“Çocukların Yaşayabileceği ve Oynayabileceği İyi Bir Mahalle Nedir?” Sorusu

Çocukların hak ve özgürlüklerini destekleyen mahalleler kapsayıcıdır, yürüyüş ve bisiklete binmeyi desteklemek için uygun altyapıyı sağlar. Güvenlidir ve ilginç yerler, her yaş için yapılacak şeyler, doğal oyun alanları içerir. Estetik olarak hoştur ve bir topluluk içerisinde mutlulukla, “bir arada yaşıyorum” duygusunu sağlar. Ayrıca mahalledeki tüm yönetim ve planlama birimleri çocuklar ve gençlerle birlikte düşünür, onlara danışır.  Çocukluk bir kurgudur. Her dönem kendi çocukluğunu yaratır. Bir dönemin siyasi, kültürel, ekonomik yapısı o dönemin çocukluğunu tanımlar, çocukluk pratiklerini oluştur…

Çocukluk pratiklerini oluşturan sadece o dönemin temel özellikleri değil elbette… Aynı dönemde nasıl bir ülkede hangi coğrafyada yaşadığın, hangi iklimde, nasıl bir toplumda hangi karar vericilerle yaşadığın da çocukluk pratiklerinin tamamını etkileyebiliyor.

Yapılan araştırmalar son dönemlerde tüm dünyada özellikle de kentlerde ve orta sınıf yaşam biçimlerinde çocukların dışarıda çok daha az bulunduğunu, yaşadıkları mahallelerde çok daha az bağımsız hareketliliğe sahip olduklarını gösteriyor. 

Dışarıda daha az çocuğun, daha az bağımsız hareketlilikte bulunmasının pek çok sebebi var. Bunlardan biri çalışan ebeveynli hane halkının artan oranı ve çocuklara yönelik bakım ve eğitim gereksinimleri…  Neo-liberal yaşam biçimlerinden muaf olamayan ebeveynlerin yaşantılarının her alanında içselleştirdikleri kaygı ve güvenlik sorunu… Çocukları merkeze almayan, onların gereksinimlerini görmezden gelen yerel yönetimler ve kentsel planlamalar… Otomobil merkezli trafik ve onun verdiği endişe gibi… Tüm bunlar mahalleleri çocukların özgürce takılıp kendi oyunlarını kurdukları, güvende hissettikleri yerler olmaktan çıkarıyor.

Böyle olunca da de en azından bazılarımızın anılarında canlı olan; sokaklarda serbestçe dolaşıldığı, mahallede sokak aralarında oyun oynandığı, okuldan sonra koşarak parkların doldurulduğu, parklarda diğer canlılarla hemhal olunduğu, komşuların, esnafın neredeyse her birinin tanındığı çocukluk geride kalmış gibi görünüyor. Dedim ya en azından kentlerde ve orta sınıf yaşam biçimlerinde…

Halbuki çocukları merkeze alan, onların gereksinimleri gözeten hak ve özgürlüklerine saygı duyan kentler fikri de bu fikirlerin hayata geçmiş örnekleri de var. Önemli olan bunu bir hak olarak kabul etmek ve ‘başka bir yaşam mümkün’ çabasına katkıda bulunmaya kararlı olmak…

Bunlar çocuk haklarına saygılı mahalleler için bazı kriterler. Bu kriterler “çocukların yaşayabileceği ve oynayabileceği iyi bir mahalle nedir?” sorusunun yanıtlarını içeriyor. Her birini mahallemizdeki çocuklarla birlikte tartışacağız ama tartışma için öncelik sizde… Ne dersiniz bu kriterler gerçekten sadece çocuklar için mi? Peki ya yetişkinler? “Yetişkinler için iyi bir mahalle nasıl olur?” sorusunun yanıtları çok mu farklı?

Kentte haklar, kentli hakları, kent hakkı

İnsan hakları açısından değerlendirildiğinde, kentsel mekânda gerçekleştirilen her tür müdahalenin karmaşık tepki ve meşrulaştırma süreçlerine konu olduğu söylenebilir. Bireyin, toplulukların ve toplumun hem belli hakları talep etmeleri, hem yapılan müdahaleler karşısında hak arama mücadelesi vermeleri hem de devletin bu mücadeleler karşısında takındığı tutum arasındaki karmaşık ilişkiler kentsel alandaki toplumsal süreçlerin belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bir yandan müdahalelerin karşısında kitlelerin mücadele dilinin söylemleştirilmesinde, diğer yandan da devletin uluslararası sözleşmeler kapsamında kabul ettiği ve anayasal sistem içerisinde kurumsallaştırdığı haklar manzumesinin devlet ve hükümet siyasaları uyarınca yapılan uygulamaların meşrulaştırılmasında kullanımı konusunda “hak” kavramının etkili olduğu görülmektedir. Yani diğer bir deyişle, kent ve hak kavramlarının gerçek hayattaki ilişkisi dikkate alındığında devletin hem bir engel hem de bir meşrulaştırıcı güç olarak öne çıktığı söylenebilir. Bu gücün hangi tarafının öne çıkacağının belirlenmesinde mekanın etkisi yaşamsaldır. 

Tarih boyunca kentler ile hak kavramı ve hak arama mücadeleleri arasındaki ilişkinin üç aşamadan geçtiği söylenebilir. Birinci aşama kentlerin temel insan haklarının aranması sürecinde bir sahne niteliğini taşıdığı dönemdir. Kenti kent yapan unsurlar henüz hak kavramı ile doğrudan ilişkilenmemiştir. Ancak, Fransız İhtilâli’ndeki Paris gibi bazı kentler bu sahne olma niteliği sebebiyle simgesel bir anlam yüklenmişlerdir. İkinci aşama kentte yaşayan insanlara kentte yaşayabilmeleri için vazgeçilmez olan kente ilişkin hakların tanınmasıdır. Bu aşamada artık temel hak ve hürriyetlerin tek başlarına yeterli olmadığı, kentsel mekândaki unsurlar üzerine var olma savaşı ile birlikte anlam kazandıkları kabul edilmeye başlanmıştır. Üçüncü ve son aşama şehir hakkı tartışmalarının yaşandığı, içinde bulunduğumuz dönemi içerir. Kentlerin yaşamın neredeyse tamamını kapsar hale geldiği günümüzde tüm hak ve hürriyetlerin garanti altına alınabilmesi için kentleri şekillendirme ve kentin insani yanlarının korunması için söz hakkı olması gerektiğinin savunulması bu doğurmuştur. Kentsel mücadelede hak kavramının yeri artık bu dört aşamanın yere ve bağlama özgü bileşimi ile ortaya çıkmaktadır. 

Özellikle de gerçek kentsel sorunların, insanların ve değerlerin tanımlandığı mahalle ve yerel ölçeklerin anlamı büyüktür. Her bir kuşak insan hakkı, kendine özgü bir ölçek tanımına dayanmaktadır. Birinci ve ikinci kuşak insan hakları daha çok uluslararası ve ulusal ölçeklere atıfla evrensel bir hak tanımını getirirken, üçüncü kuşak insan hakları ve şehir hakkı kavramı her ne kadar sınır aşan haklar kavramına dayansalar da, sonuçta yere özgü değerlerin keşfi ve bunun etrafından bir kimlik oluşturma çabasına dayanırlar. Artık, yaşadığımız kente, semte ve mahalleye ilişkin söz söyleme gerekçelerimizi o yeri özgün yapan niteliklerden devşirme çabası öne çıkmaktadır. Yani kentteki haklarımızı, kentli haklarımızı ve şehir hakkımızı savunurken, ayaklarımızı bastığımız yerde bir araya gelme gücü önem kazanmaktadır. Bu da beklenmedik bir şekilde, önümüzdeki yüzyılda her tür teknolojik gelişmeye rağmen hala, mahalle ölçeğindeki insani etkileşimi ve insanca öğrenme dürtülerini hakların arayışı ve savunusunda baş role oturtacak gibi görünüyor. 

Mahalle baskısı

Ayrancı, bence Ankara’nın en güzel semti. Aslında “en güzel semti” demek Ayrancı’yı tam anlatmıyor. Başka çok daha iyi özellikleri var hatta. Mesela yeşil olması, mesela “yakın” olması, mesela “rahat” olması, mesela insanların birbiriyle selamlaşıyor olması…. Bunları “mahalle baskısı” zoruyla söylemediğimden emin olabilirsiniz. Ankara’nın başka semtlerinde de oturdum ve o zaman da hep buna inandım, bunu söyledim.

İnsan olarak ben “Eskiden her şey çok farklıydı, mahalle kültürü vardı, her şey değişti, kimse kimseye selam bile vermez oldu” diye konuşanlardan biri değilim. Böyle konuşanlardan da çok hazzetmem. Eskiden de iyi şeyler vardı, şimdi de iyi şeyler var. Eskiden de mahallede berbat şeyler oluyordu şimdi de oluyor. Örneğin eskiden sürücüler kırmızı ışıkta bile durmazlardı şimdi hiç değilse kırmızı ışıkta durmayı öğrendiler ama hala kimse yaya çizgisinde durmuyor. Mesela Hoşdere Caddesi üzerindeki Türkan Yamantürk İlkokulu hizasındaki yaya çizgisinden geçerken duruyor musunuz? Durmasanız bile yavaşlayıp, acaba “geçmeye hazırlanan bir yaya, bir çocuk var mı” diye etrafa bakıyor musunuz?  Hayır ne duruyorsunuz ne de yavaşlayıp etrafa bakıyorsunuz. Çünkü ben her sabah o çizgiden geçip durakta otobüs bekliyorum. Otobüs gelinceye kadar da geleni geçeni gözetliyorum. Biliyorsunuz otobüsler geç gelir ve çok vakti olur insanın.  Yooo corona yasağım yok. O kadar da yaşlı değilim.     

Bu geleni geçeni gözetleme alışkanlığı tüm mahalleleriyle Ayrancı’da bir hayli yaygın. Bunu da gözetledim… Aslında gözetleme alışkanlığı biliyorsunuz evrensel bir alışkanlık ve tüm milletlerin adeta ata sporu.  Örneğin Almanlar yanlış park eden araçları gözetlerler ve polise bildirirler. İngilizler bahçeden çiçek koparan çocuklara düşmandır, Avusturyalılar sokakta gürültü yapılmasından nefret ederler. Bütün genellemeler gibi bu genellemeler de yanlıştır ama yine de galiba bizim sitedeki teyzelerle amcalarda da biraz Avusturyalılık var.  Sitede bisiklete binen çocuklara gıcıklar. Selamsız sabahsız hemen güvenliğe şikâyet ediyorlar. Yeni taşındığımızda “bisiklete biniyor” şikâyeti üzerine güvenliğin eline düşen yeğeni kurtardığımızda öğrendim bunu. Mahalle bizim ama ev kira. Çocuk bunu anladı da artık bir sorun yaşamıyoruz. 

Gel zaman git zaman 3 günlük alkışlı sağlık çalışanları destek eylemi başladı. Biz yeğenle poğaçaları yaptık, mumları yaktık, 15 dakika önceden balkonda beklemeye başladık. Kocaman kocaman bloklardan bakalım kaç kişi alkış yapacak, kaç kişi eyleme katılacak bunun heyecanı içindeyiz. Bu yeğenin ilk büyük toplumsal eylemi. O katılımdan pek memnun değil ama bence eylem fena olmadı.  

Şimdilerde yeğenle balkon sefamız hala iyi gidiyor. Yeğen, “madem uzaktan eğitim vardı, bizi sabahın köründe neden okula götürüyorlardı” gibi şeyler söylüyor arada. Okul dediği de karşı bina. Ben de mahallenin ağaçlarını, kedilerini, binalarını tüm ayrıntısına kadar gözetliyorum. “Daha iyi tanımaya çalışıyorum” demek daha etik olurdu tabii. Mesela karşı köşede bir koltuk tamircisi varmış, mahalle kahvesi kapanıp müdavimler onun önünde toplaşıp sigara içmeye başlayınca fark ettim. Ayrıca bugün keyfimiz çok yerinde. Karşı taraf çaprazdaki metruk binayı yıkmaya başladılar. Mahallece, emekli büyükelçiler, avukatlar, doktorlar, öğretmenler, sendikacılar, öğrenciler birlik ve beraberlik içinde iş makinası seyrediyoruz. Godart’lı bir açık hava sineması oynatsalar bu kadar mutlu olamazdık. 

Evet, gittikçe sabrımız taşıyor bunların hepsini gözetleyip, polise bildireceğiz. Yeğenle mütemadiyen Almanlaşıyoruz! Başka da ne diyelim, hepinize iyilik sağlık.

* Geçimimi gazetecilik yaparak kazandım ama birkaç yıldır yazı yazmıyorum. Başka bir iş yaptığım için vaktim ve enerjim olmuyor. Arkadaşım Ali Necati Koçak mahalle gazetesinden söz edince heyecanlandım ve yazı yazacağıma söz verdim ancak bir türlü yazamadım. En son aradığında “sana mahalle baskısı yapıyorum” diyerek yazının başlığını bile verdi, artık yazmamak olmazdı. Yıllar sonra ilk yazımla herkese merhaba.   

Small Images & Drop Cap

Do not tell me this a difficult problem. If it were not difficult it would not be a problem. Change and growth take place when a person has risked himself, and dares to become involved in experimenting with his own life. You do not know what you cannot do.Devamını oku

Medium Tiles Gallery Example

You cannot cross the sea merely by standing and staring at the water. Do not let yourself indulge in vain wishes. Only a mediocre person is always at his best.

Believing is one thing, doing another.

Simple Portfolio Post with Fullwidth Images

The people who get on in this world are the people who get up and look for the circumstances they want, and, if they cannot find them, make them. In times of stress, be bold and valiant. If you disregard this advice, you will be halfway there. Imagine you only have one year to live. If you cannot do great things, do small things in a great way.Devamını oku

Narrow Post with custom excerpt

He who has begun his task has half done it. Never be bullied into silence. Never allow yourself to be made a victim. Accept no ones definition of your life, but define yourself. An objective without a plan is a dream. Begin difficult things while they are easy.Devamını oku