Anne Frank ve hatıra defteri

Sadece 16 yaşına kadar dünyada kalabilen bu küçük kadın, nazi zulmünden saklanırken yazdığı günlükler ile hatırasını günümüze kadar yaşatmakla beraber, yahudi soykırımının simge isimlerinden biri haline geldi.

Anne Frank, 12 Haziran 1929 yılında, Frankfurt şehrinde dünyaya geldi. Sadece 16 yaşına kadar dünyada kalabilen bu küçük kadın, nazi zulmünden saklanırken yazdığı günlükler ile hatırasını günümüze kadar yaşatmakla beraber, yahudi soykırımının simge isimlerinden biri haline geldi. Anne Frank ve ailesi, 1933 yılında Nazilerin Almanya’yı ele geçirmesinden sonra, Hollanda’ya taşındılar. Ancak, SS birlikleri ailenin izini buldular ve Anne Frank’ın kızkardeşi Margot’yu toplama kampına çağırdılar. İfşa olduklarını anlayan aile, İsviçre’ye kaçmış görüntüsü vererek, günümüzde “Anne Frank Evi Müzesi” olarak bilinen, baba Otto’nun Amsterdam’da bulunan ofisinin gizli üst katında saklanmaya başladı. Anne Frank ve ailesi üst katta saklanırken, alt kat hala aktif bir işletmeydi. Bu nedenle, ailenin gün içinde hareket etmesi, tuvalete gitmesi, duş alması, geceleri ise ışık açması son derece tehlikeliydi. –Anne Frank bu durumu günlüklerinde şöyle anlatır: “Artık birşey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum.”– Anne Frank ve ailesi, neredeyse nefes dahi almadan bu evde iki yıl geçirdiler. 4 Ağustos 1944 yılı sabahı, gizli ev hala ismi bilinmeyen birinin ihbarı sonucunda, SS subayları tarafından basıldı. Aile, toplama kamplarına gönderilirken, onlara yardım eden iki kişi de tutuklandı. Anne Frank, savaşın bitmesine sadece 2 ay kala, Belsen-Belsen Toplama Kampı’nda, tifüs nedeni ile hayatını kaybetti.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Anne Frank, bu gizli evde kalırken, saklanmaya başlamadan kısa bir süre önceki doğum gününde, on üçüncü yaşı için kendisine hediye edilen bir ajandayı günlük haline getirdi ve 2 sene boyunca düzenli olarak yaşadıklarını yazdı. Bu günlük, Anne Frank’ın fikren ve ruhen olgunlaşmasını ve yaşamı yorumlama şeklinin evrimini içtenlikle sunarken, aynı zamanda tüm dünyaya malolmuş kocaman bir savaşı küçük bir kadının gözlerinden görmemizi sağlayan nadide bir eserdir. Anne Frank, içerisinde bulunduğu şartlara rağmen, sevgiyi ve güzelliği mesele eden kadınlardan biriydi. “Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan birşey. Sevgi birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak.” Anne, yaşamak zorunda olduğu küçücük alana, hareketsizliğe, sıkışmışlığa ve tüm korkulara rağmen, iç dünyasında zenginleştikçe zenginleşen; değişmek, gelişmek ve özgürleşmek arzusunda bir çocuk olarak tüm dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. “Ne istediğimi biliyorum, bir amacım, bir fikrim, bir dinim ve sevgim var. Kendimim ve çok mutluyum. Bir kız olduğumu, iç gücü ve çok fazla cesaretli bir kız olduğumu biliyorum.”

Anne Frank’ın Hatıra Defteri, yazarının en büyük dileğini yerine getirmiştir: “Öldükten sonrada yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim?” Anne Frank’ın Hatıra Defteri, altmıştan fazla dile çevrildi ve en çok okunan kurgu olmayan kitap oldu. Savaştan sağ kurtulan tek aile üyesi OttoFrank, kızının günlüğü hakkında şöyle diyor: “Günlüğünü okuyana dek bunca derin düşünceye sahip olduğunu anlayamamıştım. Bu hem şoke olduğum, hem de çoğu ebeveynin çocuklarını gerçekten tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğüm korkunç bir andı.”

Anne Frank, tutuklanmasından sonra sadece altı ay daha hayatta kalabiliyor. Şüphesiz ki, Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ndeki en acı detay, günlüğün son sayfası. Son sayfa, ailenin tutuklanmasından 3 gün önce, 1 Ağustos 1944 tarihinde yazılıyor. Anne, bu son sayfada her zamanki gibi rutin hayatından ve iç dünyasından bahsediyor. Sonrasında, günlük bir anda bitiyor; bir devamı, sonu ya da sonucu olmadan, bir bakıma, son söz söylenmeden. Sadece bu detay dahi, dünya tarihinde hala bir insanlık utancı olarak anılan soykırım ve savaş olmasaydı, Anne Frank’ın yaşaması muhtemel günlerin boşluğu gibi kalbe oturuyor. Daha on yaşındayken İkinci Dünya Savaşı ile tanışan Anne, “Yaşadığım her şeye rağmen insanların kalbinde iyilik olduğuna inanıyorum.” diyor.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri sayısız tiyatro ve filme uyarlandı. Bu eserler, Pulitzer Tiyatro Ödülü, Tony Ödülü ve New York Drama Eleştirmenleri En İyi Oyun Ödülü ve 3 Dalda Oscar ödülünü kazandı. Bununla birlikte, günümüzde müze olan Anne Frank Evi Youtube hesabı, “Anne, 1944 yılında bir günlüğe değil de video kameraya sahip olsaydı neler çekerdi?” sorusunun cevabı olarak, günlükleri video olarak canlandırdı ve 15 bölümlük bir seri yayınladı. Aynı zamanda, “annefrank.org” adresi üzerinden, kitapta bahsedilen gizli ev ve ofisin planını görebilme ve odalara sanal ziyarette bulunabilme imkanı mevcut. İnanıyorum ki, günlüğünün hemen hemen her sayfasında hayallerinden bahseden, yaşamak arzusuyla dolu bu küçük kadının, bu tamamlanmamış ömrün, bizlere öğreteceği çok şey var:

Ve eğer kitap ya da gazete makalesi yazacak kadar yetenekli değilsem de her zaman kendim için yazmaya devam edebilirim. Ama bundan daha fazlasını istiyorum. Annem, Bayan van Daan ve işlerini yapan ve unutulan diğer tüm kadınlar gibi olmayı hayal bile edemiyorum. Bir koca ve çocuklar dışında kendimi adayacağım bir şeye ihtiyacım var benim!

Her şeye rağmen iyiliğe ve güzelliğe inanan, özgür ruhlu emekçi kadınlara.

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları
Ücretsiz E-Bülten Abonesi Olun

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.