Öğrenciler kentte yaşıyor ama kente katılamıyor

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 5,8 milyon ön lisans ve lisans öğrencisi bulunuyor. GSB’ye bağlı devlet yurtlarının kapasitesi yaklaşık 1 milyon yatakla sınırlı kalıyor. Ankara’da 312 binden fazla üniversite öğrencisi bulunuyor. Artan kira fiyatları ve sınırlı yurt kapasitesi, öğrencilerin barınma tercihlerini doğrudan etkiliyor.

Bu tablo, öğrencilerin farklı yaşam deneyimlerinde karşılık buluyor.

“Kendimi Ankara’nın bir parçası gibi hissedemiyorum”

Gazetecilik Bölümü 2. sınıf öğrencisi E.İ., Gölbaşı’ndaki KYK yurdundan her gün Cebeci Kampüsü’ne gidip geldiğini söylüyor. Ulaşımda geçirdiği sürenin günlük yaşamını etkilediğini belirten E.İ., yurt kuralları nedeniyle bazı sosyal etkinliklerden erken ayrılmak zorunda kaldığını anlatıyor.

“Üniversitedeki ya da kent merkezindeki etkinliklerden en geç saat dokuzda ayrılmam gerekiyor. Günle bağım erken kopuyor. Bu yüzden kendimi Ankara’nın bir parçası gibi hissedemiyorum.”

“Çalışmak artık tercih değil, zorunluluk”

Gazetecilik Bölümü 3. sınıf öğrencisi R.O. iki buçuk yıl devlet yurdunda kaldıktan sonra arkadaşlarıyla eve çıktığını anlatıyor. Eve çıkan öğrenciler için ekonomik yükün arttığını belirten R.O., burs ve aile desteğinin tek başına yeterli olmadığını söylüyor.

“Burslarla geçinmek imkânsız. Özellikle eve çıkan öğrenciler için çalışmak artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.”

“Ailem geç saatlere kalmama çok sıcak bakmıyor”

Gazetecilik Bölümü 2. sınıf öğrencisi S.T. ise ailesiyle birlikte yaşıyor. Barınma maliyeti açısından avantajlı görünse de aile yanında yaşamanın öğrencilik deneyimini farklı biçimlerde etkilediğini ifade ediyor.

“Ailem geç saatlere kalmama çok sıcak bakmıyor. Bu yüzden sosyal etkinliklere katılırken bazı sınırlamalarla karşılaşabiliyorum.”

Kentte yaşamak neden kente katılmak anlamına gelmiyor?

Görüşülen öğrenciler farklı koşullarda yaşasa da benzer sorunlarla karşılaşıyor. Barınma sorunu yalnızca öğrencilerin nerede yaşadığıyla sınırlı kalmıyor; kent yaşamına katılımı da etkiliyor. Uzun ulaşım süreleri, yükselen yaşam maliyetleri ve kent merkezinden uzaklaşma, öğrencilerin sosyal ve kültürel yaşama katılımını zorlaştırıyor.

Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi de bu değerlendirmeyi destekliyor. Odaya göre artan konut ve kira maliyetleri öğrencileri kent merkezinden uzaklaştırırken, kampüslere, kamusal alanlara ve kültürel etkinliklere erişimi de güçleştiriyor.

“Yolculuk sürelerinin uzamasıyla öğrenciler ders dışındaki vaktini kütüphanede, tiyatro salonunda, sivil toplum faaliyetinde veya bir parkta geçirmek yerine ulaşımda tüketir. Dolayısıyla kentsel yaşama katılım zorlaşmaktadır.”

Oda, yaşanan durumu yalnızca bir barınma sorunu olarak değil, öğrencilerin kent olanaklarına eşit erişimini etkileyen çok boyutlu bir sorun olarak değerlendiriyor.

Öğrenciler için nasıl bir kent mümkün?

Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’ne göre öğrenci barınma sorununun çözümünde mevcut kentsel envanterin daha verimli kullanılması ve kurumlar arasında iş birliğinin güçlendirilmesi gerekiyor. Oda, mülkiyeti belediyeye ait ancak atıl durumda bulunan yapıların öğrenci konukevlerine dönüştürülmesini ve kira desteği gibi alternatif politikaların uygulanmasını öneriyor.

Odaya göre öğrencilerin kentle bağ kurabilmesi için yalnızca barınma olanağı yeterli değil. Kampüslere, kamusal alanlara ve sosyal yaşama erişimin kolaylaştırılması, ulaşım politikalarının da bu doğrultuda ele alınması gerekiyor.

Ankara’da görüşülen öğrencilerin deneyimleri de barınma sorununun yalnızca bir konut meselesi olmadığını gösteriyor. Farklı koşullarda yaşasalar da öğrencilerin ortak noktası aynı: Kentte yaşıyorlar ancak kentin sunduğu olanaklara eşit biçimde erişemiyorlar.

Araba mekanları yayalar tarafından işgal edilirse…

Kentsel yaşam kalitesi, kentsel sorunların artmasıyla ters orantılı olarak düşüşe geçmiştir. Nüfus ve araç sayısı arttıkça, yaya alanları, park ve bahçeler azalmaya başlamıştır. Kentleşmenin beraberinde getirdiği sorunlara yaratıcı çözümler üretmek artık zorunludur. Özellikle yerel yönetimlerin sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde yaptığı çalışmalar kentsel çözümlere örnektir. Bu çalışmalardan biri “Ekim ayında, ‘Sokaklar Dönüşüyor’ projesi kapsamında Global Designing Cities Initiative ve SUPERPOOL danışmanlığında, Avcılar Belediyesi ve Marmara Belediyeler Birliği ile gerçekleştirdiğimiz ilk projemizde, Türkiye’nin en kalabalık okulu olan Leyla Bayram İlköğretim Okulu’nu çevreleyen atıl otoparkı güvenli ve eğlenceli bir oyun alanına dönüştürdük!” şeklinde duyuruldu. Biz de bu çalışmanın tasarımcısı ve uygulayıcı Tabure Kentsel Tasarım Stüdyosu (KTS) tanışma fırsatı bulduk. Tabure KTS bir tasarım ekibi hepsi mimar olan Fatih Kala, Zeynep Aybala Tümer ve Mervan Önen’den oluşan yeni bir ekip ve birlikte kent için oldukça anlamlı ve motive edici bir işe imza atıyorlar. Biz de Fatih Kala ile röportaj yaparak Tabure KTS ve projenin detaylarını sizlerle paylaşmak istedik. 

Tabure Kentsel Tasarım Stüdyosu (KTS) – Fatih Kala

Sokaklar Dönüşüyor Projesi, Marmara Belediyeler Birliği çatısı altında yürütülen birkaç projeden biri. Avcılar Belediyesi de bu projeyi uygulayan belediyelerden biri olarak tasarım ekibine ihtiyaç duyuyor ve böylece Ekip projeye dahil oluyor.

Çalışmalarını taktiksel kentleşme yöntemiyle yaptığını söyleyen Tabure KTS, taktiksel kentleşmeyi; düşük bütçeli, boyaların kullanıldığı bu sayede araba mekanlarının yaya mekanlarına dönüştürüldüğü bir yöntem olarak anlatıyor. 

Taktiksel kentleşmenin başlangıcı araba odaklı kentlerde yayaların kendi isyanından dolayı ortaya çıkan, yere boyayla bir yaya geçidi çizip orada bir yaya geçidi oluşturup araba mekanlarının yayalar tarafından işgal edilmesi gibi bir süreçten doğuyor. Zamanla farklı kuruluşlar bununla ilgileniyor, bunda bir potansiyel görüp yaya mekanlarını nasıl arttırabiliriz üzerine daha organizeleşmiş bir hale büründürüyor. Her ne kadar alışılmış hali bir belediye ile yapılmıyor olsa da Avcılar Belediyesi, bu çalışmayı yapmayı tercih etmiş belediyelerden biri. 

Türkiye’nin en kalabalık okulu olan Leyla Bayram İlköğretim Okulu’nu çevreleyen atıl otopark.

Sokaklar Dönüşüyor’ projesi kapsamında Leyla Bayram İlköğretim Okulu’nu çevreleyen atıl otopark güvenli bir oyun alanına dönüştürüldü.

Fatih Kala süreci şöyle anlatıyor: “Yapılan proje aslında iki basamaklı oluyor. Bu prova projesiydi. Önce belediye bu alanlarda veri tutuyor. O yerden geçen yaya sayısı, araba sayısı, ihtiyaç duyulan hizmetler belirleniyor. Sonra biz boyalarla ve elimizdeki malzemelerle bir şey satın almaya ihtiyaç olmadan orayı bir yaya bölgesi yapıyoruz. Daha sonra belediye devreye giriyor.  Boyanan yeri mesela zemini yükseltiyor ve parke taşları geliyor. Duba koyulan yerlere delinatör yerleştirerek orayı kalıcı hale getiriyor.

Mike Lydon tarafından uzun vadeli fayda için kısa vadeli aksiyon şeklinde tanımlanan taktiksel kentleşmenin daha resmi bir tanımı: “taktiksel şehircilik, mahalle yapılaşmalarında uzun vadeli değişimi hızlandırmak için kısa vadeli, düşük maliyetli ve ölçeklenebilir müdahaleler kullanan ve şehir, organizasyon ve/veya vatandaş öncülüğünde gerçekleştirilen bir yaklaşımdır”  şeklinde yapılıyor.

Maliyeti düşük yoruculuğu az olan taktiksel kentleşme dünya literatüründe de karşımıza çıkıyor. Özellikle günümüzde yayalaştırmanın iyi örneklerinden biri olan Times meydanı bu çalışmaya örnek verilebilir. Meydan ilk olarak 2009 yılında New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg‘in her gün Times Meydanı’ndan geçen 400.000’den fazla yayaya ek alan sağlama girişiminin bir parçası olarak trafiğe kapatıldı; o zamandan beri meydanda trafikle ilgili yaralanmalarda %33’lük bir azalma görüldü ve o zamandan 2016 yılına kadar yapılan tasarım çalışmalarıyla meydan günümüzdeki halini aldı. 

Fatih Kala da, aslında çok küçük bir müdahalenin bile kent sakinlerince hemen benimsenebileceğini dolayısıyla denemeye değer bir uygulama olduğunu söylüyor. Küçük bir müdahaleye örnek ise sokak zeminine boyayla oyun alanı yapmak yani insanların zihninde bir mekan yaratmasına yardımcı olmak. Bir yere tabure koyarsınız ve orası kamusal bir alan olur. Bu sözleriyle Tabure KTS’nin adının buradan geldiğini öğrenmiş oluyoruz.

Geleceği yeniden düşünmek, kent için bir şeyler yapmak artık hepimizin sorumluluğu olmuş durumda. Biz de Ayrancım Gazetesi olarak semtle birlikte geleceği yeniden düşünmeye çağrı yaparken Tabure KTS’ninki gibi çalışmaların bizlere örnek olmasını, yol göstermesini diliyoruz. 

Cinnah’ın ağaç heykelleri

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü proje çerçevesinde Cinnah Caddesi üzerinde kurumuş durumda olan Doğu Çınarı türündeki dört ağaç, heykeltıraş sanatçıları tarafından işlenerek sanat eseri haline getiriliyor. Tamamlanmak üzere olan eserler pek yakında kentlinin göz zevkine sunulacak. Projeyi alan Avrasya Sanat firması yaptıkları çalışmanın ilk olmadığını, belediye binası önünde kurumuş olan ağaçlara benzer motifler verdiklerini belirtti. Söz konusu ağaçlarda Anadolu Parsı, sincap, ayı ve kadın eli figürlerini tamamlamak üzere olan sanatçılar, özellikle türünün yetmişli yılların başında vurularak yok edildiği Anadolu Parsı ile Başkan Mansur Yavaş’ın kadın karşı şiddeti vurgulamak için özellikle rica ettiği kadın eli heykeline dikkat çektiler. Sanatçılar toplum için sanat yaptıklarını ve bu güzel çalışmanın Türkiye’de ne yazık ki tek olduğunu ve diğer kentlerde de başlatılmasının önemini vurguladılar. 

Ölen ağaçların sokağa taşan bir sanat eserine dönüşmesinin olumlu yanı bir tarafa yüzyıllarca yaşayabilen ulu çınarların henüz 70 yaşlarında iken neden kurudukları da ayrı bir sorun. 

Dileğimiz ağaçların çevresinin beton ve asfalttan arındırılıp köklerinin hava ve suya kavuşmasının sağlanması ve aydınlatma için ağaçlara takılan lambaların dalları boğan kelepçelerinden bir an önce kurtarılması olacaktır. Cinnah Caddesi üzerinde koruma tescili bulunan çınar ağaçlarımızın Ankara’da hak ettiği değere kavuşmasını talep ediyoruz.