Serender Pastanesi’nde yazılan öyküler

Her birimiz Ankara’nın farklı semtlerinde yaşasak da salı akşamları adresimiz aynıydı, Serender Pastanesi, Çankaya. Şimdi ise hayatımızdaki yeni sahnelere uyum sağlamaya çalışıyoruz.

Evde bir şey arıyordum. Aradığım şey çekmecede, Serender Pastanesi poşetinin içinden çıktı. Üzerinde yazan, “Serender Pastanesi 1990”. Poşetin fotoğrafını çekip sosyal medya hesabımda paylaştım ve fotoğrafı görüp hüznüme ortak olanlar kadar, bu vesile ile tatsız haberi ilk benden duyanlar da oldu. 

Serender Pastanesi de kapandı

Serender Pastanesi de pandemiyle birlikte kapanan ve maalesef tekrar açılmayan işletmelerden birisi ve benim için yeri her zaman ayrı olacak. Sadece çocukluğuma değdiği ya da yetişkin olduğumda da tüm kutlamalarıma yaş pastalarıyla eşlik ettiği için söylemiyorum bunu. Eşim Umut ile yaşadığımız ilk ev Serender Pastanesi ile aynı sokaktayken, akşamın geç saatlerinde bizi kırmayıp getirdikleri profiterollerden veya kar yağınca Serender’e yürüyüp salep almamızdan dolayı da değil yalnızca ki bu saydıklarım da Serender ile vedalaşmamı oldukça zorlaştıran mutlu hatıralar. 

Ancak son zamanlarında Serender’de geçirdiğim vakti arttıran sebep başkaydı. Aynı zamanda, bu yazıyı yazma isteğimi de pekiştiren sebep… Serender Pastanesi, Eylül 2019’dan kapanacağı tarihe kadar, 7 ay boyunca, Yazar Gamze Güller yürütücülüğünde gerçekleştirdiğimiz Yaratıcı Yazarlık Atölyesi için evimiz olmuştu. 

Serender Pastanesi Sedat Simavi Sokağı’ndaydı; yanı başındaki Güzeltepe Mahallesi’nin sokak ve caddeleri ise Yunus Nadi, Abidin Daver, Halit Ziya, Ahmet Rasim, Halide Nusret Zorlutuna, Ahmet Mithat Efendi, Süleyman Nazif… İş yerlerimizden ya da evlerimizden çıkıp oralardan geçerek Serender Pastanesi’ne geldik her hafta. 

Buluştuğumuz o salı akşamlarında, Gamze hocamız eşliğinde nice yazarın eserini okuduk, kendi yazdığımız öyküleri paylaştık. Vüs’at O. Bener okurken yazarın yaşadığı evin pek yakınımızdaki komşu sokaklardan birinde olduğunu konuştuk; Ankaralı pek çok yazarı andık. Tabii unutmadan, zaman zaman doğum günü pastaları üflendi, sakızlı muhallebiler paylaşıldı, çaylar sıklıkla tazelendi ve pazartesi başlanılan diyetler ertesi gün Serender’de keyifle bozuldu. 

Her birimiz Ankara’nın farklı semtlerinde yaşasak da salı akşamları adresimiz aynıydı, Serender Pastanesi, Çankaya. Öyle ki, Kasım 2019’da işi gereği Brüksel’e taşınan arkadaşımız Murat bize kartpostal gönderirken adres olarak Serender Pastanesi’ni seçmişti. Ders sırasında pastane sahibinin “Size mektup var!” diyerek masamıza bir zarf bırakması hepimizin yüzünü güldürmüştü. 

Murat, kartpostalı Paris gezisi sırasında satın almıştı ve kartpostalda Shakespeare and Company’nin kitap dolu rengârenk raflarının fotoğrafı basılıydı. Paris’in tarihi kitapçısından alınan o kartpostalın, tarihimizde edebiyatla anılan kişilerin ve yazarların adını taşıyan sokaklara sırtını yaslamış Serender Pastanesi’nde, hararetle edebiyat konuşan bizlerin eline geçmesi gerçekten çok güzel bir “öykü” sahnesiydi. 

Şimdi ise hayatımızdaki yeni sahnelere uyum sağlamaya çalışıyoruz. Pandemi başladığından beri internet üzerinden de olsa, her salı görüşmeye, öykü yazmaya, Gamze hocamızın bizi tanıştırdığı yeni yazarları okumaya devam ediyoruz. Doğum günlerimizi kutlamak, yayımlanan ya da ödül alan öykülerimizin sevincini paylaşmak ve hasretimizi gidermek, ekran başında her zaman yeterli gelmiyor ama devam ediyoruz, herkes gibi. Bizim öykümüz devam ederken, özlediğimiz günlerin ve 30 yıllık Serender Pastanesi’nin anısı da bu yazı ile Ayrancım Gazetesi’nde yaşamaya devam etsin istedim, tatları damağımızda kalarak…