Emektar yorgancı İlyas Kantarcı anlatıyor: Pamuk ve yünden vazgeçmeyin

Elyaf yorganla yatan sabah kavga etmek için uyanıyor. Sonuçta petrol artığı ve vücudunuzu statik elektrikle yüklüyor. Pamuk öyle değil, yün öyle değil, dinlenmenizi sağlıyor.

Yazar Hakkında

alinecatikocak@gmail.com | + Yazarın diğer yazıları

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Elyafla yatan sabah kavga etmek için uyanıyor

İlyas Kantarcı, Yeşilyurt Sokağı 38/B adresinde Kardeşler Yorganevi’nin sahibi. Uzun zamandır Ayrancının en eski esnaflarından birisi ve yorgancılık yapıyor. Onunla hem mesleği hem de Ayrancı’nın eskiden bugüne geçirdiği dönüşümle ilgili keyifli bir konuşma yaptık.

Ali Necati Koçak
İlyas Kantarcı 1971’den beri Ayrancı’da

İlyas bey biraz kendiniz tanıtır mısınız, kaç yaşınızdasınız, ne zamandır buradasınız?

1971’de Ankara’ya ve Ayrancı semtine geldim. O zamanki Kıbrıs Talebe Yurdu’nun altındaki dükkanda çalışmaya başladık. Daha sonra buraya geldik. Ama bu dönemler içerisinde çıraklığım, ustalığım, kalfalığım bu semtte geçti, çocukluğum da bu dönemde geçti. Çünkü 11 yaşımda buraya gelmiştim. 

Babamın Ankara’ya gelişi daha eski, 1960’lara dayanır. Babam seyyardı. Hiç rastladınız mı bilmiyorum, elinde bir tane yay var, onunla seyyar hallaçcılık yapıyordu. Eskiden pamuk ve yün kullanımı evlerde çok yaygın olduğu için evlerde de  çalışabilme imkanları vardı. O şekilde evlerde çalışıyordu babam. Daha sonra Kıbrıs Talebe Yurdu’nun altındaki dükkanı devraldılar. Aldıktan sonra Trabzon Maçka’dan köyden kardeşlerimle birlikte bizi de getirdiler. 3 kardeş başladık. Bir tanesi askerden yeni gelmişti, bir tanesi askere gidecekti ben de 11 yaşındaydım ilkokul bitmişti, çırak olarak başladım. Ondan beri bu semtteyim.

İlk geldiğinizde nasıldı buralar?

Yeşilyurt Sokağı’nda bulunduğumuz bu yer boş arsaydı. Köşede küçük bir market vardı, onun arkasında iki katlı küçük bir bina vardı. Onun arkasında da gecekondu vardı, biz orada oturuyorduk. 

Köşede Kıbrıs Talebe Yurdu vardı, altında köşede yorgancı olarak biz vardık, yanında camcı Hasan abi vardı, muhtarımız Seviye hanımın babası. Onun yanında pastane, et ve balık kurumu, fotoğrafçı ve berber vardı. Yanında tesisatçımız vardı, onun hemen yanında kundura tamircisi Sırrı ustamız vardı. İçeride yurdun içerisinde lokantacı vardı. Çok güzel bir mahalleydi. İnanılmaz derecede güven veren, huzur veren bir mahalleydi. Burası aynı zamanda Tunalı Hilmi’nin alternatifiydi. Gaziosmanpaşa’dan biri “ben orada işimi hallederim” güveniyle gelirdi ve işlerini halleder giderdi.

Kıbrıs Talebe Yurdu’nun da buraya vermiş olduğu bir hareket vardı. Kıbrıslılara bir hayranlık vardı insanlarda, onlardan bir kelime İngilizce öğrenmek için gelip gidiyordular. Yurdun altında pastane vardı, orada oturulurdu. Onlar bizden daha rahattılar. Bizim bugün yaşadığımız rahatlığı onlar o gün yaşıyordu. 1971-72’lerde şortla sokakta gezebilmek herkesin harcı değildi. Mahalleli birçok şeyi onlardan gördü, öğrendi. 

Semtimizin bir güzelliği de bizi yetiştirmesi oldu. Ben başka semtte esnaf olsaydım bu kadar ufkum açık olmayabilirdi. Çocuklarıma bu kadar yatırım yapmayabilirdim, liseyi bitirin sizi evlendireyim derdim. Ama şimdi hepsi okudu, çok şükür elinde işi var, saygın konumdalar. 

O yıllarda mahallenin ulaşımı nasıldı? 

Yeşilyurt’un köşesindeki Migros’un olduğu yerde otobüs durağı vardı. Otobüs oradan yukarıya kadar çıkıyordu. Fırının orası dere yatağıydı, oradan ötesi yoktu. O dere yatağı Turizm Sitesi’ne kadar giderdi. 

O akan dere hoş dere miydi? Eski haritalarda öyle görünüyor.

Hoş dereye aitti. Orada mübalağa etmeyeyim de 5-6 metre derinliğinde bir kanal vardı. Oradan akan su gelip fırının önünde sıfırlanıyordu. Oradan sonra yayılıp gidiyordu. 

Oradan yukarıya sokak yoktu, Refik Belendir sonradan oluştu, Mesnevi’nin devamı yoktu, polis evine kadar hiçbir şey yoktu. Harp okulunun su deposunun oradan Dikmen’e doğru gidiliyordu. 1977’de Sokullu’ya askeriyenin içinden gidiliyordu. Dikmen’in yolu yoktu.

Ayrancı’nın benim bildiğim en az on tane pastanesi vardı o dönemde. Yeşilyurt’un köşesinden Güneş Sokağa kadar 3 tane pastane vardı. Güvenlik caddesini, Kuzgun sokağı, yukarı Ayrancı’yı hiç saymıyorum. Ayrancı’da böyle de bir kültürümüz vardı, şimdi yok. Neden? Çünkü çok yaşlandı semtimiz. 

Herkes eskinin komşuluğunu arıyor galiba?

Eski komşuluklar Dikmen’de nasılsa, burada da aynıydı diğer yerlerde de aynıydı. Burası kültür bakımından yüksek düzeyde olduğu için burada biraz daha seviyeliydi. 

Biraz meslekten konuşalım isterseniz, işlerinizden. Çok çeşitli şey yapıyorsunuz, yatak, yorgan…

Biz işimiz gereği evlere gireriz, yatak odasından yatağını alırız. Babam bize hep şunu söylemiştir; evladım önce kapıyı çalın, bekleyin. Müsait misin girebilir miyim deyin. Ev sahibi önden gitsin, sizin görmenizi istemeyeceği şeyler olabilir, telaşlandırmayın. O içeri girsin ortalığı toplasın, sizi çağırdığında girin. Onun mahremiyeti, o onun en özel olduğu yer odasıdır. Bu da bize babamızın tavsiyesidir, bizi yetiştirme şeklidir.

Yatak işimiz önceden çok yoğundu, şimdi kalmadı. İnsanlar hazır yataklara yöneldi haklı olarak. Yorgan işimiz de yine hazıra dönüştü ama onun bir yanlışlığı var; şimdi bakın herşey zamanla ölçülmemeli. Çünkü senin sağlığın zamandan daha kıymetli eğer onun önüne sağlığını koyuyorsan o zaman kaybettin demektir. Şimdi şuradaki pamuk yastıkta yatanla elyaf yastığı başının altına koyan iki kişiyi yan yana koyun, biri daha keyifli ve daha mutlu, diğeri daha agresif olur. Neden? Çünkü elyaf statik elektrik üretiyor ve bunu bünyene yüklüyor. Sağa sola döndükçe beyin sürekli statik elektrik alıyor, bedenin statik elektrik alıyor. Kalktığın zaman yanındakine parlayasın geliyor. Çünkü vücut dinlenmedi, sabaha kadar seni elektrikle şarj etti. Pamuk öğle değil, yün öğle değil. Senin dinlenmeni sağlıyor. O bakımdan bu ince ayrıntıları çoğu yeni yeni öğreniyor veya hatırlıyor. 

Elyaf neden üretiliyor? Petrolün en arta kalan maddesinden üretilir. Bir zaman hatırlar mısın bilmiyorum, denizlerimize varillerle petrol atıkları atıyorlardı. Niye şimdi atılmıyor, biliyor musunuz? O denize attıkları atıklar için çok ceza yediler, şimdi o atıkları elyaf yapıp bize satıp üstüne para kazanıyorlar. Aslında size ucuz yastık satmıyor, kendi petrol artığını evinizde size depolattırıyor. 

Geçen gün biri geldi, elyaf’dan bebek yorganı istiyorum dedi. Yapmam dedim. Ben o günahın içine girmem. Çünkü bunu, minik bebeğin reddetme hakkı yok. Sen koyuyorsun içine, o kullanacak. Bu çocuğa ne kadar zarar verdiğini bilmiyorsun. Ben yapmadım, gitti Kızılay’da halletti geldi. Yapmadım, kalben rahatım ben o çocuğa zarar vermediğim için. 

Pamuk, malzemenin en doğalıdır, en kalitelisidir. Yünden insanlar yazın çok terletiyor diye şikayet ediyor. Hayır yün terletmez. Yün yazın serin, kışın sıcak tutar. Pamuk sürekli sizin terinizi emer. Niye zamanla pamuk sararır? Çünkü teri aldığı için sararır, onun için deforme olur, çünkü ter pamuğu çürütüyor. Eğer elyaf olmuş olsaydı, kayış gibi hiçbir şey olmazdı. Çünkü içerisine hiçbir şey çekmez, senin terini senin vücudunda kurutur. O bakımdan pamuk ve yünden asla şaşmayın. 

Sonra nolur, senede bir gün, iki gün sağlığın için fedakarlık yapsan? Senede bir iki gün bunları açıp yıkayıp, temizlemekten kaçınıyorsun sonra hastalanıp aylarca hastanede yatıyorsun. İnsanın yaşamının da bir değeri olmalı. Onu değersiz kılan biziz. Çok iyi pamuk almayabilirsin, pahalı geliyorsa. İkinci kalitesini alırsın ama sağlıklısını alırsın. 

Bir genç kız çeyiz takımını hazırlarken ne isterdi, siz neleri hazırlardınız?

1970’li yıllarda bir genç kızımız geldiği zaman çeyiz için 3 tane tek kişilik yorganı, 2 tane çift kişilik yorganı olacaktı. Çift kişilik bir tanesi çok iyi olacak, ipek olacak, onu lohusalık yorganı olarak kullanacak. Çok güzel gösterişli olacak. Etrafında danteli olan, harika birşey. Masraflı bir şeydi. Çünkü hepsi el emeğine dayalı şeylerdir. 

Sonra yastığı olacaktı, divan örtüsü olacaktı. Divan örtüsü şimdi yok. Eskiden her evin 2 tane divan örtüsü olurdu. Yerini kanepe aldı ama divan örtüsünün şöyle bir işlevi vardı; misafir onda yatacaktı, şimdi kanepede yatıyor. 

Tek kişilik yataklarımız vardı. Bir evde en az dört tane tek kişilik yatak olurdu. 2 tane çift kişilik yatak olurdu. İki yatağı üst üste koyarlardı. 

Çeyizlik malzememiz, genelde Bursa kaynaklı ipek satendi. Şimdi talep olmadığından dolayı ipek olayı bitti. Herşeydeki gibi onların da sahtesi, ucuzu çıktı. Sentetik kumaşlar üretildi yerine daha ucuz, daha pratik, silinebilir, makinaya atılabilir. Bünyeye ne kadar zararlıdır, ona bakan yok.

Düşünebiliyor musun bir yorgan ağzı danteli 6 ayda çıkıyor bir kişinin elinden. Bunların hepsi büyük bir ekonomik güç. Eskiden bir bilezik bir yorgan çarşafı değerindeydi. Ama şimdi yok. Şimdi herşey pratikleşti. Emek arttıkça fiyat artıyor. O zaman bugünkü gençler bunu istemiyorlar. Biraz ucuzunu hazır mağazadan almak istiyor. Neden? Pratik, at çamaşır makinasına yıkasın. Bunları yıkadın ama bunun içerisindeki ürünün sana katkısı nedir, zararı nedir bunun hesabını yapan yok. 

Eski işlerimiz olsa 5-6 tane kalfa çalıştırıyordum yine de yetiştiremiyordum. Zaman zaman tatlı yalanlar söylüyorduk müşteriye. İçeriye girip, nerede benim yorgan dediği zaman ona birşey söylemek zorundasın. Onun gönlünü alacaksın, onunki çeyize koyulacak, zamanı var. Ama elimde bir çeyiz var, düğünün günü gelmiş, onu yetiştirmek zorundasın. O zaman tatlı yalanlar konuşuyorduk. 

Bu arada teknoloji de değişti tabii. Siz de bir değişiklik oldu mu?

Bizim mesleğimizin içerisindeki iğnemiz hiç değişmedi. İğne aynı iğnedir. Sopası aynı sopadır. Hiç bir değişiklik olmadı. Çünkü onların haricinde başka bir şeyle üretilemez. Mutlaka sopayla yayacaksın, çırçır makinasında atacaksın (eskiden elle atıyorduk). 

Trabzon’luyum ben, işin piri orada yapılır. Biz oradaki ustanın yorganının kenarında usta olarak oturamayız. O kadar incedir oranın işleri. Hepsi iğneyle. Bunlarda hiçbir makina katkısı yoktur. Tamamen elden çıkmıştır. Derler ya, el emeği göz nuru, işte bu o’dur.

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir