Şehir Antakyalıları çağırıyor

Antakya’yı bir yıl içinde yeniden inşa edebilir miyiz? Hayır, on yılda da inşa edemeyiz, yüz yılda da. Antakyalılar elini taşın altına koymadıkça Antakya asla geri gelmeyecek, yerine başka bir “şehir” de gelmeyecek. Antakyalılar şehirlerini geri almadıkça, şehirdeki hakkını, şehir hakkını geri almadıkça Antakya geri gelmeyecek. Antakya’nın işte bu yüzden Antakyalıların dönmesine çok ama çok ihtiyacı var.

Bu yazı bir ağıt değil, güzelleme hiç değil, ne de manifesto. İsterim ki bu yazıyı bir Antakyalı’nın, “Kent bir yılda inşa edilebilir mi?” sorusuna Antakya’nın kalbinden, Antakyalı olma hâlinden, o kimlik, o bilinç ve o akılla cevap arayışı olarak okuyun. Antakya’da bir hakkım kaldıysa eğer, o hakkın bir feryada ve çağrıya dönüşmesinin küçük bir anlatısı olsun. Şehir hakkının feryadı ve çağrısı olsun.

Depreme Antakya’nın öğrenci mahallesi Zülüflühan’da yakalandım. Ayakta kalan birkaç yerden biri oldu. Devrilen dolaplar arasından kapıyı açıp çıktım, yakın mahallelere gidip yıkımın şiddetini gördüm, orada neler olduğunu herkes görsün diye ilk günden enkaz resimleri çekip paylaştım, ayaz gecelerde yakılan ateşlerin etrafında uykusuz oturanlara katıldım, kapısı kırılan marketlere girip çıktım, giden gitti kalan kaldı, el ayak çekilip de can güvenliği riski kendini iyice hissettirdiğinde birkaç parça eşyamı alıp arabama bindim ve şehirden ayrıldım. Sırtımı şehire döndüğüm için utandım, suçluluk duygusuna kapıldım -hâlâ böyle hissediyorum. Sonrası gurbet, her yer yaban, nereye baksam boşluk, yönsüzlük, belirsizlik, ve açılan kapılara rağmen ortada kalmışlık duygusu.

Deprem sonrası Antakya
Deprem sonrası Antakya (Foto: Cahit Akın)

Daha eskiye, depremden öncesine gideyim. Okumak için ayrıldığım şehire 47 yıl sonra döndüğümde hafızamdaki Antakya imgesinden geriye devasa bir çöküntü alanı kaldığını görünce çok üzülmüştüm. Değişimi elbette bekliyordum ama bildiğimiz Antakya’nın, o kadim konut ve ticaret mekânlarının böylesine kalpsiz ve akılsızca kendi kaderine terk edilmiş olabileceğini bu denli tahmin edememiştim.

Hemen söyleyeyim: Işıltılı caddeleri, butik otelleri ve lezzet sofralarıyla sizi kendine çağıran o Antakya imgesi, mekânsal kurgu, bizim doğup yetiştiğimiz Antakya’dan çok başka bir hayatı sunuyordu size. O ışıltılı ve boyalı çemberden biraz uzaklaştığınızda kapısını açacak olan yaşlı ve yorgun mekânlar size son yirmi otuz yılda başlarına neler geldiğini, kırk yıllık komşuların çoğunun nasıl çeperlere dağılıp yerine bambaşka bir demografik profilin hâkim olduğunu, yeni Antakyalıları anlatırdı.

Eski otogarın yerine dikilen ne idüğü belirsiz beton nesnenin etrafını saran artık köhnemiş ve esnaf ve iş değiştirmiş dükkânlar, Kurtuluş Caddesinde buluşan ızgara planlı kadim sokaklar ve Uzun Çarşıya bağlanan koridorlar üzerinde omuz omuza değerek dolanan Antakyalılar, dillerin, dinlerin, etnik ayrımların kaynaştığı seslerle ördükleri gündelik yaşam pratiklerini ve tüketim alışkanlıklarını, kimyon ve çökelek kokusuna sararak, bakın hâlâ direniyoruz, buradayız, gitmiyoruz, diyen bir tebessümle anlatırdı size.

Demem o ki, Antakya depremden önce de çok dertliydi, derdinin dermanını arar idi, hükmün efendileri onun sesini işitmez, ondan yüz çevirir, aşına ekmeğine göz diker, rantına iktidarına bakar idi. Lakin Antakyalılar kadim şehrin binlerce yıldır eksilmeyen libidinal enerjisini, yaşam sevincini ve asırlar boyunca nice badireye direnişini miras alıp sürdürür, o direniş ruhunu Antakyalılık kimliğinin ve bilincinin ontolojik ilkesi sayarlardı.

Herkesin herkesi tanıdığı ve komşunun komşudan farkını bildiği, ortaklaşmanın ve çoğullaşmanın, benzeşmenin ve farklılaşmanın, uzlaşmanın ve çatışmanın diyalektik ilişkisine dahil olarak, burası bizim ve biz buraya aitiz, demeyi öğrendiği bir şehirdi Antakya. Antakya’da doğmuş olmaktan, soyunun sopunun orada kök salmış olmasından çok daha ötede bir duygu bu, Antakya’ya ait olma duygusu, Antakyalı olma, Antakyalılaşma hâli. Şehri ayakta tutan buydu aslında.

Deprem sonrası Antakya
Deprem sonrası Antakya (Foto: Cahit Akın)

Antakya yıkıldı ama Antakyalı yıkılmadı. Ailesini yakınlarını komşularını dostlarını kaybetti, evini barkını mahallesini çarşısını okulunu işyerini kaybetti, camisini kilisesini havrasını kahvesini meclisini kaybetti, ama Antakyalılık duygusunu kaybetmedi. Şehirden çaresizce ayrılırken duyduğu keskin acı, gittiği yerden geriye nasıl döneceğini düşünürken girdiği çıkmaz sokak, önüne ballar börekler koyulsa da, altına yumuşacık döşekler serilse de, korkma ben buradayım yalnız değilsin dense de her yerin yaban ve gurbet gelişi ona, bu duygudan işte.

Antakyalı, kim bunu anlar kim anlamaz bilmem ama, Antakya’dan başka bir yerde yaşayamaz. Oradan senelerce ayrı kalır, ama sılasına döneceğini bilir, bunu unutmadan, bunun umuduyla yaşar gittiği her yerde.

Antakyalı olmayı anlarsa insan, Antakya’nın hayata yeniden nasıl döneceğini de görmeye başlar. Antakya bir yıl içinde inşa edilebilir mi yeniden? Kent bir yılda inşa edilebilir mi? Bu sorunun cevabı Antakyalılarda saklı, Antakyalılıkta saklı, hiçbir planda değil, hiçbir konut seferberliğinde değil.

Lefebvre’in mekân kuramını anlatmanın tam zamanı. Mekânın toplumsal üretimini konuşmanın tam zamanı. Temsil mekânları ile mekân temsilleri arasındaki diyalektik ilişkiyi kavramanın tam zamanı. Tasarlanan, algılanan ve yaşanan mekânın üçlü diyalektiğini, mekânın triyalektiğini masaya koymanın, kâğıt üzerinde planlar yapmadan, tek bir çizgi bile çizmeden önce, Antakya’da Antakyalı olmanın anlamını öğrenmenin tam zamanı.

Antakya’yı bir yıl içinde yeniden inşa edebilir miyiz? Hayır, on yılda da inşa edemeyiz, yüz yılda da. Antakyalılar elini taşın altına koymadıkça Antakya asla geri gelmeyecek, yerine başka bir “şehir” de gelmeyecek. Mekânın kullanım değerini üretenler şehrin sakinleridir, onu mübadele değerine indirgeyip rant kaynağına dönüştürenler ise şehrin düşmanları. Antakyalılar şehirlerini geri almadıkça, şehirdeki hakkını, şehir hakkını geri almadıkça Antakya geri gelmeyecek. Antakya’nın işte bu yüzden Antakyalıların dönmesine çok ama çok ihtiyacı var. Şehir Antakyalıları çağırıyor.

Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yazı için yorumlar var “Şehir Antakyalıları çağırıyor”

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir