Blog

Scooter çözüm mü, düğüm mü?

Şehir içi ulaşımda kitlesel çözümlerden bireysel çözümlere yeni tartışmalar

İstanbul’da başlayıp Ankara’da da özellikle gençlerin yoğun ilgisiyle kullanılan elektrikli scooter devletin yasal düzenleme çalışmasıyla bir yandan sektör temsilcilerinin milliyetçi politik dile sarılması diğer yandan söylendiği kadar çevre dostu olmadığı tartışmaları ile gündemimize oturdu.

Resmi olarak bir araç statüsü kazanamayan elektrikli scooter’lar için pek çok ülke gibi Türkiye’de de yasal düzenlemeler gündemde. Kazaların artması, trafik ihlalleri, park yerleri gibi birçok konuda her ülkede farklı kararlar bulunuyor. Ancak yaşanan ölümlü kazalar ile gündeme gelen elektrikli scooter’lar için şimdi söylendiği kadar çevre dostu olmadığı tartışmaları yapılıyor. 

Elektrikli scooter’ın kullanımı otomobillere oranla çok daha çevre dostu olduğu ortada. Ancak toplu taşımada tek seferde fazla yolcunun taşınması daha az aracın yollarda bulunmasını sağlıyor ve bu karbon salımı açısından hala daha avantajlı. Elektrikli scooter’ların lityum-iyon batarya ve alüminyum parçalar gibi malzemelerin yalnızca üretimi değil, üretim süreci ve kullanım alanları gibi değişkenlerin de değerlendirmeye girmesi gerekiyor. Özellikle Çin’in bu alandaki çalışmalarının daha iyi denetlenmesi isteniyor. Çünkü alüminyum kullanımından, şarj etmek için kullanılan malzemelere kadar karbon salınımının oldukça yüksek olduğu ortaya konuldu.

Elektrikli  scooter, kısa mesafeli ulaşımda bireysel kullanımı özendirerek bir ‘mikromobilite‘ çağı başlattı. Özellikle koronavirüs salgını sonrası toplu taşıma araçlarına binmek istemeyenler, kısa mesafelerde bu araçları tercih etmeye başladı. Birçoklarına göre e-scooter, büyük bir potansiyele sahip. Kısa sürede popüler olması da bunu doğrular nitelikte. ‘Yeni normal‘in yıldızı e-scooter’lar yaygınlaşınca, bunlarla ilgili tartışmalar da büyüdü.

Ya devlet başa ya kuzgun leşe

Elektrikli scooter kiralama uygulaması Martı’nın CEO’su olan Oğuz Alper Öktem, Youtube’da konuk olduğu bir programda elektrikli scooter’larla ilgili gündemdeki düzenleme tartışmalarına yönelik “ya Devlet başa, kuzgun leşe” ifadesi kullanıcılardan olduğu kadar farklı kesimlerden de tepki topladı. Öktem “Bizim burada vatanını seven her Türk iş adamı gibi dememiz gereken şey: Devlet başa, kuzgun leşe. Devlet başımızda olduğu sürece sıkıntı olmaz.” ifadesini kullandı.

Piyasadaki Palm Tech, ETKU, HOP Scooters, Bizero, DUCKT, Yapıdrom, Kumru Scooter, Eşarj gibi sektörün diğer paydaşlarıyla buluşan Ulaştırma Bakanlığı küçük yatırımcının güçlendirilmesi için bir standardizasyon geliştirilmesinin önemine, hız sınırı, yaş sınırı, dijital ehliyet gibi sınırlandırmaların önemli olduğuna, veri paylaşımının ve hem belediyeler hem de merkezi yönetimle koordineli çalışmanın gerekliliğine ve veri havuzu oluşturulması için çalışmalar yapılması gerektiğine vurgu yapıyorlar.

Ankara’da Martı ve HOP markaları piyasada olsa da, İstanbul’da başka girişimler de var. BinBin İstanbul Havalimanı ve üniversite kampüslerinde hizmet veriyor. MOBİ sadece İstanbul’un belirli bölgelerinde hizmet veriyor. Palm üniversitelere odaklanan bir girişim, İTÜ Ayazağa yerleşkesinde hizmet veriyor. ETKU, Osmanağa ve Caferağa mahallelerinde hizmet vermeye başladı fakat kısa zamanda kapandı. 

Ülkelere göre elektrikli scooter düzenlemeleri

TÜRKİYE

Ülkemizde henüz e-scooterlar ile ilgili bir yasal düzenleme yok. Ancak bu yönde çalışmalar yapılıyor. Şu an için araçları kiralayan firmaların kendi belirledikleri kısıtlamalar var. Örneğin hız sınırı saatte 18 km. Yasaya göre bu araçları 11 yaşından büyükler kullanabilse de kiralama şirketleri genelde 18 yaş ve üstüne müsade ediyor.

İNGİLTERE

Koronavirüs salgınından en çok etkilenen ülkelerden biri olan İngiltere’de yakın zamana kadar yasak olan e-scooter yasal hale getirildi. Bu araçlar için özel yollar yapılmasına karar verildi. Kullanıcılarının geçici ya da kalıcı ehliyet almaları gerekiyor. Maksimum hız saatte 25 km. Kaldırım ve yaya yollarında sürülmesi yasak. E-scooter’ın araç olarak kaydedilmesi gerekmiyor ancak sigortalanması şart. Kask kullanılması öneriliyor ancak zorunlu değil.

ABD

Ülkede genel bir kural yok. Eyaletlere göre değişen çeşitli kısıtlamalar var. Örneğin New York şehrinde nisan ayına kadar e-scooter kullanmak tamamen yasaktı. Yeni yasayla birlikte belirlenen bazı sokak ve caddelerde kullanıma izin verildi. Kaliforniya’da 16 yaşından büyükler kask takmak zorunda, yollarda, bisiklet şeritlerinde hatta kaldırımlarda e-scooter kullanabilirsiniz.

ALMANYA

E-scooter’ların sigortalanması ve sigorta etiketinin aracın görünür bir yerinde olması gerekiyor. Kayıt yaptırıldıktan sonra araçlara plaka takılıyor. Ayrıca ekipman olarak fren, lamba, reflektör ve zil bulundurulması zorunlu. Yaş sınırı 14. Saatte 20 km. hıza kadar izin var. E-scooter’lar normal yollarda ve bisiklet yollarında kullanılabiliyor ancak kaldırım ve yürüyüş yolları bu araçlara yasak.

FRANSA

2019 yılı sonunda e-scooter’lar için yasal düzenleme yapıldı. Buna göre 12 yaş üzeri bu araçları kullanabiliyor. Azami hız saatte 25 km. Ancak e-scooter kiralayan şirketler, yaya yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde bu sınırı saatte 8 km’ye kadar düşürüyor. Araçlara sigorta yaptırılması zorunlu değil.

AVUSTURYA

E-scooter’lar bisikletlerle aynı statüde kabul ediliyor. Azami hız sınırı saatte 25 km. Sürücüler, bisikletler için geçerli trafik kurallarından sorumlu. Kullanıcıları araçlarını izin verilen yerlere, belirlenen kurallar çerçevesinde park ettiklerini kanıtlamak için fotoğraflarını çekmek zorunda.

İSPANYA

İspanya’da e-scooter’lar sadece özel tabela bulunan bisiklet yollarını kullanabiliyor. Yaya yoğunluğunun fazla olduğu sokaklarda kullanılması yasak. Kask takılması zorunlu. Araçların sokaklara park etmesi yasak.

AVUSTRALYA

E-scooter kullanırken kask ve koruyucu elbise giymek gerekiyor. Bazı eyaletlerde araba ehliyeti, e-scooter kullanmak için de yeterli. Bazı eyaletlerde ise önce eğitim almanız ve sonra sınavı geçmeniz gerekiyor. E-scooter’ı alkollü kullanmak ya da sürüş sırasında cep telefonu kullanmak kesinlikle yasak. Avustralya’da maksimum hız sınırı da eyaletlere göre saatte 10 km ila 25 km arasında değişiyor.

(Kaynak: Sözcü Gazetesi)

Ayrancı’daki kullanıcılar elektrikli scooter için ne düşünüyor

Onur Dinçer

2011’den beri Aşağı Ayrancı’da oturuyorum.Martı’yı ilk olarak pandemiden önce Şubat ayında Ankara’ya ilk geldiğinde denedim. Kent hayatını olumlu etkileyen, kolaylaştıran bu tarz teknolojik yenilikler çok ilgimi çekiyor. Bir youtube (kahvetrip) kanalım var. Yer yer teknoloji ve sürdürülebilir kent hayatı üzerine de içerik üretiyorum. Dolayısıyla Martı benim için hem heyecanlı bir keşif hem de güzel bir içerik kaynağı oldu. Çekimlerini Ayrancı’da yaptığım ve Martı’yı tanıttığım videom oldukça ilgi gördü ve 6 ayda 70.000’e yakın görüntülenme aldı.

Daha sonra araya pandemi girdi ve çok uzun bir süre Martı kullanmadım. Açıkçası, hem “evde kal” çağrıları hem de aletin birçok kişi tarafından kullanılmasından kaynaklı hijyen kaygıları sebep oldu buna. Pandemiden sonra sokağa çıkma yasaklarının bitmesiyle ve de havaların ısınmasıyla Martı yine benim çok kullandığım bir araca dönüştü. Bu arada daha önce Bilkent ve ODTÜ çevresinde bulunan HOP da mahallemize geldi. Bir süre sonra daha seri olması ve scooter’larının daha sağlam olması sebebiyle HOP’u tercih eder oldum. Özellikle yokuşlarda daha iyi performans sergiliyordu. Hala da yakın çevrede HOP varsa öncelikli tercihim o oluyor. Hem de bildiğim kadarıyla Ankaralı bir firma, dolayısıyla belki de bu şekilde yerel bir girişimi desteklemiş oluyorum.

Elektrikli scooter kiralama hizmetini (hem Martı hem HOP) çok sık kullanıyorum. Kuşkusuz bunda Ayrancı’nın merkezi bir konumda olması etkili. Tunus Caddesi, Tunalı Hilmi, Farabi Caddesi, Büklüm Sokağı civarlarında çok vakit geçiriyorum. Buralara ulaşmak bazen yürümek için üşendirici, taksiye binmek için anlamsız. Aracınızla gitseniz bu sefer de park yeri sorunu var. Dolayısıyla elektrikli scooter yakın yerlere ulaşımda hem çevreci hem de keyifli bir çözüm. Hatta bazen akşam saatlerinde sırf keyfine mahallede elektrikli scooter ile gezdiğim de olmuyor değil. Açıkçası bu kadar çok sık kullanınca bir elektrikli scooter mı edinsem diye düşünmeye başlamadım değil. Bir de ilk başlarda ne yalan söyleyeyim insanların şaşkın bakışları da hoşuma gidiyordu. Sonra insanlar alışmaya başladı ve taksicilerden beklenen tepkiler gelmeye başladı. 

Açıkçası benim bir Ankaralı olarak beklentim, bu çevreci çözümün sınırlandırılması/yasaklanması değil aksine yaygınlaştırılması. Son zamanlarda Anıttepe, Bahçelievler ve Hacettepe civarlarında yaygınlaşan bisiklet yolları sevindirici ama bunları daha merkezi yerlerde de görmek istiyorum. 

Özellikle Ayrancı’da yollar dar ve araç trafiği yoğun. Dolayısıyla elektrikli scooter kullanmak ekstra dikkatli olmayı gerektiriyor. Yollar bu tarz elektrikli araçlar için uygun bir hale getirilmeli. Bu araçları kullanan kişiler de kesinlikle sorumlu davranmalı. Trafik kurallarına ve yaya önceliğine dikkat etmeli. Gerekirse bu aletler için makul ve teşvik edici bir yasal düzenleme de yapılabilir. 

Açıkçası bu medeni ulaşım aracının daha da pahalı olmasından ya da ciddi sınırlamalar getirilmesinden endişeliyim. Bu tarz medeni ulaşım çözümlerini artık hak ediyoruz. 

Bulunduğumuz kenti yaşanılabilir kılacak her türlü girişimi destekliyorum. Karbon salınımını azaltmak için hali hazırda geç kaldık. Bunun üstesinden gelebilmek için her türlü teknolojik inovasyona ihtiyacımız var. Kentleri “akıllı” hale getirirken bireyin mahremiyeti de özenli bir şekilde korunmalı ve ihmal edilmemeli tabii ki..

Can Irmak Özinanır

İlk olarak salgın başladığında kullanmaya başladım. Sık sık kullanıyorum. Toplu taşımayı kullanmamak için binmeye başladım ilk, sonra hem keyifli geldiği için hem de pratik olduğu için kullanmaya devam ettim. Yollar boşken kullanmak biraz daha kolay oluyordu tabii. 

Hem HOP! hem de Martı kullanıyordum ama Martı CEO’sunun “devlet başa” şeklindeki milliyetçi açıklamaları sonrasında Martı uygulamasını sildim. Düzenleme ne şekilde olacak bilmiyorum, buna bağlı olarak kullanmaya devam etmeyi düşünüyorum ama salgın olmasa muhtemelen fiyat nedeniyle toplu taşımayı kullanmayı daha çok tercih ederim.

İlk zamanlarda bir kere Kızılay’a gitmem gerekiyordu, yürüyerek gittim ama dönüşte de yürümek çok yoracaktı. İlk o zaman bindim. Sonra da Tunalı, Kızılay gibi yerlere gitmek için sık sık kullandım.

Özellikle yakın mesafelere gitme konusunda çok işe yarıyor, kardeşimin anlattığı kadarıyla Çayyolu gibi yerlerde de sıkça kullanılıyor

Bir ara satın almayı düşündüm ama şimdilik alacağımı sanmıyorum. Bir yerlerde bulup binmek daha pratik.

Emre Baykal

Ben Ankaralı olması ve şehrimizden çıkan bir girişimi desteklemek amacıyla sadece HOP kullanıyorum. Mart’yı da bu sebeple tercih etmemiştim. Martı’nın TC kimlik numarası istemesi de diğer sebepti. 

HOP ilk çıktığı günden beri takip ettiğim bir girişim. Çok hevesle ve severek kullanıyorum. Günlük işlerim için sıklıkla kullanmaya başladım. Bazen haftada bir-iki, bazen iki haftada bir kullanıyorum diyebilirim. 

Martı hakkında başta saydığım sebeplerden dolayı biraz mesafeliydim. Yakın zamanda girişimcinin yaptığı “ya devlet başa” açıklaması ile de tamamen olumsuz tarafa geçtim. Bir kez bile kullanacağımı düşünmüyorum. Umarım HOP da bu tarz bir yola girmez. HOP’un memnun olmadığım tek kısmı fiyatlandırması diyebilirim. Biraz daha makul fiyatlandırma yapılabilir. En azından açılış ücreti alınmayabilir. Tabi rekabet için bu da gerekli, anlayabiliyorum. 

Devletin getirmeyi düşündüğü regülasyonlar konusunda da genel olarak kararsızım. İnsanların özgürce ve anonim/kimliksiz seyahat edebilmelerini önemsiyorum. Bahsedilen tarzda bir belgelendirme biraz rahatsızlık verici geliyor. 

Diğer taraftan insanların böyle bir aracı kullanırken bazı sorumluluklarının olması gerektiğini de düşünüyorum. Kaldırımda yayalara saygılı davranmak, yolda ise araç trafiğini engellemeden sürüş yapmak önemli konuları. Genel olarak bu tarz girişimlerin artmasını ve şehir ulaşımına, özellikle Ayrancı gibi yokuşlu mahallere hızlı adapta edilmesini, hatta toplu taşımaya entegre edilmesini heyecanla bekliyorum.

Deniz Okumuş

Paris Caddesi’nde doğdum ve büyüdüm. 8 yıldır Kıbrıs Sokağı’nda işlettiğim bir Yoga stüdyom var. Son 4 yıldır Tomurcuk Sokağı’nda oturuyordum 2 hafta önce GOP’a taşındım 🙂 Doğma büyüme Ayrancılıyım 🙂 

Martı’yı da HOP’u da zaman zaman kullanıyorum.

Piyasaya ilk çıktıkları günden beri kullanıyorum bazen ayda bir bazen günde 3 kere kiralayabiliyorum.

Mahalle arasındaki kısa yollu ve zamanlı işlerim için çok ideal bir de bol yokuşlu mahallemizde ideal bir yokuş dostu 🙂

Ayrancının merkeze yakınlığı benim için pek farketmedi.

İlk zamanlar satın almak için çok araştırdım fakat sayıları arttıkça kiralamak bana şu anda yetiyor.

Salgın bunu kullanmamda etkili oldu, bir araç kullanmam gerektiği zamanlarda yanımda köpeğim yoksa ilk tercihim bu oluyor.

Mümkün olduğunca kaldırımdan kullanarak ne yayaları ne trafiği rahatsız etmeden ve kendi güvenliğimizi de mümkün olduğunca sağladığımız sürece dilediğimiz zaman kullanabileceğimizi düşünüyorum. 

Yazar Hakkında

alinecatikocak@gmail.com |  + Yazarın diğer yazıları

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Uçuk, masum ve gözü kara Ankara

Elli yıl önce bir kapısından içeri girdiğim Ankara ile nasıl bir serüven yaşayacağımı hiç düşünmemiştim; öyle bir geçti ki zaman, şimdi Ankarasız hiçbir serüven düşünemem bile!

Çoktan “kökten Ankaralı” olmuş durumdayım.

O kadar ki hala üç gün bile ayrı kalmaya dayanamam; sırılsıklam özlerim. 

Bu nedenle terk etmek aklımdan bile geçmez; “Emeklilikten sonra sakin bir Ege Kasabası” sözü, teşbihte hata olmasın, benim için “Konur Sokak Geyiği” olmaktan ibarettir.

Kendilerine kalbimde özel yer ayırdığım pek çok yol arkadaşımın zorunlu olarak rota kırdıkları yurtdışı tekliflerini de zamanında usulünce geri çevirmişliğim bundandır.

Ankarasız yaşamak, yaşamaktan sayılmaz benim için!

Ankara, gerektiğinde penceresini kapatıp, perdesini çektiğim; soğuk kış gecelerinde göğsüme kadar örtündüğüm battaniye ile örneğin “bizimkiler” dizisini izlediğim evimdir benim.

Ev sizinse çatısının akmasına, lavabosunun tıkanmasına, “cehennemin dibinde” bile olmasına aldırış etmez; güzelleştirmek için çabalarsınız.

Doğrudur; Ankara hiçbir zaman bizim gibiler için “pembe panjurlu” bir ev olmadı ama hayalini kurmamıza kim engel olabilir ki?

Hayal kurarken her türlü uçuklukla beraber olmuşluğum çoktur.

Çocukken Atıfbey’i, Hıdırlıktepe’yi tümüyle temizlemeyi geçirmiştim aklımdan; bozkırın Ankara’sını yeşile çevirmek için…

Daha henüz çocukluk hayalini bile gerçekleştirememiş bir “fani” olarak, büyüyüp, “elim iş tutunca” kurduğum hayalleri paylaşmam, sanırım yakışık almaz.

Çocukken Atıfbey’i, Hıdırlıktepe’yi tümüyle temizlemeyi geçirmiştim aklımdan

SEVGİ EMEK İSTER!

Ama bu benim Ankara’yı sevmeme engel değil; sokağını da, insanını da seviyorum.

Kimseye söylemeyin ama pek çok sokağında, kalbimin en kuytu köşesinde özenle sakladığım el değmemiş, göz ilişmemiş “türlü tevir” anılara sahibim.

Az mı nefes tükettim, Ataç Sokağı’ndaki bir apartmanın bodrum katında?

Cebeci Kampüsünü, Kurtuluş Parkını ve ille de Dil Tarihin önünü saymıyorum bile!

Tunus’ta çokça kırılmışlığımı; Kuğulu’da kuyruğu dik tutmak için ne kadar yutkunduğumu da…

Boğazıma düğüm atanların; boğazlarına atılan düğümleri çözmek için çabaladıklarımın en yakın tanıkları arasındadır Ayrancı.

Sevmek, tanımak; tanımak ise emek ister.

İnsan, kendini bilir!

Çinçin’i, Kuşcağız’ı, Esertepe’yi, Piyangotepe’yi, Hasköy’ü ve pek çok yoksul semti kendimden bilirim; kendim gibi bilirim.

O semtlerin yoksul evlerinde çok çay içmişliğim, kokusu geniz yakan kömür sobası önünde ıslak giysilerimi çokça kurutmuşluğum vardır; ola ki aramızdaki “demirden dağları” belki eritebiliriz diye…

Heyhat gün geldi, “demirden dağları” eritmek bir yana, “sudan çıkmış balığa” döndüm.

Dönüp hayata tutunmak için kendimi temize çekmeye karar verdiğimde, hemşehrim Cemal Süreya adına henüz park yapılmamış ve kalbim henüz Tirebolu Sokağı’nda kalmamıştı.

O “temize çekmektir” ki beni direnişe, kurtuluşa ve elbette kuruluşa öncülük etmiş ve başkent olmayı “söke söke” almış Ankara ile hemhal etti.

Zaten bu yüzdendir ki coşkuyla başladığı yüzyıl bitmeden kendisini inkar edecek tercihlerde bulunmasına rağmen umudumu hiç yitirmedim.

Seviyorsa dönecekti” çünkü!

Nitekim çeyrek asır sonra “kılı kırk yararak”, yeniden kendisine dönme çabasında aralarında olmaktan gurur duyduğum “ümitvar insanlar”ın ısrarında bu sevgi vardı.

GERÇEKÇİ OLUP İMKANSIZI İSTEMEK!

 “Kökü İncesu’da, Altındağ’da” olan bu şehrin “acaba” bakışları altında tarihi duruşuna ve efelenmesine sahip çıkıp, isyanını aşka dönüştürmesi, görülmeye değerdi.

Bu şehir için ciltler dolusu yazmak mümkün ama özetle benim için Ankara, “hep uçuk, her zaman masum ve daima gözü kara”dır. 

Bu üç sözcük bana, “gerçekçi ol imkansızı iste” mottosunu hatırlatır.

Ben, Bedri Rahmi’nin dizeleştirdiği gibi bir şehir isterim:

“sokaklarında tanımadık yüz,
ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın.
her ağacına elin,
her karış toprağına terin değsin.
ve kuytu evlerden birinde
senden habersiz ölenler olmasın”

Bu mottonun ışığında, halen, yıllardır kurmuş olduğum, “gündelik hayatı, kolay, ucuz, nitelikli ve geleceği planlanmış, yaşanabilir bir Ankara” hayalinin gerçekleşmesi için emek veriyorum.

İşte bu nedenle emeğin anlamını bilen biri olarak, “emek verip”, Ayrancım gazetesini çıkartanlara gıpta ediyorum.

Pandemiye karşı doğaya sarıl

Ayrancı’da uzun zamandır telaffuz edilen ama bir türlü gerçekleşmeyen bostan tartışmaları süre dursun yeni yerine taşınan Ayrancı muhtarlığımızın içinde yer aldığı yeşil alanda bir bostan deneyimi gerçekleşiyor. Hem de pandemi karantinaları döneminde.

Çankaya Belediyesi tarafından eski muhtarlık binasının hemen altında yeni bir muhtarlık binası yapılan ve salgın başında yerine taşınan Ayrancı Mahallesi Muhtarı Elif Doğan’ı ziyaret edip bostan deneyimini ve salgın günlerini konuştuk.

Ayrancı Mahallesi Muhtarı Elif Doğan, muhtarlığın bahçesinde.

‘‘Muhtarlık olarak yeni yerimize Şubat ayında taşındık. Selimiye Caddesi’ne bakan Çankaya Belediyesi’ne ait yeşil alan üzerinde yeni muhtarlık binamız yapıldı. Tam da pandemi olanca ağırlığı ile hayatı sekteye uğrattığı dönemdi. Belediye yetkilileri yeni muhtarlığın etrafını yeşillendirme çalışmalarına bu nedenle ara verdiğinde hiç düşünmeden aldım elime beli, çapayı kendim düzeltmeye başladım toprağı. Yavaş yavaş ama hiç durmadan toprağı güzelce hazırladım. Klasik çim yerine bostan yapmaya karar verdim. Çankaya Belediyesi de bolca çiçek ve çardak vererek destek oldu bana.Pandemi döneminde beni beden ve ruh olarak korudu bu bostan.”

Muhtar Elif Doğan “pandemi boyunca bostan ile uğraşarak dinç kalmayı başardım” diyor.

Yüksek su faturasına rağmen asla onları susuz bırakamayacağını söyleyen muhtarımız, muhtarlığın da içinde bulunduğu belediyeye ait yaklaşık 300 metrekarelik bir yeşil alan olduğunu, imkan verilse burayı da gönüllülerle birlikte kolektif bir bostana çevirmek istediğini söyledi.

Muhtar Elif Doğan aylar süren pandemi boyunca muhtarlıkta olduğunu ve boş zamanlarında sürekli bostan ile uğraşarak bedenini dinç tutmayı başardığını ifade etti.

‘‘Zaten toprak ile uğraşan insan ruhsal olarak da sağlıklı kalıyor, toprak rahatlatıyor herkesi. Covid19 pandemisi herkesi aylarca evine hapsettiği dönemde ben bu bostan sayesinde beden sağlığımı korudum, kilo bile verdim. 

Toprak öyle bir canlıdır ki, siz ona ne verirseniz size fazlasını geri verir. Sessiz, alçak gönüllü, vefalı bir dost gibidir toprak.’’ 

Muhtarlığın çiçeklerle süslü kameriyesinde muhtarlık azası Mervegül Özel ile beraber bizleri misafir eden muhtarımız Elif Doğan herkesi mahalle bostanı yapmaya davet ediyor. Küçük büyük fark etmeden evlerin bahçesinde bir köşede, balkonda, terasta mutlaka bostan yapılacak bir yer olduğunu ifade eden muhtara bu girişimi sırasında pek çok mahalleli çeşitli fideler vererek katkıda bulunmuş.

Muhtarın ilk girişimi olmasına ve hiç gübre atmamasına rağmen hızla gelişen bostanda birbirinden güzel kabaklar, fasulye, domates, biberler, salatalıktan tutun da yüzlerini güneşe dönmüş upuzun ayçiçekleri sizleri ferahlatan kokularıyla karşılayacaktır. Üretken, sevgi dolu, çalışkan muhtarımıza ve güzel bostanına mutlaka bir selam vermeden geçmeyin diyoruz. 

Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi kendisini anlatıyor

Ülkemizde 60 yaş ve üstündekiler, ilkokuldan başlayarak kooperatifçiliğin çocukluk çağında nasıl özendirildiğini anımsarlar. O yıllarda okullarda şimdiki gibi ticari firmaların işlettiği kantinler yoktu, okullarda zorunlu ihtiyaçlar kooperatifler eli ile sağlanırdı. Daha ilkokulda çocuklar biriktirdiği küçük cep harçlıkları ile okul kooperatifine ortak olur, aynı zamanda nöbetleşe satış görevlisi olurlardı. Yıl sonunda kooperatif ortaklarına kâr payı dağıtır, aynı zamanda tasarruf alışkanlığı oluşturulurdu. 

Ne yazık ki ülkemizde kooperatifçilik önceleri sadece yapı kooperatifçiliğine indirgenmiş daha sonra banka kredilerinin pazarlanması amacı ile yapı kooperatifçiliği de katledilmiştir. Bugün kooperatifçiliğin bu durumda olması yeniden hayata geçirilemeyeceği anlamını taşımıyor. 

Bu hatırlatmalar eşliğinde sürdürdüğümüz Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi mahallelerimizle sürdürdüğü bir dizi toplantı ve etkinlik sonrasında da çalışmalarına devam ediyor.

Söz, Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’nde

Biraraya gelmemizin ardından, kuruluşunu gerçekleştirerek yaşayışına devam eden dost ve dayanışmacı kooperatiflerden aktivistlerin davet edildiği toplantılarla karşılıklı fikir alışverişinde bulunularak deneyim arttırma yoluna gidildi. Tüketilecek ürünlerin sağlıklılığı, güvenliği, temini ile tüketime sunulmasını içeren görüşmelerde yürütülen kooperatif süreçlerinin pratiklerini konuşma fırsatımız da oldu.  

Kooperatif kuruluşlarında önemli katkıları bulunan, bu katkılarını bizden de esirgemeyen dönemin Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ile İstanbul’dan Kadıköy Kooperatifi ve Ankara’dan Topal Karınca Tüketim Kooperatifi ile yaptığımız çeşitli toplantılarda, yürütülecek çalışmalara ilişkin bilgilendik, yapılacaklara ilişkin kat edilen deneyimlerden de oldukça yararlandık. Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’nden arkadaşlarımız üretim ve tüketim yerlerine yaptıkları ziyaretlerle yaşanılan süreçleri gözlemleme olanağı buldu ve bizlerin de bilgilenmesine katkı sağladılar. 

Çocuklar için düzenlediğimiz mahalle şenliğinde, girişimimize ilişkin mahalleliyi bilgilendirerek üretim kooperatiflerinden getirttiğimiz doğal ve sağlıklı ürünlerle tanışılmasını sağladık. Ve maalesef hepimizin yaşadığı pandemi salgını bu yürüttüğümüz çalışmalara sekte vurdu. Bu yalnızca bizlere değil, bizler aracılığı ile bu sürecin içerisinde katkı ve dayanışmaları ile yer alacak mahalleli için de geciktirilmiş bir süreç olarak karşımıza çıktı. 

Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’mizin mahalleli ile paylaştığı kuruluş için hazırladığımız ve dağıtımını yaptığımız bildirimiz şöyle:

“Kooperatif Girişimimiz;  üretim, dağıtım, paylaşım ve tüketim ilişkilerinin beraber karar alma, beraber çalışma ve uygulama ilkesiyle gerçekleştirdiği bir örgütlenme modelidir. Kooperatif Girişimimizin temel felsefesi beraber çalışma, kararları ve uygulamayı ortaklaştırma ve dayanışmadır. Benzer kooperatif, dernek ve kurumların oluşturduğu dayanışmacı ekonomi ağları ve örgütlerinin benimsediği hiyerarşik olmayan yatay ilişkileri, kooperatif örgütlenmesi ile oluşturmayı hedefler.

• Bütün tüketim ürünlerini; küçük ölçekli üretim yapan, kolektif örgütlenmiş (kooperatifler, vb.) veya örgütlenme girişimi içerisinde olan üreticilerden, aracısız olarak almayı hedefler.

• Üretim ve tüketim süreçlerini birbirine bağlayabilmek için, üreticilerin ve ürünleri kullananların karşılıklı diyalog içinde olmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirmeye çalışır.

• Tüm karar alma süreçlerinin denetlenebilir, şeffaf ve katılımcı bir çerçevede işlemesi hedeflenir.

• Kolektif çalışmanın gelişmesi, ortakların ve gönüllülerin çalışmalara eşit bir şekilde katılabilmesi için eğitimler düzenler; kendisini yenileyebilecek öğrenme ve aktarım mekanizmaları geliştirir.

• Üretim ve tüketim ilişkilerinde toplumsal faydayı esas alan, doğa ile dost/ekolojik bir çerçeveyi destekler.

• Emeğin ve doğanın savunulması ve korunmasını destekler. Yerel üretimi, yerinde tüketimi destekler. Sağlıklı ve nitelikli ürünlere herkesin erişebilmesini savunur.

• Kooperatif Girişimi’miz kâr amacı gütmez, ortaklarına kâr payı dağıtmaz. Toplumsal faydayı esas alan pratikler icra eder, imkanları dahilinde toplumsal dayanışmayı geliştirmeyi, hak arayışı mücadelelerine maddi veya manevi destek sağlamayı amaçlar.

Dayanışarak büyüyecek, büyüyerek dayanışacağız!

Abdullah Aysu’nun makalesinin tamamı için bakınız:

İletişim: Süleyman Demircan 0532 626 59 01

s.demircan_85@hotmail.com

Otoparklara virüs etkisi

6. defa ertelenen otopark yönetmeliği neden yürürlüğe giremiyor? 

Özellikle büyük şehirlerde artan araç sayısına paralel olarak büyük bir kabusa dönüşen otopark sorununun çözümü için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bir otopark yönetmeliği hazırlanmıştı. Bu yönetmelik 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girecekti. Fakat bir gece önce alınan bir kararla yürürlüğe girmesi önce 6 ay ertelendi sonra 5 defa daha ertelenerek yürürlüğe girmesi 1 Ocak 2021 tarihine ötelenmiş oldu.

Basında ve sosyal medyada erteleme için pek çok mesaj yayınlanarak TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür edildi. Hisarcıklıoğlu Cumhurbaşkanlığı nezdinde devreye girerek genelde inşaat sektörünün ve özelde müteahhitlerin sıkıntılarını aktardığı ve ertelemenin bu suretle gerçekleştiği anlaşılmış oldu.

Bu kadar ertelenen yönetmelik neden tamamen iptal edilmiyor? İptal edilmiyorsa neden yürürlüğe girmiyor?

Her Daireye Bir Otopark

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca araçların yol açtığı park ve trafik sorunlarının çözümü için otoparklarda yeni düzenlemeye gidilerek binalardaki her konut için bir otopark alanı ayrılması zorunluluğu getirilmişti. Eski yönetmelikte yer alan her 2 daireye 1 otopark zorunluluğu, her daireye bir otopark alanı ayrılması şeklinde düzenlenmişti.

Önce Okul Alanları Gasp Edildi

Bakanlık; yönetmelikteki “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim tesis alanları hariç” ibaresini, “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim tesis alanlarındaki projeler için düzenleme ve onaylar Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olmak üzere” şeklinde güncelledi. Yönetmelikte yapılan bu değişiklikle okulların zeminlerinin altına otopark yapılabilmesinin önü de açıldı.

Otopark Yönetmeliğinde Neler Var?

  • Belediyelerce bu yönde karar alınması halinde, her otopark yerinin ait olduğu dairenin eklentisi olarak tapuda belirtilebilmesi olanağı da getiren yeni yönetmeliğe göre ön bahçe genişliği en az 7 metre olan parsellerde, binaya en az 2 metre mesafe bırakmak kaydıyla ön bahçede açık otopark yapılabilecek. 
  • Zeminin altında kalmak kaydıyla, yan ve arka bahçelerin tamamının altı, ön bahçenin de yola 3 metre mesafe kalana kadar altı tamamen otopark yapılabilir hale getirilecek.
  • Komşu iki parselin sahiplerinin anlaşması ve tapuya şerh düşülmesi halinde de aradaki duvar kaldırılarak bu alanın geçiş yolu şeklinde düzenlenmesi kaydıyla komşu bina bahçeleri de ortak otopark olarak kullanılabilecek.
  • Yeni yönetmelikle parselde mekanik otopark yapılabilmesinin önü açılırken, otopark yapımı mümkün olmayan parseller için de düzenlemeye gidildi. Bu kapsamda mekanik ve otomatik park sistemleri de kullanılmasına rağmen yine de otopark tesisi mümkün olmayan yapılar ile tarihi binalar ve cephesinin darlığı nedeniyle asgari otopark alanı teşkil edilemeyen yapılar haricindeki tüm binalarda otopark bulunması zorunlu olacak. 
  • Otopark teşkil edilemeyen bu binalara yürüyüş mesafesindeki başka bir otoparktan yer gösterilmesi gerekecek, bu durum tapuya şerh edilecek. 
  • Yeni yönetmelikle otopark teşkil edilememesi nedeniyle otopark bedeli alınan parsellere ise mutlak suretle binanın iskanından önce otopark yapılması zorunluluğu getirildi. Böylece otopark bedeli ödendiği için otopark yapımından kaçınılmasının önüne geçilmiş olacak.
  • Otopark yapılamaması nedeniyle alınan otopark bedelinin yüzde 25‘inin peşin ödenerek ruhsat alınması uygulaması da yeni yönetmelikle terk edilerek, bu bedelin tamamının ruhsat alınmadan önce ödenmesi şartı getirildi.
  • Yönetmelikle otopark bedellerine yönelik de düzenleme yapıldı. Bu kapsamda belediye meclislerince kent, sosyo-ekonomik durumu gibi kriterlere göre bölgelere ayrılarak sosyo-ekonomik gelişmişliği düşük bölgelerde otopark bedellerinde yüzde 40’a kadar indirim uygulayabilecek.
  • Yeni düzenlemeyle ana arter yolların altına otopark yapılması imkanı getirilirken okullar hariç, kamu kurumlarının bahçelerinin altına, gerekli tüm emniyet koşulları sağlanmak, giriş çıkışı kamu kurumu giriş çıkışından ayrı olmak ve ilgili kurumdan izin alınmak kaydıyla otopark yapılabilecek.
  • Otopark Yönetmeliği’yle park ve meydanların üst dokusu bozulmadan altına otopark yapılabilmesi mümkün hale gelecek. Ancak tüm otopark alanlarının yüzde 1’i bisiklet, yüzde 5’i engelli ve yüzde 2’si elektrikli araçlar için düzenlenecek.
  • Açık otoparkların zemini su geçiren malzemeden olacak. Böylece, yağmur suyunun toprakla buluşması da sağlanacak.

Otopark Yönetmeliği 2020 Nedir? 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Otopark Yönetmeliği, müteahhitlere yeni yapılan binalarda her daireye en az bir otopark yapma zorunluluğu getiren özel bir yönetmelik.  Bu yönetmelik uygulamaya girdiği tarihten itibaren yapılacak olan tüm yeni binalarda inşa edilecek olan daire sayısına göre müteahhitlerin otopark yapma zorunluluğu da yürürlüğe girecek olup, bu da müteahhitlerin inşaat alanlarının azalması ile inşaat maliyetlerinin yükselmesine neden olacak. 

Otopark Yönetmeliği Neden Ertelendi, Ne Zaman Yürürlüğe Girecek? 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından daha önce yapılan tüm açıklamalarda söz konusu yönetmeliğin 2020 yılı başında uygulamaya geçirileceği duyurulmuştu.  Ancak koranavirüs salgınının patlak vermesi ve salgın döneminde inşaat sektöründeki satışların azalması nedeniyle inşaat firmalarının yoğun talepleri ile 30 Haziran 2020 tarihi itibari ile hayata geçirilmesi beklenen otopark yönetmeliği bir kere daha ertelenmiş oldu.  Otopark yönetmeliği alınan son karar ile 31 Aralık 2020 tarihi itibari ile bir kere daha uzatma kararı alınmazsa hayata geçirilecek.  

Söz konusu yönetmelik sadece yeni yapılacak olan binaları kapsayacak ve eski binalara bir zorunluluk yüklemeyecek. 

Şehir Plancıları Odasına Göre Yeni Yönetmelik Yeni Ulaşım Sorunları Yaratacak! 

Şehir Plancıları Odası yönetmeliğin çıktığı dönemde bir açıklama yayınlayarak yönetmeliğe ilişkin endişelerini sıraladı. Odanın endişeleri iki önemli noktaya dikkatleri çekiyor.

Birincisi; kentlerdeki mevcut yapıların ön çekme mesafelerinin genellikle 7 metrenin altında olması ve arka bahçe mesafelerinin de yetersizliği düşünüldüğünde mevcut yapılardaki otopark yapımı teşvikleri gerçekleşemeyecektir. Bu bakımından her daireye bir otopark önerisinin kısa ve orta vadede özellikle mevcut dokularda otopark sayısını artırmayacağı görülmektedir. 

İkincisi ise ana caddelerin, meydanların, yeşil sahaların ve parkların, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların bahçelerinin altında otopark yapılabilmesi için kurumlar arası mutabakat ve UKOME kararı yeterli sayılacak. Bu karar bütünlükçü yaklaşımla hazırlanmış olan nazım imar planları ve ulaşım ana planlarından uzaklaşılarak parsel bazında noktasal kararları verilmesine neden olacaktır. Böylece merkezi bölgelerdeki yeşil alanların ve meydanların otopark gerekçesiyle zarar görmesi, kamusal alanların tahrip edilmesinin önü açılacaktır. 

YÖNETMELİK ERTELENDİ AMA
İLK UYGULAMA İÇİN İMZA ATILDI

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye Diyanet Vakfı ile protokol imzalayarak yapımını üstlendiği Kızılay’daki Cami projesi de aslında bu yönetmelikle tarif edilen kullanım için çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Kumrular Caddesi ile Necatibey Caddesi kesişimdeki eskiden Bayındırlık Bakanlığı ve Bayındırlık İl Müdürlüğü olarak kullanılan bina 2010 yılında boşaltılmış 2016’da da yıkılarak arsası Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmişti.

Projesi Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan camiyi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hayata geçiriyor. Yaklaşık 4 bin metrekarelik alan üzerine yapılacak olan bin 500 kişi kapasiteli yeni cami için Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Diyanet Vakfı arasında protokol imzalandı.

Kocatepe ve Maltepe camilerinden sonra Ankara’nın üçüncü büyük ibadethanesi olacak caminin zemin altı üç katı ise dolmuş depolama alanı ve otoparkı olarak Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilecek. Güvenpark’taki dolmuş durakları boşaltılarak burayı otopark ve depolama alanı olarak kullanacak. 

Şehir Plancıları Odası’nın itirazına neden olan “ana caddelerin, meydanların, yeşil sahaların ve parkların, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların bahçelerinin altında otopark yapılabilmesi için kurumlar arası mutabakat ve UKOME kararı yeterli sayılacak” tespiti burada hayata geçmiş oluyor. Parsel bazında noktasal kararlarla merkezi bölgelerdeki yeşil alanların ve meydanların otopark nedeniyle zarar görmesi, kamusal alanların tahrip edilebilecek olması endişe yaratıyor.  

GÖZLER GÜVENPARK’TA…

Güvenpark’taki dolmuşlar için yer bulunduğu için artık Güvenpark’ın altına yapılması planlanan otopark projesinin de önündeki engel ortadan kalkmış oluyor. 

Mansur Yavaş göreve geldiğinde ilk olarak Ulus’taki Atatürk Anıtını temizletmişti. Bunun üzerine Ankaralılar Güvenpark’taki Güven Anıtı’nın da temizlenmesi için sosyal medyadan pek çok talep iletmişler ama aradan geçen 1 yılda anıtın ve parkın temizlenmesi sağlanamamıştı. 

2013 yılında Güvenpark için yeraltı otoparkı projesi gündeme gelmiş ama meslek odaları ve Çankaya Belediyesi’nin itirazlar sonunda proje rafa kalkmış 2017’de yeniden tartışılmıştı.

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Ayrancı Sanat Atölyeleri-2: Estetik bir dokunuş, bir nefes

Önceki sayıda kaldığımız yerden sorularımızla devam ediyoruz Ayrancı Sanat Atölyeleri’nden Ekin Yüksel, Şebnem Ulusoy ve Özlem Köse ile konuşmaya. 

Gerek sanatınız gerekse insan odağında mahalle ile karşılıklı etkileşiminizi anlatabilir misiniz? Mahalleye bakışınızdan bahsedebilir misiniz?

Ekin Yüksel / Ekin Ceramic: Daha atölyeyi açmadan birçok insanla tanıştım. Merak edip başlarını uzattılar kapıdan. Kimisi çok mana veremedi, kimisi çok memnun oldu. Esnaf kültürü devam ediyor, herkesle selamlaşmayı seviyorum. Yardım istemeden yardıma koşuyor herkes.

Şebnem Ulusoy / GİKU (Polimer Kil aksesuar): Ayrancı gerek konumu, gerekse hayata aynı pencereden bakan insanların bir arada olması nedeni ile çok değerli bir muhit. İnsanlar hayatın koşturmacası içinde mola vererek kendine ve çevresine zaman ayırabiliyor. Mahalle kültürü o kadar gelişmiş ki büyürken gördüğümüz komşuluk ilişkileri burada hala yaşıyor. Bu sinerji insanın daha güvenli, huzurlu ve üretken hissetmesini sağlıyor.

Özlem Köse / Kaşiger Seramik Atölyesi: Dediğim gibi Ayrancı’da olma sebebim mahalle kültürünü koruyor olması. İstanbul Kuzguncuk’ta  bir ressamın mahalle sergisine şahit olmuştum yıllar önce. Kasapta, manavda, bakkalda, ayakkabıcıda ressamın eserleri sergileniyordu. Ayrancı’da da böyle bir şey yapılabilir belki. Semt sakinleri sanata ve sanatçıya değer veriyorlar, bu olgunun farkındalar. Deneyimlemek isteyen çok kişi var. Ben de ‘kendinizi keşfedin’ diyorum. Ayrancı’da çok sayıdaki sanat atölyesinden herhangi birine girip keşif yolculuğunuzu başlatın derim.

Eskiden kamu yapılarında yer alan seramik işlerin seramik sanatına izleyici ve sanatçı açısından bir katkısı var mıydı? Bu anlayışın yok olması sanatçıları nasıl etkiledi? Mahallemizde böyle bir eser üretmek ister miydiniz? Neresi ve neden?

E.Y.: Evet böyle bir kültür varmış fakat gün değişiyor, yenileniyor. Uyum sağlayamazsanız kaybolmaya mahkumsunuz. Aslında günümüz şartları ve yeni malzemeleriyle inanılmaz işler çıkarılabilir. Fakat pahalı ve artık aranılan şey ruh değil işlevsellik. Ben ise çocuk parklarına projeler yapmak isterdim, çocuklar minicikken şekillense, sanat bizler için normalleşse, yirmi sene sonrası kim bilir nasıl olur?

Ş.U.: Eskiden yapılan tüm yapılarda, hastaneden üniversitesine estetik çok önemli olmazsa olmaz bir unsurdu. Estetiğin varlığı normaldi. Şimdi kutu gibi evlerde bomboş duvarlara bakıyoruz maalesef.

Ö.K.: 10 yıl önce ben de kamu yapılarından birine 1×6 m. ölçülerinde duvar panosu çalışma fırsatı yakalamıştım. Keyifliydi, keşke daha fazla talep olsa tüm şehir sanat koksa. Atolyem meclis duvarı karşısında, zaman zaman o duvara bakıp bir şeyler yapmak geliyor içimden.

Toplum sanattan uzaklaştı mı? Bunu semt ve ülke bazında değerlendirebilir misiniz?

E.Y.: Bence toplum sanattan uzaklaşmadı hatta en yakın zamanında ve aç. Sadece insanlar nereden başlayacaklarını, kimlere bakacaklarını bilmiyor. En çok ne, kim köpürtülürse onu biliyor. Burada sanatçılara, tasarımcılara çok iş düşüyor. Karşıdaki bilmiyor olabilir, biz anlatmakla yükümlüyüz. Kibrini bırakmalı herkes. Ayrancı’yı bu yüzden de seviyorum. İki binadan bir tanesinin altında bir atölye; Deri, ahşap, tekstil, mobilya, seramik…

Ş.U.: Toplumun dinamikleri, bakış açısı değişti. Her şeyi yapmış olmak için yapan bir yapıya büründü. Estetik kaygısından ve sanattan da uzaklaşıldı. Estetiğin olmadığı bir yerde toplumun sanatla bağı ancak belirli kişilerin elinde olabilir.

Ö.K.: Hızlı tüketimi doğuran sebepler, toplumu kullan-at ruh haline dönüştürdü. Ama bir gün farkındalık artacak ve insanların büyük bir bölümü bu yanlıştan dönecek. İyimser günümdeyim yine galiba. Ekonomideki zorluklar insanların alım gücünü düşürüyor ve öncelikler farklılaşıyor. Bizim işimizin maliyeti de yüksek, birçok hammadde ithal maalesef. Bu durum fiyatlarımıza ve dolayısı ile tüketiciye de yansıyor.

Kurs veriyor musunuz? Verdiğiniz eğitimi anlatabilir misiniz? Ayrıca kursların bir amacının da sanatı topluma taşımak, onun terapatik yönünü ve insanların kaybettikleri estetik duygusunu tekrar onlara vermek olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu konudaki düşünce ve değerlendirmelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

E.Y.: Ders veriyorum ve bilgilerimi paylaşmayı seviyorum. Seramiğin beş temel şekillendirmesi ile başlıyorum, sonrasında sır, sır altı, oksit, pigment vb. her türlü detayı paylaşıyorum. Mecburi dersler bitince kendileri çalışmaya başlıyor öğrencilerin. Kimi takı yapıyor, kimi bardak/tabak, kimi figür. Kendini buldukça; yolu, çizgisi belli oluyor. Hobi olarak gelen de oluyor, meslek edinmek isteyen de, hatta iş haline getirip ürünlerini satanlar var. Sanat eğitiminde sadece teknik yetmez, vizyon da aktarılmalı.

Ş.U.: Şu an için işimdeki yoğunluk nedeni ile kurs ya da workshop veremiyorum.

Ö.K.:  Seramiği deneyimlemek isteyen 7 den 77’ye herkese atölyemin kapıları açık. Bu benim için de çok keyifli bir paylaşım. İnsanların çamura dokunup ona boyut vermesi, kişilerin yaralarını soğuttukları bir ortam bulduklarına inanıyorum. Bu inanılmaz bir dokunuş. Farkındalıkların artacağına inanıyorum.

Hiç kuşkusuz ki Ayrancı Semti Ankara’nın önemli sanat merkezlerinden biri olacaktır.

Mini rehbere öneri: Yıldız’da bir atölye

Payam Latifi / Seramik ve illüstrasyon