Blog

Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi kendisini anlatıyor

Ülkemizde 60 yaş ve üstündekiler, ilkokuldan başlayarak kooperatifçiliğin çocukluk çağında nasıl özendirildiğini anımsarlar. O yıllarda okullarda şimdiki gibi ticari firmaların işlettiği kantinler yoktu, okullarda zorunlu ihtiyaçlar kooperatifler eli ile sağlanırdı. Daha ilkokulda çocuklar biriktirdiği küçük cep harçlıkları ile okul kooperatifine ortak olur, aynı zamanda nöbetleşe satış görevlisi olurlardı. Yıl sonunda kooperatif ortaklarına kâr payı dağıtır, aynı zamanda tasarruf alışkanlığı oluşturulurdu. 

Ne yazık ki ülkemizde kooperatifçilik önceleri sadece yapı kooperatifçiliğine indirgenmiş daha sonra banka kredilerinin pazarlanması amacı ile yapı kooperatifçiliği de katledilmiştir. Bugün kooperatifçiliğin bu durumda olması yeniden hayata geçirilemeyeceği anlamını taşımıyor. 

Bu hatırlatmalar eşliğinde sürdürdüğümüz Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi mahallelerimizle sürdürdüğü bir dizi toplantı ve etkinlik sonrasında da çalışmalarına devam ediyor.

Söz, Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’nde

Biraraya gelmemizin ardından, kuruluşunu gerçekleştirerek yaşayışına devam eden dost ve dayanışmacı kooperatiflerden aktivistlerin davet edildiği toplantılarla karşılıklı fikir alışverişinde bulunularak deneyim arttırma yoluna gidildi. Tüketilecek ürünlerin sağlıklılığı, güvenliği, temini ile tüketime sunulmasını içeren görüşmelerde yürütülen kooperatif süreçlerinin pratiklerini konuşma fırsatımız da oldu.  

Kooperatif kuruluşlarında önemli katkıları bulunan, bu katkılarını bizden de esirgemeyen dönemin Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ile İstanbul’dan Kadıköy Kooperatifi ve Ankara’dan Topal Karınca Tüketim Kooperatifi ile yaptığımız çeşitli toplantılarda, yürütülecek çalışmalara ilişkin bilgilendik, yapılacaklara ilişkin kat edilen deneyimlerden de oldukça yararlandık. Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’nden arkadaşlarımız üretim ve tüketim yerlerine yaptıkları ziyaretlerle yaşanılan süreçleri gözlemleme olanağı buldu ve bizlerin de bilgilenmesine katkı sağladılar. 

Çocuklar için düzenlediğimiz mahalle şenliğinde, girişimimize ilişkin mahalleliyi bilgilendirerek üretim kooperatiflerinden getirttiğimiz doğal ve sağlıklı ürünlerle tanışılmasını sağladık. Ve maalesef hepimizin yaşadığı pandemi salgını bu yürüttüğümüz çalışmalara sekte vurdu. Bu yalnızca bizlere değil, bizler aracılığı ile bu sürecin içerisinde katkı ve dayanışmaları ile yer alacak mahalleli için de geciktirilmiş bir süreç olarak karşımıza çıktı. 

Ayrancı Tüketim Kooperatifi Girişimi’mizin mahalleli ile paylaştığı kuruluş için hazırladığımız ve dağıtımını yaptığımız bildirimiz şöyle:

“Kooperatif Girişimimiz;  üretim, dağıtım, paylaşım ve tüketim ilişkilerinin beraber karar alma, beraber çalışma ve uygulama ilkesiyle gerçekleştirdiği bir örgütlenme modelidir. Kooperatif Girişimimizin temel felsefesi beraber çalışma, kararları ve uygulamayı ortaklaştırma ve dayanışmadır. Benzer kooperatif, dernek ve kurumların oluşturduğu dayanışmacı ekonomi ağları ve örgütlerinin benimsediği hiyerarşik olmayan yatay ilişkileri, kooperatif örgütlenmesi ile oluşturmayı hedefler.

• Bütün tüketim ürünlerini; küçük ölçekli üretim yapan, kolektif örgütlenmiş (kooperatifler, vb.) veya örgütlenme girişimi içerisinde olan üreticilerden, aracısız olarak almayı hedefler.

• Üretim ve tüketim süreçlerini birbirine bağlayabilmek için, üreticilerin ve ürünleri kullananların karşılıklı diyalog içinde olmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirmeye çalışır.

• Tüm karar alma süreçlerinin denetlenebilir, şeffaf ve katılımcı bir çerçevede işlemesi hedeflenir.

• Kolektif çalışmanın gelişmesi, ortakların ve gönüllülerin çalışmalara eşit bir şekilde katılabilmesi için eğitimler düzenler; kendisini yenileyebilecek öğrenme ve aktarım mekanizmaları geliştirir.

• Üretim ve tüketim ilişkilerinde toplumsal faydayı esas alan, doğa ile dost/ekolojik bir çerçeveyi destekler.

• Emeğin ve doğanın savunulması ve korunmasını destekler. Yerel üretimi, yerinde tüketimi destekler. Sağlıklı ve nitelikli ürünlere herkesin erişebilmesini savunur.

• Kooperatif Girişimi’miz kâr amacı gütmez, ortaklarına kâr payı dağıtmaz. Toplumsal faydayı esas alan pratikler icra eder, imkanları dahilinde toplumsal dayanışmayı geliştirmeyi, hak arayışı mücadelelerine maddi veya manevi destek sağlamayı amaçlar.

Dayanışarak büyüyecek, büyüyerek dayanışacağız!

Abdullah Aysu’nun makalesinin tamamı için bakınız:

İletişim: Süleyman Demircan 0532 626 59 01

s.demircan_85@hotmail.com

Yazar Hakkında

+ Yazarın diğer yazıları

Otoparklara virüs etkisi

6. defa ertelenen otopark yönetmeliği neden yürürlüğe giremiyor? 

Özellikle büyük şehirlerde artan araç sayısına paralel olarak büyük bir kabusa dönüşen otopark sorununun çözümü için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bir otopark yönetmeliği hazırlanmıştı. Bu yönetmelik 1 Haziran 2018 tarihinde yürürlüğe girecekti. Fakat bir gece önce alınan bir kararla yürürlüğe girmesi önce 6 ay ertelendi sonra 5 defa daha ertelenerek yürürlüğe girmesi 1 Ocak 2021 tarihine ötelenmiş oldu.

Basında ve sosyal medyada erteleme için pek çok mesaj yayınlanarak TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür edildi. Hisarcıklıoğlu Cumhurbaşkanlığı nezdinde devreye girerek genelde inşaat sektörünün ve özelde müteahhitlerin sıkıntılarını aktardığı ve ertelemenin bu suretle gerçekleştiği anlaşılmış oldu.

Bu kadar ertelenen yönetmelik neden tamamen iptal edilmiyor? İptal edilmiyorsa neden yürürlüğe girmiyor?

Her Daireye Bir Otopark

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca araçların yol açtığı park ve trafik sorunlarının çözümü için otoparklarda yeni düzenlemeye gidilerek binalardaki her konut için bir otopark alanı ayrılması zorunluluğu getirilmişti. Eski yönetmelikte yer alan her 2 daireye 1 otopark zorunluluğu, her daireye bir otopark alanı ayrılması şeklinde düzenlenmişti.

Önce Okul Alanları Gasp Edildi

Bakanlık; yönetmelikteki “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim tesis alanları hariç” ibaresini, “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim tesis alanlarındaki projeler için düzenleme ve onaylar Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olmak üzere” şeklinde güncelledi. Yönetmelikte yapılan bu değişiklikle okulların zeminlerinin altına otopark yapılabilmesinin önü de açıldı.

Otopark Yönetmeliğinde Neler Var?

  • Belediyelerce bu yönde karar alınması halinde, her otopark yerinin ait olduğu dairenin eklentisi olarak tapuda belirtilebilmesi olanağı da getiren yeni yönetmeliğe göre ön bahçe genişliği en az 7 metre olan parsellerde, binaya en az 2 metre mesafe bırakmak kaydıyla ön bahçede açık otopark yapılabilecek. 
  • Zeminin altında kalmak kaydıyla, yan ve arka bahçelerin tamamının altı, ön bahçenin de yola 3 metre mesafe kalana kadar altı tamamen otopark yapılabilir hale getirilecek.
  • Komşu iki parselin sahiplerinin anlaşması ve tapuya şerh düşülmesi halinde de aradaki duvar kaldırılarak bu alanın geçiş yolu şeklinde düzenlenmesi kaydıyla komşu bina bahçeleri de ortak otopark olarak kullanılabilecek.
  • Yeni yönetmelikle parselde mekanik otopark yapılabilmesinin önü açılırken, otopark yapımı mümkün olmayan parseller için de düzenlemeye gidildi. Bu kapsamda mekanik ve otomatik park sistemleri de kullanılmasına rağmen yine de otopark tesisi mümkün olmayan yapılar ile tarihi binalar ve cephesinin darlığı nedeniyle asgari otopark alanı teşkil edilemeyen yapılar haricindeki tüm binalarda otopark bulunması zorunlu olacak. 
  • Otopark teşkil edilemeyen bu binalara yürüyüş mesafesindeki başka bir otoparktan yer gösterilmesi gerekecek, bu durum tapuya şerh edilecek. 
  • Yeni yönetmelikle otopark teşkil edilememesi nedeniyle otopark bedeli alınan parsellere ise mutlak suretle binanın iskanından önce otopark yapılması zorunluluğu getirildi. Böylece otopark bedeli ödendiği için otopark yapımından kaçınılmasının önüne geçilmiş olacak.
  • Otopark yapılamaması nedeniyle alınan otopark bedelinin yüzde 25‘inin peşin ödenerek ruhsat alınması uygulaması da yeni yönetmelikle terk edilerek, bu bedelin tamamının ruhsat alınmadan önce ödenmesi şartı getirildi.
  • Yönetmelikle otopark bedellerine yönelik de düzenleme yapıldı. Bu kapsamda belediye meclislerince kent, sosyo-ekonomik durumu gibi kriterlere göre bölgelere ayrılarak sosyo-ekonomik gelişmişliği düşük bölgelerde otopark bedellerinde yüzde 40’a kadar indirim uygulayabilecek.
  • Yeni düzenlemeyle ana arter yolların altına otopark yapılması imkanı getirilirken okullar hariç, kamu kurumlarının bahçelerinin altına, gerekli tüm emniyet koşulları sağlanmak, giriş çıkışı kamu kurumu giriş çıkışından ayrı olmak ve ilgili kurumdan izin alınmak kaydıyla otopark yapılabilecek.
  • Otopark Yönetmeliği’yle park ve meydanların üst dokusu bozulmadan altına otopark yapılabilmesi mümkün hale gelecek. Ancak tüm otopark alanlarının yüzde 1’i bisiklet, yüzde 5’i engelli ve yüzde 2’si elektrikli araçlar için düzenlenecek.
  • Açık otoparkların zemini su geçiren malzemeden olacak. Böylece, yağmur suyunun toprakla buluşması da sağlanacak.

Otopark Yönetmeliği 2020 Nedir? 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Otopark Yönetmeliği, müteahhitlere yeni yapılan binalarda her daireye en az bir otopark yapma zorunluluğu getiren özel bir yönetmelik.  Bu yönetmelik uygulamaya girdiği tarihten itibaren yapılacak olan tüm yeni binalarda inşa edilecek olan daire sayısına göre müteahhitlerin otopark yapma zorunluluğu da yürürlüğe girecek olup, bu da müteahhitlerin inşaat alanlarının azalması ile inşaat maliyetlerinin yükselmesine neden olacak. 

Otopark Yönetmeliği Neden Ertelendi, Ne Zaman Yürürlüğe Girecek? 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından daha önce yapılan tüm açıklamalarda söz konusu yönetmeliğin 2020 yılı başında uygulamaya geçirileceği duyurulmuştu.  Ancak koranavirüs salgınının patlak vermesi ve salgın döneminde inşaat sektöründeki satışların azalması nedeniyle inşaat firmalarının yoğun talepleri ile 30 Haziran 2020 tarihi itibari ile hayata geçirilmesi beklenen otopark yönetmeliği bir kere daha ertelenmiş oldu.  Otopark yönetmeliği alınan son karar ile 31 Aralık 2020 tarihi itibari ile bir kere daha uzatma kararı alınmazsa hayata geçirilecek.  

Söz konusu yönetmelik sadece yeni yapılacak olan binaları kapsayacak ve eski binalara bir zorunluluk yüklemeyecek. 

Şehir Plancıları Odasına Göre Yeni Yönetmelik Yeni Ulaşım Sorunları Yaratacak! 

Şehir Plancıları Odası yönetmeliğin çıktığı dönemde bir açıklama yayınlayarak yönetmeliğe ilişkin endişelerini sıraladı. Odanın endişeleri iki önemli noktaya dikkatleri çekiyor.

Birincisi; kentlerdeki mevcut yapıların ön çekme mesafelerinin genellikle 7 metrenin altında olması ve arka bahçe mesafelerinin de yetersizliği düşünüldüğünde mevcut yapılardaki otopark yapımı teşvikleri gerçekleşemeyecektir. Bu bakımından her daireye bir otopark önerisinin kısa ve orta vadede özellikle mevcut dokularda otopark sayısını artırmayacağı görülmektedir. 

İkincisi ise ana caddelerin, meydanların, yeşil sahaların ve parkların, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların bahçelerinin altında otopark yapılabilmesi için kurumlar arası mutabakat ve UKOME kararı yeterli sayılacak. Bu karar bütünlükçü yaklaşımla hazırlanmış olan nazım imar planları ve ulaşım ana planlarından uzaklaşılarak parsel bazında noktasal kararları verilmesine neden olacaktır. Böylece merkezi bölgelerdeki yeşil alanların ve meydanların otopark gerekçesiyle zarar görmesi, kamusal alanların tahrip edilmesinin önü açılacaktır. 

YÖNETMELİK ERTELENDİ AMA
İLK UYGULAMA İÇİN İMZA ATILDI

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye Diyanet Vakfı ile protokol imzalayarak yapımını üstlendiği Kızılay’daki Cami projesi de aslında bu yönetmelikle tarif edilen kullanım için çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Kumrular Caddesi ile Necatibey Caddesi kesişimdeki eskiden Bayındırlık Bakanlığı ve Bayındırlık İl Müdürlüğü olarak kullanılan bina 2010 yılında boşaltılmış 2016’da da yıkılarak arsası Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmişti.

Projesi Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan camiyi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hayata geçiriyor. Yaklaşık 4 bin metrekarelik alan üzerine yapılacak olan bin 500 kişi kapasiteli yeni cami için Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Diyanet Vakfı arasında protokol imzalandı.

Kocatepe ve Maltepe camilerinden sonra Ankara’nın üçüncü büyük ibadethanesi olacak caminin zemin altı üç katı ise dolmuş depolama alanı ve otoparkı olarak Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilecek. Güvenpark’taki dolmuş durakları boşaltılarak burayı otopark ve depolama alanı olarak kullanacak. 

Şehir Plancıları Odası’nın itirazına neden olan “ana caddelerin, meydanların, yeşil sahaların ve parkların, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların bahçelerinin altında otopark yapılabilmesi için kurumlar arası mutabakat ve UKOME kararı yeterli sayılacak” tespiti burada hayata geçmiş oluyor. Parsel bazında noktasal kararlarla merkezi bölgelerdeki yeşil alanların ve meydanların otopark nedeniyle zarar görmesi, kamusal alanların tahrip edilebilecek olması endişe yaratıyor.  

GÖZLER GÜVENPARK’TA…

Güvenpark’taki dolmuşlar için yer bulunduğu için artık Güvenpark’ın altına yapılması planlanan otopark projesinin de önündeki engel ortadan kalkmış oluyor. 

Mansur Yavaş göreve geldiğinde ilk olarak Ulus’taki Atatürk Anıtını temizletmişti. Bunun üzerine Ankaralılar Güvenpark’taki Güven Anıtı’nın da temizlenmesi için sosyal medyadan pek çok talep iletmişler ama aradan geçen 1 yılda anıtın ve parkın temizlenmesi sağlanamamıştı. 

2013 yılında Güvenpark için yeraltı otoparkı projesi gündeme gelmiş ama meslek odaları ve Çankaya Belediyesi’nin itirazlar sonunda proje rafa kalkmış 2017’de yeniden tartışılmıştı.

Yazar Hakkında

1967 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1995 yılından bu yana kendi firmasında yayıncılık yapmaktadır. 2014-2019 arasında Çankaya Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı.

Ayrancı Sanat Atölyeleri-2: Estetik bir dokunuş, bir nefes

Önceki sayıda kaldığımız yerden sorularımızla devam ediyoruz Ayrancı Sanat Atölyeleri’nden Ekin Yüksel, Şebnem Ulusoy ve Özlem Köse ile konuşmaya. 

Gerek sanatınız gerekse insan odağında mahalle ile karşılıklı etkileşiminizi anlatabilir misiniz? Mahalleye bakışınızdan bahsedebilir misiniz?

Ekin Yüksel / Ekin Ceramic: Daha atölyeyi açmadan birçok insanla tanıştım. Merak edip başlarını uzattılar kapıdan. Kimisi çok mana veremedi, kimisi çok memnun oldu. Esnaf kültürü devam ediyor, herkesle selamlaşmayı seviyorum. Yardım istemeden yardıma koşuyor herkes.

Şebnem Ulusoy / GİKU (Polimer Kil aksesuar): Ayrancı gerek konumu, gerekse hayata aynı pencereden bakan insanların bir arada olması nedeni ile çok değerli bir muhit. İnsanlar hayatın koşturmacası içinde mola vererek kendine ve çevresine zaman ayırabiliyor. Mahalle kültürü o kadar gelişmiş ki büyürken gördüğümüz komşuluk ilişkileri burada hala yaşıyor. Bu sinerji insanın daha güvenli, huzurlu ve üretken hissetmesini sağlıyor.

Özlem Köse / Kaşiger Seramik Atölyesi: Dediğim gibi Ayrancı’da olma sebebim mahalle kültürünü koruyor olması. İstanbul Kuzguncuk’ta  bir ressamın mahalle sergisine şahit olmuştum yıllar önce. Kasapta, manavda, bakkalda, ayakkabıcıda ressamın eserleri sergileniyordu. Ayrancı’da da böyle bir şey yapılabilir belki. Semt sakinleri sanata ve sanatçıya değer veriyorlar, bu olgunun farkındalar. Deneyimlemek isteyen çok kişi var. Ben de ‘kendinizi keşfedin’ diyorum. Ayrancı’da çok sayıdaki sanat atölyesinden herhangi birine girip keşif yolculuğunuzu başlatın derim.

Eskiden kamu yapılarında yer alan seramik işlerin seramik sanatına izleyici ve sanatçı açısından bir katkısı var mıydı? Bu anlayışın yok olması sanatçıları nasıl etkiledi? Mahallemizde böyle bir eser üretmek ister miydiniz? Neresi ve neden?

E.Y.: Evet böyle bir kültür varmış fakat gün değişiyor, yenileniyor. Uyum sağlayamazsanız kaybolmaya mahkumsunuz. Aslında günümüz şartları ve yeni malzemeleriyle inanılmaz işler çıkarılabilir. Fakat pahalı ve artık aranılan şey ruh değil işlevsellik. Ben ise çocuk parklarına projeler yapmak isterdim, çocuklar minicikken şekillense, sanat bizler için normalleşse, yirmi sene sonrası kim bilir nasıl olur?

Ş.U.: Eskiden yapılan tüm yapılarda, hastaneden üniversitesine estetik çok önemli olmazsa olmaz bir unsurdu. Estetiğin varlığı normaldi. Şimdi kutu gibi evlerde bomboş duvarlara bakıyoruz maalesef.

Ö.K.: 10 yıl önce ben de kamu yapılarından birine 1×6 m. ölçülerinde duvar panosu çalışma fırsatı yakalamıştım. Keyifliydi, keşke daha fazla talep olsa tüm şehir sanat koksa. Atolyem meclis duvarı karşısında, zaman zaman o duvara bakıp bir şeyler yapmak geliyor içimden.

Toplum sanattan uzaklaştı mı? Bunu semt ve ülke bazında değerlendirebilir misiniz?

E.Y.: Bence toplum sanattan uzaklaşmadı hatta en yakın zamanında ve aç. Sadece insanlar nereden başlayacaklarını, kimlere bakacaklarını bilmiyor. En çok ne, kim köpürtülürse onu biliyor. Burada sanatçılara, tasarımcılara çok iş düşüyor. Karşıdaki bilmiyor olabilir, biz anlatmakla yükümlüyüz. Kibrini bırakmalı herkes. Ayrancı’yı bu yüzden de seviyorum. İki binadan bir tanesinin altında bir atölye; Deri, ahşap, tekstil, mobilya, seramik…

Ş.U.: Toplumun dinamikleri, bakış açısı değişti. Her şeyi yapmış olmak için yapan bir yapıya büründü. Estetik kaygısından ve sanattan da uzaklaşıldı. Estetiğin olmadığı bir yerde toplumun sanatla bağı ancak belirli kişilerin elinde olabilir.

Ö.K.: Hızlı tüketimi doğuran sebepler, toplumu kullan-at ruh haline dönüştürdü. Ama bir gün farkındalık artacak ve insanların büyük bir bölümü bu yanlıştan dönecek. İyimser günümdeyim yine galiba. Ekonomideki zorluklar insanların alım gücünü düşürüyor ve öncelikler farklılaşıyor. Bizim işimizin maliyeti de yüksek, birçok hammadde ithal maalesef. Bu durum fiyatlarımıza ve dolayısı ile tüketiciye de yansıyor.

Kurs veriyor musunuz? Verdiğiniz eğitimi anlatabilir misiniz? Ayrıca kursların bir amacının da sanatı topluma taşımak, onun terapatik yönünü ve insanların kaybettikleri estetik duygusunu tekrar onlara vermek olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu konudaki düşünce ve değerlendirmelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

E.Y.: Ders veriyorum ve bilgilerimi paylaşmayı seviyorum. Seramiğin beş temel şekillendirmesi ile başlıyorum, sonrasında sır, sır altı, oksit, pigment vb. her türlü detayı paylaşıyorum. Mecburi dersler bitince kendileri çalışmaya başlıyor öğrencilerin. Kimi takı yapıyor, kimi bardak/tabak, kimi figür. Kendini buldukça; yolu, çizgisi belli oluyor. Hobi olarak gelen de oluyor, meslek edinmek isteyen de, hatta iş haline getirip ürünlerini satanlar var. Sanat eğitiminde sadece teknik yetmez, vizyon da aktarılmalı.

Ş.U.: Şu an için işimdeki yoğunluk nedeni ile kurs ya da workshop veremiyorum.

Ö.K.:  Seramiği deneyimlemek isteyen 7 den 77’ye herkese atölyemin kapıları açık. Bu benim için de çok keyifli bir paylaşım. İnsanların çamura dokunup ona boyut vermesi, kişilerin yaralarını soğuttukları bir ortam bulduklarına inanıyorum. Bu inanılmaz bir dokunuş. Farkındalıkların artacağına inanıyorum.

Hiç kuşkusuz ki Ayrancı Semti Ankara’nın önemli sanat merkezlerinden biri olacaktır.

Mini rehbere öneri: Yıldız’da bir atölye

Payam Latifi / Seramik ve illüstrasyon

Ayrancı semtinin kuşları-2

Geçtiğimiz ay semtimizde gözlemleyebileceğimiz kuşları tanıtmaya başlamıştım ve büyük baştankara, karatavuk ve sığırcık kuşlarını detaylı aktarmıştım. Ayrıca, kuş gözlemciliği kavramını ve nasıl şehir kuşçuluğu yapabileceğinizi anlatmıştım. Bu ay ebabil, yeşil papağan ve kumruyu sizlere tanıtarak seriye devam ediyorum. 

Kumru (Streptopelia decaocto)

Güvercinimsilerden bir kuştur; güvercinden daha küçük ve zariftir. Gövdesi açık kum rengi, gri ve kahve tonlarındadır. Gözleri koyu kırmızıdır. İnce ve uzun bir gagası vardır. Bacakları koyu pembedir. Erişkinlerin ensesinde siyah yarım bi halka vardır; genç bireylerde halka olmaz. Ötüşü “gu-guu-guh” kalıbının 5-6 kez tekrarıdır. Bu ötüşten dolayı ‘gugukçuk’ yada ‘yusufçuk’ olarak bilinir. Uçarken kanatlarından ıslıksı sesler duyulur. Kumru aslında yerli bir tür değildir; kafeslerde beslenmek üzere 19. yüzyılda Orta Doğu’dan getirilmiştir.  Doğaya salınan bireyler uyum sağlamış ve üremeye başlamıştır. Kumru, şehirlerde insanla birlikte yaşamaya uyum sağlamıştır ancak aslında bir kır kuşudur.

Ebabil (Apus apus) 

Nisan ayından itibaren, Temmuz ayının sonlarına kadar Ankara semalarında özellikle sabahları ve akşamüstleri gökyüzünde çığlıklar atarak dolaşan bu kuşu mutlaka biliyorsunuzdur. Kırlangıca benzediği için yanlışlıkla kırlangıç olarak da adlandırılır. Oysa, kırlangıçlar ve ebabiller farklı ailelere (familya) ait türlerdir. Uzun kavisli kanatları, kısa ve çatallı kuyruğuyla çok hızlı uçmaya ve havada uçan böcekleri yakalamaya uyum sağlamışlardır. Genelde siyah yada kahverengi olurlar. Ebabiller, havada en uzun kalan kuşlardır. Uçarken uyurlar, yer ve içerler, oyun oynarlar, eş seçer ve kur yaparlar. Ayakları kısa ve zayıf olduğundan olağanüstü bir durum dışında asla yere konmazlar. Yerden havalanmaları oldukça zordur, belli bir yükseklikten havalanmaları gerekir. Çok hızlı uçarlar ve manevra kabiliyetleri yüksektir. Manevra kabiliyetinin yüksekliği ile ön plana çıkan bazı araba modellerine Swift adı verilmesinin kaynağı ebabillerdir; Swift ebabil kuşunun İngilizce adıdır. Ebabiller ailesinin birçok farklı türü vardır; ak karınlı, küçük, boz ebabil gibi. Ankara’ya yaz göçmeni olarak gelen ebabildir. Yaz aylarında İstanbul’da gözlemleyeceğiniz ise bizim ebabile benzer ama onlar ak karınlı ebabillerdir. Ankara’ya üremek için gelir. Tek eşlidirler. Çiftler her yıl aynı yuvaya döner. Eşlerin ölmesi üzerine farklı eş seçimine gidilir. Binaların çatılarında yuva yaparlar. 

Ben yıllardır her sene gelişlerini gözlemliyorum; Nisan ayının ilk haftası, genelde 6-7 Nisan tarihlerinde ilk bireyleri Meclis parkının üzerinde görüyorum. Sayıları ilk aylarda düşükken, yaz ortasında yavrularıın uçmaya başlamasıyla neredeyse ikiye katlanmış oluyor. Temmuz ayının sonlarında birdenbire gidiyorlar ve gökyüzü sessizleşiyor. ‘Gökyüzünün yaramaz çocukları’ olarak adlandırdığım bu kuşu izlemek için son zamanlar.

Yeşil Papağan* (Psittacula krameri)

Anavatanı Afrika, Güney Asya ve bazı Orta Doğu ülkeleri olan bu kuşlar, Avrupa’ya Büyük İskender’in askerleri tarafından getirilmiştir. Salınan veya kafesten kaçan bireyler uyum sağlamış ve üremeyi başarmışlardır. Parlak zümrüt yeşil renkleri vardır, gagaları kırmızıdır ve kuyrukları uzundur. Boynun arkasına doğru pembe, ince bir boyun halkası vardır. Erkeğin boğazı siyah, dişininki yeşildir. Genç bireyler dişiye benzer ancak gagası daha açık renkli ve kuyruğu daha kısadır. Hızlı uçar ve güçlü kanat çırpar. Uçuşta çığlıksı ‘kiek, kiiek’ sesi duyulur. Ağaç kovuklarında yuva yapar. Kışın gruplar oluştururlar. En iyi konuşabilen 5 papağan türünden biridir ve 250 kelime öğrenebilir.

Türkiye’de doğada bir papağan bireyi ilk kez 1975 yılında Çankaya’da kafes kaçkını olarak gözlenmiştir. 80’li yıllarda bir birey olarak düzensiz aralıklarla Ankara’da gözlenen papağanlar, 90’lı yıllarda artık sürüler halinde görülmeye başlanmıştır. Bugün artık Ankara ve İstanbul da dahil olmak üzere ülkemizde çeşitli bölgelerde üremektedirler. Halk arasında Pakistan papağanı da denilen yeşil papağan, zorlu iklim koşullarına oldukça dayanıklı olduğundan, Ankara’nın sert kış koşullarına uyum sağlamıştır. Üreme dönemi erkendir; Ocak ayında başlar. Ankara’da dört mevsim park ve bahçelerdeki ağaçların meyve ve tohumları ile beslenirler. Sayıları her geçen gün artmaktadır. Ankara’da Meclis yerleşkesi, Anıtkabir ve üniversite kampüsleri gibi korunaklı alanlarda sık sık gözlenen papağanlar, karantina günlerinde insan ve trafik baskısının ortadan kalkması ile daha çok dikkat çekmeye başladılar, aslında onlar 45 yıldır aramızda ama belki biz onların çığlığı andıran seslerini ve yeşil renklerini yeni fark ediyoruz. 

*Yeşil papağanlar konusunda katkıları için Doç. Dr. Esra Per’e (Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü) teşekkürler.

Kaldırımda yayalara yer yok

Haziran ayında Alidede Sokak’ta sabahın erken saatlerinde başlayan kazı çalışması muhtarın müdahalesiyle durduruldu. 

Alidede Sokak ile Şimşek Sokak köşesinde kaldırımda varolan 4 panoya ek olarak yeni bir Telekom dağıtım panosu için kazı yapılıyordu. Muhtar kaldırım ortasına, yaya geçişini tamamen engelleyen bir noktaya yapılan kazının iptali için yetkilileri aradı. Önce kazıyı yapan müteahhit firmanın yetkilileriyle, sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi Zabıtasıyla en son da Ankara Büyükşehir Belediyesi AYKOME (Altyapı Koordinasyon Merkezi) yetkilileriyle görüşerek panonun yanlış yerde yapıldığını bildirdi. Sadece bunu değil daha önce yapılan ve yaya geçişini engellediği için yıllardır şikayet konusu olan diğer panonun yerinin de yanlış olduğunu, bunların düzeltilerek konulmasını istedi. 

ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN GÖNÜL ALAN DÜZENLEME

AYKOME yetkilileri şikayet üzerine yerinde yapılan tespitle muhtarın talebini haklı bularak önce yeni yapılan panoyu sokak ortasından alarak kenara, duvara dayalı inşa ettiler. Bir hafta sonra da önceki yıllarda yapılan kaldırımın ortasındaki büyük panoyu sökerek kenara aldılar. Kaldırım yayaların kullanımında kaldı, panolar kenara sıralandı, kamu yararı gözetilerek herkesin kullanımı için yapılan panolar hiç kimsenin hakkını gasp etmeden düzenlenmiş oldu.

Kaldırımlar hangi şartlarda kullanılabilir?

Şehirdeki kamu alanları içerisinde en yoğun işgal altındaki yerler bildiğiniz gibi kaldırımlarımız. Kamusal alan; en yanlış anlaşılan kavramlardan biridir. Kamusal alan “devlete ait yer” olarak bilinir, halbuki kamusal alan “herkese ait yer” demektir. Yani parklar, yeşil alanlar, kaldırımlar, kamu binaları, sokaklar ve caddeler herkese aittir.

Kamusal alanlarımız yıllardır çeşitli gerekçelerle işgal altında. Parklara yapılan muhtarlık binaları, elektrik trafoları, enerji panoları, kaldırımlara yapılan taksi durakları, reklam panoları, Telekom dağıtım kutuları, internet, televizyon, telefon kutuları, baz istasyonları… 

Kaldırımlarda herşey var ama yürüyecek yer yok.

Kaldırım, yeşil alan gibi yerlerin kullanımı; kamu hizmeti gören işletmecilere ve ulaştırma hizmetlerine kamu ve özel mülkiyet alanlarını kullanabilme hakkı olarak tanımlanan “Geçiş Hakkı” kavramı yasa ile tanımlanmıştır. Yani iletişim, elektrik, gaz, su vb ile demiryolu ve toplu taşıma hizmetlerinin sağlanabilmesi için yapılacak boru döşeme, direk dikme, baz istasyonu kurma ve yol geçirebilmek için gerekiyorsa kaldırımlar, yeşil alanlar hatta özel mülkiyetteki arsa, bahçe gibi yerlerden “geçiş hakkı” kullanımı tanınmıştır.

Bu hak eğer kaldırım, yeşil alan gibi yerler için kullanılacaksa Belediye başkanlığına bir yazı ile başvuru yapılarak hangi yerlerde ne tür bir ihtiyaç olduğu belirtilerek buraların kullanımı için izin istenir. Belediye meclisine sunulan talepler belediye meclisinin onayı ile karar altına alınır.

Pek çok yerde belediye buralara izin vermesin, kullandırmasın şeklinde itirazlara neden olan uygulamada belediyenin kararı reddetme hakkı ilgili yasalarca “geçiş hakkı” tanınması nedeniyle bulunmamaktadır.

Buraların kullanımında kaldırım ortasına pano konulması, yaya geçişini engellemesi vb durumlar belediye tarafından değil müteahhit firmaların özensiz çalışmaları nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle yapılan işlerin denetlemesinin ve yer seçiminin belediyeler tarafından yapılarak gerekli durumlarda başka uygun yerler gösterilmesi ile çözülmelidir. Kaldırımlar, yeşil alanlar, parklar, yollar kimsenin değildir hepimizindir.

Ankara’da baharın habercisi: Ayrancı erguvanları

Erguvanlar açmış, bahar gelmiş Ankara’ya!
Ankara’ya baharın gelişini erguvanlar müjdeler bana.
Cemreler düşer… Nisan ayı gelir… Beklerim erguvanların açmasını…

Nisan ayı ortasında açar Ankaralı erguvanlar. Bazen gecikirler ama olsun. Mis kokulu leylaklar, coşkulu sakuralar, güzel ılgınlar ve mor salkımlar da aynı zamanda açarlar.

Ahmet Hamdi Tanpınar “Kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır” diyor. Benim bahar bayramım erguvanlar açınca başlıyor. Bu bayram zamanı benim için en güzel zamanlarıdır Ankara’nın.

Akdeniz iklimi ağacı olan erguvanı, yıllar içinde başta Ayrancı olmak üzere Ankara’nın tüm semtlerinde aradım ve kayıt altına aldım. 

Her baharda, Nisan ayının ortaları yaklaşınca yıllardır gözlediğim ağaçları tek tek ziyaret ederim. Onları görünce işte bahar geldi der ve sevinirim. 

Önce çiçekleri açtığı için ilginç bir ağaçtır erguvan. Adını verdiği erguvani rengi çiçekleri ile ağacın gövdesini ve dallarını süsler. 2-3 hafta süren çiçekli dönemlerinde mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. 

Erguvan rengi çok özel bir renktir. Geçmişte olduğu gibi bugün de mor boya, dikenli deniz salyangozlarının salgıladığı bir sıvıdan, her bir salyangozdan yalnızca bir damla elde ediliyor. Bu amaçla Surlular, Akdeniz sahilleri boyunca sık sık görülen brandaris ve trunculus cinsi dikenli salyangozları kullanmışlar. Salyangozların toplandığı bölgeye göre, morun farklı tonları elde ediliyormuş. Zor elde edilen bu boya çok değerliymiş ve Bizans döneminde sadece imparator ailesine tahsis edilmiş. Bu nedenle erguvan rengi Bizans Dönemi içinde “İmparatorluk Moru” olarak anılmıştır.

Ülkemizde farklı yöresel isimleri olan erguvan ağacı bazı yerlerde çiçekleri çiğ ya da yağda kavrularak yenir, salatanın üzerine konur, reçeli ve şurubu yapılır. Erguvan kelimesinin kökenine bakınca ağacın isminin çiçeklerinin nefis renginden geldiğini görüyoruz. Çok eskilerden Akadçada mor rengi ifade eden “argamannu” kelimesi Aramiceye “argvana”, sonra Arapçaya “ercuvani” ve dilimize “argavan” olarak geçmiş.

En güzel erguvanlar nerede?

Ankara’da Çankaya, Kavaklıdere, Ayrancı, Bahçelievler, Emek, Maltepe – Anıttepe arası, Yenimahalle, Dikmen, Esat, Ümitköy, Konutkent, büyükelçiliklerin bahçeleri, TBMM bahçesi ve Milli Egemenlik Parkı, ODTÜ yerleşkesi ve Ankara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi bahçesinde en güzel erguvanları görmek mümkün. Bunlar içinde Ayrancı erguvanları bir başkadır.

Hem yürümek hem de erguvanları görmek isterseniz size birkaç rota önereceğim. İlk tercihiniz şu olmalı: Çankaya Köşkü’nden aşağı Protokol Yolu boyunca yürüyün, Büyükelçiliklerin bahçelerine dikkatlice bakın, parkları ve Pembe Köşkü ziyaret edin en güzel erguvanlar için. Yolun sonunda Polonya Büyükelçiliği ve hemen karşısındaki Gül Bahçesi Parkı en güzel erguvanları saklar içinde. Burada biraz dinledikten sonra Cinnah Caddesi’ne çıkıp İsveç Büyükelçiliği ve yolun karşısındaki erguvanı ziyaret edin. Biraz daha yürümek isterseniz Gelibolu Sokak’tan Şili Meydanı’na çıkın ve oradan aşağı yürüyerek Kuveyt Caddesi (geçen sene kesilen erguvanın köklerine), Meneviş Sokak ve Kuzgun Sokak’ta apartman önü ve bahçelerdeki erguvanları mutlaka görün.

Yürüyüş için ikinci önerim şudur: Arjantin Caddesi’nin başında yer alan Yeşil Vadi Parkı’ndaki yaklaşık 25 erguvan ağacını ziyaret edin.  Oradan J. F. Kennedy Caddesi’ni yürümeniz ve apartmanların ön bahçelerindeki ağaçlara dikkatli bakmanızı öneririm. Biraz yürüdükten sonra tekrar Tunalı Hilmi Caddesi’ne doğru dönüp Güniz Sokak ve Buğday Sokak apartmanlarının önünde ve arka bahçelerinde yaşlı erguvan ağaçlarını görebilirsiniz.

Biraz daha yürürseniz Tunus Caddesi ve J.F.Kennedy Caddesi köşesinde iki erguvan ağacının sizi beklediğini göreceksiniz. Oradan yürüyerek Paris Caddesi’nin sonundaki Ankara’daki en uzun erguvan ağaçlarından birini selamlayın ve Milli Egemenlik Parkı ile TBMM bahçesindeki erguvanları seyredip selamlayarak bitirebilirsiniz.

Nisan ayı sonunda bu rotalarda yürümenizi ve tüm bu ağaçları görmenizi öneririm. Durmalarla birlikte en fazla üç saatinizi alacaktır.

Bunları devamlı olarak ziyaret edince, kesilen veya özensiz budama yapılan erguvan ağaçlarını görünce üzülüyorum. Kuveyt Caddesi ve Güvenlik Caddesi köşesindeki ağaç 2019 yılında, Gül Bahçesi Parkı’ndaki erguvanlardan biri 2017 yılında budandı ve 2018 yılında kesildi. Kuğulupark’taki erguvan ise 2016 yılında kesildi. Umarım bu ağaçların bakımı ve budanması konusunda bir kültür gelişir. Aklımıza sadece kesmek gelmez artık.

A. Süheyl Ünver bir yazısında “Erguvana şiir söyleme, anlatamazsın. Kendisi şiir. Gör ve duy, kâfi” diyor. 

Bu şiiri görmek ve duymak için Nisan ayı ortasında Ankara sokaklarında ve parklarında erguvanları keşfetmenizi öneririm! Her an bir sokak köşesinden bir erguvan ağacı size gülümseyebilir.

Erguvan ağacı

Erguvan dünyada 11 farklı türü olan Baklagiller familyasından bir ağaçtır. Bu ağaçlar Kuzey Amerika, Meksika, Çin, Doğu Asya ve Akdeniz’de yetişir. Ülkemizde Akdeniz ikliminin olduğu bölgelerde doğal olarak yetişen ağaç ve ağaççık türü Cercis siliquastrum dur. Genellikle Nisan ortası – Mayıs aylarında kendine has renkte çiçekler açan, kalp şeklindeki yaprakları çiçekten sonra oluşan, kırmızı-kahverengi bakla şeklinde ince ve yassı bir yemiş veren bir ağaçtır. Bu bakla içinde çok sert kabuklu, mercimek gibi yassı 6-15 adet tohum vardır. Ankara’da Bilkent sokakları, Dikmen Vadisi, TBMM bahçesinin Dikmen Caddesi’ne bakan bölümü ve Ankara Üniversitesi Tandoğan Yerleşkesi’nde görmek mümkün.

Erguvan ağaçlarını budamak

Genelde budama gerekmez ve sonucu riskli olabilir. Budama sonrasında mantar hastalıklarına yakalanma olasılığı fazladır. Budama kaçınılmazsa en uygun zamanı olan çiçeklenme dönemi geçince hafif budama yapılması önerilir. Uygun budama aletleriyle yaralamadan dümdüz kesilmesi ve sonrasında hemen özel budama sıva veya macunlarıyla kesik yerlerin sıvanması önemlidir. 

Meneviş Sokağın erguvanları