Elif Hanım’dan sonra Güzeltepe Muhtarı Nurten İşçi’yle görüşüyorum. Nurten Hanım da siyasetle farklı düzeylerde uğraşmış ve son olarak, 2009 da seçilerek 12 yıldır yapageldiği muhtarlıktan büyük zevk almış. O da Hoşdere üzerinde, gelen geçen mahallelinin kafasını uzatıp hal hatır sorduğu bir mekan oluşturmayı başarmış. Mahallenin sorunlarının tespit edilmesi ve bunların belediyelere iletilmesi konusunda muhtarlığın önemli ve etkili bir konum olduğunu söylüyor; daha önceki siyasi deneyimleri bu pozisyonunu etkili kılmada önemli bir deneyim oluşturmuş.
“2009 da seçildim, bir süre sonra adrese dayalı sisteme geçildi; ben zaten önceki sisteme karşı çıkanlardandım, belgelerden para alınmaması lazım; devletin bizi resmi prosedürünün içine alması gerekiyordu. Ama yine de yetkimiz yok belki ama ben muhtar olarak aradığım zaman etkili olduğumuzu biliyorum” diyor.
Elif Hanım da söylemişti, Nurten Hanım da kadın muhtar olmanın, mahallelinin sorunlarını aktarma, dertleşme konusunda avantaj yarattığını söylüyor; “kadın olmanın farklı bir tarafı var, sizle daha rahat iletişim kuruyorlar; her yaştan erkek ve kadın daha rahat derdini anlatıyor, daha nezaketli, saygıya dayalı bir ilişki kuruyorlar.” Şiddet gören bir kadının, ekonomik sıkıntı yaşayanın gelip kendisini kadın bir muhtara daha rahat ifade edebildiğini, nitekim bu tür sorunların kendisine de geldiğini ve doğru yönlendirmelerle destek olmaya çalıştığını söylüyor.
Nurten Hanım’a göre de her geçen gün güvensizleşen ülke ve dünya koşullarında Ayrancı her şeye rağmen sakinlerine, özellikle de kadınlarına güvenli bir alan yaratıyor; ulaşımıyla, sokak güvenliğiyle, sosyalleşme alanlarıyla, komşuluk hukukuyla, farklı yaş gruplarından, farklı konumlarda, koşullarda kadınların pek çok yere göre kendisini burada daha rahat hissettiğini, kendi deneyiminin de bu yönde olduğunu söylüyor. Kreş, büyük yaş grubunun sosyalleşebileceği alanlar ve park ihtiyacı Nurten Hanım’ın da altını çizdiği konular.
Nurten Hanım özellikle muhtarlık kurumunun geliştirilmesi, güçlendirilmesi üzerinde duruyor; iki dönemden fazla muhtarlık yapılmamasını, aktif, dinamik, teknolojiden yararlanabilen daha genç, eğitimli ve duyarlı insanların muhtarlık konusunda teşvik ve destek görmesini önemli buluyor.
İkinci ziyaretimi Ayrancı Mahallesi Muhtarı Elif Doğan’a yapıyorum.
Elif Hanım, muhtarlık mekanının çevresinde oluşturduğu minik, özenli bahçesi, bostanı ile güzel havalarda belli ki mekanını, yakın çevrede oturan mahalleli için cazibe merkezi haline getirmiş. Sabah erken saatlerde gidiyorum Elif Hanım’ın yanına, sohbetimiz sık sık gelen geçen mahallelinin, çay molası vermek isteyen belediye çalışanı arkadaşların selamıyla, hal hatır sormasıyla kesiliyor.
Elif Hanım eski bir mahalleli olmakla birlikte muhtarlıkta yeni. Siyasetin farklı kademelerinde, vekillik dışında her görevde bulunduğunu ama iki yıldır yaptığı muhtarlığın kendisine ayrı bir zevk verdiğini, muhtarlığın siyasetin en dolaysız biçimlerinden birisi olduğunu söylüyor; “Muhtarlık gönül işi diye düşünüyorum. Aslında yasal görevimiz neredeyse tebligatla sınırlı ama biz gönlümüzü koyarak mahallede bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diyor. Şöyle devam ediyor Elif Hanım:
“Muhtarlığın içini biz dolduruyoruz; pandemi süreci mahalle sakinlerine daha fazla ulaşmak için vesile oldu ama olmasaydı da ben bu ilişkilenmeyi önemsiyorum; bahçemiz, bostanımız bu anlamda önemliydi, birtakım etkinlikler düzenlemek vardı aklımda. Muhtarlık mevzuat üzerinden bizlere çok fazla yetki vermese de ihtiyaç tespiti anlamında çok önemli.
Genelde insanların daha rahat yaşadığı bir semt olsa da salgın sürecinde ekonomik sıkıntılar bizim mahallemizde de görülmeye başlandı; dışarıdan yaşlı bakımı için gelen kadınlar, ev temizliğinde çalışan kadınlar mağdur oldu. Şiddet olayları fark edilir oldu. Ekonomik sıkıntının direk yükü kadına yansıyor, iki gündür buraya gelen 39 yaşında bir kadın var mesela, üç çocuklu ve zor durumda. Eşinden şiddet görüyor ancak bir işi yok, bırakıp gidemiyor da. Ayakları üzerinde durmak ve şiddet uygulayan kocasından ayrılmak istiyor. Kocası işsiz ve bağımlı bir başka genç kadın yine benimle yaşadığı sıkıntıyı paylaşıyor.
Mahallemiz eğitim olarak da ekonomik olarak da Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor ve burada yaşayan kadın sakinlerimiz genelde mahallemizi güvenli buluyorlar. Bir sorun olduğunda da kadınlar bundan daha çok rahatsızlık duyuyorlar ve çözülmesi için ya bizlerle ilişki kuruyorlar ya da ilgili belediyelere doğrudan başvuruyorlar. Geçenlerde Reşat Nuri’nin sokak lambaları arızalanmıştı mesela, kadın mahallelimiz hemen iletti. Öte yandan mahallemizin kreş imkanı anlamında yetersiz olduğunu ve bu yönde talep olduğunu biliyorum. Gündüz bakım evimiz yok. Üst yaş grupları için Bahar Evimiz var ama o da yeterli değil. Bu yönde de yoğun bir talep olduğunu söyleyebilirim. Yetkilerimiz kısıtlanmış olsa da bizim ihtiyaçları tespit edip belediyeye taşımak gibi bir işlevimiz olabiliyor, aslında yapmaya çalıştığım tam da bu.”
Peki şiddete uğrayan kadınların bilgisi mahallemizde muhtarlara ulaşıyor mu?
Listesi bile geliyor diyor Elif Hanım: “Balgat’da İçişleri Bakanlığı’nın bir birimi var, 10 Nisan Karakolu tamamen ev içi şiddet, kadına yönelik şiddete ayrılmış bir karakol; onlar zaman zaman mahallemizde şiddet gören kadınlar konusunda bizden yardım alıyorlar. Şiddet konusunda birebir izlediğim bir aile oldu. Barodan yardım alarak boşanmalarına yardımcı oldum. Binalarında da destek görmüş şiddet gören mahalle sakinimiz kadın. Kızı aile sorunlarından dolayı okuldan ayrılmıştı, şimdi mezun olacak. “Bu konuda mahallenin kadınları ile bir iş birliğini önemli bulduğunu söylüyor Elif Hanım.
Mahalleyle ilgili güzel niyetleri var Elif Hanım’ın; bu yaz muhtarlık bahçesinde açık havada resim kursu organize etmek istiyor, gönüllü resim hocası ile bağlantı kurmuş bile. Salgın öncesi başladığı mahalleliyle geziler düzenleme niyetini koruyor. Bir de “yaşlılara yönelik bir şey yapmamız gerek” diyor, sosyalleşebilecekleri, güzel, anlamlı zaman geçirebilecekleri; bunun Ayrancı için önemli bir ihtiyaç olduğunun altını çiziyor. Yine mahallesindeki çocuklu kadınların gündüz bakım evi, kreş beklentilerini de vurguluyor.
Elif Hanım’a göre muhtarlığın hafızası yok, kişisel çabalarıyla yaptığı işi daha örgütlü hale getirmek istiyor. “Keşke muhtarlıkların kendi bütçesi olsa” diyor, daha örgütlü bir zincir oluşturmak istiyor. “Belediyelerin muhtarlık müdürlükleri var, yasayla kurulmuş, işlerimizin onunla yürümesi gerekiyor. Belediyelerle ilişkide bizim kişisel ilişkilerimiz devreye giriyor, bunun daha yasal bir çerçevesi, kalıcı bir niteliği olmalı” diyor.
İlk görüştüğümüz muhtarımız, Aziziye Mahallesi muhtarı Güldane Tenç oldu.
Güldane Hanım, 1980’li yılların başında evlilik nedeniyle Mersin’den Ankara’ya, Ayrancı’ya gelmiş. Daha önce eşi muhtarmış, eşinin yanında çok zaman geçirir, ona yardım edermiş. Kocasının muhtarlıktan ayrılmasından sonra Güldane Hanım muhtar olmuş. Güldane Hanımla sohbetimize, aslında bir gün önce Ayrancı’da kadın olmak üzerine sohbet ettiğim bir arkadaşımın, “kadın muhtarların mahalleye nasıl katkısı olabilir, bu anlamda bir fark yarattıklarını düşünüyor musun” sorum üzerine ortaya attığı bir karşı soru ile başlamak istedim. Arkadaşım aslında ne beklediğimi söyleyebilmem için muhtarların görev ve yetki alanlarını bilmem gerekir demişti; işte ben de ilk olarak bu soruyu sordum Güldane Hanım’a; muhtarlar ne yapar? dedim.
Güldane Hanım, 2006 da yapılan yasa değişikliği ile muhtarların görevlerinin çok sınırlandırıldığını, daha önce muhtarlar tarafında yapılması zorunlu olan kayıtlar, verilmesi gereken belgelerle ilgili yetkilerin Nüfus Müdürlüklerine geçmesi, online sistemin gelişmesi, e-devletin ortaya çıkmasıyla mahalleli ile tanışıklığa vesile olacak ortamın ortadan kalktığını, şu anda tanımlanmış en önemli görevlerinin adresine ulaşmayan tebligatları kabul etmek ve üç ay boyunca saklamak olduğunu; bunun da yetkiden çok görev olarak ifade edilebileceğini söyledi. Öte yandan mahallede eski olmaktan kaynaklanan ve mahallenin de uzun yıllar burada ikamet eden bir nüfusu barındırmasından ötürü, ikamet edenleri tanıyabildiğini; genel olarak mahalle halkının ihtiyaçları konusunda duyarlı ve bilinçli olduğunu, birçok kez ihtiyaçlarını ve taleplerini ilgili mercilere bildirme konusunda da bu bilince uygun davranabildiğini; kadınlar açısından da kendilerini rahat hissedebildikleri, rahat bir semtte olduğumuzu söyledi. Güldane Hanım’a göre en önemli ihtiyaçlardan birisi belli bir yaş üstünün sosyalleşebileceği, sosyal aktiviteler yapabileceği alanlar, merkezler. Semtimiz sınırları içerisinde, Çankaya Belediyesi’ne ait böyle bir merkez olsa da daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor Güldane Hanım.
Son yıllarda iktidar makamlarının dillerinden düşürmediği, öne çıkardığı, sık sık buluşmalar organize ettiği muhtarlıkların, bir yandan yetki alanlarının her geçen gün daraltıldığı bilgisi şaşırtıyor beni; öte yandan çocukluk yıllarımın muhtarları, muhtarlıkları geliyor aklıma, bir çoğunu çok net hatırladığımı, çünkü çeşitli vesilelerle hep yolumun, yolumuzun muhtarlara düştüğünü hatırlıyorum; bir mahalleye taşınmak, bir mahalleden ayrılmak, okula, işe başlamak, çeşitli başvurular yapmak illa ki yolumuzu muhtarlara, muhtarlıklara düşüren bir neden oluyordu.
Belde, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde doktora öğrencisi. Bir buçuk senedir Ayrancı’da yaşıyor:
“Kentlerden kadınlar ve çocukların eşit yararlandıklarını düşünmüyorum. Ekonomik ve sosyal eşitsizlik kentlere ve kent mekanlarına da sirayet ettiğinden toplumsal tüm eşitsizliklerin izini kentlerde de görebiliyoruz. Ayrancı için ise bugüne kadar yaşadığım yerlere göre bir değerlendirme yaptığımda, en rahat ettiğim yer olduğunu söyleyebilirim. Kendimi güvende hissediyorum. Hatta bazı hırsızlık olayları duysam da bu hissim değişmedi.
Ulaşım açısından merkeze çok yakın olması avantaj ama Ayrancı otobüsleri uzun aralıklarla geliyor. Bu biraz can sıkıcı. Gece Ayrancı sokaklarında kendimi rahat hissediyorum ama sokaklar biraz daha iyi aydınlatılabilir. Sağlık hizmeti açısından Ayrancı’ya çok yakın özel hastaneler var ama bana göre o kadar yakın devlet hastanesi yok. Böyle bir hastanenin var olması iyi olabilirdi.
Ayrancı’da çocuklu kadınlar için özel bir olanağın olduğunu düşünmüyorum. Kaldırımlar bebek arabaları için uygun değil, aynı zamanda engelli / tekerlekli sandalye kullanan insanlar için de uygun değil. Kreş ve gündüz bakımevleri ise çok gözüme çarpmadı açıkçası. Genel olarak Ayrancı’da kadınların rahat hissettiğini düşünüyorum ama bir de bunu çocuk sahibi kadınlara sormak, onların deneyimlerini öğrenmek gerek.”
Şiddet Hattı 183 vardı
“Sokakta, apartmanda bir şiddet olayına tanık olmadım. Şiddete maruz kalsam veya tanıklık etsem bildiğim kadarıyla şiddet hattı 183 vardı. Acil bir durumda polis de aranabilir. Böyle bir durumda iletişime geçilecek bir tür dayanışma ağının kurulması faydalı olur. Sadece Ayrancı için değil her yerde oldukça anlamlı ve bu konularda dayanışmayı güçlendiren bir şey olur.”
“Kadınların kentin tüm sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarından özgürce yararlanabildiği bir kent bana göre kadın dostu kenttir.”
“Kentlere ilişkin karar süreçlerine genelde kadınlar daha az dahil oluyor. Kadınların ve bugüne kadar bu karar mekanizmalarına dahil olamayanların karar süreçlerine dahil olması daha eşitlikçi ve özgür bir kent yaşamının ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Ayrancı’da kadın muhtarların olduğunu biliyorum ama onları tanımıyorum. Kadın muhtarların olduğu mahallelerde spesifik olarak şöyle bir fark ortaya çıktı diyemem. Ama burada daha rahat ediyor oluşumuza katkıları vardır muhakkak.
Bir kentin kadın dostu olması da yeterli değil, engelli dostu da olmalıdır. Güven içinde ve özgür hissettiğim, insanların birbirine saygı gösterdiği, kentsel düzenlemelerle de eşitlikçi olan, tüm dezavantajlı insanları göz önünde bulunduran ve kentsel yapıların asgari düzeyde estetik değerler içerdiği bir kentte yaşamak isterim. Biz kadınlar birlikte neler yapabiliriz konusunda ise net bir fikrim yok. Sadece, kadınlar bir araya gelerek kendi talepleri doğrultusunda yerel yönetimlere baskı yapabilir.”
Babamın çiftçi olması nedeniyle kendimi hep ayrıcalıklı hissetmişimdir. Çocukluğumun tarlada geçmesi doğa ile her zaman sıkı bir bağ kurmamı sağladı. Ekolojik yaşam ve beslenme ile de yollarımız üniversitede kesişti. Üniversite yıllarında tanıma fırsatı bulduğum Güneşköy bana ekolojik yaşamın kapılarını araladı.
Ayrancı Semtiyle tanışma hikayem, Kırıkkale Hisarköy’de bulunan Güneşköy’e gitmemle başladı. Komşu çiftlikteki Nazlı ve ailesinin ürettikleri organik ürünleri Ayrancı Organik Pazarı’na götürdüklerini duydum. Aşağı Ayrancı’daki pazar yerine kurulan Ayrancı Organik Pazarı, 2008 yılından bu yana organik sertifikalı ürünleri Ankaralılarla buluşturuyor. Zehirsiz meyve ve sebzelerin yanı sıra bakliyat ve doğa dostu temizlik ürünleri de bulabiliyorsunuz. Gıda ve iklim krizlerinin çözümünde yerel üreticiden alışveriş yapmanın önemi biliniyor. Ayrancı organik pazarı tamamen yerel üretici pazarı olmasa da burada satılan ürünlerin çoğunluğu Ankara’nın yerelinde veya yakın şehirlerde yetişen sebze ve meyvelerden oluşuyor.
Ayrancı Organik Pazarı
Ayrancı organik pazarı pandemi öncesinde pazar günleri saat 07:00’de kuruluyordu. Ancak şu an uygulanmakta olan hafta sonu sokağa çıkma yasakları nedeniyle Perşembe gününe alındı. Sağlıklı ürünler bulabileceğiniz bu ayrıcalıklı pazara bilinçli tüketiciler tarafından gösterilen yoğun ilgi beni heyecanlandırıyor. Diğer pazarlardaki gibi gün içinde giderseniz birçok ürünü bulamayabilirsiniz. Çünkü sabah 09:00 civarında yeşilliklerin ve yumurtaların çoğu bitmiş oluyor.
Bu pazarın güzel bir yanı hem üreticinin hem de tüketicinin bilinçli bir topluluktan oluşuyor olması kanımca. Bu insanlarla tanışmak ve hal hatır sormak da bence sağlıklı beslenme yönünde atılan bir adımdır. Birkaç hafta üst üste pazarı ziyaret ettiğinizde pazar esnafıyla yavaş yavaş kaynaşmaya başlıyorsunuz. Üreticileri ve ailelerini, çocuklarını, köylerini tanımaya başlıyosunuz. Tarlada neler olup bittiğini, üreticileriniklim krizinden nasıl etkilendiğini, bu yıl geçen seneden farklı hangi ürünlerin olduğunu dinleyebiliyorsunuz. Organik ürünlerin endüstriyel tarım ürünlerine göre sağlık üzerine nasıl etkilerinin olduğu ile ilgili bir sohbette bulabiliyorsunuz kendinizi.
Organik ürünlerin sağlık etkisinden bahsetmişken bugün elimizdeki veriler 2 milyardan fazla insanın obez veya kilolu olduğunu gösteriyor. Obezite, yakın tarihteki en önemli önlenebilir halk sağlığı krizi olarak tanımlanmaktadır. Bu durum aslında yetersiz beslenme anlamına gelmektedir. Kişilerin işlenmiş paketli ürünlere erişimi kolayken, zehirsiz sebze ve meyveye erişimleri zordur. Ucuz olduğu için tercih edilen bu pestisitli, kimyasal katkılı, paketli ürünler bireylerin ve toplumun sağlığına olumsuz etkileri ve bu etkileri gidermek için yapılan harcamalar düşünüldüğünde çok daha pahalı ürünlerdir. Ürünler kişilerin hormonal sistemlerini ve bağırsak floralarını olumsuz yönde etkilemektedir. Artan kanser vakaları tarım zehirlerinin kullanımın artmasıyla bağlantılı olduğunu gösteren oldukça çok çalışma bulunmaktadır. Pestisitlerin insan sağlığına zararları bilimsel çalışmalarla açıkça ortaya konmuştur.
Mevsimsel ve zehirsiz ürünler kişinin bütünsel sağlığı için oldukça kıymetlidir. Çocukların bağışıklık sistemleri oluşamadan daha tarım zehirlerine maruz kalmaları kronik hastalıklara yakalanma risklerini arttırmaktadır. Çocuklarda, yüksek seviyelerde pestisitlere yanlışlıkla maruz kalma, çocukluk çağı kanserleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm ile ilişkilidir. 1,139 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, en düşük idrar seviyelerine sahip olanlara kıyasla, en yüksek pestisit düzeylerine sahip çocuklarda DEHB riskinin% 50-90 arttığını bulmuştur. Pestisitler gelecekteki sağlıklı nesillerin oluşumunu engellemektedir.
Uluslararası Pestisit Eylem Ağı (PAN) Koordinatörü Kristin Schafer zehirli meyve ve sebzelerin üreticiye olan etkilerini de şu şekilde belirtiyor: “Pestisitler, yiyeceklerimizi üretenlerin (çiftçilerin) kabul edilemez zehirlenmesine neden oluyor, aynı zamanda kanser gibi kronik sağlık etkilerine ve biyolojik çeşitliliğin çökmesi gibi ekolojik etkilere neden oluyor.”
Temiz gıda üretimine geçmek ve küçük üreticilerin desteklenerek zehirsiz ürün üretmelerini teşvik etmek için organik pazarların önemi ortadadır. “Tarladan çatala gıda güvenliği” sözü yerine “Topraktan çatala gıda güvenliği” sistemini benimsemeliyiz.
Organik pazar sağlık ve çevre faydalarının yanı sıra, her hafta pazar dönüşü eve getirdiğim yiyecekleri dolaba dizerken aklımdan geçenler genelde şöyle oluyor: “Kahvaltıda yiyeceğim marul Ayşe Teyze’den, yumurtalar ise Ahmet Abi’den. Akşam yemeğine pişireceğim kereviz Mehmet Abi’nin Güdül’deki bahçesinden.” Bunları düşünmek iyi hissetmemi sağlıyor. Çünkü insanlar sadece gıdanın içerisinde bulunan makro ve mikro besin ögelerini alarak sağlıklı olmazlar. Yiyeceğin kokusu, görünüşü, lezzeti, mevsimi, kimin ürettiği, alışkanlıklarımız ve yiyecekle ilgili olan anılarımızın hepsi bizim için önemlidir.
Pazara gitmek bunların hepsini kapsayan bir kültürdür. Aşağıdaki fotoğrafa baktığımızda gökkuşağını yediğimizi düşünebilir ve her mevsimde farklı tonların hakim olduğu yeni fotoğraflar çekebiliriz.
Pazardan aldıklarımla yaptığım bir tarifi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Pırasalı Lor Salatası
Pırasalı Lor Salatası
2-3 adet pırasa 1 adet kuru soğan(isteğe bağlı) 1 kase lor peyniri 1 YK zeytinyağı
Tarif; Yukarıdaki malzemeleri yıkayıp doğrayınız. Daha sonra tavanın içerisine yağı,baharatları,soğanları ve pırasayı ekleyerek hafif kavurunuz. Yağı ateşte yakmadan sebzeleri hafif sotelemek pişirdiğiniz yemekteki vitamin ve mineral kaybını azaltır. Daha sonra sıcak sıcak lor ekleyerek karıştırınız. Kızarmış ekmeğin üzerine koyarak sabah kahvaltısında tercih edebilirsiniz. Afiyet olsun!
Ayrancı Hoşdere Caddesi üzerinde Aralık ayında ortaya çıkan “Gülümseyen surat” mahallede merak uyandırmıştı. Sosyal medyada kimliğini bulma çabaları sonuç vermedi. Gülümseyen surat Ocak ayında bu defa farklı yerde ve farklı bir mesajla yeniden ortaya çıktı. Gören herkeste gülümseme isteği uyandıran bu sevimli hayalet yarın sizin de önünüze çıkabilir.
Ayşegül, 20 yaşında üniversite öğrencisi genç bir kadın:
“Toplumun her birimine farklı davranan kent, kadınlar için tabii ki daha zor bir mekan. Biz daha şanslı kesimdeyiz belki. Eski ve köklü bir mahalle olmasının getirdiği güven aşikar. İki buçuk yıldır Ayrancı’da yaşıyorum ve şimdiye kadar hiç dışarı çıkarken saat beni düşündürtmedi. Bunun sebebi Ayrancı’da yaşayan insan profili ve yaşam tarzı diyebiliriz. Sokakta yürürken gece ya da gündüzün güvenlik açısından farkını hissetmiyorum ancak aydınlatma zayıf. Endişeye neden olacak herhangi bir şiddet olayına da şahit olmadım aslında. Ne yaşadığım apartmanda ne de sokakta kadına şiddete dair bir durum duymadım. Aynı zamanda mahallemiz şiddete kayıtsız kalmayacak kadar duyarlı.
Seçimlerde muhtar adayları içerisinden kadın adaya özellikle oy verdim. Ailem ve çevrem de aynı hassasiyeti gösterdi. Karar alma aşamalarında ne yazık ki hala bir cinsiyet eşitliği söz konusu değil. Bundan dolayı her fırsatta hemcinslerimi desteklemeyi kendime görev edindim diyebilirim ancak yönetimde kadın figürünü de sadece bir dayanışma göstergesine indirgemiyorum. Özellikle yerel yönetimlerde kadınların fikri ve temsiliyeti güvenli, eşitlikçi ve kadının kendini gerçekleştirebileceği semt anlamlarını da taşıyor bence.” Ayşegül, “Kadın Dostu Kent” konusunda ise şunları paylaşıyor:
“Kadınların özgürleşmesinin başlangıç noktası olarak da önce evlerini sonra da yaşadıkları semtleri görüyorum. Aslında kentler çok çeşitliliği yaşatan barınaklardır. Yani kent bazındaki çözümü sadece kadınlarla ve kadın dostu olmakta aramak bana kalırsa son derece yetersiz. Yaşayan her şeyin dostu olmanın verdiği rahatlık ve huzuru aşılamak gerektiğini düşünüyorum. Ben karar alma ve uygulama süreçlerinde cinsiyet eşitliğinin amasız fakatsız karşılık bulduğu ve artık biz kadınların yaşamını iyi hale getirmek için değil zaten iyi olan hayatlarımızdan yaşadığımız yere neler katabileceğimizi tartıştığımız projeler öngörüyorum aslında. Semtteki kadınlar olarak şiddetin politik bir savaş haline geldiği bu noktada birlikte olmamız en kıymetlisi olacaktır. Ama yalnız kadın kadına değil erkek kardeşlerimizle, eşlerimizle, her sabah aynı saatlerde bizleri kaldırımlarda buluşturan köpeklerimizle… Bir şeyler elbette değişecek ve değişimin nerede kimlerle başlayacağına ancak değiştirenler karar verir. Ayrancılılar olarak önce kadının sonra herkesin emeğine, evine ve yaşamına sahip çıktığımız noktada sabahların ve kaldırımların hepimize eşit davranacağına inanıyorum.”
Mercan, özel bir firmada ürün tasarımcısı olarak çalışıyor. Yakın zamanda kısa öykülerden oluşan “Çember” adında bir kitabı yayınlandı. Ankara’ya üniversite için 13 sene önce gelen Mercan, yaklaşık 3 senedir Ayrancı’da oturuyor, daha önceden de yine 2 sene kadar Ayrancı’da ikamet etmiş:
“Ne yazık ki kentlerden kadınlar, erkekler, çocuklar eşit olarak yararlanamıyorlar. Kadınlar kentlerde her semtte kendini güvende hissedemiyor. Bazı yerlere gittiğimizde daha dikkatli olmak zorunda hissediyoruz. Çocuklar ise daha da şanssız bir durumda. Sokaklarda oynamak için yeterli alanları olmadığı gibi artık pek çok aile etraflarında uygun yerler olsa bile çocuklarını güvenlik kaygısı nedeniyle dışarıda oynamaya göndermiyor. Türkiye’de kadın olmak çok çok zor, buna her gün tanık oluyoruz. Ayrancı’da kadın olmak diye bir ayrım yapacaksak, bu durum bizler için nispeten daha kolay.
Ayrancı’da ulaşım, işe gidiş ve çıkış saatlerinde toplu taşımada yoğunluk olsa da oldukça kolay. Geceleri dışarıda pek rahat edemiyorum. Ama bunun Ayrancı ile doğrudan ilgisi olduğunu söyleyemem sanırım. Artık çoğu yerde gece belli saatlerde dışarıda olunca huzursuz oluyorum. Ayrancı sokaklarında ise en büyük korkum köpekler ne yazık ki. O masum çocukların yaşam alanlarını gasp ettiğimiz için sokaklarda olduklarını biliyorum ama özellikle kış aylarında sürü halinde dolaşan köpeklere denk gelmek korkutuyor. Sokakların aydınlatması ise pek yeterli gelmiyor.
Ayrancı’nın çocuklu kadınlar için uygun koşullar taşıdığını düşünmüyorum.
Kaldırımlar bebek arabası olmadan da yürümek için oldukça elverişsiz durumda. Otopark sorunu yüzünden araçlar kaldırımları kapatıyor, çoğu zaman yol kenarından yürümek zorunda kalıyoruz. Çocukların da yeterli oyun alanlarına sahip olmadığını düşünüyorum. Var olan parklar ve oyun alanları yetersiz kalıyor gibi, ne zaman baksak hep çok kalabalık oluyor.”
Kadınlar şiddet konusunda her türlü dayanışmaya açık
“Apartmanda veya sokakta şiddet olayına tanık olmadım. Böyle bir durumda nerelere başvuracağımı bilemiyorum. Haberleri izledikçe bu tür durumda yardım istense bile bir karşılık alınamadığını duyuyoruz sürekli. O yüzden böyle bir durum yaşanırsa yardım istemek için kime güvenebiliriz bilemiyorum. Mahallede şiddet anında veya acil bir durumda başvurulabilecek bir dayanışma hattının kurulması konusunda ise bence kadınlar bu konuda her türlü dayanışmaya açık. Yapılabilecek her yardım anlamlı olacaktır.”
Yaşamak istediğim şehir, mahalle…
“Kent ile ilgili karar verici pozisyonlardaki insanların o semtte vakit geçiren, insanları dinleyen, dertlerine çözüm aramaya istekli olan kişiler olmasını tercih ederim ve dilerim. Bu kişi kadın ya da erkek olsun fark etmez. Ayrancı’da muhtarlarımızın çoğunun kadın olduğunu çok yeni öğrendim, ne yazık ki öncesinde bir bilgim yoktu.
İnsanların birbirinin varoluşuna, yaşam hakkına saygı duyduğu bir çevrede olmak isterdim. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama yaşadığımız yerdeki insanların, hayvanların, canlı diye nitelediğimiz her şeyin var olma hakkına saygı duyabilseydik eğer pek çok sorunu çözebilirdik. Biz kadınlar/insanlar birlikte etrafımıza daha çok saygı duyabiliriz demek istiyorum. Biz kadınlar olarak birbirimize daha saygı duyup anlayışlı olursak, çocuklarımıza hayata saygı duymayı öğretirsek gerisini bir şekilde çözebiliriz diye düşünüyorum. Fiziksel problemlerin her zaman bir çözümü var.”