Mahalle baskısı

Ayrancı, bence Ankara’nın en güzel semti. Aslında “en güzel semti” demek Ayrancı’yı tam anlatmıyor. Başka çok daha iyi özellikleri var hatta. Mesela yeşil olması, mesela “yakın” olması, mesela “rahat” olması, mesela insanların birbiriyle selamlaşıyor olması…. Bunları “mahalle baskısı” zoruyla söylemediğimden emin olabilirsiniz.

Yazar Hakkında

Gazeteci

Ayrancı, bence Ankara’nın en güzel semti. Aslında “en güzel semti” demek Ayrancı’yı tam anlatmıyor. Başka çok daha iyi özellikleri var hatta. Mesela yeşil olması, mesela “yakın” olması, mesela “rahat” olması, mesela insanların birbiriyle selamlaşıyor olması…. Bunları “mahalle baskısı” zoruyla söylemediğimden emin olabilirsiniz. Ankara’nın başka semtlerinde de oturdum ve o zaman da hep buna inandım, bunu söyledim.

İnsan olarak ben “Eskiden her şey çok farklıydı, mahalle kültürü vardı, her şey değişti, kimse kimseye selam bile vermez oldu” diye konuşanlardan biri değilim. Böyle konuşanlardan da çok hazzetmem. Eskiden de iyi şeyler vardı, şimdi de iyi şeyler var. Eskiden de mahallede berbat şeyler oluyordu şimdi de oluyor. Örneğin eskiden sürücüler kırmızı ışıkta bile durmazlardı şimdi hiç değilse kırmızı ışıkta durmayı öğrendiler ama hala kimse yaya çizgisinde durmuyor. Mesela Hoşdere Caddesi üzerindeki Türkan Yamantürk İlkokulu hizasındaki yaya çizgisinden geçerken duruyor musunuz? Durmasanız bile yavaşlayıp, acaba “geçmeye hazırlanan bir yaya, bir çocuk var mı” diye etrafa bakıyor musunuz?  Hayır ne duruyorsunuz ne de yavaşlayıp etrafa bakıyorsunuz. Çünkü ben her sabah o çizgiden geçip durakta otobüs bekliyorum. Otobüs gelinceye kadar da geleni geçeni gözetliyorum. Biliyorsunuz otobüsler geç gelir ve çok vakti olur insanın.  Yooo corona yasağım yok. O kadar da yaşlı değilim.     

Bu geleni geçeni gözetleme alışkanlığı tüm mahalleleriyle Ayrancı’da bir hayli yaygın. Bunu da gözetledim… Aslında gözetleme alışkanlığı biliyorsunuz evrensel bir alışkanlık ve tüm milletlerin adeta ata sporu.  Örneğin Almanlar yanlış park eden araçları gözetlerler ve polise bildirirler. İngilizler bahçeden çiçek koparan çocuklara düşmandır, Avusturyalılar sokakta gürültü yapılmasından nefret ederler. Bütün genellemeler gibi bu genellemeler de yanlıştır ama yine de galiba bizim sitedeki teyzelerle amcalarda da biraz Avusturyalılık var.  Sitede bisiklete binen çocuklara gıcıklar. Selamsız sabahsız hemen güvenliğe şikâyet ediyorlar. Yeni taşındığımızda “bisiklete biniyor” şikâyeti üzerine güvenliğin eline düşen yeğeni kurtardığımızda öğrendim bunu. Mahalle bizim ama ev kira. Çocuk bunu anladı da artık bir sorun yaşamıyoruz. 

Gel zaman git zaman 3 günlük alkışlı sağlık çalışanları destek eylemi başladı. Biz yeğenle poğaçaları yaptık, mumları yaktık, 15 dakika önceden balkonda beklemeye başladık. Kocaman kocaman bloklardan bakalım kaç kişi alkış yapacak, kaç kişi eyleme katılacak bunun heyecanı içindeyiz. Bu yeğenin ilk büyük toplumsal eylemi. O katılımdan pek memnun değil ama bence eylem fena olmadı.  

Şimdilerde yeğenle balkon sefamız hala iyi gidiyor. Yeğen, “madem uzaktan eğitim vardı, bizi sabahın köründe neden okula götürüyorlardı” gibi şeyler söylüyor arada. Okul dediği de karşı bina. Ben de mahallenin ağaçlarını, kedilerini, binalarını tüm ayrıntısına kadar gözetliyorum. “Daha iyi tanımaya çalışıyorum” demek daha etik olurdu tabii. Mesela karşı köşede bir koltuk tamircisi varmış, mahalle kahvesi kapanıp müdavimler onun önünde toplaşıp sigara içmeye başlayınca fark ettim. Ayrıca bugün keyfimiz çok yerinde. Karşı taraf çaprazdaki metruk binayı yıkmaya başladılar. Mahallece, emekli büyükelçiler, avukatlar, doktorlar, öğretmenler, sendikacılar, öğrenciler birlik ve beraberlik içinde iş makinası seyrediyoruz. Godart’lı bir açık hava sineması oynatsalar bu kadar mutlu olamazdık. 

Evet, gittikçe sabrımız taşıyor bunların hepsini gözetleyip, polise bildireceğiz. Yeğenle mütemadiyen Almanlaşıyoruz! Başka da ne diyelim, hepinize iyilik sağlık.

* Geçimimi gazetecilik yaparak kazandım ama birkaç yıldır yazı yazmıyorum. Başka bir iş yaptığım için vaktim ve enerjim olmuyor. Arkadaşım Ali Necati Koçak mahalle gazetesinden söz edince heyecanlandım ve yazı yazacağıma söz verdim ancak bir türlü yazamadım. En son aradığında “sana mahalle baskısı yapıyorum” diyerek yazının başlığını bile verdi, artık yazmamak olmazdı. Yıllar sonra ilk yazımla herkese merhaba.   

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir