Çankaya Köşkü’nde Ayrancı’nın payı
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi ve mekân arayışı
Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara’ya gelişinde, karşılayanlar arasında Ankara Müftüsü Börekçizade Rifat Efendi de bulunmaktadır. Ankara henüz bir başkent değil, yokluğun, belirsizliğin ama kararlılığın yönetim merkezidir. Mustafa Kemal ilk olarak Ziraat Mektebi’nde konaklar, burası aynı zamanda Millî Mücadele’nin yönetildiği tarihî mekanlardan biri olmuştur. Ardından Nisan 1920–Haziran 1921 arasında, bugünkü Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi olan “Direksiyon Binası”nı hem konut hem karargâh olarak kullanır.
Bu geçici mekânlar, yeni bir devletin kalıcı bir ulusal simgeye büründürülecek bir yer gereksinimini ortaya çıkarmaktadır. Ankara’da artık Mustafa Kemal’in yalnızca barınacağı değil, ülkesini temsil edeceği uygun bir yer aranmaktadır.
Neden Çankaya?
O yıllarda Keçiören, Ankara Kalesi çevresi şehrin yerleşik, siyasi ve ticari çekim yerleri olan yaşam merkezleridir. Konaklar, köklü eşraf ve halk ilişkileri bu bölgelerde yoğunlaşmıştır, kurtuluş ve kuruluş mücadelesi buralardan verilmiştir. Çankaya havadar, panoramik bakış açısına sahiptir. Mustafa Kemal kurtuluş savaşını genellikle yüksek tepelerden yönetmiş, Ankara’nın yüksek Dikmen sırtlarında karşılanmış, seyrek yerleşimli bağ bahçe evleriyle Çankaya ve Ayrancı taraflarında at gezintileri yapmıştır. Çankaya’nın yamaçlı ve o günler için zor sayılan coğrafyası bir dezavantaj değil, bilinçli bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır. Simgesel, denetlenebilir ve geleceği açık bir mekândır.
Mustafa Kemal Atatürk, görünmekten çok görmeyi, merkezde olmaktan çok merkezin yönünü belirlemeyi özümsediği için ve kentin güneye doğru geliştirilmesinin gerekliliğini de tasarlamasından dolayı Çankaya ideal bir mekândır.

Çankaya Köşkü’nün öyküsünde Ayrancı
1921 yılı. Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günleri. Para yok, olanaklar sınırlı ve yetersiz. Mustafa Kemal Paşa’nın beğendiği Bulgurcuzadeler’e ait Çankaya’daki bağ evi satın alınmak istenir. Ancak Paşamızın halktan doğrudan yardım istemesi, O’nun ilkeleriyle uyuşmayacağını herkes bilmektedir.
İşte bu noktada sahneye Aşağı Ayrancı’da yaşayan Ankara Müftüsü, o dönemdeki söylenişiyle Börekçizade Rifat Efendi devreye girer. Millî Mücadele’nin ilk günlerinden beri Mustafa Kemal’in yanında duran ve destekleyen bu aydın din âlimi, eşrafı bir araya getirir, gerekli paranın toplanmasına öncülük eder. Bağ evi Mayıs 1921’de satın alınır, Haziran ayında Mustafa Kemal Paşa buraya taşınır.
Bu taşınma, yalnızca bir adres değişikliği değildir, Mustafa Kemal’in 28 Ekim 1923 Pazar günü akşamı “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” açıklamasını yaptığı tarihî yer olacaktır.
Zamanla bu mütevazı bağ evi Çankaya Köşkü’ne dönüşecek, Cumhuriyet’in siyasal ve simgesel merkezi olacaktır. Ulus’tan Çankaya’ya uzanan hat, Aşağı ve Yukarı Ayrancı’nın bağları, bahçeleri değer kazanacak, Ankara’nın ağırlık ve yönetim merkezi kuzeyden güneye doğru kayacaktır.
Ayrancı’dan yükselen bir vicdan; Mehmet Rifat Börekçi
Mehmet Rifat Börekçi, 1934 Soyadı Kanunu’na kadar Börekçizade Mehmet Rifat Efendi olarak anılır. Ailesi 1915’lerde Ayrancı’da bir bağ evi satın alır. Ankara Müftüsü olarak daha Mustafa Kemal Ankara’ya gelmeden Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurar ve başkanlığını üstlenir.
Börekçi Ailesinin “kefen parası” olarak biriktirdiği 1200 lira civarındaki parayı, Millî Mücadele’de Mustafa Kemal ve arkadaşları nezdinde devlete bağışlaması, Atatürk’e ve Cumhuriyete karşı çıkan, yobaz din insanlarındaki farkını ortaya çıkarır. Öncülüğünde toplanan kaynaklar 46 bin dolayında olduğu söylenir, ilk devlet bütçesinin kaynaklarını oluşturur.

Börekçizade Rifat Efendi, İstanbul’dan Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın, Padişah Vahdettin’in onayıyla “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” ihanet fetvasına karşı, Ankara’dan Anadolu Direniş fetvasının hazırlanmasında öncülük etmiştir. Milli Mücadele’ye destek vermenin bedeli ağırdır, padişah müftülük görevden alır, idamına karar verilir. Ama artık geçerli olan Ankara’nın sözüdür. Mustafa Kemal Paşa onu yeniden görevlendirir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Mehmet Rifat Börekçi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı olur. 1924’ten 1941’deki vefatına kadar bu görevi sürdürür. Din ile Cumhuriyet arasında bir çatışma değil, ulusal bir bütünlük kurulabileceğini kanıtlar.
Bugün Aşağı Ayrancı’da yaşayanlar için Mehmet Rifat Börekçi yalnızca bir tarih kişisi değildir. O, bu semtin sessiz kurucularından biridir. Çankaya’nın kaderine dokunurken, Ayrancı’nın ruhuna da onurlu iz bırakmıştır.
Çankaya Köşkü’nün ve Çankaya’nın öyküsünde Aşağı Ayrancı’nın payı vardır. Ve bu pay, aydın bir din âlimi olan Mehmet Rifat Börekçi’nin cesareti, anlayışı ve vicdanından büyük destek alarak yazılmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk bir gün Çankaya’da “Efendiler, Rifat Efendi sadece bir din âlimi değildir. O, Ankara’nın bize kapılarını açtığı gün, cebindeki son kuruşunu bu milletin kurtuluşuna feda eden, kelle koltukta fetva veren gerçek bir devrimcidir. O benim hocamdır.” Ayrıca Mehmet Rifat Börekçi’yi kıskananlar için “Beyler, Rıfat Efendi’yi yormayın. O, vatanın en karanlık gününde elinde kandille yolumuzu aydınlattı. Bugün güneş doğduysa, o kandilin yağı Rıfat Efendi’nin yüreğindendir” diye değerbilir sözler söylemiştir. Ne yazık ki o milli mücadelenin kahramanının değeri bugün tam olarak bilinmemektedir, bazı kesimlerce unutturulmaya çalışılmaktadır. Ayrancım Derneği O’nu unutturmamak için gereğini yapacaktır.

2025 Ayrancı Festivali’nde “Cumhuriyetten Bugüne Ayrancı Aileleri” söyleşisinde konuşma yaptı.(Foto:Melda Akalın)

































