Sokaklar, kaldırımlar, parklar belediyenin değil mahallenindir

Ayrancı Festivali, mahallelinin ortak ve gönüllü katılımıyla mahalle kültürünün gelişmesi için düşünüldü ve bu yapmak için her yıl mahalleliyle buluşuyor. Ayrancım Derneği kuruluşundan beri iki önemli kavramı gündeminde tutmaya çalışıyor; birincisi “komşuluk” ikincisi ise “mahalle kültürü”. Her ay yayınlamaya çalıştığımız gazetemizin mottosu da bu nedenle “herkesin bir komşuya ihtiyacı var” oldu. Çünkü mahalleyi oluşturan temel duygunun komşuluk olduğunu düşünüyorduk.

Komşuluk bir kültür müdür?

Bir soru sorarak başladık, komşuluk bir kültür müdür? Evet, komşuluk bir kültürdür. Birbirini tanımayı, konuşmayı, birbirinden haberdar olmayı, birbirini gözetmeyi, birbirinden öğrenmeyi, etkilenmeyi, başkasını etkilemeyi, birbirini hatırlamayı içerir. Mahalle kavramında da bunlar var. Özer Ergenç hocamız aynen böyle tanımlıyor mahalleyi; “Mahalle; birbirini tanıyan, bir ölçüde birbirinin davranışlarından sorumlu, sosyal dayanışma içinde olan kişilerden oluşmuş bir topluluğun yaşadığı yerdir.” Mahalleyi oluşturan temel öge bu komşuluk ilişkisidir. O nedenle komşuluk bir kültürdür ve bize göre korunmalı ve geliştirilmelidir. 

Peki komşuluk kültürünün geliştirilmesi nasıl sağlanır? Mahalleliye düşen nedir, bizim gibi mahalle dernekleri bu konuda ne yapmalıdır?

Komşuluk hatır-gönül işidir

Eskilerin deyimiyle komşuluk “hatır-gönül işidir.” Komşuluk hatırı, komşuları düşünmek, onları gönlünde bir yere koymaktır ki, bu hatırın yıllarca süreceği bilinir. Hatır-gönül işi aslında gönüllülüktür. Yaptığın işi hesap yapmadan, ne kazanacağını düşünmeden gönüllü yapmaktır. 

Festival düşüncesi aklıma ilk düştüğünde konuştuğumuz, fikrini aldığımız Hakan Kaynar hocamızın bize ilk söylediği şu olmuştu; festival etkinliklerini öyle belediyenin salonuna, kültür merkezine, onun iznine, müdürünün keyfine göre yapacaksanız ben olmam o işte. Biz bu işleri gönüllü katılımlarla, sokakta, parkta hatta mahallenin kahvesinde, kafesinde yapmalıyız. Her etkinliği de başka bir kafede yapmalıyız ki, tek bir mekâna kısılıp kalmasın. Her caddede, her mahallede etkinlik olsun. Her park renklensin, şenlensin.

Kamusal mekânlar kimindir?

Kentlerimizi belediyeler yönetiyor. Mahallemizi, sokağımızı süpürüyor, temizliyor. Musluktan suyumuzun akmasını, evimizin önündeki yolun asfalt olmasını, yürünecek kaldırımların, ağaç gölgesinde sokağımızın, bir bankta oturacak parkımızın olmasını sağlıyorlar. Peki bu mekânlar kimin? Asfaltlanan yol, ağaç dikilen park, süpürülen sokak belediyenin mi?

Hayır, değildir. Bu sokaklar, kaldırımlar, parklar belediyenin değildir. Bizimdir. Hepimizindir. Çünkü belediye, halk adına görev yapan bir kurumdur. Yani bu şehirde yaşayan herkesin, her bir yurttaşın temsilcisidir. Dolayısıyla kamusal alan dediğimiz her yer, kamunun yani halkın alanıdır. Parktaki banka oturan yaşlı teyzenin, çocuklarını salıncakta sallayan babanın, sabah işe yetişmeye çalışan gencin, akşam köpeğini gezdiren komşunun alanıdır. Bizimdir. Bizim nefes aldığımız, birbirimize selam verdiğimiz, bazen bir tebessümle birbirimizi hatırladığımız yerlerdir.

Kamusal alanlar ortak duygularımızın alanıdır 

İşte Ayrancı Festivali, tam da bunu hatırlatıyor bize:

Kamusal alanlar, sadece birer fiziksel mekân değildir; aynı zamanda birer ortak duygudur. Dayanışmanın, paylaşmanın, sohbetin ve birlikte olmanın yeniden canlandığı alanlardır. Bir parkta bir şarkı söylenir, bir kafede bir sergi açılır, bir kaldırımda bir çocuk resim yapar… Hepsi bir araya gelir ve kentin belleğinde yeni bir sayfa açılır.

Festival bu yönüyle, sadece bir etkinlik değil, bir hatırlamadır. Mahallemizi, komşularımızı, sokaklarımızı, parklarımızı bize yeniden hatırlatır.

Gönüllülük, komşuluğun kalbidir 

Ayrancı’nın bu festivalle kazandığı şey sadece bir hafta sonu neşesi değildir; aynı zamanda bir ortak hafızadır. Bu hafızayı güçlendiren şey de gönüllülüktür. Çünkü gönüllülük, komşuluğun kalbidir.

Bugün Ayrancı sokaklarında düzenlenen her etkinlik, bir mahallelinin emeğiyle, fikriyle, katkısıyla, yani “hatır”ıyla var oluyor. Bu yüzden festivalin her etkinliği, birine teşekkür etmeyi, birine gülümsemeyi, birine “iyi ki varsın” demeyi hatırlatıyor bize.

Kimi zaman bir şiirle, kimi zaman bir konserle, kimi zaman bir çocuk kahkahasıyla…

Ve sonunda anlıyoruz ki:

Mahalle sadece binalardan ibaret değil. Mahalle; seslerden, kokulardan, yüzlerden, selamlardan, anılardan oluşuyor. Bu festival de o anıların yenilerini ekliyor, geleceğe küçük bir umut bırakıyor.

2023 Ayrancı Festivali parklarda, sokaklarda, mahalle kafelerinde gerçekleşti.

Ayrancı Festivali, sokakların, parkların şenliğidir

Ayrancı Festivali, kamusal alanın gerçekten “kamunun” olduğunu, sokakların, kaldırımların, parkların, bankların, gölgelerin, ağaçların aslında hepimizin olduğunu gösteriyor.

Bir kez daha hatırlatıyor:

Birlikteyken güzeliz, komşuyken güçlüyüz.

Ve belki de en önemlisi; Ayrancı, sadece bir semt değil, bir duygudur.

Mahalle ruhunu yeniden hatırlamak: Ayrancı’da festival zamanı

Eskiden yaşadığım mahalleleri düşününce aklıma elimde atlama ipim ve topumla sokak aralarında oynadığımız oyunlar, acıktığımda arkadaşlarımdan evi en yakın olanın kapısına gidip yediğimiz mini sandviçler geliyor. Mahallede herkes birbirini tanır, ailece akşam çayları içilir, ezan okunur okunmaz çocuklar evlerinin yolunu bulurdu. O yıllarda mahalleler sadece konutlardan oluşan yerleşim birimleri değildi; sakinlerine barınmanın ötesinde sıcacık dostluklar, güçlü komşuluk bağları, dayanışma kültürü ve birlikte üretilen canlı bir sosyal hayat sunardı. 

Şimdi ise birçok mahallede 3–5 katlı konutlar yıkıldı; yerlerine, duvarlarıyla adeta kale gibi korunan lüks siteler yapıldı. Bu siteler, mahallenin ya da sokağın yarattığı kamusal alan hissini sorgulatırken, orada oturmayanların sokağından bile güçlükle geçebildiği kapalı alanlara dönüştü. Ortak alanlarımız giderek azalıp işlevini yitirdi; sitelerde çalışan görevliler belki güvenliğimizi sağlıyor ama çok katlı binalarda yaşayan yüzlerce insan birbirine yabancı. Artık anahtarımızı, tatile çıktığımızda çiçeklerimizi ya da evcil hayvanımızı emanet edebileceğimiz kimsemiz yok. Oysa asıl güven duygusu, birkaç görevliyle değil, kurulan bağlarla sağlanırdı. Kentsel dönüşüm dedikleri süreç, yalnızca binaları değil; dostluğu, komşuluğu ve dayanışmayı da dönüştürdü. Herkesin sitesine yabancıların rahatça giremediği bir gerçek; bu yüzden mahalle alışkanlıkları her yerde sürdürülemeyebilir. Yine de bina çevrelerinin taş duvarlarla örülmediği, güvenliğin komşular tarafından sağlandığı ve mahalle kültürünün hâlâ hissedildiği yerler hâlâ var; ve bu sıcaklığı canlı tutan en önemli unsur da insanların bir araya gelmesine olanak sağlayan sosyal etkinlikler. Parklarda düzenlenen aktiviteler, sokak şenlikleri, mahalle festivalleri ve ortak sofralar, sadece eğlenceli anlar sunmakla kalmıyor; komşuluk bağlarını güçlendiriyor, dayanışmayı besliyor ve kent yaşamına nitelik kazandırıyor. Bu buluşmalar, çocuklardan yetişkinlere herkese birbirini tanıma, paylaşma ve birlikte üretme deneyimi sunuyor. Üstelik tüm bu etkinlikler, büyük ölçüde gönüllülerin emeğiyle hayata geçiyor; mahalle sakinlerinin çabasıyla hazırlanan her atölye, her oyun ve her buluşma, kentteki sosyal yaşamı daha sıcak ve katılımcı kılıyor.

Ayrancı da mahalle kültürünün yaşatıldığı en özel yerleşimlerden biri. Çünkü burada  mahallenin ruhunu canlı tutan insanlar, birlikte vakit geçirilen ortak alanlar ve bu alanlarda düzenlenen sosyal aktiviteler yapma imkanı var. Parklarda, sokaklarda ya da meydanlarda gerçekleşen festivaller, şenlikler, atölyeler ve ortak sofralar, kente neşe ve nitelik katarken mahalle sakinlerini de sosyal açıdan besliyor; komşuluk bağlarını güçlendiriyor. Çoğu zaman kim olduğumuzun, ne ile ilgilendiğiniz, eğitim durumunuzun ya da mesleğinizin bir önemi olmuyor. Mutlaka kendinizi ait hissedebileceğiniz bir alan ve sizleri dostlukla kucaklayan insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu buluşmalar sayesinde insanlar sadece eğlenmiyor, aynı zamanda birbirini tanıyor, dayanışmayı hatırlıyor ve yaşadıkları yere aidiyet hissi duyuyor. 

Dönüşmüş ya da kaybolduğunu sandığımız mahalle ruhu da kentin birçok yerinde tamamen yok olmuş değil; sadece kendini yeniden gösterecek ve yaşatacak alanlara ihtiyaç duyuyor. Elbette bu alanlar da biz mahalle sakinlerinin kolektif çabasıyla üretiliyor. Şimdilerde zamana uyarlanmış şekilde düzenlenen festivaller, mahalle şenlikleri, park buluşmaları, sokak konserleri ve ortak sofralar, bu ihtiyacın en güzel yanıtını veriyor. Yan yana oturmak, birlikte oyun oynamak, yemekleri paylaşmak, aynı müziğe eşlik etmek… Tüm bu ortak aktiviteler, kapalı sitelerin ördüğü mesafeyi aşarak komşuluğu ve dayanışmayı yeniden hatırlamamıza vesile olarak kaybolan mahalle ruhunu yeniden hatırlatıyor. Parklar, sokaklar ve meydanlar, kapalı sitelerin yarattığı mesafeyi aşarak herkesin bir araya geldiği kamusal alanlara dönüşüyor. Birlikte yapılan etkinlikler yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; komşuluk bağlarını güçlendiriyor, dayanışmayı hatırlatıyor ve mahalle kültürünü yeni kuşaklara aktarmaya olanak tanıyor.

2023 Ayrancı Festivali Çocuk Şenliğinden görünüm

Bu yıl ikincisini düzenleyeceğimiz Ayrancı Festivali de tam olarak bu amaca hizmet ediyor. 13 Ekim haftası başlayacak etkinlikler 26 Ekim Pazar günü Portakal Çiçeği Parkı’nda gerçekleşecek çocuk şenliği ile tamamlanacak. Şenlikte çocuklar, birlikte oyun oynayıp, atölyelere katılıp ve yan yana oturup paylaşımlarda bulunurken aileleri de belki kendi çocukluklarını tebessümle hatırlayacaklar. Sokak oyunlarından yaratıcı atölyelere, müzikten minik sürprizlere kadar pek çok etkinlik, eski mahalle alışkanlıklarını yaşatmaya katkı sağlayacak. 

Bu yıl da, geçmişin mahalle sıcaklığını yeniden hissettirmek için hep birlikte buluşalım. komşuluk bağlarını güçlendirmek, dayanışmayı hatırlamak ve mahallemizin neşesini paylaşmak için harika bir fırsat. Gelin, sokak oyunlarının, müziğin ve ortak sofraların keyfini birlikte çıkaralım; Ayrancı’nın canlı ruhuna hep birlikte katkı sunalım.

Kentte insanca ilişkilerin kademeli birlikteliği

Akademik dünyanın gözlüğüyle baktığımızda kent çalışmalarının, uzun süredir makro ölçekteki yapısal dönüşümleri, planlama pratiklerini, ekonomik ilişkileri ve yönetim modellerini merkeze alarak şekillendiğini görüyoruz. Bu perspektif, elbette kentlerin büyüme dinamiklerini ve yönetişim mekanizmalarını anlamak açısından oldukça önemlidir. Ancak bu bakış, çoğu zaman kenti var eden en temel dokuyu, yani mahalleyi/semti ve onun gündelik yaşam içindeki karşılıklarını arka plana itebiliyor. Oysa kentin mikro birimleri, kentin yalnızca fiziksel bir bileşeni değil; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, yerel kültürlerin, ortak hafızanın ve dayanışma biçimlerinin beslendiği bir mekânı ifade ediyor. Bu bağlamda, “Kente Mahalleden Bakmak” başlıklı bu derleme, tam da uzun süredir ihmal edilen bu mikro ölçeği merkeze alarak, hem kavramsal hem de deneyimsel bir sorgulamaya imkân tanıyor.

Ayrancım Derneği’nin öncülüğünde, Derneğe emek harcayan kent ve semt sakinlerinin çabalarıyla hazırlanan bu kitap, Ankara’nın özgün semtlerinden biri olan Ayrancı üzerinden mahalle kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor. Farklı disiplinlerden gelen yazarların katkısıyla şekillenen bu kolektif çalışma, mahalleye yalnızca bir yerleşim birimi olarak değil, aynı zamanda bir kamusallık alanı, bir toplumsal pratikler sahnesi ve bir hafıza mekanı olarak yaklaşmakta. Kitapta yer alan yazılar, Ayrancı semtine odaklansa da, ele alınan temalar bakımından Türkiye’deki pek çok kent ve semte uygulanabilir gözlemler ve kavramsal çerçeveler sunuyor. Bu açından bu derlemeyi farklı yerleşimlere uygulanabilecek bir büyüteç gibi görmek de mümkün. Derneğin daha önce farklı mecralarda ve özellikle de Gazetesinde yer alan metinleri belli bir süzgeçten geçirerek ve olgunlaştırarak kitaplaşma yoluna sokması, bu alandaki verimleri sürekli olarak kent sakinlerinin dikkatine sunmak için arayış içinde olması da takdire şayan. 

Modern kentleşme süreci, bireyler arası ilişkileri giderek daha fazla biçimselleştirirken, mahalle ölçeği bu soyutlaşmanın dışında kalan nadir alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Komşuluk, esnaf-sakin ilişkileri, gündelik karşılaşmalar, birlikte çözüm üretme pratikleri gibi pek çok toplumsal deneyim, hâlâ mahallede vücut bulabiliyor. Bu anlamda mahalle, yalnızca geçmişin bir nostaljisi değil; bugünün karmaşık kent hayatı içerisinde dayanışma, güven ve karşılıklılık gibi değerlerin yeniden üretilebildiği bir zemin sunuyor. Kitabın temel motivasyonunun da bu zemini hem korumak hem de eleştirel bir bakışla değerlendirmek olduğu görülüyor. Bu bakımdan bu derlemenin mahalleye ilişkin klişe ve yüzeysel sembolizme de meydan okuduğu söylenebilir. 

Kitabın farklı bölümleri, semtin tarihsel gelişimini ve kent belleği içindeki yerini tartışmaya açarken,  devamında semtin fiziksel, sosyal ve kültürel dönüşümünü bir arada değerlendirerek okura sağlam bir izlek sunuyor. Bu bağlamda örülen diğer yazılar kentte ve Ayrancı’daki gündelik yaşamın izlerini sürüyor: sokaklardaki kamusal yaşamdan, apartman kültürüne; pazar alışverişinden, kuaför ve berberlerin sosyal rollerine kadar uzanan bu tematik çeşitlilik, mahalleyi yalnızca mekânsal bir kategori olarak değil, aynı zamanda bir kültürel üretim alanı olarak kavrıyor. Kitapta yer alan yazıların temaları yer yer Başkent Ankara’nın tamamı, tarihi, geçmişi ve geleceği olsa da, bu yazıların bir mahalle çerçevesinden ortaya konmuş olması daha önce farklı yerlerde yazılmış benzer yazılardan daha farklı bir sesin belirmesine de olanak tanıyor. Nihayetinde konuşulan kentin amblemi gibi bir konu olsa da bilinç altında bu meselenin Ayrancı ya da diğer mikro ölçekler için ne anlama geldiğinin sorgulandığı hissedilmektedir. 

Kitapta dikkat çeken temalardan biri de kolektif hafıza. Mahallede ve kentte yaşanmış bireysel deneyimlerin, ortak anlatılara dönüşme biçimleri; belleğin mekânla ilişkilenme halleri, ve kentsel dönüşüm gibi dışsal müdahalelerin bu hafıza üzerindeki etkileri detaylı biçimde ele alınıyor. Bu noktada Ayrancı’nın özgülüğü önem kazanıyor: Ankara’nın merkezinde yer almasına rağmen, hâlâ sakinlerine soluk aldıracak yeşil alanlara, yürünebilir sokaklara ve kamusal mekânlara sahip olması, bu belleğin canlı kalmasına olanak tanıyor. Öte yandan kitap, yalnızca geçmişe dönük bir anlatı sunmuyor; aynı zamanda bugünün dinamiklerine dair çözümleyici bir bakış da içeriyor. Bu tür yazılar, mahallelerin sadece nostaljik değil, aynı zamanda geleceğe dair umut verici toplumsal laboratuvarlar olduğunu ortaya koyuyor.

Bu çalışmanın bir diğer önemli yönü, üretim sürecinin katılımcı ve çoğulcu bir yapıda kurgulanmış olmasıdır. Ayrancım Derneği’nin yürütücülüğünde şekillenen bu kitap, yalnızca akademisyenlerin ya da uzmanların değil; mahalle sakinlerinin, sanatçıların, gönüllülerin, yerel örgütlenmelerin katkısıyla da zenginleşmiştir. Bu yönüyle kitap, sadece bir yayın değil, aynı zamanda bir topluluk pratiğinin ürünü olarak da değerlendirilebilir. “Kente Mahalleden Bakmak”, mahalle kavramını yeniden düşünmek için güçlü bir davet sunuyor. Kent planlamasının makro ölçekli söylemlerine karşı, yerelin bilgeliğini, gündeliğin ritmini ve topluluk yaşamının anlamını hatırlatıyor. Bu kitap, kentsel yaşamı yalnızca fiziksel dönüşümler ya da altyapısal projeler üzerinden değil, insanların bir araya geliş biçimleri, birlikte yaşama iradeleri ve hafızayla kurdukları ilişkiler üzerinden değerlendirmeyi öneriyor. Ayrancı semti, bu anlamda yalnızca bir örneklem değil; aynı zamanda bir imkân olarak karşımızda duruyor. Hem geçmişin izlerini taşıyan hem de geleceğe dönük tasavvurları barındıran bu mahalle, kente mikro ölçekte ve mikro ölçekten nasıl başka bir yerden bakabileceğimizi gösteriyor. Kitabın yazarları, bu bakışı çoğaltmak ve derinleştirmek için bir araya geldiler. Okur da, bu yolculuğun bir parçası olmaya davetlidir.