Blog

Ayrancı’nın pedal sesleri

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Ankara’nın kalbinde yer alan Ayrancı, bisiklet tutkunlarının buluşma noktası olmaya devam ediyor. Özellikle performans odaklı sürüşleriyle bilinen Ankara’nın en eski ve köklü gruplarından olan Intergalactic Riders Cycling Collective (IGR.CC) üyeleriyle bir araya geldik. Mahallemizden çıkan bu tutkulu bisiklet grubunun hikâyesini, antrenmanlarını, Ankara trafiğindeki deneyimlerini ve 2025 Başkent Granfondo yarışının mahallemize etkilerini konuştuk. Keyifli sohbetimizde bisiklet sporunun, sadece bir ulaşım aracı olmaktan öte, bir yaşam felsefesi olduğunu bir kez daha anladık.

IGR.CC: Takım değil, performans ve tutku kolektifi

IGR.CC’nin kuruluş hikâyesi nedir, sizi bir araya getiren neydi diye sorduğumuzda verdikleri yanıt; Ankara’daki diğer bisiklet gruplarının aksine, “mahalle veya şahıs” odaklı olmayan, herkese açık bir topluluk kurma fikriyle bir araya geldikleri oluyor. İsimlerinin “Intergalactic Riders Cycling Collective” (Galaksiler Arası Bisikletçiler Topluluğu) olmasının ise tamamen o anki esprili bir fikirden çıktığını ve “Cycling Collective” ifadesinin, bir kulüp yerine aynı ilgi alanına sahip insanların bir araya geldiği bir “kolektif” yapıyı ifade ettiğini ekliyorlar.

Bu grubun temel hedeflerinin ve misyonunu merak ediyoruz; temel hedeflerinin sportif performans olduğunu dile getiren grup üyeleri, özellikle “Granfondo” gibi amatörlere yönelik uluslararası bisiklet yarışlarının kendilerini sınama ve gösterme platformu sunduğunu vurguluyorlar ve bu tür yarışların Türkiye’de yaygınlaşmasının, performans odaklı bisikletçiler için önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu ekliyorlar. Ayrıca, bir araya gelmelerinde aidiyet duygusu ve benzer gruplarla rekabet edebilme arzusu gibi faktörlerin de etkili olduğunu ifade ediyorlar. 

İş hayatları nedeniyle hafta sonları grupça, hafta içi ise bireysel antrenman yaptıklarını ifade ediyorlar. Sabah erken saatlerde başladıkları antrenmanların genellikle Gölbaşı ve İncek taraflarındaki sakin mahallelerde gerçekleştiğini, Konya, Haymana ve Eskişehir yolları arasındaki bölgeleri tercih ettiklerini belirtiyorlar. Antrenmanlar ortalama 80-100 km’lik parkurda ve 4-5 saat civarında tamamlanıyor ve bu sürelere kahve molalarını da dâhil ediyorlar. 

Bisiklet tutkusu ve Ankara yolları

Öner Savucu; bisiklet sporuna başlarken, önce dağ bisikletine, oradan da yol bisikletine geçtiğini belirtiyor. Motosiklet deneyiminin ardından bisikletin kendisini hem mental hem de fiziksel olarak dengeye getirdiğini ve kendini iyi hissettiğini ifade ediyor. Çağrı Karaman; 2013 yılında ODTÜ içinde ulaşım amaçlı bisiklete başladığını aktarıyor. Ankara’da bisiklet camiasının o zamanlar çok küçük olduğunu ve çeşitli gruplarla deneyim kazandığını ekliyor. Mert Bezgin; 2011 yılında oğlunun doğumu öncesinde işe gidip gelmek için bisiklet aldığını, daha sonra bir yol bisikleti alarak bisiklet tutkusunu pekiştirdiğini belirtiyor. Bisiklete başlamasının hayatında yaptığı en güzel işlerden biri olduğunu ifade ediyor. Orkun Ekinci; çocukluğundan beri sportif faaliyetlerin içinde olduğunu, motosiklet deneyiminin ardından 2013 gibi dağ bisikletine başladığını ve 2014’te İstanbul’a taşındığında yol bisikletine geçtiğini anlatıyor. Onur Arısoy; 7 yaşında bisikletle tanıştığını, daha sonra ara verdiğini ve 20 sene sonra tekrar bir arkadaşının teşvikiyle bisiklet toplamaya başladığını dile getiriyor. Engin Sarı; çocukluğundan beri sporla uğraştığını, lisanslı futbolculuktan sonra 2011 yılında Ankara’nın dışına taşındığında bisiklet aldığını belirtiyor. 2012’de performansının iyi olduğunu fark edince bisiklet sporuna yöneldiğini ve 2013 yılında master kategoride yarışmaya başladığını ekliyor. 

Bisiklet sürerken yaşadıkları en unutulmaz anlarına ise verdikleri yanıtlar şunlar oluyor: Engin Sarı; bisiklet sporunun Türkiye’de tehlikeli olduğunu ve iki büyük kaza geçirdiğini, köprücük kemiklerini kırdığını belirtiyor. Unutamadığı diğer anının ise Slovenya ve Rodos’taki başarılı yarışları ve ulusal yarışlardaki kürsülerinin kendisi için çok sevindirici olduğunu ifade ediyor. Mert Bezgin; Elmadağ’a ilk çıktığında orayı “fethedilecek bir kale gibi” gördüğünü ve çok sevindiğini söylüyor. Onur Arısoy; Zoncolan’a bisiklet ile tırmanışını unutamadığını ifade ediyor. Yokuşlarda yaşadığı “yeter dur, gitme” diyen zihinsel savaşı ve direnci kırma hissini unutamadığını dile getiriyor. 

Bisiklet sporuna gönül vermiş grup üyeleri için bisiklet benzer şeyleri ifade ediyor; “Özgürlük, dostluk, disiplin, çile, hayat, eğlence.”

Ayrancı’nın yokuşları ve merkezi konumu

Ayrancı ve bisiklet hakkındaki düşüncelerini merak ediyoruz. Murat Öztürk; Ayrancı’nın çok yokuşlu olmasının bir dezavantaj gibi görünse de, bunun tam anlamıyla iyi bir antrenman olanağı sağladığını ifade ediyor. Engin Sarı; Ayrancı’nın merkezi konumu sayesinde antrenman rotalarına kolayca ulaşabildiklerini, 10 km içinde bisiklet rotalarına erişebildiklerini ve trafiksiz bölgelerde antrenman yapabildiklerini ekliyor. Orkun Ekinci; Ayrancı ve çevresindeki mahallelerin, bisikleti arabaya yüklemeden doğrudan evden binerek antrenmana başlama imkânı sunması açısından çok ideal olduğunu belirtiyor. Engin Sarı; Ayrancı’nın Portakal Çiçeği Vadisi, Kuğulu Park, Botanik Parkı, Seğmenler Parkı ve Cemal Süreya Parkı gibi yakın parklara sahip olmasının, bisikletle kolayca ulaşıp vakit geçirme imkânı sunması açısından bir avantaj olduğunu ifade ediyor.

Bisiklet dostu bir şehir için beklentiler

Bisiklet Park Yerleri: Binalara ve parklara mutlaka bisiklet park yerleri yapılması.

Çocuklar İçin Güvenli Alanlar: Çocuklara güvenli bisiklet sürme alanları yaratılması.

Şarj ve Tamir İstasyonları: Elektrikli bisikletlerin yaygınlaşmasıyla birlikte kamusal alanlara şarj istasyonları ve küçük tamiratların yapılabileceği ekipmanların (pompa vb.) konulması.

Bisiklet Dağıtımı ve Teşvik Programları.

Belediye Bisiklet Takımları ve Yarış Organizasyonları: Çankaya Belediyesi ve diğer belediyelerin bisiklet takımları kurarak ve çeşitli yarışlar düzenleyerek bisiklet sporuna olan ilgiyi artırması ve yerel yetenekleri desteklemesi.

2025 Ankara Granfondo’nun Ayrancı Mahallesi Rotası

2025 Başkent Granfondo ve Ayrancı’nın Rolü

2025 Başkent Granfondo yarışının bir ayağının Ayrancı’dan geçecek olması semt olarak bizi de heyecanlandırıyor. Murat Öztürk; Yarışın Dikmen Vadisi’nden Hoşdere Caddesi’ne çıkıp Atakule’ye kadar devam etmesinin, mahalle sakinleri tarafından olumlu karşılandığını belirtiyor. Geçen yılki yarışta mahalle sakinlerinin katılımının çok hoş görüntüler oluşturduğunu ve Ayrancı’da yarışın sahiplenildiğini ifade ediyor. Yarış günü bazı yolların kapalı olacağı bilgisinin paylaşılmasının mağduriyetleri engellemesi açısından önemli olduğunu belirterek yarış günü mahalleden destek beklediklerini dile getiriyor.

Ayrancı Antika Pazarı artık ayda 2 defa açılacak

Vadi Öznur

Vadi Öznur
Çankaya Belediyesi İmar A.Ş. Genel Müdürü

Ayrancı Antika Pazarı Ankara’nın bir simgesi haline gelmiş, şehir içinden olduğu kadar Türkiye’nin dört bir yanından alıcısı, satıcısı, meraklısı olan bir yer artık. Yirmi yıldan fazladır bu antika pazarı burada. Herkes ayın ilk pazar günü burada antika pazarının kurulduğunu biliyor.

Yıllardır satıcılardan ve vatandaşlardan Çankaya Belediyesi’ne çok fazla talep geliyordu. Belediye de talepleri bize yönlendiriyordu. Biz de pazar yönetimine, Şükrü bey’e dedik ki, “hem sergi açmak isteyenlerden hem de vatandaştan büyük bir talep var ne yapalım?” Onlar da “pazarı bir gün daha açalım” dediler. Bundan dolayı biz de ikinci pazarı yapmaya karar verdik. Yani her ayın birinci pazar günü Ayrancı, üçüncü pazar günü Çayyolu, dördüncü pazar günü yine Ayrancı olacak.

Organik pazar başka güne alınabilir

 Burasını Çankaya Belediyesi, meclisi kararıyla 10 yıllığına İmar A.Ş.’ye tahsis edilmiş. Antika pazarı devam eden bir iş olduğu için biz de sözleşmeleri yenilerek devam ediyoruz.

Aslında biliyorsun antika pazarının açıldığı gün pazarın üçte birinden daha fazlasını aynı yerde açılan “organik pazar” kaplıyor. Organik pazar olmasa tamamı antika pazarı olarak düzenlense belki o talep karşılanabilir, ikinci pazara ihtiyaç duyulmazdı. Organik pazarı başka bir güne kaydırmak gibi bir planımız var ama orta noktayı bulamadık henüz. Onları Cuma’ya almayı planlıyoruz. Cuma günü organik açsın, burayı komple bir antika pazarı yapalım diye görüşmelerimiz devam ediyor. Belki bir ortak yolu buluruz.

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner Antika Pazarında

Belediyemiz antikaya ilgi olduğunu görüyor 

Belediye başkanımızın da buraya bir ilgisi var, bir yıl içinde iki kez geldi. Antikaya karşı halkta bir ilgi olduğunu görüyoruz. Belediyemiz de buraya kültürel değer olarak bakıyor. Belediyeye ve şirketimize yansıyan bir olumsuzlukla karşılaşmadık. Artık marka değeri olarak, düzen olarak, esnafın niteliği olarak üst düzeyde bir pazardır. Avrupa’da da gittim antika pazarlarına, son derece küçük, dar yerlere sıkışmışlar. Burası daha ferah, daha güzel. İnsanlar geldiği zaman rahat rahat dolaşabiliyorlar.  

Altyapı sorunlarını çözerek ilerleyeceğiz

Ben burada oturuyorum. Antika pazarı olduğu günü nasıl anlıyorum biliyor musun? Sokaklar çıkılmaz hale geldiğinde anlıyorum, demek ki bugün antika pazarı var. Çünkü ciddi otopark sıkıntısı var. Vatandaş çok yoğun geliyor. Araba park edecek yer bulunmuyor. 

Burası Muzaffer Eryılmaz döneminde yapılmış bir pazar. Biraz acele yapılmış. Statik olarak da mimari olarak da çok sağlıklı değil. Çatı biraz daha önde olması gerekirken geride kalmış, yağan yağmur direkt pazarın içine gidiyor. Fen işleri müdürlüğü defalarca tamir ve bakımını yaptı ama sonuçta ne kadar yaparsanız yapın mutlaka yine bir sorun oluşuyor. Şimdilik tamiratla kurtarmaya çalışıyoruz ama pazarın bu sorunları da çözecek şekilde komple yenilenmesi gerekiyor. 


Ayrancı, Avrupa’nın en iyi 4. pazarı

Şükrü Sarı

Şükrü Sarı
Anadolu Antikacıları Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı

Artık her ayın 1. pazar günü Ayrancı’da, 3. pazar günü Çayyolu’ndayız orası da 12 yıldır devam ediyor, 4. pazar günü yine Ayrancı’da açmayı planlıyoruz. İlkini 27 Temmuz’da açacağız ondan sonra gelen geri dönüşlere göre devam ettireceğiz. Her ayın ilk pazar günü açtığımız pazarda yer veremediğimiz esnaf arkadaşlara yer sağlamak önceliğimiz olacak. Bu ikinci pazar biraz daha renkli olacak. Gıda ve giysi gene olmayacak, onun dışında otantik ürünler, nostaljik ürünler, hediyelik ürünler, el sanatları ve antikalar olacak. 

Pazarın şöhreti kolay oluşmadı

Antika pazarının şöhreti Ankara sınırlarından dışarı çıkmıştır, Türkiye’de bilinir hale gelmiştir. Pazara gelen esnaf içerisinde Adana’dan, Gaziantep’ten, Erzurum’dan gelenler var. Bir araştırma var; burası kalite ve düzen bakımından Avrupa’nın en iyi dördüncü pazarı olarak biliniyor.

Bugüne kadar Çankaya’nın dışarı bakan yüzü gibi olduk, hiç olumsuz bir şey yaşanmadı. Bunu korumak için, Çankaya Belediyemizi de bir zafiyete uğratmamak için elimize gelen herşeyi yaptık. Çankaya’nın da en önemli marka değerlerinden birisi bu antika pazarı.

Bu antika işi çok hassas bir iştir, istismara çok açık bir alandır. Pazar içerisinde pazara uymayan bazı ürünler oldu, günü kurtarmak için farklı ürün koymaya başladılar. Bunlar zamanla ayıklandı, izin verilmedi. Tamamı antika ürünler olan ve özüne uygun ilk pazar burası. Bu güven ortamı kolay oluşmadı, bunları eleye eleye geldik buraya. Pazarda zabıtaya pek iş düşmez. Herhangi bir güvensizlik durumunda pazar esnafı, görevlisi sahip çıkıyor. Çünkü esnaf ekmeğiyle oynatmak istemiyor. 

Pazara gençlerin ilgisi arttı

200’den fazla esnaf var pazarda. Bugün 116 kişiye yer yok demişiz. Esnafın talebi alanı biraz daha genişletmek. Pazarın altyapısı, çatısı sorunlu. En büyük problemimiz de park yeri. Onun çözülmesi mümkün değil. Aşırı yoğunluk var. 

Son zamanlarda gençliğin ilgisi çoğaldı pazara. Üniversite gençliği, yirmili yaşlarda plak topluyor, pikap alıyor. Bizim hoşumuza gidiyor ama bundan rahatsız olan insanlar da oldu. 

Pazarda gençlerin pek çoğu çekim yapıyor, onları paylaşıyor, sosyal medya fenomeni haline de geldi Ayrancı Antika Pazarı. 

Sadece antika değil, güzel çay, doyuran gözleme ve lezzetli döner yeri

Biz de çay on lira, çorba altmış lira, gözleme seksen lira. Bir gözleme iki bardak çay insana akşama kadar yetiyor burada. Çoğu müşteri döner alıp, gözleme yaptırıp evine götürüyor buradan. Antika pazarında çay için buluşmaya gelenler, sadece döner yemeğe gelenler var artık.

Antika pazarı içinde günde üç defa alışveriş oluyor

Hasan Ak

Hasan Ak

Antika pazarını gün içerisinde üç defa pazar oluyor. Gece esnaflar arasında bir alışveriş oluyor. İlk önce kendileri sabah saat yediye kadar bir alışveriş yapıyorlar. Yediden ona kadar da bu sefer koleksiyoner dediklerimiz malzeme alıyor. Ondan sonra da artık normal müşteri geliyor pazara. Akşam kapanış sınırımız yok ama yaz dönemlerinde sekizi buluyor. 

Ayrancım Derneği’nin de içinde yer aldığı Ankara Mahalle Dernekleri makalesi yayınlandı

Koç Üniversitesi – Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (VEKAM), yılda iki kez yayınladığı hakemli bir dergi “Ankara Araştırmaları Dergisi“‘nin 2025-1 sayısında akademisyen Rasim Özgür Dönmez ile araştırmacı Burcu Albayrak Dönmez‘in ortak makalesi “Ankara Mahalle Dernekleri: Örgütsel Kapasiteleri ve Yerel Demokrasi” başlığıyla yayınlandı.

Aralarında Ayrancım Derneği‘nin de bulunduğu beş mahalle derneğiyle yapılan görüşmelerin sonuçlarının yer aldığı makalede derneklerin örgütsel kapasiteleri inceleniyor.

Açıklama bölümünde çalışma şöyle özetlenmiş.

Bu çalışmanın amacı, mahalle derneklerinin demokrasi inşasında örgütsel kapasitelerini ve sınırlılıklarını analiz etmektir. Bu amaçtan yola çıkarak çalışma, Ankara ili Çankaya ilçesinde kurulmuş mahalle derneklerinden beş tanesinin temsilcisi ile yarı yapılandırılmış mülakatlara dayandırılmıştır. Belirtilen üç kritere göre, mahalle derneklerinin, mahalli idare ile toplum arasında önemli bir arabulucu işlevi olduğu görülmüştür. Ancak finansal yetersizlikler, ortak çalışma kültürünün çok güçlü olmaması, gençlerin bu derneklerde görev alma isteksizlikleri, vb. nedenler mahalle derneklerinin etkin bir şekilde işlemesini ve yerel demokrasiye katkılarını oldukça sınırlamaktadır.

Ankara’nın kadrajı, belleği ve neşesi Alper Fidaner sonsuzluğa uğurlandı

Fotoğrafçı, gazeteci, DJ, arşivci ve koleksiyoner kimlikleriyle tanınan Alper Fidaner, uzun süredir mücadele ettiği akciğer kanseri nedeniyle 1966’dan beri yaşadığı Ayrancı’da yaşamını yitirdi. Arkadaşları ve sevenleri tarafından Ankara’da son yolculuğuna uğurlandı.

Alper Fidaner, fotoğraf kareleri, eski plakları, sokak hikâyeleri ve radyo sesleriyle Ankara’nın hafızasına yer eden huysuz ama neşeli bir karakterdi.Kuğulupark direnişinin simgelerindendi. 

Alper Fidaner, son yıllarını akciğer kanseriyle mücadele ederek geçirdi. Ancak üretmeyi bırakmadı. 2023-2025 arasında dostları Ankara’da onun için dayanışma geceleri düzenledi, yönetmenliğini Ahmet Sabuncu’nun üstlendiği Fidaner’i anlatan belgesel gösterimleri yaptı. Bu etkinlikler bir tedavi kampanyasından öte, Ankara’nın Alper Fidaner’e vefasıydı.

Yakın dostu Metin Solmaz‘ın onun için yazdığı şu satırlarla uğurluyoruz.

Alper o kadar yavaş yaşadı ki onun her bir yılı, iki sayılır. En az yüz yirmi yaşında öldü yani.

Titiz bir fotoğrafçı ve Dünyanın en komik huysuzuydu.

Mahalleden tanıdık yüzler “Ayrancı’da Bir Apartman”

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Adı Ayrancı olan bir kitapla karşıladınız bizi. Kitap nasıl oluştu, neden Ayrancı? 

Ben küçük bir kasabada büyüdüm, Sivas’ın Kangal ilçesi. İlçenin Kangal Gündem isimli bir yerel gazetesi var, ben de üniversite yıllarında o gazeteye çocuklukta oynadığımız oyunları, çocukluk anılarımı köşe yazısı olarak yazıyordum, kasabanın terzisiyle, fotoğrafçısıyla röportajlar yapıp yayınlıyordum. İlk kitabım “Kurusırt’ın Ardı” o yazılardan oluştu. 

Liseyi yatılı okudum Sivas’ta. Ulusal gazete ve dergilerde yazmaya başlayınca da bu yılların anılarını köşe yazısı olarak yazmaya başladım. Sivas’taki mahallemizin çay ocağı, orada vakit geçirdiğimiz mekânları, mahallenin delilerini, lisedeki hocalarımızı yazdım. İkinci kitabım “Evden Uzakta” da böyle oluştu. Ben aslında her an mekânları ve insanları gözlemliyorum; mekânlar ve insanlar üzerine yazmayı seviyorum.

Ankara’ya da 2001 yılında üniversite için geldim. İlk geldiğimde Batıkent’te oturdum. Orası biraz daha site formunda tabii; sonrasında Bahçelievler’de, Esat’ta, Cebeci’de, Emek’te oturdum, bu semtlerde çeşitli vesilelerle vakit geçirdim. Yine hem mekân hem insan gözlemleri yapıyordum ama aktif olarak yazdığım bir dönem değildi. Sonra 2015 gibi Ayrancı’da oturmaya başladım, Tomurcuk Sokağı’nda. Ayrancı’nın çok orijinal bir mahalle havası ve mahalle durumu var, korunmuş bir şey. Mesela esnafla mahallelinin ilişkisi, yani kasabın herkesi tanıması, bir şey istediğiniz zaman onu ayarlayıp geldiği zaman size haber vermesi, taksi duraklarının sizin rutinlerinizi bilip ona göre taksi ayarlaması. Bu tip mahalleliyle mahallenin kendi dinamikleri Ayrancı’da hâlâ devam ediyordu. Bunu çok fazla yerde görmedim ben. Ankara’nın diğer semtlerinde oturduğumda da görmedim.

Bu gözlemler beni yeniden yazmaya itti. Fakat bu defa diğer kitaplarımdaki deneme üslubundan çıkıp, yarı kurgu hikayeler şeklinde oldu. 

Ayrancı’nın beni yeniden yazmaya çağıran ruhu, kendimi rahat hissetmemi sağlayan atmosferi nedeniyle bu kitap bir Ayrancı kitabı oldu. 

Kitapta sekiz mahalle var anlattığınız, niye Ayrancı’yı diğerlerinden öne çıkardınız? 

Ankara’nın bence özü korunmuş birkaç semtinden bir tanesi hâlâ Ayrancı. Mahalle yaşantısı anlamında korunmuş bir durumu var, benim vakit geçirdiğim mekânlara çok yakın, Tunalı’ya, kitapçılara, yürüme mesafesinde. O yüzden Ankara deyince aklıma artık bir anlamda Ayrancı geliyor. Kendimi Ayrancı’da iyi hissediyorum.

Bu kitap, her ne kadar diğer semtlerdeki hikayeleri anlatsam da benim için Ayrancı ile özdeşleşti. Kitabın içindeki hikayelerin hepsi farklı semtlerde geçse de aslında hepsinde biraz Ayrancı var. Mahalle ruhunu koruyan, kendine özgü bir döngüsü olan her semti Ayrancı’ya benzetiyorum. Kitapta anlatılan Emek de Bahçelievler de aslında bu anlamda biraz Ayrancı sayılır.

Aşağı yukarı bütün hikayelerde komşuluk ettiğim insanları anlatıyorum. Bu anlattığım hikayelerin hepsinin hem kurgu hem gerçek tarafları var ve hepsinin dokunulabilir olduğu bir yer Ayrancı. O yüzden kitabın omurgasını da Ayrancı oluşturdu. Okuyanın da anlatılan hikayelerde alacağı hisleri bulabileceği tek yer bence Ayrancı. Bir de tabii “Ayrancı’da Bir Apartman” hikayesinin özel bir yeri de var benim için, o hikâye Semizotu’nun hikayesi…

Harun Kaban ve Semizotu

Bu kitap aslında bir Semizotu kitabı anladığım kadarıyla. 

Evet. Yani Semizotu’nun kitapta etkisi çok fazla. Semizotu hayatıma girdiğinden beri bütün hayatım değişti. Semizotu’yla birlikte Ayrancı’da gezerken bir yandan da gözlem yapıyoruz. Tomurcuk Sokak’tan buraya gelirken yol üzerinde bir mahalleyi gözlemleyebiliyorsunuz. Birebir tanışıklığınız olmasa da tanıdık simalarla selamlaşıyorsunuz, Semizotu bayağı popüler burada. Ayrancı hayvansever bir mahalle aynı zamanda. Yani hayvanların rahatlıkla sosyalleşebileceği o anlamda komşuluk ilişkilerine çok alan açan bir yer.

O anlamda benim edebiyata bakışımı da etkiledi, hayata bakışımı da değiştirdi. Semizotu ve Ayrancı zaten ayrılmaz bir ikili artık.


“Yazılarımın birçoğunu yürürken yazarım. İlk anda garip gelebilir ama Ayrancı yürünebilir bir yer. Yanında bir köpekle yürümek için Ayrancı buna da zemin sağlayan bir yer. O nedenle yürüme mesafesi insanın yaşadığı yerle, hayatla ilişkisini çok belirleyen bir durum diye düşünüyorum.”

Bütün bunları anlatırken yürüme mesafesini vurguluyorsunuz. Yürümekle ilgili olan kısmını biraz açacak olursak, yürümeyle, o semtle, o mahalleyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Yazılarımın birçoğunu yürürken yazarım. Aslında birçok yazarın ortak tecrübesi bu. Yürürken bir yandan cümleler, yazının üslubu, omurgası şekillenir, hikayeler yavaş yavaş oluşur.

Semtin de buna izin veriyor olması çok önemli. Yani hem araç trafiği hem sokakların ve kaldırımların buna uygun olması, yerleşimin buna uygun olması çok önemli. Bu her yerde mümkün olan bir şey değil. Birincisi, yani bu kulağa belki ilk anda garip gelebilir ama Ayrancı yürünebilir bir yer. Ankara’nın birçok yerinde yürümek mümkün değil. İkincisi ben Ayrancıda yürürken genellikle Semizotu ile yürüyorum. Yanında bir köpekle yürümek için yine mekânın buna izin vermesi lazım. Ayrancı buna da zemin sağlayan bir yer. Ankara’nın birçok yerinde bu da mümkün değil.

Yürümek ve yazmak birbirini besleyen paralel süreçler. Ayrancı buna çok zemin sağlayan bir yer. Yürürken mevsimlerin dönüşünü görmek, yaprakların sararması, kar yağması, dalların yeşillenmesi, yürüme yolu üzerinde bunlara şahit olmak bence bir şehirde yaşamanın en güzel tarafları.

Bunların tamamen kaybolduğu yerler var artık. Bazı siteler tamamen yapay, farklılaşmış ve kendi çevresinden kopmuş yerler. Yürüyüş parkurları var ama burada yürümek de anlamsız geliyor. Yürümek için hayatın içinde olmak gerekir. Ayrancı yürümek için bu anlamda çok keyifli bir şey. 

Böyle bakınca, yürüme mesafesi durumu da benim için çok önemli. Ben toplu taşımayı kullanıyorum ama sevmiyorum. Çok uzak bir mesafe değilse yürümeyi tercih ediyorum. Ayrancı’dan Tunalı’ya inip orada yürümek ya da Kızılay’a yürüyüp kitapçıları gezip tekrar buraya yürümek mesela. Benim için çok keyifli bir yolculuk. Favori sokaklarım var; Güvenlik’ten aşağı inerken Meclis’in yanından Kızılay’a doğru indiğim sokak mesela. Estetik olarak da güzel bir yer. Şehrin bütün hengamesi ve gürültüsünün bir noktada kesilip birden sessiz ve sakin bir alana geçtiğiniz yerler var. O nedenle sorunuzun cevabı, yürüme mesafesi insanın yaşadığı yerle, hayatla ilişkisini çok belirleyen bir durum diye düşünüyorum.

Yürümek sizin komşuluk ilişkilerinizi geliştiriyor anladığım kadarıyla.

Ben küçük bir kasabada büyüdüm, herkesin birbirini tanıdığı bir yerdi aslında. Sonra Sivas’ta yaşadım ama Sivas da nispeten herkesin birbirini tanıdığı bir yerdir. Ankara’ya geldiğimde hiç kimseyi tanımadığım bir yere düşmüş oldum. Yani benim aslında yetişkinlik sürecine geldiğim esnada önemli bir tecrübem birden sıfırlandı; kimsenin kimseyi tanımadığı bir yerdeyim artık. 

Bunun şöyle pratik sorunları oluyor. Ben Sivas’ta veya Kangal’da öğrenciyken cebimde para olmadığında herhangi bir şey için endişelenmeme gerek olmazdı. Arkadaşımın evi o civardadır girer karnımı doyururum ya da başıma bir şey geldiyse yardım istemek için hemen ulaşabileceğim birileri vardır.

Ankara’ya geldiğimde bunlardan tamamen sıyrılmış bir yere düştüm. Yani hiç kimseyi tanımıyorum ve bir de sosyal birisi değilim yardım istemekte zorlanırım. Bir yandan da böyle tedirgin edici bir noktaya evrildim. 

Ayrancı’ya gelince yeniden güven hissini aldım. Yani herhangi bir şeye ihtiyacınız olduğunda etrafta birileri vardır. Hiçbir şey olmasa taksi durağındaki arkadaşlardan ya da esnaftan bir şeyler talep edebilirsiniz. Bu benim için büyük bir aşamaydı. Komşuluğu yeniden keşfettim bir anlamda. Yetişkinlik hayatıma denk gelen kaybettiğim bir şeyi yeniden bulduğum bir alandı. Mahallede Semizotu ile gezerken benim tanımadığım insanlar Semizotu’nu tanıyor. Öyle olunca selamlaşacağımız bir mesele de oluyor. Bu da aslında çok önceden var olan ama kaybettiğimiz bir şey. Yani sokakta sürekli tanımadığınız insanlardan tedirgin olmakla tanımasanız bile selamlaşabileceğiniz bir durumun olması çok farklı. Hayatı çok zenginleştiren bir şey.

Kitabın arka kapağında da, tanıtım yazısında da var bu yenilik kavramı. Yeni şehir, yeni mahalle, her şeyin yenisine olan ilgi. Biraz oradan Ayrancı’ya bakabilir miyiz? 

1950’lerin Ankara’sı ile 2000’lerin Ankara’sı tabii ki aynı değil. 

Gölbaşı’nda yaşıyorsanız Gölbaşı’nın Sakarya’nın bir mahallesinden çok bir farkı yok. Yani Gölbaşı’nı oradan alıp Sakarya’ya koysanız aşağı yukarı aynı yer. Fakat Ayrancı, Ankara’dan alıp başka bir yere koyabileceğiniz bir yer değil. Dolayısıyla Ankara’nın sosyal yaşantısı Ayrancı’da bütünüyle var. Bu 1940’lardan 50’lerden beri aslında gelişen bir şey.

Sözlü tarih çalışmalarından çok yararlandım bu kitap için. Ankara üzerine yazılmış kitapları, makaleleri karıştırdım. 

Okuduğum sözlü tarih çalışmalarında burada yaşayan insanların hatıralarına baktığımda bazı noktalar çok özenle korunmuş ve bazı noktalar da zamana yenilmiş. Yani yeni yapılan mimar apartmanları yok artık, müteahhitlerin 3-5 ayda birbirinin kopyası olarak diktiği apartmanlar var. Ama hâlâ bazı sokaklarda 1950’lerde, 60’larda yapılmış ve mimarını bildiğiniz apartmanlar var. Yapıldığından beri aynı apartmanın ayrı dairesinde oturan insanlar var. İkinci kuşak, üçüncü kuşak dönmüş. Belki o insanların çocukları oturuyor, torunları oturuyor ama sahiplik aynı kalmış. El değiştirmemiş ama eskimiş değil. Çünkü hâlâ hayatın içinde ve içinde hayat devam ediyor. Bunlar mesela şehir hafızası için çok önemli. Bunun da korunduğu yerlerden birisi Ayrancı.

Bir şehir yürümeden nasıl keşfedilebilir ki?

İsmim Sema Alemdar, 92 Ankara doğumluyum. Anıttepe’de doğup büyüdüm. Benim çocukluğumda mahalle olarak da çok güzeldi burası. Gazetecilik okumayı çok istiyordum fakat halkla ilişkiler okudum. Medyaya hep ilgim oldu. Şimdilik sosyal medyadan ilerlemeyi düşünüyorum. Hamamönü ve Ulucanlar civarında doğup büyüyen, eski Ankara tarihine hakim anne-babam var. Çok şanslıyım onlardan dolayı, çok hikaye var onlardan edindiğim. 

@sehrinrotasi hesabında insanlara “göstermeye çalıştığım” şeyler var

@sehrinrotasi hesabını açalı altı yıl kadar oldu. İnsanların işine yarayacak fikirler, işine yarayacak öneriler sunmak amacıyla çıktı. Parası olan insanlar mutlaka gidecek yerler, yeni mekânlar buluyorlar fakat orta halli kesimin bütçesini zorlamayacak seçenekler bulmakta zorlandığını görüyorum. Ben de onlardan biriyim. Ben de gittiğim mekânları seviyorsam ve orada bir samimiyet yakalıyorsam gitmeye devam ediyorum. Gittikçe ahbap olurum. Arkadaşlarımı, çevremi de götürüyorum. Kendim çok para harcamadan yapılabilecek şeyleri yapıyorum, sayfada da bunlar var. Burada çoğunlukla insanlara “göstermeye çalıştığım” şeyler var.

@sehrinrotasi

Biraz keşif biraz sokak fotoğrafçılığı

Tabii şu anda arayışlar çok çeşitlendi; çocuğumla nereye gidebilirim ya da evcil hayvanımla nereye gidebilirim gibi. Ben bunları keşfederek sunabilirim dedim. Buradan yola çıkarak biraz keşif sayfasına dönüştü. Ankara’nın her sokağını yürüyerek keşfetmeyi, fotoğraflamayı sevdiğim için sokak fotoğrafçılığından yola çıktık birazda. Terk edilmiş eski bir binayı keşfetmeyi ve onun tarihini öğrenmeyi seviyorum. Fotoğraflamayı da seviyorum. 

Anıtkabir olmadan olmaz

Mahallemin sokaklarını severim. Her yerinin park olmasını severim. Her yere kolayca yürüyerek ulaşabilmeyi severim. O yüzden benim için önemli bir yer ve de Ankara’nın tam merkezi olduğunu düşünüyorum. Orada doğup büyüdüm, orada okudum. Okullarım hep oradaydı. Hiç ayrılmadım. Anıttepe civarında Mebusevleri, Anıtkabir, Bahçelievler’in eski sokakları, ağaçlarını çekiyorum. Ayrancı da çok güzel ama benim için Ankara’nın en güzel yeri Anıttepe’dir ve Anıtkabir bunun en önemli sebebidir. 

Yürümekle aram iyi ama flanör değilim 

Her yere yürüyorum. Neredeyse Ankara’nın bir ucundan diğer ucuna bile yürürüm. Ankara daha düz bir yer olsaydı hayat daha kolay olurdu benim için. Kendimi flanör olarak isimlendirmem. O başka bir şey bence sanırım. Yani benim yaptığım o değil diye düşünüyorum. Bütün sayfa yürümek üzerine değil. O yüzden öyleyim diyemem. 

Sayfamda şu anda walking vlog (yürüyüş videoları) çekmeye çalışıyorum. Ankara’nın yürüme rotaları gibi. Yani yürümek eşittir keşfetmek gibi benim için. Bir şehir yürümeden nasıl keşfedilebilir ki? Sanırım bu bana babamdan geçmiş. Yurt dışına çıkma fırsatımız oldu ailemle. Kalacağımız yere yerleşir yerleşmez babamla çıkıp hemen şehri keşfetmeye başlarız. Ve tabii ki yürüyerek. Yani uzak bir yere gideceksek de bir tren, tramvay bileti alıp onunla gitmeyi tercih ederiz. Ama mutlaka ara sokakları bir yürürüz. Babam beni küçüklüğümden beri öyle yetiştirdiği için sanırım ben de o şekilde keşfetmeyi seviyorum. 

Bütün şehirleri keşfetme merakım var ama tabii ki Ankara’nın hissi başka. Herkesin anlayamadığı o his var ya “İstanbul ile Ankara’yı karşılaştırıp Ankara’yı önde tutanlar” ve kimsenin bunu anlayamadığını söylemesi falan. Ankara gerçekten bir his bence. Yeri çok farklı ama her şehri keşfetmeye yönelik bir ilgim var.

Ankara benim hüznümü besliyor

Ben hüznü biraz seviyorum. Benim hüznümü besliyor Ankara. O yüzden önemli sanırım benim için. Sürekli kapalı bir havası var. Daha tek düze, daha düzenli, daha kurallı diğer şehirlerde olmayan karamsar bir şehir Ankara. Ankara kendini kimseye anlatmak durumunda hissetmiyor, bunun reklamını yapmıyor, bunu öyküleştirmiyor. O yüzden herkese hitap eden bir şehir de değil. Sevenler yeter diye düşünüyorum.

Burada yapacak hiçbir şey olmadığını söyleyip, Ankara’yı sevmeyen çok arkadaşım var. Sayfa biraz da onun için var. Çünkü yapacak bir sürü şey sunuyoruz insanlara. 

Benim sayfamı takip edip bu sayede sevdiğini söyleyenler var. Ben samimiyete çok önem veren biriyim. Bunu vermeye çalışıyorum. O yüzden mesela devamlı bir mekân paylaşımı yok, bir sürü başka şey daha var.

Sema Alemdar

Takipçilerim genellikle Ankara dışından

Takipçiler genellikle Ankara dışından ve Ankara’ya taşınmadan önce beni bulanlar. Ankara’ya gelmek üzere olan öğrenciler. Onlara hep mesaj üzerinden ev bulmalarında, hangi civarlarda oturabilecekleri konusunda yardımcı olmaya çalıştım. Bugüne kadar hep böyle bir misyonum oluştu.

Ankara dışından bir arkadaşım gelecek günübirlik onu nerelere götürmeliyim gibi çok sorular alıyorum. Sayfada da bunlara yardımcı olacak şeyler var. Aslında dürüst olayım, isminin “Şehrin Rotası” olmasının sebebi sadece Ankara’yla sınırlı değil her yere taşmayı istememden kaynaklı. 

Bunu bir iş gibi görmediğim için planlı yapmıyorum. Mesela her hafta sonumu ayırmıyorum. Spontane de gelişiyor. İş çıkışı mesela Tunalı’dan Kızılay’a yürürken bir şeyi fotoğraflayıp o akşam bir içerik oluşturabilirim. 

Ne kadar çok insana fikir verirse o kadar mutlu olurum. Yani büyük işbirlikleri ya da çok para kazanmak gibi hedeflerim yok. Böyle bir hedefim olsaydı 6 sene içinde zaten sayfa oralara gelirdi diye düşünüyorum. Dünyada ne kadar çok yeri keşfedebilirsem ve insanlara bunu sunabilirsem o beni mutlu eder.

Ayrancı denilince “Antika Pazarı” 

Benim için yine yürünüp keşfedilmesi gereken sokaklar ve mekânlarla dolu Ayrancı. Aklıma ilk gelen şey Antika Pazarı. O kadar bağdaşmış ki semtle. Aynı şekilde Atakule Ankara’nın simgesi, önce benim keşfetmem lazım. En son bir Tunalı rotası paylaşmıştım. Ayrancı için de bunu yapmamla ilgili mesajlar alıyorum. Şu anda bunun üstüne çalışıyorum. 

Asla vazgeçemem dediğim yerler var

Kızılay’da sürekli gittiğim Ankara Kültür Evi. Benim için yeri çok özeldir, uzun yıllardır gidiyorum. Onun dışında Mebusevleri’ndeki Ören Sokak benim için önemli. Bir de Ördekli Park ve Kızılcık Sokak. Vazgeçemem dediğim yerler bunlar. 

Ankara’ya ilk kez gelenlere önerilerim

Biri Tunalı Hilmi Caddesi. Çok hareketli bir yer. Başka bir yer önermezdim herhalde. Ankara Kalesi, müzeler olduğu için. Ve tam meydandaki kahveci. Daha birkaç gün önce oradaydım. Yemek için kale’de Kebapçı Emin Usta. Keşfedilmesi için Yahudi mahallesi derdim son olarak.

Ankara’yla ilgili takip ettiğim hesaplar

Ankara Gusto”yu seviyorum. “Duyuru Ankara” var takip ettiğim. “Ankara’da ne var” hesabı da bence orijinal içerikler paylaşıyor. Ben ona önem veriyorum çünkü. O yüzden orijinal hesaplar önemli. “Lavarla”yı seviyorum. Bir de “Ankara Apartmanları” diye bir sayfa var, onu seviyorum.

Trafiksiz sokaklar mümkün mü?

Yazar Hakkında

2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Ankara’nın yerel basın organlarında reklam pazarlama ve editörlük alanlarında çalışarak önemli deneyimler kazandı. Şu anda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Biriminde çalışıyor. Ayrancım Gazetesi’nde kent gündemine ilişkin yazmakta ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.

2023 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında Türkiye’nin ve dünyanın iklim değişikliğine karşı çözüm önerilerinin sunulduğu çalışmalara katıldı. Gazi Üniversitesi, Planlamada Coğrafi Bilgi Sistemleri Bölümünde yüksek lisans yapmakta ve Kahramankazan Belediyesi, İmar ve Şehircilik Müdürlüğünde şehir plancısı olarak çalışmaktadır. Ayrancım Gazetesi’nde ve Ayrancım Derneği projelerinde görev almaktadır.

Kent yaşamı, her geçen gün biraz daha yoğunlaşıyor. Bir yanda araç trafiğinin hızla arttığı caddeler, diğer yanda kendine yer açmaya çalışan yayalar. Bu sıkışıklık sadece fiziksel değil; sosyal hayatımızı, çevreyi ve sağlığımızı da etkileyen bir mesele. Oysa kent dediğimiz yer, yalnızca bir ulaşım ağı değil, insanların karşılaştığı, çocukların oynadığı, komşuların sohbet ettiği canlı bir organizmadır. Şüphesiz bu organizmayı yaşatan en önemli aktörlerden biri de yayalardır. İşte tam da bu nedenle yürünebilirlik, kentlerin yalnızca ulaşım açısından değil, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan da yaşanabilir olmasını sağlayan temel bir ilkedir. Yürünebilir alanlar, kentli yaşamını destekleyen karşılaşmaları mümkün kılar; kamusal mekânı canlandırır, aidiyet duygusunu pekiştirir ve kentte olma hâlini anlamlı kılar. Ancak bugünlerde artan nüfus ve plansız büyümenin gölgesinde, kentlerimizde sokaklar giderek yayalardan alınarak araçlara teslim ediliyor.

Jane Jacobs’a göre ‘Şehir demek seçeneklerin çoğalması demektir. Öte yandan etrafta rahatça dolaşamazsak seçenek çokluğundan faydalanmamız mümkün değildir.’ Burada trafiksiz sokakları düşlerken erişilebilirlik konusunu da gözden geçirmemiz gerektiğini unutmamak gerekiyor. Bir kentin sokaklarını araç trafiğine kapatmayı konuşmak, sadece bir ulaşım meselesi değil; yaşadığımız yeri birlikte yeniden tasarlamanın, mahalleye sahip çıkmanın bir yoludur.

Birçok kentte, özellikle Avrupa’da, şehir merkezlerinin büyük bölümleri sadece yayalara ayrılmış durumda. Bu uygulamalar sayesinde o bölgelerde hava kirliliği azalıyor, sokaklar sessizleşiyor, insanlar daha çok dışarı çıkıyor. Üstelik yalnızca çevre değil, esnaf da kazanıyor. Trafiğe kapatılan sokaklardaki dükkanlar, artan yaya trafiğinden olumlu etkileniyor. Türkiye’de de bazı örnekler var. İstiklal Caddesi, Sakarya Caddesi gibi alanlar uzun süredir araçsız. Buralarda yürümek, oturmak, alışveriş yapmak daha keyifli. Ama her mahallenin yapısı farklı; o yüzden çözümün de yere özgü olması gerekiyor.

Trafiksiz alanlar ne sağlar?

Yayalaştırma uygulamalarının getirdiği başlıca faydaların başında araçların yarattığı hava kirliliği ve gürültünün azalması yer alır. Sokaklarda yayalar için daha özgür ve güvenli ortam yaratılacağı için alan yürünebilirlik bakımından daha çekici bir hale gelir. Yürünebilirlik, kamusal mekânı renkli, canlı ve dinamik hale getirir; yürünebilir mekânlar, toplumsal etkileşime aracılık ederek, toplumsal yaşamı güçlendirirler; toplumsal uyumun ve yaşanabilir toplulukların gelişmesine katkıda bulunurlar. Canlı ve dinamik kamusal mekânlar, sosyal yaşamı harekete geçirerek hem ticari canlılığı artırır hem de alanın kendiliğinden değer kazanmasına zemin hazırlar; böylece kullanıcı sayısı artar, ekonomik ve sosyal etkileşim birbirini besler.

Ayrancı için neler mümkün?

Ayrancı, canlı bir mahalle. Yürüyerek birçok yere ulaşılabiliyor. Ancak bazı sokaklarda araç yoğunluğu, yayaların hareketini zorlaştırıyor. Peki nerelerde bir değişim mümkün olabilir? Küçük işletmelerin bulunduğu ve ticaretin yoğun olduğu sokaklar, araçlardan arındırıldığında sadece alışveriş için değil, sosyalleşmek için de tercih edilen yerlere dönüşebilir. Okul çevreleri gibi çocukların güvenliğini önceleyen, okul giriş-çıkış saatlerinde araçlardan arındırılmış bölgeler hem aileleri rahatlatır hem de çocukların bağımsız hareketini destekler. Ayrıca haftanın belli günlerinde kurulan pazarların olduğu sokaklarda geçici yayalaştırmalar uygulanabilir. Bu sayede alışveriş yapanlar rahat eder, ortam daha düzenli olur.

Görsel çalışma: Sercan Sevgili

Her yer kapatılsın mı? Esnek modeller gündemde?

Trafiğe kapalı alanlar oluşturmak, mutlaka sürekli ve tamamen bir kapatmayı gerektirmiyor; farklı alternatifler de mümkün. 

Tam yayalaştırma: Özellikle sosyal yaşamın yoğun olduğu bazı sokaklar kalıcı olarak trafiğe kapatılabilir.

Saatlik/günlük düzenlemeler: Hafta içi belli saatlerde ya da hafta sonları uygulanan kısıtlamalar hem denge sağlar hem de kullanıcı tepkilerini ölçme fırsatı sunar. Ayrıca bu konuda işletmelerin en büyük endişelerinden biri olan lojistik süreçlerini yönetebilmeleri için de fırsatlar yaratabilir

Etkinlik bazlı kapatma: Mahalle etkinlikleri, açık hava sinemaları, çocuk şenlikleri gibi durumlar için sokaklar dönemsel olarak trafiğe kapatılabilir.

Bu uygulamalar, mahallede yaşayanların günlük yaşamını zora sokmadan, süreci deneyimleyerek planlamaya imkân sağlar ve hem ihtiyaçlara hem de beklentilere uygun bir yol haritası çizilebilir. Elbette bu değişikliklerin herkes açısından farklı etkileri olabilir. Araç sahiplerinin alternatif güzergâh arayışı, esnafın müşteri kaybı endişesi veya otopark ihtiyacı gibi konular dikkate alınmalı. Ancak bu kaygılar, iyi planlanmış bir sürecin önünde engel değildir. Uygulamaya geçmeden önce, küçük çaplı pilot uygulamalar yapılabilir, düzenli olarak mahalleliyle anketler ve toplantılar organize edilebilir. Tam da bu yüzden katılımcı bir süreç hayati önem taşır. Mahallede yaşayanlar, esnaf, çocuklu aileler, dezavantajlı gruplar… Herkesin sesi duyulmalı. Pilot uygulamalarla işe başlamak, eksikleri görmek ve ortak bir çözümde buluşmak en sağlıklı yöntem olabilir.

Birlikte karar verelim

Trafiksiz sokaklar, sadece bir ulaşım politikası değil; yaşanabilir, sağlıklı, dayanışma dolu bir mahalle için güçlü bir adım. Bu konuda önemli olan, her kesimin ihtiyaçlarını ve beklentilerini duyabileceğimiz katılımcı bir süreç inşa etmektir. Ayrancı’nın sokakları yalnızca geçilen değil, birlikte yaşanılan alanlar olsun istiyorsak, bu dönüşümü birlikte tartışmalı, birlikte karar vermeliyiz.

Sonuç ve yol haritası

Trafiksiz sokaklar, geleceğin şehirciliğinde bir lüks değil, bir ihtiyaç. Ayrancı gibi insan ölçeğinde, yaya dostu bir mahallede bu adımları atmak hem mümkün hem de hakkımız. Bu hakkı hayata geçirmek için hep birlikte harekete geçmeliyiz. Önce küçük adımlar atacağız. Birkaç pilot sokakla başlayacak bu yolculuk, zamanla tüm mahalleye yayılacak. Esnafla, komşularla, çocuklarla, yaşlılarla birlikte düşüneceğiz. Herkesin yaşamına dokunan bir kararda, hiç kimse dışarıda kalmayacak. Bu dönüşümün gücü, ortak akıldan doğacak. Yerel yönetimlerle diyalog kuracağız. Teknik düzenlemeleri, idari adımları birlikte planlayacağız. Çünkü bu sadece bir trafik düzenlemesi değil, başka bir mahalle yaşamına açılan kapıdır. Bu adımları birlikte atarsak, sokaklarımızı sadece geçilen değil, yaşanılan yerler haline getirebiliriz.

Gece olunca Ayrancı: Uydudan semtimize bakış

Gündüz vakti Ayrancı’nın cıvıltılı sokaklarını, parklarında oynayan çocukları, kaldırım kahvelerinde çay içen komşuları iyi biliyoruz. Peki ya gece olunca bu tanıdık semt nasıl bir hal alıyor? Pencerelerden süzülen ışıkların haritası bize ne anlatıyor? Bu sorulardan yola çıkarak bu sayıda Ayrancı’ya bir de yukarıdan, uydudan bakmak istedim.

Analizimin temelinde uydu görüntüleri var; ancak doğrudan tüm semti değil, ışık yoğunluğu açısından bize anlamlı veriler sunabilecek alanları mercek altına aldım. Özellikle kentsel yapıların yoğun olduğu yerler analizde yer aldı. Parklar ve yeşil alanlar, gece fazla ışık yaymadıkları için bu çalışmanın dışında bırakıldı. Zaten onlar geceleri karanlıkta kendi dinginliğine çekiliyor, belki de şehrin gerçek uykusunu onlar uyuyor.

Uydudan baktığımızda, Ayrancı’nın gece manzarası aslında bir nevi yaşamın gece ritmini yansıtıyor. Işıkların yoğun olduğu noktalar, geç saatlere kadar açık kalan marketlerin, evlerinde hâlâ ışık yanan komşuların, ya da gece geç saatlerde eve dönenlerin izi gibi. Bu da bize Ayrancı’nın geceleri nasıl bir dokuya büründüğünü gösteriyor.

Bu çalışma hem kent gözlemine dair yeni bir bakış sunuyor hem de yaşadığımız semti başka bir açıdan tanımamıza olanak sağlıyor. Belki de bu veriler, gelecekte aydınlatma politikaları, kamusal alan kullanımı ya da gece güvenliği üzerine düşünenler için de bir kaynak olabilir.

Gece ışığında Ayrancı’yı okumak, semtin gece hikâyelerini duyumsamak gibiydi. Bir gün hep birlikte, bu haritayla elimize feneri alıp sokak sokak gece yürüyüşü yapar mıyız, ne dersiniz?

Ayrancı’nın komşu ışıkları: Gece Ankara’ya kısa bir bakış

Uydudan baktığımızda sadece Ayrancı değil, etrafındaki mahalleler ve Ankara’nın gece parlayan damarları da dikkat çekiyor. Özellikle Ankara’nın eski kent merkezi olan Ulus ve Kızılay, şehrin en aydınlık bölgeleri olarak öne çıkıyor. Gece boyunca süren hareketlilik, yoğun trafik ve ticari canlılık bu ışık haritasına birebir yansıyor.

Bu merkezleri takiben Eskişehir Yolu ve Konya Yolu, kentin doğu-batı ve kuzey-güney akslarında ışığın peşinden uzanıyor. Bu yollar, hem eski kent merkezine bağlanıyor hem de Ankara’nın çeperlerine doğru uzanırken ışıklı birer hat gibi göze çarpıyor. Uydudan bakıldığında adeta şehrin gece damarları gibi, Ayrancı’nın çevresinde nasıl bir ışık çemberi olduğunu da gözler önüne seriyor.

Ayrancı ise bu parlaklığa yakın ama bir o kadar da kendi halinde. Ne fazla parlıyor ne de karanlığa gömülüyor. Sanki gecenin içinde kendi ritmiyle yaşayan bir semt gibi…

Ayrancı’nın ışık haritası: En parlak noktadan en sessiz tepeye

Gece uydudan baktığımızda Ayrancı’nın kalp atışı gibi atan bir noktası hemen göze çarpıyor: Atatürk Bulvarı ile Kennedy Caddesi’nin kesişimi, yani Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi civarı. Bu bölge, Tunalı’ya olan yakınlığı ve kültürel-sosyal hareketliliğiyle zaten gündüzleri olduğu kadar geceleri de yaşayan bir yer. Hal böyle olunca, uydudan en parlak çıkan yerin tam da burası olması hiç şaşırtıcı değil. Kafelerden çıkan son müşterilerin gölgeleri, geç vakitlerde düzenlenen sergiler ve dolup taşan kaldırımlar bu ışıltının gerçek yüzü aslında.

Ama her ışığın bir gölgesi olur. Ayrancı’nın en karanlık noktası ise, daha önce “Hoşdere Hayali” başlıklı yazımda da yer verdiğim bölgeye denk geliyor: Kuzgun Sokak ile Portakal Çiçeği Caddesi’nin kesişimindeki yüksek tepe üzerindeki otopark alanı. Gündüzleri bile sadece araba sesini içeren, sessiz bu tepe, gece olduğunda şehrin geri kalanından neredeyse kopmuş gibi duruyor. Belki karanlık oluşu, belki de zamanında ona eşlik eden Ankara’nın kayıp derelerinden biri olan Hoşdere’nin asfalt altında uykuda olmasıdır.

Ayrıca, semt içindeki mahalleleri ışık yoğunluğuna göre sıraladığımızda, Remzi Oğuz Arık başı çekiyor. Onu sırasıyla Güvenevler, Aziziye, Güzeltepe ve Ayrancı Mahalleleri takip ediyor. Her biri farklı gece halleriyle, kendi temposunu ve ışık ritmini taşıyor. Remzi Oğuz Arık kentin en önemli yaşayan damarına yakınlığı dolayısıyla ışıl ışıl parlarken, Ayrancı Mahallesi de belki sessiz sakin komşularımızın dinginliğini yansıtıyor.

İçinde bulunduğumda her seferinde bana birçok deneyim sunan bu semt, uzaydan bakınca da her defasında bambaşka bir hikâye anlatıyor. Bu ışık haritası bize sadece bir uydu fotoğrafı değil, Ayrancı’nın gece kimliğini veriyor. Nerelerde hayat sürüyor, nerelerde uykular erken başlıyor ya da nereler hâlâ hayal kuruyor… Kim bilir, belki bu karanlık noktalar gelecekte semtin yeni hikâyelerine ev sahipliği yapar. Her seferinde istediğimiz hayallerden biri olan semtin eski dostları kayıp dereleri bir gün uykusundan uyanır. Ve belki de başka aydınlıklar çıkarır karşımıza…