Blog

Ev yemeklerinin dile geldiği yer: İclal Mutfağı

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Burası sadece bir lokanta değil, yıllardır mahalle sakinlerinin ev yemekleriyle buluştuğu, güvenle kapısından içeri adım attığı bir yuva gibi. Bu özel mekânın kurucusu İclal Hanım, aslında emekli bir memur. Ancak o, emekli olduktan sonra hayalini gerçeğe dönüştürerek, sevgiyle yaptığı yemekleri mahalle halkıyla paylaşmaya karar vermiş ve bu süreçte kendi küçük mutfak ailesini de oluşturmuş. 

İclal Mutfağı (Güvenlik Caddesi)

İclal Hanım’ın mutfağı, ticari kaygılardan çok, insanlara iyi yemek sunma ve bir arada olma duygusuyla şekillenmiş. Ayrancı’ya duyduğu sevgi, yemek yapmaya olan tutkusu ve insanlara dokunma isteğiyle, yıllardır bu işi ilk günkü heyecanıyla sürdürüyor. Mahalle esnafıyla güçlü bağlar kuran, müşterilerini ailesi gibi gören, çalışanlarına bir iş kapısı açarken onları mesleğe kazandıran bu güçlü kadının hikâyesi, aslında sadece bir lokanta hikâyesi değil; Ayrancı’da emek, sevgi ve dayanışmanın en güzel örneklerinden biri.  

Bendeniz sonradan Ankaralıların tesadüf sonucu keşfettiği ve müdavimi olduğu bu şirin lokantayı sizlerle paylaşmak için İclal Hanım’ın serüvenini burada anlatmaya niyet ettim. Sağ olsun o da beni geri çevirmedi.  

Benim için ayrıca önemine gelince, bu sıcak ve samimi lokanta, yeni taşındığım bu şehirde kendimi yabancı hissettiğim anlarda adeta bir sığınak oldu. Ev yemeğinin sıcaklığıyla içimi ısıtan, en mutlu anlarımızı kutladığımız ve şehre yeni gelen herkesi koşa koşa getirdiğim, günümü güzelleştiren bir yer haline geldi.  

İclal Mutfağının sahibi İclal Aydın

Buyurun efendim, İclal Hanım’ı dinleyelim. 

Merhaba İclal Hanım, sizi biraz tanıyabilir miyiz, bize kendinizden bahseder misiniz? 

Doğduğum yer, Kayseri-Pınarbaşı, Karakuyu. Ama 8 yaşından beri Ankara’dayım. Tahsil hayatımı Ankara’da tamamladım. İlkokul, ortaokul, üniversite hepsi Ankara… Ankaralı sayılırım aslında. Üniversitede iktisat okudum, emekli memurum. Emekli olduktan 10 yıl sonra da burayı açtım. Yaklaşık 18 yıldan beri de burada çalışmaya devam ediyorum. 

Emekli olduktan 10 yıl sonra tekrar çalışmaya karar verip “İclal Mutfağı”nı açmışsınız. İşe başlama serüveniniz nasıl oldu? 

Ben emekli olduktan hep başka bir şeyler yapma hayali içindeydim. Her zaman misafir ağırlamayı çok sevdim, misafirler için yaptığım yiyecekler çok beğenilirdi. En iyi yaptığım şey nedir düşündüm: Bir tane yemek yapayım, yanına da pasta, çörek, börek yapayım diye niyetlendim. O arada çocuklar da büyümüştü, artık rahatça çalışabilirim dedim ve İclal Mutfağı’nı açmaya karar verdim. 

Tabi ben iktisat mezunu, emekli bir memurum, eğitim olarak bakınca aslında yemekle bir alakam yoktu ama yemek yapmak her zaman kişisel hevesimdi ve halen de öyle.  

Ayrancı benim aşkım  

Ayrancı’yı neden seçtiniz?  

Ayrancı Ankara’da en sevdiğim semt.  Burada genci ve yaşlısıyla yalnız yaşayan epey komşumuz var.   

Onlara ev yemeği, anne yemeği, sağlıklı yemek ulaştırayım istedim. Bu işe aslında ticaretten çok biraz sosyal sorumluluk projesi gibi baktım.  

Ticaretten hiç anlamam zaten, herhalde bu da memurluktan gelmemle alakalı. Para alırken hâlâ utanıyorum. Burayı açalı yaklaşık 18 yıl oldu, ama kasada para alırken hâlâ bunalıyorum; hiç hoşuma gitmiyor.

Tek hedefim işe yaramak, iyi bir şey yapmaktı. Bu yüzden başladım ve çok şükür, hedefime ulaştım. Hiçbir zaman hırslı biri olmadım, sadece yaptığım yemeğe odaklandım. Asıl amacım her zaman sağlıklı yemekler yapmaktı. Kâr edip etmemek benim için ikinci planda oldu.  

Peki ekibiniz İclal Hanım? Biraz ekibinizden bahseder misiniz?  

İlk açıldığımızda ekibimizde 6 kişi vardı. Şunu da eklemek gerekir, biz burayı 3 kardeş kurduk, 2 yıl sonra kardeşlerim ayrıldı, ben onlarsız devam ettim.  O zamandan beri; 18,5 yıldır mutfak ekibi hemen hemen aynı, ekibimizle aile gibiyiz. Aile müessesi demek daha doğru bizim için.  

Ekibimde kimse mesleğe profesyonel olarak başlamadı, hepsi burada yetişti. Burada çalışan personelleri de en başta seçerken evde oturanları, daha önce hiç çalışmayan kişileri seçtim.  Onlar, mutlaka çalışmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu anlasınlar istedim. Kadınların kendi parasını özgürce kazanıp harcaması, o duyguyu tatmaları… En büyük dilediğim oydu.  

Ben de profesyonel değildim yemek konusunda, ben de bildiklerimi öğrettim onlara. Ben de iyinin daha iyisinin peşindeydim. Arkadaşlarım da çok güzel uyum sağladılar bana ve beni geçtiler.  Benden daha iyisini yapıyorlar şimdi. Çok temiz çok güzel insanlarla çalışıyorum. 

Bir de aile fertleri de işin içinde. Eşim ve çocuklarım da kendi başka işleri de olsa onların da desteği oluyor.  Bu iş yardımlaşma olmadan olmaz.  

“Sadece ekip değil aile gibi olan, Ayrancı halkı da ailem gibi.” 

Biraz lokantadan bahsedelim; gündelik işleyiniz nasıl İclal Hanım? Neler pişiriyorsunuz? 

Günlük olarak lokantada toplam 42 çeşit ürünümüz var; iki çeşit ana yemek, zeytinyağlılar, tatlı ve kurabiye çeşitlerimiz ve salata çeşitlerimiz. Bunların hepsi günlük olarak çıkıyor ve her ürün bir tencere, birer tepsi olarak çıkıyor.  Seri üretim şeklinde yapmıyoruz. Bir ürün bitince o gün tekrar yenisi yapılmıyor. Aynı ev gibi aslında. 

Aylık menüler hazırlıyoruz, 1 ay boyunca ne yapacağımız belli oluyor.  Bir et ağırlıklı bir sebze ağırlıklı olmak üzere iki ana yemek oluyor. Çorba, pilav, et kavurma bunlar her gün oluyor.   

Peki, biraz daha Ayrancı’dan devam edelim. Ayrancı’da mahalle ile ilişkileriniz, mahalle esnafı ile ilişkileriniz nasıl? 

Mahalle esnafıyla ilişkilerim çok iyi. Zaten tüm alışverişimi esnaftan yaparım. Karşımdaki manavdan, karşımdaki marketten günlük alışverişimizi yaparız. Bakliyat gibi bazı ürünleri toptan aldığımız için büyük tedarikçilerden temin ediyoruz. Ancak özellikle sebzemizi esnaftan alırız; anında alınır ve tüketilir. Benim stoğum yoktur.

Ben de burayı keşfettiğimden beri her geldiğimde onu fark ediyorum, çoluğu çocuğuyla ailecek gelen insanları çok görüyorum. 

Bekarken gelmeye başlıyorlar, evleniyor, çocuğu doğuyor ve onunla geliyorlar.  Can var, benim ilk torunum derim, şimdi 18 yaşında. Hiç unutmuyorum, Can’ın annesi, Can’a hamileyken bizim eski küçük dükkâna geliyor. Aile fertlerinin de lokantadaki yemeği yediğini görünce güvenip temizdir diye geliyorlar.  

Ben de o gün uydurup bir lahana çorbası yapmışım, kendi kafama göre şunu koyarsam şu olur diyerek. Onu yemişlerdi. Çok beğendiler ve ondan sonra hep gelmeye başladılar ama ben o lahana çorbasını bir daha aynı lezzette yapamadım

Burada aile gibiyiz ve bu çok güzel.

Peki bu semtte yaşamak burada işletme sahibi olmak size ne hissettiriyor? 

Ayrancı, Ankara’nın simgelerinden biri; eski bürokratların oturduğu, nezih bir semt. Ayrancı’ya sonradan gelen de buraya uyumlanıyor.   

Aslında evlilik döneminde, eşim de ben de memur olduğumuz için yaşamımız hep lojmanlarda geçti. Memurken bir dönem burada Ayrancı’da lojmanda oturdum. Kendi evimize geçtikten sonra temelli burada yaşamaya başladık. Ayrancı’da aile gibiyiz ve aile olmak çok güzel.  

Ayrancı’ nın eski günlerinden güzel bir anınızı sorsam aklınıza ilk ne geliyor? 

Ayrancı’da oturduğumuz ilk yıllarda lojmanda kaldığımız zamanlar, Şimşek Sokak’ın o karlı geceleri aklıma gelir. Çam ağaçlarına karlar yığılmıştı, o milenyum döneminde müthiş bir Şimşek Sokak vardı. O eski hali çok güzeldi. Şimdi çok kalabalıklaştı. Çok özel bir sokaktı, çift yönlü, çok güzel bir sokaktı; şimdi ise oldukça kalabalıklaştı.

Peki İclal Hanım, eklemek istedikleriniz var mı?  

Burayı şimdiki aklımla 18,5 yıl önce açsaydım, hedeflerim çok daha farklı olurdu. Ben sadece işe yaramak için açmıştım ve hedefimi fazlasıyla tutturdum. Bundan sonra nasıl olur? Tabi artık 18,5 yıl bu iş için uzun bir süre. Bu süre boyunca her gün buradaydım, hâlâ da buradayım. Çok mutluyum çalıştığım için ancak bazen çok yorgun oluyorum. Artık bırakmam gerektiğini düşünüyorum bazen ama ben, insanlara verdiğim hizmette aksama olduğunda bırakırım gibi geliyor.

Gerçekten insanların yüzünde mutlu bir ifade ile buradan çıkarmak, o kadar büyük bir mutluluk ki, tüm yorgunluğunuzu unutuyorsunuz. İyi niyetle, dürüstlükle, severek yapılan her işin geri dönüşü çok güzel oluyor ve mutluluk veriyor insana.

Çalışmak çok güzel, baktığınızda ben iki emeklilik dönemi çalışmış oluyorum. İlk işe başladığınızda o 20 yıl hiç geçmeyecek gibi geliyor. Ondan sonra bir an önce emekli olmayı iple çekiyorsunuz, zannediyorsunuz ki emekli olunca yapamadığınız her şeyi yapacaksınız. Ama öyle değil hayat… 

Aslında hayat; yaşadığınız günün tadını çıkarabiliyorsanız ya da çıkarmaya çalışıyorsanız güzelleşiyor.   

Babam hep ‘Aklı olanın nasibi olur’ derdi. Allah’ım, aklı vermiş, fikir vermiş, sağlıklı bir beden vermiş. Bunu gerektiği gibi kullanmak lazım. Olumsuz şeylerden uzak durmak, onlara odaklanmamak lazım. O zaman hem yaptığınız işin getirisini görüyorsunuz hem de hazzını yaşıyorsunuz.

Güzel bir şey yaptığımı düşünüyorum, iyi ki de yapmışım diyorum. Ayrancı çok güzel bir semt, Ayrancı insanı çok güzel, burada yaşadığım için çok mutluyum ve çok da şanslıyım.

Dilerim herkes dilediği gibi, istediği gibi yaşasın.

İCLAL MUTFAĞI
İclal AYDIN
Güvenlik Caddesi No:67/D A.Ayrancı
(0312) 426 60 44
@iclalmutfagi 

Yaşlanan Ayrancı

“Ayrancı sadece binaların değil, anıların da biriktiği bir semt”

Işıl Aykan Atmaca (31)
Dijital Pazarlama Uzmanı

Ayrancı, Ankara’nın en karakteristik semtlerinden biri. Her sokağında bir hikâye, her apartmanında yıllardır süregelen bir yaşam var. Bu semtin en dikkat çeken özelliklerinden biri de sakinliğini koruyarak zamanla birlikte değişmesi. Son yıllarda bu değişimin en belirgin göstergelerinden biri ise nüfusun yaşlanması.

Uzun süredir Ayrancı’da yaşayan birçok komşumuz artık emeklilik yıllarını geçiriyor. Onlar için bu semt sadece bir adres değil; hayatlarının büyük bölümünü geçirdikleri bir yuva. Gençler ise daha yeni ve hareketli bölgelere yönelirken, Ayrancı biraz daha yaş almış nüfusun ağırlıkta olduğu bir semte dönüşüyor.

Aslında mahallemizin birçok avantajı var. Toplu taşımanın kolaylığı, yürünebilir sokakları, mahalle esnafıyla kurulan sıcak ilişkiler yaş almış bireyler için büyük bir artı. Ancak bazı eksiklikler de kendini hissettiriyor. Özellikle bank sayısının azlığı ya da yeterince gölgelik alan olmaması, yaz aylarında dışarıda vakit geçirmek isteyen yaşlılar için kısıtlayıcı olabiliyor.

Mahallede parklar ve egzersiz aletleri elbette var, bu anlamda şanslıyız. Ancak bu alanların daha düzenli kullanılması, gölgeliklerin artırılması, ortak alanların bakımının daha sık yapılması gibi küçük dokunuşlarla, bu imkânların yaşlılar için daha işlevsel hale gelmesi mümkün. Mahallenin belirli noktalarına konulacak birkaç yeni bank ya da sohbet etmeye uygun küçük alanlar bile büyük fark yaratabilir.

Benim beklentim, Ayrancı’nın bu doğal yaşlanma sürecini sahiplenmesi. Çünkü burası, sadece binaların değil, anıların da biriktiği bir yer. Bu semtte yaşayan herkesin, özellikle de ömrünün sonbaharını burada geçirenlerin, güvenle ve keyifle yaşayabileceği bir ortam hak ettiğine inanıyorum.

Kısacası, Ayrancı hâlâ çok güzel. Ama yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarına biraz daha kulak verirsek, çok daha güzel olabilir.

“Yaşlı ve desteğe muhtaç kimseler kayıt altına alınmalı”

Ramazan Topoğlu (64)
Maliye Bakanlığı, Emekli Şube Md.

Eski yıllardan bu yana semtimizde oturanlar yaşlandı. Evlatları evden ayrılıp, eşini de yitirenlerden yalnız yaşayanlar da çoğaldı. Ayrancı yaşlıların da her türlü ihtiyacın rahatlıkla karşılandığı bir semt. Hemen her sokak ve caddede temel ihtiyaçları karşılayan her türlü esnaf bulunuyor. Ayrıca Portakal Çiçeği, Dikmen Vadisi ve irili ufaklı parklar ve yeşil alanlar Ayrancı’da her evin bahçesi sayılabilecek şekilde yakın. Ayrancı’da oluşan mahalle kültürü ve dayanışması da yaşlıları koruyup kollayan bir manevi faktör oluşturuyor. Ayrancı’da 5 mahalle muhtarlığı yalnız yaşayanları ve desteğe muhtaç yaşlıları kayıt altına alabilmeli, onların ihtiyaçlarını karşılayabilecek kamu desteklerini sağlamaya hazır olmalı.

“Ayrancı yaşlıdostu bir semt”

Fatma Arslan (24)
Şehir Plancısı

Her ne kadar yaşlı nüfusu fazla olsa da, Ayrancı’yı genç ve dinamik görmekteyim. Yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sosyal altyapı ve projelerle desteklenen bir semt olduğunu düşünüyorum. Semtin merkezi konumu, ulaşım kolaylığı ve sosyal olanakları, yaşlanan nüfus için yaşam kalitesini artıran faktörler arasında sayılabilir. Ben 24 yaşındayım, Ayrancı benim iş yerim, iş yerimin etrafı zincir marketler ve klasik esnaflarla dolu. ”Genç ve dinamik” görmek istediğimiz bir semt profilinde modern, her yaşa hitap eden bir kozmetik market “yeni ve taze” bir seçenek olurdu. Aslında bu Ayrancı’nın bakımlı teyzeleri için de hoş bir fikir, gençlerin en büyük rakipleri olmaya, kendilerini her geçen gün daha genç ve sağlıklı hissetmeye devam edeceklerini düşünüyorum..

“Belediyeler burada kimlerin yaşadığını umursamıyorlar”

Zafer Aydın (77)
Emekli

Sadece Ayrancı için değil Çankaya’nın bütün semtleri için benzer bir sorun var; Belediyeler burada kimlerin yaşadığını umursamıyorlar. Kaldırım yüksekliği bir sokakta başka diğer sokakta başka. Çöp kutuları özensiz bir biçimde oraya buraya atılmış gibi görünüyor. Belediye otobüsleri öyle bir durumdaki içinde insan taşıdığının farkında değil. Daha doğrusu umurunda değil.

Mahallenin muhtarı “her şeye karşı” ama kendi asıl işini yapmıyor. Parklar özensiz, sokaklar bakımsız, merdivenler allaha emanet…

Kısacası mahallenin çocukları sokağa çıkamıyor, yaşlılar evlerde hapis. Daha ne diyeyim.

Yaşlıların ihtiyaçları kimsenin umurunda değil. Bunlar nasıl sokağa çıkacak, nasıl alışveriş yapacak, elinde torbalarla kaldırıma çıkmış arabaların arasından nasıl geçip evine gidecek, çöpünü nasıl atacak, evde yalnız güvenliğini nasıl sağlayacak, evini nasıl temizleyecek, gece rahatsızlansa doktora ambulansa nasıl ulaşacak, ilacını nasıl alacak, üç kuruş emekli maaşıyla ayı sonunu nasıl getircek, nasıl yemek yapacak, nasıl beslenecek, nasıl yaşayacak?

Belediye başkanlarımız bunları duyar inşallah. Mahalleye biraz ilgi alaka bekliyoruz. Herkes birgün yaşlanacak, bizim sıkıntılarımızı çekecek. Buna göre hizmet versinler.

Gökçen Tuncer: Kentsel politikalarda yaşlı nüfusa odaklanılmalı

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Yaşlanan ve yalnızlaşan Ankara

Ankara’nın giderek yaşlandığını söylüyorsunuz, bunu konuşabilir miyiz biraz?

Bu mesele önce nüfus artış hızıyla başlıyor. Neden özellikle Ankara’yı ele aldım? Çünkü nüfus artış hızının Türkiye’de çok dramatik şekilde düşmeye başlamasının ardından, “Ankara için bu durum nasıldır?” bunu gösteren rakamları merak ettim.

Gazeteci Gökçen Tuncer

Öncelikli sorun nüfus artış hızının düşmesi

Nüfus artış hızı Türkiye genelinde 2022’de binde 7’ymiş, bu 2023’de binde 1.1’e kadar gerilemiş. 2024’de tekrar yumuşak bir artış var, binde 3.4 gibi.

Ankara’da ise daha dramatik bir değişim var. Bunun nedenini sadece doğumlar olarak almamalıyız. Genç nüfusun o şehri tercih etmesi, okumak için, iş bulmak ya da daha iyi bir işe geçmek için göç etmesi olarak da ele alabiliriz. Dolayısıyla nüfus artış hızını bu iç göçler ve eğitim de etkiliyor. 

Ankara’da nüfus artış hızı 10 yıl önce binde 20’ler seviyesindeymiş, 2023’e baktığımızda dramatik bir düşüş var binde 3.7’ye kadar gerilemiş. 2024’te ise binde 10.4. Bu sıçrayışın nedeni de elbette ki deprem. Deprem sonrası alınan göçün kaynağının hem deprem bölgelerinden hem de İstanbul gibi deprem korkusunun çok yüksek bölgelerden olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşlı nüfus artıyor

Şimdi Türkiye yaşlanıyor endişemiz var. İktidarın bu yılı “Aile Yılı” ilan etmesi bu sebebe dayandırılıyor. Bunun sonuçlarını ileriki zamanlarda göreceğiz ama şu anda gerçekten yaşlanıyor muyuz, yaşlanmıyor muyuz diye baktığımızda şunu söyleyebilirim; yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki payı ilk defa çift taneli bir seviyeyi 2023’te gördü ve %10’u aştı. 2024’te %10.6 oldu. 

Ankara ise öğrenci nüfus nedeniyle hep Türkiye ortalamasının altında kalmıştı. Ancak şu anda Ankara geneli de Türkiye ortalamasına yaklaşmış durumda. Yani şöyle söyleyebiliriz; Türkiye ne kadar hızlı yaşlanıyorsa Ankara da neredeyse aynı hızda yaşlanıyor. Bir karşılaştırma yaparsak; 10 yıl önce yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki payı Türkiye’de %8’e yakınmış, Ankara’da ise %7.3’miş ve 10 yıl içerisinde bu oran Türkiye’de %10.6 Ankara’da ise %10.4’e yükselmiş.

Kentsel politikalarda artık yaşlı nüfusa odaklanılmalı

Elbette ki Ayrancı gibi eski semtlerde bu oranın biraz daha yüksek olduğunu görmemiz şu anda çok normal. Aslında gerçekten hızlı bir artış bu. Ankara’da 65 yaş üstü nüfus 2014 yılında 375 bin civarındaydı. Bu sayı 610 binin üzerine çıkmış durumda. Şehrin 5.8 milyon gibi bir nüfusu olduğunu düşünürsek 65 yaş üstü nüfus 1-2 sene içerisinde 2’ye katlayarak 750 bini görecek. O sebeple yaşlılar için yapılacak politikalara daha fazla odaklanılması gerek.

Ortanca yaş verilerine bakarsak; Türkiye geneli için ortanca yaş 2000 yılında 25 seviyesindeydi, 2025 yılında 34.4’e kadar çıktığını görüyoruz. Bu da çok hızlı bir artış. Ankara’da ise ortanca yaş bunun da üzerinde ve 35,9 seviyesinde. Yani öğrenci nüfusu nedeniyle daha genç olmasından övündüğümüz Ankara’nın da ciddi anlamda yaşlandığını görüyoruz. Ülkemizde yaşlı nüfusun en fazla olduğu Sinop’ta bile ortanca yaş şu anda 42.5. Ankara’da ise dediğim gibi 35.9. Bu yüksek bir oran.

Evlenme yaşı yükseliyor, doğurganlık düşüyor

Bunu başka bir veriyle somutlaştırmak istersek, ilk evlenme yaşı da yine “yaşlanan nüfus” konusunda dikkatle incelenen verilerden biridir. Türkiye’de ilk evlenme yaşı kadınlarda 24’lerden 26’ya kadar çıkmış durumda. Erkeklerde de 28’e çıkmış durumda. Bunun ekonomik nedenleri de var tabii.

Yine doğurganlık hızına da bakarsak Türkiye için toplam doğurganlık hızı 2001’de kadın başına 2.38 çocuk iken 1.51’e kadar gerilemiş durumda. 2019’da bu ikinin altına ilk defa indiğinde büyük bir panik yaratmıştı, şimdi 1.51. Ankara’da ise doğurganlık hızı 2018’de 1.65 çocuk olarak ölçülüyordu şu anda 1.20. Ankara gerçekten de beklediğimizden çok daha hızlı yaşlanan bir şehir gibi görünüyor bu verilere baktığımızda. 

Evlilikler artıyor, boşanmalar “daha da” artıyor

Gençlerin evlenmeye pek gönlü olmadığından bahsettik. Evlenme ve boşanma istatistiklerine baktığımızda şunu diyebiliriz; boşanma hızının artışı evlenmeye kıyasla biraz daha fazla. 

Ankara için de böyle.

Kaba evlenme hızı yani bin kişilik nüfus başına düşen evlenme sayısı tüm ülke için binde 8.35’ten 6.65’e kadar gerilemiş. Ankara için bu oran binde 6.43 iken şimdi 6.38’lere gerilemiş durumda. Boşanma istatistiklerinde Türkiye ortalaması binde 2.19, Ankara’da ise bu durum binde 2.65 diyebiliyoruz. 

Yalnız yaşıyoruz

Bu arada yalnız yaşayanların sayısının da arttığını görüyoruz. 2015’de yalnız başına yaşayanların sayısı 3 milyon civarlarındaymış şimdi 85 milyonluk ülkenin 5.3 milyonu yalnız yaşıyor. Neredeyse koca bir Ankara nüfusu kadar insan yalnız yaşıyor bütün ülkede. Gerçekten dramatik bir veri diyebiliriz buna. Bunun büyük çoğunluğu İstanbul’da. Yalnız yaşayanların 943 bin 363’ü İstanbul’daymış, 384 bin 201’i de Ankara’da yaşıyor. 24-40 yaş arası önemli bir artış var tabii yalnız yaşayanlarda. 

Eskiden Ankara’ya gelen öğrencilerin büyük kısmı Ankara’da kalmaya devam ediyordu. Çünkü burada kendilerine istihdam sağlanabiliyordu. Ancak bu durum artık değişmiş durumda. Gelen gençleri, özellikle yetişmiş mühendisleri kaybediyoruz. Ankara’da barınamıyorlar. Çünkü Ankara’da da artık yaşam koşulları pahalılaştı. Dolayısıyla gidebilenler yurt dışına gidiyorlar, gidemeyenler memleketlerine dönüyorlar. 

İstanbul’daki deprem korkusu, Ankara’da ulaşım sorunu var

Yıllardır Ankaralıyım. Uzun süre İstanbul’da da yaşadım. Ve artık kesinlikle “Ankara’da trafik sorunumuz var” diyebilirim.

Ayrancı’da yaşayan yaşlı nüfusun bütün yaşam alanı Ayrancı olabilir. Ancak başka yere gitmek istediğinde ciddi anlamda sorun yaşanıyor. Ankara’da şöyle bir sıkıntı var, her yere gitmek için Kızılay’a inmek zorundasınız. Haritadan size 10 dakika uzaklıkta görünen bir yer için bile önce Kızılay’a inmek zorundasınız. Sonra başka yerlere ulaşabilmek için otobüs, minibüs bulmanız gerekiyor. Birkaç vasıta değiştirmek yaş arttıkça çok daha zor oluyor. Yaşlılarımız için hastaneye gitmek aynı zamanda büyük bir ulaşım sorunu demek. Büyük bir Ankara sevdalısıyım ama “Ankara-İstanbul kıyasında en çok neyi eleştirirsin?” derseniz kesinlikle “Ulaşım problemi” derim. 

Ama hâlâ çok iyi bir şeyler var. Ankara bence hâlâ güvenli bir kent diyebiliriz. Bir kadın olarak İstanbul’da 10 yıl yaşadım. Son 2 senedir yeniden Ankara’da yaşıyorum. İstanbul’da yaşarken hissettiğim tedirginliğimin hiçbirini Ankara’da yaşamadım, hissetmedim.

Yaşlıların kent yaşamına katılımında, bu hizmetleri sunanlar anlamında ne tür hizmetlerin eksik olduğunu söyleyebiliriz?

Bence zaten belediye hizmetleri ve merkezi yönetim hizmetlerini ayrı ayrı düşünmek biraz üzücü. Bunun normali şu; merkezi yönetim ve yerel yönetim birlikte ve ortak akılla çalışabiliyor diye övebiliyor olmamız gerekir. Ancak ne yazık ki, böyle bir ayrım var bulunduğumuz noktada. 

Yaşlıların kültürel hakları göz ardı ediliyor

İkinci olarak kentsel ihtiyaçları mahalle mahalle değerlendirmek gerekiyor. Şimdi Ayrancı gibi, Kavaklıdere gibi Ankara’nın hem en eski hem belki yaş ortalamasının biraz daha yüksek olduğu, halk arasında “nezih” kabul edilen semtlerinde bu hizmetlerin daha iyi ve tam olduğunu görebiliriz. Ya da hizmetlerden memnuniyet oranlarının yüksek olduğunu görebiliriz. 

Peki Ankara’nın dış cepheleri, oralar ne şekilde? Mesela bir Kazan’da ne oluyor? Evren diye bir ilçesi var bu şehrin, oralarda yaşlılar yok mu? Oralardaki insanlar bu hizmetlere nasıl erişebiliyor? Elbette ki bir sağlık sorunu olduğunda bir şekilde buna cevap alıyordur. Peki bu yaşlılarımızın Kuğulu Park’taki bir festivali görme hakkı yok mu?

Kentsel hizmetler dediğimizde sadece sağlık, ulaşım gibi hizmetleri düşünüyoruz. Ancak sosyalleşme de, kültürel aktivitelere katılım da bir kent hakkıdır. Dolayısıyla ben bunun en başta Ankara’nın daha gelir seviyesinin düşük olduğu mahallelerdeki yaşlıların hakkı olduğunu düşünüyorum. İstanbul’da yaşayıp deniz görmeden yaşamını tamamlayanlar gibi Ankara’da yaşayıp kaleyi görmeyenler, Anıtkabir’e gitmeyenler var gerçekten. Bence çok ciddi bir eksiklik.

Otobüs duraklarındaki reklam panolarında bazı belediyelerin “Ankara gezilerimiz başlıyor” gibi ilanlarını görüyorum. Ben onlardan bir tanesine katılmıştım, kalenin eteğindeki kazı alanı gezisiydi. Çok etkilendim. 65 yaş üzeri komşularımızın sağlık koşulları, yürüme koşulları gibi koşullar da gözetilerek bu tür hizmetler sunulabilir.

Sağlık hizmetlerine erişimde randevu sıkıntısı

Bunların dışında sağlıkla ilgili sıkıntılar da var. Belediyelerin ambulans hizmeti, evde bakım hizmetleri var. Belli bir gelir seviyesinin altında olan yaşlılara yapılan maddi destekler var. Ama sadece yaşlılar için değil Türkiye’nin genelinde hastanelerden randevu alınamaması gibi önemli bir sorun var.

Oralarda da belli bir yaş üstüne yine öncelik sağlanıyor ama bazen çok mühim bir röntgen için işte birkaç ay sonrasına randevu veriliyor. Hastanelerde ayakta sıra bekleme dönemi bitmiş olabilir ama bu sefer de evinizde aylar sonrasına gelecek bir muayene ya da röntgen için sıra bekliyorsunuz. Bunların hızlandırılması adına hem yerel hem merkezi yönetimde bazı projeler geliştirilebilir diye düşünüyorum. 

Bu noktada şehir hastaneleri politikası çok eleştiriliyor. Etlik Şehir Hastanesi ve Bilkent Şehir Hastanesi arasında Ankara ikiye bölünmüş durumda. Her ikisine de Ayrancıdan ulaşmak çok zor. 

Muhtarlarımız aracılığıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne dilekçeler verildi Ayrancı’dan şehir hastanesine doğrudan otobüs konulsun diye.

Burada hasta olan, rahatsız olan birisinin şehir hastanesine ulaşması kendi vasıtası varsa mümkün. Yoksa buradan otobüs bekleyecek Kızılay’a inecek, Kızılay’dan metroyu binecek, şehir hastanesinde inecek, metrodan hastaneye yeniden otobüse binecek hasta haliyle. Şehir hastanesi mantığı bu haliyle çok eleştiriliyor. 

Yaşlıların kente katılımı noktasında sitelerde yaşamayla Ayrancı gibi mahallelerde yaşamaları arasında bir fark var mı?

Bu tamamen aslında şehir bölge planlama uzmanlarının konusu. Her şey bir arada olsun, insanların alışverişini, sporunu yapsın ve bunları, o siteden asla çıkmadan yapsın. Neden? Çünkü “çok güvenlikli” mantığı yanlış bir mantık.

Çünkü bu sefer de yaşlıları insanlardan, toplumdan izole ediyorsunuz. Böyle olunca da toplumsal dayanışma kırılıyor. Yani birine ihtiyacınız olsa size ulaşan kişi sayısı azalmaya başlıyor. Diğer taraftan da eski mahallelerde düzgün olmayan ya da çok yüksek olan kaldırımlar, araç park yerleri, engelli vatandaşlarımızın sokakta rahat edememesi gibi başka bir problemler var.  Bu aynı zamanda ahlaki de bir problem ve her yere yansıyor.

Cumhuriyetin kuruluş dönemi kent planlaması daha doğruymuş

Ankara’nın Cumhuriyet dönemi planlaması aslında tamamlanamadı. Bir cumhuriyet aksı var Çankaya Köşkü’nden başlayıp Ulus’a kadar uzanan ve şehir bunun etrafında kuruluyor. Avrupa şehirlerinde de şehrin nehirlerin etrafında kurulduğunu görüyoruz. Bahsettiğimiz Cumhuriyet aksı aslında o kadar iyi plandı ki, bugüne kadar şehrin ihtiyaçlarını karşıladı. Burada daha fazla yeşil alan, daha fazla kamusal alanlar olduğunu görüyoruz. Her yaştaki yurttaşların buralardan faydalandığını da görüyoruz. Şimdi bu aksın dışına birazcık çıktığımızda planlamanın nasıl bozulduğunu, yurttaşlar için bir yerden bir yere gitmenin daha zor hale geldiğini görebiliriz. Dolayısıyla bir şehri planlarken her parametreyi hesaplamak zorundasınız.

Bu şu demek değildir; bizim yeni bir inşaat politikamız var, çok yüksek güvenlikli siteler yapacağız. O sitelerin içerisinde spor salonu da olacak, havuz da olacak, alışveriş merkezleri de olacak ve onun içerisinden çıkmayacaksınız. O zaman kent nereye gidiyor? Buna kent planlaması denilemez sadece site planlaması denir.

Şehrin diğer bölgeleri, ilçeleri arasındaki bütün iletişim kanallarını koparırsınız, insanları diğer insanlardan soyutlarsınız. Dolayısıyla bu tür yeni yapılaşma, yüksek güvenlikli siteler vs. toplumsal açıdan da, ekonomik açıdan da bir dejenerasyona neden oluyor. Onun yerine topluma nasıl daha fazla olumlu şey katabiliriz, şehirde bazı küçük şeyleri değiştirerek daha büyük faydayı sağlarız diye düşünülmesi lazım. Bu konunun daha çok konuşulması lazım.

Gökçen Tuncer kimdir

1985 yılında Ankara’da doğdu. 2007’de Gazi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2010 ve 2012 yılları arasında İsveç Örebro Üniversitesi’nde küresel gazetecilik alanında yüksek lisans yaptı. Çeşitli yayın organlarında gazetecilik yaptı, şu anda Ekotürk TV Ankara temsilcisidir.

Bir idealin peşinde: Artopia Sanat Galerisi

Sanatla kurulan yol, bazen yalnızca düşünsel üretimle değil, fiziksel mekânlarla da ete kemiğe bürünür. Artopia Sanat Merkezi, tam da böyle bir üretimin ürünü olarak Ayrancı semtinde, Cinnah Caddesi’nde doğdu. Burada, bireysel bir düş ile kamusal bir sorumluluk kesişiyor; sanat, mahallenin dokusuna usulca karışıyor.

Artopia’nın kurucuları Sevgi Yılmaz-Mehmet Yılmaz

Artopia’nın kurucuları (Sevgi-Mehmet Yılmaz), için sanatla yolculuk, çocukluk yıllarında çizgi romanların renkli dünyasında atılmış bir ilk adımla başlamış. Zamanla duvarlara asılan ilk tablolar, yerlerini yüzlerce eserin oluşturduğu bir koleksiyona bırakmış. Onlar için estetik bir beğeninin ötesinde; yaşama dair bir duruş, bir varoluş biçimi haline gelen bu süreç, onları kendi sanat mekânlarını kurmaya yönlendirmiş.

Artopia isminin kökeni de yolculuğun bir özeti gibi. “Art” ve “Utopia” sözcüklerinin birleşimiyle türeyen bu ad, sanatın taşıdığı idealist yükü ve düşlenen dünyaları çağrıştırıyor. Mehmet Ali Bey, Mülkiye yıllarında aldıkları ağır siyaset felsefesi dersleriyle, Platon’dan Campanella’ya kadar ütopyacı düşünürlerin dünyasında gezindiklerini anlatıyor. Mülkiye yıllarında edindikleri ütopya düşüncesinin, sanatla birleşerek Artopia’da vücut bulduğunu söylüyor: “Öğrencilik dönemimizde ütopya hep konuştuğumuz bir şeydi. Şimdi sanatla bütünleşerek bu özlem somut bir mekâna dönüştü.

Sanatı yalnızca bireysel bir uğraş olarak değil, toplumsal bir sorumluluk olarak gören Artopia, galericiliği, sivil toplumla sanat arasında bir köprü inşa ediyor. Kuruculardan Mehmet Ali Yılmaz, aynı zamanda Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı görevini yürütüyor. Bu iki sorumluluğun birbirine paralel ilerlediğini belirterek, “Orası da burası da kamusal iş baktığımızda” diyor. Ona göre, “Sanat, hayatı ve yaşantıyı takip eder.” Bu anlayış, hem koleksiyonlarındaki seçimlere hem de galeri programlarına sinmiş durumda.

Artopia Sanat Galerisi

Artopia’nın Ayrancı’da, özellikle Cinnah Caddesi gibi güçlü bir aks üzerinde konumlanması da rastlantı değil. Kuruculardan Sevgi Yılmaz, Ayrancı’nın çocukluğunun geçtiği bölge olduğunu belirterek, galerinin mekânsal belleği ile kendi geçmişi arasında gizli bir bağ kuruyor: “İlkokulu, ortaokulu, liseyi burada okudum. Kaykayla dolaştığım sokaklarda şimdi bir sanat mekânı açmak, benim için çok özel bir his.

Galeri, sadece bir sanat mekânı değil; aynı zamanda bir yaşam alanı. Kurucular, eş olmanın yanında iş ortağı olmanın getirdiği profesyonel uyumdan söz ediyor. Sevgi Yılmaz, “Buraya adım attığımızda iş ortağı kimliğimiz öne çıkıyor” derken; Mehmet Ali Yılmaz ise, yıllardır hayatı birlikte paylaşmanın getirdiği kader birliğinden söz ediyor Koleksiyonerlikten galericiliğe geçiş, sanatın farklı yüzleriyle temas etmeyi de beraberinde getirmiş. Artık sadece almak değil, satmanın, paylaşmanın ve temsil etmenin sorumluluğunu taşıyorlar.

Ayrancı ile kurdukları ilişki şimdilik yeni yeni filizleniyor. Mahalle sakinlerinden gelen sıcak tepkiler, galerinin geleceği için umut verici bir tablo çiziyor. “Burada daha ne sürprizlerle karşılaşacağız bilmiyoruz” diyorlar, ama hissettikleri şey belli: Potansiyel yüksek. Sevgi Yılmaz, “Bir ressamla iletişim kuracağız diyoruz, bir bakıyoruz, bir arka sokakta atölyesi var” diyor. Mehmet Ali Yılmaz ise Ayrancı’yı, geçmişten bugüne galerilere ve sanatçılara ev sahipliği yapmış, Ankara’nın kültürel kalbi olarak tanımlıyor.

Söyleşiler, sanatçı buluşmaları ve sergilerle Ayrancı’daki kültürel mirasa katkıda bulunmayı hedefliyorlar. En önemlisi, Artopia’nın herkesin rahatça gelip bir çay kahve içebileceği, sanatla iç içe keyifli vakit geçirebileceği sıcak bir mekân olması arzusu. “Kapımız her zaman açık” diyorlar. Artopia Sanat Merkezi, sanatı hayatın doğal bir parçası haline getiren, küçük ama güçlü bir adımın hikâyesi olmaya devam ediyor.


Artopia Sanat Galerisi
Cinnah Caddesi No: 64/A Y.Ayrancı – Ankara
0533 743 20 68
artopiagaleri@gmail.com

Ayrancı’da hayat var

Ankara’nın göbeğinde bir huzur yeri var desem, “Hadi canım, Kızılay mı?” diyen çıkar. Değil. 

Tunalı desen gürültü, Bahçeli desen karmaşa. Benim huzurumun haritadaki yeri net: Aşağı Ayrancı. 

Sekiz yıl önce taşındım buraya. O gün bugündür mahalleyle bütünleştim. Aslında ben hep mahalle kültürüyle büyüdüm. Çocukluğumda annem camdan bağırırdı: “Aliiii, eve gel!” Şimdi evin alt katından ses geliyor: “Ali Bey, çöpçü geçmeden atsanız iyi olur.” İkisi de aynı sıcaklıkta, sadece biri biraz daha medeni. 

Aşağı Ayrancı’da sabahlar seremonidir. Evin kapısını açar açmaz hayatla tokalaşırsın. 

Sokağı süpüren görevliyle karşılıklı günaydınlaşılır. Bu günaydın öyle sıradan değil; göz altlarından anlaşılan “Gece zor geçti ama hayattayız” bakışı eşliğinde bir dayanışma selamıdır. 

Manavı geçemezsin selamsız. “Portakallar taze, abim sana göre seçtim” diyerek gönül koyar, teklif gibi görünen bir tür mahalle baskısı uygular. Reddedersen suçluluk duygusu bedava yanında gelir. 

Sokak kedileri var bir de. Her sabah yolumu gözlüyor gibiler. Aramızda belli belirsiz bir anlaşma var. Ben miyavlamıyorum, onlar konuşmuyor ama sabah selamımız eksik olmuyor. Sokak köpekleri ise benden bisküvi bekliyor. Bir gün getirmemeyi denedim, resmen surat ettiler. Şehirde barınak yok belki ama gurur var. 

Foto: İrena Mensikova

Burası öyle bir yer ki, bakkal kimliğini değil, çocukluğunu tanıyor. Apartman komşusu kimin çamaşır suyunu kullandığınızı göz kararı bilir. Apartman toplantıları şikayet değil, şakalaşma seansıdır. Ve mahallede her şey “biz”le başlar, “komşularla” devam eder. 

Aşağı Ayrancı’da hayat, modern şehrin içinde küçük bir vaha gibi. Burada hava soğuyunca kapılar açılır, “çocuklar bizde oynasın” denir. Biri hastalanınca fırına gidip onun için sıraya giren çıkar. Gül gibi geçinilir, arada kavga da olur; ama ertesi sabah manavdan domates alırken barışılır. 

Kısacası, Aşağı Ayrancı bana sadece bir adres değil, ait olma hissini verdi. Büyük şehirde kaybolmamayı, bir “günaydın”ın ne kadar değerli olduğunu hatırlattı. Herkesin bir Aşağı Ayrancı’sı olmalı; adı başka olsa da, içinde aynı sıcaklık olmalı. 

Çünkü bazı yerler sadece yaşanmaz, hissedilir. Benim için orası burası.

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner Ayrancı ve Aziziye mahallesini ziyaret etti

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner Nisan ve Mayıs aylarında Ayrancı bölgesi muhtarlarını ziyaret etti.

2024 yerel seçimlerinde Çankaya Belediye başkanı seçilen Hüseyin Can Güner, bölge bölge Çankaya muhtarları ile toplantılar yapmıştı. Bu çerçevede Ayrancı ve Çankaya bölge muhtarlarıyla 17 Ocak 2025 tarihinde bölge toplantısı yapıldı. Toplantıya katılan muhtarlarımız mahalleleriyle ilgili sorunları ve mahalle sakinlerinin beklentilerini belediye başkanımıza ilettiler.

Bölge toplantılarının ardından ilk olarak 16 Nisan 2025 tarihinde Ayrancı Mahallesini ve mahalle muhtarımız Elif Doğan‘ı ziyaret eden Hüseyin Can Güner mahalle sakinleri ve esnafla da biraraya geldi. Mahalle sakinleriyle ve esnafla görüşen Güner’e temizlikten memnun olduğunu belirten vatandaşlar, asfalt onarımları ve mahallenin çevre düzeniyle ilgili taleplerini iletti.

Ayrancı mahallesi muhtarımız Elif Doğan’ı ziyaret
Ayrancı Salih Alptekin Ortaokulunu ziyaret
Ayrancı Pablo Neruda Parkı

Çankaya Belediye başkanı Hüseyin Can Güner 6 Mayıs 2025’de ise bu defa Aziziye mahallesini ve mahalle muhtarımız Güldane Tenç‘i ziyaret etti. Mahalle sakinleriyle ve esnafla görüşen Güner’e asfalt onarımları, çöp konteynerleri ve bunların temizliği, ilaçlanması ile sokak hayvanları konusundaki dilek ve şikayetler iletildi.

Aziziye mahallesi muhtarımız Güldane Tenç’i ziyaret
Aziziye Mahallesinde esnaf ziyareti
Aziziye Mahallesi Hoşdere Caddesinde vatandaşlar temizlikten memnuniyetlerini ve asfalt onarımları ile çevre düzeniyle ilgili taleplerini iletti.

Çankaya’daki tüm gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Ayrancım Gazetesi 3. Fotoğraf Yarışması

1. Yarışmanın Adı: Ayrancım 3. Fotoğraf Yarışması

2. Yarışmanın Konusu ve Amacı:

a. Yarışmanın konusu: “Ayrancı’nın Renkleri”dir.

b. Ayrancım Gazetesi’nin üçüncü kez yapacağı fotoğraf yarışması “Ayrancı’nın Renkleri” konusunu ele alarak semtin sokaklarındaki duvarlar, çiçekler, tabelalar, pazar yerleri gibi renkli anları çalışılabileceği gibi aşağıdaki temalardan yararlanılabilir.

Kaldırımda Bir Dünya: Ayrancı (Sokak lambası, kaldırım çatlakları, park eden bisikletler gibi küçük ayrıntılardan semtin hikâyesini bir karede anlat)

Ayrancı’da Sabah ve Akşam (Aynı yerin sabah ışığı ve akşam saatlerindeki hali; günün farklı ruhlarını yakala)

Ayrancı’nın Işıkları (Gece çekimleri: Sokak lambaları, apartman ışıkları, vitrin yansımalarını kadrajına al)

Gölgedeki Ayrancı (Güneşin ve ışığın oluşturduğu gölgeler: duvarlar, merdivenler, ağaçlar… Ayrancı’nın gün içindeki sessiz dilini göster)

Ayrancı Mevsimi (İlkbahar çiçekleri, yaz güneşi… Mevsimlerin Ayrancı üzerindeki izlerini keşfet)

Bu başlıklar altında kendi perspektifinden çektiği fotoğrafları bizimle buluşturmak isteyen herkese açıktır. Her bir kategori, Ayrancı’nın farklı bir yüzünü gösteriyor. Amacımız; bu semtin zamanını, ışığını, rengini ve duygusunu farklı renklerle belgelemek.

3. Yarışma Organizasyonu: Yarışma Ayrancım Gazetesi tarafından düzenlenmektedir. Sponsorlar Ayrancım Derneği tarafından belirlenecek ve ayrıca belirtilecektir.

4. Yarışma Kategori/Bölümleri: Yarışma; Dijital (Sayısal) Renkli veya Siyah-Beyaz fotoğraf olarak tek bölümlüdür. Renkli veya Siyah-Beyaz, tüm fotoğraflar bir arada değerlendirilecektir.

5. Yarışma Koşulları:

a. Yarışmaya katılım ücretsizdir.

b. Yarışmaya gönderilen fotoğrafların Ayrancı Semti Mahalleleri (Ayrancı, Aziziye, Güvenevler, Güzeltepe ve Remzi Oğuz Arık Mahalleleri) sınırları içerisinde çekilmiş olması zorunludur.

c. Her katılımcı yarışmaya “Ayrancı’nın Renkleri” kavramının kendisine çağrıştırdıklarını bizlerle fotoğraf disiplini ile anlatan en az 3 (üç)en fazla 10 (on) adet sayısal Renkli veya Siyah- Beyaz fotoğraf ile katılacaktır.

ç. Ödüller her yarışmacının 3 eseri seçilerek yarışmacıya verilecektir.

d. Yarışma; tüm amatör ve profesyonel katılımcılara açıktır. Son Katılım Tarihi itibariyle 18 yaş ve altı katılımcıların Veli/Vasi izin Belgesi/Muvafakatnamesini imzalayarak yarışma sekretaryasına ulaştırmaları gerekmektedir. Bu belgeyi göndermeyen 18 yaş ve altı katılımcılar yarışma dışı bırakılacaktır.

e. Yarışmaya daha önce ya da bu yarışma ile eş zamanlı yapılan başka herhangi bir yarışmada ödül alan ya da bu fotoğrafların kadraj farklılığı ve/veya bir kısmının kesilmesiyle oluşturulan veya renk değişiklikleri yapılarak üretilmiş fotoğraflar katılamaz. Aksine davranış kural ihlali sayılır. Fotoğrafın, sergilenmiş veya yarışma organizasyonu dışında yayınlanmış olması ise yarışmaya katılım açısından engel teşkil etmez

f. Fotoğraflara renk, keskinlik, toz alma gibi bazı işlemler yapılması, kontrast ayarları, kabul edilebilir oranda fotoğrafik müdahalelere müsaade edilir. Fotoğrafın belgesel yapısı değiştirilmemiş olmalıdır. Bu konuda jürinin kanaati esastır.

g. Birden fazla fotoğrafın montajıyla oluşturulan fotoğraflar (kolaj) ve HDR (High Dynamic Range) uygulanan fotoğraflar kabul edilmeyecektir. Cep telefonuyla çekilen fotoğraflar ile insanlı veya insansız hava aracı (drone) vb çekilen fotoğraflar yarışmaya kabul edilir. Fotoğraf çekimi için insanlı veya insansız hava araçlarının (Drone) kullanımına ilişkin tüm izin ve sorumluluklar katılımcıya aittir.

ğ. Birden fazla fotoğrafın yan yana getirilip üretilmesiyle oluşturulan panoramik fotoğraflar ancak aynı zaman zarfında çekilen gerçek görüntülerin kullanılması koşuluyla yarışmaya kabul edilir.

h. Yarışmaya gönderilen fotoğraflarda görülebilecek insanların fotoğrafının çekilmesine ve bir yarışmaya gönderilmesine; fotoğrafın görsel, internet ve basılı yayın organlarında yayınlanmasına izin verdikleri kabul edilir.

ı. Yarışmaya gönderdiği fotoğraf üzerinde, yapıt kendisine ait olmadığı halde kendisininmiş gibi göstermeye ve değerlendirme kurulunu yanıltmaya yönelik her türlü müdahale ve değişiklikler kural ihlali sayılır.

6. Telif (Kullanım) Hakkı:

a. Katılımcı; dereceye giren, sergilenmeye hak kazanmış ve satın alınan fotoğrafların yarışma sonuçlandığı tarihten itibaren, yarışma sonuçlarının duyurusu için internet, görsel ve yazılı basın kanallarında kullanılmasına, yer ve muhteva sınırı olmadan düzenleyici kurum ve bünyesindeki bağlı kuruluşların tanıtılmasında ve yayınlarında isminin ve eser adının kullanılması şartıyla kullanım hakkını verdiğini peşinen kabul ettiğini ve buna bağlı olarak gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, gerekse diğer ilgili mevzuat gereğince ödül alan ve sergilenmeye hak kazanan eserinin/eserlerinin çoğaltma, işleme, temsil, umuma iletim haklarının ve yayımlanma haklarının kullanımı eser sahibi ile birlikte süresiz olarak Ayrancım Gazetesi’ne ait olacaktır. Bu fotoğraflar fotoğraf yarışmasıyla ilgili olarak yarışma kataloğu, Ayrancım Gazetesi ve Sosyal Medya hesaplarında kullanılacaktır. Ayrıca bu fotoğraflar, çıkartılması planlanan 2026 Ayrancı Takviminde de kullanılanacaktır.

b. Bu şekilde kullanılan eserler için, eser sahibi sonradan verdiği izni kesinlikle geri almayacağını ve eserin yukarıdaki şekilde kullanılmasını engellemeyeceğini veya bu izin/muvafakat için düzenleyici kurum ve sponsorlarından ayrıca hiçbir hak ve alacak talebinin olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını ve maddi, manevi talepte bulunmayacağını gayri kabili rücu kabul, beyan ve taahhüt eder.

c. Katılımcı, yarışma için gönderdiği / yüklediği fotoğrafların tümüyle kendisine ait olduğunu, kendisi tarafından çekildiğini ve tüm izinlerinin alındığını kabul, beyan ve taahhüt eder. Başkasına ait görüntülerin, olduğu gibi veya kısmen kullanılması durumunda ortaya çıkabilecek telif hakkı ihlallerinin tüm hukuki sorumluluğu katılımcıya aittir.

ç. Yarışmaya gönderilen fotoğraflarda görünebilecek insanların, fotoğrafının çekilmesine ve bir yarışmaya gönderilmesine, fotoğrafın internette ve basılı yayın organlarında yayınlanmasına izin verdikleri kabul edilir. Söz konusu kullanımlardan dolayı ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların tüm sorumluluğu yarışmacıya aittir.

7. Diğer Hususlar:

a. Yarışma online (çevrimiçi) fotoğraf sistemine göre yapılacağından, alternatif hiçbir gönderi (kargo, elden teslim vb.) kabul edilmeyecektir.

b. Yarışmaya gönderilecek her fotoğrafa bir isim verilmelidir.

c. Yarışma fotoğrafları online (çevrimiçi) olarak ayrancimgazetesi@gmail.com adresine e-posta ile gönderilecektir.

ç. E-postanıza ad, soyad, yaş ve cep telefonu numarasının eklenmesi gereklidir.

d. Yüklenecek fotoğraflar paspartusuz ve kenar boşluksuz olmalıdır. Fotoğraf üzerinde katılımcının kimliğine ilişkin isim, imza, logo, tarih vb. bilgiler bulunmamalıdır.

e. Yarışmaya katılacak fotoğraflar, JPG/JPEG formatında, 150-300 DPI çözünürlükte, 8-12 sıkıştırma kalitesinde kaydedilmeli ve dosyaların boyutları 1 Mb’den az olmamalı, 4 Mb’yi de geçmemelidir.

8. Seçici Kurul :

Mustafa Ertekin (Fotoğraf Sanatçısı)

Nilgün Şahin (Fotoğraf Sanatçısı)

Tuğba Beşel (Fotoğraf Sanatçısı)

Kerem Turgut (Fotoğraf Sanatçısı)

Irmak Dalgıç Bulut (Ayrancım Derneği)

9. Yarışma Takvimi:

Yarışmanın Başlangıç Tarihi :  01/06/2025

Son Başvuru Tarihi: 17/10/2025

Jüri Toplantı Tarihi : 18-19/10/2025

Sonuç Bildirim Tarihi : 20/10/2025

Sergi ve Ödül Töreni Tarihi : 26/10/2025

10. Ödüller

– 3 başarı ödülü (10000 TL x 3)

– 3 mansiyon (4000 TL x 3)

– 10 sergileme (1000 TL x 10)

11. Yarışma Sekretaryası-İletişim:

Yarışmaya ilişkin bilgi edinmek isteyenlerin öncelikli olarak mail yoluyla bize ulaşmalarını rica ediyoruz.

E-posta: ayrancimgazetesi@gmail.com

ABD’nin eski büyükelçiliği ne olacak?

“Semtin dokusunu bozar”

Dilek Metin Sert (49)

Sanat Tarihçi/Kültür Sanat Direktörü

Semtin dokusunu bozar diye düşünüyorum. Trafik artık genel bir sorun Ankara’da. Toplu taşıma konusu ne yazık ki oturtulamadı, bundan sonra da düzeleceği konusunda soru işaretlerim var. Dolayısıyla orada bir otel, hastane vb. yapılması elbette olumsuz anlamda çok etkileyecektir mahalleyi.

“Herşey oldu bittiye getiriliyor, Ayrancı için kaygı verici bir durum”

Hüseyin Kalkan (33)

Esnaf

Ayrancı’nın bilinirliği açısından bir katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Zaten Ayrancı, Ankara’nın en önemli yerlerinden birisi. Kendine has bir oturumu, kendine has bir toplumu var. O yüzden bilinirlik açısından Ayrancı’ya bir katkı sağlamaz. 

Altyapı sorununa gelince, altyapısının kaldırmayacağı çok aşikar. Bir anda Ayrancı’ya hiç ait olmayan bir hareketliliğin mahallemizin altyapısınca sorunsuz kabul edilmesi çok olası değil. Bir sürü yeni problemle uğraşmak zorunda kalacağız.

Trafik zaten Ayrancı için –ara sokaklar dahil olmak üzere– çok büyük bir problem. Ana caddelerde zaten yoğun bir trafik var. Ulaşım altyapısı anlamında çok büyük yeni problemler getirir.

Bunun öncelikle iyice bir hesaplanıp ondan sonra projelendirilmesi gerekirdi. Ama maalesef ülkede her şeyde olduğu gibi bu konuda da bir plansızlık var. Her şey oldu bittiye getiriliyor.

Böyle önemli bir arazinin satışının bile çok sonradan ortaya çıkması, bir şeylerin el altından yapıldığını gösteriyor. Ayrancı için kaygı verici tabii ki. Rant uğruna bütün yeşil alanlar talan ediliyor. Biz isteriz ki orada sosyal bir ortamın sağlanabileceği, insanların vakit geçirebileceği bir kültür merkezi, bir konser alanı gibi şeyler yapılsın.  Ama tabii ki yine halka bir şey sormuyorlar.

“Ayrancı’ya yeni sorunlar ekleyeceği kesin”

Tülay Kılıç (51)

Ayrancı’nın zaten birçok sorunu var, bunlara yenileri eklenir. Trafik iyice kitlenir, otobüs gelecek, taksi gelecek diye günümüz beklemekle geçer.

Birincisi trafik sorunu, ikincisi o büyüklükteki bir yerin gürültüsü açısından olumsuz bir etkisi olacağı kesin. Ayrancı bir emekli semti. Buranın düzenini bozacak.

Yani buraya çok hitap etmez öyle bir şey bence. Buradaki insanlar yolda zor yürüyoruz. Yollar dar, kaldırımlar dar. Güven hastanesi bile burada otopark sorununu artırdı. Bu büyüklükteki bir yer Ayrancı’yı kilitler.

“Kesinlikle çok katlı kullanıma açılmamalı”

Can Çokçalışkan (51)

Veteriner hekim

Olumsuz etkiler, bu alanın kamuya ait bir park, yeşil alan olması gerekirdi. Ancak bir kişiye satıldığı ortaya çıktı. Kesinlikle çok katlı otel, konut ya da hastane olmaması gerekir. Bulunduğu yerin halka açık, ağaçları ve yeşil alanı korunmuş, düşük katlı restoran, kafe vb. olarak kullanılmasını isteriz.

“Arsa sahibinin sözünü tutmasını beklerim”

Çiğdem Tiftikçi (44)

Fizik Öğretmeni

Bu arazi Atatürk Bulvarı ile Ayrancı sınırında bir doğal bariyer görevi görüyor, alçak katlı yapılar doğal habitata müsade ediyor ve içinde, berisinde, gerisinde onlarca kuş türünün yaşamasına imkan sağlıyor. Sadece güven hastanesinin bile trafiğe, park yerine nasıl bir yük oluşturduğunu bizzat tecrübe ettik. Arazi sahibinin “Ayrancı’nın dokusuna zarar vermeyecek bir yapı üretme” sözünü tutmasını isterim. Az katlı konutlar ve bol yeşillik benim hayalim..

“Trafiği ve ulaşımı felç eder”

Ceren S. (23)

Mühendis

Otel gereksiz, hastane olursa zaten yoğun olan trafiği ve ulaşımı daha da felç eder. Zaten yakında Bayındır ve Güven Hastaneleri var.