Ayrancı’da hayat var
Aşağı Ayrancı’da hayat, modern şehrin içinde küçük bir vaha gibidir. Burası bana sadece bir adres değil, ait olma hissini verir, büyük şehirde kaybolmamayı hatırlatır.
Aşağı Ayrancı’da hayat, modern şehrin içinde küçük bir vaha gibidir. Burası bana sadece bir adres değil, ait olma hissini verir, büyük şehirde kaybolmamayı hatırlatır.
Ayrancı’nın değişik sokaklarında yaşamış ve yaşlanmış insanlar hatırlarım. Sadi Hoşses, Ziya Taşkent gibi sanat dünyamıza renk katmış kişilerin yanısıra eşlerine sevgi ile bağlılıkları ve mahalleye kattıkları renkle anılan daha nice kişiler vardı.
Ayrancım Derneği, kentin ayrılmaz bir parçası olarak uzun süredir kent kültürünün güçlenip gelişmesi için çaba harcıyor. Tek tek kişilerin emeğini bir çatı altında toplayıp, Ankara’nın diğer bütün semtlerine örnek olabilecek işler yapıyor.
Taksi ticari bir işletmedir ve kamu hizmeti değildir. Belediye bütçesinin halk ve toplum yararına kullanılması gerekirken ihtiyaç olmadığı halde taksi durağına tahsis edilmesini düşündürücü buluyorum. Taksi durağı inşaatından vazgeçilmesini ve alanın toplum yararına kullanılmasını
Mansur Yavaş’tan talep ediyorum.
Sokakların da insanlarınki gibi öyküleri vardır. Her sokak adının çağrışımlarıyla bambaşka bellek gezilerine çıkarız. Çünkü o sokaklarda nice anılar, yaşanmışlıklar, tanıklıklar gizlidir. Görülüyor ki, sokak ve cadde adlarını çoğu zaman Türkçenin yazım kuralına göre yazmıyoruz. Oysa sokak ve cadde adlarının yazımına özen göstermek gerekiyor. Özellikle yerel yönetimlerin ilgili birimlerine bu konuda büyük görev düşüyor.
Mahallemiz Ayrancı, belki de tüm Türkiye içinde eşsiz bir mücevher. Beş milyonluk geniş bir metropolde yaşamama rağmen, burası daha çok küçük bir kasaba gibi hissettiriyor. Yerel fırında, kafede, zeytin ve taze peynir satan yakındaki dükkanda veya biraz daha ilerideki fındıkçıda, Noel kurabiyeleri pişirmek için öğütülmüş badem ve Noel hediyeleri için zeytinyağı sabunu aldığım yerlerde hep tanıdık yüzlerle karşılaşıyorum.
Semtin ruhu, sadece taş ve betondan ibaret değildir;
o, sokaklarından geçen insanların anılarında, komşuluk ilişkilerinde ve paylaşılan küçük detaylarda saklıdır. İşte bu noktada yerel gazeteler, bir semtin metafizik haritasını çizer; sokakların ötesindeki derin anlamları açığa çıkarır. Yerel gazeteler semtin ruhunun yazıya dökülmüş hâlidir.
Dikmen Vadisi, ağaç ve bitki zenginliğiyle “cennetten bir köşe” olmayı hak ederken pandeminin de etkisiyle vadideki işletmeler eski işlevini kaybetti, çoğu kapandı. Buranın canlanması için Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin boş kalan işletmelerin bakımını yapması, kiralar için rayicin düşük tutulması, araç giriş çıkış saatlerinin yeniden düzenlenmesi bekleniyor.
Başkentin gerçek amblemi hitit figürününe kavuştuğu, belediyeciliği çöp toplayıp asfalt dökmeye sıkıştırmayan, şehrin vizyonunu değiştirecek etkin bir belediyecilik hayalimiz var.
Bir semti parklarıyla öldürebilir ya da yaşatabilirsiniz. Kentlerimize baktığımızda bu anlamda yapılan en büyük hata, politika üretmeden mekân üretme çabasına girilmesidir. Ankara’da bunun en somut örneğini yaklaşık 1,3 milyon m2 alana inşa edilmiş şimdilerde atıl durumda bekleyen Ankapark’a baktığımızda görebiliriz.
Ayrancı semtinde bulunan Ayrancı, Aziziye, Güvenevler, Güzeltepe ve Remzi Oğuz Arık mahallelerinde kent yaşamı ve kültürünü geliştirmek ve dayanışmayı sağlamak için çalışmalar yapmak için kurulmuş “Ayrancı Semti Kent Kültürü ve Dayanışma Derneği”dir.
