Ayrancı semtinin kuşları-4

Ayrancı semtinin kuşlarında bu ay saksağan, leş kargası ve serçe var.

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Ayrancı semtinin kuşlarında bu ay saksağan, leş kargası ve serçe var.  Önümüzdeki ay ise semtimizde görülebilecek kuşlardan olan saka ve bülbülü, kafes kuşçuluğu fanatiklerinin perspektifinden anlatacağım.

Bu sayının kuşları:

Leş Kargası

Leş kargası (Corvus corone)

Kargagiller ailesinden bir başka kuş türü olan leş kargası, batı Avrupa ve doğu Asya’da bulunur. Baş, boyun ve göğsünün üst kısmı siyah, ense, sırt ve karnı gri renktedir. Uçarken akrobatik performans sergiler. Saksağan gibi, leş kargası da bilimsel deneylerle yüksek zekaya sahip olduğu kanıtlanmış türlerden biridir. Davranış biyologları zaten kargalara “Kanatlı primatlar” demektedir. Hemen hemen herşeyi yer; solucandan keneye kadar çeşitli hayvanlar, leşler, tohumlar, meyveler ve gıda artıklarıyla beslenir. 

Ayrancı semtinin sokaklarında onu kedi maması kaplarının etrafında görebilirsiniz. Yuva yapmayıp yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakan, bu nedenle de “yuva paraziti” olarak tanımlanan tepeli gugukkuşunun iki numaralı yuva tercihi leş kargasınınkidir; birinci tercihi saksağan yuvasıdır. Leş kargası, Danimarka’ya bağlı Faroe adalarının folklöründe yer alır. İnanışa göre, bir bakire kadın, 2 Şubat sabahı (Hristiyanların Candlemas olarak adlandırdıkları gün) bir leş kargasına önce bir taş, sonra bir kemik sonra da bir tutam torf toprağı attığında, leş kargası denize doğru uçarsa, kadın bir yabancı ile evlenecek demektir. Leş kargası uçup bir eve ya da tarlaya konarsa, kadın o yöreden biriyle evlenecektir ama kuş hiç uçmazsa, bu, kadın hiç evlenemeyecek anlamına gelir.

Ev Serçesi (Foto: David Chapman)

Ev Serçesi (Passer domesticus)

Ötücü kuşlar takımınında yer alan serçe en aşina olduğumuz kuşların başında geliyor. Bilimsel adındaki Passer, Latince “küçük” demek, domesticus ise “ev” anlamına geliyor. Ev serçesinin anavatanı Avrasya ve Kuzey Afrika’dır. Güney Amerika dışında dünyanın hemen her yerine götürülmüştür. İlk kez 1852’de New York’un Brooklyn semtinde bir mezarlığa getirilen ev serçesi, yüz yıl geçmeden bütün kıtaya yayılmış. 

Erkeği ve dişisi birbirlerinden kolayca ayırdedilir; erkeklerin siyah bir önlüğü, yan tarafları kestane rengi olan gri bir tacı ve beyaz yanakları vardır. Koloniler halinde yuva yapan sosyal kuşlardır; yemlenme, tüneme, kum ve su banyosu gibi aktiviteleri gruplar halinde gerçekleştirirler. Üreme sezonu boyunca çok sık çiftleşirler; bu nedenle geçmişi Roma dönemine kadar uzanan, yumurtalarının afrodizyak etkisine sahip olduğu yönünde yanlış bir kanı vardır. Serçeler, yine bu özelliklerinden dolayı antik Yunan’da “şehvete düşkün” olarak tanımlanıp, aşk tanrıçası Afrodit ile özdeşleştirilmiş. Bu türde dişiler baskın yapıdadır; üreme döneminde erkek bireyler için kavgaya tutuştukları olur. Genellikle tek eşlidirler ancak bilimsel çalışmalar, dişinin de erkeğin de kaçamaklar yaptığını tespit etmiş. İngilizce’de “hedefe odaklan” anlamında “gözünü serçeden ayırma” deyimi kullanılır.

Saksağan (Foto: Ahmet Karataş)

Saksağan (Pica pica)

Ötücü kuşlar takımının kargagiller ailesine ait bir kuştur. Oldukça iri olan bu kuş, menekşe, parlak yeşil ve siyah-beyaz renkleri ile uzun kuyruğuyla hemen ayırdedilir. Üreme dönemi dışında sosyal bir kuştur; beslenme zamanlarında birlikte yiyecek ararlar. Bölgelerini diğer türlerden birlikte korurlar. 

Dünyanın en zeki hayvanları arasında yer alır. Aynadaki görüntünün kendisine ait olduğunun ayrımına varan, nadir sayıda “memeli olmayan” türlerden biridir. Doğu Asya kültüründe şans getirdiği inancı vardır. Kore’nin ulusal sembollerinden biridir; Seongnam FC adlı futbol takımının amblemidir. Saksağan, hırsızlıkla anılan bir kuştur; çevresinde gördüğü parlak ve metal eşyaları çalarak yuvasına götürür. Gioachino Rossini’nin “Hırsız Saksağan” adlı operası, bir saksağanın gümüş bir kaşık çalmasıyla başlayan ve baş kahramanı hırsızlıktan idam edilme noktasına kadar sürükleyen bir dizi olayı anlatır (Neyse ki opera mutlu sonla bitiyor.) Son olarak, saksağan denince akla ilk gelen “dam üstünde saksağan vur beline kazmayı” deyimine değinelim. Bazı kaynaklara göre bu deyimin aslı: “dal üstünde saksağan, vur beline baltayı”dır. Baltayı vurduğumuz yer ise saksağanın beli değil; ağacın gövdesi. Bu deyim aslında, “bir kötülüğü önlemek için fedakarlık yapmak gerekir” anlamına geliyor. Saksağan, ağaçlara yuvalayan ve üreme döneminde oldukça gürültü yapan bir kuş. Deyim aslında, saksağan kuşunun yuvalayıp çoğalmasını önlemek için, “dalda saksağan mı gördün, ormanı korumak için ağacı feda et.” diyor. Ancak bir şekilde dal, dam kelimesine dönüşmüş; balta da kazma olmuş. Bugün de artık konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan yersiz, saçma bir söz duyduğumuzda “dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” diyoruz. 

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir