“Ayrancılıyım” demeden önce…
2026 yılının Mart ayında Ankara’ya geleli tam 59 yıl doldu. Demek ki tam Başkentli olmuşuz artık. Demografi ile uğraşanların sık sık söylediğine göre “Buralıyım” diyebilmek için, üç kuşağın o yerde yaşaması gerekirmiş. Öyleyse ben “Ayrancılıyım” demeden önce “Ankaralıyım” derim; çünkü üç kuşak bireyleri olarak buradayız. Nüfus kayıtlarımızı da Samsun’dan buraya aldık. Ailemin bürokratik işleri için çok kolaylık sağladı bu kayıt aktarımı.
Başkente gelen her memurun yaptığı gibi çalışma yerimize pek uzak olmayan bir yerden bir ev kiralayıp taşradan kente geçiş aşaması yaşamıştık. Bankaya ev sahibinin hesabına yatırdığım kira, onun aylık kredi borcundan daha fazlaydı. İkinci ay ödemeyi yaparken bilenlere danıştım ve ben de yeni bir ev satın almak için kredi borçlanmasına giriştim. Zaten bu işleri yapmakla görevli bir banka o zaman da vardı. Taşrada biriktirdiğim 12.500 lirayı yatırıp hiç faiz almazsam, ikinci yılın sonunda bana kendi paramla birlikte 50.000 lira verecek ve ben bunu 20 yılda taksitle ödeyecektim. Bu paraya küçük bir daire alınabilirdi; ama, biraz daha borca girerek klasik bir başkent memuru sıkıntısı yaşayıp biraz daha eli yüzü düzgün bir daireye sahip olabilirdik.
Ayrancı’ya geliş
Okurlar arasındaki gençler “Ayrancı’ya gel amca, neler anlatıyorsun” diyebilirler. Oysa bunlar, “Ayrancılı olmanın 101’i ” her Ayrancılı bu dersi verip geçti. Uzatmayayım, iki yıl sonra bankamızdan bir yazı geldi. “Süreniz tamam, ev bakabilirsiniz” diye.
İşyerimizde bir ağabeyimiz vardı; beni hiç bilmediğim bir semte yönlendirdi. “Çok yeni inşaat var oralarda; bizim ev Aşağı Ayrancı’da, sen yukarlardan bak” diyerek benim Hoşdere tarafına gitmemi söyledi rahmetli. Biz de 5 yaşındaki kızımızı bir komşuya bıraktık, atladık bir Aydınlıkevler-Aşağı Ayrancı dolmuşuna. Binerken iki büklüm, inerken en az iki kişiyi rahatsız ederek inilen steyşın dolmuşla bilmediğimiz bir semte doğru yol aldık.

Galiba Yeşilyurt sokağın başıydı, bakınarak gidiyoruz. O evleri şimdi tek tek anımsıyorum. Daha sonra evleri birbirimize tarif ederken “Hani canım, bekçi namazdan yeni kalkmıştı” ya da “Salon küçüktü; ama şömine vardı, şömine” gibi tanımlamalar. Böylece o zamanki İnzibat Karakolu’nun, şimdiki ANT Başkanlığı binasının önüne gelmişiz ama adını “Hoşdere Sokağı” olarak öğrendiğimiz yere geçmemizde sorun var. Kuzgun adlı sokaktan ince ince sular akıyor. “Acaba Hoşdere, adını bu sudan mı almış” diye düşünüyoruz. Benim ayakkabı su geçişini başarır; ama eşimin sudan biraz yükselmesi gerek. Sağdan soldan iri taşlar buldum, üç beş tane zıplama yolu oluşturdum, yokuşu çıkarken sadece çamurla karşılaştık, düşmeden toprak yolun sonunu bulduk.
Yokuşun (Eski Örgü, yeni Sabahattin Tuncer Sokağı) Hoşdere ile kesiştiği yerde çok yeni bir inşaat vardı. Yoldan binaya girince; bugünkü eczaneden geçerek bizim yatak odasından salonumuza kadar yürünebiliyordu. Mal sahibi Rahmetli Cemal Mormana ve Müteahhit Hüseyin Kozoğlu oradalar. Odalar bölünmemiş ama beton kirişlerden ve sütunlardan neyin nerede olduğu anlaşılıyor. Durumumuzu anlattık, koşulları söylememize gerek bile kalmadı. O işlerin bürokratik akışını su gibi biliyorlar. Ev çok hoşumuza gitti; apartman giriş katında ama arka cepheden üçüncü kat, Çankaya sırtlarını görüyor. Cemal Bey 80 binden söz açınca biraz keyfimiz kaçtı, 15-20 bin için eş-dost zorlanır; ama 30 biraz olanaksızdı bizim için.
“Hiç kimseden para isteyecek durum yok, aileler kendilerini ancak yönetiyorlar, eşim de ben de aylıkla bütçeyi denkleştireceğiz” deyince, adamcağız “Mademki siz bu yaşta böyle bir girişimde bulunuyorsunuz, ben 77 bine inerim. Bankadaki 50 bini Hüseyin Usta alacak zaten 7 bin için de 7 tane senet düzenleriz, bu işi tatlıya bağlayalım” dedi. Kabul ettik, ertesi gün sözleşme düzenlemek üzere anlaştık. “Evimiz Gençlik Caddesi’nde, yürüyerek nasıl gideriz” diye sorduk. Sevinçten uçuyoruz, önce Meclis duvarını bulduk, aşağıya döndük Ömür sokağın sonunda MAS Garajı varmış, ünlü bir otobüs firmasıydı o zamanlar. Şehir dışı olarak kalkış yeri orasıymış (Bugünkü Cemal Süreya Parkı) sağa döndük Meclis’e doğru, gerisini bilemiyorum; çünkü eşimle söyleşerek inşaatı bitirdik evi bile yerleştirdik. Dolmuş 50 kuruştu; ama bu konuşma lezzetini dolmuşta bulamazdık ki…

Bir şeyi söylemeden geçmek istemiyorum. Müteahhit Hüseyin Usta’nın bürosu Sakarya Caddesi’ndeydi. Sözleşmeyi o söyledi ben yazdım. Cümlelere dikkat ettim hiç sandığım gibi değil; yanlışlık, anlamsızlık, anlaşılmazlık yok. Sonra işi çözdüm; önceden yazılmış bir sözleşmeden okuyordu Hüseyin Bey, adresi isimleri benimle birlikte dolduruyordu. Yapılacak işler bölümündeki bir nokta çok tuhafıma gitmişti: “Mutfaktaki ZUNGEÇ marka otomat banyo ile irtibatlı olacaktır”. Karadenizli olan Hüseyin Bey’e bu Zungeç markasını en az üç kez yinelettim ve dediği gibi not aldım. Hemen yakınımızda olan Ormancılar Derneği‘nde sözleşmeyi kendim daktilo edip; satan, alan, tanık olarak gereken imzaları attık.
Fakat aklım takıldı Zungeç markasına. O konuda geniş bir bilgim yoktu; ama sanırım yeni bir Alman markasıydı. Çok övüyordu ustamız. Evin su düzeni yapıldıktan sonra mutfakta beni sevindiren bir marka ile karşılaştım: JUNKERS. Ustam Karadeniz aksanıyla bana ZUNGEÇ olarak yazdırmıştı. O günlerde bizim apartman baştan sona bu marka ile döşenmişti; ama bu Zungeç kimsenin başını ağrıtmadı. İnanır mısınız dairelerden birinde 59 yıl sonra, halâ memesi doğalgaza dönüştürülmüş bir ısıtıcı var, daire boş kullanılmıyor. Biz de –çok eski diye– bu aygıtın kullanılmasına izin vermiyoruz.


Ayrancı’da yaşam
Hoşdere sokakken, arada bir geçen dolmuşlar ve çok seyrek geçen EGO otobüsleri vardı. Ulus’tan kalkan otobüs, gün boyu evini özlemiş, filelerini hâlden doldurmuş yorgun kiracı ve kat maliklerini duraklara bırakırdı. Durakların adı yolcu ve sürücü işbirliğiyle konulmuş olacak ki; Meclis duvarından Hoşdere’ye dönünce ilk durağın adı “Apartmanlar”dı. Ayrancım gazetemize konu olan bu üç apartman, boylarının uzunluğu ile adlarını kazımışlardı. Çankaya’ya çıkarken ikinci durağın isim babası “Renk” apartmanıydı. Bugünkü Güven Yufka’nın alt yanında.

Muhtarımız Sezai Bey –biraz abartılı söylersek– 2 metre boyunda ve imzasını kullandığı kâğıdın sol başından sağ ucuna kadar uzatan sevimli bir adamdı. Selimiye ve Hoşdere’nin kesiştiği yerde, şimdiki BİM’in yerinde bulunan tek katlı mavi boyalı ahşap dükkânı muhtar da ofis olarak kullanırdı. Dükkân sahibi Mecit Bey’in raflarında her türlü yiyecek içecek hattâ mum ve lamba şişesi bile bulunurdu.
Nazilli’nin Hoşdere ile birleştiği yerde ömrü çok kısa süren bir postane açıldı. Tanıtıcı hiçbir levha yazı falan yoktu. Mektup ve havale işlemlerini belki bir hafta on gün oradan yaptık. Tam Aziz Nesin’lik bir durumdu; posta görevlisi kadın evinde telefonu olan komşulardan birine rica ederek Genel Müdürlüğe isteklerini telefonla iletirdi. Çünkü postaneye telefon henüz bağlanmamıştı. Daha sonra Aşağı Ayrancı’ya açılan PTT, hepimizi sevindirdi.
Ev kiraları 400-600 lira arasındaydı. Yurtdışından gelen bir yakın arkadaşıma bizim oralardan kiralık ev arıyorduk. Çankaya’ya doğru yürürken görünüşü çok değişik iki katlı bir evle karşılaştık. Bahçede çalışmakta olan bahçıvana kiralık yer konusunda danıştık. “Tam yerine geldiniz bizim buranın alt katı boş ve kiralık” deyince sevincimizi sonlayan sözlerle cümlesini tamamladı bahçıvan: “Ama, kirası 2.500 lira” dedi. Aç dursak bile bizlerin mühendis aylığının çok üstünde bir miktardı. Sonradan Ayrancım gazetesinde de adı geçen “Gemi Ev” burasıymış meğer. Biz yolumuzu değiştirdik ve arkadaşımıza Kuzgun Sokak’tan 600 liraya güzel bir yer kiraladık.
Ayrancı’yı sevdik
Dolmuşlar, Kızılay’da şimdi belediye ait bir binanın o zaman boş olan arsasından kalkardı. Dikmen, Ayrancı ve Keklik yolcuları çok düzgün kuyruklarla sıralarını beklerdi. Şoför yardımcısı gençler, çalışma saati bitiminde “Mas’tan geçer Ayranziiiyaaa” diye bağırınca bizim gibi yeni yolcular “Mas”ı , “Mars” anlar garipserdik.
Ayrancı’yı sevdik, komşuların kesinlikle yarıdan fazlası aynı bankanın kredi borçlu müşterisiydi. Birbirimizi tanımasak da aynı tavanın balıkları ya da bir deyimle “Turhallı hep bir hallı”ydık. Ulus alışverişiyle dolu filelerin evlere ulaştırılması tüm yorgunlukları alıyor; 20 yıllık borcu henüz ödemeye başlamadan bile borç hafiflemeye başlıyordu.
Ayrancılı olabilmenin mutlu günlerine tüm komşuların en kısa sürede kavuşmasını, oluşan ve oluşabilecek sorunların en kolay yollardan çözümlenmesini dilerim.





