Su hakkı kökten çözümleri gerektiren bir haktır


Kent hakkı bağlamında “Su Hakkı”

1960’lı yıllarda Marksist sosyolog Henri Lefebvre tarafından ortaya atılan Kent Hakkı (Le Droit a la Ville) kavramı kent sakinlerini kentin sadece tüketicisi olan pasif kullanıcılar olması yerine; kenti üreten, yöneten, dönüştüren ve kent için mücadele eden aktif kullanıcılar olması gerektiğini savunur. Bu bir talep, bir çığlıktır. Her ne kadar kent hakkı kavramı günümüzde çok yaygın çalışılan bir konu olsa da spesifik olarak iki yaklaşımdan bahsedilebilir ki bunlar: radikal ve reformist yaklaşımdır. Günümüzde uluslararası kuruluşların yayınları ve çalışmaları reformist yaklaşımın ürünüdür. Kentsel sorunlara kökten bir çözüm sunmayan ve iyileştirme odaklı olan bu yaklaşım karşısında radikal yaklaşım yani Lefebvre, Harvey gibi düşünürler daha kökten çözümler sunmaktadır. Su hakkı kökten çözümleri gerektiren bir haktır. 

Su hakkına sahip misin?” sorusu doğada kendiliğinden bulunan, kamusal bir kaynak olan ve yaşamın temeli olan “SU”yun ticarileşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade eder. Suyun bir insan hakkı olarak savunulmaya başlaması 20. Yüzyıla dayanır. Ticarileşme ve özelleşmeyle birlikte suya ulaşamama ihtimalinin yarattığı endişe 1992 yılında Dublin Su İlkeleri’nin yayınlanmasına sebep olmuştur. Bu ilkeler:

Tatlı su kaynağının yaşam, gelişim ve çevre için vazgeçilmez, sınırlı ve hassas bir kaynak olduğu,

Su yönetiminin kullanıcıları, planlamacıları ve politika yapıcıları tüm seviyelerde kapsayan katılımcı bir yaklaşıma dayanması gerektiği,

Kadınların suyun sağlanması, yönetimi ve korunmasında merkezi bir rol oynaması,

Suyun tüm rekabetçi kullanımlarında ekonomik bir değere sahip olmasıdır. 

2000 yılında yayınlanan Binyıl Kalkınma Hedefleri’nden biri olan çevresel sürdürülebilirliği sağlamak, temiz su ve sanitasyona erişimi kapsamaktadır. 2002 yılında Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, 15 No’lu Genel Yorumu ile suyun yaşam, sağlık ve sanitasyon için ayrılmaz bir insan hakkı olduğunu detaylı olarak yorumlamıştır. Bu süreçte su hakkına dair bir diğer önemli gelişme Maude Barlow tarafından 2007 yılında yazılan Su Hakkı isimli eserdir. Bu eserde suyun ticari bir meta değil ortak bir miras olduğunu söyleyen 4 temel prensip yer almaktadır. Bunlar:

Su insan hakkıdır 

Su ortak bir mirastır 

Suyun da hakları vardır 

Su bize nasıl bir arada yaşayacağımızı öğretebilir.

Suyun da hakları vardır” ifadesi suyun geri planda kaldığına yönelik bir ifade olsa da Barlow suyun önemini acil önlemler alınması gerektiği yönünde vurgulamıştır. Benzer şekilde 2010 yılında Birleşmiş Milletler güvenli ve temiz içme suyu ve sanitasyonu insan hakkı olarak tanıyan tarihi bir karar vermiştir. Ancak bu kararları verenler güvenli ve temiz suya kolayca erişebilenlerken bu kararlardan haberleri dahi olmayanlar Resimdeki temiz suya erişemeyen insanlardır. 

2015 yılında yayınlanan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 6. Maddesi 2030 yılına kadar herkes için temiz su ve sanitasyon sağlama hedefini pekiştirmiştir. Ancak günümüz koşullarında bu hedefin gerçekleşip gerçekleşemeyeceği tartışma konusudur. Öyle ki 2023 DSÖ ve UNICEF verilerine göre  1,6 milyar insan evinde güvenli içme suyuna erişemiyor; 2,8 milyar insan güvenli sanitasyon hizmetlerinden yoksun; 1,9 milyar insan temel el yıkama imkanından mahrumdur. 

İlan edilen bu hedefler ve kararlar, Kuzey’de ve Güney’de sürdürülen su hakkı mücadelelerinin ürünüdür. Her ne kadar her iki hareket arasında mülkiyetçilik ve anti-kapitalist mücade açısından farklılıklar olsa da (Yılmaz, 2010) karar vericileri etkilemiştir. Güneydeki mücadelelerin en etkilileri Cochabamba Su Savaşları, Hindistan Narmada Nehri, ABD Flint Kenti Su Felaketi iken Kuzeyde genellikle platformlar üzerinden yürütülen bir mücadele vardır. Özellikle 2000’li yıllarda gerçekleşen Cochabamba Su Savaşları ile 15 yıldır uygulanan neoliberal politikalardan biri ilk kez toplumsal bir hareket ile durdurulmuş ve Bolivya’daki toplumsal mücadelelerin biçimini değişmiştir. Türkiye’de ise su hakkı mücadeleleri 1980’lerde nüfusun artması ve hızlı kentleşme su kaynaklarının kirlenmesi ve tüketiminin artmasına yol açarak ilk ciddi erişim sorunlarını ortaya çıkardı. 2000’li yıllarda suyun ticarileştirilmesi ve özelleşmesi eğilimi artmış, güçlü direnişlerin adımları atılmıştır. Su kaynaklarını tehdit eden HES projeleri, madencilik çalışmaları ve kentsel dönüşüm faaliyetlerine karşı hukuki ve toplumsal mücadele dönemi başlamıştır. Özellikle Karadeniz bölgesinde yapılan protestolar farkındalığın artmasını sağlamıştır. 

Tüm bu mücadelelere rağmen suyun önemi hala anlaşılmış değildir. Su tükenirken ortaya çıkardığı sorunlar çevreyi geri dönülemez şekilde etkileyecektir. Bu nedenle suyun geleceğine ilişkin mahalle ölçeğinde yapılan en küçük faaliyet bile çok önemliyken evrensel anlamda çözüm sunan etkili çalışmalar yapılmalıdır.

Kaynakça

Yılmaz, G. (2010) “Bütün renkler kirleniyordu…Praksisten Kaçış Sürecinde Su Hakkı Mücadeleleri”, Praksis, 24, 25-39.

Mahalle Okulu Seminerleri

“Yaşadığınız sokakları sadece bir adres değil, bir hikaye olarak görmeye hazır mısınız?”

Şehir hayatının hızı içinde bazen en büyük hazineyi, yani komşumuzu ve sokağımızı unutuyoruz. Ayrancım Derneği olarak, köklerimizi hatırlamak ve geleceğimizi birlikte örmek için Mahalle Okulu Seminerleri’ni başlatıyoruz!

Tarihten bugüne, muhtarlıktan dayanışma ağlarına kadar mahalleye dair her şeyi 6 hafta boyunca alanında uzman isimlerle konuşuyoruz:

16 Mayıs Cumartesi
🏛️ Mehmet Sarıoğlu: Osmanlı’dan Günümüze Mahalle Tarihi

23 Mayıs Cumartesi
🗳️ Halil Memiş: Mahalle Yönetimi ve Muhtarlık

6 Haziran Cumartesi
Ezgi Orhan: Mahalle Kültürü, Barınma ve Kentte Gece Yaşamı

13 Haziran Cumartesi
🤝 Begüm Özden Fırat: Dayanışma Ekonomisi ve Mahalle Dayanışma Ağları

20 Haziran Cumartesi
🌍 Besim Can Zırh: Mahallenin Oluşumu, Göç ve Kimlik

24 Haziran Çarşamba
🏡 İlhan Tekeli: Gündelik Yaşam ve Yaşam Kalitesi ve Yerellik

Sertifikalı derslerimiz Cumartesi günleri 17.00 – 18.30 arasında yapılacaktır.

Mahallemizi yeniden keşfetmek, sadece yan yana değil, “birlikte” yaşamak için bu seminerlerde buluşalım.

✨ KAYIT ZORUNLU

Seminerlerimize katılım ve detaylı bilgi için linke tıklayabilirsiniz.

#Ayrancım #MahalleOkulu #Ankara #Ayrancı #MahalleKültürü #Seminer #Dayanışma #KentKültürü #Komşuluk #ŞehirTarihi #SosyalDayanışma #AyrancıDerneği #YerelYönetim

Katılımcı yerel yönetimlere doğru: Kent Hakkı Okulu

Kent hakkını aramak, kente dair söz söylemek için biz Ankaralılar kolları sıvadık. İlk adımını pandemide yine Çankaya Kent Konseyi’nin düzenlediği Kent Akademisi ile attığımız çalışmanın ikinci adımı Kent Hakkı Okulu oldu. Beş dersin ardından şimdi daha özgüvenliyiz, çünkü haklarımızı biliyoruz, mücadele rotamız belli!

Çankaya Kent Konseyi ile Friedrich Ebert Vakfı işbirliğinde yürütülen Herkes İçin Kent Hakkı Okulu yüz yüze yapılan beş dersin sonunda ilk mezunlarını verdi. Çankaya Kent Konseyi bünyesinde kurulan semt meclisleri ve ilgili herkesin kent hakkı konusunda bilinçlendirilmesi amaçlanarak düzenlenen Kent Hakkı Okulu’nda çok değerli hocalardan çok güzel sunumlar dinledik. 

Kent Hakkı Okulu katılımcıları

Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi

İlk derste Dr. İnan İzci, “Avrupa kentsel şartı ve kent hakkı kavramının gelişimi” konulu sunumuyla kent hakkına dair uluslararası metinleri, kent haklarının temelde neler olduğunu anlattı. Kent hakkını müzakereci bir müdahale ve hassas bir çizgi olarak tanımlayan İzci, kent hakkını gerçekleştirebilmenin en önemli yolunun mahalli müştereklerin tanımlanmasından geçtiğini belirtti. Mahalli müştereklerin tanımlanması içinse belediye meclisi, kent konseyi, muhtarlık, encümen, sivil inisiyatifler, vatandaşın bir arada olması gerektiğini söyleyen İzci, katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurguladı. Kent Konseylerinin en önemli güçlerinden birinin belediye meclislerine önerge sunmak olduğunu belirten İzci, kent konseyleri ile katılımcı bir belediyecilik için ana karar alıcıların faaliyete geçmesi gerektiğini, aksi durumda yani bütçeye dahil edilmeyen bir kent konseyinin katılımcılığının da etkisizleşeceğini belirtti. 

Kentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları

Kent Hakkı Okulu’nun ikinci dersinde Av. Cüneyd AltıparmakKentli Hakları ve Kentlinin Hak Arama Yolları”nı anlattı. İdare mahkemesi ile idare arasındaki arabulucu kurum olan Ombudsmanlıktan bahseden Altıparmak kurumun vereceği tavsiye kararlarının muhakkak bir yaptırımı olacağını, hak arama yolculuğumuzda bu kurumdan da faydalanabileceğimizi belirtti. Katılımcı bir yönetim anlayışının önemini vurgulayan Altıparmak, vatandaş olarak belediye meclisine öneriler sunabileceğimizi, ombudsmandan alacağımız tavsiye kararını belediye meclisine uygulatabilme gücümüz olduğunu çeşitli örneklerle anlattı. 

Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler

Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin Kent Hakkı Okulu’nun üçüncü dersinde “Kent hakkı, katılım ve yerel yönetimler” başlıklı sunumunda katılımcılığın öneminden ve yerel yönetimlerde katılım mekanizmalarından bahsetti. 

Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri

Dördüncü derste Cihan Uzunçarşılı Baysal, “Dünyadan ve Türkiye’den kent hakkı mücadeleleri”ni örneklerle anlattı. Kentli hakkı mı kent hakkı mı diye sorarak başlayan Baysal, kent hakkının kentteki olanaklara erişme hakkından ibaret, bununla sınırlı bir hak olmadığını belirtti. Lefebvre’nin kent hakkı tanımının antisistem bir hak, radikal bir kavram olduğunu belirten Baysal artık mevcut olanaklara erişmek değil, asi vatandaşlar olarak olanakları yaratmak için mücadele anlamına geldiğini anlattı. Ayrıca Baysal, kent bostanlarının kent hakkı mücadelesinde önemli bir yeri olduğunun altını çizerken Gezi’nin somutlaşmış bir ütopya örneği olduğunu, halkın değiştirme hakkını ve değiştirme hakkını kullanma hakkını kullanması gerekliliğini ifade etti. 

Kent kültürü bağlamında kent hakkı

Ankara’nın unutulmayan belediye başkanı Murat Karayalçın, son dersimizde “Kent kültürü bağlamında kent hakkı” başlıklı konuşmasıyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden deneyimlerini aktardı. Kente karşı işlenen suçlar olduğu halde bu suçların ceza yasalarında karşılığı olmayabildiğini vurgulayan Karayalçın kent hakkının anayasaya konması gerektiğini ve Avrupa Özerklik Şartı’nın önemini vurguladı. İnsanların yaşadığı yer üzerinde söz sahibi olmaları gerektiğini, bunun örneklerini Batıkent, Dikmen Vadisi gibi projelerinden örnekle açıklayan Karayalçın, herkesin kendi kararının sorumluluğunu aldığı, halkın iradesini ortaya koyduğu ve bunu saygıyla karşılayan, katılımcı bir anlayış benimseyen belediyeciliğin mümkün olduğunu belirtti. 

Yerel yönetimler tüm dünyada gittikçe önem kazanan bir yerde konumlanıyor. Değişimin yerelden filizlendiğini de artık biliyoruz. Bu bilgiler ışığında Kent Konseyleri ile birlikte mücadele etmenin önemi de açığa çıkıyor. Kent Hakkı Okulu’nda beş değerli hocamızın anlatımlarının ardından; biz asi vatandaşlar olmaya, katılmaya, söz söyleme hakkımıza sahip çıkmaya kesin karar verdik. Siz komşularımızı da kentine, yaşamına, belediyesine, imar kararına sahip çıkmaya, kent konseyi ve semt meclisleri çatısında hep birlikte mücadeleye davet ediyoruz.