancı ise, Meclis’in, Emniyet’in, çok sayıda elçilik binasının bulunması ve çok merkezi bir yerde ama insan sirkülasyonunun da buna karşın çok olmaması, uzun yıllar burada yaşamış ciddi nüfusu nedeniyle bende güvenlikli bir yer izlenimi bırakıyor. Öyle ki sokakta aynı yüzleri görüp bir zaman sonra selam verir hale geliyorsunuz. Saydığım bu sebeplerden dolayı günün her saati insanların rahatlıkla dolaşabileceği bir yer olarak düşünüyorum burayı.
Ulaşım açısından ise Kızılay’a yakın olması büyük bir avantaj. Ayrancı içine giren ODTÜ dolmuşu ve 427 Ego dışında özellikle Hoşdere ve Atatürk bulvarından geçen birçok toplu taşıma aracı da Ayrancı’ya ulaşmak için kullanılabiliyor. Güvenli ve yeterli buluyorum.
Yaşadığım yerde günün hangi saatinde olursa olsun, dışarı çıkmaktan çekinmek istemem. Ayrancı bana o güveni veriyor. Gece yürüyüşleri yapmayı severim ve sokak aydınlatmasını da yeterli buluyorum. Kendimi genelde rahat hissediyorum.
Ayrancı, dar sokakları ve belli saatlerdeki yoğun trafiği nedeniyle çocuklar için çok güvenli değil maalesef. Oyun alanı anlamında da yetersiz buluyorum. Örneğin etrafı telle çevrili basket sahaları, insanların evcil hayvanlarını yürüyüşe çıkardıklarında uğradıkları bir alana dönüşmüş. Öyle olmayan yerler de genelde kalabalık oluyor. Okul bahçelerinde yeterli aydınlatma yok. Bu nedenlerle oyun alanı anlamında ne çocuklar için ne de çocuklu kadınlar için pek bir seçenek görmüyorum Ayrancı’da. Bunun yanında, tek başına yaşayan veya kadın ev arkadaşı ile yaşayanların da rahat olduklarını düşünüyorum. Ben de ev arkadaşım ile yaşıyorum. Tek başına yaşayan komşularımız var. Fiziksel kısıtlarla dolu sokaklarının haricinde güzel yanına bakarsak bence en güzel yanı insanların birbirlerinin özel alanlarına müdahale etmeden tanış olabilmeleri ve bunun verdiği rahatlık. Ben öyle hissediyorum.”
Acil durumlar için semt kapsamında dayanışma ağı kurulması yararlı olur
“Hiç şiddet olayına tanık olmadım ama bu durumda ilk aklıma gelen polisi aramak olurdu. Acil durumlar için dayanışma ağı kurulması da çok yararlı olur. İnsanların dayanışma anlamında, özellikle böyle bir konuda katılımcı olacağını düşünüyorum. –Gerekmemesi dileğiyle– gerektiğinde yardım edecek birinin olduğunu bilmek herkese kendini rahat hissettirir. En nihayetinde şiddetten bahsediyoruz ve bu yardımın da daha tehlikeli bir durum ortaya çıkarmaması için iyi bir organizasyon gerekir. Semt kapsamında bu planlama yapılabilir.
Kentimizde veya mahallemizde, bizi ilgilendiren konularda ne gibi kararlar alındığından pek haberim olmuyor. Karar sürecinde kadınların olması elbette önemli ancak nasıl bir fark yaratacağı tamamen kitlenin süreçlere vs. beraber baktığında farklı ne gördüğüne bağlı olarak değişir. Elbette daha geniş kitleleri içine alan çözüm önerileri gelecektir. Herkesin yararının gözetildiği bir ideale yaklaşırız belki.
Kadın muhtarlarımızdan ve seçim dönemi sayesinde diğer kadın adaylardan da haberim vardı. Kendi açımdan ayırt edilebilir bir fark olduğunu söyleyemem. Kadın veya erkek muhtar olmasından daha çok isteyebileceğim şey ise daha ulaşılabilir olmaları, iletişime açık olmaları ve zaman zaman da değişmeleridir herhalde.”
Kadın dostu kent…
“Kadınların yaşadıkları yerde sosyal, kültürel, siyasal hayata katılımında eşitlikçi bir ortam hazırlamayı amaçlayan bir proje. Özellikle küçük şehirlerde/ilçelerde kadınların bir araya gelip üretebilecekleri, sorunlarını dile getirebilecekleri, çözüm bulacakları ve karar alma sürecine katılım sağlayabilecekleri yapıların (STK vb.) kurulması.
Ben de herkesin birbirine saygılı olduğu, eşitlikçi, sınıfsal veya cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmadığı bir kentte yaşamak isterim.
Biz kadınlar mahallemizde bir çok şey yapabiliriz. Yalnız yaşayan, çocuklu yardıma ihtiyacı olabilecek kadınların, yaşlı kadınların, yabancı kadınların, şiddet mağduru kadınların vb ihtiyaç duyduğunda başvurabilecekleri bir dayanışma ağının kurulmasının önemli bir konu olduğuna değinmiştik. Örnek uygulamalar incelenmeli. Geliri olmayan kadınları, olanaklar dahilinde üretime teşvik edecek uygulamalar üzerinde çalışılabilir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına her yaştan ve sosyo-kültürel yapıdan insan/kadın maruz kalıyor. ‘Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı nedir? Cinsiyet temelli şiddet nedir? Kapsamı nedir? Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet nedir?’ gibi konularda farkındalığın artırılması amacıyla etkinlikler planlanabilir.”
1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.
Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusu Cuma Uçar, zorlu işini, Ayrancı’nın çöpünü anlatıyor:
Ayrancı sokaklarının göze çarpan sorunlarından birisi de özensizce bırakılan çöpler. 24 yıldır Ayrancı’nın temizliği için çalışan Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusu Cuma Uçar, zorlu işini, mahalleliden ve yerel yönetimden beklentilerini anlatıyor:
Adım Cuma Uçar, Çankaya Belediyesi Temizlik Hizmetleri’nin Ayrancı bölge sorumlusuyum. 24 yıldır bu bölgedeyim, Ayrancıdayım. 16 yıl süpürge ve çöp kamyonunda çalıştım. Geri kalanında buranın bölge amirliğindeyim. 24 yılın hepsini Ayrancı’da geçirdim. Dikmen’de oturuyorum, Sivas Şarkışla’lıyım.
Bir süpürgeci 15 sokak temizliyor
Bu bölgede 5 mahalleye bakıyoruz. Ayrancı, Aziziye, Güvenevler mahallelerinin tamamı bize bağlı, Remzi Oğuz, Güzeltepe ve Kavaklıdere’nin de bir kısmı bize bağlı. Geniş bir bölge burası. Burası 27 süpürgeci 2 bölge sorumlusuyla çalışıyordu. 6-7 yıldır 13 kişi çalışıyoruz. Bunların içinde hastası, raporlusu, izinlisi oluyor tam 13 kişi çalışamıyoruz. Son 1 yıldır Cumartesi, Pazar nöbetçi 3’er kişi çalışıyor. Biz kaldırım süpürmesine bakıyoruz. Gece çöp vardiyasına bakmayız, onlar başka ekip. Bölgenin caddeleri, sokakları bize bağlı. Sabah 6’dan öğlen 2 buçuğa kadar sokaktayız sadece 10.00 – 11.00 saatleri arasında dinlenme saatimiz var. İlk önce caddelere çıkıyoruz sonra sokaklara dönüyoruz. Her personelin sorumlu olduğu sokaklar var. Her birine 14-15 sokak düşüyor.
İsterim ki daha iyi hizmet verelim. 24 yılımı verdim bu bölgeye, sokak sokak bilirim nerede çöp çok çıkar, neresi sıkıntılı olur her bir köşesini bilirim. Önceden taşeronda çalışan personel kadroya geçince yeni personel alımı durdu. Başkanımız personel sorununu çözeceğini söyledi. İnşallah o zaman daha iyi hizmet vereceğiz.
Muhtarlarımız gerçekten çok ilgili sağ olsunlar, devamlı diyalogdayız. Mahalleleriyle çok ilgileniyorlar. Onlar olmasa işimiz çok zor.
Çankaya Belediyesi Temizlik İşleri Ayrancı Bölgesi dinlenme noktası
En kirli bölge Güvenlik Caddesi, en temizi Aziziye Mahallesi
Genelde Güvenlik Caddesi civarı çok kirli oluyor. Esnaf çok, büyük marketler var oralarda. En çok da Şimşek Sokak, Paris Caddesi, Şili Meydanı çok batıyor.
Aziziye Mahallesi’nde çok sorun çıkmaz, çok şikayet de gelmez. En büyük sıkıntımız Güvenlik Caddesi etrafındaki mahalleler; Remzi Oğuz Arık ve Güvenevler mahallelerinde…
Ayrancı’da da pazar civarı, Uçarlı Sokak o taraflar çok batıyor. Ayrancı Mahallesi’nde en az 4 personel olması gerekiyor ama 2 personelimiz var. Haftada 3 gün pazar kuruluyor, 3 tane de okul var. Okul olunca sokaklar daha çok kirleniyor, bazen okullara da destek veriyoruz, içlerini temizlediğimiz oluyor. Ondan sıkıntımız çok bizim, 2 personelim var orada, yetişmiyor.
Çöpe atılan kanepeler, koltuklar sorun
Koltuk, kanepe, hafriyat atıklarının çöpe atılmaması lazım. Kimse dinlemiyor bunu, eline geçeni çöpe atanlar var. Sokağa çıkmadan, camdan atanlar var. Çöpe atılan kanepeler, koltuklar bizim için sıkıntı oluyor, onlar için haftada bir açık araç istiyoruz. Onları çöp kamyonları alamıyor. Nerede atıldıysa biz not alıyoruz, açık araçları oraya yönlendiriyoruz.
Çöpe atılan kanepeler, koltuklar, dolaplar bize büyük sorun oluyor
Kağıt toplayıcıları işimizi zorlaştırıyor
Burada aşırı derecede kağıt toplayıcıları var. Güz, Havuzlu, Uçarlı sokaklarında biriktirme yapıyorlar. Toplayıp gittiklerinde her yeri çöp içinde bırakıyorlar, bunların arkasından temizliğini biz yapıyoruz. Bunlarla ilgili şikayetleri genelde zabıtaya yönlendiriyorlar. Zabıta kaldırıyor, aynı yere yine geliyorlar. Güvenlik Caddesi’nde her marketin önünde kağıtçı var. Bunların bize çok zararı var. Gündüz vakti çöpleri boşaltıyorlar, kağıtları alıp kalanı öylece bırakıyorlar, yerler batıyor. Her yeri bir anda temizlemeye yetişemiyoruz.
Konsolosluk etrafı düzeldi yerini büyük marketler aldı
Alman Konsolosluğu’nun etrafı yıllarca en büyük sıkıntımızdı. Gelip orada dışarıda yatanlar, tuvaletlerini sokağa yapanlar, çayını, yemeğini sokakta yapıp pisliğini bırakanlar, yıllarca temizliği büyük sıkıntı yarattı. Yıllarca buraların pisliğini çok çektim ben. Şimdi düzeldi de rahatladık.
Onların yerini büyük marketler aldı. Şimdi marketler bize çok sıkıntı yaratıyor. Kendileri kirletiyor, dışarı bıraktıklarını toplamak için gelen kağıt toplayıcıları dağıtıyor, batırıyor. Büyük marketlerin çöp sorununun çözülmesi lazım.
Şimdi yıkama da yapıyoruz. Çöp yerleri pislenirse onları yıkatıyoruz, konteynırları da ayda bir yıkatıyoruz.
Hoşdere’de yeraltı depolamaya geçilecek diye bekliyoruz
Konteynırları koymasaydık daha iyiydi. Konteynır var diye sabah 6’da başlıyor akşama kadar çöp çıkarıyorlar. Hoşdere Caddesi’ne büyük çaça (vinçli) konteynırları kaldırdık artık. Bu bölgede yer altı depolamaya geçilecek diye bekliyoruz.
Apartman görevlileri ya başka işlerde çalışıyor ya da dışarıdan başka apartmanlara bakıyorlar o nedenle ne zaman aklına gelirse o zaman çöp çıkarıyor. Çok sıkıntı oluyor.
Gazel zamanı en çok şikayetin geldiği zamandır. Yere yaprak düşmeye görsün anında telefonlar başlar. Çok mücadele veriyoruz, işimiz aşırı derecede yoğunlaşıyor. Yaprak bitiyor kar geliyor, kar bitiyor çiçekler dökülüyor. Artık çiçeğin, yaprağın şikayetini gerçekten anlamıyoruz.
Adım Cuma Uçar, 24 yıldır Ayrancı’nın temizliği için çalışıyorum. Emekliliğime 3 yıl kaldı, Ayrancıyı seviyorum.
Süpürgeci şikayetinden vazgeçmek lazım
Ayrancı sakinleri temizliğe çok özen gösteriyor, aşırı derecede şikayet ediyorlar ama aynı derecede kendilerinin de duyarlı olmalarını bekliyoruz. Temizlik müdürlüğümüze çok sık şikayet geliyor, şikayetleri hemen çözüyoruz ama camdan çöp atanın, çöpe kanepe bırakanların duyarlı olması lazım. Personel şikayetini çok seviyorlar. Bir süpürgeciyi telefonla konuşurken, bir yerde iki dakika otururken görmesinler hemen telefonlar gelir. Onların da insan olduğunu unutmamak lazım, hastası var, okula giden çocuğu var, derdi var.
Personelin yaş ortalaması genelde genç. Genelde 40 yaş altıdır. Yaptığı işi isteyerek, severek yapıyorlar. İşinden şikayetçi olan personelim yok. Bir personele 15-20 sokak vereceksin ve şikayet etmeyecek… Duyarlı olmasalar bu işi yapmak gerçekten zor.
Mesnevi ile Kuzgun’un köşesinde toplanma noktamız var. Yirmi yıldır burası hizmet veriyor. Sabah gelenler giyinmesini burada yapıp görev yerlerine dağılıyorlar. Ayrancı mahallesinde çalışan personel için pazarın altında yerimiz var, orasını kullanıyorlar. Saat 10.00 olunca hepsi dinlenmek için buraya gelir. Çayını burada içer. Çay, şeker masrafını personel kendi arasında topluyor. Yiyeceklerini kendileri getiriyor. Temizlik malzemesi belediyeden geliyor.
Bulduğumuz kimlik, cüzdanları muhtarlar üzerinden vatandaşa teslim ediyoruz
Süpürgecilerin yolda değerli şeyler bulduğu söyleniyormuş ama biz böyle bir şeye denk gelmedik. Kimlik, cüzdan bulunduğu oluyor. Muhtarlar üzerinden vatandaşı bulup teslim ediyoruz. Gece çöp toplayan ekip sokakta unutulan, çöp atarken unutulan poşetlere, çantalara denk geliyor ama bunda ne var diye kimse bakmaz. Vakit de olmaz bunun için. Ne görürlerse makinaya atarlar.
Süpürge araçları çok iyi oluyor. Buraya da 2 günde bir gelse çok farkı olur. Bir süpürge aracı 10-15 personele bedel. Biz çalı süpürgesiyle çalışıyoruz. Bunlar da ihaleyle alınır, bize dağıtılır, bağlamasını biz burada yapıyoruz. Eski dönemlerde plastik süpürgeler denendi ama başarılı olmadı. Çalıya döndük tekrar, çalıdan başkası sokakları süpürmüyor.
Emekliliğime 3 yıl var. Bir ara burada da oturdum, seviyorum Ayrancıyı. Emekli olsam da gene gelirim, uğrarım buralara.
Türk siyasi tarihinde önemli yeri olan Ulus’taki II. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetersiz kalması üzerine 4 Aralık 1936’da yeni bir bina yapılmasına karar verilmişti. Temeli 26 Ekim 1939’da atılabilen yeni meclis binasının inşaatı ancak 22 yıl sonra tümüyle tamamlanmış ve 6 Ocak 1961 Cuma günü, Kurucu Meclis Toplantısıyla resmi olarak hizmete açılabilmişti.
Türkiye’nin yeni Millet Meclisi’nin kanatları altında adeta özenle korunan, kimliği meçhul bir Ankara Villası dikkat çekmektedir. Villa,1960 öncesini bilenlerce Koraltan’ın Evi, 1960 sonrasını yaşayanlarca da Halkevleri Genel Merkezi olarak hatırlanır.
Koraltan’ın Evi, 1960 sonrasını yaşayanlarca da Halkevleri Genel Merkezi olarak hatırlanır.
1939 yılına ait hava fotoğraflarında görülmesi, villanın 1931-39 yılları arasında inşaa edilmiş olabileceğine işarettir. 1934-1949 yılları arasında Vedat Nedim Tör tarafından yayınlanan “La Turquie Kemaliste”in 1939’da yayınlanan bir sayısında fotoğrafının olması da bunu destekleyen bir belgedir.
Villanın gerçekte kim için ve kimin tarafından yapıldığına dair bir ipucu yoktur. Ancak benim kanım bu villanın bir şahıs için inşaa edilip belli bir zamandan itibaren kamulaştırılmış olduğu yönündedir.
İlk İnşaat
1928-29 yıllarında çekilmiş olan eski bir Ankara manzarasında III. TBMM’nin inşaa edileceği büyük boş arazinin doğusunu sınırlandıran Atatürk Bulvarı’nın kenarında bazı evlerin yapıldığı görülmektedir. Bu evlerin içerisinde en belirgin olanı M. Abdülhalik Renda’nın (1881-1957) Maliye Bakanlığı’nı yürüttüğü sırada (Ocak 1924-Mart 1925) satın aldığı bağ içerisine yaptırdığı belirgin sivri çatılı kulesi ile Sarı Köşkü’dür.
Abdülhalik Renda’nın Sarı Köşk’ünün hemen yanındaki boş araziye de daha sonraları Koraltan Evi ya da Halkevleri Genel Merkezi olarak adlandırdığımız “Modern Ankara Villası” inşaa edilir.
Renda, 5 Şubat 1926’da günlüklerine not düşerek köşkün bitişiğindeki bu arsayı da alma niyetinden bahseder.
Yine günlüklerinden arsayı satın almış olduğunu fakat daha sonra da A. Naci Demirağ’a sattığı anlaşılıyor.
“Mali vaziyetim geçen senekinden iyidir. A. Naci (Abdurrahman Naci Demirağ) arsamın mütebaki kısmını aldı. Bu surette bütün borçlarımı vermiş oldum….”
Notlardan anlaşılan, bu arsanın üzerine konu ettiğimiz “Modern Ankara Villası” 1935 sonrasındaki yıllarda inşaa edilmiştir.
Demirağ Ailesi kimdir?
Abdurrahman Naci Demirağ (1890-1944), Divriği’nin eski ailelerinden Mühürdarzâdeler’e mensup olan Abdurrahman Naci Demirağ, CHP’den VI. ve VII. Dönem Sivas Milletvekili olmuştu. Demirağ’ın oğlu ünlü sinema yönetmeni, yapımcısı ve senaristi Turgut Demirağ (1921-1987), G. Kaliforniya Üniversitesi Sinema Bölümü’nde eğitim görüp Türkiye’ye döndüğünde adını babasının adının baş harflerinden alan AND Film adlı bir yapım şirketi kurmuştu. Turgut Demirağ’ın ses ve sahne sanatçısı Rüçhan Çamay ile evliliğinden Melike Demirağ, 1970 yılında Milliyet Gazetesinin düzenlediği yarışmada Türkiye Güzeli seçilen Afet Tuğbay (Karacan) ile evliliğinden de Ali Koç’un eşi Nevbahar Demirağ dünyaya gelmişti.
İstimlak edilerek TBMM mülkiyetine geçiş
Abdülhalik Renda’nın Sarı Köşkü ve bir yıl öncesinde aniden vefat eden Demirağ’ın evi (Modern Ankara Villası) 19 Temmuz 1945’te istimlak edilmiş, ancak Renda’nın Sarı Köşkü ve diğer evler yıkılırken bu eve dokunulmamıştır.
Belki de yeni meclis binasının yol projesinde bir değişikliğe gidildiğinden, binanın yıkılmasına gerek kalmamış ve TBMM’nin mülkiyetine geçmişti.
Demokrat Parti’nin kuruluşu ve politik gelişmeler
1945 yılında Toprak Reformu Yasası’na tepkiyle başlayan parti içi muhalefetin huzursuzluğu giderek artmıştı. 21 Eylül günü Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan CHP’den ihraç edilirler. Celal Bayar da önce vekillikten sonra üyelikten istifa eder. Bu tartışmaların sonunda 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti siyasi hayatına başlar.
1950 yılında yapılacak genel seçimlerde DP %55,2 ile 416 sandalye, CHP %39,6 ile 69 sandalye kazanır. 22 Mayıs 1950’de Celâl Bayar Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı seçilir ve DP Başkanlığı’ndan ayrılır. Aynı gün Adnan Menderes Başbakan, Mehmed Fuad Köprülü Dışişleri Bakanı olarak atanırken, Refik Koraltan Meclis Başkanı olur.
On yıl boyunca üç kez seçim galibi gelen DP siyasete damgasını vurur. Celâl Bayar Cumhurbaşkanlığı, Adnan Menderes Başbakanlık, Refik Koraltan Meclis Başkanlığı görevlerini kesintisiz sürdürecektir.
Modern Ankara Villası artık TBMM başkanlık konutudur
İstimlak sonrasında nasıl kullanıldığını bilmesek de “Modern Ankara Villası”nın 1951 Nisan ayı öncesinde artık Meclis Başkanlığı Resmi Konutu olarak kullanılmaya başlandığını düşünebiliriz. Çünkü Koraltan ailesi Nisan 1951 öncesi Ziya Gökalp Caddesi üzerindeki kendi küçük apartmanlarını boşaltmış ve Türkiye Jokey Kulübü’ne kiraya vermişlerdi.
İşte bu nedenle biliyoruz ki TBMM Başkanı Refik Koraltan ve ailesi artık “Modern Ankara Villası”nda yaşamaya başlamışlar, bu nedenle de ev o dönemde “Koraltan Evi” olarak anılmaya başlamıştı.
Koraltan ailesine yakın hatta akrabası olan ve o sıralar ilkokulda okuyan bir kız çocuğu Sevgi Yücel, anılarında villanın içini çocuk gözüyle şöyle tanımlamıştı
“…Oraya gitmek için can atardım. Salondaki havuzda yüzen kırmızı balıkları seyredebilmek için. Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan iki katlı bir binaydı ve bir saray gibi döşenmişti. ‘O’ hep biz ziyarete gittikten bir süre sonra gelirdi. Çocuğum diye başımı falan okşamazdı; elimi sıkardı. İnanılmaz heybetli ve yakışıklıydı. Orası TBMM Meclis Başkanının resmi ‘ikametgâhı’ idi ‘O’ da Refik Koraltan’dı. Bina önce Halk Evi oldu, sonra yıkıldı. Bugün aynı yerde küçük ve bakımlı bir park var…”
1950 seçimlerinden sonraki on yıl içinde Menderes ile İnönü sadece bir kez bir araya gelirler. 22 Nisan 1955 tarihli akşam yemeği Meclis Başkanı Refik Koraltan’ın bu evinde tertiplenir.
Yani “Modern Ankara Villası” yine çok nadir ve tarihi bir ana tanıklık etmiştir. Şöyle anlatır Şevket Süreyya Aydemir o buluşmayı;
“…ruhsuz, maksatsız, hayal kırıcı bir buluşma! Öyle denilebilir ki, kaderin elinin bu düğümleri bir gün bir 27 Mayıs İhtilali ile koparıp atmasının fal tal örgüsünde, bu son ve davet sahipleri için biraz da taksirli buluşmanın, galiba bir müdahalesi vardır. Çünkü, Muhalefet Partisi Lideri, o küçük ve son ümit kırıntısını da sanıyorum ki asıl o gece kaybetmiştir.”
DP, mecliste ezici çoğunluk elde etmenin verdiği özgüven ile muhalefet milletvekillerine göz açtırmamaya başlamıştı.
Bu durum parti içerisinde, hatta Meclis Başkanı Refik Koraltan tarafından da dile getirilir olmuştu. Üstelik Cumhurbaşkanı Bayar bile tarafsızlığını koruyamamış, açık ya da gizli olarak muhalefete karşı cephe almıştı. Yol arkadaşı Menderes’in agresif tutumu ve tırmanan siyasi gerilim Koraltan’ın günlüklerine de yansıyordu.
Tüm bu koşullar altında bir askeri darbenin ayak sesleri duyulmaya başlanmıştı adeta. On yıllık DP iktidarının icraatlarının yarattığı toplumsal muhalefetinin yankılarıydı bunlar. Huzursuzluğa karşı ilk tepkiler yine gençlikten geliyordu. İstanbul ve Ankara’da Sıkıyönetim ilan edilmiş, toplantı ve gösteriler yasaklanmıştı.
5 Mayıs günü “555K” (5. ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da) koduyla toplanan kalabalık bir öğrenci grubunun Kızılay’daki protestosunu yatıştırmak için gelen Menderes, kalabalık tarafından itilip kakılmıştı.
21 Mayıs’ta Harp Okulu öğrencileri Zafer Anıtı’na kadar “sessiz bir yürüyüş” yapmıştı. “Harbiyeliler’in ayaklanması” olarak nitelendirilen bu gösteride öğrenciler, Zafer Anıtı’nın önünde marş okuduktan sonra dağılmıştı.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 22 Mayıs’ta 5 kişinin beraber dolaşmasını yasaklamış, “haberleşmeye” sansür koymuştu. Olaylar üzerine Cumhurbaşkanı Başyaveri Mustafa Tayyar, Bayar ile birlikte Koraltan’ın evinde buluşurlar. “Modern Ankara Villası”, bir kez daha tarihi bir ana tanıklık etmiştir.
Aynı gün Başbakanlık’taki toplantıda Harp Okulu’nun İzmir’e nakli kararlaştırılmış, karar Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral Sıtkı Ulay’a bildirilmişti. Ancak Ulay da örgüttendi ve bu haberi arkadaşlarına uçurmuştu.
26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan gece 38 kişilik İhtilal Komitesi, Harp Okulu’nda Tümgeneral Cemal Madanoğlu başkanlığında toplanmış ve 27 Mayıs gününün ilk saatlerinde tanklar harekete geçmiş, saat 03’te Ankara Radyosu’nda marşlar çalınmaya başlanmış, ardından da Albay Alparslan Türkeş tarafından bildiri ile “ihtilal” duyurulmuştu.
Menderes Eskişehir’de tutuklanmıştı. Koraltan’ın tutuklanışını ise görevli harp okulu öğrencisinin Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportaj üzerinden okuyoruz;
“Sabah alaca karanlıkta kapıyı çaldık. Önce uzun bir müddet açmadılar. Havaya birkaç el ateş ettik. Bunun üzerine kapı açıldı. İçerde üç kadın vardı. Biri yaşlı ve hasta idi. Sorduk kimdir diye, ‘eşi’ dediler. Diğer genç Alman kadını ise Türkçe bilmiyordu. Hizmetçi bu kadının Koraltan’ın yakın arkadaşı olduğunu söyledi. O sırada Koraltan gömlek ve pantalon giymiş olarak odasının kapısında gözüktü. Biraz şaşırmış haldeydi. ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. Kendisini alıp Harb Okulunda misafir etmeye götüreceğimizi söyledik. İtiraz etmedi, ceketini giydi. Yalnız tam kapıdan çıkarken bir milli irade lafı etti. O zaman ‘Milli irade orduda’ cevabını verdik. Kolundan tuttuk ve otomobile bindirdik. Yolda hiç bir şey konuşmadı. Harb Okulunda üstlerimize teslim ettik.”
Böylelikle Protokolün bir numarasına, Meclis Başkanı’na tahsis edilmiş ve resmi bina olarak tescillenmiş “Modern Ankara Villası” için bir dönem kapanmıştı. Villa Koraltan ailesi tahliye ettikten sonra, bir süre boş kalacaktı.
Türk-Kültür Dernekleri Merkezi
“Modern Ankara Villası”nın yeni kimliği: Türk-Kültür Dernekleri
Cumhuriyet’in getirdiği değerleri geniş halk kitlelerine ulaştırmak için 1932 yılında açılan Halkevleri’nin sayısı zaman içerisinde büyük bir artış gösterir. Ancak 1950 seçimleriyle iktidara gelen DP’nin girişimiyle 8 Ağustos 1951’de TBMM’de kabul edilen 5830 sayılı kanun ile Türkiye’deki bütün Halkevleri kapatılır ve malları hazineye devredilir.
Başbakanlık Müsteşarı olan Alparslan Türkeş,18 Ağustos 1960 günü
“Halkevleri ve Türk Ocakları miadını doldurmuştur, faydalı olsalar da politikacı fideliği haline gelmiştir, politikadan bağımsız kültür ocakları ihdas edilmelidir” diyerek Türk-Kültür Dernekleri kurulduğunu ilan eder.
Koraltan Evi artık Türk-Kültür Dernekleri merkezi olmuştur. Kısa sürede aşırı sağın karargahı haline getirilir. Bu durum Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından da endişeyle takip edilmektedir.
Milli Birlik Komitesi kısa süre içinde yapılacak seçimlerle iktidarın sivillere bırakılmasını reddeden Alparslan Türkeş’in de içinde bulunduğu ve “Ondörtler” olarak adlandırılan 14 subayı TSK’dan da emekli ederek çeşitli görevlerle yurt dışına sürgüne gönderir. 1960 yazının sonlarında Cumhurbaşkanı, şair Behçet Kemal Çağlar’ı Ankara’ya davet ederek derneğin düzeltilmesi talimatını verir. Behçet Kemal Çağlar ve arkadaşlarının özlemi olan Halkevleri’nin yeniden kurulması için bir fırsat doğar.
21 Nisan 1963 günü Olağanüstü Tüzük Kurultayı’nda, Türk Kültür Dernekleri tasfiye edilir. Türkeş’in heyetlerinin yerine aydınlardan oluşan yeni heyetler kurulur ve derneğin Halkevleri adını almasına karar verilir. Genel Başkanlığa da 1960 seçimlerini yapan Kabinenin Milli Eğitim Bakanı Tahsin Bangruoğlu getirilir.
“Modern Ankara Villası” artık Halkevleri Genel Merkezi
Böylelikle 8 Ağustos 1951’de kapatılan Halkevleri 21 Nisan 1963 tarihinde, kapatıldıktan 12 yılın sonra bir dernek statüsünde, bağımsız demokratik kitle örgütü olarak tekrar kurulmuştur.
Tiyatroya Halkevleri’nde başlayan Erkan Yücel bir söyleşisinde kendini anlatırken, “Modern Ankara Villası”ndan da bahsetmişti; “27 Mayıs sonrası Refik Koraltan’ın evi Halkevi olarak kullanılıyordu. O evin salonunu da tiyatro sahnesi yaptık. Burada iki yıl boyunca çok kapsamlı bir kurs düzenlendi, birçok oyunlar oynadık.”
İhtilal komitesinden Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız, 1976’da Halkevleri Genel Başkanı olur.
İhtilal komitesinden Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız, 1976 yılında yapılan Halkevleri Genel Kurulu’nda “Devrimci Halkevciler” grubunun adayı olarak seçimi kazanmış ve bu görevini 12 Eylül 1980’de Halkevleri kapatılana kadar sürdürür.
1977 yılında Halkevleri, saldırıların ötesinde sürekli tehdit almaktadır. Halkevleri Genel Başkanı Ahmet Yıldız, MHP Ankara İl Başkanı’nın kendilerine telefon ederek, Halkevlerinin kapatılmasını istediğini söyler ve “Siz kapatmazsanız, biz kapatacağız” dediğini öne sürer. Yıldız, bu konuşmadan yarım saat sonra da Sincan Halkevine saldırıldığını ve dört kişinin yaralandığını söyler. Ahmet Yıldız, durumu bir telgrafla İçişleri Bakanı’na bildirmiştir.
28 Mayıs 1977 tarihinde Ankara Valisi Durmuş Yalçın’ın emriyle Halkevleri Genel Merkezi’ni basan polis, bir şey bulamamış ve bir tutanak hazırlayarak Genel Merkezi terk etmişti. Lakin onlarca şubesi basılmaya, üyeleri tutuklanmaya ve derin siyasi baskı artarak devam eder.
Halkevlerine yapılan baskı ve şiddet olaylarının ardında, Halkevlerinin toplumsal muhalefette öne çıkan eylem ve tutumlarını baskılama isteğinin ötesinde,Türkeş’in kurduğu Türk Kültür Dernekleri’nin feshedilerek Halkevlerinin kurulması, başında eski Milli Birlik Komitesi’nden Ahmet Yıldız’ın olması ve bütün bunların üzerine bir de Yeni Delhi’ye sürgün edilmesinin etkin olduğu da akla yakın gelen bir ihtimaldir.
TBMM bahçesinde görülen konut (1972) https://www.instagram.com/eskiyeniankara/
Hazin son…
Bina, 13 Ocak 1978 Perşembe günü dinamitle tahrip edilir, Meclisin hemen burnunun dibindeki tarihi “Modern Ankara Villası” kullanılamaz hale gelmiştir artık.
“Halkevleri Genel Merkezi, dün gece bombalanmış, olayda 2’si ağır, 3 kişi yaralanmıştır. Tahrip gücü çok yüksek olduğu bildirilen bomba, binayı kullanılamaz hale getirmiş, bina bekçisi Kahraman Aydoğan hafif, Kerem Aslan ve Mustafa Ünaldı ağır yaralanmıştır.”
Zaten daha öncesinde iki kez bombalı saldırıya uğrayan ev artık enkaz halinde bir süre durur. Daha sonra tamamen yıkılarak binanın yeri park haline getirilir. 1930’larda başlayan ve Cumhuriyetin bir dönemine tanıklık eden bir binanın yarım asırlık öyküsü 1980’lerin başında sona erer.
Güvenevler Mahalle muhtarı Seviye Ardıç Çelik’le görüşmemizi koşullarımız nedeniyle telefonla yapabiliyoruz.
Seviye Ardıç Çelik
Seviye Hanım da 50 yıllık mahalleli; çocukluğu, gençliği Ayrancı’da ve hatta uzun yıllar muhtarlık yapan babasının yanında, muhtarlıkla çok iç içe geçmiş, babasına yardımcı olmuş; sonunda insanlarla iç içe olmasını sağlayan bu işi sevdiğini düşünerek, 2009 yılında girdiği muhtarlık seçimini kazanarak, o günden beri muhtarlık yapmaya devam ediyor.
Seviye Hanım eski bir mahalleli, eski bir muhtar kızı ve 12 yıldır da muhtar olması nedeniyle, özellikle uzun süredir Ayrancıyı mesken tutmuş mahalle sakinlerini tanıyor olsa da muhtarların artık kayıt tutmamasının mahallede oturanları eskisi kadar tanımamaları sonucu yarattığını ama kendi muhtarlık mekanı sağlık ocağı ile aynı katta olduğu için, oraya gelenlerle ilişkilenmeyi önemsediğini söylüyor.
Seviye Hanım da hem bir mahalleli hem bir muhtar hem de genç bir kız çocuğu annesi için Ayrancı’da kendisini her zaman daha rahat ve güvende hissettiğini; kentlerin farklı ihtiyaçlara göre tasarlanması önemli ve gerekli olsa da Ayrancı’nın bu anlamda kadınların da ihtiyaçlarına denk düşen bir mahalle olduğunu ama farklı ihtiyaçlara uygunluk anlamında elbette eksiklikler de barındırdığını söylüyor. Seviye Hanım da kadın muhtar olmanın, insanlarla ilişki kurma, ihtiyaçları bu anlamda tespit etme konusunda avantaj yarattığını söylüyor.
Bu hoş sohbetlerden çıkardığımız sonuç, 2007 yılından beri kayıt tutma, belge verme yetkilerinin kalkması ile neredeyse yetkisiz hale gelmiş, en önemli görevleri adrese ulaşamayan tutanakları kabul etmek ve saklamaya dönüştürülmüş muhtarların aslında istenirse kent, mahalle hakkımız üzerinden ihtiyaçlarımızın belirlenmesine, bunun daha etkili ifadesine, mahalle içi ilişkilenmeye, bir üst boyutu olarak dayanışmaya hizmet eden çok önemli bir işlevi olabilir ve bir kenti, mahalleyi oluşturan sakinlerin ihtiyaçlarının farklılığını fark eden bir anlayışla bu işin yapılması yapılacakları farklı kılabilir. Kadın muhtarlarımız onlara tanımlanmış alanla yetinmeyerek mahalleliyle ilişkilenmeyi önemli buluyorlar; her koşulda kadınlar için güvenli ve rahat hissettikleri bir alan olduğunu düşündükleri semtimizde, kadın dostu bir mahalle oluşturma konusunda bir iş birliğine de çok açık ve gönüllü görünüyorlar.