Ayrancı’nın balkonlarından sarkan hikâyeler

Ankara’nın göbeğinde olup da insanın içine kıyı kasabası huzuru taşıyan tek bir semt vardır: Ayrancı.

Her köşesi dinginlik, her sokağı samimiyet taşır. Üstelik yalnızca bugünün değil geçmişin samimiyetini de yaşayan bir mahalledir. Bu sokaklarda nostalji hissine kapılmamak elde değil. Burada geçirdiğim yıllar boyunca sokakları, insanları, merdivenleri, balkonları bana bambaşka izler bıraktı. Hâlâ tüm buluşmalarımı burada yapar, alışverişimi Ayrancı esnafından yana kullanırım. Sloth Cafe, arkadaşlarla buluşmanın neredeyse bir mihenk taşıdır; günün kritği de en güzel bu kafede yapılır.

Ama benim bu mahalleye ilk vuruluşum sokaklarına değil, balkonlarına oldu. Üstelik bu, mesleki bir vuruluştu. Çünkü her sokak, her köşe insana başka bir balkon hikâyesi anlatıyordu.

 Yürüdükçe önce balkonlar, sonra balkonlardaki bitkiler çarpar gözünüze. Ardından farkına bile varmadan, “Acaba bu balkonun sahibi kim?” diye düşünürsünüz. İşte o insanlar, bu mahallenin samimiyetinin asıl kahramanlarıdır. Meneviş, Alidede, Yazanlar sokaklarının Güvenlik Caddesi’yle kesiştiği yerde bu samimiyet daha da yoğun hissedilir. Her esnaf müşterisine ismiyle seslenir, selamını eksik etmez. 

Ayrancı’nın yokuşları bile başkadır; çıkarken yormaz, inerken düşündürür. O yokuşlarda attığınız her adım, size küçük bir balkon sergisi sunar. İşte tam da bu yüzden, Ayrancı sokaklarında yürümek çoğu zaman bir resim sergisinde dolaşmak gibidir.

Balkonlardan kokedamaya uzanan yol

Bir peyzaj mimarı olarak ben Ayrancı’yı hep biraz daha yeşil gördüm. Doğayı hayatıma daha çok taşımam gerektiğini ilk burada hissettim. Balkonlardan sarkan minik bitki köşeleri bana hep şunu hatırlattı: Küçük detaylar, büyük bir yaşam sevinci yaratır.                                 

Bu sokaklar bana ilgimi fazlasıyla çeken kokedamayı çağrıştırıyordu. Japonya’dan doğan bu sanat, wabi-sabi felsefesini esas alır. Kusurların içindeki güzelliği, sadeliği ve doğallığı yansıtır. Yosun topuna sarılı kökler ilk bakışta basit görünebilir, ama aslında doğayla kurulan çok derin bir bağı taşır. Kokedama mesleğimin bana kattığı en zarif öğretilerden biri oldu; hem görselliğiyle hem felsefesi ile ruhuma dokundu. Bunu sevdiklerimle paylaşmam gerekiyordu buna yönelik birçok çalışmam oldu. Kokedamayı önce mahalleme, sonra arkadaşlarıma tanıttım. Sevdiklerimi bir masada toplayıp, derin sohbetlerimiz kahkahalarımız eşliğinde herkes kendi kokedamasını oluşturdu ve evine o günün anısını yaşatmak üzerine götüdüler. İşte bu benim mutluluğum oldu. 

Benim gibi balkon kültürüne önem veren bir arkadaşım kokedamaları balkonunda görmek istedi; işte bu felsefenin küçük bir yansıması oldu. Kuşkonmaz ve sarmaşık kokedamaları balkona yerleştirdiğimizde, sıradan bir cephe bir anda küçük bir botanik sığınağa dönüştü. O an anladım ki, kokedama yalnızca estetik bir obje değil; doğanın özünü, döngüsünü, sadeliğini de içinde barındırıyor.

Balkonların sessiz psikolojisi

Her balkon aslında bir peyzaj laboratuvarı gibidir. Yönüne göre farklı bitkilere hayat verir:

Güneşli balkonlarda sardunya, lavanta, biberiye, begonvil, kadife, petunya, sarmaşıklar

Gölge balkonlarda eğrelti, cam güzeli, menekşe, ıtır, kaktüs, sukulent, ortanca, çuha

Her birinin bakım ihtiyacı farklıdır, ama ruhumuza dokunuşu aynıdır; huzur, canlılık, yaşam sevinci.

Bilimsel araştırmalar da bunu doğruluyor. Yeşili görmek stres seviyemizi düşürüyor, çiçekli bitkiler mutluluk hormonlarımızı harekete geçiriyor, aromatik bitkiler zihnimizi ferahlatıyor. Bazen küçücük bir balkon, doğru seçilmiş birkaç bitkiyle tüm sokağa enerji katabiliyor.

İşte bu yüzden Ayrancı’nın balkonları bana hep bir umut verdi: Betonun ortasında bile doğanın kendine yer açtığını hatırlattı.

Benim için Ayrancı’nın balkonları yalnızca bir süs değil, bir yaşam kültürü oldu. Bir balkonda film planı yapılır, diğerinde dertlere ortak olunur, günün özeti çıkarılırdı. Kimi zaman Sheraton’un silueti, kimi zaman da sedir ağaçlarının arasından batan güneşin şöleni eşlik ederdi bu balkon sohbetlerine.

İlham veren sokaklar

Şimdi dönüp baktığımda biliyorum: Ayrancı bana yalnızca yaşanmışlıklar değil, aynı zamanda ilham verdi. Doğayı yaşamın merkezine taşıma isteğim, kokedama tutkum, hep bu sokakların bana fısıldadıklarıyla beslendi.

Ve belki de bu yüzden şunu söylüyorum: Her eve, her balkona, hatta her cam önüne  küçük bir yeşil köşe lazım.

Çünkü doğa, davet edildiği her yerde yaşam alanlarımızı dönüştürmeye hazır. Tek yapmamız gereken ilk adımı atmak ve yeşile bir köşe ayırmak.

Ama şunu da gözlemliyorum: Çoğu insan bitki yetiştirmek istiyor ama “Ya bakamazsam, ya kurursa” kaygısıyla geri duruyor. Oysa doğru bitki seçimi bu korkuları ortadan kaldırıyor.

Balkonların güzelliği, biraz da doğru eşleşmede saklı. Güneş gören balkonlara başka, gölgede kalanlara başka bitkiler uygun oluyor.

Bir balkon takvimi

Bundan sonraki yazılarımda bu doğru eşleşmelere değineceğim. Her ay farklı bir bitkiyi ele alacağım; hangi balkona uygun olduğunu, nasıl bakım yapılacağını, küçük hap bilgilerle paylaşacağım.

Çünkü balkonlarımız yalnızca bir görüntü unsuru değil; mahallemizin dinginliğini, samimiyetini içinde barındıran alanlar, bizi doğaya bağlayan küçük yeşil köşeler.

Ayrancı’da bir mahalle bostanı

Kedilerle, salyangozlarla, komşularla, çocuklarla birlikte

Cemile Sunar Özalpay geçen yaz Ayrancım Derneği’nin sosyal medya hesapları üzerinden bize ulaşıp Ayrancı’yla ilgili bazı bilgileri ve görüşlerini paylaşmış ardından oturdukları apartmanın arka bahçesinde küçük bir bostan yapmaya çalıştıklarından bahsetmişti. Bunun üzerine hem heyecanını paylaşmak hem de bostanın durumunu görmek için kendisiyle buluşup söyleşmiştik. 
Mahalle bostanı, kent bostanı, kent bahçeleri konuları son yıllarda çok popüler oldu. Fakat bu girişimlerin daha başında “biz bostan yapacağız, belediye bize yer versin”, “biz bahçe ekeceğiz tohum versin, fide getirsin” gibi talepler gelişiyor. İşin garibi bunu söyleyenlerden hiçbiri kendi apartmanının bahçesini bu işe koymak istemiyor, kendi komşularıyla salatalık, domates paylaşmak istemiyor, kendi deneyimlerini, bilgisini apartmandaki çocuklara göstermiyor ama herkesin bir yer talebi, fidan isteği, tohum listesi var.
Cemile Sunar’ın hikayesi bunun tam tersi gelişmiş, bence ders alınacak, desteklenecek ve örnek gösterilecek bir girişim. Kendisi öğreniyor, gözlem yapıyor, komşularıyla ilişki kuruyor, onlardan izin istiyor, bahçesindekini, saksıda büyüttüklerini komşularıyla paylaşıyor. Buyurun hikayesine birlikte ortak olalım.

Peyzaj yüksek mimarı Cemile Sunar

Cemile Sunar Özalpay ismim, Peyzaj yüksek mimarıyım. Kent bahçesi, kent peyzajı konularında hep okuyup araştırdığım şeylerdi. Çiğdemim Derneğini falan çok takip ediyordum Ayrancı’da da dernek kurulunca çok sevinmiştim. Hep katılmak istemiştim, yazı yazmak istiyordum, tanıştıktan sonra artık devam eder ve yazarım diyorum. 

Ben İzmirliyim, 2016’dan beri buradayım. Selçuk bu apartmana 2011’de taşınmış. Hep Ayrancı’da oturmak istemiş, parka yakın burayı bulunca hemen taşınmış. Ben arada “inelim bir bakalım nasıl bir bahçe var arkada” diyordum ama biz bahçeye nerdeyse hiç inmiyorduk.

Peyzaj mimarıyım ama bitki, fidanlık kısımlarında daha çok oldum. Peyzajı seçme sebebimde tasarımda bitkinin, doğanın bir arada olduğu bir meslek olmasındandır. Hem kendimden bir şeyler katabileceğim bir alan hem de doğayla bir arada olabileceğim bir alan.

Reşat Nuri Sokakta bir (Sukkala Garden) atölyemiz var. Saksılar tasarlıyorum, betondan üretimler yapıyorum.

Ayrancı peyzaj açısından, mahalle kültürüyle, bitkiler, bahçeler açısından son yıllarda biraz bozulmuş. Yeni binalar yapılırken, ön bahçeler, arka bahçeler yıkılmış. Buna rağmen bütün bir sokakta aynı dokunun birbirini takip ettiğini görebiliyorsunuz. Güller, zambaklar, meyve ağaçları hepsi var. O yüzden Ayrancıyı ben de hep severim. 

Bahçeyi kullanma fikri nasıl gelişti?

Ankara’nın bu tarafı çok güzel. Çok gözlemliyorum; Ayrancıyı, kendi sokağımızı da, neler, ne zaman çıktı, bazen yok olup giden bitkiler var, onlara da çok üzülüyorum. Hepsini gözlemleyip yaşamayı çok seviyorum. Burası da biraz öyle. 

Ben balkonda sebze yetiştiriyordum. Bizim balkonumuz çok güneş alıyor ve sürekli iki balkon arasında bitkileri taşımak zorunda kalıyordum. O da çok verimli olmuyordu. Bahçeye inmemiz aslında çok geç oldu.  Biraz pandeminin etkisi oldu, pandemide komşularımız daha fazla kullanmaya başladı bahçeyi. Aslında kimse inmiyordu, çocuklar biraz kullanıyordu. Pandemide yaşlılarımız hepsi gelip oturdular. Pandemi sürecinde arka bahçe çok kullanıldı sonra normalleşmeyle herkes eve geri döndü. Biz de dışarı çıkmak istediğimizde kahvemizi yapıp vadiye iniyorduk daha çok. Ama burası gördüğünüz gibi serin, gölge, esintili, güzel bir alan aslında. 

Ben buraya nasıl geldim? Balkonda bitki ‘yetiştirememe’ sürecinde Ankara’nın yakınlarında bir yer edinelim diye düşünüyorduk. Balkonda biberiye, nane, patates, maydanoz, fesleğen gibi şeyler yetiştirmeye çalışıyorduk. 

Buraya inmeyi sadece “hayal ediyordum”. Apartman yöneticimizle konuştuk birgün. Arka bahçeye birşeyler ekebilir miyiz, apartmanla konuşsak mı, izin verirler mi diye sorduk. Yöneticimiz “ekebilirsiniz, kimse için bir sorun olacağını sanmıyorum” dedi. Önümüzü böylece açınca ben de o heyecanla çapamı aldım geldim bahçeye. 

Biraz gözlemledim hangi alanı ekebiliriz diye. Kediler var, çok salyangoz var, çocuklar oyun oynuyor onları engellesin istemedik. Böylece küçük bir alan seçtik ekim için. Benim daha önceden bazı girişimlerim vardı; Güneşköy vardı, TADYA Derneği var, ilk fidelerimi de onlardan aldım. Kendi yetiştirdiğim fidelerim vardı. Aslında Ankara’ya gelmeden önce buradaki ekoloji topluluklarını falan araştırmış, onları bilen biriydim. Buraya geldikten sonra içerisine girip ne kadar varolabiliyorsam çalıştığım bir alan oldu. İşte bu deneyimlerin sonrasında bahçeye de böylece inmiş olduk.

Apartmandaki çocuklar falan ilgi gösteriyor, ‘sen yokken suladım ben’ diyor. Hangi bitki olduğunu soruyor, öğreniyor, ilgililer. 

Bu bostandan önce tarım deneyiminiz var mıydı?

Ben Ödemişliyim, patatesi meşhurdur. Çocukluğumdan beri anneanne bahçesinde yetiştim. Bizim orada otlar yenir, ot toplamaya gidilir. Biz pikniğe gittiğimizde anneler hep poşetlerle giderler, dolu dönerler. Çocukluğumuz böyle geçti bizim Anneannemin bahçeli bir evi vardı. Onun bahçesinde herşeyi vardı, incir ağaçları, yer elmaları, asmalar, üzümler herşey vardı. Çocuklukta oradan geliyor toprakla ilişkimiz. Onların eli güzeldi, her diktiği yeşeren ellerden, annemde de anneannemde de vardır bu. Bende o kadar yüksek değil bu. Ben biraz çabalayarak devam ettiriyorum. 

Anneannemin bahçesindeki alışkanlık nedeniyle buraya hemen yer elması ektim. Çok yıllık bir bitki her yıl büyüyecek. Bazı yerde de varolanı değerlendirmek gerekiyor. Burada patates var, evde filizlenenleri diktik. 

Bostanımızda biberler var, apartman görevlimizin büyüttüğü naneler var. Semizotu, fesleğen, ıspanak, yer elması, biberiye var. 

Burada salyangozları ne kadar uzak tutabiliriz, kedileri nasıl uzak tutabiliriz, başka hangi zararlılar gelebilir biraz gözlem için deneyimlere ihtiyaç var. Kardeş bitki yöntemiyle de yararlı böcekleri çekip, zararlıları uzaklaştırmak, birlikte dikim tekniğiyle toprağa azot bağlayıp diğeriyle kullandırtmak biraz onları deneyimleyip bize hangisi iyi gelecek ona bakmak gerekecek. Selçuk teknolojik şeylerle ilgilenir, belki bir sulama sistemi yapabilirim dedi. Damacana koyup damlama sulama gibi birşey yapalım mı diye düşündük. Biz biraz kendi çözüm bulan, kendi üreten kişileriz. 

Evde yediğimiz kuruyemiş kabuklarını biriktirip malç olarak kullanıyoruz. Aslına benim bahçede ilk yapmak istediğim şey kompost yapabilmekti. O biraz daha zor. Evde yapıp direk buraya da getirebiliriz. Organik dönüşümü de sağlamış oluruz.

Hani ay dikime başladınız?

Ben biraz geç başladım. Çünkü geçen yıl yağmurlar, fırtınalar durmadı. Domates fidelerimin bazılarını kaybettim. Temmuz gibiydi bahçeye dikime indiğimiz. 

Bahçeyi nasıl kullanıyorsunuz?

En çok pandemi döneminde hava almak için kullanıldı. Onun dışında pek kullanılmıyor.

Biz ön taraf kotta olduğumuz için burayı doğrudan göremiyoruz. Bahçeden ıhlamur toplamak istiyorduk, dökülmüştü toplayamadık. Birkaç yıl vadiden toplamıştık. Orada da insanlar toplarken ağaçlara çok zarar vermeye başladılar. 

Bu yıl biraz daha gözlemek gerekebilir. Budama gerekebilir, bütün bahçeye bir plan gerekebilir. Mevcut ağaçların hepsini daha verimli hale getirebiliriz.  Belki apartmandan başka fikirler gelebilir. Biraz daha aromatik bitkilere, daha kolay bakabileceğimiz, daha ekolojik şeylere yönelebiliriz.

Kediler için bir tarafa kedi çimi ekebiliriz diye düşünüyoruz, oraya gidebilirler. Bizim de kedimiz var, seviyoruz onları.

Kentsel peyzaj alanına da dahil oluyor kent bahçeleri. Apartman bahçeleri, kent bostanları hepsi bir bütün olarak kentsel peyzajı oluşturuyorlar. O yüzden ben meslek olarak da çok yakınım, bu tarz oluşumlara ve araştırmalara. Bir de böyle bir varlığı kullanabiliyor olmamız da önemli, burada kullanabileceğimiz bir alan var. Şu an herşeyin fiyatı müthiş yükselmiş durumda. En azından kahvaltıda bile taze yiyebileceğimiz sebzeyi çıkarabilsek herkes için bu bahçe gayet yeterli aslında.

Yöneticimiz, bahçe başarılı olursa bu alanı büyütebiliriz de demişti. O zaman denemeye başlayalım, biz başlarız katılmak isteyen, güzel oldu büyütelim diyebilir.

Bütün bunları yaptınız, ne hissediyorsunuz?

Denemeden ibaret değil bu büyük bir hayal. Bu ilk adım dediğimiz için deneme diyoruz. Ulaşılabilir, herkesin erişimine açık, istediğimiz herşeyi yetiştirebileceğimiz, bir sınırımızın olmadığı, bize ait olan ve bizimle büyüyecek bir alan. Şu an 6 m2. Taze patates ve biber diğer aromatikler olabilir ama o yer elmasının olması bile beni çocukluğuma götürüyor.

Ankaraya yakın bir yerde kendimize bir yer almak en az 80 km. 80 km’yi git gel, her an yakın olamayacaksın. Karbon ayak izimizi de yükselten bir süreç. Neden hafta sonu o kadar yolu git gel yapalım, burada onu kısaltıyoruz hemen arka bahçemizde. Apartmanın buna yapabilirsiniz demesi de bir şans. Burası çok büyük bir nimet bizim için.

Ben gastronomiyi de çok severim. Mutfağı, aşçılığı, yemekleri de çok severim. Fesleğenler, biberiyeler, orada taze koklayacağınız patatesle marketten aldığınız patates arasında çok büyük bir fark var. Kimyasala maruz kalmıyorlar, biz de kimyasal kullanmayacağız. Daha doğal bir yetiştirme alanı olacak. Belki ileri süreçlerde kompost işin içine girer. Belki yükseltilmiş alanlarda yetiştirme, damlama sulama olabilir. 

Ben zaten çok anlam yüklerim böyle şeylere. Bu beni mesleki olarak da doyuruyor. Apartmanla, mahalleyle olan iletişimimi de yükseltiyor.

CEMİLE SUNAR ÖZALPAY

SUKKALA GARDEN

Reşat Nuri Sokağı No: 28/A  Y.Ayrancı