Sidal: Semtte dayanışma ağlarının olması anlamlı

Sidal, yaklaşık 15 yıldır Ayrancı’da yaşayan, emekli bir kadın. Sidal Hanım’a göre kentlerde yaşayan bireyler kentlerden eşit olarak yararlanmalı:

“Semtte kadınlar ve çocuklar biraz daha güvende olabilirler. Gece olduğunda kent tehlikeli olabilse de Ayrancı’da daha rahat olabiliyoruz. Eğitim seviyesinin yüksek olması ve Ayrancı’nın geleneği olan bir semt olması nedeniyle yaşam daha kolay. Ulaşım yeterli. Ben çocuğumu Ayrancı’da büyüttüm. Yakında park olması anneleri ve çocukları rahatlatıyor. Ancak kaldırımlar dar ve engebeli. Bu durum engelliler Aynı zamanda Aile Sağlığı Merkezi ve eczaneler yeterince sağlık hizmeti sunuyor. 

Mahallemizde şiddete tanık olmadım. ancak etrafımda şiddet söz konusu olursa Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ALO 183 Sosyal Destek Hattı aranabilir. Semtte dayanışma ağlarının olması anlamlı. Kadınlar kendini güvende hissetmeli.  Mahallemizin muhtarının kadın olduğunu biliyorum. Pandemi sürecinde dünya geneline bakarsak kadınların yönetimde olduğu ülkelerde daha olumlu bir süreç olduğunu görüyoruz. Finlandiya’da vaka sayılarının çok düşük olması kadınların fark yarattığını bize gösteriyor. Ben de kadınların özgür ve mutlu olduğu, ne giydiğine, saat kaçta dışarıda olduğuna karışılmadığı bir kentte ve semtte yaşamak isterim. Semtimizde kadınların birlikte üretim yaptıkları yerler kurabiliriz. Hep birlikte çalışıp üretebiliriz.”

Özlem: Sokaklar fiziksel kısıtlarla dolu ancak özel alanlara müdahale olunmadan tanış olabilmek, mahallemizin avantajı

Gazetemiz yazarlarından Özlem Demirci ise bir Ayrancılı olarak kendi izlenimlerini şöyle anlatıyor:

Özlem Demirci

“Ankara’ya 2011 yılında üniversite için geldim. Üniversite bitince ilk Ayrancı’da eve çıktık.  Arada bir sene Bahçeli’ye geçtim ama sonra yine buraya döndüm. Üç yılı aşkındır da Ayrancı’da yaşıyorum. Özel bir şirkette yazılımcı olarak çalışıyorum. Kentlerden maalesef ne kadınlar ne çocuklar ne de erkekler eşit şekilde yararlanamıyor. Bunun en önemli nedeni insan odaklı düşünmemek. Kadınlar açısından ise maalesef genel olarak kentlerimizi çok güvenli bulmuyorum. Ayrancı ise, Meclis’in, Emniyet’in, çok sayıda elçilik binasının bulunması ve çok merkezi bir yerde ama insan sirkülasyonunun da buna karşın çok olmaması, uzun yıllar burada yaşamış ciddi nüfusu nedeniyle bende güvenlikli bir yer izlenimi bırakıyor. Öyle ki sokakta aynı yüzleri görüp bir zaman sonra selam verir hale geliyorsunuz. Saydığım bu sebeplerden dolayı günün her saati insanların rahatlıkla dolaşabileceği bir yer olarak düşünüyorum burayı. 

Ulaşım açısından ise Kızılay’a yakın olması büyük bir avantaj. Ayrancı içine giren ODTÜ dolmuşu ve 427 Ego dışında özellikle Hoşdere ve Atatürk bulvarından geçen birçok toplu taşıma aracı da Ayrancı’ya ulaşmak için kullanılabiliyor. Güvenli ve yeterli buluyorum. 

Yaşadığım yerde günün hangi saatinde olursa olsun, dışarı çıkmaktan çekinmek istemem. Ayrancı bana o güveni veriyor. Gece yürüyüşleri yapmayı severim ve sokak aydınlatmasını da yeterli buluyorum. Kendimi genelde rahat hissediyorum.

Ayrancı, dar sokakları ve belli saatlerdeki yoğun trafiği nedeniyle çocuklar için çok güvenli değil maalesef. Oyun alanı anlamında da yetersiz buluyorum. Örneğin etrafı telle çevrili basket sahaları, insanların evcil hayvanlarını yürüyüşe çıkardıklarında uğradıkları bir alana dönüşmüş. Öyle olmayan yerler de genelde kalabalık oluyor. Okul bahçelerinde yeterli aydınlatma yok. Bu nedenlerle oyun alanı anlamında ne çocuklar için ne de çocuklu kadınlar için pek bir seçenek görmüyorum Ayrancı’da. Bunun yanında, tek başına yaşayan veya kadın ev arkadaşı ile yaşayanların da rahat olduklarını düşünüyorum. Ben de ev arkadaşım ile yaşıyorum. Tek başına yaşayan komşularımız var. Fiziksel kısıtlarla dolu sokaklarının haricinde güzel yanına bakarsak bence en güzel yanı insanların birbirlerinin özel alanlarına müdahale etmeden tanış olabilmeleri ve bunun verdiği rahatlık. Ben öyle hissediyorum.”

Acil durumlar için semt kapsamında dayanışma ağı kurulması yararlı olur

“Hiç şiddet olayına tanık olmadım ama bu durumda ilk aklıma gelen polisi aramak olurdu. Acil durumlar için dayanışma ağı kurulması da çok yararlı olur. İnsanların dayanışma anlamında, özellikle böyle bir konuda katılımcı olacağını düşünüyorum. –Gerekmemesi dileğiyle– gerektiğinde yardım edecek birinin olduğunu bilmek herkese kendini rahat hissettirir. En nihayetinde şiddetten bahsediyoruz ve bu yardımın da daha tehlikeli bir durum ortaya çıkarmaması için iyi bir organizasyon gerekir. Semt kapsamında bu planlama yapılabilir.

Kentimizde veya mahallemizde, bizi ilgilendiren konularda ne gibi kararlar alındığından pek haberim olmuyor. Karar sürecinde kadınların olması elbette önemli ancak nasıl bir fark yaratacağı tamamen kitlenin süreçlere vs. beraber baktığında farklı ne gördüğüne bağlı olarak değişir. Elbette daha geniş kitleleri içine alan çözüm önerileri gelecektir. Herkesin yararının gözetildiği bir ideale yaklaşırız belki. 

Kadın muhtarlarımızdan ve seçim dönemi sayesinde diğer kadın adaylardan da haberim vardı. Kendi açımdan ayırt edilebilir bir fark olduğunu söyleyemem. Kadın veya erkek muhtar olmasından daha çok isteyebileceğim şey ise daha ulaşılabilir olmaları, iletişime açık olmaları ve zaman zaman da değişmeleridir herhalde.” 

Kadın dostu kent…

“Kadınların yaşadıkları yerde sosyal, kültürel, siyasal hayata katılımında eşitlikçi bir ortam hazırlamayı amaçlayan bir proje. Özellikle küçük şehirlerde/ilçelerde kadınların bir araya gelip üretebilecekleri, sorunlarını dile getirebilecekleri, çözüm bulacakları ve karar alma sürecine katılım sağlayabilecekleri yapıların (STK vb.) kurulması.

Ben de herkesin birbirine saygılı olduğu, eşitlikçi, sınıfsal veya cinsiyete dayalı ayrımcılığın olmadığı bir kentte yaşamak isterim.

Biz kadınlar mahallemizde bir çok şey yapabiliriz. Yalnız yaşayan, çocuklu yardıma ihtiyacı olabilecek kadınların, yaşlı kadınların, yabancı kadınların, şiddet mağduru kadınların vb ihtiyaç duyduğunda başvurabilecekleri bir dayanışma ağının kurulmasının önemli bir konu olduğuna değinmiştik. Örnek uygulamalar incelenmeli. Geliri olmayan kadınları, olanaklar dahilinde üretime teşvik edecek uygulamalar üzerinde çalışılabilir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına her yaştan ve sosyo-kültürel yapıdan insan/kadın maruz kalıyor. ‘Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı nedir? Cinsiyet temelli şiddet nedir? Kapsamı nedir? Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet nedir?’ gibi konularda farkındalığın artırılması amacıyla etkinlikler planlanabilir.”

Belde: Toplumsal tüm eşitsizliklerin izini kentlerde de görebiliyoruz

Belde, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde doktora öğrencisi. Bir buçuk senedir Ayrancı’da yaşıyor:

“Kentlerden kadınlar ve çocukların eşit yararlandıklarını düşünmüyorum. Ekonomik ve sosyal eşitsizlik kentlere ve kent mekanlarına da sirayet ettiğinden toplumsal tüm eşitsizliklerin izini kentlerde de görebiliyoruz. Ayrancı için ise bugüne kadar yaşadığım yerlere göre bir değerlendirme yaptığımda, en rahat ettiğim yer olduğunu söyleyebilirim. Kendimi güvende hissediyorum. Hatta bazı hırsızlık olayları duysam da bu hissim değişmedi. 

Ulaşım açısından merkeze çok yakın olması avantaj ama Ayrancı otobüsleri uzun aralıklarla geliyor. Bu biraz can sıkıcı. Gece Ayrancı sokaklarında kendimi rahat hissediyorum ama sokaklar biraz daha iyi aydınlatılabilir. Sağlık hizmeti açısından Ayrancı’ya çok yakın özel hastaneler var ama bana göre o kadar yakın devlet hastanesi yok. Böyle bir hastanenin var olması iyi olabilirdi. 

Ayrancı’da çocuklu kadınlar için özel bir olanağın olduğunu düşünmüyorum. Kaldırımlar bebek arabaları için uygun değil, aynı zamanda engelli / tekerlekli sandalye kullanan insanlar için de uygun değil. Kreş ve gündüz bakımevleri ise çok gözüme çarpmadı açıkçası. Genel olarak Ayrancı’da kadınların rahat hissettiğini düşünüyorum ama bir de bunu çocuk sahibi kadınlara sormak, onların deneyimlerini öğrenmek gerek.”

Şiddet Hattı 183 vardı

“Sokakta, apartmanda bir şiddet olayına tanık olmadım. Şiddete maruz kalsam veya tanıklık etsem bildiğim kadarıyla şiddet hattı 183 vardı. Acil bir durumda polis de aranabilir. Böyle bir durumda iletişime geçilecek bir tür dayanışma ağının kurulması faydalı olur. Sadece Ayrancı için değil her yerde oldukça anlamlı ve bu konularda dayanışmayı güçlendiren bir şey olur.”

“Kadınların kentin tüm sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarından özgürce yararlanabildiği bir kent bana göre kadın dostu kenttir.”

“Kentlere ilişkin karar süreçlerine genelde kadınlar daha az dahil oluyor. Kadınların ve bugüne kadar bu karar mekanizmalarına dahil olamayanların karar süreçlerine dahil olması daha eşitlikçi ve özgür bir kent yaşamının ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Ayrancı’da kadın muhtarların olduğunu biliyorum ama onları tanımıyorum. Kadın muhtarların olduğu mahallelerde spesifik olarak şöyle bir fark ortaya çıktı diyemem. Ama burada daha rahat ediyor oluşumuza katkıları vardır muhakkak.

Bir kentin kadın dostu olması da yeterli değil, engelli dostu da olmalıdır. Güven içinde ve özgür hissettiğim, insanların birbirine saygı gösterdiği, kentsel düzenlemelerle de eşitlikçi olan, tüm dezavantajlı insanları göz önünde bulunduran ve kentsel yapıların asgari düzeyde estetik değerler içerdiği bir kentte yaşamak isterim. Biz kadınlar birlikte neler yapabiliriz konusunda ise net bir fikrim yok. Sadece, kadınlar bir araya gelerek kendi talepleri doğrultusunda yerel yönetimlere baskı yapabilir.”

Ayşegül: Kadınların özgürleşmesinin başlangıç noktasını önce evleri sonra da yaşadıkları semt olarak görüyorum

Ayşegül Dalgıç

Ayşegül, 20 yaşında üniversite öğrencisi genç bir kadın:

“Toplumun her birimine farklı davranan kent, kadınlar için tabii ki daha zor bir mekan. Biz daha şanslı kesimdeyiz belki. Eski ve köklü bir mahalle olmasının getirdiği güven aşikar. İki buçuk yıldır Ayrancı’da yaşıyorum ve şimdiye kadar hiç dışarı çıkarken saat beni düşündürtmedi. Bunun sebebi Ayrancı’da yaşayan insan profili ve yaşam tarzı diyebiliriz. Sokakta yürürken gece ya da gündüzün güvenlik açısından farkını hissetmiyorum ancak aydınlatma zayıf.  Endişeye neden olacak herhangi bir şiddet olayına da şahit olmadım aslında. Ne yaşadığım apartmanda ne de sokakta kadına şiddete dair bir durum duymadım. Aynı zamanda mahallemiz şiddete kayıtsız kalmayacak kadar duyarlı. 

Seçimlerde muhtar adayları içerisinden kadın adaya özellikle oy verdim. Ailem ve çevrem de aynı hassasiyeti gösterdi. Karar alma aşamalarında ne yazık ki hala bir cinsiyet eşitliği söz konusu değil. Bundan dolayı her fırsatta hemcinslerimi desteklemeyi kendime görev edindim diyebilirim ancak yönetimde kadın figürünü de sadece bir dayanışma göstergesine indirgemiyorum. Özellikle yerel yönetimlerde kadınların fikri ve temsiliyeti güvenli, eşitlikçi ve kadının kendini gerçekleştirebileceği semt anlamlarını da taşıyor bence.” Ayşegül, “Kadın Dostu Kent” konusunda ise şunları paylaşıyor:

“Kadınların özgürleşmesinin başlangıç noktası olarak da önce evlerini sonra da yaşadıkları semtleri görüyorum. Aslında kentler çok çeşitliliği yaşatan barınaklardır. Yani kent bazındaki çözümü sadece kadınlarla ve kadın dostu olmakta aramak bana kalırsa son derece yetersiz. Yaşayan her şeyin dostu olmanın verdiği rahatlık ve huzuru aşılamak gerektiğini düşünüyorum. Ben karar alma ve uygulama süreçlerinde cinsiyet eşitliğinin amasız fakatsız karşılık bulduğu ve artık biz kadınların yaşamını iyi hale getirmek için değil zaten iyi olan hayatlarımızdan yaşadığımız yere neler katabileceğimizi tartıştığımız projeler öngörüyorum aslında. Semtteki kadınlar olarak şiddetin politik bir savaş haline geldiği bu noktada birlikte olmamız en kıymetlisi olacaktır. Ama yalnız kadın kadına değil erkek kardeşlerimizle, eşlerimizle, her sabah aynı saatlerde bizleri kaldırımlarda buluşturan köpeklerimizle… Bir şeyler elbette değişecek ve değişimin nerede kimlerle başlayacağına ancak değiştirenler karar verir. Ayrancılılar olarak önce kadının sonra herkesin emeğine, evine ve yaşamına sahip çıktığımız noktada sabahların ve kaldırımların hepimize eşit davranacağına inanıyorum.”

Mercan: Türkiye’de kadın olmak çok çok zor, buna her gün tanık oluyoruz

Mercan, özel bir firmada ürün tasarımcısı olarak çalışıyor. Yakın zamanda kısa öykülerden oluşan “Çember” adında bir kitabı yayınlandı. Ankara’ya üniversite için 13 sene önce gelen Mercan, yaklaşık 3 senedir Ayrancı’da oturuyor, daha önceden de yine 2 sene kadar Ayrancı’da ikamet etmiş:

“Ne yazık ki kentlerden kadınlar, erkekler, çocuklar eşit olarak yararlanamıyorlar. Kadınlar kentlerde her semtte kendini güvende hissedemiyor. Bazı yerlere gittiğimizde daha dikkatli olmak zorunda hissediyoruz. Çocuklar ise daha da şanssız bir durumda. Sokaklarda oynamak için yeterli alanları olmadığı gibi artık pek çok aile etraflarında uygun yerler olsa bile çocuklarını güvenlik kaygısı nedeniyle dışarıda oynamaya göndermiyor. Türkiye’de kadın olmak çok çok zor, buna her gün tanık oluyoruz. Ayrancı’da kadın olmak diye bir ayrım yapacaksak, bu durum bizler için nispeten daha kolay.

Ayrancı’da ulaşım, işe gidiş ve çıkış saatlerinde toplu taşımada yoğunluk olsa da oldukça kolay. Geceleri dışarıda pek rahat edemiyorum. Ama bunun Ayrancı ile doğrudan ilgisi olduğunu söyleyemem sanırım. Artık çoğu yerde gece belli saatlerde dışarıda olunca huzursuz oluyorum.  Ayrancı sokaklarında ise en büyük korkum köpekler ne yazık ki. O masum çocukların yaşam alanlarını gasp ettiğimiz için sokaklarda olduklarını biliyorum ama özellikle kış aylarında sürü halinde dolaşan köpeklere denk gelmek korkutuyor. Sokakların aydınlatması ise pek yeterli gelmiyor. 

Ayrancı’nın çocuklu kadınlar için uygun koşullar taşıdığını düşünmüyorum.

Kaldırımlar bebek arabası olmadan da yürümek için oldukça elverişsiz durumda. Otopark sorunu yüzünden araçlar kaldırımları kapatıyor, çoğu zaman yol kenarından yürümek zorunda kalıyoruz. Çocukların da yeterli oyun alanlarına sahip olmadığını düşünüyorum. Var olan parklar ve oyun alanları yetersiz kalıyor gibi, ne zaman baksak hep çok kalabalık oluyor.” 

Kadınlar şiddet konusunda her türlü dayanışmaya açık

“Apartmanda veya sokakta şiddet olayına tanık olmadım. Böyle bir durumda nerelere başvuracağımı bilemiyorum. Haberleri izledikçe bu tür durumda yardım istense bile bir karşılık alınamadığını duyuyoruz sürekli. O yüzden böyle bir durum yaşanırsa yardım istemek için kime güvenebiliriz bilemiyorum. Mahallede şiddet anında veya acil bir durumda başvurulabilecek bir dayanışma hattının kurulması konusunda ise bence kadınlar bu konuda her türlü dayanışmaya açık. Yapılabilecek her yardım anlamlı olacaktır.” 

Yaşamak istediğim şehir, mahalle…

“Kent ile ilgili karar verici pozisyonlardaki insanların o semtte vakit geçiren, insanları dinleyen, dertlerine çözüm aramaya istekli olan kişiler olmasını tercih ederim ve dilerim. Bu kişi kadın ya da erkek olsun fark etmez. Ayrancı’da muhtarlarımızın çoğunun kadın olduğunu çok yeni öğrendim, ne yazık ki öncesinde bir bilgim yoktu.

İnsanların birbirinin varoluşuna, yaşam hakkına saygı duyduğu bir çevrede olmak isterdim. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama yaşadığımız yerdeki insanların, hayvanların, canlı diye nitelediğimiz her şeyin var olma hakkına saygı duyabilseydik eğer pek çok sorunu çözebilirdik. Biz kadınlar/insanlar birlikte etrafımıza daha çok saygı duyabiliriz demek istiyorum. Biz kadınlar olarak birbirimize daha saygı duyup anlayışlı olursak, çocuklarımıza hayata saygı duymayı öğretirsek gerisini bir şekilde çözebiliriz diye düşünüyorum. Fiziksel problemlerin her zaman bir çözümü var.”

Belma: Kendimi güvende ve rahat hissettiğim bir semt

Belma 38 yaşında, 3 yıldır Ayrancı’da oturuyor, üniversitede de bu semtte yaşamış. İki çocuk annesi hem iş yeri hem evi Ayrancı’da:

“Ayrancıyı seviyorum, üç kuşak bir arada yaşıyoruz ve ihtiyaçlarımıza uygun, ihtiyaçlarıma cevap veren bir mahallede yaşadığımı düşünüyorum. İhtiyaç duyduğum her şeyi bulabileceğim esnafın çok yakınımda olması, okulların, parkların yakınında olmak hayatımı kolaylaştırıyor; ayrıca sokakların, caddelerin planlamasını, mimarisini de hoş buluyorum; çok ağaçlıklı olmasını çok seviyorum. Çok bakıyorum ağaçlara, çok büyük ve eski ağaçlar var, o çok hoşuma gidiyor. Her paralelde bir ihtiyacını karşılayabilirsin, Dikmen Vadisi’nde yürüyebilirsin, Botanik Parkı’nda daha geniş yayılarak bir şeyler planlayabilirsin, Portakal Çiçeği zaten kızımın bale kursunun olduğu bölge, orada çay içip, çimenlerde oturup vakit geçirebilirsin. Özetle burası her ihtiyacımı karşılayabildiğim, kendimi güvende ve rahat hissettiğim bir semt. Ama elbette ağaçlarına, parklarına rağmen bir şehrin içinde olduğun hissini de asla kaybettirmeyen bir yer; zaman zaman bu hissi unutmayı isterdim, ama sonuçta şehrin göbeğinde yaşıyorum.”

Bir şey olsa esnafın beni kollayabileceğini düşünüyorum

“Ben ikinci kez Ayrancı’ya yerleşmeden önce İstanbul’da yaşadım bir süre, orada kaygısı yüksek birisiydim; hem bir deprem korkum vardı, 100 yıllık bir binada yaşadığım için oradan teselli bulmaya çalışıyordum ama deprem kaygım vardı; evim yıkılmasa bile böyle bir felakete tanık olma fikrinden çok endişe duyuyordum. Bir de tek başıma hiç evde kalmak istemezdim, şehirde, bulunduğum mahallede kendimi güvende hissetmezdim, sokakta yürürken birisinin bana saldırabileceği, çantamı çalmak isteyebileceği, tacize uğrayabileceğim gibi kaygıları fazlaca taşırdım. Ama burada hiç bunları hissetmedim, evde yalnız kalabiliyorum, hatta kapımı kilitleme ihtiyacı bile duymuyorum, bu beni çok iyi hissettiriyor. Sonra işyerim de Ayrancı’da, bazen buradan geç çıkıyorum; çıktığım her saatte, hiçbir kaygı duymadan, sokaklarda kendimi güvende hissederek eve yürüdüm, yürüyorum; sokaklar, caddeler aydınlık, hareketli, canlı; geçerken selam verdiğim bir dolu mekan var; onlar da benim bu mahallede bir esnaf olduğumu biliyorlar sanırım. Bu beni daha korunaklı hissettiriyor, bir şey olsa esnafın beni kollayabileceğini düşünüyorum. Ama zaten burada başıma bir şey gelirmiş gibi bir kaygı da taşımıyorum. 

Şu anda başka aile fertlerimizle birlikte olsak da başlangıçta iki çocuğuyla yaşayan bekar bir anne olarak başladım burada yaşamaya, Ayrancı’da, oturduğum apartmanda bu anlamda da hiçbir zorluk yaşamadım. İlk dönemler genç, iki çocuklu bir kadın olarak merak uyandırmış olabilirim, sonradan ahbap olduğum esnaftan duydum bunu, ama bu beni rahatsız etmeye yönelik, taciz eden bir merak şeklinde olmadı hiç, sadece merak ediyorlardı.” 

Yaşlı ve yalnız yaşayan kadınların desteğe ihtiyaçları var 

“Kentlerin farklı ihtiyaçlara, örneğin kadınların, erkeklerin, çocukların farklı ihtiyaçlarına göre tasarlanmasını önemli ve anlamlı buluyorum; ben de mahallemi kendi ihtiyaçlarım üzerinden tarif ettim biraz; ama farklı ihtiyaçlara nasıl cevap verdiğini bilmiyorum; örneğin pusetle dolaşan bir annenin, tekerlekli sandalye kullanmak zorunda olan ya da gözleri görmeyen birisinin buradaki deneyimi hakkında çok şey söyleyemem ama görmeyenler için tasarlanmış sarı şeritlerin hiç de düzgün olmadığını görüyorum mesela, ya da kaldırımların, yolların sorunlu olabileceğini tahmin ediyorum.”

Ben muhtar olsaydım kadın ve çocuk odaklı bir yaklaşımım olurdu

“Bağlı bulunduğum mahallenin muhtarı kadın. Tanımıyordum kendisini, sırf kadın olduğu için oy verdim ama muhtarlardan nasıl bir beklentim olur bilmiyorum çünkü aslında muhtarlar ne yapar onu bilmiyorum. Seçim çalışması sırasında kadınlara yönelik güzel niyetlerden söz edildiğini hatırlıyorum ama bunları takip edecek bir ilişkim ve zamanım olmadı. Bu arada pandeminin de birçok niyetin gerçekleşmesine engel olabileceğini tahmin ediyorum. Örneğin ben muhtar olsaydım kadın ve çocuk odaklı bir yaklaşımım olurdu; mahalleliyi önce bir tarardım, kimler, nasıl yaşıyor anlamaya, tespit etmeye çalışırdım; mesela yalnız başına yaşayan kadınları tespit edebilirdim; yaşlı ve yalnız yaşayan kadınları çünkü bu semtte çok fazla olduklarını düşünüyorum ya da yalnız yaşayan çocuklu kadınları tespit ederdim ve iletişim kurardım. Mesela benim yaşadığım binada 5 dairede 70 yaşın üzerinde, yalnız yaşayan kadın var; bir sorunla karşılaştıklarında arayabilecekleri numaraları bırakırdım. Ya da çocuklu kadınları bir yoklardım, neler yaşıyorlar ne tür ihtiyaçları var ne tür bir desteğe ihtiyaç duyabilirler anlamaya çalışırdım. Ayrancı nüfusu açısından baktığımızda, özellikle yaşlı kadınlara, yaşlı erkeklere bir el atardım; bu atlanmaması gereken önemli bir mevzu bence. Hatta belki bu anlamda bir dayanışma örgütlenebileceği bile geliyor aklıma; gönüllü genç mahalle sakinlerinin, ihtiyaç duyan, yalnız yaşayan, yaşlı semt sakinleri ile eşleştirilmesi, gönüllü semt sakinlerinin belli ihtiyaçlar konusunda destek olması gibi, haftada bir gün alışverişine yardımcı olması, parkta yürüyüşe çıkarması gibi ya da aynı şeyi çocuklu bekar anneler için de düşünebiliyorum, aralarında bir dayanışma ağının kurulması anlamında. Örneğin haftada bir gün iki saat, çocuklara bir annenin bakması hem çocukların temas etmesi hem de diğer anneye iki saatlik boş zaman sağlaması açısından. Bu tür eşleşmeler yapılabilir mi, insanlar güven duyabilir mi birbirine; belki muhtarlar böyle bir dayanışmanın oluşturulmasında referans olabilir mi bilmiyorum? Bu öneriler farklı yaş gruplarını birbiriyle temas ettirmek anlamında da önemli geliyor; bunun da önemli bir ihtiyaç olduğunu, iyi hissettirecek bir dayanışma olduğunu düşünüyorum. Ben böyle bir dayanışmanın bir parçası olmak isterim kendi adıma.”